İŞTE TÜRKİYE’Yİ BATIRACAK TEZGÂH !

İŞTE
TÜRKİYE’Yİ BATIRACAK TEZGÂH !


Konuk yazar : BAHADIR ÖZGÜR

bozgur@gazeteduvar.com.tr
https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/05/28/iste-turkiyeyi-batiracak-tezgah/ 28.5.18

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’e niye 3 milyon liralık tazminat davası açtılar biliyor musunuz? Bu ülkenin Düyun-u Umumiye‘den beri gördüğü en tehlikeli tezgâha çomak soktu çünkü. O yıllardır anlatıyor ama gelin ‘2023 vizyonu’ adıyla pazarlanan şu tehlikeli oyunu
somut örneklerle bir kez daha masaya yatıralım. Bakalım o vizyon kimin için nasıl çizilmiş?

Turgut Özal by-pass olduğu Houston’daki özel tıp merkezi Methodist’in camından karşıdaki AVM’nin silüetini hayranlıkla seyrediyordu. Aniden döndü iç çekerek yanındakilere “Türkiye’de neden böyle AVM’ler olmasın ki?” dedi. Ve 1984’te yasalaştırdığı Yap-İşlet-Devret (YİD) modelinin ürünü olarak Ataköy’ün yemyeşil sahiline çirkin bir AVM kondurdu.
Hayranlarının dillerinden düşürmedikleri  ‘parlak vizyon’ işte buydu.

Gel gelelim sorun hiçbir zaman yatırım olmadı zaten. Zira YİD modeli; devletin kasasına
sözleşme oyunlarıyla yıllar boyu sürecek bir ipotek koymanın adı
ydı. Atatürk’ün Savarona yatının restorasyonu ve işletmesinden enerji santrallerine dek  akla gelebilecek her şey YİD’e havale edildi. Uzun süre sonra anlaşıldı ki YİD yandaş zenginler yaratmanın en müstesna yoluydu. 90’ların sonunda ‘Yalan-Dolan-Talan’ diye anılması boşuna değildi. Cilası döküldü kirli yüzü açığa çıktı. Peki ‘eski Türkiye’ye ilişkin ne varsa yıkmaya ant içmiş AKP ne yaptı?
Hazine kaynaklarını ‘yandaşa’ aktarmanın keşfedilmiş bu en kolay yönteminden vazgeçmedi
tabii ki. Adını bir güzel yeniledi ve Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) gibi ‘imece naifliği’nde bir ambalajla eskisini bile aratacak hunharlıkta uygulamaya koydu. ‘Mega projeler’ etiketiyle milletin önüne sürüp sürüp duruyor şimdi.

Lafı uzatmadan söyleyelim;

  • KÖİ projeleri bu ülkenin Düyun-u Umumiye’den beri gördüğü en büyük tezgâhtır.

Devletin vergilerle topladığı ve gelecekte toplayacağı milyarlarca dolarlık kaynağı düne dek çapı belli bir avuç şirkete ve sahiplerine aktarmaktır. Asıl önemlisi borç içindeki özel sektörü vurması olası krizin kamu ayağında yaratacağı depremin de baş nedeni olacaktır.

Nasıl mı? Hakkında 3 milyon liralık tazminat davası açılan Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’in anlatmaktan dilinde tüy bitti ama gelin bu tezgâhın işleyişini somut örneklerle bir kez daha inceleyelim…

TEZGÂH NASIL İŞLİYOR ?

Malum; otoyollar köprüler 3. havalimanı gibi dev projeler hükümetin medar-ı iftiharı.
Hepsine birden ‘2023’ vizyonu adını verdiler. Madde madde bakalım 2023 vizyonu kimler için çizilmiş?

  • KÖİ’ler 2009’dan sonra patladı. Önce yasal kılıf hazırlandı. 3996 sayılı YİD Kanunu’nun 2. maddesi değiştirilerek; gar kompleksinden lojistik merkezine, havalimanlarından sınır kapılarına, milli parklardan yaban yaşamı koruma alanlarına, otogarlara ve balıkçı barınaklarına dek her şey kapsama alındı. Ardından 4749 sayılı Kamu Borç Yönetimi Kanunu’na el attılar. 8. maddedeki değişikliklerle Hazine’nin verdiği güvenceler genişletildi. Üzerine bir de ihaleyi dağıtan kurumlara tahvil ihraç etme yetkisi tanındı ki, buradaki garanti de % 100’e çıkarılarak, bütçeye bir kurşun daha sıkıldı.
  • Değişikliklerin içinde en vahimlerinden biri, işi yapacak şirketlerin alacağı borcun tümünü Hazine’nin üstlenmesiydi. Bu Cumhuriyet tarihinin en önemli ekonomik değişikliklerinden birisiydi. Nitekim KÖİ tezgâhı tam burada devreye giriyor. Projeler için alınan borçlara üstlenilen finansal risklere harcanan paralara devlet güvencesi verildiği halde, iş bütçeye değil şirketlerin bilançosuna kaydediliyor. Böylece sanki devletten para çıkmayacak gibi gösterilip bütçe açığına ve kamu borçlarına bunlar dahil edilmiyor. Oysa şirketler batar iflas eder veya işi bırakırlarsa aldıkları borçları kamunun ödeyeceği açık açık yazılıdır. Dolayısıyla bütçe açığı kamunun dış ve iç borç stoku şu anda gösterilenden daha fazladır.
  • 2009’dan sonra ihale edilen KÖİ projelerinin toplam sözleşme değeri 129.5 milyar dolardır. Kalkınma Bakanlığı’nın verilerine bakılırsa 2023’e dek planlanan yeni yatırımların büyüklüğü de 325 milyar dolara ulaşıyor. Şu anda 17 milyar dolarlık karayolu, 68.5 milyar dolarlık havalimanı, 11.5 milyar dolarlık da şehir hastanesi yapılıyor. 2023’e dek 80 milyar dolarlık karayolu, 30’ar milyar dolarlık tren yolu- havalimanı sağlık tesisi ve liman ihalesi planlanıyor.
    5-10 milyar dolarlık olanları hesaba katmıyoruz bile.
  • Yasal değişikliklerden sonra tezgâhın 2. perdesi her ihalede görülen ancak pek dikkat çekmeyen bir ibarede ortaya çıkıyor. ‘Sözleşme değeri’ ile ‘yatırım değeri’ arasındaki fark bize özel şirketlere aktarılacak asgari parayı gösteriyor çünkü. İktisatçı Hakan Özyıldız çok güzel açıkladı: Şu andaki projelerin sözleşme değeri 130 milyar $. Yatırım değeri ise 59 milyar $. Bu ne demek? O işleri devlet kendisi yapsaydı eğer 20-25 yılda elde edeceği 130 milyar dolardan vazgeçip şirketlere ‘buyurun sizin olsun’ demek.
  • Tezgâhın 3. perdesi burada açılıyor. Şirketler yatırım için gerekli kaynağa sahip değiller.
    Öz kaynaklarının ise borç almalarına yetmediğini biliyoruz. Hazine devreye giriyor ve alınan
    her “cent” borca garantör oluyor. Yetmiyor “yabancılar güvenip vermez” diye kamu bankalarını devreye sokuyor. Bununla da kalmıyor; yapılan tüm işlerde tıpkı otoyol ve köprülerde olduğu gibi şirketlere gelir garantisi taahhüt ediliyor. Kimse o yollardan geçmese de, o havalimanından uçmasa da, devletin kasasından şirketlere söz verilen miktar tıkır tıkır ödenecek.
  • Tezgâhın son aşamasının nasıl kurgulandığını görmek için somut örneklere başvuralım:
    Örneğin 3. havalimanına bakalım. Malum ihaleyi Cengiz – Limak – Kolin – Mapa – Kalyon
    Ortak Girişim Grubu 25 yıllık kira bedeli olarak 22 milyar 152 milyon € vererek aldı. İlk iş 4.5 milyar € kredi verildi. Kredinin 3.5 milyar €’luk bölümünü kamu bankaları üstlendi. Tümü Hazine garantisi altında. Sözleşmeye göre devlet 25 yıl boyunca yolcu başına 20 € ödeyecek. Ardından bir de gelir garantisi eklendi. Şirketlere 12 yıl boyunca en az 6.3 milyar € kazanma sözü verildi. Gelir bunun altında kalırsa fark bütçeden karşılanacak. 3. garanti ise sözleşmenin feshi halinde Devletin tesise el koyacak olması. Görünürde ne denli masum değil mi? Oysa işin aslı çok başka. Devlet el koyduğu zaman krediler dahil o güne dek şirketlerin öz kaynaklarından yaptığı giderleri de üstlenmiş olacak. Daha havalimanı açılmadan yıllık 1 milyar € kiranın iki yıl ötelenmesi gelecekte bizi neyin beklediğinin de işareti aslında.

DÜNYADA BİR EŞİ DAHA YOK!

Bırakın Türkiye’yi dünya tarihinde böyle bir anlaşma var mıdır? Yokmuş ki, Dünya Bankası yayınladığı raporda dünyada en büyük Hazine garantisi almış şirketleri Cengiz Limak Kolin Kalyon ve MNG olarak sıraladı. Buyurun size 2023 vizyonu! Neredeyse tek kuruş harcamadan şimdiden 70 milyar dolara yakın bir geliri garantilemiş durumdalar. Ha, unutmadan son bir garanti de İstanbul’un nüfusu isterse kıyamet kadar artsın, 25 yıl boyunca tek bir havalimanı bile yapılmayacak olması.

Hızımızı almışken şu sıralar parlatıp durdukları şehir hastanelerine de göz atalım. 20 şehir hastanesinin yatırım bedeli 10.2 milyar € ve Sağlık Bakanlığı’nın bu tesisler için ödeyeceği kira
yıllık toplamda 2.2 milyar €. Kiraların 25 yıl boyunca toplam tutarı ise 57 milyar €’yu buluyor. Sözleşmelerde “ödemeler finansmanın sağlandığı para cinsinin ülkesinde gerçekleşen enflasyonla güncellenecektir” deniyor. Yani her yıl enflasyon oranında zam yapılacak. Ayrıca hastaneleri işletenlere de hasta garantisi’ verildi. Kulağa tuhaf gelebilir, ancak, devlet açıkça hasta olan vatandaşını ihale etti. Ve taahhüt edilen kadar insan hastalanmazsa bütçeden açığı kapatma sözünü verdi.

Son olarak da nükleer santrallere değinelim. Sinop Nükleer Santrali ihalesinde üretilen elektriğin 20 yıl süreyle 12 cent/dolardan alınacağı taahhüt edildi. Üstelik dünyada nükleer santralde üretilen elektriğin birim maliyetinin en fazla 7-8 cent/$ dolayında olacağının kestirildiği bir dönemde. Benzer tablo Akkuyu Nükleer Santrali’nde de var. Dört reaktörün her birine ayrı ayrı 15 yıl garanti tanındı. Fiyat garantisi ise ilk yıllarda 15.4 cent/kw ile başlayacak ve 20 yılda ortalama 12.4 cent/kw olacak. Bu denli pahalı elektriği ne sanayiye ne de konutlara satamayacağına göre, belli ki burada da devreye kamu bütçesi girecek.

Bugün hükümetin yaptığı tüm KÖİ projelerinde aynı durum geçerlidir. İşin vahimi,
KÖİ’lerin mucidi sayılan İngiltere’nin özellikle sağlık sisteminin çökmesi üzerine modelden acilen vazgeçmesi. Sağlıktaki enkazı toparlamakla meşguller hâlâ. İsveç ise inşaatların hızla yapılması dışında yararını görmediğinden, kamu kaynaklarını kanser gibi tüketen KÖİ’leri bir daha hiçbir hükümet uygulamasın diye tümüyle yasakladı. Keza öbür Kuzey Avrupa ülkelerinde de sonuç aynı.

Hukukun görece iyi işlediği kamu denetiminin en sıkı olduğu ülkelerde bile yol açtığı yıkım ortadayken, OHAL koşullarında hukuku askıya almış, Sayıştay ve Meclis denetimini devre dışı bırakmış, Danıştay – idare mahkemelerini karar alamaz duruma getirmiş Türkiye’de
sağlıklı işlemesi mümkün mü?

Sahi safça bir soru oldu bu OHAL niye sürüyor ki zaten!
=========================================

Dostlar,

Sayın Bahadır Özgür, ülkemizin nasıl yağmalanıp talan edildiğini tüm çıplaklığıyla yazmış durumda.. AKP 187 aylık iktidarında Kamu İhale Yasası’nı 186 kez değiştirdi! Bunun da dünyada örneği, eşi – benzeri olmadığı kesin! Nedenini sormaya gerek var mı?! Ya Yüce TBMM’nin bunlara alet edilmesine ne demeli??

Şehir hastanelerini, gelir güvenceli köprüleri… biz de bu sitede çoooook yazdık.
Sayın Çiğdem Toker’in epey makalesine sitemizde yer verdik..

Geldik tıkandık, borçları çeviremiyoruz!
Yağma Hasan’ın böreği tükendi!Sorumlusu elbette 15,5 yıllık tek başına iktidar olan AKP ve yağmadan pay alarak oy verenler!

Ulusumuzun bu acımasız soygunu artık görmesi ve masallara kanmaması gerek..
Üstelik bunu yapanlar herkesten dindar geçinip başkalarına din öğretmeye de kalkıyor!

  • Yüce Tanrı’nın sabrı nasıl da taşmıyor ve bu örneği görülmemiş sefil düzeni derhal yerle bir etmiyor; aklımız almıyor!?

Çok açık yazalım :

  • 24 Haziran / 8 Temmuz sonrasında da AKP / RTE devam ederse, çıra gibi yanacağız!

Sevgi ve saygı ile. 30 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir