CHP lideri Kılıçdaroğlu’dan Erdoğan’a : MAL VARLIĞINA GEBESİN!

CHP lideri Kılıçdaroğlu’dan Erdoğan’a :

MAL VARLIĞINA GEBESİN!

ABD Başkanı Donald Trump’un mektubuna ilişkin, “Hiçbir şekilde diplomatik teamüllere uymayan ve hakaret dolu ifadeler içeren bu mektubu, ‘bu üslup kabul edilemez’ diyerek neden iade etmediniz?” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektuba ilişkin hala sessizliğini koruduğunu savunan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a 7 soru yöneltti.

kılıçdaroğlu.jpg

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu’nda yaptığı konuşmada, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. (AA, 22.10.19)

CHP’lilerin, tüm yurttaşların sorunlarının çözümü için çabaladıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, siyaseti saygın kılmak, toplumun sorunlarına çözüm üretmek için toplumu dinleyeceklerini söyledi.

“Partisinin siyaseti köşeyi dönmek için değil halka hizmet için yaptığına” işaret eden Kılıçdaroğlu, hak ve hukuk arayanların hakkının teslim edilmesi gerektiğini ifade etti.

Kılıçdaroğlu, bundan 5 yıl önce Soma’da 301 işçinin yerin binlerce metre altında yaşamını yitirdiğini anımsatarak, o dönem bütün Türkiye’nin söz konusu işçilerin ailelerinin sorunlarının çözümü için kucaklaştığını anlattı.

Soma’daki işçilere yönelik verilen sözlerin bir bölümünün unutulduğunu savunan Kılıçdaroğlu, bu işçilerin “Bize söz verdiler, 5 yıl sonunda zaman aşımına uğrayacak. Hak isteminde bulunamayacağız. Bir çare kalıyor, yürüyelim..” dediklerini ve yürümeye başladıklarını belirtti.

Kılıçdaroğlu, Soma işçileriyle kimsenin ilgilenmediğini ileri sürerek, şöyle devam etti:

“Bizim işçilerin hakkına, hukukuna sahip çıkmamız gerek. 18 gündür yağmurun, karın altında, çamurun içinde bekliyorlar. Haklarını istiyorlar. Şu ana dek onların hakları teslim edilmedi. ‘Ankara’ya yürümeye meraklı değiliz, kimseden sadaka istemiyoruz, yalnızca hakkımızı istiyoruz. Tazminatlarımız tümüyle ödenene dek buradan kalkmayacağız. Bize söz verdiler, yine söz veriyorlar, kararlıyız, söz değil haklarımızı istiyoruz.‘ diyorlar. Somalı kardeşlerimizin hakları teslim edilinceye değin onların hakkını ve hukukunu biz savunacağız ve yanlarında olacağız.”

“NEREYE GİTTİ BU PARALAR?”

Kemal Kılıçdaroğlu, hangi inanç veya yaşam biçiminden olursa olsun herkesin şehitler için vicdanının sesini dinlediğini dile getirdi.

Şehitler hepimizin ortak acıları, ortak onurlarıdır” diyen Kılıçdaroğlu, şehitlerin hakkını ve hukukunu her zaman ve her ortamda savunduğunu vurguladı.

Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında şehit olan vatandaşlar için toplanan 309 milyon liranın akıbetini hükümete kezlerce sorduğunu, son 3 haftadır da yeniden buna ilişkin sorular yönelttiğini hatırlattı.

Söz konusu yardım tutarının, 15 Temmuz şehitlerinin ailesi ve gazilerin sorunlarının çözümü için önemli bir kaynak olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Nereye gitti bu paralar? O Vakfın adresi yok. Grubumuzun basın danışmanı CİMER’e sormuş: vakfın adresi nedir, yönetim kurulunda kimler vardır? Çalışma Bakanlığı bunu İçişleri Bakanlığına göndermiş. Oysa vakfeden Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Şehitlerimizin hakkını savunmak bir insanlık görevidir. Şehitlerin, gazilerin hakkını son kuruşuna dek soracağım. Bu benim ve sizin namus borcudur. Ta ki o paraların ne olduğunu açıklayıncaya dek. 15 Temmuz üzerine güzel laflar ederler, bayram kabul ederler, 15 Temmuz için para topladın. Nerede bu para? Cevap yok.”

Kılıçdaroğlu, söz konusu paraya ilişkin soru sormasının istenmediğini ileri sürerek, “Şehidin, gazinin hakkını, hukukunu savunmayacağım da kimin hakkını, hukukunu savunacağım? Para yiyenlerin mi? Kim aldı bu paraları? Nereye harcadınız bu paraları? Benim hakkım var, tüyü bitmemiş yetimin de hakkı var. Ben o hakkı sonuna kadar savunacağım” ifadelerini kullandı.

“BUNUN ADI İŞKENCEDİR”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Sakarya’daki Tank Palet fabrikasının ihalesiz Katar ordusuna verildiğini” iddia ederek, bu konuya ilişkin sorularına hükümet tarafından yanıt verilmediğini öne sürdü.

Kılıçdaroğlu, “Ordumuzu görüyorsunuz, destanlar yazıyor ama Sakarya’daki Tank Palet fabrikası Katar’lıların elinde. Hangi gerekçeyle?” diye konuştu.

TBMM Genel Kurulunda geçen hafta kabul edilerek yasalaşan Yargı Reformu’nun ilk paketine ilişkin de Kılıçdaroğlu, “Adalet konusundaki düzenleme kabul edildi ama bu ‘Türkiye’ye adalet geldi.’ anlamında değil. Adaleti mumla arıyoruz. Adaleti buluncaya dek de bizim mücadelemiz sürecek. Adalet bu ülkeye gelinceye dek birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu yargı paketinin kabul edilerek yasalaşmasına karşın şafak vakti evlerin basıldığını ve tutuklamaların yapıldığını belirten Kılıçdaroğlu, “Bunun adı işkencedir. Adalet böyle bir şey değildir. Adalet, savcı soruşturma açabilir, açar telefonu ‘şu saatte gelin’ diyebilir. Neden şafak baskını? Ailenin, küçücük çocukların önünde bir babaya ters kelepçe takılması hangi adalette, vicdanda vardır? O çocukların babalarına ters kelepçe takıldığını görmeleri adalet midir, ahlaki midir? Biz buna isyan ediyoruz..” sözlerini sarf etti.

Kılıçdaroğlu, Türkiye’de hala yasaklar bulunduğunu, Demokrasi İçin Birlik Platformu ile Hrant Dink Vakfı tarafından yapılmak istenen toplantılara izin verilmediğini ileri sürdü.

Türkiye’de düşünce açıklamanın suç sayıldığını iddia eden Kılıçdaroğlu, “Demokrasi diyoruz, düşünce açıklamak da suç oldu bu ülkede. Hangi adalet, hangi reformdan söz ediyoruz biz? Yargı bağımsızlığı olmadan, hakimin vicdanı olmadan bir ülkeye adalet gelmez. Hakim, talimatı saraydan alırsa o ülkeye adalet gelmez. Yasa falan bunların hepsi hikayedir. Önemli olan hakimin vicdanıdır, hukukun üstünlüğüdür, insan haklarıdır” ifadelerini kullandı.

“FETÖ BORSASI KURULDU”

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye’de bir yılda 26 115 kişiye “cumhurbaşkanına hakaretten” soruşturma, 4 887 kişiye de dava açıldığını kaydederek, şöyle konuştu:

Cumhurbaşkanı tarafsız mı? Hayır. AK Parti’nin Genel Başkanı. AK Parti’nin Genel Başkanı’nı eleştirmeyecek miyim, ‘Yanlış yapıyorsun’ demeyecek miyim? Tarafsız kalsın, namusu üzerine yemin etti. Tarafsız kalacaksan başımın üzerinde yerin var. Ama bir partinin genel başkanıysan eleştiriyi hak ediyorsun. Beni de eleştiriyorlar. Öbür siyasal parti genel başkanları da eleştirilir. En sert biçimde eleştirilir, hakarete varmamak koşuluyla. Vatandaş düşüncesini, beğensek de beğenmesek de açıklamak zorundadır.”

Kılıçdaroğlu, Kanun Hükmünde Kararnamelerle 125 687 kişinin devletten ihraç edildiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Arkasından FETÖ borsası kuruldu. Parası olan, iyi mevkilerde siyasal akrabası, damadı olanlar, kayınpederi olanlar dışarıya, garibanlar içeri. 125 bin kişi hakkında ihraç kararı verildi ama 152 399 kişinin de gizli soruşturması şimdilik süryor. Paran varsa hiç korkmayacaksın. Öğleden sonra Pensilvanya’ya gidip gelebilir, FETÖ’nün başkanıyla görüşebilirsin. Paran varsa hiçbir şey olmaz, kimse sana dokunmaz. Paran yoksa içeri. Bank Asya’nın önünden mi geçtin? Yakalar içeri atarlar.”

Haksız yere hapiste olan avukatlar, aydınlar, yazarlar, askeri öğrenciler ve garibanların bulunduğunu savunan Kılıçdaroğlu, “Durumu iyi olan, parası olan ve sarayın avukatını tutanlar ise dışarıda. Hatta savcı, onlar hakkında soruşturma bile açmıyor. Açarsa yerinden olacak. Erdoğan’ın avukatları ne zamandan beri Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu etkilemeye, hakim, savcı tayin etmeye başladı? O koltuklarda otururken rahatsız olmuyor musunuz? Ben vicdanen rahatsız oluyorum. Siz onların istemlerini, sarayın istemi gibi derhal yerine getiriyorsunuz” iddialarında bulundu.

“DEMOKRASİYE AYKIRIDIR”

Kemal Kılıçdaroğlu, demokrasilerde seçimin, milletin iradesi olduğuna işaret ederek, Diyarbakır, Van ve Mardin belediye başkanlarının yerlerine kayyum atandığını, belediye meclislerinin başkan seçmesine izin verilmediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“O zaman bu seçimi niye yaptınız? Bu belediye başkanları iyi hal kağıdı aldılar. ‘YSK seçime girebilir’ diye karar verdi. Şimdi neden açığa alıyorsunuz? ‘Suçlular’. Niye suç üstü yapmıyorsun? İstihbarat örgütün, polisin, askerin var. Suç üstü yap, terör örgütüne destek veriyorsa anında yakala, kimse sana bir şey diyemez. Bu yetmedi şimdi Kayapınar, Kocaköy, Bismil ve Erciş belediye başkanları da açığa alındı ve yerlerine kayyum atandı. Demokrasiye aykırıdır.”

Daha önce Ankara, Bursa ve Balıkesir belediye başkanlarının görevlerinden ayrılmalarına da tepki gösterdiklerini anımsatan Kılıçdaroğlu, “Bizim çizgimiz demokrasi, adalet çizgisidir. Demokrasi yalnızca bizim için değil, herkes için geçerli olmak zorunda. Milletin iradesine, verdiği oya herkesin saygı göstermesi gerek.” diye konuştu.

Adaletin olmadığı yerde kimsenin can ve mal güvenliği bulunmadığına işaret eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde. Herkesin evi hemen basılabilir, hemen gözaltına alınabilir, dosyasına gizlilik kararı konulur. Avukatınız bile hangi gerekçeyle göz altına alındığınızı öğrenemez. Aylarca, hatta yıllarca hapiste kalırsınız. Sonra derler ki ‘Pardon, yanlışlıkla içeri atmışız.’ Bu mudur adalet, bu milletin vicdanı yok mu?”

Adaletin herkes için olduğu bir yerde ekonominin de iyi olacağına işaret eden Kılıçdaroğlu, Türkiye’de bunun gerçekleşmediğini ileri sürdü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok” dediğini savunan Kılıçdaroğlu, bunun saray için doğru olduğunu öne sürdü. Kılıçdaroğlu, “saraydakilerin bir eli yağda, bir eli balda Lale Devrini yaşadığını, onların işe gerek duymadığını, ihale almanın yeterli olduğunu” iddia etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, anayasanın 49. maddesinde, “Devlet, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” hükmünün yer aldığını anımsattı.

Bu önlemlerin hiçbirinin alınmadığını, işsizliğin, ağır bir fatura olarak 82 milyonun önünde durduğunu, saraydakilerin ise işsizlik çekmediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, “Hepsinin keyfi yerinde. Saray sosyetesinin, bir annenin, babanın, çocuğun işsiz olması durumunda mutfaktaki yangından haberleri var mı? Hangi koşullarda bu aileler geçiniyor haberleri var mı?” diye sordu.

Kılıçdaroğlu, 3 gençten 1’inin işsiz olduğunu, işsiz sayısının 8 milyonu aştığını ifade ederek, sosyal devletin, fakir – fukarayla ilgilenen, gelir dağılımını dengeleyen, istihdam alanı yaratan, işinden olana işsizlik sigortasından düzenli aylık veren devlet olduğunu söyledi.

Çalışanların %36’sının kayıt dışı olduğunu, bununla mücadele edilmediğini öne süren Kılıçdaroğlu, “Sosyete damat var; ‘Hane başına düşen gelir 3 kat arttı’ diyor. Millet işsizlikten bunalmış durumda. İntihar eden sanayiciler, kepenk kapatan esnaf, borç batağında işsiz, kendini yakan işsiz var, millet 5 kuruşa muhtaç duruma geldi; ‘Hane başına düşen gelir 3 kat arttı…’ diyor. Sarayınki çok artmıştır biliyorum. Para her taraftan fışkırıyor.” diye konuştu.

“TEFECİLERE YULARI KAPTIRDILAR”

Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bir ülke üretmez, borçla geçinirse ABD Başkanı Donald Trump‘ın tweetlerine muhatap olur. ‘Seni mahvederim‘ diyor. Çünkü borç almadan ayakta duramıyorsun. 82 milyonu tefeciye teslim ettiler. Tefecilere, on milyarlarca Dolar faiz ödendi. Onunla fabrika kurulsaydı, on binlerce kişi iş sahibi olacaktı, Türkiye üretecekti, kazanacaktı, her alanda söz sahibi olacaktı; hiçbir devlet başkanı da kalkıp Türkiye Cumhuriyeti’ni, ekonomisi üzerinden vuramayacaktı, eleştiermeyecekti. Yuları tefecilere kaptırdılar. Kaptırırsan, atın nereye gideceğini yuları elinde tutan gösterir.

Bütün bunlar ortada dururken bunların uğraştığı iki şey var; ‘Arabanızda sigara içmeyeceksiniz‘ diyor. Sana ne kardeşim, araba benim, sigara içerim veya içmem. ‘Alışveriş yaparken naylon poşet için ayrıca para vereceksin’. Senin başka bir derdin yok mu? Milletin mutfağında yangın var bunların yangına buldukları çözüm bu. Şimdi tutturdular ‘Sigara haramdır’ diye. Millet, sigara içmese senin bütçedeki açık daha da artar. Ayrıca o beyefendi haramın ne olduğunu bilmez. Kul hakkı yiyen adamdan, haram anlaşılmaz.”

“82 MİLYON VATANDAŞIN CEBİNDEN KAHRAMANLIK EDEBİYATI”

Suriye’deki gelişmeleri değerlendiren Kılıçdaroğlu, Süleyman Şah Türbesi‘ni, kendi topraklarından kaçırmak zorunda kaldıklarını, bunun utanılacak bir olay olduğunu ancak ar damarı olanın utanacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, kendi toprağından kaçan adamın ne zamandan beri kahraman olduğunu hala öğrenemediğini belirtti.

Kılıçdaroğlu, Suriyelilere 40 milyar dolar harcandığını ifade ederek, “Yetmemiş, beyefendi hala ‘Gerekirse 40 milyar dolar daha harcarız’ diyor. Buyur harca; o ödemiyor ki; saray da ödemiyor. Kim ödeyecek 82 milyon vatandaş ödeyecek. 82 milyon vatandaşın cebinden kahramanlık edebiyatı yapıyor. Zaten saray, kara delik, para yutuyor ha bire” dedi.

İzlenen dış politikanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin saygınlığını sıfırladığını öne süren Kılıçdaroğlu, mütekabiliyet (AS: dış politikada karşılıklılık) ilkesine işaret etti.

Kılıçdaroğlu, İsmet İnönü’nün, Lozan Anlaşması için gittiği Lozan’da toplantı yapılacak salona girdiğinde, kendisine ayrılan koltuğun öbürlerinden küçük olduğunu fark ettiğini, aynı koltuktan bulunduğunda görüşmelere devam edeceğini söyleyerek salondan çıktığını anlattı. Kılıçdaroğlu, “Yalnızca koltuk üzerinden; bu ülkenin kuruluşundaki onuru, haysiyeti, şerefi görüyor musunuz? Mütekabiliyet budur.” dedi.

“BENİ RAHATSIZ EDİYOR”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, gazetecilerin 16 Ekim’deki, “Amerika’dan heyet geldi, görüşecek misiniz?” sorusuna, “Ben dimdik ayaktayım. Ben onlarla görüşmeyeceğim. Onlar karşıtlarıyla görüşecek. Ben Trump geldiğinde konuşurum?” karşılığını verdiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, ancak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, “Görüşecek”, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın, “Cumhurbaşkanı yarın ABD Başkan Yardımcısını kabul edecek” dediğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’nin, Erdoğan’ın değil, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın mevkidaşı olduğunu belirtti.

“Daha acı olan ise şu fotoğraf.” diyerek Erdoğan’ın Pence ile görüşmesine yönelik bir fotoğrafı gösteren Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı forsunun önünde, ikisi eşit pozisyonda oturuyorlar. Bu Erdoğan’ı rahatsız etmeyebilir ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak beni rahatsız ediyor. AK Partili kardeşlerime soruyorum; bu ülke sınırları kanla, gözyaşıyla çizildi. Bu ülke milli kurtuluş savaşını veren ülkedir. Mütekabiliyet denilen kural vardır. Bir başkan yardımcısı, başkan ile aynı pozisyonda oturuyor. Oturması gereken yer Fuat Oktay’ın karşısıdır. Ama Erdoğan, onu yanına alıyor. Neden; ezik” diye konuştu.

“ASLAN KESİLMESİNİ BEKLERDİK”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın, “Trump ile görüşürüm” demesine karşın heyetle görüştüğünü, “ABD, terör örgütünün sözcülüğünü yapamaz” gibi bir cümle kurduğunu ancak masaya oturduğunu, PYD’ye, sürekli telefonla bütün görüşmelerin aktarıldığını, bu arada,

  • Senin, çocuklarının, ailenin mal varlığını araştıracağız” diye sopa gösterildiğini iddia etti.Kemal Kılıçdaroğlu, “Hani Erdoğan çıkıyor ya bazen aslan kesiliyor; aslan kesilmesini beklerdik.
  • ‘Ey Trump sen benim, ailemin, çocuklarım mal varlığını mı araştıracaksın, araştırmazsan namertsin. Araştırmazsan namertsin, verilmeyecek tek kuruş hesabım yoktur. Hesap vereceksem Türk milletine hesap veririm’ diyecekti. Bunu söyleyemedi.” dedi.

    “BUNLARI NASIL YEDİNİZ, YUTTUNUZ?”

    Trump’un, bir milleti, bir toplumu aşağılayan dille kaleme alınmış bir mektup gönderdiğini, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde daha önce böyle bir mektup gelmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

    “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bizi bu denli aşağılayan bir mektup gelmemiştir. Johnson’un mektubunu, İnönü’nün yanıtını hatırlıyorsunuz. İnönü, ‘Yeni bir dünya kurulur, Türkiye o dünyada yerini alır‘ diyordu. Allah aşkına söyler misiniz bu mektubu nasıl hazmettiler, nasıl içlerine sindirdiler? Hangi kozları var ABD’nin elinde ki bunu yalayıp, yuttular. Mal varlığıyla ilgili mi başka bir şey mi nedir Allah aşkına? Mektupta, Trump, ‘Sorunlarını çözmek için çok uğraştım‘ diyor Erdoğan’a. Hangi sorunları özel, ailevi, finansal sorunlar mı? Açıkça tehdit ediyor. Bu mektup ortaya çıktı, bekledik herkes tepki gösterecek. Bütün partiler tepki gösterdi yalnızca AK Parti’de tık yok, Erdoğan ne diyecek diye bekliyorlar. Bunları nasıl yediniz, yuttunuz, adamda mide olur. Erdoğan, 18’inde açıklama yapıyor; ‘Bu konuyu bugünkü meselemiz, önceliğimiz olarak görmüyoruz.’ diyor. Göremezsin çünkü mal varlığınla gebesin. O mektup, bütün dünya arşivlerine girdi. Yenilecek, yutulacak bir mektup değil.

    Ülkücü kardeşlerime seslenmek isterim: Siz hemen hemen her konuşmanızda Türk milletinin haysiyetinden söz edersiniz. MHP’nin düştüğü durumu görüyor musunuz? Hangi şeref, onur? Türkiye’nin saygınlığı yerlerde sürükleniyor, olmadık eleştiri, hakaretler geliyor, sizin yöneticileriniz bu hakaretleri yapanlara karşı sessiz duruyorlar. Milliyetçilik o değil, milliyetçiliği biz yapıyoruz. Devrimciliği, halkçılığı, cumhuriyetçiliği, demokrasiyi de biz yapıyoruz. Tepki vermesi gereken kişi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil eden kişidir. Ülkücü kardeşim sana sesleniyorum; bu memleketin şan, şeref, onurundan yanaysan, içtenlikli olarak bu ülkenin milliyetçisiysen bunlara beş para bırakmayacaksın, bunlara söz bırakmayacaksın, bunlara alet olmayacaksın, bunların ipiyle kuyuya inmeyeceksin.”

    7 SORU

    Anayasanın 104. maddesine işaret eden Kılıçdaroğlu, “Bu beyefendi asla cumhurbaşkanı değil. Benim de cumhurbaşkanım değil, bu ülkeyi, vatanını ve bayrağını sevenlerin cumhurbaşkanı değil. Senin mal varlığın üzerinden tehdit ediliyorsun. Çıkıp desene, ‘Benim mal varlığım açıktır, ben bunu beyan ettim. Dünyanın neresinde bana ve aileme ait beş kuruş bulursanız, ben hesabını veririm” diyeceksin. Diyemiyorsun” değerlendirmesinde bulundu.

    Erdoğan’ın mektuba ilişkin hala sessizliğini koruduğunu savunan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a 7 soru yöneltti. Kılıçdaroğlu, şu soruları sordu:

    “Hiçbir şekilde diplomatik geleneklere uymayan ve hakaret dolu ifadeler içeren bu mektubu ‘bu üslup kabul edilemez’ diyerek neden iade etmediniz? Okuduğunuzda bu ifadeleri nasıl hazmettiniz? Neden ve hangi korku, endişe ve ruh haliyle bu mektubu kabul ettiniz? Hakaretler içeren mektubu anında iade etmediğiniz gibi, kamuoyundan da gizlediniz. Neden? Bu mektubu Amerikalılar kamuoyuna duyurmasaydı üstünü örtecek, sessiz mi kalacaktınız? Hakaretler içeren mektubun üstünü artık örtemeyeceğinize göre, milletin onurunu nasıl kurtaracak ve bu yakışıksız üsluba Türkiye ve ABD arşivlerine girecek şekilde nasıl yanıt vereceksiniz? Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının anayasal görevidir. 82 milyonun huzurunda ettiğiniz yemini hatırlıyor musunuz? Ettiğiniz yeminde sözü geçen namus ve şeref kavramları sizin için neyi ifade etmektedir?”

CHP’den ‘Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası’ broşürü

CHP’den rapor    :
Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası’ 

(AS: Bizim atkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet Halk Partisi son beş yıldır ekonomideki gidişatı inceleyen bilgileri “Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası” broşüründe bir araya topladı. Broşürde son 5 yılda Türkiye’nin ulusal gelirinin 202 milyar $ eridiği, 2013’te 950 milyar $ olan ulusal gelirin 2019’un ilk 3 ayında 748 milyar $’a indiği belirtildi.

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığınca, Parti Sözcüsü Prof. Faik Öztrak’ın eşgüdümünde, hükümetin ekonomi politikalarına yönelik eleştirilere yer verilen bir broşür hazırlandı. CHP’den yapılan yazılı açıklamada, Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığı tarafından, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın eşgüdümünde hazırlanan “Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası” başlıklı broşürle, parti devleti inşa sürecinin Türkiye’ye maliyetinin ortaya konduğu ifade edildi.

‘SON 5 YILDA ULUSAL GELİR 202 MİLYAR $ ERİDİ’

Broşürde, 2014’ten bu yana Türkiye ekonomisindeki değişimlerin ele alındığı belirtilen açıklamada, son 5 yılda Türkiye’nin ulusal gelirinin 202 milyar $ eridiği, 2013’te 950 milyar $ olan ulusal gelirin 2019’un ilk 3 ayında 748 milyar $’a indiği savunuldu.

Son bir yılda dolar alan yandı altın alan kazandı

Son bir yılda dolar alan yandı altın alan kazandı

‘EN BÜYÜK 20 EKONOMİDEN DÜŞME RİSKİ’

Kişi başına düşen gelirin 2013’ten bu yana 3404 $ azalarak 9076 $’a gerilediği kaydedilen açıklamada, 2013’te 950 milyar $’lık ulusal gelirle dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin, 6 yılda ulusal gelir sıralamasında 4 basamak gerileyerek en büyük 20 ekonomi liginden düşme riskiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

Enflasyon oranının 2017’den başlayarak çift hanelere yerleştiği aktarılan açıklamada, “2013’te % 9 olan işsizlik 2015’ten bu yana çift haneye çıktı, küresel krizden bu yana en yüksek düzeylere geldi. Resmi işsiz sayısı 4 milyonu aşarken, gerçek işsiz sayısı 8 milyona dayandı. Üniversiteli işsiz sayısı ise bu dönemde rekorlar kırarak 1 milyon sınırını aştı. Mevsim etkisinden arındırılmış rakamlarla 2013 sonunda her 100 gençten 16’sının işsiz olduğu Türkiye’de, 2019 nisan döneminde her 100 gençten 26’sı işsiz.” saptamasına yer verildi.

TÜRKİYE’NİN TOPLAM BORCU ARTTI

Türkiye’nin toplam borcunun ulusal geliri aştığı bildirilen açıklamada, toplam borcun 4 trilyon 162 milyar TL’ye çıktığı belirtildi. Hazinenin iç borçlanma faiz oranı 2013’te %7,6 iken 2019’da bu oranın %22,2’ye yükseldiği belirtilen açıklamada, şu bulgulara yer verildi:

TL, $ KARŞISINDA % 66 DEĞER YİTİRDİ!

“2013 ile 2019 Ağustos ayı arasında Türk lirası, ortalama kurlarla, $ karşısında % 66, Euro karşısında %60 değer yitirdi. 2013 yıl sonundan bu yana, benzer ekonomiler içinde, Arjantin Pezosu’ndan sonra en çok değer yitiren para birimi TL oldu.

Son 5 yılda Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 2014’ten bu yana 50 basamak birden gerileyerek 109. sıraya düştü.

Yolsuzluk algı endeksinde ise Türkiye son 5 yılda 25 sıra kötüleşerek 78. sıraya geriledi.

Türkiye, küresel mutluluk endeksinde 2 basamak, küresel barış endeksinde ise 18 basamak düştü.”

Broşürde;
– İnsani Gelişmişlik Endeksi,
– Hukukun Üstünlüğü Endeksi
,
– Yolsuzluk Algı Endeksi,
– Dünya Mutluluk Endeksi ve
– Küresel Barış Endeksi’nde

ilk 10 ve son 10 sırada yer alan ülkelerin yönetim sistemlerinin incelendiği ayrı bir bölümün yer aldığı belirtilen açıklamada, bu endekslerde ilk 10 sırada yer alan ülkelerin tümüne yakınının parlamenter sistemle, son 10 sırada yer alan ülkelerin tümüne yakınının ise başkanlık ya da yarı başkanlıkla yönetildiği belirlemesine yer verildi.

Açıklamada, CHP’nin krizden çıkış için önerdiği tedbirlerin hiçbirinin uygulanmadığı, krizin aspirin sağaltımı (tedavisi) ve pansuman önlemleriyle (tedbirleriyle) geçiştirilmeye çalışıldığı savunuldu.
(AA, 13.8.19)
===========================
Dostlar, 

CHP’nin geçtiğimiz yıl 11 Ağustos’ta (2018) yayımladığı 13 maddelik döviz bunalımından çıkış reçetesi aşağıdaki gibiydi..

CHP’nin 13 maddelik krizden çıkış reçetesi                   :

  1. madde: “Devlette liyakat yoksa devlette çürüme vardır. Yapılması gereken en önemli işlerden birisi devlette liyakat sisteminin yeniden inşa edilmesidir.
  2. madde: Hukukun üstünlüğü ve güvenliği milletvekillerinin öğrencilerin hapiste olduğu bir ülkede‘Yabancılar gelsin yatırım yapsın’ diye beklerseniz hayal ortamında yaşarsınız.
  3. madde: Merkez Bankası’nın bağımsızlığı. Bugün merkez bankalarıyla ilgilenen dünyadaki bütün çevreler Türkiye’deki Merkez Bankasının bağımsız olmadığına inanıyorlar. Siyasi otorite yüzünden bağımsız karar alamıyor. Eğer bu güvenceyi verirseniz farklı bir merkez bankası profili ortaya çıkar.
  4. madde: Sıcak para yönetimi. Akılcı bir sıcak para yönetimine geçmek gerekiyor.  Dolar kurundaki her on kuruşluk artışın bize maliyeti 22 milyar lira. Yılbaşından bu yana $ kurunun yükseliş maliyeti 580 milyar lira.
  5. madde: Dolar temel alınarak ihaleler yapılıyor, yani $ baştacı ediliyor, bu politikadan vazgeçilmeli. Dolar temel alınarak hızla  TL’ye dönüştürülmeli eğer TL’ye güveniyorsanız ‘TL bizim paramız’ diyorsanız hızla ihaleleri Türk Lirasına dönüştürün. Dolara endeksli geçiş ücretleri var. Bunların da tümüyle  TL’ye dönüştürülmesi gerekiyor. Bunu yapmanın mevcut yönetim tarafından zor olduğunu biliyorum.
  6. madde: Kamu İhale Yasasının mutlaka değişmesi gerekiyor. Yolsuzluğun temel kaynağı budur. 16 yılda tam 186 kez ihale mevzuatı değişti.”
  7. madde: Hepimiz vergi ödüyoruz çocuk doğduğu andan başlayarak vergi ödüyor. Vergilerin nereye ödendiğini denetleyen Sayıştay uluslararası standartlarına dönmeli. Sayıştay’ın şu anda denetim yapacağı alanlar kısıtlı, eli kolu bağlı durumda.
  8. madde: Bütçe dışı uygulamalar. Kim bütçenin dışında fonlar oluşturdu? TOKİ vb. yapıların hepsinin kaldırılması gerek. Bütçe disiplinin bu bağlamda sağlanması gerek.
  9. madde: Dış politika bugün izlenen politikanın 180 derece değişmesi gerek. Dış politikada hamaset söylemlerine, dost söylemlerine yer yoktur. Her ülke kendi çıkarları için söylem oluşturur. Güçlü bir ekonomi oluşturamazsanız başka ülkelerin sömürdüğü ülkeler haline gelirsiniz Türkiye’nin bugün geldiği nokta bu. Trump bir tweet atıyor, Türkiye’de $ yükseliyor. Neden böyle oluyor? Güçlü bir ekonomi olmadığı için. Trump’ın attığı her tweet Türk halkının onurunu zedeliyor. Asla kabul etmiyoruz. Bu konuda Türkiye’de bir görüş birliğinin sağlanması çok önemli. Eğer iç politikayı, dış politikanın malzemesi durumuna getirirseniz güçlü kalamazsınız.
  10. madde: Kontrolsüz borçlanma. Bunun için bir anayasal kural getirmek gerekiyor. Herkes gönlünce borçlanamaz. Çocuklarımızı, torunlarımızı borç altında bırakamayız. Bunun sınırları ve kurallarının olması gerek. TBMM’ye hesabı verilmeli. Bu borçları kim ödeyecek? Bu borcu 80 milyon ödeyecekse hepimizin soru sorma hakkımız var.
  11. madde: Fakirin, fukaranın sırtına yıkılan bir vergi politikası var. Türkiye’nin bunu düzeltmesi gerek. Vergi cennetlerinde dolarları olanlar var. Bu dolarları olanlar Türkiye’ye getirdiğinde vergi ödemiyorlar. Fakir ekmek alırken, su içerken vergi ödüyor. Milyarlarca dolarla uğraşanlar vergi ödemiyor. Bunu engellemek için 2006’da Parlamento üstüne düşeni yapmış. ‘Dolarlar ülkeye gelirse %30 vergi alacağım’ demiş. Bu kararname 2006 yılından beri çıkmıyor. Biz bu kararnamenin hızla çıkmasını istiyoruz. O vergi cennetleri nereler herkes biliyor.
  12. madde: Üretimi önceleyen politikaya ihtiyacımız var. Bir ülke üretirse güçlü olur.
  13. madde: İsraf ekonomimizi hepiniz görüyorsunuz. Lüks arabalardan geçilmiyor. Tasarruf yapacağız diyorsanız kamudaki araba saltanatına son verin. Kiralık binalarda oturuyorlar. Neden? Eskiden bakanlıklarda otururlardı. Beğenmiyorlar.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1052422/Kilicdaroglu_ndan_doviz_krizi_aciklamasi.html, 11.08.2018)

‘Parlamentoda görüşülmesi bizim en büyük arzumuz’

Saydığı önerilerin bir bölümünün ‘derhal yapılabilir’, bir bölümünün ise ‘orta vadede’ yapılabilir olduğunu söyleyen CHP lideri Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

Bir bölümünün sonuçları uzun sürede çıkabilir. Hem yasaların hem uygulamaların gelişmesi gerekiyor. Yasama ve yürütmenin bunu el ele vererek yapması gerekiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Sayıştay’ın güçlenmesi pek çok yasal düzenlemeye her türlü desteği vereceğiz ve izleyicisi olacağız. Hükümet yok. Artık bakanlar kurulu yok. Yasa önerilerini milletvekilleri verecek. Bu önerilerin krizden çıkma yolunda bir uzlaşmayla Parlamentoda görüşülmesi bizim en büyük arzumuz. Her türlü katkıyı veririz. Bir kişinin egosuna ülke teslim edilemez. Parlamentoda üzerimize düşeni yapacağız. Ülkeyi yönetenlerin hızla karar alması gerek.”
******

Siyaset bilimci Dr. Alev Coşkun‘un son derece yerinde uyarısıyla bağlayalım (Cumhuriyet, 28.7.2019)  :

“Çağdaş ve evrensel demokrasi rejimi anlayışına aykırı olan bu sistem er ya da geç değiştirile­cek ve Türkiye yeniden demok­ratik parlamenter sisteme döne­cektir. Ülkemizin gerek ekonomik, gerek toplumsal yüzlerce soru­nu çözüm beklerken, siyasal ik­tidarın bunları çözmek yerine kavga ve çatışmaya dayalı po­litikalarla enerji tüketmesi; de­mokrasiye uymayan, hataları görülmüş ve onarım olanağı da ol­mayan Cumhurbaşkanlığı hü­kümet sisteminde ısrar etmesi, kaçınılmaz olarak, siyasal ikti­darı bir süre sonra “yöneteme­yen demokrasi” konumuna geti­recektir.“

Sevgi ve saygı ile. 14 Ağustos 2019, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

AL SANA SOKAĞIN SESİ:  İNCE SIZI…

AL SANA SOKAĞIN SESİ: 
İNCE SIZI…

Konuk yazar : Mustafa AYDINLI

CHP’nin ve değerli lideri, Sn. Kılıçdaroğlu’nun, Sn Muharrem İnce’yi Cumhurbaşkanlığına aday göstermesi, öncelikle uygar ve asil bir tavırdır.  Ne var ki bu asillik öyle sanıyorum tam olarak kavranamamış. Bu durum bir bakıma Ekmelettin İhsanoğlu tartışmasını da bitirecekti.

Sn. İnce, çok eleştirdiği İhsanoğlu’nun aldığı oyu aşamadı. Yani kayda değer bir artı sağlayamadı. İhsanoğlu’nun seçiminde MHP oyları da vardı, diyebilir. O halde topla MHP oylarıyla, görülecek ki, CHP’ye kayda değer bir artı sağlanamamış. Sonuçlar ortada Sn. İnce; aldığınız oy CHP’nin gerçek oyları + HDP barajı geçsin diye verilen emanet oyların, Cumhurbaşkanlığında sizi tercihi ve İYİ Partinin Cumhurbaşkanlığı ile milletvekilliğindeki oy farkının toplamı, sizin oylarınız. Abartacak bir durum yok. Ayrıca yakanızdan çıkarıp Sn. Kılıçdaroğlu’na emanet ettiğiniz “6 Ok”un yerine, Türk Bayrağı takılmıştır. Aldığınız oyun bu boyutunu da düşünmeniz gerekir. Üstelik “6 Ok” rozetini seçim sonrasında yakanızda göremiyoruz; uzatmalı  Cumhurbaşkanı adaylığı gibi bir durum mu var 5 yıl boyunca??

Aldığınız oylar, Cumhuriyetin yozlaşmaya uğratıldığı ve “Tek Adam rejimi”nin dayatıldığı bir dönemde bu mu olmalıydı? Hedefler tutturulamadı. Üzülerek belirtelim ki E. İhsanoğlu’nun aldığı oyun 8 puan gerisinde kaldınız; %30,6 ve %38,44…

Hal böyleyken, seçimler öncesi, bakmayın halkın seçeneksizlikten, sizi umut olarak gördüğüne; konuşmalarınız birbirinin yinelemesi ve gereksiz polemikten öteye geçmedi. Söylediklerinizin altını dolduramadınız. AKP doğayı tahrip etmiş, ekonomi felç, insan hakları anılmaz olmuş, çocuk istismarı diz boyu, hayvan hakları, yolsuzluklar, vergi kaçırmalar yandaş koruma, kadın hakları, işsizlik, işçi hakları gibi konular en başta anlatılması gerekirken; siz, “O bana bay dedi, ben de O’na bay bay dedim..” gibi ucuz komedi yaparak ve insanları  kısa süreli güldürerek bunu başarı sandınız. Bir fizik öğretmeni olarak kuantum fiziğinden söz etmeniz güzeldi, ama gerisi gelmedi.. Laf olsun torba dolsun örneği. Endüstri 4.0’a değinmeniz yerinde, ancak sonrası? Hepsi havada kaldı, halkta karşılığını bulmadı. Bu söyledikleriniz, yandaş bir profesörün ‘ferasetine güvendiği cahiller’ (!) için geçerli olabilirdi. Oysa oy istediğiniz kesimler bunlar değildi…

Halkçı olmak için ahırdan dana bağlayıp, çözmek gerekmez; halkçı politikayı etinde kemiğinde duymak gerekir. Örneğin ömründe ahır görmemiş rahmetli Ecevit mi Halkçılıkta  inandırıcı, siz mi? Ecevit somut bir sloganla umut oldu : “Kalkınma köyden başlayacak” dedi. “Bu düzen değişmelidir, ne ezilen ne ezen, insanca – hakça bir düzen” dedi ve inandırıcıydı. Umuttu, onun için, bu ülkenin Karaoğlan’ı oldu. Vizyon sahibiydi. Sizin vizyonunuz ne?

Yer yer camilerde poz verdiniz. Allah kalbinize göre versin. Uygar insan olmanın ilk adımı, başkalarının inancına saygı duyarak başlar. Bu işi sizden daha iyi yapanlar (sözde!) varken, yani aslı dururken, millet neden sizin kötü kopyanıza gerek duysun?! Sn. Ecevit, Karaoğlan olurken hiç sizin yapmacık tavırlarınıza başvurmadı. Bu yüzden inandırıcıydı. Eminim ki, en azından sizin kadar da inançlıydı ama ne Allah ile kul arasındaki yüce duyguyu kötüye kullanıp o yolla nemalanmak istedi; ne de Allah’la kul arasına girdi. CHP tarihinin de en yüksek oyunu aldı; %42’ye dayandı!. Sol jargonu iyi bilip, yerinde kullanmak gerekir. Eğer miting meydanlarında tartışacağınız bir sorun varsa, örneğin öncelikle din derslerini zorunlu olmaktan çıkarmayı tartışmak yakışırdı. Oysa ahırda danaları çözüp bağladığınız kadar bu konuya değinmediniz. Zorunlu din dersleri hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kazanılmış davalar varken, bu konuları es geçtiniz.

Sayın ince; CHP’de herkes genel başkan olabilir. Her genel başkan da değişir, gerekli olgunluğa erişince, Sayın Kılıçdaroğlu da bunlardan biridir. Ancak siz sanki Cumhurbaşkanlığına aday olmamış da, sayın Kılıçdaroğlu’na karşı aday olmuş gibi bir tutum sergiliyorsunuz! Önümüzde yerel seçimler var. Oraya odaklanıp, bütün gücünüzü vermek varken, siz tutturdunuz ben Cumhurbaşkanı olamadım, eee bari CHP genel başkanı olayım. Olur; buna Anadolu’da ‘hem suyundan hem de denesinden koy’ derler. Halkı, bağlanan umutları, daha ilk akşamdan, yüz üstü bırakıp işi pişkinliğe vurdunuz. Bahaneniz “adam kazandı” oldu. Balon olup da sönseydiniz tıss diye bir ses çıkardı. Sizden seçim akşamı tıss bile çıkmadı. Bu muydu? Bir gün önce İstanbul’da yağmur altında milyonlarca halka verdiğiniz söz? Avukatların cübbesi arabalarında kaldı. Ne dediniz ilk açıklamanızda; “Oylar çalınmadı diyemem, fakat beni kurtarmaz..” Sn. İnce, 1 oy çalan hırsız olmuyor, demek ki hırsız olmak için, bin oy çalmak gerekiyor. Beğendiniz mi açıklamanızı? Seçim gecesi neler yaşandı, biz onu öyle kolay ve kısa sürede öğrenemeyeceğimizi biliyoruz. Açıklamalarınızın kitleleri doyurmadığını da bilmeniz gerek.  İlk açıklamanızda gazetecileri azarlayan ve adeta soru sormayın diyen, kâğıttan okuduğumla yetinin diyen, agressif tavrınız her şeyin yanıtı gibiydi. “On milyon fark var..”.. deyip teslim oldunuz, oysa 50 068 627 oy geçerli sayıldı. Adayın seçilebilmesi için %50+1 oy alması, geçerli oyların 25 034 031’ini alması gerekiyordu. Erdoğan, 26 330 823 oy almakla, seçilme barajını 1 396 513 oyla aşmış oldu. Demek ki gerçek fark 10 milyon değil 1,4 milyondu; bu kadarı da halledildi herhalde!?

Üzgünüm Sn. İnce, daha baştan karaya vurdunuz; ilk açıklamanızda tutarsızlığınızı ortaya koydunuz. Umutları boşa çıkardınız. Yitirmeniz değil sorun, CHP’liler ilk kez seçim yitirmiyor. Güvenilmez olduğunuzu daha ilk günden hissettirdiniz. Peki, zat-ı şahanelerini kutlamanıza ne demeli? Evet, rakibi kutlamak centilmenliktir, fakat güreş eşit koşullarda olursa. Rakibiniz yağlı güreşçi, siz ise kuru güreşçi formatındasınız. Bu, centilmenliğin ötesinde bir şey. Seçim gecesi, en azından o masum milyonlara, umut bağlayan insanlara alçakgönüllü bir açıklamayla gönüllerini dahi alamadınız. Gece yarısından sonra bir mesajla, halkı hesaba almayarak toplumla alay ettiniz. Sicilinizi düzenleyen bundan daha büyük defter olamaz. Şimdi de Partinizi suçlama garabetine düştünüz. Kendinizi Partinizin üzerinde görüyorsunuz. Partiyi yitirirse bu millet bir daha bulamaz ama sizi yitirse ne olur ki; kervan yola devam eder. Hem de gereksiz yüklerden arınarak hafifleyerek. Unutmayın, bundan sonra ne o mevkiyi göreceksiniz ne de o oyu sol kamuoyundan alabileceksiniz. Yerinizi belirlediniz, bizce yeriniz Sn. Ertuğrul Günay’ın yanıdır. CHP çok gördü böylesi hançerleri, Atatürk’ün partisidir, 7 canlıdır. Başı dik ve ilkeleri ile CHP yoluna devam eder. Yaralarını sara sara iyi eder. Kimsenin merhemine gereksinimi yoktur. Parti içinde bir “ince sızı“sınız, hizipçilikten öte geçemeyeceksiniz. Sokağa sorulmasını istiyordunuz, alın size sokağın sesi, emekli bir meslektaşınız böyle düşünüyor.

Sn. Kılıçdaroğlu ile boy ölçüsüne girmeyin. Zira Ağrı dağı ile Konya ovası aynı kategoriye uymaz. Kılıçdaroğlu her haliyle denenmiştir. Asildir, dürüsttür, yiğittir. Yumruk yedi, asilliği elden bırakmadı. Kurşun yağmuruna tutuldu, “bizi ölümle korkutamazsınız” dedi. Gözlerinde milim korku göremedik. Hiçbir zaman da ‘kasabın bıçağını yalamadı’ Konum ve koşullara göre her zaman CHP’nin alabileceği oyu aldı. CHP’nin baltayla oy alma gibi bir şansı yok Sn İnce. Yeri ve zamanı gelince Sn. Kılıçdaroğlu çekilmesini de bilir. O olgunluk ve erdem her haliyle kendisinde var. CHP de kendi gelenekleri içinde, genel başkanını değiştirir. Önümüzde yerel seçimler varken partiyi sorunlarla baş başa ve yüzüstü bırakıp kaçmasını mı istiyorsunuz? Peki siz gelseniz, Sn. Kılıçdaroğlu’nun ötesinde ne yapacağınızı açıklayın da bilelim. Hem CHP salt liderle değil kadroları ile sorunları çözer.

Sonuç olarak : Sn. İnce; halk aş, iş, ekmek derdinde, özgürlük, mutluluk, güven derdinde, siz koltuk derdindesiniz. CHP demokratik bir partidir. Kılıçdaroğlu yenilmez insan değildir. Ulusal Kurtuluş Savaşı Kahramanı Sn. İnönü, Ecevit’e yenilmiştir. Yolu yordamından gidilirse, yani bir Ecevit daha çıkarsa, Sn. Kılıçdaroğlu’da doğal olarak gidebilir. Bu telaş niye? Havuz medyası ve AA ile birlikte, ortak koro halinde, Sn. Kılıçdaroğlu’nun başarısız olduğunu pompalıyorlar. Sevsinler ya, seçim döneminde on dakika zaman ayırmazken, saatlerce saldırılar, açık oturumlar gırla. Halkımız sağduyusu ve önsezileri ile her şeyin farkında.

İlk kez karşılaşmıyoruz, önden kaçıp arkadan vurma oyunlarıyla…

CHP Genel Merkezi’ne silahlı saldırı

Kılıçdaroğlu’ndan CHP Genel Merkezi’ne yapılan saldırı sonrası açıklama

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi önünde duyulan silah sesleriyle ilgili ilk açıklamayı yaptı.

SÖZCÜ, 26.10.2015 

Kılıçdaroğlu, yaşanan olayla ilgili, “İki saat içinde plaka saptanacak, 3-4 saat içinde faile ulaşılacak. İki kurşunla korkacak bir parti değiliz. Güçlüyüz, özgürlükleri savunuyoruz,
bir bedel ödenecekse bunu ödemeye hazırız” dedi.

Onur ÖYMEN : MİT’in CHP’yi karıştırdığı iddiası hakkında düşünceler


MİT’in CHP’yi karıştırdığı iddiası hakkında düşünceler

Portresi_ATA_ile

 

Onur ÖYMEN

Ajans Haber’in MİT’in CHP içinde kimi operasyonlar yaptığı savıyla ilgili olarak yönelttiği sorulara verdiğim yanıtları içeren haberi aşağıdadır:

 

Kılıçdaroğlu dememiş miydi ‘Hepimiz ulusalcıyız’ diye”?

Kılıçdaroğlu’nun gündeme oturan ‘MİT’ açıklamaları ve CHP’de yaşanan
‘ulusalcı’ tartışmaları sorunların farklı noktalara taşınmasına neden oldu.

CHP içinde yaşanan ‘ulusalcı’ tartışmaları, partinin dönüşümü ile ilgili tartışmalara neden oluyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun son dönemde destekleyerek partiye davet ettiği isimlerin ulusalcı vekiller nezdinde rahatsızlık yaratması ile başlayan süreç, Muharrem İnce’nin genel başkanlığına adaylığını koyması ile seçime kadar uzadı.

YÜKSELEN ‘CHP’ GÜNDEMİ

Emine Ülker Tarhan’ın partiden istifa ederek yeni bir parti kurması ve ulusalcı olarak gösterilen milletvekili Süheyl Batum’un ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevki de partinin ve Türkiye siyasetinin en sıcak olayları arasında yer aldı.

Son gündem ise Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları ile tartışılan ‘MİT’.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun MİT’in CHP’yi parçalamak için bir faaliyetin içinde olduğunu ve bunun AK Parti’nin derin devleti ile işbirliği içinde yapıldığını belirten açıklamaları tartışılan ana konular arasında. Parti üyelerinin dinlenilmesi iddialarının da açıklamaların içinde yer alması geçmiş dönemde de dile getirilen iddiaları ve
yaşanan olayları (Deniz Baykal olayı) da tartışılır kılıyor.

Eski diplomat ve CHP Eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, bu gelişmeleri AjansHaber’e değerlendirdi.

“KILIÇDAROĞLU DEMEMİŞ MİYDİ, ‘HEPİMİZ ULUSALCIYIZ’ DİYE”

CHP içindeki bazı kişilere yönelik olarak kullanılan ‘ulusalcı’ sözü hakkında değerlendirmelerde bulunan Öymen, “Ulusalcı sözünü, gerçek Atatürkçülerin küçük bir grup olduğu izlenimini yaratmak için kullanıyorlar gibime geliyor. Halbuki Atatürkçüler, Atatürk milliyetçileri, Atatürk’ün görüşlerini ilkelerini savunanlar bir grup değil CHP’de partinin gövdesidir. Sayın Kılıçdaroğlu dememiş miydi, ‘hepimiz ulusalcıyız’ diye?” dedi.

“ULUSALCILIĞI, İKTİDAR PARTİSİ KÜÇÜK BİR FRAKSİYON GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR”

Ulusalcılığın CHP için önemini vurgulayan Öymen, “Ulusalcılığı aslında iktidar partisi ve başkaları, küçük bir fraksiyon gibi, bir grup gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa CHP’nin esası bu. Atatürkçü, Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkan, ulusal çıkarlarına sahip çıkan insanlar.” diye konuştu.

“ESAS SÖYLENMESİ GEREKEN, BAYKAL’A YÖNELİK KOMPLOYU
KİMİN YAPTIĞIDIR”

MİT’le ilgili tartışmalar yaklaşık 4 yıl gecikerek yapılıyor’ diyen Öymen,

“Esas söylenmesi gereken Baykal’a yönelik komplo sırasında, bu komployu kimin yaptığıdır. Yurt dışında mı, yurt içinde mi yaptılar? Kimler yaptı, kimler sorumluydu, bunların o zaman tartışılması gerekliydi. Öbür bütün komplolar paralel devletin işidir falan, fakat o vesileyle gözaltına alınanlardan hiçbiri Baykal’a yönelik komplo ile ilgili olarak suçlanmadı. Demek ki başkalarıymış. Kim acaba? Bu unutturuldu.”
şeklinde konuştu.

MİT TARTIŞMALARI VE BAYKAL’A KOMPLO

MİT’in CHP’ye yönelik operasyonları iddialarının esas olarak Baykal üzerinden araştırılması gerektiğini ifade eden Öymen, “İç veya dış istihbarat örgütlerinin CHP’yle ilgili bir operasyondan bahsedilecekse ilk akla gelenin Baykal’a yönelik komplo olması gerek. Şu anda iktidar MİT üzerinden CHP’ye bir operasyon düzenliyor dediğiniz zaman bunun açıklaması o denli kolay olmuyor. Şöyle: Sanki CHP şu anda öyle bir hale gelmiştir ki, seçimi mutlaka kazanacaktır, fakat birtakım böyle tertiplerle seçimi kazanması engellenmek isteniyor. Bunu söylemek çok zor. Çünkü kamuoyu yoklamaları maalesef seçimlerde CHP’nin en güçlü parti olacağı izlenimini vermiyor. O bakımdan bunun bir gerekçesi olması lazım. Böyle bir şey yapılacaksa, niye CHP’yi parçalamak, yıpratmak, bölmek istesinler. Bunun bir nedeni olacak. Benim kanaatimce bunu
esas olarak Baykal’a yönelik komplo bağlamında değerlendirmek lazım” dedi.

“WIKILEAKS BELGELERİNİ OKUMALARINI TAVSİYE EDİYORUM”

CHP’nin Türkiye’nin en köklü partisi olduğunu söyleyen Öymen,

“Bu partinin yıpratılması, ancak Cumhuriyetten rahatsız olanların işine gelir.
O nedenle polemiklerle bu işleri çözmek uygun bir yöntem değil. CHP üzerinde
bir operasyon yapılmış mıdır? diye illa bir araştırma yapılması gerekiyorsa,
ben o söylemlere Wikileaks belgelerini okumalarını tavsiye ediyorum.”
açıklamalarında bulundu.

Saygılar, sevgiler.

Onur Öymen