Sağlık Ekonomisi / Health Economics

Sevgili AÜTF Asistanlarımız ve
Dönem V Öğrencilerimiz,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencilerimize sunduğumuz 2 saat süreli SAĞLIK EKONOMİSİ derslerinin yansılarını görebilmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki)
tıklar mısınız ? 177 yansıdan oluşan varsıl içerikli sununun yararlı olması dileğiyle.

Saglik_Ekonomisi_2017-18

Dönem 1 için 1 saatlik ayrı bir sunu sitemizde vardır.

Sevgi ve saygı ile.
27 Eylül 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Zeki Sarıhan : BİR HATANIN YOL AÇTIĞI SONUÇ


BİR HATANIN YOL AÇTIĞI SONUÇ

Zeki_Sarihan_portresi 

Zeki Sarıhan
 
Bakmayın öyle geçmişimizle övünüp sudan çıkmış ak kaşık gibi göründüğümüze. Hepimizin geçmişinde birçok hata vardır.
Zaten hatasız insan olmaz. Hatalar, ders çıkarılmak içindir.
 
1960’lı yıllarda Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği adında bir kuruluş vardı. Bu kuruluşu oluşturan dernekler Gazi Eğitim, Erkek Teknik, Kız Teknik, Yüksek Öğretmen ve Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu öğrenci dernekleri idi. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Öğrenci Derneği de kuruluşu oluşturanlar arasında ise de o sırada iki başlı ve mahkemelik olduğundan Birliğe katılamıyordu.
 
10 Mayıs 1968 günü bu Birliğin genel kurul toplantısı yapıldı. Ankara’da
5 yüksek okulun öğrenci derneklerini temsil edecek böyle bir birliğin kongresine siyasal çevreler de önem veriyor olmalıydı ki
kongreyi Güçbirliği temsilcileri de izlediler.
 
O tarihlerde gençler arasında üç siyasa akım vardı.
Soldan sağa doğru Sosyalizm, Sosyal Demokrasi, Ülkücülük.
 
Gazi Eğitim Öğrenci Derneği sosyalistlerin elindeydi. Ben de okul adına birliğe delege seçilen 2 kişiden biriydim. Enstitünün 1. sınıfındaydım. Siyasal deneyimlerim yeterli sayılmazdı.
 
Arkadaşlarım, beni birliğin başkanlığına aday gösterdiler. Öbür okulların delegelerine beni tanıttılar. Fakat başkan seçilmem kolay olmadı.
Çünkü öbür okulların da başkan adayları vardı, biraz da yukarıda saydığım üç siyasal akım, derneğin yönetiminde temsil edilmek isteniyordu.
 
Oylamalar neredeyse kilitlenmişti ki 6 Haziran 1968 günü, 20. tur sonunda başkan seçilebildim. 9 kişi bana oy verdi, 3 kişi başka bir adayda diretti, 2 de çekimser oy çıktı. Uğraşıp didinip başarmıştık…
 
İyi hoş da başkan yardımcısı kim olacaktı? Ben Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’ndan bir arkadaşa söz vermiştim. Bunun nedeni onun da benim gibi sosyalist olmasıydı. Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu’ndan sosyal demokrat bir arkadaşın 2. başkan olmasında direttilerse de bunu kabul etmedim. Yönetim tümüyle sosyalistlerin elinde olmalıydı! 
 
Ben o zaman Türkiye İşçi Partisi’nin etkisindeydim. TİP, CHP’yi, sağcı bir parti olarak nitelendiriyordu. Bu görüş 1940’lı yıllarda doğruydu fakat köprülerin altından çok sular akmış, CHP 1950’de muhalefete düşmüştü. Ayrıca 2. başkan olması için söz verdiğim arkadaşa karşı
da mahcup olmak istemiyordum.
 
8 Haziran günü Yüksek Öğretmen Okulu’nda ilk yönetim kurulu toplantısını yaptık. Bu toplantı tam yedi saat sürdü ve Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu delegeleri bana güvensizlik belirttiler.
Çeşitli usul sorunları gündeme geldi ve konuyu sonuçlandıramadık, toplantıyı 15 Haziran’a erteledik.
 
Belirlenen günde yeniden toplandık. Kimi CHP’li delegeler beni sorguladılar. “Geçen hafta cumartesi günü neredeydiniz?” dediler.
O gün Fikir Kulüpleri Federasyonu’na gittiğimi hatırladım. CHP’liler, ülkücüler ölçüsünde değilse de soğuk savaş döneminin hâlâ etkisi altındaydılar. Sosyalizmi yabancı bir ülkenin ideolojisi gibi görenler eksik değildi. 
 
Güvensizlik oylaması bu toplantıda sonuçlandı. 3 evet, 3 boşa karşı
12 güvensizlik oyuyla Ankara Yüksek Öğretmen Okulu başkanlığım sona erdi. Başkanlığa Turizm Ticaret’ten Sosyal Demokrat bir arkadaş seçildi. O da yaptığı ittifakların sonucu olarak ülkücü bir delegeyi başkan yardımcısı yaptı.
 
Başkan ertesi yıl okulunda devre yitirdi ve dolayısıyla başkanlığı da düştü. Onun yerine ülkücü 2. başkan, başkanlığı devraldı. 
 
Yanlış ittifak anlayışı sonucu koskoca Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği, benim acemi ellerimle ülkücülere teslim edilmiş oldu.
12 Mart 1971 askeri darbesi geldiğinde başkan hâlâ aynı kişiydi.
Kongre yaptığı falan da yoktu. Yayımladığı bildirileri görünce
yaptığım hatayı hissediyordum ama iş işten geçmişti artık.
 
Sizce buradan günümüz için çıkarılması gereken ders var mı?
Hani hepsi benden olsun diye yola çıkarak tümünü yitirmek gibi falan. Yani kaş yapayım derken göz çıkarmak… 
(30 Haziran 2014)

Kemalizm ve sol

Kemalizm ve sol

  • Türkiye’de sosyalist solun bir bölümü, Kemalizmi karalamayı devrimci bir tutum olarak görüyor.
  • Ancak gerçek şu ki, Kemalizmi ve Türk devrimini kavrayamayanlar, sosyalizmi de kavrayamaz.

Osman Bahadır

Ahmet İnsel,

  • “Sosyalist olduğum için anti-Kemalist’im. Bu vurgu hayati önemde bence.”

demektedir. (Bkz. Sol Kemalizme Bakıyor, Haz.: Levent Cinemre – Ruşen Çakır, Metis Yayınları, 1991, s. 207.).

İnsanlık tarihi, köleleştirme ve köleleştirmeye karşı mücadeleler tarihidir.
Kölelik, pamuk tarlasında olabileceği gibi, düşünce dünyasında da olabilir.
İki ülke arasındaki ilişkinin bir biçimi de olabilir, ailenin iki ferdi arasındaki bağın da.

  • Köleliğin araçları, ayak zincirleri de olabilir, kireçleşmiş dogmalar da.

Kölecilik, tarih boyunca çok farklı aşamalardan geçti ve çok çeşitli biçimlerde ve düzeylerde kendisini gösterdi. Köleliğe karşı verilen mücadelelerde önemli başarılar kazanıldı. Bugün ilkçağ köleciliğine veya 19. yüzyıl Amerika’sının plantasyon köleciliğine göre daha rafine biçimlerde kölecilik sistemleri var.

  • Günümüzdeki kölecilik daha ziyade görünmez ağlarıyla
    dünyamızı sarmalamış durumda.

Sosyalizm, her türlü köleciliğe karşı olan bir sosyal sistemin ve teorinin adıdır.

Sadece ücretli köleliği kaldırmakla yetinmez, ücretli köleliği üreten, meşru gösteren ideolojisiyle de savaşır, düşünsel ve toplumsal alanda köleciliğin tüm izlerini de silmeye çalışır.

Büyük Fransız devrimcileri, 1793’te Kral 16. Louis’yi giyotine gönderdiklerinde, yalnızca monarşiyi yıkmakla kalmamışlar, fakat aynı zamanda Kral’ın kutsallık hâlesini de parçalamışlardı. (Henüz erken ama yeri gelmişken sormadan geçmeyelim: İnsel, acaba “bir sosyalist olduğu için Fransız devrimine de
karşı olduğunu söyler mi?).

Rus devrimcileri de 1917’de Çar II. Nikola’yı iktidardan alaşağı ettiklerinde, gerçekte çarlık monarşisiyle birlikte, O’nun temsil ettiği teolojik egemenliği de yıkmışlardı.

1923 Türk devrimi de tıpkı bu iki büyük devrimde olduğu gibi,
Padişah Vahdettin’in saltanatını ortadan kaldırırken aynı zamanda O’nun kutsallık statüsüne de son veriyordu. (A. Saltık’ın notu : Fransız ve Rus devrimleri çok kanlı olmuş, Kral ve Çar ailesi yok edilmiştir. Oysa Türk Devrimi kansızdır, Osmanlı Hanedanı yalnzıca sürgün edilmiştir.. 1974’te bu karar da kaldırılmıştır..)

CUMHURİYET ÖZGÜRLEŞMEDİR

  • Cumhuriyet, egemenliğin salt padişahtan (veya bir monarktan) ulusa geçmesi değil, aynı zamanda ulusun iradesinin kaynağının da dinsel referanslardan seküler (laik) referanslara geçmesidir.

Cumhuriyet rejimini bu ikili niteliğiyle kavramayanlar, cumhuriyetten hiçbir şey anlamamış demektir.

Atatürk ve Kemalist kadrolar işte ilk günden başlaarak bu kavrayış içinde ülkeyi, modern eğitimi, kültürü, hukuk sistemi vb. ile özgür ve eşit haklara sahip yurttaşlardan oluşan gerçek bir cumhuriyet haline getirmek için yılmadan uğraştılar.

Bir sosyalist elbette Kemalizmi yeterli göremez.

Çünkü Kemalizmin programında ücretli köleliğin kaldırılması yer almamaktadır.
(A. Saltık’ın notu : 6 Ok’tan HALKÇILIK tam da bu hedefe yöneliktir..)
Ama bu, bir sosyalistin anti-Kemalist olduğu anlamına gelmez. Yalnızca onun daha ileri hedefleri bulunduğu anlamını taşır.

Çünkü anti-Kemalizm, tıpkı bugünkü iktidar sahiplerinin yapmaya çalıştığı gibi, Kemalizmin tüm özgürlük miraslarının reddi ve yok edilmesi demektir.

KEMALİZMDEKİ SOL

Kemalizm ülkemizde;
– modern eğitimi genelleştirerek,
– modern hukuk sistemini yerleştirerek,
– kadınların önemli haklara kavuşmasını sağlayarak,
– harf devrimiyle halkın eline bilgiye kolayca ulaşabilmenin anahtarını sunarak, – önemli ekonomik temel yapı girişimlerini başlatıp halkın yaşam koşullarını iyileştirerek,
bilimi ana referans kaynağı yaparak ve
– herhalde en önemlisi eşit haklara sahip yurttaşlar statüsünü yaratarak, yüzlerce yıllık düşünsel ve toplumsal kölecilik zincirlerinden önemli halkaları koparmıştır.

Kemalizmin solu işte buradadır.
Onun düşünsel ve toplumsal köleciliğe karşı olan içeriğinden kaynaklanmaktadır. Kemalizmle solu bağdaştırmakta zorlananlar, onun anti-köleci içeriğine baksınlar.

Ahmet İnsel’in yukarıdaki sözleri, Türkiye sosyalist solunun bir bölümünün Kemalizm hakkındaki düşüncelerini özetlemektedir. Ama Kemalizm’i doğru değerlendiremeyenler, sosyalizmi de doğru kavrayamazlar.

  • 1923 Türk devrimi, insanlık tarihinin en büyük devrimleri safındadır.

Bu devrim, ülkemiz insanının düşünsel ve toplumsal kölecilik zincirlerinin önemli bir bölümünü koparmıştır.

Sosyalizmin esas olarak ücretli köleliğin kaldırılmasından ibaret olduğunu düşünenler de yanılmaktadır.

Sosyalizmin, insan haklarına ve siyasi demokrasiye sahip olmayan bir toplumda “master teknoloji” ile kurulabileceğini sanan Stalin’in düşüncesinin de sosyalizmle bir ilgisi bulunmuyordu. Sosyalizm, köleciliğe karşı hayatın her alanında verilecek sürekli mücadelelerle kurulabilir ancak.

Köleciliğe karşı yürütülen düşünsel ve toplumsal mücadele uzun bir mücadeledir.

Sosyalistlere düşen görevlerden biri de, daha önce gerçekleştirilmiş devrimleri doğru değerlendirerek onların tarihsel miraslarına sahip çıkmak ve bu özgürlük miraslarını gelecek kuşaklara daha yüksek seviyelerde bırakmaya çalışmaktır.
(Cumhuriyet Bilim Teknik, 16.08.2013)