45 Yıl Sonra 3 Fidan’a özlem…

45 Yıl Sonra 3 Fidan’a özlem…

Dostlar,

Bu yıl 3 Fidan‘la ilgili dosya koyamadık web sitemize..
İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oluşumuzun 40. yılı nedeniyle sınıf arkadaşlarımızla Dalyan’da idik 5-7 Mayıs 2017 günleri.. Hiç içimize sinmedi..

Değerli dostumuz Sn. Dr. Serdar Şahinkaya‘nın başarılı iletisini paylaşmak istedik…

Sevgi ve saygı ile. 10 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

OSMANLI’nın MEŞ’UM MİRASI

OSMANLInın MEŞ’UM MİRASI

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

 

Değerli arkadaşlar,

1300’de Bilecik/Söğütte küçük bir Beylik olarak kurulan,
1453’te Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğunun Başkenti Konstantinopolis’i (İstanbul) ele geçirerek genişlemesini sürdüren,
1500’lerde 4 milyon km2’lik toprakların üzerinde gücünün doruğuna erişen, ancak (Şeriat batağına saplanmış olduğundan) Dünyada değişen Paradigmalara, özellikle Avrupa’daki Aydınlanma sürecine, sosyal reformlara ayak uyduramayan, Keşif ve İcatları ıskalayan, Bilimsel-Teknolojik gelişmelerin gerisinde kalan Osmanlı İmparatorluğu, 1600’den başlayarak duraksama ve düşüş dönemine girmiş; talana – haraca dayalı Osmanlı ekonomisi çökmeye, Silah gücü etkisizleşmeye, Orduları yenilmeye ve 1700’lerden başlayarak (1699 Karlofça antlaşması) topraklarını yitirmeye başlamıştır.

Osmanlı-Rus Savaşlarındaki Yenilgiler (1774) geri dönüşü olmayan bir çöküş sürecini tetiklemiştir. 1. Dünya Savaşı sonrasına dek topraklarının %80’ini yitirmiş olan Osmanlının Başkenti İstanbul, 16 Mart 1920’de İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa…) tarafından işgal edilmiş ve Osmanlı Devleti “fiilen” son nefesini vermiştir. (TBMM’nin 1 Kasım 1922 “Saltanatın ilgası” kararı ile Osmanlı Devleti “resmen” son bulmuştur.)
***
Son dönemlerinde çaresizlik içinde kıvranan ve battıkça batan Haşmetli Osmanlının bir zamanlar hükümran olduğu Avrupa’dan borç dilenmesi çok hazindir. 1854-1874 arası alınan borçlar, şimdiki Osmanlıcıların Büyük Padişahı (Ulu Hakan) 2. Abd-ül-Hamid Han zamanında ödenemeyecek bir düzeye (~240 milyon altın Lira) geldiğinde Devlet artık İFLAS etmiştir… ;
Bu borçların tasfiyesi için 1876’da Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kurulmuş ve Osmanlının ekonomisi bilfiil yabancıların denetimine geçmiştir.

Lozan Andlaşmasıyla Osmanlı borçlarının %62’sini (85 milyon Lira ~600 ton Altın) üstlenen Türkiye 1954 yılına dek bu borçları taksit taksit ödeyerek kapatmıştır. Bu muazzam borç yükü ve sıfır altyapı nedeniyle sanayileşmek, okullaşmak ve öbür sosyal reformlar çok çok büyük zorluklarla yapıldı… Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi sıfırdan değil, sıfırın altından başlamıştı. Buna karşın o “Büyük bunalım” yıllarında bile, 1930-38 arasında, Türkiye ekonomisi yıllık ortalama +%6 gelişimini sürdürebilmiştir.

Mustafa Kemal’e laf edeceklerin önce bu rakamları bilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar,

1930’da 10 milyon $ olan dış borç, 1960’ta 1 milyar dolar sınırını, 2000 yılına gelindiğinde ise 100 milyar dolar sınırını aşmıştır… Son 15 yılda bu miktar 4 katını aşmış ve Dış borcumuz  (faiziyle birlikte) 430 milyar dolar düzeyine gelmiştir. İktidar Partisinin “Zamanımızda Türkiye’yi 4 e katladık” şeklindeki söylemleri aslında dış borcun 4’e katlandığı anlamını taşıyor. Son durumda ulusal gelirimizin %60’ı kadar Dış Borcumuz bulunuyor(Yani cebinizdeki
100 Liranın 60 Lirası borç)
 ve bu borç her gün ~ 100 milyon dolar artıyor! 

Bu gidişle T.C., kuruluşunun 100. yılında “Borcu Gelirine eşit bir Ülke” olacak demektir… Maaşallah !!! æ 13.02.14
===============================
Dostlar,

Atatürk’ün ekonomideki başarısını bu sitede epey yazdık.
Batılılar buna “Mustafa Kemal’in ekonomi mucizesi” adını verdiler.
Prof. Mustafa Aysan, Prof. Bilsay Kuruç, Dr. Serdar Şahinkaya dönemin kitaplarını yazdılar.

17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi‘nde sergilenen kararlılıkla,
yarıda kesilen Lozan görüşmeleri başarıyla tamamlanabildi.. O yokluklar içinde ödenen muazzam Osmanlı borcuna bakar mısınız?

Displaying Lozan_borclari_Ataturk_donemi.jpg
Bir Osmanlı torunu kızcağız çıkmış, utanmadan dedesinin mirasını istiyor..
Be kadın, dedelerin Osmanlı borç ve yıkım bıraktı, bu ne utanmazlıktır?!

Sevgi ve saygı ile. 17 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yüksek Ticaretlilerden “Bölgesel Kalkınma ve Gelir Dağılımı” Açıkoturumu

Yüksek Ticaretlilerden
“Bölgesel Kalkınma ve Gelir Dağılımı” Açıkoturumu

Sevgili Yüksek Ticaret Dostlarımız ve Üyelerimiz;

Son günlerde ülkemizde bölgesel kalkınmadan sık sık söz ediliyor. Bunların ayrıntılarını 14 Ekim 2016 Cuma günü derneğimiz konferans salonunda saat 16:30’da

– Prof. Dr.  Birgül Ayman Güler,
– Prof. Dr. Aziz Konukman
ve
– Dr. Serdar Şahinkaya
’nın katılımıyla

“Bölgesel kalkınma ve Gelir Dağılımı” başlığında tartışacağız.

Katkı ve katılımlarınız panelimizi zenginleştirecek bizlere güç verecektir.

Davut ÖZDEMİR
Şube Başkanı

Program aşağıdadır. 14-ekim-panel

======================================
Dostlar,

Bu açıkoturum (panel) çok değerli ve önemli..
Düzenleyenler de, konuşmacılar da çok değerli dostlarımız ve alanına egemen derinlikli bilim ve eylem insanları.. Biz koşa koşa gideceğiz.. Sizleri de bekleriz.
Şimdiden emek veren ve vereceklere çoook teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 14 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

“Sıfırcı Hoca” Kurthan Fişek’in Seçme Eserleri…

28012016_Y1_1

“Sıfırcı Hoca” Kurthan Fişek’in
Seçme Eserleri…

Dr. 
EDEBİYAT DIŞI

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kurthan Fişek’in çalışmalarının tekrar gün yüzüne çıkarılması, kritik bir görevdi ve “DaS Yönetim” kitabı ile bu görev, yerine getirilmiştir.

KİTAP-KAPAĞI-das-yönetimAnkara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’nin efsane hocalarından Sevgili Kurthan Fişek’i 2012 yılında yitirmiştik. Hem biz Mülkiyeliler, hem Fakültemiz hem de kamu yönetimi üzerinde çalışanlar öksüz kalmıştı.

Kurthan Hoca’nın ardından, O’nun kürsüdaşı ve halen Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Alpay Dikmen’in odasında sohbet ederken, “DaS Yönetim” fikri, projesinin ilk heyecanlı tartışmalarını hatırlıyorum.

Aradan geçen süre, böyle bir dev yapıt için hiç de uzun sayılmaz. Prof. Kurthan Fişek’in kürsüsünde yetişen iki genç akademisyen meslektaşımız hummalı bir çalışmaya giriştiler ve de başardılar.

Öncelikle Levent Demirelli ve Recep Aydın’ı buradan yürekten kutluyorum.

Türkiye’de kamu yönetimi disiplinin kuruluşu 1950’li yıllara rastlar. Amerikan kamu yönetimi disiplini, kuruluştaki baskınlığını günümüze kadar, etkisini de yitirmeden, devam ettirmiştir diyebiliriz. Bununla birlikte ana akım kendi antitezini de üretmiştir. Ve bu antitezi kurucu babası da Kurthan Fişek’tir.

Kurthan Fişek’in çalışmalarının tekrar gün yüzüne çıkarılması, bu nedenle kritik bir görevdi ve DaS Yönetim kitabı ile bu görev, yerine getirilmiştir.

Kurthan Hoca’nın tüm çalışmaları kamu yönetimine değil, yönetime dairdir. Elimizdeki kitaptan görüldüğü üzere, Hoca’nın ilk bakışta farklı konulara ve/veya çalışma alanlarına giriyor gibi görünen çok sayıda yazısı, ancak bir arada okunduğunda anlam ve üslup bütünlüğü kazanmaktadır.

Derleyenlerin karşılaştığı temel zorluklardan biri, ilk bakışta geniş konu yelpazesine yayıldığı fark edilen yazıların gruplandırılması olmuştur. Yönetime dair Kurthan Hoca’nın kurduğu bütünlüklü çerçeveyi sunabilmek adına, onun çeşitli biçimlerde ve yerlerde yayımlanmış olan yazılarının üç ana bölümde bir araya getirilmesi bence oldukça isabetlidir.

Birinci bölüm, Kapitalizmden sosyalizme devlet ve bürokrasi; ikinci bölüm, Türkiye’de kapitalizm ve emperyalizm ve üçüncü bölüm de Türkiye kamu yönetimi başlıklarını taşımaktadır.

Kitabın ilk bölümü, Fransa-İngiltere-ABD üçlemesi olarak da adlandırabilecek iki yazıyla başlıyor. Bu yazılar, söz konusu ülkelerde bürokrasinin oluşum ve gelişim dönemini ele alıyor, ayrıca sosyalizm ve bürokrasi sorunsalına da değinmelerde bulunuyor. ABD’yi dışarıda bırakırsak feodalizmden kapitalizme geçiş olarak da adlandırabileceğimiz süreci anlatan iki çalışmayı sosyalist devlet ve bürokrasi konusu izliyor. Bölümün son çalışması olan Yönetimde Özendirme ve Liberman Tartışması ise daha çok örgüt bilimi sınırları içerisine girmekle beraber, belki de Türkiye’de bir ilke imza atarak, sosyalist bir toplumda SSCB’de yapılan güdülenme tartışmalarının bir özetini sunuyor. Böylece genel olarak kapitalizm ve sosyalizm ile bunların devlet biçimleri üzerine yapılan tartışmalara dair bütünlüklü bir bölüme ulaşılmış oluyor.

KURTHAN

Derlemenin ikinci bölümü, Türkiye’de kapitalizm ve emperyalizmi, ekonomik, siyasal, yönetsel ve anayasal boyutlarıyla irdeliyor. Bu yolda, öncelikle Osmanlı toplumunun feodal olduğu tespitinden hareketle Anadolu topraklarına kapitalizmin girişini ve (özellikle dış borçlar üzerinden) emperyalizmle sonuçlandığı süreci ele alıyor. Sonrasında ise Anadolu’ya kapitalizmin girişiyle oluşan işçi sınıfını temel alarak, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde kapitalizmin gelişimini ve sonuçlarını ortaya koyuyor; 1960’lı yıllar Türkiye’sinde çeşitli devlet örgütlerinde yapılan grevleri temel alarak devletin işçiye olan tutumunu ampirik olarak gözler önüne seriyor. Bölümün son yazısı ise Türkiye’de bir ilki, işçilerin bir fabrikayı işgal etmesiyle başlayan ve devletin baskı gücüyle geri almasına değin geçen 35 günlük sürede işçilerin patronsuz bir fabrikadaki ‘yönetim denemesi’ni konu alıyor.

Üçüncü bölüm bugün Türkiye’de kamu yönetimi olarak adlandırılan disiplinin (konu bakımından) sınırları içinde kalarak Türkiye’nin yönetim yapısını, oluşum, gelişim, reform, vesayet gibi alt-başlıklar etrafında irdeliyor. Bunu yaparken sosyal, ekonomik ve siyasal boyutları da katarak ana akımdan uzaklaşıyor ve analizini zenginleştiriyor. Dördüncü ve beşinci yazılar ise spor ve yönetimi bir araya getirerek adeta yeni bir alan açıyor. Bu iki yazı, Hoca’nın bir yandan Spor Yönetimi adlı profesörlük çalışmasının kısa bir özetini sunduğundan, diğer yandan ise gençliğinde sporcu olan, ileriki yaşlarında da milli sporcularla baklavasına iddiaya giren ve iddialaşılan müsabakayı avansla da olsa kazanan bir bürokratın tanıtılmasını sağladığından derlemede yer almaktadır.

Okuyucu, son üç çalışma ile bölümün başlığı arasında bir kopukluk olduğunu fark edecektir. Okuyucuyu Hoca’nın kıymetli yazılarından mahrum bırakmamak ve fazladan bir başlık açıp derlemenin ana hattını dağıtmamak gibi kaygılardan dolayı böyle bir kopukluğun ortaya çıkmasına izin vermeyi derleyen dostlarımız uygun görerek pek isabetli davranmışlardır.

Kamu yönetimi, iki anlamda kullanılabilir. Dar anlamıyla kastedilen aslında devletin örgütlenme kural ve uygulamalarına denk düşmektedir. Geniş anlamda ise, esasen Kurthan Hoca’nın kullanımına yakın biçimde, toplumsal oluşumları ve tarihsel gelişmeleri kesen bir çerçevede yönetim olgusunun incelenmesinden, daha kapsayıcı ve sosyolojik çalışmalara daha yakın bir disiplinden, söz eder.

Kurthan Hoca’nın özgün tarafı da aslında yönetimi bu kapsamıyla anlaması ve gerek politik duruşundan ve Türkiye’nin o dönemki siyasal hayatından/konjonktüründen gerek tarihsel materyalist düşünce geleneğini yönetim alanında sınamasından kaynaklı. Bu nedenle elinizdeki bu derlemenin, Türkiye’deki tarihsel materyalist ya da Marksist bir kamu yönetiminin/yönetim biliminin kökenini ya da kurucu metinlerini oluşturduğunu söylemek mümkün. Keza sonradan bir biçimde eriyen ya da bastırılan ama varlığını devam ettiren bu Marksist ya da eleştirel damarın kurucusunun Kurthan Fişek olduğunu iddia etmek de…

  • Das Yönetim
  • Devlet, İktidar ve Bürokrasinin Marksist Analizi
  • Yazar: Kurthan Fişek
  • Editörler: Levent Demirelli ve Recep Aydın
  • Yayınevi: Nota Bene Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 480
  • Baskı Yılı: 2016
Serdar Şahinkaya

Serdar Şahinkaya

1958 İzmir, Eşrefpaşa doğumlu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’de yarı zamanlı hocalık yapıyor. Sanayileşme, kalkınma ve finansmanı ile yakın dönem Türkiye iktisat tarihi üzerine çok sayıda yayını var. Yemek yemeyi, yapmayı, anlatmayı ve yazmayı da seviyor. Meraklısı www.bogazlarmeselesi.com’a bakabilir.
===============================

Dostlar,

Kurthan Fişek (Kurthan abi!), bizim Hacettepe Tıp’ta öğrenciliğimizde ve mezuniyet sonrası asistanlığımızda (Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği ihtisasında) hocamız olan, Türkiye’de çağcıl (modern) Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği Bilimini kuran, Kalpaksız Kuvayı Milliyeci hekim Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in büyük oğludur.. 2. oğlu A. Gürhan Fişek ise Hacettepe Tıp’tan mezun olup (1975) İş Sağlığı doktorası (PhD) sonra  SBF – Mülkiye’de ayrıca Sosyal Politika doktorası (PhD) yapmış ve çok başarılı bulunarak bu Fakültede abisi gibi öğretim üyesi olmuştur.. Mülkiye’de, Tıbbiye kökenli bir öğretim üyesi!.. Fişek ailesi ile elbette yıllarca birlikte olduk, Kurthan abi ile rakı sofraları paylaştık.. Nusret hoca, kendisinin Harvard’da doktorası sırasında Kurthan abinin doğduğunu, sıraların üzerinde emekleyişini vs. anlatırdı bize..

Biz de, Gürhan gibi Tıp’tan sonra bir de SBF – Mülkiye mezunu olarak bu ortak özelliği paylaştık.. Kurthan hocanın YÖNETİM adlı klasikleşmiş kitabını okuduk.. Gürhan’ın hoca olduğu bölümden Sosyal Politika dersi aldık vs..

“DAS Yönetim” iddialı bir tasarım (proje) ve adlandırmadır.

Anaşılacağı üzere Karl Marx’ın “Das Kapital”i ne bir gönderme yapışmış ve bir metafor yüklenmiştir. Yönetimbilim alanında klasik kitaptır Kurthan hocanın “Yönetim” kitabı denmektedir. Yerindedir ve dileriz hakettiği yeri bulur bilimsel yazında (literatürde) ve tarihte..

Emek veren ve bu düşünü (fikri) üreten herkesi kutlar, teşekkür ederiz.
Sevgi ve saygı ile.
18 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Levent ÜZÜMCÜ : BOYUN EĞME

portresiMerhaba,

Bu hafta için yazdığım kitap değerlendirme yazım.
Selam ve sevgiler.

Dr. Serdar ŞAHİNKAYA
SBF – Mülkiye, 16.09.2016, 
 Ankara

http://kitapeki.com/levent-uzumcuden-boyun-egme/

Levent Üzümcü’den: Boyun Eğme

Boyun eğmeyen, yurtsever bir sanatçının, son üç yıl içinde kaleme aldığı yazılar, toplumsal mücadelenin yurtiçi ve yurtdışı alanlarında yaptığı konuşmalar, gazete yazıları, söyleşileri, basın açıklamaları, davaları, savunmaları kitabın ana omurgasını oluşturuyor.

Kısa ve pek mütevazı bir özgeçmiş de var kitapta; “Ben Kimim?” başlıklı. Anlıyorum ki hemşeriyiz bir bakıma, Ege, İzmir dolaylarından.

Kitabın takdim yazısını Ebru Tünay Üzümcü kaleme alırken;

  • “Boyun eğse idik yalnızlaşacaktık. İnsanlıktan uzaklaşacaktık.
    Azabın ıssızlığında birer zavallı olacaktık.
    Çocukların katili, emeğin hırsızı, sevginin celladı olup da
    yaşamı rehin almaya çalışanlar gibi zavallı”

    diye not düşerek yazar ile birlikte ortak mücadelelerinin nirengi noktasının altını çiziyor adeta.

Kardeşler, canlar, dostlar, iyi insanlar, insanlığını üç otuz paraya satmayanlar” yani sizlere, bizlere sesleniyor yazar ve diyor ki;

  • Daha iyi, daha yaşanabilir, barış içinde bir geleceği ummanın ve istemenin bile terörist damgası yememize yettiği bir fikirsizlik zindanının mahkumu değiliz ve olmayacağız, güçlü olacağız, korkmayacağız, boyun eğmeyeceğiz.

    Peki, bizler ne yapıyoruz? Bu çağrıya ne kadar kulak veriyoruz?

Tek hesapları, ne gerekiyorsa gereksin, bedeli ne olursa olsun, koltuklarının kullanım süresinin ömür boyu olması için her şeyi göze alanlar ortada iken,
sevgili Levent Üzümcü’nün bu çağrısına ne kadar kulak veriyoruz?

Aklıma Nazım Hikmet’in 1947’de yazdığı “Dünyanın En Tuhaf Mahlûku” şiiri geliyor. Yeri gelmişken şiirin son kısmını buraya not ediyorum.

“(..)
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

Bir çırpıda okunabilen umut dolu satırlar, “başka bir dünyaya olan inanç ve özlemi” besliyor. Yaz bitiyor, sonbahar derinleşiyor. Kentler, meydanlar, yaylalar, tepeler, dağlar, dereler, ormanlar, üniversiteler, sokaklar yeniden kıpır, kıpır. Sizlere, bizlere çok iş düşüyor, düşecek… O halde gelin kulak verelim Levent Üzümcü’ye:

  • Demokrasinin tüm imkânlarını kullanarak demokrasiyi yok etmekte olan küçük bir zümre ve onların itinayla ve gözünü kırpmadan kandırdıkları kanmaya meyilli koca bir kalabalıkla karşı karşıyayız, biliyorum. Aynı ülkede yaşayıp aynı dili konuştuğumuz; aynı yollarda yürüyüp aynı yemekleri yediğimiz halde aramıza sıkışmış yüzyıllar olduğunun da farkındayım. Maalesef, Türkçe bilmeyen bir Çinliye 10 dakikada anlatabileceğimiz problemleri kendi anadilimizde kendi vatandaşımıza anlatamıyoruz ki, bizi en çok da yaralayan bu. Çünkü içten içe biliyoruz ki, kötülüğü bildiği, gördüğü halde görmezden, bilmezden gelen ve fütursuzca destekleyen bu yığın, yarın eline fırsat geçse bize aynı kötülükleri gözünü kırpmadan yapmaktan çekinmeyecek.

Ne yapmalıyız? Her şeyin sonuna gelmişiz gibi bir hali var çoğunuzun. Oysaki her şey daha yeni başlıyor. Laftan, kaygılanmaktan, serzenişte bulunmaktan daha çok çalışmaya ve sahada mücadele etmeye ihtiyacımız var. En önemlisi de sizin gibi aydınlık yarınlara inanmış vicdanlı insanların varlığını daha çok hissetmeye…

Gücünüzün farkında olun, demokrasi beden ağırlığı üstüne yürüyor ama akıl ağırlığı çok daha etkilidir. Bir başkası yok, yalnızca siz varsınız.

Lütfen yılmayın, lütfen boyun eğmeyin!”

  • Boyun Eğme
  • Yazar: Levent Üzümcü
  • Türü: Politika
  • Baskı Yılı: Nisan 2016
  • Sayfa Sayısı: 133 Sayfa
  • Yayınevi: Ka Kitap
1958 İzmir, Eşrefpaşa doğumlu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’de yarı zamanlı hocalık yapıyor. Sanayileşme, kalkınma ve finansmanı ile yakın dönem Türkiye iktisat tarihi üzerine çok sayıda yayını var. Yemek yemeyi, yapmayı, anlatmayı ve yazmayı da seviyor. Meraklısı www.bogazlarmeselesi.com’a bakabilir.
===============================

Dostlar,

SBF – Mülkiye’den dostumuz Dr. Serdar Şahinkaya‘nın bir kitap tanıtımını sunduk yukarıda.. Kendisine de, tanıttığı kitabın yazarı Sn. Levent Üzümcü’ye ve de

yılmayıp, boyun eğmeyeceklere!
Sevgi ve saygı ile.
17 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com