ALEVÎLİK BİLDİRGESİ İMZAYA AÇILDI

DUYURU: 75 Alevi Dedesi ve
20 Alevi Kanaat Önderinin İmzaladığı

A L E V Î L İ K   B İ L D İ R G E S İ
İmzaya Açıldı. Herkes İmzalayabilir..

Sefa M. Yürükel (sefamyurukel65@gmail.com) dostumuz bize metnin kapsamlı bir özetini gönderdi. İlk 5 madde şöyle :

ALEVÎLİK BİLDİRGESİ [ÖZET]

1. Biz Alevîler, Alevîliği tartışmasız şekilde İslâm dairesi içinde görüyoruz.
Hatta geleneğimizde Alevîliğin, İslâm’ın özü ve ruhu olduğuna dair genel bir kabul vardır. Atalarımızdan nesilden nesile aktarıldığına göre biz kılıç zoru ile değil,
Ali evlatları eliyle gönülden bağlanarak Müslüman olmuş bir zümreyiz.

2. Bugünün Alevîliğini anlamak için bilmemiz gereken iki ana kavram vardır ki bunlar, “yol” ile “ocak” kavramlarıdır. Zira Alevîlik; Bektaşîlik ve Safevîlik tarikatları ile birçok “ocak” etrafında oluşan “sürek”lerin, “yol” çatısı altında toplanması ile hayat bulmuş bir inanç sistemidir.

3. Biz kendi inancımıza “Yol” adını veririz. “Yol” adı altında birçok “sürek” bulunur. Sürekler, “ocak” adını verdiğimiz ve Hz. Muhammed’in soyundan geldiklerine inandığımız kutsal ailelerin ulu ataları çevresinde oluşan ritüelleri kapsar. Sürekler, şekil ve öz bakımından aynı kökenden gelen tarikatlardır. Esasen sürekler arasındaki farklar çok azdır ve hepsi “yol”un genel ilkelerine uyarlar.

4. Türklerin Müslüman olması ile Horasan’da oluşmaya başlayan ve büyük Türkmen göçleri ile geldiği Anadolu’da nihai yapılanmasını tamamlayan Alevîliğin omurgası, 2 temel üzerine oturur. Bunlardan birincisi İslâm imanı, ikincisi ise Türk kültürüdür.

5. İslâm’ın tarihî genel olarak Hz. Muhammed’in doğumu ile başlatılsa da biz Alevîler bu tarihî
Hz. Âdem (a) ile başlatırız. Çünkü inancımıza göre “din” tektir ve onun adı İslâm’dır. Hz. Âdem ile başlayıp Hz. Muhammed ile sona eren peygamberlerin tamamının dini olan İslâm,
son biçimiyle Hz. Muhammed tarafından insanlığa tanıtılmıştır.
*********
8. İster Türkçe, ister Zazaki, ister Kırdaşi konuşsun, biz büyüklerimizden sürekli 2 şey duyduk : Birincisi kökenimize, ikincisi dinî tercihimize yönelikti. Horasan’dan gelen Türkleriz. Asıl Türk biziz şeklinde ifade edilen soy vurgusu, hâlâ yaşı yetmişi geçen büyüklerimizin dilinde
ortak bir bildirge gibi yaşamaktadır. İkincisi, dinî tercihimize vurgu yapan,
Biz kılıç zoru ile olmadık. Ali evlatları eliyle gönülden Müslüman olduk” cümlesidir.
*********
13. Yolumuzda dinin ana kaynağı ve serçeşmesi kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerim’dir.
Kutsal kitabın Allah katından vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed’e vahyedildiğine, ilk kez Hz. Ali tarafından yazıya geçirildiğine ve bir kitap hâline getirildiğine inanıyoruz. Hz. Ali’nin kitap hâlinde topladığı Kur’ân-ı Kerim, surelerin iniş sırasına göre tanzim edilmişti. Böylece dinin özü, ruhu ve hareket seyri daha kolay anlaşılıyordu.

14. Kur’ân-ı Kerim’in açıklanmasına ihtiyaç vardır. Çünkü yapısı gereği farklı şekillerde yorumlanmaya açıktır. Son veda haccında ilan ettiği üzere Hz. Muhammed, bizlere 2 ağır emanet bırakmıştır: Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt. Bu nedenle Kurân-ı Kerim’in kâmil manada açıklaması Hz. Muhammed ile Ehl-i Beyt’in yetkisindedir.

15. Hz. Muhammed, kızı Hz. Fatıma ve 12 İmam’ın buyrukları bizim için mutlak olarak haktır. Onların buyrukları, Kur’an hükmü gibidir. Hz. Ali’ye “Konuşan Kur’ân dememizin bir nedeni de budur. Doğal olarak dinin bir diğer kaynağı hadislerdir. Ancak uydurma hadislerin varlığına dayanarak bunları, Kur’ân ve akıl ölçüsüne göre değerlendirir, kabul eder veya etmeyiz. Hz. Muhammed’den sonra dinin koruyucusu olarak 12 İmam’ı tanıdığımız ve
yolumuzun önderleri bildiğimiz için onların sözlerini de kutsal biliriz.

16. Dinî düşüncemizin en önemli kaynaklarından biri de Akıldır. Akılsız dindarlığa
bir değer yüklemediğimiz gibi, dini olan kişinin mutlaka akıllı olması gerektiğini vurgularız.
*********
37. İnancımızda yer alan önemli kavramlardan biri, “ergin toplum”a karşılık gelen “rıza şehri”dir. Rıza şehrinin kurulmasında en önemli düsturumuz;

  1. “eline, beline, diline sahip ol”maktır.38. Türkiye dışında, Orta Doğu ve Balkanlar’da geleneksel yaşam alanlarımız vardır.
    Bunların dışında işçi göçleri ile birlikte dünyanın dört tarafına yayılmış bulunuyoruz.
    Türkiye bizim için her zaman 1. plandadır ama doğal olarak vatandaşı olduğumuz diğer devletlere karşı da sorumluluklarımız vardır. Çıktığı yumurtayı beğenmemek ve yemek yediği kaba tükürmek, Alevî ahlakının, Alevî vicdanının ve Alevî töresinin kabul edebileceği davranışlar değildir.39. Siyaset bizim için kötü bir uğraş değildir, aksine sorunlara çözüm üretmek ve ahlaki ilkelere uymak kaydıyla yararlı bir uğraştır. Çünkü kötü olan siyaset değil, ahlaksız siyasettir.
    Burada kötülük fiili siyasete değil, ahlaksızlığa yüklenmiştir. Toplumumuza ait bireyler
    farklı siyasal eğilimlere sahip partilerde siyaset yapmaktadır ve temel ilkelerimize
    uymak kaydı ile bizce bunda bir sakınca yoktur.40. Özetle Alevilik;

    – Allah-Muhammed-Ali inançlarını içselleştiren,
    – aklını kullanan,
    -haktan ve adaletten ayrılmayan,
    – bilimi izeyen,
    – ahlaklı ve ilkeli yaşamayı kişilik hâline getiren,
    – edebi bilen,
    – fıtratını bozmayan,
    – vicdanını karartmayan,
    – başkasının hakkına el uzatmayan ama kendi hakkına el uzatılmasına da müsaade etmeyen…
    bir “Yol”dur.
    =======================================Özet böyle Dostlar…

    Ve şöyle bağlanıyor..

    ALİ RIZA ÖZDEMİR-İSMAİL BÂKİ
    Temmuz 2017 – İstanbulBildirgenin tam metnine ulaşmak için aşağıdaki bağlantılara tıklayınız.

    http://www.sukitap.com/product/detail/alevilik-bildirgesi
    http://www.kriptokitaplar.com/index.php?route=product/manufacturer/info&manufacturer_id=13
    http://www.kitapyurdu.com/kitap/alevilik-bildirgesi/432798.html&manufacturer_id=50042 

    Son olarak da imzalayanların listesi var…

    Biz de bir Ocakazde olarak bilginize ve ilginize sunarız…

  2. 40 maddelik kapsamlı özeti okumak / indirmek için lütfen tıklayınız :
    Alevilik_Bildirgesi_Yayinlandi Sevgi ve saygı ile. 18 Ağustos 2017, Tekirdağ  

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com=====================================
    Güncelleme                                :

20.08.2017 günü saat 13:00’te İstanbul Bahçelievler Belediyesi konferans salonunda toplanıldı.
Saz ile açılış deyişleri dinlendi.
Şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşımız söylendi.
Açış konuşmaları yapıldı..
1 kadın ve 1 erkek sunucu ALEVİLİK BİLDİRİS‘ni basılı kitaptan dönüşümlü okudular..
Bildiri alkışlar ve takdirle karşılandı. Basılı kitap katılımcılara sunuldu (Kripto yayıncılık). Bildiriye çok emek veren, geniş katılımla olgunlaştıran ve kitap olarak bastıran
Ali Rıza Özdemir ve İsmail Baki takdir ve alkış aldılar.
Biz de her 2 araştırmacı – girişimci aydın emekçimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Kitap zaman içinde ve değişen koşullar nedeniyle katkılarla güncellenebilir.
Bir kez daha ilgiye ve bilgiye sunarız..

Sevgi ve saygı ile. 20 Ağustos 2017, Tekirdağ 

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

Prof. Ayşen Uysal : Üniversite dediğin…

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

6 AĞUSTOS 1945 ABD’nin JAPONYA’YA ATOM BOMBASI ATMASININ ÜZERİNDEN 72 YIL GEÇTİ

6 ve 9 AĞUSTOS 1945
ABD’NİN, JAPONYA’YA ATOM BOMBASI
ATMASININ ÜZERİNDEN 72 YIL GEÇTİ 😒
 
S U A Y  K A R A M A N
Müzikli, şiirli görsel belgeseli izlemek için lütfen tıklayınız..
=======================
Sevgili dostumuz Suay Karaman’a teşekkürlerimizle..Sevgi ve saygı ile. 06 ve 09 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Çiğdem Toker : ‘Tehlikenin farkında mısınız?’

‘Tehlikenin farkında mısınız?’
Çiğdem Toker
Cumhuriyet, 30.7.17
(A. S. Bizim katkımız yazının altındadır..)

İçimizi şaşkınlık, öfke, bulantı karışımı duygularla dolduran haber, Gülseven Özkan imzasıyla Hürriyet’teydi dün.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Ensar Vakfı ile “çeşitli eğitim, seminer ve sosyal etkinlikler düzenlenmesine dair” beş yıllık işbirliği protokolü imzalamıştı.
– Hani, 2010-15 arasında Karaman şubesindeki görevli öğretmen M.B’nin, toplam 45 çocuğu istismarıyla 508 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ensar.
– Hani, 2008’de Çorum şubesindeki öğretmen Z.İ’nin iki kız öğrenciye tecavüz suçlamasıyla Kasım 2016’da 12 yıl 6 ay hapis cezası alarak tutuklandığı Ensar.
– Hani, Rize Şubesi eski başkanı M.N.G’nin küçük yaştaki iki erkek çocuğa cinsel
istismar suçlamasıyla 24 yıl 7 ay hapis cezası aldığı Ensar.
Evet, MEB, bu Ensar ile yaptığı protokole göre, “vakıfla ortaklaşa belirlenen kulüplerin ortaöğretim kurumlarında kurulmasına” imkân tanıyacak.
Eylül gelip okullar açıldığında Ensar Vakfı, sizin de çocuğunuzun okulunda faaliyet göstermeye başlayabilecek demek bu.
Hiç lafı dolandırmayacağım: Şu gayet somut, şu içimizi parça parça eden vakalar ışığında Ensar’ın okullara girip eğitim verme ihtimali, çocuklarımız açısından korkmamız gereken bir durumdur.
Gazeteci olarak da diyorum ki:
Bu iş, müftülere nikâh izni planından bağımsız değil.
TBMM’ye giden hükümet tasarısında küçük kız çocuklarını, para uğruna evlatlarının kuma olarak harcanmasına izin veren ailelerin, doğacak bebekleri “yasallaştırılması”nın altyapısı da var çünkü. (Tasarıda “Doğum bildirimi; veli, vasi, kayyım, bunların bulunmaması halinde çocuğun büyükana, büyükbaba veya ergin kardeşleri ya da çocuğu yanında bulunduranlar tarafından yapılacak.”)
Hepsi bir stratejinin parçaları.
Evrim ve laiklik müfredattan çıkıyor, cihat giriyor. Selefilik övülüyor.
Müftülere evlendirme yetkisi veriliyor.
Kulüp kurma marifetiyle Ensar’a ortaokul ve liselere girme yetkisi veriliyor.
Bunların hepsi on günde oluyor.
Cumhuriyet 11 yıl önce uyarmıştı:
“Tehlikenin farkında mısınız?”

Hangi adalet?
Kuşku yok, tahliyelerin tek tek, bireysel dünyalar açısından bir karşılığı, anlamı var. Günışığına, deniz kokusuna, yeşile, gülüşlere dostlara yakın olunacağı için. Ama işte bu kadar.
Yoksa mahkeme kararının adalet ile “zerre-i miskal” ilgisi yok.
Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık Silivri’ye geri döndü.
Niyeymiş? Deliller toplanmamış. Karatma şüphesi varmış.
Yurtdışından gözaltına alınacağını bilerek ve önceden duyurarak dönen Akın Atalay’ın, kendisinin hakkında da karar olduğunu öğrenince yazıişleri masasından kalkıp Emniyet’e giden Kadri Gürsel’in, Murat Sabuncu’nun Ahmet Şık’ın yani.
Lütfen “hangi delilleri” diye sormayın.
Mahkeme dört Cumhuriyetçinin henüz toplanmamış delilleri karartacağını düşünüyor.
Adalet olmadığı gibi inandırıcılık gibi bir kaygı da yok, niye olsun. Dert inandırıcılık olsa, FETÖ üyeliğinden yargılanan sanığın savcı, Fethullah Gülen’in gerisinde bol miktarda el pençe divan fotoğrafları bulunan, 17 Aralık’tan sonra “Ak Parti gider pak parti gelir” dediği program kaydı Beyaz TV arşivinde bulunan sağ kol Hüseyin Gülerce’nin tanık olduğu, tarihe “parkeci-pideci” diye geçecek bu iddianameyi geri çevirirdi.
***
Hoş geldiniz, sevinç ile; Bülent Utku, Güray Öz, Turhan Günay, Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara, Önder Çelik.

Terim’in tazminatındaki ‘hakkımız’

Kısa, kısacık bir süre de olsa kamuoyu gerçekten istifa ettiğini sandı.

Ne zaman ki Türkiye Futbol Federasyonu’ndan (TFF) alacağı tazminat ortaya çıktı. O vakit Fatih Terim’in gidiş biçiminin istifa değil, gönderilme olduğu anlaşıldı. Ödenecek tazminatın tutarı (3.5 milyon Avro) tartışmayı büyüttü. Bugünün kuruyla 14.5 milyon TL demek olan bu tazminat, hemen TBMM gündemine taşındı. Sosyal medyada da yoğun tartışıldı. Dört kişilik ailenin açlık sınırı 1529 TL’yken, bu parayı helal etmediklerini yazanlar az değildi. Hal böyle olunca merak ettim. Yani Terim’in tazminatında biz sıradan ölümlülerin dolaylı da olsa payı var mıdır, varsa nedir diye merak ettim.
TFF’nin 1 Haziran 2016 /31 Mayıs 2017 dönemi Finansal Tablolar ve Bağımsız Denetim Raporu’na baktım. Federasyon’un bu dönemde, yani bir yıllık geliri 472 milyon 616 bin 663 TL’ymiş. (Dolara çevrilirse 135 milyon dolar, Avro üzerinden 107.4 milyon Avro yapıyor.) TFF gelirlerine kaynak dağılımına baktığımızda en büyük kalem 125.6 milyon TL ile TV radyo naklen yayın ve reklam gelirlerinde. (Bu da Digitürk olarak bildiğimiz Krea İçerik şirketiyle yapılan sözleşmeye dayalı.)
İkinci sırada 61.7 milyon TL ile sponsorluk gelirleri. Üç ve dördü ise küçük tutar farkıyla altyapı fonu gelirleri ile spor toto ve spor loto gelirleri paylaşıyor. 40.8 milyon TL altyapı fonu, 40.1 milyon TL de spor toto ve loto gelirlerinden. Dolayısıyla, Terim’e ödenecek (ya da ödenen) 14.5 milyon TL tazminat ile ilgili bir kamusal yorum yapılacaksa, TFF’nin bir yıllık gelirindeki payının 40.1 milyon TL’si üzerinden yapılmalı.

‘Ana akım’ başka akıyor
Bu yazı, hâlâ ana akım tabiri kullanarak, mazideki “ana akım” kuruluşlarını kastettiğini düşünen arkadaşlar, dostlar için. Cumhuriyet davasını ilk sayfadan duyurmayan gazeteleri, tahliyeleri canlı olarak vermeyen TV kanallarını eleştirirken “ana akım” demiyorlar mı, hayret etmemek zor. Zor olsa da kabul etmemiz lazım. Ana akım kavramı Türkiye’de anlam ve içerik kaymasına uğrayalı çok oluyor. Hedef gösteren, itibar suikastı yapan, kasten yalan haber hazırlayan, ortaya çıkınca kılı kıpırdamayan, kaybedeceği çok şey olan ve bunların hepsi de dünya nimetlerine dair olan dinci görünümlü gazete ve TV’ler, bugünün ana akımıdır.
Vaktiyle “ana akım” diye bildiğiniz bildiğimiz gazete ve TV’lerin birçoğu da, Erdem Ongun’un babası, tutukluluğuna devam kararı verilen değerli Kadri Gürsel’in tabiriyle “ana akım enkazıdır.” Beklentiniz olmazsa, hayal kırıklığına uğramazsınız.
===================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli genç yazar sayın Çiğdem Toker’e…
Çok önemli bir yazı :
TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ??

Merhum İlhan Selçuk Cumhuriyet‘in başında iken, son yıllarında kamuoyunu uyarmak için yatık harflerle manşette, tersinden yazarak bu uyarıyı yapıyordu.. Arapça “birşeyler” sanılmıştı hatta.. O “Tehlike” artık ülkemizde yaşanıyor..

Siracusa İlkeleri md 54’te şöyle deniyor:

  • “Her bir önlem, ‘gerçek”, ‘açık’, ‘mevcut’ ya da ‘yakıntehlikeye ilişkin olmalıdır ve
    salt potansiyel bir tehlikenin bulunduğu değerlendirmesine dayanarak alınmamalıdır.”

    Artık Tehlike;
    1. Gerçektir
    2. Açıktır
    3. Yakındır
    4. Mevcuttur..

AKP’nin “potansiyel tehlike” aşaması geride kalmıştır.

Laik – demokratik -sosyal – hukuk devleti tehdit ve tehlike altındadır!

Sayın Toker yazısında 1’den çok konuya değinmiş, hepsi de birbirinden yakıcı.
Çok yönlü ve çok boyutlu, çok soluklu mücadeleye devam…

Elbette insanlık onuru ve AYDINLANMA kazanacak..

CHP toplumsal muhalefeti hızla ve gergef gergef dokumalı..
İstimi düşürmemeli.. Toplumun tüm kesimleriyle görüşerek AKP karşıtı muhalefeti örgütleyip büyütmeli…. AKP = RTE’ye halkın umut bağlayacağı politik seçenek hazırlanmalı..
Açık, yakın, somut, gerçek ve varolan ciddi – ağır tehlikeyi gören tüm kişi ve kurumlar sorumluluk ve yapıcılıkla bu sürece katkı vermeli, şemsiye rolü üstlenecek CHP’ye destek olmalı.

Fatih Terim olayı… Bizim anladığımız, sözleşmesi feshedilecek Terim’in ama sıkı hukuksal gerekçe bulunamadı, bulunmak istenmiyor.. Danışıklı dövüş ile korunmak isteniyor. Ancak 3,5 milyon € ciddi bir servettir ve Terim, genel ahlaka – geleneklere – töreye hatta hukuk kurallarına aykırı davranarak ihkak-ı hak peşinde olmuş, fiziksel güç kullanarak fiili saldırı yapmıştır. Türk Milli Takımı’nın başındaki insan için, bu eylemler sözleşmenin tazminatsız ve tek yanlı feshi için yeterli görülmelidir.

Hepimizin o parada payı var. Hiç kimseye hak etmediği hiçbir şey verilmemelidir.

Genel anlamda AKP, toplumun sinir uçlarına basmaya son vermelidir. Ülkenin içte ve dışta sorunları son derece ağırdır ve ancak toplumsal birliktelik ile (ÜMMET dayatması ile değil!) ulusal dayanışma ile aşılabilir. Ayrıca AKP’nin tabanı da eriyor böylelikle.. Anketler %40 gibi gösteriyor AKP’yi.. 3 Kasım 2019 seçimini kazanmak için %50+1’e mahkum olduklarını Erdoğan ha bire söylüyor oysa!?

Lütfen teenni.. Bunca hukuksuz – ölçüsüz – zalim baskı – kuşatma tarihte neye neden oldu ise Türkiye’de de benzer toplumsal karşı tepki mutlaka gelişecek ve silip süpürecektir..

Sevgi ve saygı ile. 31 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Sadi SOMUNCUOĞLU : Lozan Zaferi Üzerine

Lozan Zaferi Üzerine..

Sadi Somuncuoğlu ile ilgili görsel sonucuSadi SOMUNCUOĞLU
sadisomuncuoglu@yahoo.com, 
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/lozan-zaferi-uzerine-43692yy.htm
29.07.2017

(AS : Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

E. Kur. Alb. Ümit Yalım, yıllardır çırpınıyor;

  • Yunanistan Ege’deki adalarımızı göstere göstere işgal ediyor diye.

    Haber gazetelerde, televizyonlarda manşette; ama yetkililer sus-pus vaziyette veya ilgisiz açıklamalarla adeta işgali zımnen onaylamakta. Vatandaşta, okumuşu okumamışı ile kayda değer tepki yok.

Anlamak mümkün değil. Belki, “tapusu bizde, iflas etmiş Yunan boşuna uğraşıyor” diye düşünülmüş olabilir. Ancak bu doğru değil. Benzer saldırıyı, farklı olmakla beraber tarihi Türkmen şehri Kerkük’te de gördük. Tapu ve nüfus kayıtları ile mezarlıklar talan ediliyordu; Barzani ve Talabani eşkıyasının bu saldırılarına engel olunması gerekirken, pişkince,“kayıtların aslı bizde” denilip geçiştirilmeye çalışıldı. Sonuçta Kerkük başta olmak üzere Türkmen şehirleri bir bir açıktan işgal edilip Türkmen katliamı başlatıldı. Kerkük’e 10 yılda 600 bin kişi yerleştirildi, demografik yapı bozuldu. Yerel Yönetimin başı Barzani tek başına Irak anayasasını çiğneyerek Kerkük’ü de içine alan referandumla Türkmen şehrine el koymaya cüret etti.

Benzer durum Ege’de de yaşanmaktadır. Karasularımızdaki adalarda askeri karakol kurup bayrak dalgalandıran Yunanistan, gümrük kapısı açmış pasaport kontrolü yapıyor. Bu tecavüze karşı nota vermekten vazgeçtik, “ağır ol komşu, bu adalar sizin değil, bizim” diyen resmi bir açıklama bile duymadık. Uzmanlar; uluslararası teamül hukukuna göre eğer başkasına ait bir yer itiraz olmadan 20 yıl kullanılmışsa, orası kullanana ait olur” diyor. İlk işgal 2004’de başladığına göre, Bulamaç ve Eşek adaları 7 yıl sonra, 2023’te, resmen Yunan toprağı olacak demektir. Sıradaki diğer adaların ömrünü, varın siz hesap edin. Bir başka sorun da, karasularımız içinde bulunan bu adalara, Yunanistan’ın tankıyla-topuyla nasıl girip çıktığıdır.

Buna göre, Lozan’dan sonra ilk toprak kaybını Ege’de yaşayacağız.
Kıbrıs’ta erime devam ediyor.

Eyy, Lozan’ı yetersiz görenler veya “hezimet” sayanlar neredesiniz, topraklarımız gidiyor? Yunan yayılması Aydın’a ve İzmir’e dayanmış, neden susuyorsunuz?

Mescid-i Aksa krizindeki haklı tepkiyi, bekamızla ilgili konularda da göstersek olmaz mı?

Geçenlerde biri çıkıp, yenilerek kaçarken bile sivil halkı camilere doldurup yakan, tecavüzcü barbarlar için “keşke Yunan galip gelseydi” demiş (AS: Kadir Mısıroğlu). Böylece Türk Milletinin egemenliğine karşı, “Helen egemenliğini” üstün tutup meşrebinin icabını yapmış.  İslam’la ve Türklükle ilgisini de ortaya koymuş. Elbette bu zihniyetin sahipleri istiklalimizin tapusu Lozan’a karşı çıkıp, “Sevr”i  özleyecektir; kökleri de Osmanlıya kadar uzanmaktadır.

Hatırlayalım, 1. Dünya Savaşı tam bir vahşetti. Çörçil özetle;

  • “Hukuka göre, savaşta zehirli gaz kullanmak yasaktır; biliyorum. Ama Türkler insan sayılmaz! Türklere karşı rahatça zehirli gaz kullanabiliriz!” demiş ve kullanılmış da. Evet bu savaşta yenildik; ordularımız dağıtıldı, işgal edilen topraklarımız paylaşıldı, Padişah esir düştü. Haçlılar, “Her şey bitti, bu defa Türkler ayağa kalkamaz” dedi. Çörçil daha da ileri giderek, “Türkleri geldikleri Orta Asya’ya sürmek için beklediğimiz bin yıllık fırsatın çıktığını” söyledi.

Ancak Türk Milleti ölmediğini gösterdi ve yeniden “Ergenekon” dan çıkış ve İstiklâl için bayrağı açtı. Büyük Akif’in “… tek dişi kalmış canavar” olarak nitelediği haçlı istilasına karşı Mustafa Kemal Paşa silah arkadaşlarıyla birlikte İstiklâl Savaşını başlattı. Kuvay-ı Milliye cephesinde Ankara Müftüsü M. Rifat (Börekçi) Efendi, Amasya Müftüsü Tevfik Efendi, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi gibi pek çok din adamı ve ileri gelen toplum lideri yer aldı.

Karşı tarafta, haçlılarla yerli işbirlikçileri vardı. Meselâ; “Sevr Antlaşması“, “Lozan” dan daha iyidir diyen, “ademi merkeziyetçiHürriyet ve İtilaf Partisinin mebusu ve Damat Ferit Hükümet’inin “Şeyhülislamı” Mustafa Sabri, bunlardan biri. Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey‘in idamına fetva verdi, Sultan II. Abdülhamit tahttan indirilince çok sevindi, İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi oldu, Sevr Antlaşması’nı imzaladı (AS: Sevr Anlaşmasını 10 Ağustos 1920’de Vahdettin’in sadrazamı imzaladı!). Bu hain aynı zamanda işgalcilerin kurdurduğu
Tealî-i İslam Cemiyeti Başkanı, İskilipli Atıf hoca yardımcısı ve İttihat-ı Muhammediye Cemiyeti önderi Said-i Kürdi de üyesi idi.

Tealî-i İslam Cemiyeti, Kuvayı Milliye aleyhine ilk bildiriyi 26 Eylül 1919’da yayımladı. Bildiride; “İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine, Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır” denildi.

Yunan Ordusu 15 Eylül 1919’da İzmir’i işgale başladı. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a 19 Mayıs 1919’da çıktı. Bu tarihlere göre “farz” olan neymiş, yukarıdaki paragrafı lütfen tekrar okuyup yorumlayınız.

Milli Mücadele zaferle sonuçlanınca Mustafa Sabri, önce Yunanistan’a, sonra İngiliz casusu Lavrens ile Arapları Osmanlıya karşı isyan ettiren Hicaz Şerifi Hüseyin’e gitti.

SONUÇ:   Yüz yıl önce, “Sevr, Lozan’dan iyidir” fetvası verildi, haçlılarla işbirliği ”
farz” sayıldı. Bugün, “Keşke Yunan galip gelseydi” denildi; Türk egemenliğine karşı Helen “esareti/köleliği” yeğ tutuldu.

Ne acı değil mi? Asır geçmiş, Türk Milletine düşmanlık değişmemiş! Temel meselemiz bu olsa gerek…
==================================
Dostlar,

Biz Lozan için 94. yıldönümü bağlamında sitemizde epey yazdık..
Sayın Somuncuoğlu’nun yazdıklarına katılıyoruz.. Çok yerinde saptamalardır.
Bir yerde ayraç içinde düzeltmemiz oldu..
Çok iyi bilinmesi gerek : Sevr Andlaşması’nı son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin kabul etti ve Fransa’ya Sadrazamı Tevfik Paşa’yı yollayarak imza attırdı..
Bu tutsaklık ve yok oluş fermanını ise Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde Türk Ulusu yırttı!
Yerine Lozan Barış Andlaşması’nı koyarak ülkemizin uluslararası hukukta bir tür tapusunu sağladılar. Selam olsun onlara.. Bu belge hem tapumuz hem de tabumuzdur; sonsuza dek koruyacak ve onurla yaşatacağız.

Sevgi ve saygı ile. 29 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com