3 Mart 1924 Bir Devrim Günüdür, Kutlu Olsun !

3 Mart 1924 Bir Devrim Günüdür, Kutlu Olsun !

3-mart-1924-bir-devrim-gunudur-kutlu-olsun3

Dr. Serdar ŞAHİNKAYA
03 Mart 2020, Ankara

3 Mart 1924’te üç önemli yasa Mecliste kabul edildi. Bunlar
– Hilafetin ilgası (AS: kaldırılması),
– Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Harbiye Vekâleti’nin kaldırılması ve
Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur. (AS: Öğretim Birliği Yasası)

3 Mart 1924 Bir Devrim Günüdür, Kutlu Olsun !

Kuşkusuz ki bu büyük devrim, “Ben cumhuriyeti vicdanımda milli bir sır gibi sakladım” diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından, henüz Kurtuluş Savaşı başlamadan önce planlanmış, tasarlanmıştır.

Edebiyatımızın ulu çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Çanakkale milli mücadelenin önsözüdür” demektedir. Aslında 3 Mart Devrim Yasaları da “Cumhuriyet Devrimlerimizin Önsözüdür.” 23 Nisan 1920’de Meclisimiz açılmış ve yeni kurulacak Türk devletinin halk egemenliğine dayalı olacağı ilan edilmiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş ve devletin yönetim biçimi belirlenmiştir ama Cumhuriyet’in nitelikleri ve tamamlayıcı yasal ve toplumsal değişiklikler henüz yaşama geçirilmemiştir, Türkiye nasıl bir Cumhuriyet olacaktır? İslam Cumhuriyeti mi, faşist Cumhuriyet mi, teokratik Cumhuriyet mi, oligarşik Cumhuriyet mi? Bu sorular henüz yanıt bulamamıştır.

Attila İlhan Cumhuriyet üç devrim üzerine kuruludur” der.

İlk ikisi olan “Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı ve padişaha karşı demokratik devrim” aşamaları geride bırakılmış. 3 Mart 1924’te 3. aşama olan “toplumun ümmet aşamasından millet aşamasına dönüşümü”için harekete geçilmiştir.

  • Bu 3 yasanın her biri başlı başına birer devrimdir.

O yüzden bu 3 yasanın kabul edildiği günü kutlayan Cumhuriyet Aydınları, bu yasalara “3 Devrim Yasası” adını vermiştir.

Bugünden baktığımızda bile bu yasaların geçmesinin ne denli zor olduğu ortadır. Okuma – yazma oranı diplerde, yıllarca dinci taassupla (AS: bağnazlıkla) yetişmiş ve Halifeye kul olduğunu düşünen bir ümmete karşın, bu Büyük Devrim kararlılıkla yalama geçirilmiştir.

Mecliste bu yasa geçerken neler olduğunu Mahmut GOLOĞLU’nun İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-1 (1924-1930), Devrimler ve Tepkileri kitabından aktaralım:

“Meclis Başkanı Fethi Bey, Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ile 53 arkadaşının ‘Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanlı Soyundan Olanların Türkiye Dışına Çıkarılması’ hakkında bir yasa önerisi verdiklerini, bu teklifin de ötekiler gibi, Komisyonlara gönderilmeden hemen görüşülmesinin istendiğini bildirdi. İstek kabul edildi ve teklif okundu. Teklifin gerekçesinde şöyle deniyordu:

Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde ‘Halifelik Makamı’nın varlığı nedeniyle Türkiye, iç ve dış politikasını 2 başlı olmaktan kurtaramadı. Bağımsızlığında ve ulusal yaşantısında ortaklık kabul etmeyen Türkiye, görünüşte ya da dolaylı ikiliğe dayanamaz. Yüzyıllardan beri Türk milletinin felaket nedeni ve sonunda fiilen ve antlaşmalı olarak Türk İmparatorluğu’nun çökmesine vasıta olan Padişah Ailesi’nin, Halifelik kılığı içinde, Türkiye’nin varlığına daha da etkili bir tehlike oluşturacağı ağır deneyimlerle kesin olarak anlaşılmıştır. Bu ailenin Türk ulusu ile ilişkili olan her durumu ve gücü, ulusal varlığımız için tehlikedir. Esasında Halifelik, ilk İslam emirliklerinde, ‘hükümet’ anlam ve görevinde ortaya çıkarılmış olduğundan, bütün dünya ve din görevlerini yerine getirmekle yükümlü olan çağdaş İslam hükümetlerinin yanında ayrıca bir halifelik makamı bulunmasının nedeni yoktur. Gerçek budur. Türk milleti kurtuluşunu koruyabilmek için gerçeğe uymaktan başka bir davranışı seçemez.’ “

Halifeliğin kaldırılışı tek başına çok büyük devrimdir.

Eğer halifelik kaldırılmasaydı Türkiye Cumhuriyeti ulusal sınırları içinde, üniter (AS: tekil) bir ulus devlet olmak yerine tüm müslüman nüfus üzerinde sorumluluk iddia eden ama somut hiçbir yaptırım gücü olmayan uluslararası hukuk bakımından da tartışmalı bir yapının taşıyıcısı olarak büyük riskler üstlenecekti.

Hilafet kaldırılmasaydı Cumhuriyet’in ilanının fiilen bir hükmü de olmayacaktı zira halifelik makamı bir vesayet makamı olarak etkisini sürdürecekti.

En önemli sonuçlarından biri halifelik kaldırılmasaydı asla laiklik kabul edilemeyecekti (5 Şubat 1937).

Halifelik kaldırılmasa Türk Medeni Kanunu kabul edilmeyecek, yurttaşlık ve kadın devrimimiz yapılamayacaktı (17 Şubat 1926).

Halifelik kaldırılmasa hukuk devrimimiz yapılamayacaktı.

Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi Yasasının kabulünün gerekçesini anlamak için Atatürk’ün şu sözünü iyi değerlendirmek gerekir:

  • “Eğitimdir Ki Bir Milleti Ya Hür, Bağımsız, Şanlı, Yüksek Bir Toplum Halinde Yaşatır Ya Bir Milleti Kölelik ve Yoksulluğa Terk Eder.”

Yine dönemin Milli Eğitim Bakanlarından Vasıf ÇINAR, öğretmenlere bir seslenişinde:

Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” demiştir.

Bu iki büyük ve önemli söz, öğretimin birleştirilmesinin ne denli önemli olduğunu vurgulamaya yetmektedir çünkü Atatürk, yeni kurulan “Cumhuriyet’in temeli kültürdür” demiştir, kültürden kasıt laik, bilimsel, çağdaş bir eğitimle yetişen gençler, kuşaklar ve bir toplum yaratmaktır. Ulus birliğini, kültür birliğini sağlamanın en etkili yolu öğretimde birliği sağlamaktır. Bu nedenle Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile o dönem henüz kapatılmayan (30 Kasım 1925) tarikat ve cemaat medreseleri de yabancı azınlıkların okulları da dahil olmak üzere tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na başlanmıştır.

Şeriye ve Evkaf Vekaleti Osmanlı tarihinde şeyhülislamlık kurumuna denk gelen modern devlet yapısında yeri olmayan bir organı ve kaldırıldı, temel görevi çıkarılan yasaların şeriata uygunluğunun denetlenmesi idi ve başlı başına bir vesayet organıydı. Kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu.

Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti kaldırılarak Türk Ordusunun yönetimi Vekiller Heyetinden (AS: Bakanlar Kurulu) çıkarılarak bağımsız bir yapı olan Genel Kurmay Başkanlığı’na verildi. Bu sayede Ordunun siyasal etkilerden uzak kurumsallaşması amaçlandı ve bu yapı çok da başarılı oldu.

Bu 3 devrim yasası ile laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesi kurulmuştur.

Gerçekte 3 Mart 1924 Laikliğin Türkiye’de filizlenmeye başladığı gündür.

3 Mart Devrimci bir gündür kutlu olsun !

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir