İŞTE TÜRKİYE’Yİ BATIRACAK TEZGÂH !

İŞTE
TÜRKİYE’Yİ BATIRACAK TEZGÂH !


Konuk yazar : BAHADIR ÖZGÜR

bozgur@gazeteduvar.com.tr
https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/05/28/iste-turkiyeyi-batiracak-tezgah/ 28.5.18

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’e niye 3 milyon liralık tazminat davası açtılar biliyor musunuz? Bu ülkenin Düyun-u Umumiye‘den beri gördüğü en tehlikeli tezgâha çomak soktu çünkü. O yıllardır anlatıyor ama gelin ‘2023 vizyonu’ adıyla pazarlanan şu tehlikeli oyunu
somut örneklerle bir kez daha masaya yatıralım. Bakalım o vizyon kimin için nasıl çizilmiş?

Turgut Özal by-pass olduğu Houston’daki özel tıp merkezi Methodist’in camından karşıdaki AVM’nin silüetini hayranlıkla seyrediyordu. Aniden döndü iç çekerek yanındakilere “Türkiye’de neden böyle AVM’ler olmasın ki?” dedi. Ve 1984’te yasalaştırdığı Yap-İşlet-Devret (YİD) modelinin ürünü olarak Ataköy’ün yemyeşil sahiline çirkin bir AVM kondurdu.
Hayranlarının dillerinden düşürmedikleri  ‘parlak vizyon’ işte buydu.

Gel gelelim sorun hiçbir zaman yatırım olmadı zaten. Zira YİD modeli; devletin kasasına
sözleşme oyunlarıyla yıllar boyu sürecek bir ipotek koymanın adı
ydı. Atatürk’ün Savarona yatının restorasyonu ve işletmesinden enerji santrallerine dek  akla gelebilecek her şey YİD’e havale edildi. Uzun süre sonra anlaşıldı ki YİD yandaş zenginler yaratmanın en müstesna yoluydu. 90’ların sonunda ‘Yalan-Dolan-Talan’ diye anılması boşuna değildi. Cilası döküldü kirli yüzü açığa çıktı. Peki ‘eski Türkiye’ye ilişkin ne varsa yıkmaya ant içmiş AKP ne yaptı?
Hazine kaynaklarını ‘yandaşa’ aktarmanın keşfedilmiş bu en kolay yönteminden vazgeçmedi
tabii ki. Adını bir güzel yeniledi ve Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) gibi ‘imece naifliği’nde bir ambalajla eskisini bile aratacak hunharlıkta uygulamaya koydu. ‘Mega projeler’ etiketiyle milletin önüne sürüp sürüp duruyor şimdi.

Lafı uzatmadan söyleyelim;

  • KÖİ projeleri bu ülkenin Düyun-u Umumiye’den beri gördüğü en büyük tezgâhtır.

Devletin vergilerle topladığı ve gelecekte toplayacağı milyarlarca dolarlık kaynağı düne dek çapı belli bir avuç şirkete ve sahiplerine aktarmaktır. Asıl önemlisi borç içindeki özel sektörü vurması olası krizin kamu ayağında yaratacağı depremin de baş nedeni olacaktır.

Nasıl mı? Hakkında 3 milyon liralık tazminat davası açılan Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’in anlatmaktan dilinde tüy bitti ama gelin bu tezgâhın işleyişini somut örneklerle bir kez daha inceleyelim…

TEZGÂH NASIL İŞLİYOR ?

Malum; otoyollar köprüler 3. havalimanı gibi dev projeler hükümetin medar-ı iftiharı.
Hepsine birden ‘2023’ vizyonu adını verdiler. Madde madde bakalım 2023 vizyonu kimler için çizilmiş?

  • KÖİ’ler 2009’dan sonra patladı. Önce yasal kılıf hazırlandı. 3996 sayılı YİD Kanunu’nun 2. maddesi değiştirilerek; gar kompleksinden lojistik merkezine, havalimanlarından sınır kapılarına, milli parklardan yaban yaşamı koruma alanlarına, otogarlara ve balıkçı barınaklarına dek her şey kapsama alındı. Ardından 4749 sayılı Kamu Borç Yönetimi Kanunu’na el attılar. 8. maddedeki değişikliklerle Hazine’nin verdiği güvenceler genişletildi. Üzerine bir de ihaleyi dağıtan kurumlara tahvil ihraç etme yetkisi tanındı ki, buradaki garanti de % 100’e çıkarılarak, bütçeye bir kurşun daha sıkıldı.
  • Değişikliklerin içinde en vahimlerinden biri, işi yapacak şirketlerin alacağı borcun tümünü Hazine’nin üstlenmesiydi. Bu Cumhuriyet tarihinin en önemli ekonomik değişikliklerinden birisiydi. Nitekim KÖİ tezgâhı tam burada devreye giriyor. Projeler için alınan borçlara üstlenilen finansal risklere harcanan paralara devlet güvencesi verildiği halde, iş bütçeye değil şirketlerin bilançosuna kaydediliyor. Böylece sanki devletten para çıkmayacak gibi gösterilip bütçe açığına ve kamu borçlarına bunlar dahil edilmiyor. Oysa şirketler batar iflas eder veya işi bırakırlarsa aldıkları borçları kamunun ödeyeceği açık açık yazılıdır. Dolayısıyla bütçe açığı kamunun dış ve iç borç stoku şu anda gösterilenden daha fazladır.
  • 2009’dan sonra ihale edilen KÖİ projelerinin toplam sözleşme değeri 129.5 milyar dolardır. Kalkınma Bakanlığı’nın verilerine bakılırsa 2023’e dek planlanan yeni yatırımların büyüklüğü de 325 milyar dolara ulaşıyor. Şu anda 17 milyar dolarlık karayolu, 68.5 milyar dolarlık havalimanı, 11.5 milyar dolarlık da şehir hastanesi yapılıyor. 2023’e dek 80 milyar dolarlık karayolu, 30’ar milyar dolarlık tren yolu- havalimanı sağlık tesisi ve liman ihalesi planlanıyor.
    5-10 milyar dolarlık olanları hesaba katmıyoruz bile.
  • Yasal değişikliklerden sonra tezgâhın 2. perdesi her ihalede görülen ancak pek dikkat çekmeyen bir ibarede ortaya çıkıyor. ‘Sözleşme değeri’ ile ‘yatırım değeri’ arasındaki fark bize özel şirketlere aktarılacak asgari parayı gösteriyor çünkü. İktisatçı Hakan Özyıldız çok güzel açıkladı: Şu andaki projelerin sözleşme değeri 130 milyar $. Yatırım değeri ise 59 milyar $. Bu ne demek? O işleri devlet kendisi yapsaydı eğer 20-25 yılda elde edeceği 130 milyar dolardan vazgeçip şirketlere ‘buyurun sizin olsun’ demek.
  • Tezgâhın 3. perdesi burada açılıyor. Şirketler yatırım için gerekli kaynağa sahip değiller.
    Öz kaynaklarının ise borç almalarına yetmediğini biliyoruz. Hazine devreye giriyor ve alınan
    her “cent” borca garantör oluyor. Yetmiyor “yabancılar güvenip vermez” diye kamu bankalarını devreye sokuyor. Bununla da kalmıyor; yapılan tüm işlerde tıpkı otoyol ve köprülerde olduğu gibi şirketlere gelir garantisi taahhüt ediliyor. Kimse o yollardan geçmese de, o havalimanından uçmasa da, devletin kasasından şirketlere söz verilen miktar tıkır tıkır ödenecek.
  • Tezgâhın son aşamasının nasıl kurgulandığını görmek için somut örneklere başvuralım:
    Örneğin 3. havalimanına bakalım. Malum ihaleyi Cengiz – Limak – Kolin – Mapa – Kalyon
    Ortak Girişim Grubu 25 yıllık kira bedeli olarak 22 milyar 152 milyon € vererek aldı. İlk iş 4.5 milyar € kredi verildi. Kredinin 3.5 milyar €’luk bölümünü kamu bankaları üstlendi. Tümü Hazine garantisi altında. Sözleşmeye göre devlet 25 yıl boyunca yolcu başına 20 € ödeyecek. Ardından bir de gelir garantisi eklendi. Şirketlere 12 yıl boyunca en az 6.3 milyar € kazanma sözü verildi. Gelir bunun altında kalırsa fark bütçeden karşılanacak. 3. garanti ise sözleşmenin feshi halinde Devletin tesise el koyacak olması. Görünürde ne denli masum değil mi? Oysa işin aslı çok başka. Devlet el koyduğu zaman krediler dahil o güne dek şirketlerin öz kaynaklarından yaptığı giderleri de üstlenmiş olacak. Daha havalimanı açılmadan yıllık 1 milyar € kiranın iki yıl ötelenmesi gelecekte bizi neyin beklediğinin de işareti aslında.

DÜNYADA BİR EŞİ DAHA YOK!

Bırakın Türkiye’yi dünya tarihinde böyle bir anlaşma var mıdır? Yokmuş ki, Dünya Bankası yayınladığı raporda dünyada en büyük Hazine garantisi almış şirketleri Cengiz Limak Kolin Kalyon ve MNG olarak sıraladı. Buyurun size 2023 vizyonu! Neredeyse tek kuruş harcamadan şimdiden 70 milyar dolara yakın bir geliri garantilemiş durumdalar. Ha, unutmadan son bir garanti de İstanbul’un nüfusu isterse kıyamet kadar artsın, 25 yıl boyunca tek bir havalimanı bile yapılmayacak olması.

Hızımızı almışken şu sıralar parlatıp durdukları şehir hastanelerine de göz atalım. 20 şehir hastanesinin yatırım bedeli 10.2 milyar € ve Sağlık Bakanlığı’nın bu tesisler için ödeyeceği kira
yıllık toplamda 2.2 milyar €. Kiraların 25 yıl boyunca toplam tutarı ise 57 milyar €’yu buluyor. Sözleşmelerde “ödemeler finansmanın sağlandığı para cinsinin ülkesinde gerçekleşen enflasyonla güncellenecektir” deniyor. Yani her yıl enflasyon oranında zam yapılacak. Ayrıca hastaneleri işletenlere de hasta garantisi’ verildi. Kulağa tuhaf gelebilir, ancak, devlet açıkça hasta olan vatandaşını ihale etti. Ve taahhüt edilen kadar insan hastalanmazsa bütçeden açığı kapatma sözünü verdi.

Son olarak da nükleer santrallere değinelim. Sinop Nükleer Santrali ihalesinde üretilen elektriğin 20 yıl süreyle 12 cent/dolardan alınacağı taahhüt edildi. Üstelik dünyada nükleer santralde üretilen elektriğin birim maliyetinin en fazla 7-8 cent/$ dolayında olacağının kestirildiği bir dönemde. Benzer tablo Akkuyu Nükleer Santrali’nde de var. Dört reaktörün her birine ayrı ayrı 15 yıl garanti tanındı. Fiyat garantisi ise ilk yıllarda 15.4 cent/kw ile başlayacak ve 20 yılda ortalama 12.4 cent/kw olacak. Bu denli pahalı elektriği ne sanayiye ne de konutlara satamayacağına göre, belli ki burada da devreye kamu bütçesi girecek.

Bugün hükümetin yaptığı tüm KÖİ projelerinde aynı durum geçerlidir. İşin vahimi,
KÖİ’lerin mucidi sayılan İngiltere’nin özellikle sağlık sisteminin çökmesi üzerine modelden acilen vazgeçmesi. Sağlıktaki enkazı toparlamakla meşguller hâlâ. İsveç ise inşaatların hızla yapılması dışında yararını görmediğinden, kamu kaynaklarını kanser gibi tüketen KÖİ’leri bir daha hiçbir hükümet uygulamasın diye tümüyle yasakladı. Keza öbür Kuzey Avrupa ülkelerinde de sonuç aynı.

Hukukun görece iyi işlediği kamu denetiminin en sıkı olduğu ülkelerde bile yol açtığı yıkım ortadayken, OHAL koşullarında hukuku askıya almış, Sayıştay ve Meclis denetimini devre dışı bırakmış, Danıştay – idare mahkemelerini karar alamaz duruma getirmiş Türkiye’de
sağlıklı işlemesi mümkün mü?

Sahi safça bir soru oldu bu OHAL niye sürüyor ki zaten!
=========================================

Dostlar,

Sayın Bahadır Özgür, ülkemizin nasıl yağmalanıp talan edildiğini tüm çıplaklığıyla yazmış durumda.. AKP 187 aylık iktidarında Kamu İhale Yasası’nı 186 kez değiştirdi! Bunun da dünyada örneği, eşi – benzeri olmadığı kesin! Nedenini sormaya gerek var mı?! Ya Yüce TBMM’nin bunlara alet edilmesine ne demeli??

Şehir hastanelerini, gelir güvenceli köprüleri… biz de bu sitede çoooook yazdık.
Sayın Çiğdem Toker’in epey makalesine sitemizde yer verdik..

Geldik tıkandık, borçları çeviremiyoruz!
Yağma Hasan’ın böreği tükendi!Sorumlusu elbette 15,5 yıllık tek başına iktidar olan AKP ve yağmadan pay alarak oy verenler!

Ulusumuzun bu acımasız soygunu artık görmesi ve masallara kanmaması gerek..
Üstelik bunu yapanlar herkesten dindar geçinip başkalarına din öğretmeye de kalkıyor!

  • Yüce Tanrı’nın sabrı nasıl da taşmıyor ve bu örneği görülmemiş sefil düzeni derhal yerle bir etmiyor; aklımız almıyor!?

Çok açık yazalım :

  • 24 Haziran / 8 Temmuz sonrasında da AKP / RTE devam ederse, çıra gibi yanacağız!

Sevgi ve saygı ile. 30 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Şehir Hastaneleri’nde büyük sansür

Şehir Hastaneleri’nde büyük sansür

Çiğdem Toker
Cumhuriyet, 20.05.2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

2017’de dört şehir hastanesi açıldı: Yozgat, Mersin, Adana, Isparta.
Bu ay başında açılan Kayseri ile 2018’de beş şehir hastanesi planlanıyor:
Ankara-Bilkent, Elazığ, Eskişehir ve Manisa.
Evet, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırılan şehir hastanelerini müteahhit şirketler yapıyor. Doğru; krediyi de şirketler buluyor. Fakat onlarca kez yazdığımı bıkmadan yine yazıyorum: AKP kadroları “Milletin cebinden beş kuruş çıkmıyor” derken doğru söylemiyor.

Sağlık Bakanlığı, bu hastaneler için müteahhitlere kiracı.
30’un üzerindeki şehir hastanesine 25 yıl kira ödenecek.

Dördünde de başladı. Fakat döviz cinsinden belirlenmiş kira bedelleri gizli.
Çünkü sözleşmeleri ticari sırmış!

Bakanlık veri karartıyor

Buna karşın hastane ölçeğinde olmasa bile, verileri toplu olarak izlediğimiz güvenilir bir kaynak vardı: Kalkınma Bakanlığı raporları. Bakanlık uzmanlarının 2015 ve 2016 yılı gelişmelerini analiz ettiği “KÖİ 2015” ve “KÖİ 2016” raporları sayesinde şu kritik bilgiye ulaşmıştık:

2015’te 17 hastane için 27 milyar dolar olan kira yükümlülüğü, 2016’da 18 şehir hastanesi için 30 milyar dolara yükselmişti. Taze haber: Şimdi 2017 raporu çıktı. Bakanlığın, “Yatırım Programlama İzleme ve Değerlendirme Genel Müdürlüğü”nün raporuna baktık. Bir de ne görelim, şehir hastanelerinde devletin, proje sayısına göre kira yükümlülüğünü gösteren tablolar artık yok! Belli ki AKP iktidarı, her mitingde bağırdıkları “Milletin cebinden beş kuruş çıkmıyor” propagandasının doğru olmadığını devlet rakamlarıyla kanıtlamamızdan rahatsız olmuş. Fakat istendiği kadar gerçekler karartılsın:

  • Devletin 18 hastane için 30 milyar dolarlık bir kira yükümlülüğü olduğunu artık biliyoruz. 

Dört hastaneye 1.5 milyar dolar

Henüz karartılmadan önce. Bakanlığın iki raporundaki iki veri bize şunu göstermişti:
Yapımları hızla tamamlanan şehir hastanelerinde (ŞH) ödenecek kira bir yılda % 10 arttı.
Hastane sayısı 17’den 18’e çıkarken, yani bir hastane artmışken kira tutarı 3 milyar dolar birden artmıştı. İlerleyen günlerde konuyu yine gündeme taşırız. Şimdilik şu yeni bilgileri paylaşalım.
Son rapora göre, geçen yıl açılan dört hastanenin yatırım tutarları şöyle:

Yozgat ŞH 178 milyon dolar
Mersin ŞH 374.4 milyon dolar
Adana ŞH 669 milyon dolar
Isparta ŞH 310 milyon dolar
Toplam 1 milyar 531 milyon dolar.
****
Cebimizden milyarlar çıkacak

Kalkınma Bakanlığı’na göre halen yapım aşamasındaki ŞH sayısı: 17.
Yatırım tutarı: 10 milyar 175 milyon dolar. Böylece açılmış ve açılacak şehir hastanelerinin sayısı 21’e; toplam yatırım tutarı da 11.7 milyar dolara ulaşıyor.

Unutmayalım : 11.7 milyar dolar müteahhitlerin cebinden çıkıyor ama bu tutarın çok fazlası Bakanlık tarafından şirketlere kira olarak ödenecek. Yani bizi yönetenler haklı aslında:

  • Milletin cebinden beş kuruş çıkmayacak, yüzlerce milyar lira çıkacak.

    Rapordaki kira bedeli tablosuna sansürün nedeni bu.
    ===============================================

    Dostlar,

    Mızrak çuvala sığmıyor artık..
    Şehir hastaneleri ile ilgili, AKP’nin en büyük talanlarından biri olan bu küresel proje hakkında web sitemizde epey yazı var.. TV konuşmamız, panel konuşmamız için youtube erişkeleri, power point sunumu, makaleler…
    Göz göre göre 81 milyon insanı kandırmaya çabalıyor AKP iktidarı..
    Halkın bilgilenme hakkını bile gasp ederek..
    5018 sayılı yasanın gereği olan kamu harcamalarında saydamlık kuralını da çiğneyerek..
    Peki, nereye dek?
    Gittiği yere dek… der gibi olduğunuzu  sezinliyor hatta görüyorum..

    Olan ülkemize – halkımıza oluyor..
    Ama sorulur hesabı elbet bir gün..

    Bu arada konuyu ısrarla izleyen ve önemli veriler paylaşan Cumhuriyet yazarı Sn. Çiğdem Toker’e şükranlarımızı sunuyoruz..

    Daha önce de söyledik – yazdık; bir kez daha çok açık not düşelim :

  • Şehir hastaneleri apaçık kapitülasyondur ve
    Lozan Andlaşmasına da aykırıdır!

    Sevgi ve saygı ile. 22 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Şehir hastanelerinde hangi hukuk geçerli

Şehir hastanelerinde hangi hukuk geçerli?

Çiğdem Toker
Cumhuriyet, 22 Eylül 2017
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Sıklıkla değiniyoruz. Şehir hastanelerinin açıldığı illerde, kamuya bağlı hastaneler kapatılacak/kapatılıyor. Bu, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modelinin işleyebilmesi için kurgulanmış bir “gereklilik” Şöyle: Sağlık Bakanlığının kiracı olduğu müteahhit şirketlerin, olabildiğince şehirden uzak, doktorların içinde “ginger” ile dolaşacağı büyüklükte, iktidar medyasının “5 yıldızlı otel gibi” diye takdim edeceği standartlarda hastane yaparak devlete her ay yüklü işletme faturaları kesebilmesi, kentin içindeki kurulu kamu hastanelerinin kapatılmasıyla mümkün.

***
Bu hafta başı hasta kabulüne başlayan Adana Şehir Hastanesinde öyle oldu mesela. 
Cumhurbaşkanlığı Sarayını da yapan Rönesans’ın üstlendiği Adana Şehir Hastanesi açılınca Adana Numune Hastanesi devreden çıktı. Adana Numune Hastanesi, eğitim-araştırma hastanesiydi. Eğitim hastaneleri de bir süre önce Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne bağlanmıştı. 
Şimdi bir sorun çıktı. Şehir hastaneleri ile eğitim araştırma hastaneleri arasında, diğer anlatımla şehir hastaneleri ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi arasında kurulmuş bir hukuksal bağ bulunmuyor. Bu nedenle üç gün öncesine dek Numune Hastanesi’nde görev yapan doktorların, bugün Adana Şehir Hastanesi’nde hangi yasal çerçeveye göre çalıştırıldığı açık değil. 
Adana Numune Hastanesi personeli, Sağlık Bakanlığı onayıyla şehir hastanelerine devredildi. Fakat şehir hastanelerinin statüleri Devlet Memurları Kanunu ya da Devlet Personel Başkanlığı’yla ilgili KHK’de sayılan kurum ve kuruluşların hiçbirine uymuyor. 
Bütün şehir hastaneleri gibi Adana Şehir Hastanesi de görüntüleme, laboratuvar ve diğer tıbbi destek hizmetleri, bilgi işlem, sterilizasyon, çamaşır, temizlik, güvenlik ve yemeği de içine alır şekilde ticari alanların yapım ve işletilmesini üstleniyor. 
Ancak bütün bu hizmetlerde kamu çalışanlarının yer alıp almayacağı, kamu çalışanları olacaksa nasıl işleyeceği, ödemeler vs. gibi konuların kapsamı bilinmiyor. 
Bu tür konular “ticari sır” gerekçesiyle açıklanmıyor. Devlet kurumları, açık açık şirket çıkarlarını kamu çıkarlarının önüne koymuş durumda. Kapatılacak yer ve birimlerde çalışan kamu görevlilerinin akıbeti de belirsizliğini koruyor. Kamu çalışanlarının özlük haklarında kayıplara yol açan, kamu çalışanlarını şirket yetkilileriyle karşı karşıya bırakan tuhaf bir tablo ortaya çıkıyor. 
Dahası bu tablo Adana ile sınırlı değil. Şehir hastanelerinin açıldığı her ilde benzer sorunlar yaşanıyor. Şehir hastanelerinin 25 yıllık sözleşmelere dayandığı hatırlanırsa, bu koşullar altında nitelikli bir sağlık hizmetinin nasıl olup da uzun süre aksamadan verileceği büyük bir soru işareti olarak havada asılı duruyor. Doktorların özlük hakkı belli olmasın varsın. Nasılsa “ticari sır” diye açıklanmayan sözleşmelere dair en mühim bilgiyi biliyoruz:

  • Şirketler, 25 yıl boyunca Hazine’den kazanacak.
    =====================================
    Dostlar,

ŞEHİR HASTANELERİNE SAĞLANAN HUKUKSAL DOKUNULMAZLIK 

Cumhuriyet‘in değerli yazarı Çiğdem Toker, sebatla, bu ŞEHİR HASTANELERİ SOYGUNU‘nu işlemeyi sürdürüyor sağolsun..

Kullanılan terimlere özen göstermek ve açıklıkla tanımlamak uygun olur. KÖİ : Kamu Özel İşbirliği uygun bir tanımlama değil. İngilizce aslı “PPP – Public Private Partnership”, dolayısıyla “Kamu – Özel Ortaklığı” diye tanımlamak gerekir. Ama ne yazık ki ilgili yasada KÖİ : Kamu Özel İşbirliği sözcükleri kullanılmakta. Bu da yanıltıcı.. Devlet – sermaye arasında tarafların denkliği de söz konusu değil.. Sermaye “has ya da esas oğlan”, Devlet üvey, yanaşma!

  • Bilindiği gibi “De-regülation”, KüreselleşTİRmecilerin en önemli silahlarındandır.

Açığı, toplumsal yaşamı düzenleyen mevzuat kurallarının bir bütün olarak esnetilmesi, kuralların gevşetilmesi, özellikle ticaret – ekonomi alanında neredeyse mutlak bir de-regülasyon / kuralsızlaştırma ile yerel ve özellikle küresel sermayeye ve bunların ortaklıklarına açılması, dikensiz gül bahçesi olarak sömürüye sunulması demektir..

Anayasa’nın 47. maddesinde yapılan kritik değişiklik gözden kaçırılmamalıdır :

  • ANAYASA md. 47 / (Ek fıkra: 13/8/1999-4446/1 md.) Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırabileceği veya devredebileceği kanunla belirlenir. (AS: Devletin.. diye başlamalı, tümce düşük!)

    Değişiklik tarihi 1999’dur ve 57. koalisyon hükümeti dönemidir; Başbakan Bülent Ecevit ve yardımcıları – ortakları ANAP-Mesut Yılmaz ve MHP-Devlet Bahçelidir.
    Küresel sermaye bastırmış ve koparmıştır bu muazzam ödünü..
    Böylelikle Devlet, dilediği yatırım ve hizmeti kamu hukuku alanı dışına çıkararak, özel hukuk alanına aktarabilecek, böylelikle olası davalarda şirketler güçlenirken Kamu’nun eli zayıflatılacaktır.

    Buna koşut olarak özel sektöre sağlanan güvence pekiştirilerek (tahkim edilerek) Anayasa md. 125’e de çok kritik ekleme yapılmıştır aynı Anayasa değişikliği paketiyle :

  • ANAYASA md. 125 – ……. (Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir.Açıkçası; …. Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıklar Türk yargısı önünde değil, tarafların belirleyeceği yargıç olmayan “hakemler” eliyle çözüme kavuşturulacaktır.

Oysa Anaysa md. 36 aşağıdaki gibi..

Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.(1)
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

Öte yandan YARGI yetkisi, devleti egemen kılan 3 ana erkten biridir Yasama ve Yürütme ile birlikte. Böylelikle yerel – küresel sermaye Devletin Yargı erkini dışlamakta ve uyuşmazlıkları kendilerinin belirleyeceği yerli – yabancı hakemlerin çözümüne bırakmaktadır.. Bu şirketlerle anlaşmazlığa düşen yurttaşlar da, bağımsız – tarafsız Türk yargısı önünde hak arayamayabilecektir.

Bunun açık adı YARGISAL – HUKUKSAL KAPİTÜLASYONDUR, egemenlik hak ve yetkisinden – gücünden çok ciddi bir ödün vermektir ve kabul edilemez

Günümüz ŞEHİR HASTANELERİ vb. lerinin adeta dokunulmaz statüsü böylelikle ve yıllar önce Anayasa düzeyinde sağlama bağlanmıştır. Nitekim,

  • “SAĞLIK BAKANLIĞINCA KAMU ÖZEL İŞ BİRLİĞİ MODELİ İLE TESİS YAPTIRILMASI, YENİLENMESİ VE HİZMET ALINMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN” 
    (yasa no. 6428, RG: 09.03.2013) md. 1/ö şöyle :

    md. 1/ö) Sözleşme: Yapım işlerinde özel amaçlı şirketle idare arasında; yenileme işleri ile bu Kanun çerçevesinde ihtiyaç duyulan araştırma, geliştirme, danışmanlık hizmetleri veya ileri teknoloji ya da yüksek mali kaynak gerektiren bazı hizmetlerin gördürülmesi için yüklenici ile idare arasında özel hukuk hükümlerine göre yapılan sözleşme ve eklerini… 

    Anayasa md. 47’de yapılan değişiklikle getirilen sözleşmenin hukuksal statüsünü “yasa ile belirleme” yetkisi İdarece kullanılarak, Sağlık Bakanlığı ile şehir hastanelerini yapan – işletecek olan, İdarece bu yasayla (6428) kullanılarak Sağlık Bakanlığı ile şehir hastanelerini yapan – işletecek ve olan ve dahi Devletin kendini soyutladığı “araştırma, geliştirme, danışmanlık hizmetleri veya ileri teknoloji ya da yüksek mali kaynak gerektiren bazı hizmetlerin” de satın alınması için girişimci(ler) arasında “sözleşme” kamu hukuku değil, özel hukuk kapsamında düzenlenmiştir. Tahkim yolu da pekala Sözleşmeye konabilir (Sözleşmeler ticari sır olarak korumaya alındığından, içeriğini bilemiyoruz), yasal ekleme ya da çooooooook kolaylıkla gece yarısı bir OHAL KHK’sı ile dayatılabilir.. OHAL KHK’ları ile Türkiye’de yapılamayacak iş yok gibi.. Çünkü AYM (Anayasa Mahkemesi) kendisini yetkisiz saydı, CHP’nin açtığı bunların anayasa yargısınca denetlenmesi davasında. Dolayısıyla bir OHAL KHK’sı AYM’yi kaldırırsa, bu Mahkeme kendini daha başından felç ettiğinden, kendisinin yok edilmesine bile “gık” çıkaramayacak.. Oh ne ala hukuk devleti..İşte bu yüzden, Şehir Hastaneleri kumpası ile ülkemize kurulan büyük tuzak örtük kalabilsin diye bunlar hakkında hemen hemen hiçbir temel veriye erişemiyoruz, tek yanlı olarak ilkesiz ve ölçüsüz ileri sürülen “ticari sır” kalkanına çarpmaktayız. Bilgi Edinme Yasası da işlevsiz.

    Lütfen tıklar mısınız : Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı Yasası ve Getirip-Götürdükleri

Taa 24 Mart 2013’te, yasanın çıkarılmasından 2 hafta sonra, günümüzden 4,5 yıl önce yazmıştık..

Şimdi soralım mı :

  • Türkiye’de hala, bu halkın bir devleti var mı; yoksa Devletimizi yerli – yabancı sermaye gasp etti de biz hala yanılsama içinde Devletimiz olduğunuz sanıp oyalanmakta mıyız?? Hangisi??

Sevgi ve saygı ile. 23 Eylül 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mersin Şehir Hastanesi

Çiğdem Toker

Mersin Şehir Hastanesi

Bu gün Mersin Şehir Hastanesi açılacak (03 Şubat 2017). Kulislerde konuşulan:
Açılış töreni, -tek adam rejiminin oylanacağı referandum için- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ineceği” meydanların ilk gayri resmi durağı.

Şehir hastaneleri, bu köşede sık işleniyor. Nedenleri anımsatalım:
-Finansman “doğasında”, hastayı öncelikle turist/ve veya müşteri odaklı konumlayan anlayış yatıyor.
Devletin şirkete “hasta sayısı” garanti ettiği hamasi nutuklarla gizleniyor.
-Yatak başına düşen kapalı alanın (Mersin’de 260 m2) gereksiz büyüklüğünün,
maliyeti ne kadar şişirdiği saklanıyor.

-Şirketlerin, her alanı işletip gelir sağlayacağı gözden kaçırılıyor.
Bu hizmetleri verdiği için devletin şirkete ayrı bir bedel ödeyeceği de.

Mersin Şehir Hastanesi, AKP iktidarının, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırdığı,
arazi verip yıllarca kira ödeyeceği 29 şehir hastanesinden ilk hizmete gireni olacak.
Şehir hastanesinin açıldığı kentlerde, öteden beri hizmet veren mevcut kamu hastaneleri kapanıp, sağlık ekibiyle birlikte tek mekânda-merkezde birleşiyor.

 
Dia Holding
380 milyon 60 bin Avro yatırım bedelli projeyi, Dia Holding yaptı. Dia’yı tanımayanlar olabilir: 3. Köprü’yü yapan iki şirketten IC İnşaat’ı biliyorsunuz. Dia’nın iki kurucu ortağından biri olan Murat Çeçen, IC’nin sahibi İbrahim Çeçen’in oğlu. Azerbaycanlı diğer ortak Hasan Gozal, Murat Çeçen’in arkadaşı. (İmza sahibine -maalesef- erişemediğim eski tarihli bir habere göre Dia Holding’in adı, çocuklarının isimleri olan Dara, İbrahim ve Arya’nın baş harflerinden geliyormuş.) Holding, Murat Çeçen’in yönettiği Ankara merkezli CCN Holding’le güçlü bağ içinde.
 
Çok yatak iyi hastane mi demek?
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, geçenlerde açılış öncesi inceleme yaptığı Mersin Şehir Hastanesinin yatak sayısıyla övündü. Oysa yatağın çokluğu, iyilik kriteri (AS: ölçütü) değil. Bilakis yatak sayısı, kamu hastaneleri kapatılacağı için zorunlu olarak yüksek. Ama tam da
bu nedenle devletin şirkete döviz üzerinden verdiği garantiyi büyütüp kârı maksimize ediyor. Yani sağlık alanındaki KÖİ’nin sağlamasını yapıyor.

Hasılı, Batı’da 1259 yataklı hastanenin olmayışı, bunu akıl edemedikleri için değil, esas aldığı insani standartlarda ortalama yatak sayısı 126-250 olduğu için.
Şehir hastanelerinde, Hazine’ye fatura edilecek maliyetin gizlendiğini ısrarla vurguluyorum.
Denemesi kolay: Bugün yapılacak töreni izleyin. Ve lütfen dikkat edin, “Devlet Dia Holding’e, sağladığı sabit yatırımın kaç katı kadar, kaç yıl boyunca ve toplam kaç milyar Avro kira ödeyecek” sorusu sorulacak mı? Kazara sorulursa, bu sorunun cevabı verilecek mi?
 
Rakamlar tutmuyor
Şehir hastanelerinde bir başka sorun, verilerin kalitesi ve tutarsızlığı. Şirket sayfasında, kapalı alanın 328 235 m2 olduğu yazılı, Sağlık Bakanı ise “Düşünün, 370 bin metrekare kapalı alanı olan çok kompleks bir bina inşa ediyorsunuz” diyor. Arada neredeyse 42 bin metrekare fark var. Bu fark nereden, ne zaman çıktı? Maliyet artışı ya da daha fazla gelir anlamına
gelmiyor mu? Kimden çıkacak, kime yansıyacak?
Soruların cevabı bekleyin ki gelsin.
Sonuç: Sürekli yeniliği, teknolojisi ve büyüklüğü öne çıkarılan şehir hastanelerinde şirketlerin kâr hanesine aktarılmak üzere, vatandaşın sırtına en az iki nesil sürecek borç faturası çıkarılacağı bugün de saklanacak.
Tabii yine de hayırlı olsun. (Cumhuriyet, 03.02.2017)
===============================
Dostlar,

Biz açıkça yazdık…

ŞEHİR HASTANELERİ
BİR SOYGUN – TALANDIR..

Sitemizde bu konuda çok sayıda yazı – dosya var…

Şehir Hastaneleri’nde Skandal İtiraf
– SAĞLIKTA KAMU-ÖZEL ORTAKLIĞI VE ŞEHİR HASTANELERİ
Şehir Hastaneleri İçin “Yargı Engelini Aşma Yasası” Çıkarılıyor

Böylesi bir soygun ve talan insanlık tarihinde görülmemiş olsa gerektir..
Küresel Emperyalizm 21. yy’da Nirvana’ya ulaştı ölçüsüz ve kanlı sömürü yöntemlerinde!
Postmodern, hayalötesi soygunda o ülke içinde kraldan çok kralcı yandaş – taşeron çook bol!
Bu alçakça soygun yöntemlerini yaygın kitlelere anlatmanın etkin bir yolu bulunmalı mutlaka. Bu işler ayrıca merkezi yönetim bütçesi dışında ve 5018 sayılı yasa ile Sayıştay denetimi yok!! Tam hukuksuzluk, tam keyfilik, tam de-regülasyon ve tam ahlaksızlık!

Yandaşlarrın çocukları ve torunları da bu peş keşi çeken siyasetçilerin olduğu gibi servete boğulurken; halk yığınlarının çocukları hatta torunlarının gelecek onyıllardaki olası gelirlerine
bile el konup çalınarak yapılıyor talan!

Yoksullaştırma gelecek kuşaklara zoraki yükleniyor! 

Sevgi ve saygı ile.
05 Şubat 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com