‘Şiddetli maddi yoksunluk’ içinde 7.5 milyon çocuk yarattınız

‘Şiddetli maddi yoksunluk’ içinde
7.5 milyon çocuk yarattınız

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 15.5.18
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Tümüyle devletin resmi kurumundan, (TÜİK) Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri bunu söylüyor: Uluslararası kurumların tüm ülkelerce kabul edilen göstergelerine göre, yoksunluk ve şiddetli maddi yoksunluk kategorilerinde yaşayan milyonlarca insanımız var. Belki de bunlar arasında en önemlisi, 7.5 milyon çocuğumuzun ülkemizde “şiddetli yoksunluk” (dolayısıyla yoksulluk) içinde yaşıyor olmasıdır. Üstelik sayıları durmadan artarak!

Bu iktidarın ülkeye en büyük hediyelerinden biri! Bu kategorideki çocuklarımızın yaşamının önünde büyük engeller olduğunu hemen çıkarsayabiliriz: Ailesi yoksul, çevresi yoksul, beslenmesi yoksul, bunun sonucu beyinsel etkinlik kapasitesi başkalarına göre daha az; dar çevrede yaşadığı ve çocukluğunu çok yönlü ilişkiler – algılamalar – fiziksel temaslar içinde geçiremediği için beyninde nöronal ilişkiler ağı daha zayıf (konnektum eksikliği)…

Tüm eşitsizliklerin anası 
İçinde bulunduğu durum, özellikle eğitimde fırsat eşitsizliğini de anlatıyor zaten. Yalnızca eğitimde mi eşitsizlik? Toplumsal tüm eşitsizlikler, en çok, şiddetli yoksulluk içindeki çocuk sahibi ailelerde başlıyor. Bu aileler, yaşam standartlarının yükselmesi en zor aileler. Sorunların da herhalde en çok çıktığı aile yapısı… İş sorunu çok, çocukların okuması zor… Bu aile yapısı içindeki çocuklar, genellikle ileride yine benzer aile yapılarının de üretildiği kaynaklar oluyor. 
Kuşkusuz bu aile yapılarından gerçekten içinde bulunduğu cendereyi parçalayıp yükselen çocuklar yok mu, var ama sayılarının – oranlarının dikkate alınamayacak derecede az olduğunu varsayabiliriz. Daha pek çok eşitsizlik ve sorun sayabiliriz bu bağlamda.

26 milyondan söz ediyoruz 
Biraz daha ayrıntıya girelim, çünkü AKP iktidarı ülkemizde üç beş kuruş iane ile yoksulları kendi çemberi içinde tutma politikası izlerken, yoksulluğu büyük ölçüde yok edecek önlemler almamıştır. Fotoğraf net ortada… Bu konuda ciddi araştırmayı, TÜİK verilerine dayanarak Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (BETAM) bilgi notu olarak yayımladı. Herkese Bilim Teknoloji yazarı, iktisatçı Bayram Ali Eşiyok, dergide henüz yayımlanmamış yazısıyla, bu konuyu daha geniş çalıştı. Buna göre Türkiye’de şiddetli maddi yoksunluk yaşayanların (çocuk ayrımı olmaksızın) 
* 2014 yılında oranı % 29.4 iken, 
* 2015 yılında %30.3’e,
* 2016 yılında ise 2.6 puanlık artışla %32.9’a yükseldi: 26 milyondan çok.
* Her 3 kişiden biri şiddetli maddi yoksunluk yaşıyor… 

Yani bu iktidar durmadan yoksulluk üretip duruyor

Şiddetli maddi yoksunluğun tanımı :

Aşağıda belirtilen 9 kalemden en az 4’ünü ekonomik nedenlerle karşılayamayan bireylerin şiddetli maddi yoksunluk yaşadığı kabul ediliyor: 
1. Beklenmedik giderler, 
2. Evden uzakta bir haftalık tatil (tüm aile bireyleri için),
3. Ödeme zorluğu (konut kredisi, kira, elektrik, su, doğalgaz vb. faturalar, taksit / borçlar), 
4. İki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek (vejetaryenler için eşdeğer yemek), 
5. Evin ısınma gereksinimi, 
6. Çamaşır makinesi, 
7. Renkli televizyon, 
8. Telefon (sabit veya mobil) ve 
9. Otomobil.

Çocuk işgücü sömürüsü 
Eşiyok diyor ki: TÜİK’in “Çocuk İşgücü Anketi” bulgularına göre 6-17 yaş diliminde yer alan çocukların 8 milyon 396 bini çalışıyor. Çocukların 893 bini ekonomik işlerde (%5.9’u), 7 milyon 503’ü ise ev işlerinde çalıştırılıyor (%49.2). Çocuk işçilerin en çok kayıt dışı sektörlerde çalıştırıldığı göz önüne alındığında, aslında kayıt dışı sektörde büyük ve ağır bir çocuk emek sömürüsü ortada. Onlar, gelecekte hangi toplumsal sınıfı üretecekler? 
Kuşkusuz ki imam hatiplere yönlendirilecek, din sömürgeni vakıfların elinde biçimlendirilecek, ağır sömürü altında ezilecek… Tam da iktidarın istediği seçmen kitlesine zemin hazırlayacak. 
Zaten adamları ne demişti:

  • Eğitimli nüfus iktidarımıza yaramaz, bize karşı oy verir!

Şimdi soralım: Hızla artan milyonlarca yoksul aile, Boğaziçi’ne köprü mü ister, yoksa koşullarının iyileştirilmesini mi? Muharrem İnce, ne dersiniz?!
==============================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sayın Orhan Bursalı‘dan gene gene çok nitelikli (klas!) bir makale. Kendisine ve yazıya temel (esas) verileri üretenlere saygı ile.
Sevgili halkımız da dileyelim yaşadıklarından bir “çıkarım” yapabilsin.
Öngörü” den çoktan vazgeçtik; hiç olmazsa deneme – yanılma üzerinden öğrensin artık.
Ben neden bu durumdayım?” sorusunu kendine yüksek sesle sorsun..
Sonra aynaya bakarak bu soruyu yinelesin..
Sonra… yakınlarına, çevresindekilere, güvendiği dürüst dostlarına yöneltsin bu soruyu.
Son olarak kendisinden “OY” unu isteyen politikacıların yüzüne haykırsın ve nasıl çözeceklerini sorsun bu asla yazgı olmayan insanlık dışı yabanıl (vahşi) sömürü düzenini!

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

OKURLARLA DERTLEŞMEK!

Konuk yazar      : Ertan URUNGA, E. Askeri Yargıç

OKURLARLA DERTLEŞMEK!
Antalya, 11.05.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Sevgili Dostlar,

Bildiğiniz gibi uzun zamandan beri ülkemizi hallaç pamuğu gibi atıp savuran kinci ve dinci bir iktidarın yönetimi altında, geriye kalan ömrümüzü çoğu zaman “Ne olacak bu memleketin hali pür melali?” diyerek, kimi zaman da Bu kadarı da olmaz ki! diye yakınarak, sancılar içinde sürdürmeye çalışıyoruz.

Öyle ki bugün; yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurtuluş ve kuruluş devrimleriyle başımızın göğe erdiği o aydınlık günlerin onur ve kıvancını yaşayan sade yurttaşlar olarak, çağdaş ve güzel ülkemize asla yakıştıramadığımız AKP’nin devr-i iktidarında geçen 16 karanlık yıldan beri bütün ekonomik varlık ve ulusal değerlerimizin arsız bir mirasyedi hovardalığı içinde vahşice tüketildiğini, ulusumuzun şan ve şerefinin büyük bir sapkınlık içinde haince ayaklar altına alındığını, giderek artan iç ve dış sorunlarımızın yanında yoksulluk ve yolsuzluk savlarının da halk içinde doruğa çıktığını görmeyen, görüp de söylemeyen kimse kalmamıştır artık. Hatta bu manzarayı gören yabancı dostlar (!),  İzmir’de denize döktüğümüz o Emperyalist uşakları bile, “Bizim o tarihte yapamadığımızı, şimdi Akepeliler yapıyor”diye, hani neredeyse buzuki çalıp sirtaki oynayacaklar!

Bunu kendileri de görüp telaşa kapılmış olacak ki; çareyi OHAL koşullarında Meclisin kararını beklemeye bile gerek görmeden Erken Seçim ilan etmekte bulmuş, böylece kaygan ve eğik bir zeminde kerhen seçim yarışına girilmiştir.

İKTİDARIN AYMAZLIĞI                                                                                                

Bu şekilde, ülke koşullarının uygun olmadığı bir zamanda alınarak bütün topluma dayatılan Baskın Seçim Kararı, aslında bağnaz AKP iktidarının ülkeyi yönetemediğinin açık itirafı ve hezimetidir. Durumun bu denli ürkünç (vahim) olmasına karşın; büyük bir aymazlıkla devletin Anayasal yapısını değiştiren, ülkenin sabit ekonomik varlıklarını kendi çıkarları için sonuna dek kullanan ve halen Türk ulusunun yaşam alanı olan Vatan topraklarını, Cumhuriyetin mirası ve kamunun malı olan Fabrikaları, ‘Özelleştirme’ adı altında yabancılara haraç-mezat satmayı sürdüren iktidar partisinin; bu akıl almaz aymazlığı karşısında, yarın iktidara gelecek partinin bu zorlukları aşması için yılların yetmeyeceğine kuşku yoktur.

PUSUDAKİ TEHLİKE                                                                                                            

Bu nedenle, seçim yarışına balıklama atlayan muhalefet partilerinin bunları da düşünüp gerekli önlemleri şimdiden alması, ülkemizin geleceği açısından olduğu ölçüde, kendileri için de yararlı olacaktır. Aksi takdirde enkaz altında kalınacağı ve iktidarın yeniden Cumhuriyet düşmanlarının eline geçmesi gibi pusuda bekleyen büyük bir tehlikenin de ortaya çıkacağının, asla göz ardı edilmemesi gerekir.

Öte yandan, geçen yıl Anayasa’da yapılan değişiklikler, 16.04.2017’de yapılan Halkoylaması ile kabul edildiğinden; 24 Haziran 2018’de 600 milletvekili ile birlikte, Devlet içindeki bütün erklerin tek kişinin elinde toplandığı ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen, dünyada bir örneğine bile rastlanmayan, kerameti kendinden menkul bir Rejimin; Cumhurbaşkanı mı – Devlet Başkanı mı – Parti Başkanı mı, neyin başı olacağı önceden bilinmeyen ‘Tek Adam’ için de oylama yapılacak olması, bu seçimlerin büyük önem kazanmasına yetmiştir.

SEÇİM YARIŞI SÜRÜYOR

Cumhur İttifakına karşı CHP’nin adayının kim olacağı merakla beklenirken,  siyasal partilere tanınan sürenin son gününde yapılan açıklamayla bu adayın, partinin emektarlarından Sayın Muharrem İNCE olduğunu öğrendik. Toplum içinde dik duruşu, dürüstlüğü ve mücadeleci kişiliğiyle öne çıkan ve bizim de Atatürk ilkelerine bağlılığı ile tanıyıp ülkemizi aydınlık günlere taşıyacağına güvendiğimiz Sn. İNCE’nin adaylığının ülkemize hayırlı olmasını dileriz.

Bu arada Mecliste gurubu bulunmadığı için gerekli olan yüz bin seçmenin imzasını toplamakta zorlanan Vatan Partisi’nin adayı Sayın Doğu PERİNÇEK’in de, aday gösterme yönteminde mevcut hukuk dışı anti-demokratik engelleri; değişik partilerden aydın yurttaşların ‘demokrasinin erdemi adına’ verdiği imza desteğiyle, sürenin son günü barajı aşarak adaylığının kesinleşmiş olmasını biz de sevinçle kutlarken, kendisinden daha önce ulusal davalarımızda gösterdiği o övülesi çabaları ile elde ettiği zaferlerine yenilerini katmasını da bekleriz elbet!

Son olarak;  güzel Antalya’da Büyükşehir ve Muratpaşa Belediyesi Meclis üyeliği görevlerinden istifa ederek CHP saflarında milletvekili aday adayı olduğunu kamuoyuna ilk duyuran ve Antalya’nın dünyanın gözde kentleri arasında yer almasında büyük emeği geçen, gazetemizin sahibi ve yazarı olarak da hepinizin yakından tanıdığı Sayın Songül BAŞKAYA’nın, coşkun alkışlarla karşılanan bu kararını açıklarken; bir kadın milletvekili olarak TBMM çatısı altında “7 gün 24 saat halkımızın hizmetinde olacağım” sözü de Antalya’nın Gururu olmuştur.

Bu olumlu gelişmelere bakınca, ben de Kırk Haramilere; Artık TAMAM diyorum.

Değerli okurlara da umut ve umut dolu, aydınlık günler olsun!
Saygı ve sevgilerle..
======================================
Dostlar,

ERDOĞAN’ın DERİN AÇMAZLARI ve
İFLAH OLMAZ DİNCİ HAYALLERİ..

Değerli Em. Askeri Yargıç Sayın Ertan Urunga‘nın sitemize “yazarak” gösterdiği ilgi bizleri mutlu kılıyor. Engin birikimi ve deneyimi başlıbaşına önemli ve öğretici, ayrıca kalemi de (artık klavye!) oldukça güçlü Sn. Urunga’nın.. Tüm titizliğimize karşın yazılarında önemli içerik – biçim, noktalama yanlışları göremiyoruz.. Ne güzel !

Ertan bey yazısını bize e-ileti ekinde sunarken, yazıların altında bizim koymaya (ç)alıştığımız katkıları çok değerli bulduğunu da eklemiş sağolsunlar..
(…Siz de uygun görürseniz, yazımın sitenizde yayımlanmasını ve hatta büyük bir yetkinlikle kaleme alıp yazılara renk ve anlam kazandıran o harika değerlendirmelerinizi de esirgemezseniz eğer, buna da çok sevinirim elbet…)

Hoşgörünüzle bu yazının bizde uyardığı çağrışımları kısaca aktaralım :

Erdoğan bir konuşmasında karşısındakilere;

Dindar bir nesil yetiştireceğiz..
Dininizi ve kininiz eksik etmeyin.. buyurmuştu!?

Her 2 tümce de ciddi – ağır yanlışlar içeriyor. İlki bakımından şunlar söylenebilir :
T.C. Anayasasında (md. 2 ve 24 vd.), LAİK bir devlet olarak tanımlanmaktadır. Laik devlet, siyaset bilimi ve kamu – anayasa hukuku öğretisinde (doktrininde) yurttaşlarının dinsel inanç ve kanaatleri ile ilgilenmeyen, Ernest Rennan‘ın tanımıyla bu değerlere adeta sağır – kör olan Devlettir (AYM kararlarında kaynak gösterilmiştir). Dolayısıyla Laik devlet herhangi bir din – mezhep – inanç kümesine hizmet edemeyeceği gibi karşısında da olamaz ve ülkenin laik ulusal eğitim sistemini bu kapsamda tanımlayıp dönüştüremez; “dindar kuşaklar” (!?) yetiştirmeyle işlevlendiremez. Böylesi bir görevi ve yetkisi yoktur. Toplum, aileler uygun gördükleri din eğitimini çocuklarına sağlarlar. Erdoğan’ın bu sözü ve eylemi Anayasamıza açıkça aykırıdır; eylemli olarak (de facto) anayasa çiğnemidir (ihlalidir) ve TCK karşısında açık suçtur.

İkinci tümce daha da ürkünçtür (vahimdir). Hiçbir Dinsel inanç sistemi “kin – kindarlık” öğütlemez ve bu kavramları dışlar. İslam dininde de, Kuran’da da bu yönde bir içerik yoktur. Daha somut söylemek gerekirse “Müslüman kindar olamaz!” Erdoğan bu sözü ile bir ideolojik dinci militan gibi davranmış ve açıkça “DİN DIŞINA DÜŞMÜŞTÜR!”

Geçelim öbür dinsel inançları, İslamiyette “kin – kindarlık” yok – tur”!

  • Erdoğan insanları dinden çıkarmakta, adeta dinlerinden etmektedir!

Bu durumun, Müslümanlığı ile övünen ve bunu siyasete açıkça alet eden Erdoğan için “vahim ötesi” bir açmaz olduğu kesin ve nettir. Ne yazık ki, bir fetva kurumu olmasa da Diyanet, bu bağlamda herhangi bir açıklama yapmayarak fiyaskoya, – ağır suç şirk koşmaya- ortak olmuştur!

İlahiyat fakültelerinden de “tık” çıkmamaktadır. Kahreden bir suskunluk ve teslim oluş niyedir!?

Ülke genelinde itiraz eden sınırlı kişi – çevrelerin çığlıkları ise yandaş hatta sahibinin sesi basın (!?) tarafından boğulmuştur, boğulmaktadır

Ancak halkın sağduyusu, derinden ve sessizce, bu arsız saptırmayı etkisizleştirmededir bereket!
Kadim Anadolu insanının gelenekleri ve töresi, giderek bilgeliği bu hırçın dalgaları kırmış, kıracak görünüyor.. Ne denli içtenlikli – bilinçlidir bilinmez ama Erdoğan da çark etmiş ve 24 Haziran 2018 kritik seçimi eğik düzleminde “Gençler, sıkıldınız değil mi? Sizleri belli kalıplara zorlamayacağız..” demek zorunda kalmıştır. Ancak Erdoğan’ın söz ve eylemlerindeki tutarsızlıklar ciddi bir güven bunalımı doğurmuştur. Bu, yeni ve zorunlu bir taktik takiyye midir?

Uygar dünyanın birkaç yüzyıl önce çok kanlı iç savaşlar sonrasında çözdüğü ve kalıcı barışa erişmesini sağlayan laik – seküler düzeni 21. yy’ın şafağında Türkiye’de sorunsal yapmak, hele güncel siyasete alet etmeye – istismara kalkışmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır, olamaz da.

Hele hele Suudi Arabistan bile, ABD dayatması olduğunu Veliaht Prens Salman’ın ağzından itiraf ettiği “Vahhabi İslamı – Çöl şeriatını” terk ederken! Suudi Arabistan’ı Türkiye ile ikame etmeye kalkmak, akıl fukaralığının en son kertesi olsa gerektir ve bu topraklarda yeri yoktur!

Not   : S. Arabistan ile aynı saatlerde namaz kılmak için yaz saati uygulamasını yasayla kaldıran ve küçücük çocuklar dahil sabahın karanlığında insanların yollara düşmesini dayatan zorba uygulama, tarihin sayfalarına kaydedilmiştir.. Hazindir ki; S. Arabistan Hicri takvimi terk edip Miladi takvime geçince, Türk insanı bu dinci – faşist takıntı eziyetinden kurtulabilecektir..

Sevgi ve saygı ile. 15 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Kazanan Türkiye olacak

Kazanan Türkiye olacak

Cumhuriyet, 05 Mayıs 2018

Haftalardır süren sıkıntılı, gergin bekleyiş; kimileri iç karartıcı tahminler CHP cumhurbaşkanı adayının açıklanmasıyla sona erdi ve rahat bir nefes aldık… Kendi payıma benim korkum, sol kimlikten uzak birinin aday gösterilme olasılığıydı. Bu yönde söylentiler de azımsanamayacak yaygınlıktaydı. Neyse ki korkulan olmadı. Her biri saygın kişilikler olan CHP’li adaylar arasında toplumun belki en çok yakından tanıdığı ve sempati duyduğu sayın Muharrem İnce ipi göğüslemeyi başardı… Kendisine ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum ve öyle de olacağına yürekten inanıyorum.
***
Dün geceden belli olup bu gün (Cuma) açıklanan “mutlu son”a biraz daha öncesinden bakarsak, CHP’li on beş milletvekilinin İYİ Parti’ye katılımıyla bu partinin önündeki seçime girememe tehdidinin ortadan kaldırılmasının, ülkemizin içinde bulunduğu çıkışsız görünen süreçten kurtulmada ilk büyük adım olduğu görülür. Bu bakımdan, o günden bugüne

  • Baş döndürücü hızla gelişen olaylar dizisinin başmimarı kuşku yok ki sayın Kılıçdaroğlu’dur.
  • CHP Genel Başkanı’nın gerek eylemleri, gerekse söylevleri ve demeçleriyle bütün bu süreçte sergilediği büyük performans, gerçekten de baş döndürücü olmuştur.

    Karşı tarafın sersemlemiş ve saçmalamakta oluşunda bu bakımdan şaşılacak bir şey yoktur.
    Sayın Akşener’in ve Saadet Partisi sayın Genel Başkanı’nın kararlı, gözü pek duruşlarını da ayrıca takdirle, saygıyla alkışlamak gerekir.
    ***
    Sadece siyasetçi kimliğiyle değil, bir duygu adamı, fizik eğitimi almış olmasının yanı sıra edebiyat sever, şiir dostu kişiliğiyle de yakından tanıdığım; Adalet Yürüyüşü’nde omuz omuza yürüdüğümüz Muharrem İnce’nin omuzlarında, Cumhurbaşkanlığı adaylığının ilanından bu yana, bu ülkede hiç kimsenin omuzlarında olmayan ağırlıkta bir yük bulunmaktadır. Ağır olduğu kadar onur verici bu müstesna yük, bir ülkenin kaderidir.

    Aday olarak ilk konuşmasında altını çizerek belirttiği gibi, o artık bir partinin değil, bütün ülkenin tarafsız cumhurbaşkanı adayıdır.

  • Taraflılığı;

    – Cumhuriyetimizin,
    – evrensel insan haklarının,
    – aydınlanma değerlerinin,
    – özet olarak insan olmanın gerektirdiği yerde ve bütün bu değerlerin savunucusu olmaktır.

    Şimdi ondan toplumca beklediğimiz, tartışmalarda karşısına çıkacağı kuşkusuz düzeysizlikler karşısında

  • soğukkanlılığını bir an bile yitirmeksizin,
  • günlük siyaset girdabına hiçbir ucundan kapılmaksızın,
  • halkımızın ağırbaşlı değerlerinin, beklentilerinin, saygın, sevgili, birleştirici sözcüsü olmasıdır.

    Muharrem İnce’nin bu hassas dengeyi kurmada, bu ağır yükü ustalıkla taşımada gereken bilgi, kültür, deneyim, sağduyu, inanç ve duygu birikimine sahip olduğunu, bir arkadaşı olarak da biliyor ve görüyorum.
    ***
    Sıra şimdi var gücümüzle 24 Haziran seçimlerine ve mutlaka ulaşılması gereken ikinci tura hazırlanmakta. Bu süreçte şimdi asıl büyük sorumluluk, bazılarımıza belki şaşırtıcı gelebilir ama, her türden sol seçmendedir. Şu anda en zayıf konumunda bulunan dikta yönetimini mutlaka, ama mutlaka alt etmeli, parlamenter demokrasinin önündeki engelleri enkaz çöplüğüne göndermeliyiz. 

    Bunun için, dikta karşıtı birlikteliği orasından burasından didiklemenin diktanın ekmeğine yağ sürmek olduğunu görerek felaket tellallarının, “evet ama..” diye başlayan iflah olmaz karamsar ve eylem kaçkını ruh hastalarının, her türden fırsatçı ve çıkarcı kişilerin ve çevrelerin uğursuz yorum ve telkinlerine kulak tıkayarak;

    – demokrasiden,
    – iyilikten,
    – bağımsızlıktan,
    – özgürlükten,
    – aydınlıktan,
    – sevgiden,
    – eşitlikten yana bütün bir ulus olarak

    güçlerimizi bütün bu değerlerin düşmanlarına, 21. yüzyılda saray özenticiliği ve savurganlığına, cehaletin ve nefretin meydan okuyuşuna karşı tek bir yumruk, tek bir akıl, tek bir yürek olarak birleştirmeyi başarmalıyız.

  • Başaramazsak bütün bir ulusça yok olacağız ve bu yok oluşu hak etmiş olacağız demektir. 

    Başaracağız ve kazanan Türkiye olacak.
    ==========================================
    Dostlar,

    Sayın Prof. Behramoğlu dostumuzun bu nefis yazısı adeta bizimde klavyemizden aktarmak istediklerimize, klavyemizden döküleceklere aracı oldu.

Teşekkür ederek ve bütünüyle paylaşarak site okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 05 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dr. Alper AKÇAM : RAKI MASASINDA MEMLEKET KURTARANLAR!…



Dostlar,


Çok değerli meslektaşımız Dr. Alper AKÇAM’ın nefis bir yazısı aşağıda..

Tüm CHP’liler okumalı ve ders almalı..

Sevgi ve saygıyla.
7.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===================================================

RAKI MASASINDA MEMLEKET KURTARANLAR!…



portresi

Dr. Alper AKÇAM

 

CHP Kurultayı’nda konuşan Kılıçdaroğlu’nu dinlerken memleketim Ardahan geldi gözümün önüne. Kendisi, “sol”, “sosyal demokrat”, hatta “sosyalist” sayan, konuştuğunda mangalda kül bırakmayan birçok aydını bulmak için ya taş ve kâğıt oynanan, belden aşağı fıkralardan başka ortam teması bulunmayan Şehir Kulübü’ne gideceksiniz, ya da akşam üzerleri ve hafta sonları yakındaki Gölebert veya Ölçek ormanlarında rakı kokularını izleyeceksiniz.

Birçoğunun “hadi gidelim” dediğinde arkasından gelecek tek bir köylü ya da şehirli yurttaşımızı bulamazsınız. Halkla en küçük bir temasları yoktur… Gece gündüz gördükleri düşlerdeki tek hedefleri, ileride milletvekili olabilmektir. Eleştirmeyi çok severler ama… On bir yıldır Ardahan’da kültür adına, sanat adına yapılan, yerel ve çoğul kültürün yaşatılması, devrimci estetikle çoğaltılması çabası olan Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri’ne birçoğu hiç uğramaz bile. Ama eleştirmeyi çok severler. En çok da “haber verilmiyor” eleştirisi gelir. Oysaki, birçoğuna, örgütlerine tek tek davetiye dağıtılır, Şehir Kulübü’nün camına, sokaklara afişler yapıştırılır…

06 Eylül akşamı da CNN Türk’te Muharrem İnce’yi dinledim. O da örgütünü korumaya çalıştı ve “rakı içme” deyimiyle çağrıştırılan yasakçı anlayışa karşı çıktı.

Bu tartışmayı bir kenara bırakıp, asıl konuşulması gereken yere gelmek gerek. Kılıçdaroğlu’nun ikide bir söylediği “çalışma” kavramının içinde ne var? Neyi ve nasıl çalışacaksınız? Parti merkezi, taşradaki, çevredeki örgütlere, partililere doğru hedefler, devrimci yönelim için yollar gösterebiliyor mu? “Ben devrimci Kemal”im demekle devrimci olunabiliyor mu?

Hani senin doksan yıldır CHP’nin ağzını açıp tek söz edemediği toprak ağalığına karşı devrimci tutumun? Hani Anadolu köylüsünün yedi bin yıldır sırtına yapışmış tefeci -bezirgân – aracı soygununa karşı önlemin? Hani üretici örgütlenmesi hedefin? Ardahan’da 1200 çiçekten süzülmüş Omega 3’lü, dünyanın en zengin içerikli, en doğal sütünü köylü 85 kuruştan satıyor, Ardahan’daki memur çocuğu nereden geldiği belli olmayan UHF (AS: UHT olmalı?) sütü 250 kuruşa alıp içiyor. Mersin’de limon 10 kuruş, şehirdeki manavda 100 kuruş, domates tarlada 20 kuruş, pazarda 200 kuruş.
Bir litre mazot alabilmek için beş litre süt satman gerekiyor.
Böyle çılgın üretici – köylü sömürüsünün olduğu başka kaç ülke var?

Bıraktık sosyalizmi, halk iktidarını filan… Gidin gezin kapitalizmin merkezi olan
Batı ülkelerini… Tüm üreticiler örgütlü… Her köyde kooperatif, üretici birliği var…
Hani özelleştirmelere karşı kamulaştırmalarla halkın ve yurdun malını sahibine paylaştırıp iş alanları yaratma hedefin? Özelleştirmelere, yağmalara, kesilen ormanlara, karayolları politikasıyla kurulan petrol saltanatlarına, trafik kazalarında insanların parçalanmasına, derelere kurulan HES’lere, şehirleri betona boğan AVM’lere ne diyorsun?

Ülke zenginliklerinin yerli-yabancı bir avuç parababası tarafından yağmalandığı bir ülkede halkın iktidarının hedefi ne olacak?

Yeryüzünü kana ve savaşa boğan ABD emperyalizminin yöredeki politikaları,
İslam üzerinden oynanan oyunlara karşı devrimci tutumun nedir?

Halka, “AKP tu kaka, onu bırak beni seç”, “ABD ve AB”ye, “Ben Batıcı ve Laikim,
beni tercih et” demek devrimci bir seçenek olabilir mi?

Kendi devrimci geleneklerinden, halk kültürlerinden esin almış, Morales’ten, Chavez’ten, Küba’dan, ABD’nin burnunun dibinde ona kafa tutan devrimci önderlerden
biraz utanmak gerekmez mi?

Emperyalizme karşı dişle tırnakla savaş vermiş bir önderin kurduğu partinin mirasını taşırken, emperyalizmle aynı yatağa girmek çabası içinde olmak doğru mu?

NATO’ya, ikili anlaşmalara, hiç koşulsuz kabul edilmiş Gümrük Birliği’ne karşı bir sözünüz var mı?

Bunlara karşı susulacaksa, seçenek olacak devrimci politikalar üretemeyecekseniz, bırakınız partinin tabanındaki arkadaşlarınız da rakı sofralarında memleket kurtarsınlar!

İnsan olarak o kadar hakları olduğunu sanıyorum.

Ne yazık ki, CHP’de yıldızı parlamaya başlayan Muharrem İnce’den de bu konulara ilişkin en küçük bir değini olmadı…

Hem parti merkezi, muhalefeti, hem partinin taşradaki temsilcileri olarak, “Halk Partisi” olabilmenin ilk gereğini de hemen yerine getirin… Anadolu’nun dört bucağında AKP’nin dağıttığı onca bedava olanağa, kendi yandaşlarına tanıdığı önceliğe karşın, sizin için mücadele eden, muhalif olmayı sürdüren köylülerin, halktan insanların elini öpün.

Eğer isterseniz kendi köyümden, Ölçek’ten böyle adlar verebilirim size…
Devrimci taban için, önce devrimci merkez olmalı.
Yoksa, babamın çok sevdiği o söz gelir hemen akıllara.

“Tezekten terazinin boktan olur dirhemi!”

07 Eylül 2014, Alper AKÇAM

5-6 Eylül 2014 CHP Kurultayı’nın ardından…

5-6 Eylül 2014 CHP Kurultayı’nın ardından…

1003049_553302274707183_385083479_n08 Haziran 2013, İstanbul.. Polise halka vahşet uygulaması emri veren kişi,
bugün Cumhur’un = Halkın başkanı..

Toplam geçerli oyun %38’i ile!

Bu bölünmüşlükten ders almalıyız??
Kurultay da geride kaldı, CHP artık halkı mutlaka birleştirmeli.. (5-6.09.2014)

Büyük ATATÜRK‘ün yaptığı gibi : “6 Ok” çevresinde..

Başka reçete aramaya gerek yok..

Kılıçdaroğlu ağır tarihsel sorumluluk altında ve bu son kongre başarısı.

1200’ü aşkın delegeden 700+ oy..
400+ oy Muharrem İnce‘nin..
Az da olsa geçersiz ve kullanılmayan oy da var..

CHP aklını başına almazsa 2105 seçiminde baraj altında bile kalabilir..
1999 seçimlerinde CHP %8,71 oy oranı ile baraj altında kalmadı mı??

CHP pusulasını Atlantik ötesinden Anıtkabir’e döndürmeli..

Yineleyelim; aslına sadık, yöntemlerinde – araçlarında güncelleme ile “6 OK Programı“!

Başka kurtuluş yok..

Son uyarılar…

“Hedef 2023” = Federe Anadolu İslam Devleti hem de çok kanlı biçimde artık görünür ufukta..

Sevgi ve saygıyla.
5.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net