CHP KONGRESİNDE İNCE ŞOV ve DEVAMI..

CHP KONGRESİNDE İNCE ŞOV ve DEVAMI..
-GEÇ KALMIŞ BİR YAZI MI ACABA?-

Konuk yazar : 
Mustafa AYDINLI
11.08.2018, Çorlu

CHP’nin 36. Olağan Kurultayını izledik (3-4 Şubat 2018). Aslında kurultay tartışmaları aylar öncesinden başlamıştı. Birçok TV kanalında açık oturumlar, tartışmalar, yorumların ardı arkası kesilmiyordu. CHP açısından bu boyutta tartışılıyor olmanın yadırganacak bir yanı olamaz. Ne var ki izleyenler bilir, tartışmaların hemen hemen % 90’ı CHP’yi yerden yere vuruyor, Parti içindeki muhaliflere çağrı yapıyor. CHP’ye inananları nasıl dumura uğratırız çabası içindeler. Bununla bitiyor mu? Hayır! Kongre sürecinde ve sonrasında da aynı koro devam ediyor. Sanırsınız CHP iktidar partisi ve ülkede kötü giden her şeyin sorumlusu bu parti. Hiç iyi giden bir şeyde katkısı yok!? Ne garip, yandaşlaş(tırıl)mış medya CHP’ye eleştirisinin, % 10’unu iktidar partisine yöneltse, ülkede sorun kalmayacak neredeyse!.

Tüm bunlar bir yana, izlediğim kongreyi ve kongre sürecinde olup bitenleri,  gözlemlerimi 6 ay sonra serinkanlılıkla aktarmak ve günümüze bağlamak istiyorum:

İyi hazırlanmış, çok emek verilmiş ve yoğun ilginin olduğu coşkulu, güzel bir kongreydi. 10 400 kişilik Ankara Spor Salonu hınca hınç dolu, bir o kadar insan da salon dışında, içeride ayakta duracak yer bile yok. Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu söz aldı ve gündemi değerlendiren bir konuşma yaptı. Ağırbaşlı, vakur, konusuna egemen, güven veren, asil bir görüntü sergiledi. Liderliği de, güvenilirliği de, sorunlara egemenliği ve gelişmeleri irdelemesi, tam bir devlet adamı ciddiyetinde, güven veren, yol gösteren, ilkeleri olan, ufuk açan..  bir konuşmaydı kesinlikle. Hak ettiği coşkulu alkışı da salondan aldı.

Sonra Sayın Muharrem İnce söz aldı. İnce her ne denli Partide özgürlük ve adalet yok dese de, beş dakikalık bütçe üzerine konuşmak üzere söz aldı, ama Örgütün ve rakiplerinin hoşgörüsüyle tam 70 dakika konuştu. Daha doğrusu bana göre tam bir görsel şov yaptı.  Sayın İnce’nin konuşmasında ilkesel bir program göremedik, yalnızca “Ben başaracağım.., bir de beni deneyin..” falan, filan. Güvencesi ne başarı vaadinin? Sözü döndürüp dolaştırıp,   “..ben daha çok bağırıyorum..” demeye getirdi. Ses tonunu giderek yükselterek, tam bir görüntülü şova dönüştürdü. Görselliğe dikkat çekmek için, pehlivanvari ceket çıkartıp atmalar.. vs.. Oysa yakınındaki bir genç ceketi almak için elini uzatıyor ama O, dikkat çekmek için artistik pozlarla ceketini yere atıyor… Sonra gömleğinin kollarını geri kıvırmalar.. güreş tutacak sanki.

Sayın İnce öğretmenlikten gelen ders anlatım becerisi ile görselliği öne alıyor ama bu gösteriyi (şovu) sınıfta yapsa, öğrenciler sanırım gülmekten yere yıkılırdı. Oysa sayın İnce, AKP’nin ferasetine güvendiği cahillere hitap etmiyor; eğitimden, politik bilinçten payını almış CHP kitlesi karşısında. Tümüyle tribünlere oynadı. Kongreyi bir şova, sirke dönüştürdü. Salonun bir ucundan öbür başına artistik yürüyüşler, sahne sanatçısı benzeriydi. Elindeki mikrofon ve ses sistemi nefes alışverişini salonun her köşesine eksiksiz duyuruyor. Fizik hocası olarak bunu kendisi de biliyor kuşkusuz ancak politik şov böyle gerektiriyordu (!)

Sayın İnce’ye göre Kılıçdaroğlu Alevilerin hakkını savunamıyormuş. “Ben daha iyi savunurum..” demeye getiriyor. Peki, nasıl olacak o iş? Açıkça mezhepler üzerine ince ince dikkat çekiyor. Güldürmeyin adamı Sayın İnce, bu halk o devri çoktan geçti, gülünç söylemlerle uğraşmayın. O sizin dediğinizi AKP genel başkanı her gün yapıyor zaten. Aslı varken sezin teziniz silik kalıyor.

Kongrede Sn. Kılıçdaroğlu salonla birlikte Türkiye’ye hitap etti, milyonları hedef aldı. Sn. İnce ise salt salona (delegelere!) hitap etti.. Kılıçdaroğlu AKP ve iktidara yüklendi, İnce’nin ise tek derdi Kılıçdaroğlu idi.

Sayın İnce’ye şu soruyu soruyoruz : 447 oy aldınız, bunu nasıl başardıysanız, gerekli güveni verip çalışasaydınız, 847 oy da alabilirdiniz. Kimse sizin ve delegelerin elini tutmadı. Neden sonuca razı ve saygılı olmuyor, partiyi ve değerli genel başkanını kırıp döküyorsunuz? AKP bile CHP’ye sizin verdiğiniz zararın yarısını veremezdi. Genel başkanınızı yuhalatmayı bile başardınız, o asil insan Kılıçdaroğlu, bu halinizi acı bir tebessümle izledi. Hatta ortamı germemek için yanıt bile vermedi. Evet “yuh” seslerini susturdunuz ama kapalı kapılar ardında parti liderine o hakaretin yapılabileceği cesaretini vermiş olmalısınız ki, kötü yakalandınız. Açığa düştünüz Muharrem bey… Bu taktiğiniz, sizin partili yoldaşlarınızı gerçekte sevemediğinizi ancak her şeyi kişisel çıkarınıza dönük tasarladığınızı kanıtlıyor. Politik ikbaliniz adına neleri neleri göze alabileceğinizi ibretle sergiliyor.

Çok dikkatle ve yakından izledim; salonun sağına – solunda 25’şer kişi ayakta, merdivenlere yerleştirilmiş, toplamda saymaca elli kişi. Bunlar açıkça amigoluk yapıyor. Amigoluk diyoruz çünkü genel başkanını yuhalatan – yuhalayan bir kitleye ne denebilir ki? Amigoların koro halinde ses dalgası mikrofona ulaşıyor ve güçlenerek tüm salonda yankılanıyor. Yandaş medya da bu sahneyi evire çevire, büyük başarınız olarak sunuyor. Yuhalatma kurgularınıza karşın Kılıçdaroğlu’nu destekleyen kesimlerin gençlerinden tık çıkmaması, her şeye karşın oradaki topluluğa ve parti disiplinine saygı sorumluluğudur.

Ayrıca 49 imza olayı.. Neymiş efendim, O, lütuf istemezmiş. Vermeseniz adaletsizlik deniyor, verince lütuf istemiyor Beyefendi.. Peki nasıl olacak? İnce’ye göre şov olsun da, şamata olsun da.. nasıl olursa olsun. Derdi, kendince salonda psikolojik üstünlüğe ele geçirmek. Doğru söylediği şeyler yok mu? Elbette var. Bu düşünceler doğallıkla alınır ve parti yararına kullanılır. Kırıp dökmeden yapılan eleştiriye de saygı duyulur. Ne var ki, son çözümlemede çıkan sonucu, üzüm yemekten çok bağcıyı dövme niyetini üzülerek gözledik..

Sayın İnce’yi önceleri, kimi söylemleri nedeni ile sever ve sayardık. Üzülerek ifade edelim ki, bu kurultayda değindiğimiz olumlu yargılarımızdan iz bırakmadınız. Ayrıca ülkeyi yönetme birikiminiz yok, ilkeleriniz yok, ürettiğiniz yeni bir söylem – politika önermesi yok. Idı dıdı, vıdı vıdı..  Ülke ajitasyonla, bağırıp çağırarak yönetilmez. Şovla, sirk oyunculuğu ile hiç olmaz. Bütünsel bir program ve uyumlu – yetenekli kadrolar vazgeçilmezdir. Bunlar yok?

Doğrusu burnumuza pis kokular geliyor. Bu Parti neler neler görmedi ki. Genel sekreterliğine dek yükselenleri AKP’de Bakan olarak bile gördük. Kılıçdaroğlu’na güveniyoruz, birikimleri ve ilkeleri var. İdealleri var, deneyimli ve  kritik olaylar karşısındaki güven veren duruşu test edildi. İktidarın 4 koldan saldırısı boşuna değil. Silaha, yumruğa varan saldırılar boşuna değil. Artvin’de az kalsın kim vurduya kurban edilecekti! AKP = Erdoğan için kanıta dayalı söyledikleri için bile, “sayın yargımız” tarafından 1 milyon TL’ye varan maddi tazminata mahkum edildi. AKP iktidarının DP’den devşirme İçişleri Bakanı, hiç sıkılmadan “Şimdi seni zıplatayım mı Kılıçdaroğlu?!” diyebildi ve yeniden Bakan yapıldı.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun Sputnik’te yayınlanan (27.7.18) şu demeci çok uyarıcı :

  • “..Mümkün değil çünkü işler bildiğiniz gibi değil, çok büyük bir kumpas var. Muharrem İnce’yi partinin başına getirmek isteyen derin devlet!
    Ben buna asla müsaade etmeyeceğim.”

CHP salt bir lider partisi değil, kadro ve program partisidir. Başarı da başarısızlık da tüm kadroların ve programın sorumluluğundadır. “Ben CHP’liyim” diyen herkes, -öne alınmazsa- 2019 yerel seçim hesaplaşmasına, kafasının arkasındaki tüm planları bir yana bırakıp, ülkenin kurtuluşu için bütün gücüyle enerjisini CHP’yi yerel yönetimlerde güçlenerek iktidar yapmaya yöneltmelidir. Ülkesine ve insanlığa karşı her partili yurtseverin öncelikli görevidir, borcudur bu çaba.

Türkiye son günlerde muazzam bir ekonomik çöküş yaşıyor ve siz, Partinizin kurumsal açıklamasını yapmasından beklemeden, 10 Ağustos 2018 günü, doğrudan Cumhurbaşkanına dönük ilginç bir söylemle, “tavsiye yerine istirhamla”, sözde ülke adına özveride bulunup alttan alarak 4 maddelik öneriler sundunuz. Partinizde hiçbir yönetsel ve temsil yetkiniz yokken ve milletvekili bile değilken. 16 yıl vekillik yapan birisinin, Parti geleneklerine, disiplinine ve siyaset etiğine sığmayan böylesi bir davranışı bile gündemde kalma adına sergileyebildiniz.. Bu gün de (11 Ağustos 2018) CHP, İstanbul’da bir basın toplantısı ile, tüm ağırbaşlılığı ile 13 maddelik bir program sundu. Sizin önerilerinize ve Partinin kurumsal önerilerine bakıldığında ne denli cılız – içeriksiz önermeleriniz oldu, dönüp bakar mısınız? Keşke kişisel hırs – ihtirasınız ile yetenek ve birikimlerinizi dengeleyebilseniz.

Bu yazıyı yazmak istemezdik, Kurultayın üzerinden 6 ay geçti ancak Sn. İnce’nin kişisel ve sekter, üstelik CHP’nin kurumsal kimliğine zarar veren sorumsuz davranışlarının sürmesi nedeniyle kamuoyuyla paylaşmak istedik. Önceleri, kendisini Cumhurbaşkanlığına aday gösteren, kendisinden 15 yaş daha büyük ağabeyi konumunda olan Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na “vefasızlık etmeyeceğini, edemeyeceğini” kamuoyu önünde açıklayan Sayın İnce’yi yönlendiren (manüple eden) kimler ve hangi güçler acaba?

Ülke bir yangının içinde, tek sorumlu AKP= Erdoğan, CHP 13 maddelik akılcı – bilimsel bir politika demeti sunuyor; ancak Erdoğan her zamanki gibi Kılıçdaroğlu’na, dikkat, CHP’ye değil Sn. Kılıçdaroğlu’na olmadık biçimde yüklenerek “..avcunu yalarsın..” diyebiliyor. Hemen ardından AKP sözcüsü Ünal devamla, yine CHP’ye değil Kılıçdaroğlu’na olmadık biçimde saldırıyor. Siz de açık – örtük benzer tutum ve davranış içindesiniz. Niçin ve zamanı mı?

AL SANA SOKAĞIN SESİ:  İNCE SIZI…

AL SANA SOKAĞIN SESİ: 
İNCE SIZI…

Konuk yazar : Mustafa AYDINLI

CHP’nin ve değerli lideri, Sn. Kılıçdaroğlu’nun, Sn Muharrem İnce’yi Cumhurbaşkanlığına aday göstermesi, öncelikle uygar ve asil bir tavırdır.  Ne var ki bu asillik öyle sanıyorum tam olarak kavranamamış. Bu durum bir bakıma Ekmelettin İhsanoğlu tartışmasını da bitirecekti.

Sn. İnce, çok eleştirdiği İhsanoğlu’nun aldığı oyu aşamadı. Yani kayda değer bir artı sağlayamadı. İhsanoğlu’nun seçiminde MHP oyları da vardı, diyebilir. O halde topla MHP oylarıyla, görülecek ki, CHP’ye kayda değer bir artı sağlanamamış. Sonuçlar ortada Sn. İnce; aldığınız oy CHP’nin gerçek oyları + HDP barajı geçsin diye verilen emanet oyların, Cumhurbaşkanlığında sizi tercihi ve İYİ Partinin Cumhurbaşkanlığı ile milletvekilliğindeki oy farkının toplamı, sizin oylarınız. Abartacak bir durum yok. Ayrıca yakanızdan çıkarıp Sn. Kılıçdaroğlu’na emanet ettiğiniz “6 Ok”un yerine, Türk Bayrağı takılmıştır. Aldığınız oyun bu boyutunu da düşünmeniz gerekir. Üstelik “6 Ok” rozetini seçim sonrasında yakanızda göremiyoruz; uzatmalı  Cumhurbaşkanı adaylığı gibi bir durum mu var 5 yıl boyunca??

Aldığınız oylar, Cumhuriyetin yozlaşmaya uğratıldığı ve “Tek Adam rejimi”nin dayatıldığı bir dönemde bu mu olmalıydı? Hedefler tutturulamadı. Üzülerek belirtelim ki E. İhsanoğlu’nun aldığı oyun 8 puan gerisinde kaldınız; %30,6 ve %38,44…

Hal böyleyken, seçimler öncesi, bakmayın halkın seçeneksizlikten, sizi umut olarak gördüğüne; konuşmalarınız birbirinin yinelemesi ve gereksiz polemikten öteye geçmedi. Söylediklerinizin altını dolduramadınız. AKP doğayı tahrip etmiş, ekonomi felç, insan hakları anılmaz olmuş, çocuk istismarı diz boyu, hayvan hakları, yolsuzluklar, vergi kaçırmalar yandaş koruma, kadın hakları, işsizlik, işçi hakları gibi konular en başta anlatılması gerekirken; siz, “O bana bay dedi, ben de O’na bay bay dedim..” gibi ucuz komedi yaparak ve insanları  kısa süreli güldürerek bunu başarı sandınız. Bir fizik öğretmeni olarak kuantum fiziğinden söz etmeniz güzeldi, ama gerisi gelmedi.. Laf olsun torba dolsun örneği. Endüstri 4.0’a değinmeniz yerinde, ancak sonrası? Hepsi havada kaldı, halkta karşılığını bulmadı. Bu söyledikleriniz, yandaş bir profesörün ‘ferasetine güvendiği cahiller’ (!) için geçerli olabilirdi. Oysa oy istediğiniz kesimler bunlar değildi…

Halkçı olmak için ahırdan dana bağlayıp, çözmek gerekmez; halkçı politikayı etinde kemiğinde duymak gerekir. Örneğin ömründe ahır görmemiş rahmetli Ecevit mi Halkçılıkta  inandırıcı, siz mi? Ecevit somut bir sloganla umut oldu : “Kalkınma köyden başlayacak” dedi. “Bu düzen değişmelidir, ne ezilen ne ezen, insanca – hakça bir düzen” dedi ve inandırıcıydı. Umuttu, onun için, bu ülkenin Karaoğlan’ı oldu. Vizyon sahibiydi. Sizin vizyonunuz ne?

Yer yer camilerde poz verdiniz. Allah kalbinize göre versin. Uygar insan olmanın ilk adımı, başkalarının inancına saygı duyarak başlar. Bu işi sizden daha iyi yapanlar (sözde!) varken, yani aslı dururken, millet neden sizin kötü kopyanıza gerek duysun?! Sn. Ecevit, Karaoğlan olurken hiç sizin yapmacık tavırlarınıza başvurmadı. Bu yüzden inandırıcıydı. Eminim ki, en azından sizin kadar da inançlıydı ama ne Allah ile kul arasındaki yüce duyguyu kötüye kullanıp o yolla nemalanmak istedi; ne de Allah’la kul arasına girdi. CHP tarihinin de en yüksek oyunu aldı; %42’ye dayandı!. Sol jargonu iyi bilip, yerinde kullanmak gerekir. Eğer miting meydanlarında tartışacağınız bir sorun varsa, örneğin öncelikle din derslerini zorunlu olmaktan çıkarmayı tartışmak yakışırdı. Oysa ahırda danaları çözüp bağladığınız kadar bu konuya değinmediniz. Zorunlu din dersleri hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kazanılmış davalar varken, bu konuları es geçtiniz.

Sayın ince; CHP’de herkes genel başkan olabilir. Her genel başkan da değişir, gerekli olgunluğa erişince, Sayın Kılıçdaroğlu da bunlardan biridir. Ancak siz sanki Cumhurbaşkanlığına aday olmamış da, sayın Kılıçdaroğlu’na karşı aday olmuş gibi bir tutum sergiliyorsunuz! Önümüzde yerel seçimler var. Oraya odaklanıp, bütün gücünüzü vermek varken, siz tutturdunuz ben Cumhurbaşkanı olamadım, eee bari CHP genel başkanı olayım. Olur; buna Anadolu’da ‘hem suyundan hem de denesinden koy’ derler. Halkı, bağlanan umutları, daha ilk akşamdan, yüz üstü bırakıp işi pişkinliğe vurdunuz. Bahaneniz “adam kazandı” oldu. Balon olup da sönseydiniz tıss diye bir ses çıkardı. Sizden seçim akşamı tıss bile çıkmadı. Bu muydu? Bir gün önce İstanbul’da yağmur altında milyonlarca halka verdiğiniz söz? Avukatların cübbesi arabalarında kaldı. Ne dediniz ilk açıklamanızda; “Oylar çalınmadı diyemem, fakat beni kurtarmaz..” Sn. İnce, 1 oy çalan hırsız olmuyor, demek ki hırsız olmak için, bin oy çalmak gerekiyor. Beğendiniz mi açıklamanızı? Seçim gecesi neler yaşandı, biz onu öyle kolay ve kısa sürede öğrenemeyeceğimizi biliyoruz. Açıklamalarınızın kitleleri doyurmadığını da bilmeniz gerek.  İlk açıklamanızda gazetecileri azarlayan ve adeta soru sormayın diyen, kâğıttan okuduğumla yetinin diyen, agressif tavrınız her şeyin yanıtı gibiydi. “On milyon fark var..”.. deyip teslim oldunuz, oysa 50 068 627 oy geçerli sayıldı. Adayın seçilebilmesi için %50+1 oy alması, geçerli oyların 25 034 031’ini alması gerekiyordu. Erdoğan, 26 330 823 oy almakla, seçilme barajını 1 396 513 oyla aşmış oldu. Demek ki gerçek fark 10 milyon değil 1,4 milyondu; bu kadarı da halledildi herhalde!?

Üzgünüm Sn. İnce, daha baştan karaya vurdunuz; ilk açıklamanızda tutarsızlığınızı ortaya koydunuz. Umutları boşa çıkardınız. Yitirmeniz değil sorun, CHP’liler ilk kez seçim yitirmiyor. Güvenilmez olduğunuzu daha ilk günden hissettirdiniz. Peki, zat-ı şahanelerini kutlamanıza ne demeli? Evet, rakibi kutlamak centilmenliktir, fakat güreş eşit koşullarda olursa. Rakibiniz yağlı güreşçi, siz ise kuru güreşçi formatındasınız. Bu, centilmenliğin ötesinde bir şey. Seçim gecesi, en azından o masum milyonlara, umut bağlayan insanlara alçakgönüllü bir açıklamayla gönüllerini dahi alamadınız. Gece yarısından sonra bir mesajla, halkı hesaba almayarak toplumla alay ettiniz. Sicilinizi düzenleyen bundan daha büyük defter olamaz. Şimdi de Partinizi suçlama garabetine düştünüz. Kendinizi Partinizin üzerinde görüyorsunuz. Partiyi yitirirse bu millet bir daha bulamaz ama sizi yitirse ne olur ki; kervan yola devam eder. Hem de gereksiz yüklerden arınarak hafifleyerek. Unutmayın, bundan sonra ne o mevkiyi göreceksiniz ne de o oyu sol kamuoyundan alabileceksiniz. Yerinizi belirlediniz, bizce yeriniz Sn. Ertuğrul Günay’ın yanıdır. CHP çok gördü böylesi hançerleri, Atatürk’ün partisidir, 7 canlıdır. Başı dik ve ilkeleri ile CHP yoluna devam eder. Yaralarını sara sara iyi eder. Kimsenin merhemine gereksinimi yoktur. Parti içinde bir “ince sızı“sınız, hizipçilikten öte geçemeyeceksiniz. Sokağa sorulmasını istiyordunuz, alın size sokağın sesi, emekli bir meslektaşınız böyle düşünüyor.

Sn. Kılıçdaroğlu ile boy ölçüsüne girmeyin. Zira Ağrı dağı ile Konya ovası aynı kategoriye uymaz. Kılıçdaroğlu her haliyle denenmiştir. Asildir, dürüsttür, yiğittir. Yumruk yedi, asilliği elden bırakmadı. Kurşun yağmuruna tutuldu, “bizi ölümle korkutamazsınız” dedi. Gözlerinde milim korku göremedik. Hiçbir zaman da ‘kasabın bıçağını yalamadı’ Konum ve koşullara göre her zaman CHP’nin alabileceği oyu aldı. CHP’nin baltayla oy alma gibi bir şansı yok Sn İnce. Yeri ve zamanı gelince Sn. Kılıçdaroğlu çekilmesini de bilir. O olgunluk ve erdem her haliyle kendisinde var. CHP de kendi gelenekleri içinde, genel başkanını değiştirir. Önümüzde yerel seçimler varken partiyi sorunlarla baş başa ve yüzüstü bırakıp kaçmasını mı istiyorsunuz? Peki siz gelseniz, Sn. Kılıçdaroğlu’nun ötesinde ne yapacağınızı açıklayın da bilelim. Hem CHP salt liderle değil kadroları ile sorunları çözer.

Sonuç olarak : Sn. İnce; halk aş, iş, ekmek derdinde, özgürlük, mutluluk, güven derdinde, siz koltuk derdindesiniz. CHP demokratik bir partidir. Kılıçdaroğlu yenilmez insan değildir. Ulusal Kurtuluş Savaşı Kahramanı Sn. İnönü, Ecevit’e yenilmiştir. Yolu yordamından gidilirse, yani bir Ecevit daha çıkarsa, Sn. Kılıçdaroğlu’da doğal olarak gidebilir. Bu telaş niye? Havuz medyası ve AA ile birlikte, ortak koro halinde, Sn. Kılıçdaroğlu’nun başarısız olduğunu pompalıyorlar. Sevsinler ya, seçim döneminde on dakika zaman ayırmazken, saatlerce saldırılar, açık oturumlar gırla. Halkımız sağduyusu ve önsezileri ile her şeyin farkında.

İlk kez karşılaşmıyoruz, önden kaçıp arkadan vurma oyunlarıyla…

Özdemir İnce : Sonun sonu üzerine…

Sonun sonu üzerine…

Konuk yazar  : Özdemir İnce
https://www.abcgazetesi.com/ozdemir-ince/sonun-sonu-uzerine/haber-94990, 17.07.2018

Gazete yazarlığı hayatımda (ki 30 yılı bulur) başta AKP olmak üzere siyasal partileri çok eleştirdim ama hiçbir partinin içişlerine karışmadım. “Şunu başkanlıktan atın, bunu başkan yapın!” demedim. Şimdi de demiyorum, çünkü gazeteci ancak tasvir eder ve yorumlar. Şimdi bakıyorum da kimi gazete yazıcısı, Muharrem İnce’ye “Sen parti kurmalısın arkadaş!” diyor, kimisi ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun adının önüne anlaşılmaz sıfatlar oturtarak parti başkanlığından indiriyor.

Buna en kibarından “mesleki yozlaşma, mesleki deformasyon” denir ki tükenmişlik alametidir. Ayıptır! Fahişenin müşteriden para almaması da mesleki deformasyondur! Biline!

Amip tabiatlı Ahmet Hakan da “Neden Muharrem İnce’inin ayrı parti kurması şart?” diye remil atıyor! Bre akılsız imam! Muharrem İnce, kurarsa, Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı değıl CHP’ye karşı parti kuracak… CHP’nin tabelasını bile kimse yenemez!

Bir araştırma göre AKP’ye gönül verenler, evlilik programlarını, dizileri seyrediyormuş ama tartışma programlarını, belgeselleri adam yerine almıyormuş. Bu nedenle AKP’ye oy veriyormuş. Hadi be! Araştırma yapacaksan seçmenin gelir kaynak ve biçimlerine göre yapacaksın. Örneğin, mesleksizler, yoksullar neden kendilerini savunmayan, her seçimde kendilerini “kazıklayan” (?) AKP’ye oy veriyorlar. Acaba kazıklanıyorlar mı? Böyle bir düşünce, saplantı ve algıları var mı? Yoksa sarsılmaz bir inanç mı söz konusu? Benim bu tür yazılarımdan birinden alıntı yapacağım.

Yazının adı : SADAKA EKONOMİSİ AHLAK BOZAR

[Belki inanmayacaksınız ama “Sadaka ekonomisi” deyişinin patenti ekonomistlere değil bana ait. Gerçi basında “mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi” hesabı yapılmıyor, referans ve göndermeler pek dikkate alınmıyor ama, izin verirseniz, gazete yazıcılığı hayatımda bir kez de ben biraz kasılayım.

Hürriyet gazetesi Ekonomi Servisi Müdürü Vahap Munyar’a aşağıdaki haber metni dolayısıyla şükran duymam gerekiyor, ki şükran duyuyorum. Yıllardır ileri sürdüğüm bir öngörüyü belge ile kanıtladığı için kendisine teşekkür ederim. Vahap Munyar’ı Birlikte okuyalım (Hürriyet, 05.12.08) :

“Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) çatısı altındaki Anadolu’daki odalardan birinin başkanı, fabrikasına geçici işçiler aldı. Aldığı işçiler geçici de olsa onlardan evraklarını istedi. Kısa sürede sigortalarını yaptırdı. Bir süre sonra geçici işçiler fabrika sahibinin kapısına dayandı:

-Patron bizi neden sigortalı yaptın ?

-Yanlış bir durum mu var ?

-Bizi sigortalı yaptın, ekmeğimizi elimizden aldın.

-Nasıl yani ?

-Elimizde yeşil kart vardı. Ayrıca kömürümüz, gıdamız bedava geliyordu. ‘Yoksul maaşı’ bile aldığımız oluyordu. Sen bizi sigortalı yaptın, hepsi elimizden gitti.

-Ama bakın asgari de olsa artık bir maaşınız var, ayrıca Sosyal Sigorta güvenceniz var…

-Biz anlamayız, derhal kadrodan çıkmak istiyoruz…”]

Benim “sadakacı, tufeyli, asalak, sülük, yoz” adlarını verdiğim bu mesleksiz, lümpen yığışımı nüfusunun kaç kişi, kaç milyon aile ve kişi olduğunu bilmezseniz “seçimler hakkında” sadece gevezelik edersiniz. Şimdi resmi kaynaklardan bir alıntı yapacağım:

[Devlet 2015’te 15 milyon kişinin yardımına koştu:

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre 1 milyon 93 bin aile düzenli yardım alıyor. Bu da yaklaşık 15 milyon kişiye yardım edildiği anlamına geliyor.

2015’te devlet tarafından 3 milyon 18 bin aileye düzenli veya geçici yardımlar yapıldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre bunların 1 milyon 93 bini düzenli yardım alıyor. Bu da yaklaşık 15 milyon kişiye yardımlarla ulaşıldığı anlamına geliyor. 2015’te sosyal yardım ve destekler içerisinde en büyük kalemlerden birini 508 bin kişiye verilen 4.3 milyar liralık evde bakım yardımı oluşturdu. Devletin üstlendiği 6.4 milyar liralık Genel Sağlık Sigortası primleri de dikkate alındığında 2015’teki toplam destek 25 milyar liraya ulaştı. Yardım yapılan kişi sayısının tespitinde GSS primi ödemeyenlerin aynı zamanda diğer yardımları da aldığını, dolayısıyla aynı ailelelerin birden fazla destek aldığını dikkate almak gerekiyor. Sosyal yardımlar temel ihtiyacını karşılayamadığı için yaşamını sürdürmekte zorlanan kişi ve ailelere karşılıksız sağlanan ayni ve nakdi destekleri kapsıyor:

1-2015’TE 2.1 MİLYON AİLE YAKACAK DESTEĞİ ALDI:

2-EĞİTİM YARDIMI: 2 MİLYON ÖĞRENCİ:

Yoksul çocukların okula gönderilmesi için Şartlı Nakit Transferi kapsamında ilköğretimdeki erkek öğrenci için aylık 35 TL, kız öğrenci için 40 TL ödeniyor. Ortaöğretimde bu rakamlar sırasıyla 50 ve 60 TL uygulanıyor. 2015’te 2 milyon 18 bin öğrenci için 664 milyon TL ödendi. 2003’ten beri yapılan ödemeler 4.3 milyar liraya ulaştı.

Eğitim materyali: Yoksul çocukların kırtasiye, önlük, ayakkabı gibi okul ihtiyaçları için 2003- 2015 yıllarında 880 milyon lira tutarında yardım gerçekleştirildi.

Öğle yemeği: Yoksul öğrencilere 2003’ten beri öğle yemeği veriliyor. 2015 maliyeti 460 milyon lirayı buldu. 2015’teki ders kitabı desteği ise 240 milyon lira.

3-GIDA VE GİYİM YARDIMI: 681 BİN HANE:

İhtiyaç sahibi ailelerin gıda, giyim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için her yıl Kurban Bayramı ve Ramazan ayında Sosyal Yardımlaşma Vakıfları aracılığıyla yardım yapılıyor.

4-2015’te 681 bin 364 haneye 251 milyon lira gıda ve giyecek yardımı yapıldı

5-BARINMA YARDIMLARI: 22 BİN HANE:

Oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız evlerde yaşayan vatandaşlara evlerinin bakım-onarımı, ev eşyası alımı ve kira için ayni ve nakdi yardım yapılıyor. 2015’te 22 bin 98 haneye 79 milyon lira barınma yardımı gerçekleştirildi.

6-SOSYAL KONUT: 29 BİN KONUT:

Sosyal güvencesi olmayan fakir vatandaşlara, geri ödemeli 45 metrekare (1+1) ve 65 metrekarelik (2+1) sosyal konut yapılıyor. Yoksullara sosyal konut projeleri için 2015’te Toplu Konut İdaresi’ne 210 milyon lira aktarıldı. Konutlar 22.5 yıl (270 ay) vadeli satılıyor. 29 bin 271 konutun teslimi gerçekleştirildi.

7-YAKACAK YARDIMI: 2.1 MİLYON AİLE:

İhtiyaç sahibi ailelere 2003 yılından beri her yıl en az 500 kilogram kömür dağıtılıyor. 2015’te 2 milyon 139 bin aileye 2 milyon 609 bin ton kömür dağıtıldı

8-EŞİ ÖLEN KADINLAR: 300 BİN KADIN:

2012 yılının şubat ayından bu yana, muhtaç durumdaki eşi ölmüş kadınlara aylık 250 TL yardım yapılıyor. 2015’te 300 bin 422 kadına 820.5 milyon TL ödendi

9-ASKER AİLESİ: 3 YILDA 214 BİN:

Askerin sosyal güvenceden yoksun ve ihtiyaç sahibi ailelerine aylık 250 lira ödeniyor. 2013’te başlayan uygulama kapsamında son üç yılda 214 bin 793 asker ailesine 463 milyon lira yardım yapıldı.

10-YOKSUL ASKER ÇOCUĞU: 3.803 ÇOCUK:

Muhtaç askerlerin 18 yaşından küçük çocuğuna ayda 100 TL veriliyor. 2015’te haktan yararlanan 3 bin 803 asker çocuğuna 2.3 milyon lira ödendi

11-ÖKSÜZ VE YETİM YARDIMI: 35 BİN ÇOCUK:

Annesi veya babası vefat etmiş, 18 yaşından küçük çocuklardan muhtaç olana aylık 100 TL ödeniyor. 2015’te 35 bin 401 çocuk 22.8 milyon lira aldı.

12-ŞARTLI SAĞLIK YARDIMI: 1 MİLYON ÇOCUK / 202 BİN KADIN:

Yoksul ailelerin çocuklarını düzenli aşılatması ve kontrolü için yardımlar var. Çocuk için aylık 35 TL, hastanede doğum için 75 TL, gebelik dönemi için 35 TL ödeniyor. 2015’te 1 milyon 67 bin çocuk için 344 milyon lira ve 202 bin kadın için 19 milyon lira ödendi.

13-YAŞLI VE ENGELLI AYLIĞI: 1.3 MİLYON YAŞLI:

Yoksul yaşlı ve engelliler ile silikozis hastalarına aylık ödeniyor. Bu kapsamda 2015’te 1 milyon 302 bin kişiye 4 milyar 130 milyon lira ödeme gerçekleştirildi

14-EVDE BAKIM YARDIMI: 508 BİN KİŞİ:

Bakıma ihtiyacı olan yoksul durumdaki engellilere evde bakımları için ayda 887 TL yardım yapılıyor. 2015’te bu yardımdan 508 bin kişi yararlandı. Yıllık ödeme tutarı ise 4 milyar 378 milyon lira oldu.

15-İSTİHDAM YARDIMLARI: 1.584 KİŞİ:

İş görüşmesinde sağlık raporu, fotoğraf gibi giderler için yılda 3 defaya kadar 40-100 TL yardım var. İşe yerleştirilirse bir defaya mahsus brüt asgari ücretin üçte biri kadar para ödeniyor. 2015’te 715 kişiye işe başlama, 869 kişiye de işe yönlendirme yardımı yapıldı.

16-KIRSAL ALANDA SOSYAL DESTEK:

Köylüye süt sığırı, damızlık koyun ve seracılık yardımı yapılıyor. Bu kapsamda yardım, 2015’te 2.3 milyon lira tuttu. Ancak 2004’ten bu yana 1 milyar 83 milyon lira yardım gerçekleşti.

17-SOSYAL HİZMET PROJELERİ:

Engellilere yönelik projeler, sokak çocuklarının rehabilitasyonu, yoksul kadınlara yönelik kurslar bu kapsama giriyor. 2007- 2015 yıllarında bu projelere 584 milyon lira aktarıldı.]

Ataol BEHRAMOĞLU : SEÇİM SONRASINDA

SEÇİM SONRASINDA

Ataol BEHRAMOĞLU
Cumhuriyet, 07 Temmuz 2018
Kazananın dışındaki cumhurbaşkanı adaylarının oyları toplandığında 23.737.844 ediyor.

Kazanan 25.330.823 oy aldığına göre, arada yaklaşık iki buçuk milyonluk bir fark söz konusu. 
Yani öteki adaylar tek bir kişi üzerinde de anlaşsalar iki buçuk milyon eksikleri var. 
Bu arada Muharrem İnceTayyip Erdoğan’la aralarında 10 milyonluk fark olduğunu söylerken gerçeği dile getiriyor. 
İnce’nin oyu 15.340.321 olduğuna göre, neredeyse milimi milimine on milyonluk bir fark bu.
***
İşin bir yanı böyle. Gelelim öteki yanına… 
En yakın rakibinden on milyon fazla oy almış olsa da, toplam oylar bakımından Tayyip Erdoğan büyük sayılamayacak bir oy farkıyla 2. tura kalmaktan kurtuldu.
İkinci tur gerçekleşse sonuç ne olurdu? 
Şu anda bu konuda tahmin yürütmenin bence pek bir önemi ve anlamı yok. 
Fakat şu soru bütün önemi ve anlamıyla karşımızdadır: 
Toplumun %50’sinin biraz üstünde bir oy desteğiyle (rakiplerinin aldığı toplam oyun iki buçuk milyon fazlasıyla) başkan seçilmiş olan kişi, 80 küsur milyonluk bir ülkenin yönetim sistemini, bu demektir ki kaderini, bugününün ve geleceğinin yönünü kökten değiştirmeye ne ölçüde hak sahibidir? 
Tabii bu toplumun demokrasi ve evrensel hukuk ilkelerine göre yönetilmekte olduğu ve yönetileceği iddia edilmekteyse…
***
Her kesimden insanımızın içinde yükselen umut ve beklenti, haklı bir umut ve beklentiydi. 
Bu umudu sağdan ya da soldan küçümsemeye kalkmak, en azından toplumdan habersizliktir. 
Sağ kendince gerekeni yapıyor. Sola söyleyeceğim ise bu kafayla ileriye doğru bir milim yol alınamayacağıdır. Umut ve beklentiler haklıydı, fakat yenilgi de bir olasılıktı kuşkusuz. 
Kendi payıma ben, yenilgiden daha çok, sanıyorum milyonlarca seçmen gibi desteklediğim adaydan ve partisinden seçim gününde ve gecesinde beklediğim daha tutarlı, daha aydınlatıcı, daha enerjik tutumu ve tavrı göremeyişle hayal kırıklığı yaşadım. 
Ardından da alışılageldik parti içi çekişme sahneleriyle karşılaştık. Böyle bir aceleciliğin ne söz konusu partiye, ne yönetimi değiştirme çabasındakilere, ne de ülkemize iyilik getireceği kanısındayım.
***
İyi Parti başkanından da doyurucu, inandırıcı bir ses çıkmadı… 
Buna karşılık partisinden AKP’ye katılımlar olabileceği yönünde işaretler geliyor. 
Baskılar karşısında kararlı duruşuna ve lideri olduğu hareketin bir merkez parti gereksinimini karşılama potansiyeline verdiğim, bana nice hakaretlere yol açan ve şimdi belki yine açabilecek olan desteğimi henüz çekmiyorum…
Fakat bunu da ikinci bir hayal kırıklığı olarak not ediyorum.
***
Ülkemiz, insanlarımızın birbirini ciddi olarak dinleyip anlama gereğini duymadığı bireysel ve kabilesel bir çıkar ve sövgü sarmalında…
Bu konuda ben payıma düşenleri fazlasıyla alanlardanım. 
Yukarıda sözünü ettiğim hakaret ve eleştiriler, sol olarak tanımlanabilecek çevrelerle AKP yandaşlarından gelenlerdi… 
Seçim gecesi erken bir zafer ilanına ilişkin söylediğim birkaç söz ise bu kez solun yeminli düşmanlarının, kimileri olasıdır ki kiralık ağızların ağır hakaret ve saldırılarına yol açtı.
***
Bunların yanı sıra bir de HDP konusu var. 
Üç yıl önceki bir yazımda HDP’ye niye oy vereyim diye sormuş ve bu parti yandaşlarının genellikle eleştiri sınırlarını aşan hoşnutsuzluğuyla karşılaşmıştım. 
Bu seçim ise sonuçları bakımından tümüyle farklıydı. HDP barajı mutlaka aşmalıydı ve bunu yazılarımda birkaç kez açıkça belirttim. Buna karşın üç yıl önceki yazım şimdi yazılmış gibi sosyal medyada paylaşıldı. 
Açıkçası bütün bunlardan yoruldum ve sıkıldım. 
Köşe yazarlığı da bunun içinde. 
Başka çalışmalarımda da yoğunlaşabilmek için, okurlarımdan uzun bir süre, şimdilik bütün bir yaz için izin istiyorum…
=============================================
Dostlar,

Çok değerli düşünür, şair, yazar, bilim ve edebiyat insanı, gerçek aydın Sayın Ataol Behramoğlu’nun kolay kolay pes etmeyeceğini biliyoruz.. 

Hele buna dönük kurgulu saldırı olasılığını da dikkate alarak..

Bir süre dinlenmesini ve ülkemizin yakıcı sorunlarına akılcı çözümler sunan nitelikli yazılarına dönmesini diliyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 07 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

YSK 2018 kesin sonuçları açıkladı

YSK 2018 kesin sonuçları açıkladı

04.07.2018, http://www.ysk.gov.tr/tr/haber/kesin-secim-sonuclari/77783

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Geçerli oyların seçime katılan siyasi partilere ve bağımsız adaylara dağılımı ile bu dağılımın oranları:

Adalet ve Kalkınma Partisi  AKP
Yurt içi seçim sonucu: 20.559.732
Yurt dışı ve gümrük kapıları sandık seçim sonucu: 776.961
Türkiye geneli toplam: 21.338.693
Oran: % 42,56

Milliyetçi Hareket Partisi – MHP
Yurt içi seçim sonucu: 5.444.728
Yurt dışı ve gümrük kapıları sandık seçim sonucu: 120.603
Türkiye geneli toplam: 5.565.331
Oran: %11,10

Hür Dava Partisi
Yurt içi seçim sonucu: 153.649
Yurt dışı ve gümrük kapıları sandık seçim sonucu: 1.890
Türkiye geneli toplam: 155.539
Oran: %0,31

Vatan Partisi
Yurt içi seçim sonucu: 110.849
Yurt dışı ve gümrük kapıları sandık seçim sonucu: 4.023
Türkiye geneli toplam: 114.872
Oran: %0,23

Halkların Demokratik Partisi
Yurt içi seçim sonucu: 5.606.622
Yurt dışı ve gümrük kapıları sandık seçim sonucu: 260.680
Türkiye geneli toplam: 5.867.302
Oran: %11,70

Cumhuriyet Halk Partisi
Yurt içi seçim sonucu: 11.086.897
Yurt dışı ve gümrük kapıları sandık seçim sonucu: 267.293
Türkiye geneli toplam: 11.354.190
Oran: %22,65

İYİ Parti
Toplam 4.932.510   %10,14

Saadet Partisi
Yurt içi seçim sonucu: 660.749
Yurt dışı ve gümrük kapıları sandık seçim sonucu: 11.390
Türkiye geneli toplam: 672.139
Oran: %1,34
****

Cumhurbaşkanı seçiminde geçerli
50 068 627 oyun 26 330 823’ünü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aldı.
Erdoğan’ı CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce 15 340 121 oyla izledi.
HDP adayı Selahattin Demirtaş 4 milyon 205 bin 974,
İyi Parti adayı Meral Akşener 3 milyon 649 bin 030,
Saadet Partisi adayı Temel Karamollaoğlu 443 bin 704,
Doğu Perinçek, 98 bin 955 oy aldı.

Siyasi partilerin çıkardıkları milletvekili sayısı şöyle oldu:

AKP: 295
MHP: 49
HDP: 67
CHP: 146
İYİ Parti: 43
Bağımsız: 0
Türkiye toplamı: 600

KAYITLI SEÇMEN SAYISI: 59.367.469
OY KULLANAN SEÇMEN SAYISI: 51.189.444
GEÇERLİ OY SAYISI: 50.137.175
GEÇERSİZ OY SAYISI: 1.052.269
SEÇİME KATILIM ORANI: %86,22
========================================
Dostlar,

Aydın’ın “acul saati” ile
Homo sapiens’in politik matürasyon saati

YSK, 24 Haziran 2018 tarihsel çifte seçiminin “şaibesi ile brüt” kesin (?!) sonuçlarını ilan etti..
Durum böyle..
YSK Başkanı Güven, tüm sandıkların ıslak imzalı tarama tutanaklarının YSK web sitesinde görülebileceğini de ekledi..

AA’nın hızının sırrını da basından (Soner Yalçın) öğreniyoruz..
Sandık güvenlik görevlilerinin sonuçları cep telefonu üzerinden EGM’ne iletmeleri ve özel bir yazılımla hızla işlenerek AA’ya aktarılması..
Deyim yerinde ise YSK “debelenirken”…
Böylece Türk polisine yeni ve ek bir “stratejik” görev daha yükledik :

Seçim sonuçlarını muazzam bir hızla izleyip AA’ya servis etmek..
Dünya alem görsün, polis devletinin artık vazgeçilmez ölçütlerinden biri de bu..

Türkiye dünyaya örnek olmaya ve öğretmeye devam ediyor..
****

Bu arada zamlar yağıyor..
Avrasya tuneli.. Erdoğan “paran varsa geçersin.. “demişti..
Sigara..
Alkollü içkilerden alınan dünyada benzersiz oranda yüksek ÖTV, % 15,5 artırıldı.
Seçim giderleri ve bütçe açıkları alkollü içki tüketenlere yükleniyor..
Doğal gaza zam yolda.. Rusya %30 zam düşünüyormuş!
Akaryakıta zam ertelenmekte.. Devletimiz ÖTV’den özveride bulunmakta..
Oluşan açığı yükleyecek yer aramakta. Bu, alkollü içki oldu.

Daha çoooook zor günler önümüzde..

Necipler necibi milletimiz, bu ağır tablonun yaratıcılarına “devam” buyurdu..
Ülke çıra gibi yanıyor, daha da yanacak..
Ne var ki “gariban” kim, onu çözemiyoruz; biz somut olarak acıyı – kuşatmayı moleküllerimize dek duyumsar ve yaşarken, yurdum insanı değişik yollarla rasyonalize edebiliyor..

“Allahtan..” diyor, “Allah büyüktür..” diyor..
Tevekkülle idare edebiliyor..

Gerçek gariban kim(ler) acaba??

Öğrenciler İHO – İHL’lere yaratılan kapasite oranında “zorla” yönlendiriliyor..
Dindar – kindar nesiller yetiştirme kutsal projesi..
“Dininizi ve kininizi eksik etmeyin..” talimatı gereği..
Oysa hiçbir dinde kin yok; talimat din dışı!

Şaibeli seçimin dinci faşizmden olurmuş şırası..

Afiyet olsun “yurdum insanına”..
Bir yandan da insana, hayvana, çocuğa, çiçeğe, kadına… vahşet sürerken..
Uçkur altı boyutu da dahil..
Ve de hırslarında boğulan birileri, “al onursal başkanlığı – ver genel başkanlığı” diye
çığlık çığlığa..
******

Acı ironi bir yana; AYDIN SORUMLULUĞU ağırlaşarak sü-rü-yor!
İnsanlık tarihi boyunca ne zaman bitti ki?!
İnsanımıza yaşadıklarına doğru tanı koyabilmesi için rehberlik etmeye devam.
Herkes işini en iyi yapacak..
Aydın, sanatçı, bilim insanı.. topluma edimleriyle “rol modeli” olmayı sürdürecek.

Yurdum insanı yaşayacak, görecek, deneyimleyecek ve öğrenecek.
Giderek “matür” (olgun, kamil) olacak ve insan haklarına dayalı, hak ettiği demokratik – adil – gönençli toplum düzenini kuracak..

Seçim kazanınca topluca ve saatlerce havaya ateş açma ayinleri düzenlemek yerine;
ağırbaşlı kutlamalar yapılacak, rakipler kucaklanarak çiçekler verilecek..

Aydın’ın “acul saati” ile Homo sapiens’in politik matürasyon saati örtüşmüyor..
İlki dört nala, ikincisi rahman..

Durmak yooook, AYDINLANMAYA devam!

Sevgi ve saygı ile. 04 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com