Sağlık Ekonomisi / Health Economics

Sevgili AÜTF Asistanlarımız ve
Dönem V Öğrencilerimiz,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencilerimize sunduğumuz 2 saat süreli SAĞLIK EKONOMİSİ derslerinin yansılarını görebilmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki)
tıklar mısınız ? 177 yansıdan oluşan varsıl içerikli sununun yararlı olması dileğiyle.

Saglik_Ekonomisi_2017-18

Dönem 1 için 1 saatlik ayrı bir sunu sitemizde vardır.

Sevgi ve saygı ile.
27 Eylül 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SGK; Hastanelere Yaptığı ‘Haksız Ödemeler’den Hekimleri Sorumlu Tutamaz

SGK; Hastanelere Yaptığı ‘Haksız Ödemeler’den Hekimleri Sorumlu Tutamaz!

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 25.12.2015 tarihli “Duyuru” ile 1.1.2016’dan başlayarak
özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlere ek sözleşme imzalatılıp kendisine gönderilmesini istemiştir. Sözleşme ile hekimlerden SGK’nin Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesi hükümleri doğrultusunda Sözleşmenin 14.8 numaralı maddesini bildiği ve
bu hükümde belirtilen yükümlülükleri aynen kabul ettiğini bildirmesi istenmiştir. Söz konusu 14.8. numaralı düzenlemede “Sağlık Hizmet Sunucusu, hekimlerin bu sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesine bağlı olarak yapıldığı tespit edilen yersiz ödemelerin Kuruma geri ödenmesinde, SHS ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu ve Kanunda kendisine yüklenen sorumluluk ve cezai müeyyideleri (AS: yaptırımları) bildiğini belirtir ifadelere yer verilen sözleşmeyi, başvurusu sırasında Kurum ilgili birimine iletmekle yükümlüdür.” ibaresi bulunmaktadır.

Oysa bu sözleşme Sosyal Güvenlik Kurumu ile hekimlerin çalıştığı sağlık kuruluşu arasında düzenlenmekte, hekim tarafı olmadığı bir sözleşme ile neden kaynaklandığını bile bilmediği
bir geri ödemeden/cezadan zincirleme olarak maddi ve idari bakımdan sorumlu tutulmak istenmektedir.

SGK’nin, kapsamını hekimlerden bağımsız olarak belirlediği ve sürekli bir biçimde değiştirdiği geri ödeme kurallarına ve idari düzenlemelere uymadığı gerekçesi hastanelere yapılan ödemelerin geri ödenmesinde hekimden taahhüt istenmesi kabul edilemez.

Elbette hekimler, hekimlik mesleği ile ilgili tıp kurallarına, hekimlik meslek etiği ilkelerine aykırı olarak bir hizmet veriyor iseler sonuçlarından hukuken sorumludur. Buna ilişkin hukuksal normlar zaten yürürlüktedir.

Öte yandan eğer bir hukuka aykırı bir ödeme söz konusu ise bu parayı alan hekim değil, hastanenin, özel sağlık kuruluşunun kendisidir. Doğal olarak ve hakkaniyet gereği hukuka aykırı bir edinim söz konusu ise, geri ödemeyi de hastane yapmalıdır. Bu taahhütle, bir hekim,
söz gelimi yıllar önce kapanmış bir hastane ve tıp merkezine yapılan yersiz ödeme nedeniyle yaptırım ile de karşı karşıya kalabilecektir.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun üstün kamu gücünü kullanarak hekimlere hastanelerin yerine geçerek haksız ödemelerden sorumlu olduklarını kabul etme, bu yönde sözleşme imzalama zorunluluğu getirmesi öncelikle çalışma özgürlüğünün hukuka aykırı olarak ihlalidir.
Ayrıca Medeni Yasa uyarınca bulunması gereken iyiniyet kurallarına ve Borçlar Kanunu’nun sözleşmelere ilişkin ilkelerine aykırıdır.

Hastanelerin sözleşmelerinin iptal edilmemesi, hekimlerin işini yitimemek için bu sözleşmeleri imzalamak zorunda kalacağı düşünüldüğünde karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlığın oluşacağı hekimin zarar gören olarak zor durumda kalacağı açık olup Türk Ceza Kanunun 117. Maddesinde İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali suçunun yanı sıra Borçlar Kanunu’nun aşırı yararlanma yasağının da ihlal edilmesi söz konusudur.

Türk Tabipleri Birliği, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan 14.8 madde içeriğinin düzeltilmesini ve uygulamanın durdurulmasını yazılı olarak talep etmiştir.

Özel Sağlık Kuruluşlarından bu hukuka aykırı işlemi hekimlere yansıtmamalarını, Hekimlerimize söz konusu ek sözleşmeyi imzalamamalarını, sözleşmelerine yalnızca
“hekimlik mesleği ile ilgili tıp kurallarına, hekimlik meslek etiği ilkelerine aykırılık halinde genel hükümler uyarınca sorumlu tutulabilecekleri” yönünde hüküm koymalarını duyururuz.

Saygılarımızla. 12 Ocak 2016

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

SGK’den yapılan duyuru için tıklayınız…
TTB’nin SGK’ye başvurusu için tıklayınız…

=============================

Dostlar,

SGK ne yapacağını şaşırmış durumda..
Akçal (mali, aktüaryal) dengesini bir türlü tutturamıyor.
Ne yaparsa yapsın, on milyarlarca TL “açık” sürüyor.
Merkezi Yönetim Bütçesi (eski adıyla Genel Bütçe) üzernde ciddi ve sürdürülemez yük.
Yıllardır yazageliyoruz; SGK ve bağlı olduğu ÇSGB (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı), hep ama hep “moneter” (parasal) önlemlerle açık yönetimi için deyim yerinde ise didiniyor.

Oysa sorunun kaynağı, çoooook acı ama SGK – Piyasascı Sağlık sistemi (Sağlıkta Dönüşüm diyorlar maskelemek için!) üzerinden yerli – yabancı sermayeye AKP iktidarı eliyle rant aktarımıdır. Çooook “gürbüzleşen” (!) sağlık piyasamız artık ancak “çooook” ciddi rantlarla yetinebilmektedir. Devasa sağlık tekellerine arpa” yetiştirme olanağı elbette yoktur. SGK, gerçekte teknik bir kurum olmakla birlikte, çok sıkı biçimde siyasetin güdümündedir. Son olarak, Kurum Başkanı Uadigar hanımilahlara kurban verilerek taaa Washingtonlara yollanmıştır.

Bedeli ise elbette halkımız ödemektedir ve uyanana dek de (ya da ölene dek) ödemeye
devam edecektir. Bu kıskaçta hiç olmazsa KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE
bir parça olsun önem verilirse, açıklar (haraç, rant!) sürdürülebilir – katlanılabilir düzeyde götürülebilir. Bu arada “fukara halkımız“, azıcık da olsa insan yerine konarak bir parça koruyucu sağlık hizmeti almış olur. Sınırlandırılamayan sağlık giderleri gene yapılmış olur ama hiç yoktan halkın sağlığı bir parça yarar görebilir..

Acı – kara mizah bir yana, Almanya, dev ekonomisi ile 3 onyıl kadar önce Krankenkasse‘sini (Alman SGK’sı) akçal açıdan döndüremiyordu.. Bismarck‘ın yüz yıllık harikası bunalımdaydı.
Sağaltıcı (tedavi edici) hizmetler ağırlıklıydı sistem. Sorunun kaynağı bulundu ve yasal değişiklikle 45+ yaş herkes yılda 1 kez, gebeler ve bebekler ise gerekli sıklıkta hekime başvurarak koruyucu sağlık hizmeti almaya YASA İLE zorunlu tutuldu..

Tabii bir “merkez kapitalist” ülke olarak Almanya, bir “çevre kapitalist” ülke Türkiye ile
eş işleme tabi tutulamazdı küreselleşen finans kapital tarafından..

Aaaah Türkiyem aaahhh.. Bu yaşamsal gerçekleri dile getiren “ulusal sol“u hep budadın
hep budadın.. Bak, Yer geldi “anarşitler”i teslim ettin, yeri geldi sayın muhbir vatandaş oldun..
Şimdi dinciler seni göz göre göre “din maskesi” ardında acımasızca soyuyor.

Ne olacak şimdi??

SGK, bu kez, çaresizlikten kıvranırken, hekimleri ateşe sürüyor..
Hekimler de çoook zorda halkına yardım edebilmek için..
Nasıl çıkacağız bu bataktan?..

Temel hekimlik kuralıdır : Önce doğru tanı koyarak!

Bu arada SAĞLIK KOOPERATİFLERİNİ anımsayarak..

Sağlığımızı korumanın yollarını iyice belleyerek ve özel çaba ile uygulayarak..

Ayakta kalıp, İNSANCA – HAKÇA, SAĞLIĞIN  DOĞUŞTAN KAZANILMIŞ BİR
İNSANLIK HAKKI
olarak tanımlandığı, MÜŞTERİ değil YURTTAŞ olduğumuz….
bir toplumsal düzen için örgütlü politik uğraş vererek..

Sevgi ve saygı ile.
12 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Umut Oran’dan Enerji Bakanı’na Soma Faciası Öncesinde 3 yıldır bekleyen Devlet Denetleme Kurulu Raporu Soruları


Umut Oran’dan Enerji Bakanı’na Soma Faciası Öncesinde 3 yıldır bekleyen Devlet Denetleme Kurulu Raporu Soruları

Dostlar,

CHP’nin çalışkan ve üretken İstanbul milletvekili Sayın Umut Oran,
büyük emek isteyen bir soru önergesi hazırlamış. Pek çok uzmanın bile tümüyle oku(ya)madığı 600 sayfaya yakın DDK raporunu (Karadon faciası üzerine..)
özenle incelediği ve can alıcı sorun noktalarını saptayarak sıkı bir soru önergesi durumuna getirdiğini sevinçle izliyoruz.

Bu arada hükümetin 2 sorumlu bakanlığı olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın görevlerini gereğince yapmadığı da
hemen anlaşılıyor..

Yine de ortalıkta siyasal sorumlu yok değil mi??
Sorumluluk birkaç teknik düzeyde elemana yüklenecek ve ilahların gazabı sönümlendirilecek değil mi?

Yok, yok, bu kez o denli kolay değil.. “Resmi” 301 (fazlası??!) kurbanın en az 5’i maden mühendisi.. Bu kez güneş balçıkla sıvanamayacak.. AKP kadroları bu toplu cinayetin
ilk elden ve 1. derece asıl sorumlularıdır.. Ceza hukuku deyimiyle “asli fail” dirler..
Siyasal ve hukuksal hesabını verecek ve bedelini ödeyeceklerdir.

Sayın Oran’a teşekkür ederken, ilgili bakanlıkların dürüst ve kapsamlı yanıtlarını bizim de
tez elden beklediğmizi belirtmek isteriz.. Sanırız ilgili kamuoyu da öyle.. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun 600 sayfaya yakın hazır reçete uzman raporunun bile gereklerini hızla yapmayıp da ne yapacaksınız siz ey AKP iktidarı?
AKP’nin her düzeyde sadık yandaşları, müritleri.. söyleyecek sözünüz yok mu?
Vicdanlarınızı mühürlediniz mi, maden ocaklarının kuytularında betonlayarak gömdünüz mü?

Sevgi, saygı ve ACI ile.
23 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================================

Oran’dan Enerji Bakanı’na Soma Faciası Öncesinde
3 yıldır bekleyen DDK (Devlet Denetleme Kurulu) Raporu Soruları

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2010 yılında Kocadon kazasından (AS: 17 Mayıs 2010; 30 madenciyi kurban aldı) hemen sonra verdiği talimat üzerine maden kazalarının nedenlerini ve sektörün eksikliklerini araştıran Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) hazırladığı raporu “gereğinin yapılması” için 8.6.2011’de Başbakanlığa gönderilmesine karşın niçin eksikliklerin giderilmediğini TBMM’ye taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın raporda ısrarla belirtilen eksikliklerin neden giderilmediğini açıklamasını isteyen Umut Oran,

“DDK raporundan bir yıl sonra Başbakanlığın genelge yayınlayarak tek yetkili olması çelişki değil midir? Bu genelgeyle bürokratik süreç daha da hantal duruma getirilmiş olmuyor mu? Soma faciasının tek ve asıl sorumlusu yalnızca Soma Holding ve burayı denetleyen alt düzeydeki denetim görevlileri midir? Bakanlığınızın bu facia karşısında hiçbir sorumluluğu yok mudur, bu elim olayın siyasal sorumlusu kimdir?
Rapordaki eksikliklerin tamamlanmaması ve Soma’da meydana gelen facia karşısında Başbakanlık veya bakanlık olarak istifa kurumunu işletecek misiniz?”

diye sordu.

Abdullah Gül 18 Mayıs 2010’da talimat vermiş

CHP’li Umut Oran, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu soru önergesinde DDK’nın raporunu gündeme getirdi. Önergesinde “Cumhurbaşkanlığı Makamının 18.5.2010 tarih ve 421 sayılı talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) hazırlamaya başladığı ve 08.6.2011’de tamamladığı maden kazalarıyla ilgili 2011/3 sayılı raporunda Soma faciasına da ışık tutacak çok önemli saptamalar yer almaktadır.
(AS: bu rapora http://www.tccb.gov.tr/ddk/ddk49.pdf adresinden erişilebilir)
Bu rapor bakanlığınızca gereğinin yapılması için Başbakanlığa da gönderilmiştir” diyen Oran’ın yanıt beklediği sorular şöyle:

Raporla ilgili 3 yıldır ne yaptınız?

– Bu raporda belirtilen ve ivedilikle tamamlanması istenilen eksikliklerin hangilerini
bu tarihe dek geçen 3 yıl içinde yaptınız?
Rapor kapsamında attığınız adımlar hangileridir?

Raporda maske de var nefeslik-kaçama yolu da…

– Raporda, maden kazalarının nedenleri için sayılan; “Risk değerlendirmesi yapılmaması, taşeronluk (alt işverenlik) uygulaması, üretim zorlaması,
geçmiş kazalardan ders alınmaması, grizu riskine karşı önlemlerin yetersiz olması, kontrol ve degaj sondajlarının yeterince yapılmaması, delme – patlatma işlemindeki düzensizlikler, çalışanlarda CO maskesi bulunmaması, gaz izleme ve uyarı sistemlerinin yetersizliği, havalandırma yetersizliği, grizu güvenli (AS: anti-grizu) elektrikli aygıt ve donanımlar ile ilgili sorunlar, nefeslik- kaçma yolu ile ilgili yetersizlikler, tahkimat
(AS: Galerilerin çökmemesi için ahşap ve çelik destek sitemleri) ile ilgili eksiklikler, tahlisiye hizmetleri (AS: madeni boşaltma) ile ilgili sorunlar, maden işletmelerinde gözetim (iç denetim) hizmetlerinin yetersizliği, teknik nezaretçilik vb. işletme içi denetim uygulamaları ile ilgili sorunlar, kamu birimleri denetimlerinin etkinsizliği ve mesleksel eğitim ve iş güvenliği kültürü noksanlıkları” gibi saptamalardan hangilerinin gereğini yaptınız?

Risk değerlendirmesinde ciddi eksiklik var

– Rapordaki, “Maden işletmelerinde risklerin önceden değerlendirilerek önlenmesinde ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Yeraltı kömür madenciliğinin yaygınlığı ve işletmelerin önemli bir bölümünün küçük ölçekli olması (AS: Türkiye KOBİ ölçeğini büyütmek zorunda!) göz önüne alındığında işverenler, teknik nezaretçiler, mühendisler, müfettişler ve iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik sorumluluk üstlenen ilgili tüm tarafların referans olarak kullanabileceği bir uygulama rehberine gerek duyulmaktadır.
Verili (eldeki, mevcut) düzenlemelerin bu gereksinimi karşılamaktan uzak olduğu anlaşılmaktadır..” saptaması karşısında hangi adımları attınız?

Denetim etkin değil, zafiyet var!

– Raporda madenlerin denetimi konusunda eksikliklerin bulunduğu vurgulanarak,

“Çalışmanın ortaya çıkardığı önemli sonuçlardan biri de kamu denetimi sisteminin,
gerek görev ve yetki tanımlamaları gibi alanlardaki tasarım sorunları, gerekse görevli birimlerin uygulamalarında izlenen yöntem ve süreçlerdeki yaşanan sorunlar nedeniyle etkinlikten uzak ve ciddi bir zafiyet alanı oluşturduğuna ilişkindir.”
denilmesi karşısında denetim sisteminde ne gibi revizyona gittiniz,
hangi adımları attınız?

– Raporda;

“Maden işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden istenilen sonuçların alınması için denetim periyot ve süreleri, denetimin içeriği, denetim sürecinin etkisizliği, kontrol denetimlerinin yeterince yapılmaması ve müeyyidelerin (AS: yaptırımların) yetersizliği ile bağlantılı temel sorunların giderilmesi, kurumsal yapıların görev çakışmasını ortadan kaldıracak biçimde yeniden düzenlenmesi, denetim ve denetim sonuçlarına bağlı karar alma süreçlerinin hızlandırılması ve etkinliğinin artırılması gerekmektedir.” ifadeleri karşısında, denetim sürecini etkin kılmak için hangi adımları attınız?

İşbaşı eğitimi yok!

– Raporda; “…İşbaşı eğitimi ve hizmet içi eğitim koşulunun mevzuatta öngörüldüğü ölçüde yerine getirilmediği; işverenlerce eğitimin zaman yitiği ve gereksiz yere katlanılan bir maliyet olarak algılandığı görülmüştür.”
ifadesi karşısında hangi adımları attınız, madencilikteki işbaşı eğitimi etkili kılabildiniz mi?

ILO Uygulama Rehberi uyarlanmalı

– İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü (AS: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) tarafından işçi ve işveren temsilcilerinin görüş ve katkıları alınarak

  • “Yeraltı Kömür Madenlerinde Sağlık ve Güvenliğe İlişkin
    ILO Uygulama Rehberi”

nin ülke koşulları doğrultusunda düzenlenerek bir uygulama yönetmeliği durumuna getirilmesi için hangi adımları attınız?

Raporda “Özellikle (AS: ILO’nun) 176 sayılı “Madenlerde Sağlık ve Güvenlik Sözleşmesi’nin onaylanmasının maden sektöründe iş sağlığı ve güvenliği konusunda daha ileri düzeyde adımlar atılması açısından gerekli olduğu” denilmesine karşın
niçin bu sözleşme halen onaylanmadı? Cihazların test ve kalibrasyonu
(AS: ayarlanım) yok

– Raporda,

“(1984 tarihli Maden ve Taş Ocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzük
’ün 291. maddesinde Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına açıkça görev verilmiş olmasına karşın, madenlerde kullanılan elektrikli aygıt ve donanımların test ve kalibrasyon hizmetlerini görecek, iş sağlığı ve güvenliği donanımının ayarlanım (kalibrasyon) ve testlerini yaparak belgelendirebilecek akredite birimler mevcut değildir. Devlet hem çıkardığı mevzuatla kimi hususları zorunlu kılmış, hem de bu zorunluluğu karşılayacak birimleri oluştur(a)mamıştır.” denilmesi karşısında, bu alandaki eksikliği neden gideremediniz?

Veri tabanı oluşturulmalı

– Raporda,

“Çağdaş yönetim anlayışında kararların verilere dayalı olarak üretilmesi vazgeçilmez olduğundan, Sosyal Güvenlik Kurumu veri tabanları ile bütünleşik madencilik sektörü ile iş sağlığı ve güvenliği alanında uluslararası sınıflamaya uygun, güncel ve gerçeği yansıtan verilerin toplanacağı ve ilgili kamu kurumları ile kamuoyunun yararlanmasına sunulacağı, kolay erişilebilir bir veri tabanı ivedi olarak oluşturulmalıdır.”

denilmesi karşısında, söz konusu veri tabanını oluşturabildiniz mi?
Oluşturmadıysanız gerekçesi nedir?

Başbakanlık genelgesi sistemi daha da hantallaştırdı

– DDK raporundan tam bir yıl sonra Başbakanlığın 16.6.2012’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2012/15 sayılı genelgesiyle, “Belediyeler, il özel idareleri dışında kamu kurum ve kuruluşlarının (sermayesinin %50’sinden çoğu kamuya ait olan şirketlerin) kendi mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan taşınmazlarının satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir gibi her türlü tasarrufuna yönelik işlemleri için Başbakanlıktan izin almaları” talimatını vermesi çelişki değil midir?
Bu genelge öncesinde bakanlığınızdan görüş alındı mı, alındıysa hangi görüşü ilettiniz? Bu genelgeyle bürokratik süreç daha da hantal hale getirilmiş olmuyor mu?
(AS: Dünyada hangi ülkede bu yetki salt Başbakanın, neden ???)

Soma Faciasının siyasal sorumlusu kim?

– Soma faciasının tek ve asıl sorumlusu yalnızca Soma Holding ve burayı denetleyen
alt düzeydeki denetim görevlileri midir? Bakanlığınızın bu facia karşısında
hiçbir sorumluluğu yok mudur, bu elim olayın siyasal sorumlusu kimdir?

İstifa kurumu işleyecek mi?

– Cumhurbaşkanlığı makamının tam üç yıl önce gereğinin yapılması talimatıyla Başbakanlık üzerinden bakanlığınıza da ulaştırdığı DDK’nın söz konusu 2011/3 sayılı raporunda ısrarla sözü edilen madencilik sektöründeki eksikliklerin tamamlanmaması ve denetim sürecinin etkili kılınmaması nedeniyle,
13 Mayıs 2014’te Soma’da meydana gelen facia karşısında Başbakanlık veya bakanlık olarak istifa kurumunu işletecek misiniz?

SGK güvenceyi kısıyor.. Teminat cebimizi yakacak!

Dostlar,

Bir bayram armağanı daha SGK’dan..

SGK güvenceyi kısıyor, Teminat cebimizi yakacak!

“TAMAMLAYICI ya da DESTEKLEYİCİ SİGORTA”

“Özel sağlık sigortasına sahip olan genel sağlık sigortalısı” !?

Prof. Dr. Ahmet Saltık
Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Bilim Danışma Kurulu Yazmanı
www.ahmetsaltik.net

Çare ne peki ? En baştan söyleyelim :
Çare DB-IMF dayatması değil ulusal sağlık politikaları; madde 1.
Madde 2 : Almanya’nın 25 yıl kadar önce kendi SGK’sını (Krankenkasse) batmaktan kurtardığı yol. Evrensel ve insancıl, ahlaki, ekonomik.. Ama ABD vahşi kapitalizmine aykırı ne yazık ki.

Herkese kamu eliyle etkin-yaygın-sürekli-yer yer yasal olarak zorunlu
koruyucu sağlık hizmeti..

Bebeklere, gebelere, yaşlılara uygun aralıklarla zorunlu muayene..
Asiye’nin başka kurtuluş reçetesi yok..

Giriş :

Kamburlarımızı = Sömürü kanallarını / vantuzlarını sayalım:

1. Olağanüstü adaletsiz gelir dağılımı.

2. Çok adaletsiz vergilendirme.

3. Temel kamu hizmetlerini (sağlık-eğitim-adalet-güvenlik) bu hizmetler için vergi alan devletin yine de sunmayışı ve / veya çok sınırlandırması.

4. Temel kamu hizmetleri (sağlık-eğitim-adalet-güvenlik) için bile PRİM = Ek vergi istenmesi.

5. Bununla da yetinilmeyip “katkı payı” adıyla ayrıca “haraç” alınması.

6. Yetmedi, bu koşullarda sağlanan sağlık güvencesini iyice daraltıp içini boşaltarak,
“TAMAMLAYICI ya da DESTEKLEYİCİ SİGORTA” masalı ile bir koldan daha sömürmek..

AKP’nin SGK’sı “7 başlı ejderha”ya dönüşmüştür.

Emme basma tulumba gibi bizlerden ve devlet kasasından emip yerli-yabancı sağlık tekellerinin kasasına aktarmaktadır.

“TAMAMLAYICI ya da DESTEKLEYİCİ SİGORTA” ile bu sömürü daha da ağırlaştırılacaktır.
Adım adım ABD yabanıl (vahşi) sistemi, IMF-DB eliyle ülkemize dayatılmaktadır;
AB de izlemektedir hatta sömürüye ortaktır.

“SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” oyununun son perdesine gelinmiştir.
DB ve IMF artık mutlu finali (!) görmek için sabırsızlanmaktadır.

“Sağlık kentleri”, “kamu-özel ortaklığı” gibi kulağa hoş gelen tuzak retorik kavramlarla
son kamu sağlık kurumları da sermaye yerli – yabancı ortaklıklarına (konsorsiyumlara) devredilmektedir. Bu arada bir de aracı sigorta kurumlarının kâr payları var..
Onlar da cebimizden çıkacak.. Çünkü ülkemiz sigorta sisteminin 3/4’ü ellerinde ve ülkemizde çoook gerek duyduğumuz (hatta mahkum olduğumuz!) birkaç milyar doları çekip götürüp “kriz yaratmamak” için şantaj yapıyor, “kitlesel müşteri” güvencesi istiyorlar.

Zorunlu malpraktis sigortası ile 150 bin hekim, sözde serbest piyasa düzeninde
“kitlesel yasal zorlamalı müşteri” olarak Şubat 2008’de önlerine atıldı. Ama o lokma çoktan sinidirildi. Kapitalizm doyar mı, “daha!” demekte .. (Sigorta reklamlarının artışı, Devletin DASK’ı zorlaması.. ??)

Ayrıca anımsayınız, 2011 bunalımı, İMKB ve bankalardan yalnızca birkaç milyar doların istendik biçimde bir gecede çekilmesi ile yaratılmış ve ABD’nin BOP dayatmalarına direnen Ecevit hükümeti düşürülerek bunları fazlasıyla yapmaya söz veren şimdiki kadrolar iktidara getirilmişti (3.11.2002 seçimi).

AKP garip halkımızı bunların önüne yem olarak atıyor.

Sürü halinde, devletin yasal zoruyla kitlesel, asimetrik-eşitsiz, teslim alan bir sigortalılık..(Bu düzenin adı da “serbest piyasa”! Ne yazık ki Devlet sermayenin oyuncağı..)

Çünkü halen SGK bütçesinin yarısı genel bütçeden.. Bu tutar genel bütçenin de 1/5’i. SÜRDÜRÜLEBİLİR değil. Israr edilirse borç faizi ve anapara ödemeleri sıkıntıya girer.
Ki bu para toplam 351 milyar TL’lik (21 milyarı açık!) 2012 bütçesinde 71 milyar TL’dir. SGK’ya da buna çok yakın gitmektedir (69+ milyar TL). Böylece bütçede her 10 TL’den 4’ü daha başta erimektedir. Bu denli yüksek tutarlı ve oranlı SGK sübvansiyonu maazallah, T.C.’nin borç ödeme kapasitesini sıkıntıya sokabilir!

Bu yüzden kritik aşamaya gelinmiştir.

SGK’nın sağladığı “Temel Teminat Paketi” iyice daraltılacak

Vatandaş “ek sigorta”ya zorlanacaktır. Bu akıllara durgunluk veren Deli Dumrul soygununun adı da her zamanki gibi retorik (kulağa hoş gelen) -sözel- bir tuzakla “TAMAMLAYICI – DESTEKLEYİCİ SİGORTA” olacaktır.

Neyi tamamlıyor ya da destekliyoruz ?

Biz, yurttaş olarak, cebimizden, SGK’yı tamamlıyor ya da destekliyoruz..
Hani genel sağlık sigortalı olmuştuk ?
SGK kaynakları buna yetmiyor..

Yeni jargon :

“Özel sağlık sigortasına sahip olan genel sağlık sigortalısı” !?

Necip halkımız deriiin uykularda.. Kendisinin haklarını savunan öncü yurtseverler
kodese tıkılınca,

“Vardır Devletin bir bildiği..” deyip kafasını yastığına-yorganına gömüyor
ve sevgili Başbakanının ricasını kırmayıp 3-5 çocuk yapmaya koyuluyor!!??

Sonra da SGK bu en az 3-5 çocuklu ailelere temel düzeyde sağlık güvencesi bile sağlayamıyor..

Ben diyor SGK, çok sınırlı bir zorunlu trafik sigortası yapıyorum.
Fazlasını istiyorsan kaskoya!

Deneme yanılma ile öğreniyor.. Daha fazla eğitim almasına olanak verilmiyor..
Ortalama okulda kalma süresi 6+ yıl.. 8 yıllık temel eğitim bile değil!
İlle de “yandım anam” denesi gerekiyor galiba..
Hem aydınlara ne oluyor, niçin aculluk yapıyorlar??

Necip Türk Milletine, TAMAMLAYICI – DESTEKLEYİCİ SİGORTA afiyet olsun..

GSS-Genel Sağlık Sigortası = Sermayenin kârının sigortası..

Bu uğursuz denklemi yıllardır kurarız.. Şimdi daha iyi anlaşılıyor mu??

Maskaralığa bakar mısınız ?

“Özel sağlık sigortasına sahip olan genel sağlık sigortalısı”..

SGK Genelgesinde böyle deniyor..

Ne denmişti, verebilenden prim alacağız, veremeyeninkini Devlet ödeyecek..
Veremeyen kim, “Yoksul”un tanımı ne? “Yoksul”’un 2012’nin 2. yarısında tanımı :
Brüt asgari ücretin 1/3’ünün altında kalan aylık gelir.. Yani? 940 TL/ 3 = 313 TL!

Aylık geliriniz 314 TL ise “yoksul” değilsiniz ve GSS primi ödeyeceksiniz!
Öte yandan, sağlık şirketlerini teşvik için, yurtdışından belli ülkelerden gelecek hasta başına 1000 $ Devlet desteği! (Cumhuriyet, 22.8.12) Siz hiç sermayeye bu denli ram olan ve halkına yabancılaşmış iktidar gördünüz mü?

Oysa GSS-Genel Sağlık Sigortası yoğun bakımda. Dolaşım ve solunum desteği ile
(yarı bütçesi Genel bütçeden!) zoraki yaşatılmaya çalışılıyor.
Bütçeden sübvansiyon gelmezse solunum-dolaşım duruyor..

Bilen bilmeyen de Türkiye’de GSS var zannediyor.. Kimi zavallı politikacılar da.

Ders ve konferanslarımızda uç bir örnek veriyoruz, akılda kalsın diye..

Dinleyenlerin önüne geçip pazılarımızı sıkıyor ve soruyoruz :

– Bakın bakalım; 58 yaşında, saçlarına karlar yağmış, 1.70 boyunda bu adamdan, Ahmet Saltık’tan NBA basketçisi olur mu??

Dinleyenler saygılı, zarif, dudaklarını ısırıyorlar bize bakıp,
acı bir tebessümle yetiniyorlar.

– Lütfen tepkilerinizi frenlemeyin, görmek istiyorum.. diye üsteleyince de
alaysı kahkahalar atılıyor..

Neden böyle uç teatral (meddahvari) gösteriye gerek duyuyoruz?
İyice anlaşıldın ve çekince (tereddüt) kalmasın diye.

– Balık kavağa çıkarsa Türkiye’de de bu gelir ve dağılımı ile GSS olur..
söylemi bile yetmiyor..

Daha çarpıcı bir metafor gerekiyor :

58 yaşında, 1.70 m boyunda bir adamdan NBA oyuncusu çıkarma.. gibi!

58’lik NBA Oyuncusu !

Bu bile işe yaramadı, Türkiye 1.10.2008’den beri 5510 sayılı yasa ile sözüm ona
GSS rejiminde..

Finanse edilemediği için de fareler tırtıklamaya başladı temel GSS güvencesini..

Geriye kala kala

“Özel sağlık sigortasına sahip olan genel sağlık sigortalısı” galatı kaldı..

İlgili genelge aşağıda değerli dostlar…

Sevgi ve saygı ile. 22.8.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================================
T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü
Sayı : B.13.2.SGK.0.11.05.03 / 674 Tarih : 28.06.2012

Konu : Tamamlayıcı veya Destekleyici Sağlık Sigortası Uygulamaları
GENELGE no 2012/25

Bilindiği üzere, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 98 inci maddesi;

“Yıllık veya daha uzun süreli tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usul ve esaslar, Kurumun uygun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenir.” ve “Bu Kanun gereğince sağlık hizmetlerinden yararlananların ödemekle yükümlü oldukları katılım payları, özel sigorta şirketleri tarafından teminat veya
ödeme konusu yapılamaz.” hükmünü amirdir.

Anılan madde hükmü gereğince, özel sigorta şirketlerine prim ödemek suretiyle özel sağlık sigortası poliçesi satın almış olan genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, Kurum ile sözleşmeli/ protokollü sağlık hizmet sunucularından sağlık hizmeti alması sırasında karşılaşılabilecek durumlarda yapılacak iş ve işlemler aşağıda açıklanmıştır.

Tamamlayıcı veya Destekleyici Sağlık Sigortası

Tanım : Özel sağlık sigortasının bir türü olan “Tamamlayıcı veya Destekleyici
Sağlık Sigortası”, genel sağlık sigortasının temel teminat paketi içinde yer almayan,
temel teminat paketinde yer alıp kısmen karşılanan, yani cepten ödeme yapılan ya da bireylerin daha yüksek standartlarda sağlık hizmeti talep ettiği durumlarda devreye giren özel sağlık sigortası türüdür. Başka bir deyişle tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortası, Kurum tarafından kapsama alınmayan ya da kapsama alındığı halde genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ek ücret ödemesi gerektiren sağlık hizmetlerini, özel sigorta aracılığı ile sigorta kapsamına almaktadır.

“Özel sağlık sigortasına sahip olan genel sağlık sigortalısı” ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin Kurum ile sözleşmeli/protokollü sağlık hizmet sunucularından
sağlık hizmeti alması sırasında kullanabilecekleri tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortasının kapsamı ve uygulamaya ilişkin hususlar aşağıda açıklanmıştır.

Kapsam ve Uygulama
Yukarıda da belirtildiği üzere 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 98 inci maddesinin 2. fıkrasında; “Bu Kanun gereğince sağlık hizmetlerinden yararlananların ödemekle yükümlü oldukları katılım payları, özel sigorta şirketleri tarafından teminat veya ödeme konusu yapılamaz.” hükmü
yer almaktadır. Bu nedenle; anılan Kanunun 68 inci maddesinde konu edilen
katılım payları, tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortası poliçeleri kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Bunun dışında kalan;
a) Kurumca finansmanı sağlanmayan sağlık hizmetlerine ait bedeller,
b) Ek ücret tutarları,
c) Otelcilik ücreti gibi hastadan alınabilecek tutarlar,
d) Sağlık hizmet sunucusu ile sigorta şirketi arasında yapılabilecek anlaşmaya göre,
sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatları üzerinde kalan tutarlar,
tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortası konusu yapılabilecektir.

Sağlık hizmet sunucusu ile özel sağlık sigortası şirketi arasında, sağlık hizmeti sunumuna ait bedellerin ödenmesine ilişkin aksine bir anlaşma yapılmadığı takdirde, Kurum mevzuat hükümleri çerçevesinde işlem yapılması gerekmektedir. Bu durumda, tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortasına sahip genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere aynı tedavi döneminde sunulan sağlık hizmet bedellerinden;
1. Kanunun 63 üncü maddesi kapsamında sunulan sağlık hizmetlerine ait olanlar,
Kurum mevzuatı çerçevesinde Kuruma,
2. Bu maddenin 1. fıkrasında sayılan ve tamamlayıcı veya destekleyici sağlık
sigortası poliçesi kapsamında tanımlı olanlar, ilgili özel sağlık sigortası
şirketine,
3. Sigorta poliçesi kapsamında yer almayan ek ücret, otelcilik hizmeti, kapsam dışı
sağlık hizmeti gibi hasta tarafından karşılanması gereken tutarlar ise hastaya
fatura edilecektir.
4. Hasta katılım payları, özel sigorta şirketleri tarafından teminat konusu
yapılamayacağından, hastalar tarafından ödenecektir.

Bilgi edinilmesi ve gereğini rica ederim.

Fatih ACAR
Kurum Başkanı

HEALTH ECONOMICS & PUBLIC HEALTH / Sağlık Ekonomisi ve Halk Sağlığı

Dostlar,

Sağlık Ekonomisi” başlığı altında bu konuyu daha kapsamlı olarak sitemizde
size sunmuştuk.

Bu kez, Ankara Üniv. Tıp Fak. de İngilizce verdiğimiz dersler kapasmında
Health Economics & Public Health” başlığıyla sizlerle paylaşıyoruz.
Hep biz mi yabancıları okuyacağız, biraz da onlar bizi okuyarak öğrensinler..

Özellikle Türkiye’de AB-IMF-DB güdümünde
SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM adı altında:

1. Sağlık hizmeti hakkının öznesi yurttaşı müşteriye,
2. Sağlık hizmeti ödevlisi devleti tüccara – sermayenin sopalı tahsildarlığına

dönüştüren kimi Sağlık Bakanlığı (“Komiserliği” desek ayıp olur mu?) görevlileri okusunlar dileriz.. 2 dosyayı da..

Yararlı olsun.

Sevgi ve saygı ile. 02.06.2012.

Sevgi ve saygı ile.
12 Ekim 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com 

Health_Economics_and_public_health