Sağlık Kamusal Bir Hizmettir, Ticarileştirilemez!

Op. Dr. Fikret Şahin’den Şehir Hastaneleri İle İlgili Önemli TespitlerOp. Dr. Fikret ŞAHİN
CHP BALIKESİR MİLLETVEKİLİ 
TBMM SAĞLIK KOMİSYONU ÜYESİ 
ESKİ BALIKESİR TABİP ODASI BAŞKANI
Cumhuriyet, 23 Temmuz 2021

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana sağlıkta özel sektörün payı her geçen gün katlanarak arttı. Bir yandan özel sağlık kuruluşlarının sayısı artarken diğer taraftan (AS: öte yandan) Sağlık Bakanlığı kamu hastanelerindeki hizmetler için özel şirketlerle anlaşmalar imzalayarak sağlıkta şirketleşmenin artmasına neden oldu. AKP’nin sağlıkta dönüşüm programıyla (2003) sağlık hizmetleri kamusal hizmet olmaktan uzaklaştı, para kazanılacak ticari alana dönüştürüldü. Şirketlere sağlık hizmetleri üzerinden para kazanma imkânı (AS: olanağı) sağlandı.

Tıpkı 3 harfli marketler gibi sağlık alanında da zincir hastaneler oluştu. Özel sektörün sağlık alanındaki pazar payı 2017 yılında % 27 iken son yıllarda %40’lara kadar (AS: dek) yükseldi.

AKP’NİN YAKLAŞIMI KÜRESEL

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2019 yılına kadar (AS: dek) geçen sürede özel hastane sayısında %112 artış olurken Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde artış %15. Hastane yatak sayılarında özel hastanelerde %178, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde %33 artış oldu. Ayrıca 2002 ile 2019 yılları arasında kişi başı hastaneye başvuru oranı kamu hastanelerinde 2.7 kat artarken özel hastanelerde 9 kat arttı.

AKP, sağlıkta dönüşüm programının küresel bir program olduğunu, sağlık hizmeti sunumunda hakkaniyeti sağlayacaklarını iddia etmesine rağmen (AS: karşın) sağlıkta geldiğimiz nokta,

  • “Ne kadar paran varsa o kadar sağlık hizmeti alırsın” noktasıdır.

“Sağlıkta dönüşüm,” esasen (AS: gerçekte)küresel bir sömürü sistemine dönüşümün” adıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca sağlık politikaları kimi temel değişim dönemlerinden geçti. Sağlıkta dönüşüm programı, bunun son halkasıdır.

GELİŞMİŞ ÜLKELERDE NASIL?

Önceki sağlık programlarının temelinde kamucu bir yaklaşım varken,

  • Sağlıkta Dönüşüm programında sağlık hizmetlerinin piyasalaşması ve şirketleşmesi temel hedef olarak ele alınmıştır.

AKP iktidarı uyguladığı piyasacı sağlık politikalarıyla özellikle onkolojik cerrahi, el cerrahisi, omurga cerrahisi, kalp – damar cerrahisi gibi mali getirisi yüksek olan özellikli sağlık hizmetlerinin büyük bölümünü özel şirket hastanelerine bıraktı. Şehir hastanelerini inşa etmek için geniş alanlara gerek duyulması, bu hastanelerin il merkezleri dışına yapılmasını zorunlu kıldı. Bu hastanelerin açılmasıyla birlikte şehir içindeki kamu hastaneleri kapatıldı ve nüfusun yoğun olduğu şehir merkezlerinde sağlık hizmetleri özel hastanelere bırakıldı. Bu nedenle, özellikle acil durumlarda hastaların kamu hastanelerine ulaşmasında büyük zaman ve yaşam kayıpları yaşanmaktadır.

Sağlık alanında özel sektörün bu derece ağırlıklı yer alması sağlığı kamusal bir hizmet alanı olmaktan çıkarmakla birlikte koruyucu sağlık hizmetlerinin de geriye itilmesine neden olarak halk sağlığını olumsuz etkilemiştir. Bunu yaşadığımız pandemi sürecinde de gördük. Sağlık hizmetlerini ağırlıklı olarak kamunun verdiği ülkelerde başarı oranı daha yüksek oldu.

  • Dünyadaki örneklerine baktığımızda bir ülke ne kadar gelişmiş ise sağlık hizmetleri harcamalarının GSYH’ye oranındaki kamunun payı o derece yüksektir.

EN TEMEL İNSAN HAKKI

Sağlık maddi durumu ne olursa olsun herkesin ihtiyacı olduğu zaman eşit (A: hakkaniyetli) olarak ulaşması gereken kamusal bir hizmet alanıdır ve sunulan sağlık hizmetleri üzerinden para kazanılması asla düşünülemez. Sağlık hakkı temel insan haklarındandır ve anayasal olarak güvence altındadır. İktidarların bunu göz önünde bulundurarak sağlığı ticari bir alana çevirecek düzenlemelerden uzak durması gerekirken maalesef AKP iktidarıyla birlikte ülkemizde sağlık, giderek kamusal hizmet alanı olmaktan uzaklaştı.

Önümüzdeki CHP iktidarında uygulayacağımız kamusal politikalarla sağlık hizmetlerinde kamunun oranını mutlaka yükseltecek ve halkımıza ücretsiz, erişilebilir, nitelikli sağlık hizmeti sunacağız…
===============================
Dostlar,

Değerli Meslektaşımız Dr. Fikret Şahin’in Cumhuriyet Gazetemizin 2. sayfasında makalelerine sıkça rastlamak çok sevindirici. Dr. Şahin salt bir klinik hekim (KBB uzmanı) olarak katkısıyla yetinmemekte, halen CHP Milletvekili ve Balıkesir Tabip Odası eski başkanı olması nedeniyle  sağlık hizmetlerinin yönetimine, finansmanına, politikalarına bir Halk Sağlığı Uzmanı özeniyle eğilmekte. Ablası, saygın Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Hatice Şahin’in itkisi olsa gerektir (!).

Sağlık hizmetlerinin finansmanı, sağlık hizmet politikalarının belki de en kırılgan alanıdır.
Dünya genelinde bu sektörde harcamalar, rahatlıkla kestirilebilecek nedenlerle sürekli ve hızla artmakta, finansman kaynağı sağlanmasında pek çok ülke ciddi biçimde zorlanmaktadır. Türkiye de kuşkusuz bu ülkeler arasındadır. Hemen söyleyelim ki 2 temel belirteç söz konusudur bu sorunda :
1. Yoksul – emperyalizmce sömürülerek geri bıraktırılmış ülkelerde mutlak bir kaynak yetmezliği.
2. Orta – gelişmiş ülkelerde küresel kapitalizmin zorlaması ile kaynakların özellikle sağaltıcı (tedavi edici) alanda yozlaştırılmış biçimde verimsiz kullanımı.

Her 2 durumda da çözüm;
1. SAĞLIK HİZMETİ = TEMEL İNSAN HAKKI = KAMUSAL SORUMLULUK
2. Ussal (Rasyonel) sağlık politikaları ile KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE KESİN ÖNCELİK vermek.

Ülkemizde sağlık sektörü harcamalarına ilişkin de güvenilir – güncel veri yok. Bilgi çağında TÜİK, 2 yılda bir sağlık harcamaları istatistikleri yayınlamakta. Başlıca nedeni informal sağlık giderleri. YASED (Yabancı Sermaye Derneği) verileri ne yazık ki gerçeğe daha yakın. Örn. toplam sağlık gideri / GSMH oranını TÜİK, YASED’in yarısı dolayında veriyor; %5 ve %10 kabaca. Yani sağlıkta kayıtdışılık %50 dolayında

Bir abartı çabası var siyasal iktidarlarda; Sağlık giderlerinde gerçekte azalan / azaltılan kamusal payı saklama. Türkiye’de de sağlık giderleri için OECD standart yöntemleri kullanılmalı. İnformal sektör sınırlandırılmalı. 1. Öncelik kesinlikle koruyucu sağlık hizmetleri olmalı. Toplam ulusal sağlık gideri en az 3/4 (%75) kamusal olmalı ve ulusal gelir (GSMH) içinde payı %10’a yakın olmalı ve

Mutlaka daha adil bir gelir vergisi rejimi kurulmalı,
gelir dağılımı iyileştirilmeli.

Adil gelir vergisi rejimi kurulmazsa, sağlık giderlerinin artan kamusal finansmanı, eşitsiz vergi alınan ücretliden öbür kesimlere kaynak aktarımı olur; buna çok dikkat edilmeli! Ve bu durum gelir dağılımı adaletsizliğini örtük olarak daha da ağırlaştırır. Cepten finansman ise, arttığı oranda Afrika ilkelliğidir.

  • AKP tam da bu politikaları izlemekte, koalisyon ortağı tarikatlara ve yabancı ortaklarına sağlık sektöründe rant aktarımı temel görevi; sınır tanımaz tarikat kadrolaşması ile birlikte.

Öte yandan Ülkemizde “Şehir Hastaneleri talanı” başlı başına mayınlı tarla; kamu – özel metamorfik kurumlar bunlar ama salt şimdilik. Orta – uzun erimde kamu – özel ortaklığı, kamunun tümüyle dışlanmasını hedeflemekte. En az 25-30 yıl boyunca da kamudan bu kesime son derece yüksek (500 milyar Doları = yarım trilyon Doları aşkın!) kaynak aktarımı güvencesi ile. Sermayenin bugününü ve geleceğini, halkın bugünü ve geleceğini ipotek ederek güvenceleme süreci bu.

  • Belki de küresel kapitalizmin “an”ı sömürme ile yetinmeyerek sermaye birikimi sürecini geleceğe de güvenceli olarak uzatma post-modern vahşeti!
  • Devleti, halkının sırtında sopalı bir tahsildara dönüştürerek – indirgeyerek; 21. yy insanını çağcıl köle kılarak!

Türkiye’nin tapusu ve de tabusu olan Lozan Barış Antlaşması’nın 98. yılında vurgulayalım ki,

ŞEHİR HASTANLERİ, NERDEYSE
SAĞLIK KAPİTÜLASYONU İMTİYAZIDIR!

Web sitemizde Türkçe ve İngilizce Sağlık Ekonomisi / Health Economics pp (power point) yansıları var. Ayrıca bu dersleri, sağlık alanında Küreselleşme ile birlikte Tıp Fakültelerinde yaklaşık 25 yıl önce ilk kez bizim koyduğumuzu söylememize izin verilmesi ricamızla..

HEALTH ECONOMICS – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Sağlık Ekonomisi / Health Economics – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Health Economics and Public Health


Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

Salgının Çıkarımları

Salgının Çıkarımları


PROF. DR. YAKUT IRMAK ÖZDEN
Cumhuriyet, 15 Mayıs 2020

Uzun yıllar başkanlığını yaptığım, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilimdalı‘nda derslerimize hep şu tanımla başlardık:

  • “Sağlık, sadece hastalık ya da sakatlığın yokluğu değil, bedensel, ruhsal, zihinsel ve toplumsal tam bir iyilik halidir.”

Sağlığı, asemptotik olarak, ne kadar yaklaşılsa da gerçek yaşamda tam olarak ulaşılamayacak bir “ideal” durum olarak ifade eden bir tanımdır bu…

Böyle bir ideale, ancak her bireyi, ana rahminden başlayarak yaşamı boyunca sarmalayacak koruyucu sağlık hizmetleriyle yaklaşılabileceği kuşkusuzdur. Dolayısıyla, tüm sağlık hizmetleri içinde, koruyucu tıbbın öncelikliği vardır. Aslolan, insanların sağlığını, olabildiğince bozulmadan koruyabilmek değil midir? Bu bakış açısı bizi, sağlık hizmetlerinin ağırlığının özel sektöre değil, kamuya verilmesi gerektiği sonucuna götürür.

KAPİTALİZMİN SIVASI DÖKÜLDÜ

Geride bıraktığımız 20. yüzyılda insanlık sağlık alanında dev adımlarla ilerledi. Yüzyılın sonuna doğru, artık, geçmişte çok ağır kayıplar yaratan bulaşıcı hastalıkların denetim altına alınmış olduğuna inanılmış ve dikkat, ön plana geçen süreğen (kronik) hastalıklara yönelmişti. Bu süreç içinde, belli bir insan kuşağının ortalama olarak kaç yaşına kadar yaşayabileceğini ifade eden “yaşam umudu” tarihte ilk kez 35-40 yıl seviyesinden, 80’li yaşlara doğru fırladı. (Nitekim ülkemizde de Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, özellikle Dr. Refik Saydam‘ın önderliğinde yürütülen, koruyucu hekimlik ağırlıklı kamusal sağlık hizmetleri tüm dünyaya örnek oluşturacak başarılarla sonuçlanmıştı.)

20. yüzyılda yaşanan süreci kavramak için Cahit Sıtkı Tarancı‘nın 1946 tarihli ünlü şiirini anımsamamız yeterli olacaktır:

“Yaş otuz beş, yolun yarısı eder, Dante gibi ortasındayız ömrün”

dizesi, bundan sadece yarım yüzyıl sonra, biraz abartılı da olsa,

“Yaş yetmiş beş, yolun yarısı eder”e dönüştürülebildi.

Gerçekten de, pek çok bilim insanına göre, önümüzdeki yıllarda dünyaya gelecek kuşakların doğuşta yaşam umutları 120’lere doğru tırmanabilecekti. Tek tek bireyler açısından oldukça umut verici sayılabilecek bir beklenti..

Öte yandan, doğuşta yaşam umudunun henüz hiçbir ülkede 80’leri aşamadığı günümüzde bile, şimdiden yaşlı nüfusun ekonomi üzerinde ciddi bir yük oluşturduğuna göre, yaşamın daha da uzamasının yaratacağı demografik yapının ekonomik sonuçları düşündürücüdür. Tüm dünyayı altüst eden virüs pandemisinin ekonomik yapıya en çok yük getiren iki insan grubunu, yani her yaştan süregen hastalarla yaşlıları (ki örneğin Türkiye’de her 100 kişinin kabaca 10’u 65 yaşın üstündeyken, virüsün yol açtığı her 100 ölümün en az 80’i bu yaş grubuna isabet ediyor görünmektedir) hedef aldığı açıktır. Önümüzdeki kış aylarında, bu salgının yeni dalgalar halinde ortaya çıkarak ısrarla yaşlı nüfusu vurması olası mıdır? Her halükârda, insanoğlu kendini 120 yıllık sağlıklı ömürlere hazırlarken, bu öldürücü virüsle karşılaşması bir kara mizah senaryosu gibi…

Birçok düşünüre göre, dünyayı saran bu salgın, insanların doğal koşullarda dışında, hatta uzağında kaldığı, bazı yaban hayvanlarına ait yaşam alanlarına (bu canlıların habitatlarına) girmelerinin -tecavüz etmelerinin de denebilir- karşılığında ödedikleri bir bedeldir. Tüm dünyayı beklenmedik şekilde etkisine alan bu yıkıcı salgının kökenleri ve amaçlarına ilişkin çeşitli kuramlar üretilebilir elbette, ama şu anda öncelikli hedef, varolan salgının denetim altına alınabilmesi ve gelecekte ortaya çıkabilecek yeni tehlikelere karşı hazırlıklı olunabilmesidir.

Okuduğum sağlık ekonomisi çalışmalarının çoğunda, beni hep rahatsız eden şu postula’ya (belit’e) rastlamışımdır: Buna göre, hiçbir ülkede, sağlık hizmetleri bu alandaki gereksinim ve talepleri tam olarak karşılayamaz… Oysa kanımca sağlık hizmeti, belli kişilere özgü bir ayrıcalık değil, her insanın doğuştan sahip olduğu temel bir insan hakkıdır. Dolayısıyla, yaşamın çeşitli alanlarında kullanılan, verimlilik, fizibilite, kâr-zarar hesapları, gibi değerlendirme ölçütlerinin sağlık alanında geçerliliği olmamalıdır. Bu da doğal olarak ancak sağlık hizmetlerinin kamusal ağırlıklı olmasıyla gerçekleştirilebilir.

  • Bu salgın, küreselleşmeyle doruğuna ulaşmış olan kapitalist düzenin sağlık politikalarının (ABD’de bile) böyle bir krizle başetmekteki yetersizliğini ortaya koymuştur.

Görülen şudur ki;

  • Piyasa kurallarına teslim edilen bir sağlık sistemi, en gelişmiş ülkelerde bile insanların gereksinimlerini karşılayamamaktadır.

PANDEMİNİN ANIMSATTIKLARI 

Tüm dünyanın yaşamakta olduğu bu bunalım, insanları sadece sağlık ve ekonomi alanlarında  değil, pandeminin olası siyasal sonuçları üzerinde de düşünmeye zorlamaktadır. Kimi görüşlere göre, dünyanın birçok yerinde, daha pandemi öncesinde bazı şarlatan despotları iktidara taşıyan otoriterlik eğilimleri daha da pekişerek ve yaygınlaşarak demokrasileri derinden sarsacaktır. Bu karamsar öngörülerin gerçekleşmemesini umarız elbette…

Umarım yaşamakta olduğumuz bu felaket, kişisel olanaklarımız ne olursa olsun, hepimizin aynı gezegeni paylaşmakta olduğumuz gerçeğini  içselleştirmemizi sağlar… İçinde küçük bir cennet yarattığımızı sanarak çevremizde ördüğümüz duvarlar meğer ne kolay yıkılıyormuş!.. Ünlü bir düşünür, insanlığın tüm tarih boyunca, başına, halledemediği bir dert açmadığını ileri sürmüştü. Bu görüşün doğru olduğunu ve yaşanmakta olan acıların ilerde insanlığa olumlu katkılarla geri döneceğini umalım.

Yazımı bitirirken, Dünya Sağlık Örgütü‘nün, 2020’nin çağdaş hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale‘in doğumunun 200’üncü yılı olması dolayısıyla bu yılki Dünya Sağlık Günü‘nü yardımcı sağlık personeline adadığını, ayrıca tüm dünyanın Mayısın ikinci haftasını da hemşirelik haftası olarak kutladığını hatırlatmak isterim. Gerek hekimlerimizin, gerekse hemşirelerimizin bu salgınla, bazen canları pahasına, büyük özverilerle nasıl savaştıklarını hepimiz biliyoruz. Tüm sağlık emekçilerimizin geride bıraktığımız 1 Mayıs bayramlarını kutluyor, hepsine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Sağlık Ekonomisi / Health Economics

Sevgili AÜTF Asistanlarımız ve
Dönem V Öğrencilerimiz,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencilerimize sunduğumuz 1 saat süreli SAĞLIK EKONOMİSİ derslerinin güncellenmiş yansılarını görebilmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız ? 194 yansıdan oluşan çok varsıl içerikli sununun (7 MB) yararlı olması dileğiyle.

Saglik_Ekonomisi_2018-19

Sınavda ilk 89 yansıdan sorumlusunuz.. Sonrakiler ek bilgi içindir.

Dönem 1 için 1 saatlik ayrı bir sunu sitemizde vardır.

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2018, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Aile Hekimliğinde “Check-Up” Uygulaması

Aile Hekimliğinde
“Check-Up” Uygulaması

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) gönderdiği 31.08.2018 tarihli “Check-up Uygulaması konulu yazıda;

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

1-18 yaş altı kişilere bebek, çocuk ve ergen izlem protokollerine göre uygulama yapılacaktır.

218 yaş üzeri yetişkinlere, sigara kullanımı sorgulanması, ağırlık, boy, bel çevresi ve kan basıncı ölçümü ile açlık plazma glikozu, trigliserit, HDL,LDL, total kolesterol, kreatinin, TSH, ALT, tam kan, TİT, EKG ve kanser tarama programlarına göre gerekli muayene ve tetkikler yapılacaktır.”denilmektedir.

Yine bu yazıda “vatandaşların MHRS sistemi üzerinden randevu alacağı, bu programın ülkede 10 milyon vatandaşa uygulanacağı, her aile hekiminin her ay kendisine kayıtlı 150 kişiye check-up uygulaması yapmasının sağlanması gerektiği” belirtilmiştir.

Check-up kelimesi sözlükte sağlık sorunu olmayan bir kişinin olası hastalıklarının erken dönemde tespit edilmesini ve bu hastalıklardan korunmak üzere önlem alınmasını amaçlayan; yaş, kalıtsal yapı ve çevresel etmenler de dikkate alınarak gerçekleştirilen sağlık taraması olarak tanımlanıyor.

Gelin, ülkemizdeki aile hekimlerinin check-up butonu olmaksızın kendisine kayıtlı nüfusa ne gibi hizmetler verdiğine bir göz atalım? ASM’lerde kayıtlı nüfusta yer alan gebelere 4 kez, loğusalara 3 kez, bebeklere 7 kez, çocuklara 7 kez izlem yapılmaktadır. Her izlemde yaşa (AS: cinsiyete de!) ve risklere göre değerlendirilen kişinin verileri elektronik ortama kaydedilip bakanlığa gönderilmektedir.

15-49 yaş arasındaki kadınlara 6 ayda bir, diyabet hastalarına her gelişlerinde izlem yapılması zorunludur. Bunun yanı sıra; 30-65 yaş arasındaki 14 milyon kadının her beş yılda bir serviks kanseri, 40-69 yaş arasındaki 12 milyon kadının iki yılda bir meme kanseri, 50-70 yaş arasındaki 13 milyon kadın ve erkeğin her iki yılda bir kolon kanseri taramalarından geçirilmesi planlanmıştır ve halihazırda bu tarama programı aile hekimlerinin çabasıyla uygulanmaktadır. Ancak 2012 yılında başlatılan uygulamada başından beri karşılaşılan koordinasyon (AS: eşgüdüm) eksiklikleri bütün ciddiyetiyle sürmektedir ve aradan geçen bunca süreye karşın, tarama programı bir türlü oturtulamamıştır.

Aile hekimleri ayrıca zaten obezite izlemi (yani boy, kilo, bel çevresi, kalça çevresi ve sistemik tansiyon izlemi) yapmaktadır. Obezite saptaması yapılması ilk aşamada önemli ve kayda değerdir ancak öte yandan obezite sorunu olan kişilerin dengeli beslenme ve düzenli sportif aktivite (AS: fiziksel etkinlik) olanaklarına erişimi olup olmadığı obeziteyle mücadele bakımından yaşamsal önemdedir ve Birinci Basamak sağlık hizmetlerinin sınırlarından ötesine bakılmasını gerektirmektedir.

Ayrıca Aile hekimleri kendilerine başvuran hastalara anamnez (AS. öykü) ve muayene sonrası gerekli gördükleri kan tahlillerini zaten yaptırmaktadırlar.

18 yaş altı çocuklarda yapılan izlemler çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimi ile ilgili bize kimi ipuçları vermektedir. Ancak tıpkı obezite örneğinde olduğu gibi kalıtsal ve çevresel etmenlerin çocuklar ve gençlerin üzerindeki etkileri, içinde yaşadığımız toplumsal atmosferden soyutlanamayacağı için bütüncül bir perspektifle (AS: bakışla) ele alınmak durumundadır.

Halk Sağlığı, toplumsal sağlık göstergeleri üzerinden okunmalıdır,

  • bu ölçütleri göz ardı eden sağlıkta dönüşüm programının son manevrası olan check-up uygulaması halkın sağlığını koruyacağını iddia eden Sağlık Bakanlığının yeni aldatmacasıdır.

Kamuya açık kaynaklardan izlenebileceği gibi Ankara’nın Gölbaşı, İstanbul’un Silivri, Bitlis’in Güroymak ilçelerinde ve Sivas’ta şarbon nedeniyle karantinalar gerçekleştirilmiştir.

  • Soruyoruz; check-up yaparak şarbon salgınını engellemek mümkün müdür?

Her kış hava kirliliğinde rekorlar kıran Ankara’da check-up yaparak astımlı çocukların sayısının artmasını engelleyebilir miyiz?

Temiz su sıkıntısı yaşanan ilimizde check-up yaparsak kontamine sularla bulaşan hastalıkları engelleyebilir miyiz? Ya da artan kolon kanserlerine ait olgu sayılarını bilimsel verilerle, şu kadar yılda, şu çalışmayla, şu yüzdelik dilimden şu yüzdelik dilimine düşürdük diyebilir miyiz? Yani check-up yaparak bilimsel ölütlerle konuşmamız mümkün olur mu?

Check-up, bu güne dek hangi ülkede hangi bilimsel ölçütle herhangi bir halk sağlığı sorununu çözmüş müdür? Ülkemizde hangi bilimsel veriler incelenerek kamu kaynaklarını tüketmek pahasına bilimsel bir temeli olmayan bu uygulamaya karar verilmiştir?

Günde 1 Dolarla geçinmek zorunda olan, yeterli ve dengeli beslenemeyen, sağlıklı bir çevrede yaşayamayan, sağlıklı koşullarda barınamayan 14 milyon yurttaşın yaşam kavgası verdiği ülkemizde, spor yapacak yeşil alan kalmayan ilimizde check-up yaparsak sağlıklı çocuklar yetiştirebilir miyiz?

  • Check-up nitelikli sağlık hizmeti için harcanacak kaynakların israfından başka bir şey değildir.

Aile sağlığı merkezlerinin bebek, çocuk izlemleri masaya yatırılmalı ve hangi bölgede astım ataklarının arttığı değerlendirilmelidir; o bölgede havayı kirleten etmenlerin neler olabileceği, çevre ve kent sağlığı bağlamına oturtularak bütüncül bir biçimde değerlendirilmelidir. Bebek ve çocuklarda gelişme geriliğinin en sık gözlendiği bölgeler değerlendirilmeli, söz konusu bölgede kişi başına düşen gelirle gelişme geriliği arasındaki nedensellik bağı kurulup kurulamayacağı anlaşılmalıdır. Örgün eğitimleri süresince bu çocukların beslenme saatinde dengeli ve yeterli beslenip beslenemediği ele alınmalıdır.

Özetle; Toplum Sağlığına yönelik bütüncül bir bakış açısıyla bilimsel yöntem kullanarak ulaştığımız sonuçları değerlendirir ve halkın sağlığını etkileyen koşulları nasıl iyileştirebileceğimize kafa yorarsak işte o zaman toplum sağlığını korumak ve geliştirmek doğrultusunda çözüm önerileri geliştirebiliriz.

Ama bu koşulları düzeltemiyorsak ve halkın gözünü boyamaya ihtiyacımız varsa işte o zaman check-up yaparız.

Ankara Tabip Odası Aile Hekimliği Komisyonu
(http://www.ato.org.tr/news/show/427, 13.9.18)
====================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Ankara Tabip Odası’nın (Aile Hekimliği Komisyonu) açıklaması zehir zemberek olmuş.. İyi de olmuş..

Yalnızca 2 soru da biz eklemek istiyoruz :

1. Kasım 2015’te Anayasa Mahkemesi’nin çocukluk çağı aşılarının zorunlu olmadığına ilişkin 2 bireysel başvuruda gerekçesi olan ‘yasal norm eksikliği‘ , aradan geçen 3 yıla karşın tek 1  maddelik yasal düzenleme ile aşılabilecek iken, Çocuk hekimi olan yeni Bakanın belki de önceliği bu sorun olmak gerekirken, bunun da çaresi ASB / ASM’lerde check up ugulaması mı olacaktır?

2. Milyonlarca insana check up yapılması isteniyor.. En azından tutarak;

1 aile hekimi ayda en az 150; yılda 12 x 150 = 1800;
24 bin aile hekimi x 1800 = 43, 2 milyon.. check up yapılacaktır yılda.

1 check up ortalama 1000 (bin) TL’ye mal olsa, 43,2 milyar TL demektir.
2017 sonunda SGK 24 milyar TL’ye yakın açık vermiştir. Ekonomik yangın ülkeyi sarmışken ve kamu harcamaları ciddi kısılırken (Saray’ın itibarı dışında!), bu ciddi tutar nereden karşılanacaktır? 1 check up bedelini, iyice zorlayarak yarıya indirir ve 500 TL alırsanız, yıllık gideriniz en az 21,6 milyar TL olacaktır. Bu da SGK açığını 2’ye katlamak demektir. Söz konusu açık genel bütçeden (yeni adıyla merkezi yönetim bütçesi) karşılanacağı için bütçe açığını, borçlanmayı, kamu hizmetlerine zam yapmayı, ceheck up hizmetleri için bir hayli ithal girdiyi… gerektirecektir..

Acaba Sağlık Ekonomisi yöntemleriyle, Aile hekimlerini check up’a zorlayarak yapılacak harcamaların getirisinin götürüsünden daha çok olacağı mı hesaplanmıştır? Bakanlık, bilimsel gerekçelerini (eğer böyle bir yol izledi ise) ve maliyet – yarar hesapları(yaptırmayı akıl edebildi ise!) açıklamak zorundadır. Çünkü Yönetim, çağımızda artık bilimsel verilere dayanmak zorundadır. Ve bu ilke, Kamu hizmetlerinin / görevlilerinin uymakla yükümlü olduğu, yasal dayanaklı bir etik ilkedir aynı zamanda.. (5176 s. yasa ve Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri… Yönetmeliği vd.)

Amaç;
– insanların ‘dertlerine ad koyup’ kışkırtılmış – çaresiz müşteriler mi yaratmaktır serbest piyasaya?
– Devasa boyutlara ulaştırılan ama ‘yeterli müşteri’ bulamayan özel sağlık sektörüne Devlet desteği midir?
– Özel sektörden gelen yani Sağlık bakanının post-modern ‘customer provocation’ yöntemiyle promosyonu mudur??
– Ya da iktidarın, artık bir anonim şirket gibi yönettiği ülkemizde, yerli – yabancı sermayeye bitmeyen rant aktarma misyonunun gereği mi?

1990’ların başında, ‘tüm zamanların en çılgın Sağlık Bakanı‘ etiketini bizim iliştirdiğimiz ANAP’lı Bakan Av. H. İbrahim Şıvgın, “55 milyonu tarayacağız..“ diye tutturmuştu.. O tarihlerde “TARAMALAR…“ başlıklı bir makale yayınladık Cumhuriyet’te.. Neyse ki Bakan Şıvgın yanlışını anladı ve vazgeçti..

Şimdi de “CHECK UP’lar Nedir, Ne Değildir..?“ diye yazsak yeni Cumhuriyet’te; duyan – gören ve kulak veren olur mu acaba? Ya da yeni Bakan, eski Bakan Şıvgın’ın tahtına mı göz dikti??

El mecbur, belli sayılarda hasta garantisi verilen Şehir Hastaneleri…..
******

Değerli okurlar,

Şu mizah da olmasa, ortadan 2’ye yarılmamak olanaklı değil..
Türkiye Cumhuriyeti, 95 yıllık yaşamında hiç ama hiç ama hiç bu denli kötü yönetilmedi ya da sahipsiz – öksüz kalmadı; sömürge kılınmadı..

Sevgi ve saygı ile. 14 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Sağlık Antropolojisi (Tıbbi – Medikal Antropoloji)

Sevgili AÜTF genç çalışma arkadaşlarımız,
(Halk Sağlığı AbD Asistanlarımız),
Sevgili AÜTF öğrencilerimiz
Site okuru Dostlarımız,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı‘nda asistanlarımıza
(Halk Sağlığı dalında Tıpta uzmanlık eğitimi alan genç meslektaşlarımıza)
verdiğimiz eğitimler kapsamında bizim sunduğumuz bir konu da,

  • SAĞLIK ANTROPOLOJİSİ – TIBBİ / MEDİKAL ANTROPOLOJİ

Tıbbi_Antropoloji_kapak_yansisi

Konu güncel ve çok da ayrımında olmadığımız boyutlar taşımakta.

Gelişmiş ülkelerde Halk Sağlığı bilimleri bizdeki gibi Tıp Fakültesi’nde bir Anabilim Dalı olarak değil, AYRI BİR FAKÜLTE olarak örgütleniyor, başında Dekan var! Ve;

– Tıbbbi Epidemiyoloji
– Biyoistatistik
– Tıbbi Demografi
– Çevre Sağlığı
– Bulaşıcı Hastalıklar
– Toplum Hekimliği
– Sağlık Sosyolojisi (Tıbbi – Medikal Sosyoloji)
– Sağlık Antropolojisi (Tıbbi – Medikal Antropoloji)
– Sağlık Ekonomisi
– Uluslararası sağlık
– Toplum Beslenmesi
– İş ve Meslek Hastalıkları
– Hijyen, Sanitasyon, Ekotoksikoloji
– Toplumsal Genetik
– Sağlık Politikaları ve Yönetimi
…..

gibi bilim dalları yer alıyor.
ABD’de bu yapıda 25 tane Halk Sağlığı Fakültesi var..

Temel amaç toplum – halk sağlığını geliştirmek, koruyucu sağlık hizmetlerini örgütleyip sunmak.. Bu yolla ekonomi sağlamak ve sağaltımı etkin kılmak.

Biz bu bağlamda, Texas School of Public Health‘te çalışma olanağı bulmuştuk (1986).

Gerek burada, gerekse üniversitenin yerel dallarında Galvestone, San Antonio ve Dallas’ta, Houston‘dakine ek olarak Tıp Fakültesi birimlerinden biri olarak
Department of Medical Humanities” çok dikkatimizi çekmişti.

Bu birimlerde Tıpta Sosyal Bilimler çok disiplinli (multidisipliner) bir anlayışla
takım (ekip) çalışması olarak sürdürülüyordu.

Değindiğimiz seminer için epey emek verdik. 100 yansıdan oluşan kapsamlı bir sunu oluştu. Bu yansıları bir kez daha güncelleyerek aşağıda sunuyoruz. Yüz yansıdan oluşuyor (4,138 KB). pdf dosyasını çağırmak için lütfen erişkeyi (linki) tıklayınız..

Tıbbi_Antropoloji

Konu bütünlüğü bakımından, aşağıdaki sunularla birlikte değerlendirilmesini öneririz:

Saglik_Sosyolojisi

Saglik_Sosyolojisi’ne_Giris

Saglik_ve_Kultur_Etkilesimi

Sağlık ve Kültür Etkileşimi, Ekim 2003

Toplumsal_Etmenler_v_ Sagiık_Etkilesimi

Toplumsal_Etmenler_v_ Sagiık_Etkilesimi

Yararlı olması ve Türkiye’mizde de bu bilim alanlarının gelişmesi dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
15.4.2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com