1920’nin Yüzüncü Yılı ve İki Denklem

1920’nin Yüzüncü Yılı ve İki Denklem

1920’nin Yüzüncü Yılı ve İki Denklem

Serdar Şahinkaya yazdı:

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

“Türkiye’nin kendi yaratıcı güçlerinin sahnede olduğu 1923 – 1938 döneminde Cumhuriyet, sanayi temelli ulusal bir ekonomiyi emperyalist çıkarların kesiştiği bir coğrafyada ve iki dünya savaşı yıllarının olağanüstü çalkantılı ortamında yaratmıştır. Bu yaratma, toplum yaşamından ekonomiye, hukuktan eğitime, siyasetten uluslararası ilişkilere, yarı sömürgeden bağımsız bir ulus devlete, bilinçli bir tercih, tutarlı bir stratejiyle köklü bir biçimde gerçekleştirilmiştir.”

1. Gazi Mustafa Kemal Paşa 10 Ekim 1922’de TBMM Gizli Oturumunda diyor ki: “Mantığın emrettiği şudur efendiler; Ordu, vazifesini yapmış ve tamamlamıştır. Bundan  sonra temini lâzım gelen bütün neticeler, siyaseten – diplomatik yolla hallonulacaktır”.

1 Kasım 1922’de Saltanat Kaldırılır. Artık, İstanbul Hükümeti yoktur, Ankara Meclisi vardır. 5 Kasım 1922’de İsmet Paşa başkanlığındaki heyet Lozan’a uğurlanır.

2. Bu arada şu da not edilmelidir: 16 Kasım 1922’de Halife-i Müslimin M. Vahdeddin imzası ile, işgal orduları başkumandanı General Harrington’a şu mesaj gönderilir:

  • “İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere Devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahalli ahâra naklimi talep ederim efendim.”

3. Ve, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Ankara’da yeni bir özdeşlik / denklem kurmuşlardır; (Misak-ı Millî + Teşkilat-ı Esasiye) =  Bağımsızlık ve Ulusun Egemenliği = (Kapitülasyonlara Son + Halk İdaresi),

4. Yoksulların zaferi olarak adlandırabileceğimiz Kurtuluş Savaşımız sonrası 1923’te Cumhuriyetin kuruluşu, 20. yüzyıla girme adımıdır. Bir anlamda 20. yüzyılın dünyasına, bilimine ve geç kalınmış Aydınlanmasına giriştir. 1923 Cumhuriyeti, yoksun ve bitkin bir köylüler ülkesinde geri kalmışlığı aşabilme davası, iddiasıdır. Osmanlıyı yıkan iktisadi ve mali hastalıkların tümünü geride bırakarak, 17 Şubat 1923’de İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde Gazi Mustafa Kemal’in dediği gibi bu vatanı yeniden yurt yapma özleminin çelikleşmiş ifadesi olan “çalışkanlar diyarı” yapma kararlığıdır 1923 Cumhuriyeti.

5. Köhne imparatorlukların cenaze töreni de sayılabilecek I. Dünya Savaşı. 1912 – 1922 yıllarında en derin izlerini Türkiye’de bırakmıştır. 18 milyon nüfusu barındıran Anadolu, on yıl içinde 5 milyon yurttaşını yitirmiştir.

6. Kurtuluş Savaşı, yurdun dinden de ırktan da daha önemli olduğunu öğretmiş ve Kurtuluş, Kuruluşla tamamlanmıştır. Bu süreç yeniden değerlendirilmeli ve dersler çıkarılmalıdır: “Büyük devletlerin kurtlar sofrasında yutulmak üzere olan, yenik, batık ve yıkık bir halkın başkaldırıp direnerek yenen, kurtulan ve yeniden devlet kuran bir ulusa dönüşmesi. Kısacası, Mustafa Kemal Mucizesi.”

  • Ve bu devlet, Lozan’da, dünyanın bütün efendilerini eşitlik dansına kaldırmanın onurunu yaşamış, yaşatmıştır.

7. 1920’li ve 1930’lu yıllar. Bir yanda kendi zeminini inşa etmiş ve köklerini sağlamlaştırmış kapitalizm, öbür yanda yeni şekillenmeye başlamış sosyalizm… Bir yanda patronluğu devretmekte direnen İngiltere, patronun yerini gözüne kestirmiş temiz aile çocuğu ABD, mızmız çocuk Fransa ve mahallenin kabadayısı Almanya. Ve iki köylü ülkesinde iki isyancı çocuk; Lenin’in Sovyetler Birliği ve Gazi Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti. Böyle bir uluslararası konjonktürde, ilk hedef Akdeniz’di, ikinci hedef iktisat şiarıyla yola koyulan Cumhuriyet kadroları, zaman zaman karşılaştıkları sorunlarla ilgili pratiğe ilişkin noktalarda deneme – sınama yöntemiyle de olsa korumacılıktan planlamaya bir kestirim olarak değil de halkçılık – devletçilik bağlamında bir stratejik tercihte bulunmuşlardır. Bu stratejik tercihin ikinci denklemi;

  • Sanayileşme + Demiryolları = Devletçilik biçiminde not edilebilir.

8. Stratejik tercihin oturduğu zeminin bir ideolojik paketi vardır. Akıl ve bilimi miras olarak bırakmak başlı başına ideolojik bir pakettir. Paket, akıl ve bilimle uygarlığın en ileri aşamalarına varan bir ülke idealini sarıp sarmalar. Bunun yanı sıra, özünde mali bağımsızlığın yattığı tam bağımsızlığın bir ülke için varlık ve yokluk demek olduğu düşüncesi ve buna uygun bir inşa politikası da vardır. Ve bu inşa politikası, halkın bütününün çıkarını gözetir. Dünya tarihinde başka bir örneği yoktur.

9. Türkiye’nin kendi yaratıcı güçlerinin sahnede olduğu 1923 – 1938 döneminde Cumhuriyet, sanayi temelli ulusal bir ekonomiyi emperyalist çıkarların kesiştiği bir coğrafyada ve iki dünya savaşı yıllarının olağanüstü çalkantılı ortamında yaratmıştır. Bu yaratma, toplum yaşamından ekonomiye, hukuktan eğitime, siyasetten uluslararası ilişkilere, yarı sömürgeden bağımsız bir ulus devlete, bilinçli bir tercih, tutarlı bir stratejiyle köklü bir biçimde gerçekleştirilmiştir.

Bir sürü iç ve dış dirence karşı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu stratejik tercihin yol gösterici önderidir.

Bu tercih sayesindedir ki, Cumhuriyet Türkiye’si; Sanayi temelli üretim alanına,

– Dış ticaret, borçlanma ve finansal akımlardan oluşan dolaşım alanına,

-Bölüşüm alanına,

-Fikir alanına,

sahip, yeni ‘özgür ve bağımsız’ bir ülke olarak yaratılmıştır.

10. Yaratılmıştır yaratılmasına ama Cumhuriyetin kadroları, hem yeni bir sanayi hareketini, hem de yeni bir toprak rejimi tasarımını kurgularken iki ciddi yoklukla yüz yüze gelmişlerdir: Biri, ileri atılacak ve tarihi rol üstlenecek bir burjuvazinin yokluğuDiğeri, topraksız, az topraklı, maraba, yarıcı, ortakçı, mevsimlik işçi olan ve yine tarihin akışı içinde toprağı ve toprak – tarım rejimini talep etmesi, bunu eylemlerle gösterecek bir köylülüğün kitlesel suskunluğu ve yokluğu. 1930’dan başlayarak Cumhuriyetçi kadrolar iki ciddi yokluğu görerek, fakat herhangi bir sınıfsal destek almadan bu iki taşıyıcı kolonu inşa etme ve böylece geri kalmışlığın kalın kabuğunu kırma davasını omuzladılar ve başardılar.

11. Unutulmamalıdır ki; tarihin hükmünü değiştirme fikri, düşünce ve belki de efendi değiştirmek kadar kolay değildir.

  • Ve unutulmamalıdır ki;
  • tarihle oynayan, hükmüne katlanacaktır!

==================================
Dostlar,

Çok değerli dostumuz Dr. Serdar Şahinkaya’yı bu nefis irdelemesi için gönülden alkışlıyoruz..

Sözünün üstüne söz söylemek haddimiz değil..

Ancak, Cumhuriyet kadrolarının bulaşıcı hastalıklardan kırılan – dökülen – kitlesel olarak salgınlara kurban giden bahtsız halkını bu “yok oluş” sürecinden çekip alan görkemli destanlarını da anmak ve haklı bir gururla övünmek boynumuzun borcu ve hakkımızdır..

Bu sitede ve birkaç yerde yazdık.. Cumhuriyet dönemi sağlık hizmetlerinin inanılmaz başarı öykülerini..

Onlardan biri Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü‘dür ki; 2 Kasım 2011’de 663 s. KHK ile kapısına kilit vurulmuş, adı silinmiş, köhnemeye bırakılmıştır ve de “Korona günleri“nde Mustafa Kemal’in mazlum halkı elini duaya açmış; dün kovaladıkları emperyalist uzantılarının aşı ve / veya ilaç geliştirmesine yakarmaktadır…

Oysa temel / kritik miras, BİLİMSEL AKILCILIK idi!

İşte tarihin tekerrürü –ders almasını bilmeyen zavallılar için– böylesine kahredici olabilmektedir.

Hala ders almamakta direnen insansılar için ise sanılmasın ki, tarihin acımasızlığına bir sınır vardır!

Sevgi ve saygı ile. 19 Nisan 2020, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

3 Mart Devrim Yasalarının Hedefi: Cumhuriyeti Koruyacak Kuşaklar Yetiştirmek !!!!

3 Mart Devrim Yasalarının Hedefi: Cumhuriyeti Koruyacak Kuşaklar Yetiştirmek !!!!

Lütfü Kırayoğlu
3 Mart 2020

3 Mart 1924 tarihli Devrim Yasalarının 96. yılını kutluyoruz. 1 Kasım 1922 tarihinde Osmanlı saltanatının kaldırılmasıyla yapılan ilk devrimin üzerinden 16 ay, Cumhuriyetin ilanından yalnızca 4 ay geçtikten sonra yapılan bu büyük devrim atılımı, aynı zamanda günümüzde karşı devrimin de ilk saldırı hedefi oldu.

Yürürlükteki Anayasanın 174. maddesi ile koruma altına alınan 3 Mart tarihli 3 Devrim yasası şunlardır:

• Şer’iye ve Evkaf Vekaletlerinin (din ve vakıf işleri ile ilgili bakanlık) kaldırılarak, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasını sağlayan 429 sayılı Yasa.

• 430 sayılı “Tevhidi Tedrisat (Öğretimde Birlik) Yasası.

Halifelik kurumunun kaldırılmasını sağlayan 431 sayılı Yasa.

Bu yasaların laiklik ilkesi yolunda ilk önemli adımlar olması yanında, gelecek kuşakları etkileme açısından en önemlisi 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Yasasıdır. Bu yasa günümüz diline, öğretimde birlik ya da öğretim birliği olarak çevrilse de “birlik” sözcüğünün farklı anlaşılması nedeniyle yasanın gerçek hedefini ve ruhunu ifadede eksik kalmaktadır. Arapça kökenli “tevhid” sözcüğü “vahid” (tek-teklik) kökünden türemiştir. Tek tanrılı dinlerdeki tanrının tekliğini ifade ettiği için İslamiyet’te Kelime-i Tevhid, temel kavramdır. Mustafa Kemal ve devrimci arkadaşları bu sözcüğü bilinçli şekilde kullanmıştır.

Atatürk, eğitim konusuna Ulusal Kurtuluş Savaşının ateşi içinde bile büyük önem vermiş, her fırsatta öğretmenlerle toplantılar düzenlemiş, bu toplantılarda gelecek kuşakların yapılacak Devrimlere nasıl sahip çıkıp ilerleteceklerinin stratejisi belirlenmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, çizmelerinde zaferin tozu ile geldiği Bursa’da, 27 Ekim 1922’de Şark sinemasında öğretmenlere eğitimin hedefini şöyle özetlemektedir:

  • “Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun, onlara temel olarak şunları öğreteceğiz:

1. Ulusuna
2. Türkiye Devletine
3. Türkiye Büyük Millet Meclisine düşman olanlarla mücadele nedenleri ve araçlarıyla donanmamış uluslar için, var olma hakkı yoktur.”

Mustafa Kemal Atatürk, bu hedefleri 15-21 Temmuz 1921’de ve 16 Aralık 1921’de toplanan Maarif Kongrelerinde olgunlaştırmış, 1 Mart 1922’de Meclisin açış konuşmasında ayrıntılarını açıklamış, zaferden hemen sonra 27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere anlatmış, 17 Şubat 1923 günü İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi katılımcıları ile de paylaşmıştır. Ve nihayet 1 Mart 1924 günü Meclis açılış konuşmasında ayrıntılarını bir kez daha açıkladıktan sonra 3 Mart 1924 günü bu büyük devrimi gerçekleştirmiştir.

Tevhidi Tedrisat Yasasının çıkarılmasından önce ülkede birbiri ile hiç ilgisi olmayan 3 ana eğitim sistemi dışında hiç bilinmeyen, denetlenmeyen ve adına “eğitim” denen sistemler ile çocuklar “geleceğe” hazırlanıyordu. Yüzyıllar öncesinden gelen medrese sistemi yanında tümüyle yabancıların denetiminde olan misyoner okulları ile 1. Meşrutiyet ile birlikte başlayan modern eğitim sistemi rekabet edemiyordu.

O günlerde Osmanlı’dan devralınan eğitimin genel durumu içler acısıdır. Cumhuriyetten hemen önce ülkede ilkokuldan üniversiteye dek öğrenci sayısı nüfusun yalnızca % 3’üdür. Toplam nüfusun yalnızca % 6’sı okur-yazardır. Darülfünun’da 185’i kız 2088 öğrenci, bütün ülkede 230’u kız toplam 1241 lise öğrencisi, 543’ü kız, 5905 ortaokul öğrencisi, 783’ü kız 2526 öğretmen okulu öğrencisi, 62954’ü kız, 273107’si erkek toplam 336061 ilkokul öğrencisi vardır. Okulların çoğu misyoner okullarıdır. Tanzimat sonrası misyoner okullarının sayısı artmış, 1914’te yalnızca Amerikan okullarının sayısı 435’tir. Azınlıklar için açıldığı söylenen misyoner okullarında Türk öğrenci oranı 1920’de tüm okullarda okuyan öğrencilerin % 75’idir.

İşte bu hedefsiz, ulusal birliğe hizmet etmeyen ve Ortaçağ sistemlerini de barındıran eğitim sistemini kırıp atmanın biricik yolu vardır: Ülkesini, ulusunu ve cumhuriyetini seven, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine geçmeyi hedefleyen, pozitif bilgi ile donanmış genç bir kuşak yaratmak. Bu hedefe ulaşmadan genç cumhuriyeti ayakta tutmanın olanağı yoktur.

İşte bu nedenle, bin yıllar öncesinin karanlık  kafalı tek tip insanını hedefleyenler de, misyoner okullarında gençleri emperyalist kültürile tek tip yetiştirmek isteyenler de Mustafa Kemal Atatürk’ün Tevhidi Tedrisat yasasına “tek tip insan yetiştirmek istiyorlar” söylemleri ile saldırmışlar ve ne yazık ki başarılı da olmuşlardır. Günümüzde öğrenci sayıları yukarıdaki gibi olmasa da “öğrenim” kurumlarındaki denetimsizlik ve çeşitlilik 100 yıl öncesi ile aynıdır.

Bir yanda bu saldırıya direnmeye çalışan Cumhuriyetin eğitim kurumları, bir yanda ancak varsıl ailelerin çocuklarını gönderebildikleri ve içlerinde ulusal birliği zedeleyici kimi okulların da bulunduğu yerli ya da yabancı misyoner eğitim kurumları, öbür yanda da Ortaçağ karanlığına gömülmüş, çocukların tecavüze ve cinsel istismara uğradığı, beyinlerinin iğdiş edildiği denetim dışı karanlık odaklar…

Bu karanlık tabloyu dağıtmanın yolu, Cumhuriyet devriminin en temel yasası olan Tevhidi Tedrisat yasasını doğru kavrayarak yeniden yaşama geçirmek, Cumhuriyete sahip çıkacak ve onu sonsuza dek yaşatacak Atatürk devrimcisi gençler yetiştirmektir.

Türkiye Cumhuriyetinin varlığını sürdürebilmesinin başka yolu yoktur.

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI;
NE YAPMALI?


Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP = RTE uzun süre bu konuda top gezdirdi. Karnından konuştu.
Net ve kararlı bir tutum al(a)madı.. “Sonuçları ağır olur” gibisinden içeriği belirsiz sözler kullandı. Geldik bu günlere.. 6 gün kaldı 25 Eylül’e.. Ne hazindir ki; Irak Kürtleri İsrail bayrakları üzerinde secde ederek – eğilip öperek bir kampanya yürütüyor kendilerince..

Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri.. İnsanlık tarihinin en sefil asimilasyon kurbanları ya da ağır geldi ise örnekleri.. İnsanlar geçmiş bağlarına – tarihlerine bu denli mi yabancılaştırılabilir?!
Tek bir Kürdo-Judaik beyni yıkanmamış Irak Kürdü kalmamış mıdır Barzanistan diyarında??
Göreceğiz, eğer 3. kez ertelenmez ise Irak’ı bölecek, Türkiye’yi Sevr belasıyla yüz yüze getirecek bu oylama yapılabilir ve “evetler” çoğunluk çıkarsa..

Lozan görüşmelerinde Kapitülasyonlar ve Misak-ı Milli sınırları içinde Ermeni – Kürt yurdu kurdurmamak KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ idi. Bu yüzden görüşmeler 4 Şubat 1923’te kesilmiş ve 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan  Türkiye İktisat Kongresi kararlılığının ardından yeniden başlatılmış ve bu ödünler verilmemişti.

İsrail siyonizminin vahşi asimilasyonu
 ile başkalaştırılan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri,  Filistin’i ve 1967’den beri orada süregelen zulmü, işgali unutmuş görünüyorlar.
Bu sözde halkoylamasının BOP’un bir aşaması – parçası olduğunu hiç mi düşünemiyorlar??
Hele hele Fırat – Dicle’nin doğduğu yerlerden başlayıp Şattül Arap adıyla birleşerek Basra Körfezine erişene dek tüm yatağı ve havzası boyunca “Arz-ı mevud” sapık inancının – dayatmasının hatta sanrısının (hezeyanının) gereği olarak geleceğin Yahudi yurdu ilan edildiğini, doğrudan Tevrat’ın buna alet edildiğini bilen – okuyan – duyan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri yok mudur? Oğul Barzani nerelerde, ne karşılığı devşirilmiştir ve Ortadoğu’nun acılı tarih sahnesine sürülmektedir?

arzı mevud haritası ile ilgili görsel sonucu

Bir halkı özgürleştirme adına emperyalizmin bitip tükenmeyen kanlı oyunlarına alet etmek midir oğul Barzani’ye biçilen tarihsel misyon?

Çare; Irak federal devleti içinde 1. sınıf bir demokrasi kurmak ve tüm Irak yurttaşlarının eşitliği (eşit yurttaşlık değil!) temelinde bir uygar Cumhuriyet, Irak Ulus Devleti kurmaktır. Ancak böylelikle Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri de dahil, tüm Irak halkı bağımsız, onurlu bir devlet olabilir.. Etnik köken, ırk, soy, inanç… bakılmadan.. Irak vatandaşlığı temelinde.

Unutulmasın; sınırların değişmezliği, bir sine qua non (olmazsa olmaz) BM hukuku birincil ilkesidir. Önce halkoylaması ile özerklik, sonra da ayrılma planı kuranlara anımsatalım..
*****
Northern Iraq Kurdish area ile ilgili görsel sonucuTürkiye, net kararını ve tutumunu AKP = RTE‘nin ABD ziyareti sonrasında mı verebilecektir? Ne hazindir. Önce, belki de şu konjonktürde yapılmaması gereken ABD ziyareti, ardından ona ikincil MGK – Bakanlar Kurulu ve 25 Eylül’den 1-2 gün önce afralı – tafralı ama gerçekte içi kof ve de çok geç açıklamalar mı gelecek? TBMM neden tatilde?? Toplayıp güçlü bir çıkış yapsaydınız ya! Nerede milli irade? Türkiye bu hazin görünümü hiç ama hiç hak etmiyor. RTE tek adam ve sorumlu!

Eee, BOP eşbaşkanlığı böyle belalı bir şeydir işte.. Adamı kıvrandırır, tutsak alır, köleleştirir.. 30’u aşkın kez kameralar önünde ilan ve itiraf eder misiniz;

  • Biz BOP eşbaşkanlarından biriyiz ve bu görevi yapıyoruz..”

Ne var ki bedeli salt o kişi(ler) ödemez; asıl kurban bu gibilerin ülkeleri- halkı oluyor..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 19 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Dr. Serdar ŞAHİNKAYA : Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi

Konferans : Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi

93. Yıl Anması.. 17 Şubat – 4 Mart 1923
Dr. Serdar ŞAHİNKAYA (Siyasal Bilgiler Fak.)
Yollar Dikensiz Gül Bahçesi Değildi

Düzenleyen : İstanbul Yüksek Ticaret ve Marmara Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fak. Mezunlar Derneği

Yer : Mithatpaşa Cad. 16/6, Yenişehir / ANKARA
Gün : 02 Mart 2016, Çarşamba, saat 16:00

Dostlar,

Duyuru hem yukarıda hem de görsel olarak aşağıda..
Dostumuz, Ankara Mülkiye’den Dr. Serdar Şahinkaya, konunun uzmanı olarak
bize bu önemli konuyu sunacak..  (Devamı görselin altında..)

Birinci İzmir İktisat Kongresi - 93 Yaşında (3)

Toplantıtı düzenleyen, yine dostumuz, adı geçen derneği Ankara şubesi başkanı
Sn. Davut Özdemir ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ederiz.

Serdar bey, “CUMHURİYET EKONOMİSİ ve GELECEK”
başlıklı makalesine (İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Dergisi, Ekim 2015) şöyle giriyor :

  • “Bize en lazım şey.. fabrika, gine fabrika[dır]… Türkiye çalışıyor, üretiyor, fakat ürünlerinden başkaları yararlanıyor…alın teri dökerek elde ettiğimiz iptidaî maddeleri (AS: hammmadeleri)… yok pahasına harice satıyoruz sonra yabancılar bu maddelerin şeklini değiştirerek bize iade ediyorlar… Kırk kuruşa bir okka yün veriyoruz, aynı yünü bin iki yüz kuruşa bir metre kumaş halinde yalvararak geri alıyoruz.”{1921. II. İcra Vekilleri Maliye Vekili Ahmet Ferit Bey (Tek) }

    Ve devamında şunların altını çiziyor :

  • Shakespeare’in bir sözü vardır, bilirsiniz; “Bütün dünler, yarınları aydınlatan fenerlerdir”. Gerçekten de öyledir. O nedenle, bugünün gözlüğünden bakarak 1920’leri, 1930’ları değerlendirirken dönemin kendine özgü koşullarının hatırlanması büyük önem taşır.
    Yoksulların zaferi olarak adlandırabileceğimiz Kurtuluş Savaşımız sonrası 1923’te Cumhuriyetin kuruluşu, 20. yüzyıla girme adımıdır. Bir anlamda 20. yüzyılın dünyasına, bilimine ve geç kalınmış aydınlanmasına giriştir. 1923 Cumhuriyeti, yoksun ve bitkin bir köylüler ülkesinde geri kalmışlığı aşabilme davası / iddiasıdır. Osmanlıyı yıkan ekonomik ve mali hastalıkların tümünü geride bırakarak, 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde Gazi Mustafa Kemal’in dediği gibi bu vatanı yeniden yurt yapma özleminin çelikleşmiş ifadesi olan “çalışkanlar diyarı” yapma kararlığıdır 1923 Cumhuriyeti.

*****

Aşağıdaki çok değerli kitabını da bize imzalayarak armağan etmişti bir SBF toplantısında..
Planlama uzmanı hocası Prof. Bilsay Kuruç‘un (eski DPT müsteşarı) 80’i aşan yaşına karşın düzenlemeyi sürdürdüğü Türkiye’de 21. Yüzyıl İçin Planlama kurultaylarından birinde idi.

gazi-mustafa-kemal-ve-cumhuriyet-ekonomisinin-insasi-serdar-sahinkaya

Biz de katılmış ve Sağlık Planlaması konulu (20 dakikalık) bir sunum yapmıştık
(Sağlık Hizmetlerinde Gelinen Çıkmaz; Nasıl Planlamalı? 21. Yüzyıl İçin Planlama Seminerleri : Kamu Yönetimi, Kamu Maliyesi, Kamu Personel Rejimi, 10.04.2015).
Toplantının gerçekleşmesi için bütün hazırlıkları özenle yürütmüştü ama hiç ortada yoktu!

Bu gün Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencilerimizle işlediğimiz
Sağlık Ekonomisi dersimizde Mustafa Kemal Paşa‘nın bu Kongrenin (İzmir – Türkiye
İktisat Kongresi) açılışında yaptığı 1,5 saat süreli önemli konuşmasından alıntılarla başladık :

Slide1 Slide2 Slide3

Lozan görüşmelerinde Batılı emperyalistler ille de KAPİTÜLASYON diye tutturmuşlardı.
Sıcak savaşlarda meydanlarda ilk kez yenildiklerini unutmuş görünüyorlardı.
Lord Courson İsmet Paşa’ya (İnönü) dayatıyordu. Bu istem kurucuların kırmızı çizgisi idi.
Kesin olarak reddedildi ve İnönü döndü. Courson kendisinin ve ABD’nin parasına ve de yıkık – harap Türkiye’nin yoksulluğuna güveniyordu. İsmet Paşa’nın reddettiği kapitülasyonları ve Türkiye’yi sömürgeleştirecek dayatmaları cebine koymuştu. Türk Temsilciliği (Delegasyonu) Başkanı Dışişleri Bakanı İsmet Paşa’ya;

Bunları şimdilik cebime koyuyorum.. ama yarın gelip bizden para isteyeceksin,
o zaman teker teker önüne koyacağım…
demişti.

Cumhuriyet kurucuları bunu hiç unutmadılar. Mustafa Kemal Paşa, İzmir’de 15 gün süren
bu Kongreyi toplarken asıl amacı Bat’ya şu iletiyi vermek idi :

  • Biz, her şeye karşın var olacağız.. size boyun eğmeyeceğiz.. İktisaden de ayağa kalkacağız…

    Batı’dan borç almadılar. Bütçe açığı vermediler.. 1923-38 arası ülke ekonomisini 2’ye katladılar. 15 yılda ortalama %6,6 ekonomik büyüme sağladılar. Sırtlarında Lozan borçları vardı.
    Bütçe gelirlerinin 1/4’üne varan Aşar’ı (Öşür, Ondalık vergisi) kaldırmışlardı yoksul köylünün sırtından. Merkez Bankaları yoktu 1930’a dek. 1929’de Büyük Dünya Ekonomik Bunalımı başlamıştı. 1935’ler sonrasında 2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı’nın tamtamları
    çalmaya başlamıştı. İç isyanlardan da bunalıyorlardı..

    Sevgili Dr. Serdar Şahinkaya, konferansının alt başlığını nasıl da isabetle seçmiş :

  • Yollar Dikensiz Gül Bahçesi Değildi

    Batılılar bu inanılmaz başarıyı “Mustafa Kemal’in EKONOMİ MUCİZESİ” olarak niteledi.
    Prof. Mustafa Aysan, Prof. Bilsay Kuruç ve Dr. Serdar Şahinkaya bu dönemi anlamamızı sağlayan değerli kitaplar yazdılar..

*****

Günümüzde ise Türkiye, özellikle AKP iktidarı eliyle Kasım 2002’den bu yana 13+ yılda tam bir post-modern sömürgeye dönüştürüldü! 80 yılda biriken 221 milyar Dolar olan toplam borç,
13 yılda 2 katı daha alınarak 600 milyar Doları aştı..
Ülkemiz borçla teslim alınarak bağımsızlığı ciddi ölçüde ipotek altına alındı.

Bu durum sürdürülemez…
Mutlaka ve hızla durdurulması gerek.
Ülkemizin üretim ekonomisine geçmesi ve Türkiye’den yönetilmesi gerekiyor..
Milli iktidarlar eliyle..
Daha fazla gecikmeye dayanç (tahammül) kalmadı..
Yarın, belki yarından da yakın..

“Nasıl” ını yarın, 2 Mart 2016 Çarşamba günü Dr. Serdar Şahinkaya‘dan öğreneceğiz.

Bu önemli konferansa ilginizi bekliyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
01 Mart 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

KALKINMA İKTİSADININ DOĞUŞU – GELİŞİMİ ve TÜRKİYE’de KALKINMA


Dostlar
,

Kalkınma İktisadı uzmanı Sayın Halit SUİÇMEZ (PhD) çok değerli bir yazısını paylaştı.. Belirtmek ne denli uygun bilemedik ama bir anlamda ricamız üzerine yazdılar..
Sayın Dr. Suiçmez, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü mezunu
ve Kalkınma İktisadı alanında PhD (Doktora) sahibi.
Geçtiğimiz dönemlerde kendilerinin birkaç yazısını daha paylaşmıştık.

Son yazılarının başlığı

 KALKINMA İKTİSADININ DOĞUŞU, GELİŞİMİ
   ve TÜRKİYE’de KALKINMA

Yazı 6 A4 sayfası oylumunda. Bu bakımdan pdf olarak vereceğiz.

Dr. Suiçmez, kısa tarihsel ardalan bilgisinden sonra temel kavramların tanımlarını vermekte:

portresi

Büyüme, yıllık üretimdeki artıştır.
Kalkınma ise üretim nimetlerinin artışının topluma adil,
hakça yansıtılmasıdır.

Yazı sonrasında Kalkınma İktisadı’na ilişkin temel kuramsal bilgileri, uygulama örneklerini, yazından aktarımları içermekte.
Türkiye’nin kalkınma uğraşlarına yer vermekte..

 

Büyük ATATÜRK döneminin kalkınmada görkemli – başarılı dönemlerini de örnekleyerek..

Türkiye İktisat Kongresi, Sanayi Planı, Planlı Kalkınma dönemleri,,

Dr. Suiçmez yazısını “Kalkınma Göstergelerine Göre Ne Durumdayız?” sorusuna çarpıcı örneklerle yanıt vererek bağlıyor, kendisinin yayımlanmış makalelerine de gönderme (atıf) yaparak :

– 2013’te 89 ülke içinde, en sefili başta olmak üzere, Türkiye 13. sıradadır.
(Halit Suiçmez, 7.7.2014 Sanayi Gazetesi)

-Sosyal Gelişme İndeksi Veya Sosyal Devlet Sıralamasında Türkiye 132 ülke içinde
64. sırada.
(Halit Suiçmez, 23.6.2014 Sanayi Gazetesi)

– Türkiye, 132 ülke arasında Temel Gereksinimleri karşılamada 43., Refahta 82,
Basın Özgürlüğünde 95., Sağlıkta 105. sıradadır.
(Kaynak; https://www.deloitte.com/assets/Dcom-Germany/Local%20Assets/Documents /10_PS/2013/SocialProgressIndex2013_file.pdf) 

-400 bin öğrencinin katıldığı dünyanın en kapsamlı eğitim araştırmasına göre,
Türkiye ortaöğretim niteliğinde 65 ülke arasında 44. sırada yer aldı.
(http://www.kamuajans.com/egitim-personeli/turkiye-egitimde-kacinci-sirada-h434178.html) 

-İstanbul üretim ve sanayide ilk sırada bulunurken, Ankara eğitimli ve nitelikli işgücü bakımından tepede yer alıyor. (http://www.sondakika.com/haber/haber-turkiye-nin-sosyoekonomik-gelismislik-haritasi-5176866/)

*****

Yazının tümünü okuma için lütfen tıklar mısınız??

KALKINMA_IKTISADININ_DOGUSU_GELISIMI_ve_TURKIYE’de_KALKINMA

Çok teşekkürler değerli dostumuz Dr. Halit Suiçmez…
Yazılarınızın sürmesi dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
15 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com