Etiket arşivi: Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ve İdari Yapıya Etkisi

Araştırma Makalesi :
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ve İdari Yapıya Etkisi

(AS: Bizim irdelememiz yazının sonundadır..)

Ozan ZENGİN
Dr. Öğretim Üyesi
Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye

Öz
Bu makale, 2018 yılı Temmuz ayı itibarıyla parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçen Türkiye’deki değişimi ilk olarak siyasal yapı, sonrasında da idari yapıdaki dönüşümler çerçevesinde incelemektedir. Çalışmada, yeni sistemde Cumhurbaşkanına verilen yetkiler ortaya konarak analiz edilmektedir. Cumhurbaşkanına asli düzenleme yetkisi veren ve özerk bir alan tanıyan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile merkezi yönetimi bünyesine katan yeni Cumhurbaşkanlığı teşkilatı ayrıntılı irdelenmektedir. Çalışmanın son kısmında ise özellikle siyasal sistemin niteliği açısından ABD Başkanlık Sistemi ile karşılaştırma yapılarak okuyucuya toparlayıcı bir değerlendirme sunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Amerika Birleşik Devletleri
***

Presidential System and Its Effect On The Administrative Structure in
Turkey

Abstract
This paper analyzes the changes in Turkey which transitioned to the presidential system from a parliamentary system as of July, 2018, first in terms of political structure; then in terms of the transformations in the administrative structure. In this study, the powers given to the President in the new system are revealed and analyzed. The Presidential Decrees, which give the President the authority to primary regulation and grant an autonomous field and, the new Presidency organization that swallows the central administration are studied in detail. In the last part of the study, a comprehensive evaluation is presented to the reader by making comparison to the USA Presidential System, especially in terms of the qualification of the political system.

Keywords: Presidential System in Turkey, Presidential Organization, Presidential Decree, United States of America

Giriş
Türkiye, 13. Cumhurbaşkanı’nın yemin edip göreve başlamasıyla resmi olarak 9 Temmuz 2018’de başkanlık sistemine geçmiştir.2 17 Nisan 2017 referandumu sonucunda kabul edilen anayasa değişikliği paketi3 ile başlayan siyasal sistem değişikliği, 24 Haziran 2018’de birlikte yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi’yle nihayete erdirilmiştir. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesine ilişkin 2007 tarihli anayasa değişikliği4 sonrasında parlamenter sistemden ilk ciddi kopuş gerçekleşmişti. 10 Ağustos 2014 tarihli seçimle de yürütmenin siyaseten sorumsuz tarafı olan Cumhurbaşkanının, başkanlık sistemlerindekine benzer bir biçimde doğrudan halk tarafından seçilerek belirlenmesi usulüne geçilmişti. Değişikliğin anayasa metnine işlenmesinden sonra Türkiye’deki sistemin niteliğine ilişkin “başkanlı parlamenter sistem”, “yarı-başkanlık” gibi tartışmalar baş göstermişti (Gönenç, 2007; Özsoy Boyunsuz, 2014; Kükner, 2012; Kamalak, 2014; Demir, 2014; Gözler, 2018a). Bununla birlikte ilk kez halk tarafından seçilme uygulamasına ve hatta 2017 referandumuna kadar sistemin özünün parlamenter sistemi yansıttığına dair yorumlar da bulunmaktaydı (Özbudun, 2011).
……………………..
………………………..

Siyasal Sistemde Hat Değişikliği: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi

9 Temmuz 2018 itibarıyla benimsenen sistemin adlandırılmasında farklılıklar göze çarpmaktadır. Yalın bir şekilde başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanına da “başkan” diyenler olduğu gibi niteliği değişim gösterse de yerleşik Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi diyenler de söz konusudur. Ortada bir “hükûmet” kalmadığı için bu adlandırmaya itiraz edenler de bulunmaktadır. 17 Nisan 2017 referandumundan itibaren geçen yaklaşık iki yıl sonunda “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”nin yaygın kullanımı ve kabulü çerçevesinde uzlaşıya varıldığı söylenebilir.

Yeni sistemin köşe taşları 6771 sayılı Kanun’la döşenmiştir. 1982 tarihli Anayasa’da kapsamlı değişiklikler yapan bu Kanun sonrasında; Yürütme’nin oluşumuna bakılırsa,

• Anayasaya göre yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir (md. 104/1) ve görev olarak da yalnızca Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır (md. 8).7
Başkanlık sistemlerinde olduğu gibi yürütme tek başlı hale gelmiştir. Parlamenter sisteme özgü olan iki başlı yürütme (Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu birlikteliği) uygulamasına son verilmiştir.
• “Devletin başı” değil artık “devlet başkanı” sıfatıyla yetkili olan bir Cumhurbaşkanı
söz konusudur (md. 104/2).
…………………
……………………………

Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri (CK): Y asama Yetkisinin Genelliğinin Sınırlandırılması

Anayasa değişiklik paketi kapsamında öne çıkan ve tartışılmaya başlayan; 2018 yılı itibarıyla da uygulamaya dökülen yeni bir düzenleme biçimiyle karşı karşıyayız. 10 Temmuz 2018’dan itibaren yeni sisteme ruhunu veren CK’lar, baskın kural koyma mekanizması olmuştur.13 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlık sisteminde başkanlara fiilen verilen ya da başkanların fiilen uyguladığı “yürütme/başkan kararnameleri” 14 , Türk tipi başkanlık sisteminde anayasal bir form kazanmıştır. CK’lar olağanüstü hal döneminde çıkarılanlar dışında normlar hiyerarşisinde kanunlarında altında yer alan düzenleyici işlemlerdir. Anayasa’nın 104’üncü Maddesi’nin 17’inci fıkrasına göre “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” Kanunla ilişki bakımından ve aynı zamanda CK’larla düzenlenemeyecek alanlar açısından aynı fıkrada başka bir düzenleme daha vardır: “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.”

Kanun hükmünde kararnamelerden (KHK) farklı bir biçimde yetki kanununa ihtiyaç duyulmadan çıkarılan CK’lar ile Cumhurbaşkanı, temel haklar ve ödevler kategorisinden sosyal ve ekonomik haklar ve ödevleri doğrudan düzenleyebilmektedir. Başka bir ifadeyle temel haklar ve ödevlere ilişkin genel hükümler, kişinin hakları ve ödevler ile siyasi haklar ve ödevler CK’lar ile düzenlenememektedir. Önceki dönemde sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler KHK ile düzenlenebilmekle birlikte Bakanlar Kuruluna TBMM tarafından kanunla amacı kapsamı, ilkelerini, süresini ve kaç adet kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını belirten bir yetki verilmekteydi. Yeni dönemde TBMM devreden çıkarılarak Cumhurbaşkanı doğrudan yetkili kılınmıştır. Olağanüstü hallerde ise Cumhurbaşkanı, tüm haklar ve ödevler kategorisinde CK çıkarabilir ve bunlar, kanun hükmündedir (md. 119/6).15

………………………….
………………………..

Üst Kademe Kamu Y öneticileri ve Atanmaları

Başkanlık sistemi gereğince başkanın bakanlarla birlikte üst düzey kamu görevlilerini belirleyebileceği prensibi genel kabul görmektedir. Türkiye’de de Cumhurbaşkanı, bu atamaları aracısız bir biçimde yapabilmektedir. ABD örneğinde olduğu gibi Senato onay süreci benzeri bir parlamento kademesi olmadan Cumhurbaşkanı salt kendi iradesiyle atamalara karar verebilmektedir. Kadro ihdasında kanun yerine artık CK’ların geçerli olduğu yeni dönemde 3 sayılı CK22 ile Cumhurbaşkanı ile gelip Cumhurbaşkanı ile gidecek olan üst kademe kamu
yöneticileri belirlenmiş ve Cumhurbaşkanı tarafından atanma usulü düzenlenmiştir. Bu kararnamenin ekinde üç cetvel bulunmaktadır. I Sayılı Cetvel’de yer alanların görev süresi, -III Sayılı Cetvel’de bulunanlar hariç- Cumhurbaşkanının süresi ile sınırlıdır. Bu listede yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı doğrudan atama yapmaktadır. Bu iki özellik dolayısıyla “üst kademe kamu yöneticisi” sıfatının asıl olarak bu cetvelde yer alanlar için kullanılabileceği söylenebilir.

Bu cetvelde yer alanlara örnek verilirse; MİT Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Ofis Başkanları, TOKİ Başkanı, Valiler, Büyükelçiler, Bakan Yardımcıları, Gelir İdaresi Başkanı, SGK Başkanı, Bakanlıkların Teftiş Kurulu, Rehberlik ve Teftiş, Rehberlik ve Denetim, Denetim Hizmetleri Başkanları ile Diğer Kurul Başkanları, Genel Müdürler, Strateji Geliştirme Başkanları vb.
………………………….
……………………….

Sonuç

…………

İdari yapı açısından bakıldığında da doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı, kendisini onunla tanımlayan merkezi yönetimle (yürütme yetkisinin ortağı olma sıfatını yitiren bakanlar kurulu-bakanlıklar ve bunların taşra teşkilatı); üst kademe kamu yöneticilerinin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması usulüyle; Başbakanlık birimlerinin devamı niteliğinde etkili çatı örgüt İdari İşler Başkanlığı’nı, politika kurullarını, ofisleri ve hassas sayılabilecek kamu hizmeti alanlarında başkanlıklar olarak görev yapan bağlı kuruluşları bünyesinde barındıran
Cumhurbaşkanlığı teşkilatlanmasıyla partili anlamda siyasi kimlikli Cumhurbaşkanı etrafında yeni tip bir merkeziyetçi yönetim yapısı kurulmuştur. Değişim yalnızca merkezi yönetimle ilgili değildir. Merkezi yönetimin uzantısı hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları, uzmanlık kurumları olarak ayrı kamu tüzel kişiliklere sahip olsalar da işlevsel olarak Cumhurbaşkanlığına bağlanmışlardır. Henüz kuruluş (varoluş) ve görevleri bakımından doğrudan kapsamlı düzenlemeye tabi tutulmayan birimler, yerel yönetimlerdir. Ancak yaklaşık bir yıllık süreçte yerel yönetimlere hiç dokunulmadığı söylenemez.37 Yerel yönetimler de merkeziyetçilikten nasibini almıştır. İdari ve mali özerkliklerini kısıtlayıcı düzenlemelerle yerel yönetimlere müdahale edilmiştir.38 Tüzel kişilik üzerinden merkezden yönetim ve yerinden yönetime göre ikili devlet örgütlenmesi geçerliliğini korumaktadır; ancak yeni sistemle ilişkilerin yürütümü ve idarelerin-kurumların işleyişi bakımından 9 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla Cumhurbaşkanlığında yoğunlaşmış bir devlet örgütlenmesi söz konusudur.

Kaynakça

Açıl, M. (2018) “2017 Anayasa Değişiklikleri Çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri”, İstanbul Hukuk Mecmuası, 76, 2, 725-756.
Akçalı, P. (2016) Karşılaştırmalı Devlet Sistemlerine Giriş, Ankara: İmge.
Akkoç, Y. S. ve Ergün, T. (2018) “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine Geçişe İlişkin Mevzuatta Yapılan Düzenlemelerin İçişleri Bakanlığına Etkileri”, İdarecinin Sesi, Temmuz-Ağustos, 30-36.
Ardıçoğlu, A. (2017) “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”, Ankara Barosu Dergisi, 3, 19-51.
Aslan-Akman, C. (2014) “Başkanlık Sistemlerinin Latin Amerika Deneyimi: Çok-Partili Sistemlerdeki Çeşitlilikler,
Sorunlar ve Fırsatlar”, Kamalak, İ. (der.), (Yarı) Başkanlık Sistemi ve Türkiye, İstanbul: Kalkedon, 223-253.
Ataöv, T. (2011) Federasyon, Başkanlık, Yarı-Başkanlık, İstanbul: Destek Yayınevi.
Bağce, H. E. (2016) Parlamenter Sistem mi, Başkanlık mı?: Yoksulluktan Hukukun Üstünlüğüne Ülkelerin Dünyadaki Yeri, İstanbul: Gonca Yayınevi.
Demir, F. (2014) “Yarı Başkanlık Sistemi ve Türkiye”, Yaşar Üniversitesi Dergisi, 8 (Özel Sayı), 831-876.
Eğilmez, M. (2018) “Tek Hazine Hesabı Değişti”, Erişim Tarihi: 06.12.2018, http://www.mahfiegilmez.com/2018/08/tek-hazine-hesab-degisti.html
Gönenç, L. (2007) “Hükümet Sistemi Tartışmalarında ‘Başkanlı Parlamenter Sistem’ Seçeneği”, Güncel Hukuk, 44, 39-43.
Gözler, K. (2017), “Cumhurbaşkanlığı Sistemi mi, Başkanlık Sistemi mi, Yoksa Neverland Sistemi mi?”, http://www.anayasa.gen.tr/neverland.htm. Erişim Tarihi: 16.11.2018.
Gözler, K. (2018a) Türk Anayasa Hukuku, Bursa: Ekin.
Gözler, K. (2018b) Türkiye’nin Yönetim Yapısı, Bursa: Ekin.
Gözler, K. ve Kaplan, G (2012) “Bakan Yardımcıları Bakanlık Hiyerarşisine Dâhil midir?”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 98, 11-24.
Greenberg, E. S. ve Page, B. I. (2007), America’s Democratic Republic, New York: Pearson Longman.
……………..
……………..
Yazının tümü için tıklayın : http://emekarastirma.org/uploads/dergi/2957.pdf
=======================================
Dostlar,

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki öğrenimizde (2011-16) kendisinden 2 yarıyıl seminer ödevleri aldığımız genç ve saygın Kamu Yönetimcisi – Siyaset Bilimci Dr. Öğretim Üyesi Sn. Ozan Zengin’in çok değerli ve kapsamlı bir irdelemesini paylaşmak istiyoruz.

23 sayfalık çok kapsamlı ve öğretici – düşündürücü bilimsel irdeleme yayınlanmıştır
(Emek Araştırma Dergisi (GEAD) , Cilt 10, Sayı 15, Haziran 2019, 1-24).

Bu tür irdelemelere çok gereksinim vardır. Ülkelerin yönetim sistemleri yaz – boz tahtası değildir.

9 Temmuz 2018’de, AKP’li Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, adeta tahta çıkarcasına gösterişli törenler yaptırmıştır. Çok ilginç ve düşündürücü biçimde, YSK tarafından kendisine verilen 13. Cumhurbaşkanı beratını geri çevirerek “seçilmiş ilk cumhurbaşkanı” benzeri bir nitem (sıfat) kullanılmasını istemiştir.

  • Dünyada örneği olmayan bu ucube sistem 1,5 yılını tamamlamadan, net, kesin ve tartışmasız biçimde tıkanmıştır. İktidar çevreleri dışında yaygın görüş ve belirleme bu noktadadır

83 milyonluk bir ülkenin geleceği kim olursa olsun tek bir kişiye bırakılamaz!

Mutlaka kurumsal düzeneklerin etkili çalışması ve denge – denet sisteminin sorunsuz çalıştırılması zorunludur.

Güçler ayrılığı, örneğin ABD’de olduğu gibi güçlendirilmeksizin tek adam yönetimleri hızla ve kaçınılmaz biçimde totaliterliğe kaymaktadır. Türkiye’de olan da budur.

Üstelik AKP iktidarı dini siyasete ölçüsüz ve sorumsuz biçimde alet etmektedir. Bu Parti, Anayasa Mahkemesince, laikliğe karşı eylemlerin odağı olarak suçlanarak hüküm giymiş sabıkalı bir dinci partidir ve laik rejimi, anayasayı açıkça çiğneyerek dönüştürmek istemektedir.

Dolayısıyla, dünyada örneği görülmeyen ucube cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, hemen üst paragrafta vurgulanan dönüşümü Türkiye’ye dayatmak için bilinçlikurgulu olduğunu düşünüyoruz.

  • AKP = Erdoğan yönetimi, bu bağlamda, Türkiye için açık ve yakın stratejik bir tehlike ve tehdit durumuna gelmiştir.
  • Demokratik muhalefet yolları giderek tıkanmaktadır.

Demokratik – laik hukuk devleti, AKP = Erdoğan tarafından zorla – fiili darbe ile ya da hile-i şeriye ile dönüştürülmeye devam edilirse, neler olabileceğini hayal bile etmek istemiyoruz.

Ancak bu durumda da meşru çareyi yine Anayasa, Başlangıç bölümünde (3. ve son bent) açıkça gösteriyor:

“Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu
ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun,
bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş
hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;..”

“TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Bu çözüm; halkın, meşruluğunu yitiren bir yönetime karşı “MEŞRU DİRENME HAKKINI KULLANMASI” dır ve salt Anayasal dayanaklı olmayıp, tarih boyunca kadim bir pratik olup, meşruluğu kendinden menkuldür.

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Yazının tümü için tıklayınız : Cumhurbaskanligi_Hukumet_Sistemi_ve_Idari_Yapiya_Etkisi

Oyunlar Kıbrıs üzerine

Oyunlar Kıbrıs üzerine

Şezlong operasyonu!… YURDAGÜL ATUN

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
e-mail: ata@ataatun.com veya  ataatun@gmail.com
http://www.ataatun.org   Facebook: AtaAtun1

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Latince güzel bir dil.
Roma İmparatorluğunun ve tüm Avrupa’nın bir dönem dinsel, devlet, hukuk ve yazım dili olarak Latinceyi kullanmış olması boşuna değil. Neredeyse tüm Batı Avrupa dillerinin atası Latince.
Uluslararası İlişkilerde benim en çok hoşuma giden tanımlama “Divide et impera” cümlesi. “Böl ve Yönet” manasında. Romalılardan kalan bir yönetim tarzı mirası. Daha beş yaşında iken bu terimi rahmetlik babamdan duymuştum. Babam bazen “İngiliz, Kıbrıs adasını rahatlıkla yönetmek için ‘Böl ve yönet’ sistemini kullanıyor. Osmanlı bunu hiç yapmamıştı, azınlıkları birbirine hiç düşürerek menfaat sağlamak yoluna hiç gitmemişti.” derdi.

Çocuk kafam bu cümlede bir hinlik olduğunu seziyordu ama tam olarak babamın ne demek istediğini pek anlayamıyordum. Babamın bahsettiği azınlıklardan bir tanesinin komşumuz Rumlar, diğerinin de biz Türkler olduğunu hiç anlayamamıştım belirli bir yaşa gelinceye kadar.

Benim favorim olan “Divide et impera” cümlesindeki sihirli kelime “impera”.
“İmpera” Yönetmek manasında.
“İmperatore”, Yönetici veya Komutan manasında.
“İmperiosis” ise Emperyalist veya Yayılmacı manasında.

Her üç kelime de günümüzde halen yoğun bir şekilde kullanılıyor, özellikle de “Kıbrıs adasının egemenliği” konusunda güncel durumda ve uygulamada.

Türk milleti olarak yaşadığımız son ekonomik krizin Türkiye’den toprak koparmak amaçlı olduğunu algılıyorum içten içten. Koparılmak istenen toprakların arasında Kıbrıs adası da var. İçine itildiğimiz kriz sanki de yapay.

Türk Lirasının düşmesi ile birlikte Kıbrıs’ta aramızda bulunan Rumların, Avrupa Birliğinin ve ABD’nin paralı görevlileri, siz buna “ajanları” da diyebilirsiniz, hemen organize olup “Tek çözüm Rumlarla birleşip Federasyon kurmak ve AB’ye katılmak”  yaygarasına başladılar. Bazı köşe yazarları ve yazılı basın ile onlarca internet sitesi de bu yaygaraya hemen çanak tutmaya başladı. Aralarında “daha çok çalışalım, daha çok üretelim, halkın sırtına yapışmış ve haksız yere maaş çeken sülükleri söküp atalım” diyeni yok maalesef.

Grekofiller ve AB kuyrukçuları için gün doğdu gerçekten.

Kıbrıs adasının 1878 yılında Osmanlı Devleti tarafından İngilizlere kiralanmasından beri yanımızda olan ve her sıkıntımızda bize destek vermiş olan, özgürlüğümüzü, egemenliğimizi ve devletimizi borçlu olduğumuz Türkiye’mizi ve KKTC’yi alabildiğince kötülemeye, Rumları ve AB’yi de yüceltmeye başladılar. Oynanan oyun bana göre açık ve net.

Nihai hedef, Kıbrıs adasının kuzey topraklarından Türkiye’yi söküp atmak, garantileri kaldırmak, Türk Silahlı Kuvvetlerini gerisin geriye Türkiye’ye göndermek ve adanın tümü üzerinde Protokol 10’u uygulayarak Kıbrıs adasının tümünü AB topraklarına katmak (İmperiosis). Ada çevresindeki doğalgaz’ın ve petrolün tüm kullanım haklarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimine (GKRY) bıraktırarak doğalgaz ve petrol üzerinde yönetici (imperatore) olmak.

Bu nihai sonuca ulaşmak için atılacak ilk adım ise “divide et impera” yani “Kıbrıslı Türkleri böl ve yönet” uygulaması. Bu hedef doğrultusunda, içinde bulunduğumuz yapay ekonomik kriz bahane edilerek Kıbrıslı Türklerin beyinlerine ve kalplerine uzun yıllardır yaratmaya çalıştıkları “Türkiye düşmanlığı”nı iyice yerleştirmek ve Kıbrıslı Türkleri,

1- “Rumlarla Federasyon kurmak isteyenler,
2- AB’ye katılmak isteyenler,
3- Türkiye’yi istemeyenler ve
4- Türkiye’yi isteyenler

olarak en az 4 parçaya bölmek ve parçalamak için çalışmalar başlatılmış durumda. Aramızdaki Grekofiller ve AB ile ABD sempatizanları (ajanları) dört elle göreve sarıldılar ve Kıbrıslı Türkleri bölmek uygulamasını başlattılar. Bölme aşaması tamamlandıktan ve kamplar belli olduktan sonrası çok daha kolay olacak. Para uğruna her işi yapmaya hazır olan kişiler devreye sokularak KKTC’de planlı bir kaos yaratılacak ve kaostan çıkış olarak da GKRY egemenliğinin KKTC topraklarını kapsaması yani Rumların egemenliğini kabul etmek ve AB’ye katılım gösterilecek….

Yıllardır devlerle aşık atıyoruz. Yolumuz uzun ve işimiz zor. Allah yardımcımız olsun…
================================
Dostlar,

Bunca sorun arasında kimi kez asıl / temel sorunlar geri düzleme itilmeye çalışılır. Siyasetin cilvelerinden biridir.. Örneğin AKP’nin 16 yıldır sürdüregeldiği akıl ve bilim dışı yağma – talan – borç – beton… ekonomisi ülkemizi çok ağır bir bunalıma sürükledi. Bu bunalımın yapay olduğu kanısında değiliz, Sn. Atun’dan burada ayrılıyoruz.. Ancak bu çok ağır ekonomik bunalımın türevleri de olacaktır; başta dış politikada yaşamsal ödünler koparmak olmak üzere.. Kıbrıs bunların başında belki de.. Ege’deki 18 ada belki de bu ağır ekonomik bunalıma feda edildi, edilmek isteniyor??! Bir başkası Güneydoğu’da ayrılıkçı yapılanmayı zorlama..

Şarbon faciası halkın dikkatini ekonomik çökertme = yoksullaştırma operasyonundan bir parça uzaklaştırabildi mi bilemiyoruz..

Öte yandan İdlib sorunu son derece ciddi – ağır gelişmelere gebe bir çatalkazıktır. İki gün önce Tahran’daki 3’lü doruk AKP = Erdoğan açısından tam bir fiyasko..
(Lütfen tıklayınız :
– http://ahmetsaltik.net/2018/09/08/erdoganin-dis-politikasi-da-coktu/ 
– http://ahmetsaltik.net/2018/09/08/efendileri-de-bir-anlasa/

Kıbrıs politikaları hakkında gerçek bir yurtsever uzman olan Sn. Ahmet Göksan’ın uyarıcı yazısına da sitemizde yer verdik (http://ahmetsaltik.net/2018/09/06/baska-kapiya/). Sn. Prof. Atun’un çok net uyarısı pekiştirici oldu..

Bu sitede elimizden geldiğince ülkemizin sorunlarına ışık tutmaya çabalıyoruz. Sn. Prof. Atun’un temel kariyeri İnşaat Mühendisiği alanında.. Profesörlük derecesine erişmiş bu alanda. Ancak yetin(e)meyip, Ada’lı olmanın da zorlamasıyla belki, uluslararası ilişkiler alanında da uzmanlaşarak Doktora derecesi almış. Mühendislik matematiği ile Uluslararası ilişkiler dinamiklerini kfasında sentezleme çabasında. Nitekim bu son yazı bu bağlamda çok başarılı.

Biz de naçizane, Tıp kariyerimizin, ömrümüzü verdiğimiz Halk (Toplum) Sağlığı / Koruyucu Hekimlik emeklerimizin üzerine son yıllarda “Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi“ lisans eğitimimizi ekledik ülkemizin ve dünyanın sayılı bilim kurumlarından olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye‘de.. Ayrıca Sağlık Hukuku alanında tezli yüksek lisans çalışması da yaptık.. Önceleri, ülkemizin tıp – sağlık alanı dışında sorunlarına değindiğimizde alaysımalı (ironik) eleştiriler – saldırılar alıyorduk. SBF – Mülkiye diplomamız bu hücumlara kalkan oldu epey.. Sağlık Hukuku uzmanlık derecemizi, halkımızın sağlık haklarını tıp alanına ek olarak hukuksal düzlemde de desteklemek için aldık.

Bilim terbiyemiz bize, yeter – güvenilir – geçerli bilimsel kanıta dayalı olmaksızın konuşma – yazma izni vermiyor. Merhum yiğit Uğur Mumcu‘nun altın öğüdü de kulaklarımızda yankılanıyor :

  • Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz!

Kaldı ki, biz hiç dik duran “dolu“ başak görmedik..
Doldukça boynunuzu büken bir tevazu terbiyesi gereği..
Ya tersinden söylemek uygunsa; başaklar boş iken dik, doldukça eğiliyor..

Sitemizin daha çok okunması, daha geniş kitlelere ulaşması tek dileğimizdir.

Tıp dışı makalelerimizin sayısı 700’ü buldu.. Koşullar elverirse “artık“ kitaplaştıracağız son çeyrek yüzyıla tanıklığımızı..

Mustafa Kemal Paşa‘nın yiğit orduları 96 yıl önce bu saatlerde Batı Anadolu’yu Yunan işgalinden kurtarmak üzere Büyük Taarruz’un 13. gününde idi.. Çarıklar yırtık, yorgunluktan bitkin, yaya ve hızla, vuruşa – vuruşa koşulan 400 km yol!

Düşündükçe tüylerimiz diken diken oluyor hala! Selam olsun o şanlı yiğitlere, bin selam! Dolayısıyla günümüzde bize düşen, KUTSAL EMANET YURDUMUZU her ne pahasına olursa olsun koruyup kollamak değil de ne??!

Onu yapmaya çalışıyoruz Yüce ATATÜRK‘ün bir Aydınlanma eri olarak..

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mülkiyeliler Birliğinden kamuoyuna duyuru

 

 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

KAMUOYUNA DUYURU

Olağanüstü halin ilan edilmesinin ardından geçen 1,5 yılda, başta Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye olmak üzere, pek çok üniversiteden 50’nin üzerinde Mülkiyeli bilim insanı akademiden uzaklaştırıldı. En büyük tasfiyenin yapılmasının üzerinden ise bir yıl geçti. Bu süre boyunca, ihraç edilen bilim insanlarının darbe girişimiyle bağlantıları olduğu iddiasıyla tek bir adli ya da idari soruşturma açılmadı. Bu gerçek bilinmesine rağmen bilim insanlarımızın üniversitelerden atılması, bilimin doğasında var olan eleştirelliğin üniversitelerden dışlanması anlamına da gelmektedir.

Bu şekilde ihraç edilen bilim insanları, halen çeşitli mecralarda bilimsel faaliyetlerini sürdürüyor. Bu da gösteriyor ki, üniversitelerden ihraç edilenler, sahip oldukları bilim etiğine uygun davranarak bilime ve topluma hizmet ediyorlar.

Darbeyle hiçbir bağlantıları olmayan bilim insanlarımız, gecikmeksizin kürsülerine dönmelidir. Bu, hem üniversitelerin yararına bir adım olacak hem de haksızlıkların bir ölçüde telafisine olanak sağlayacaktır.

Mülkiyeliler Birliği olarak, bu haksız cezalandırmanın, sonuçlarıyla birlikte iptal edilmesini ve ihraçlara dayanak olan Olağanüstü Hal uygulamasının kaldırılmasını talep ediyoruz.

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu
07 Şubat 2018, Ankara
==========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği‘nin yukarıdaki açıklamasına, çağrısına bütünüyle katılıyoruz. Bu kişiler hakkında hukuksal geçerliği olan Darbe bağlantısı kanıtı var idi ise, aradan geçen 1 yıl gibi çooooook uzun bir sürede yönetsel (idari) ve / veya adli soruşturma başlatılmalı idi. Kanıt var ve bu yapılmıyor ise suçtur. Kanıt yok fakat işten uzaklaştırma cezası fiilen 1 yıldır uygulanıyorsa bu da suçtur. Her 2 durum da hukuk devletinde savunulamaz.

Türkiye’nin barış iklimine, birlikteliğe, herkes için demokratik hukuk devletine gereksinimi hiç bu denli büyük olmamıştı. Böylesi bir adım AKP = RTE‘ye de iyi gelecektir hiç kuşku yok.. AKP yöneticilerinin içeride giderek yandaşlar dışında toplumun bütününü; dışarıda dünya – alemi karşısına alacak ve bunu sürdürecek ölçüde akıl ve sağduyudan kopmaları düşünülemez. OHAL ilanından bu yana 1,5 yılı aşkın zaman geçmiştir ve bunu uzatmak artık AKP’nin yararına değil açıkça aleyhinedir. Ülkemizin de! Baskı-terör iklimi, iktidarların ömrünü hızla tüketir.

Sevgi ve saygı ile. 08 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

İnek Bayramı, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından yasaklandı

MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ’NDEN DUYURU

KAMUOYUNA DUYURU

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye’nin, İstanbul’dan Ankara’ya taşınmasının ardından kutlanmaya başlanan İnek Bayramı, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından yasaklandı. 4-5 Mayıs tarihlerinde yapılacak olan ve tüm hazırlıkları tamamlanmış etkinliklerin bir gün önce yasaklanması, Fakültemize, öğrencilerimize ve öğretim üyelerimize yönelik iki yıldır sürdürülen sistematik saldırının yeni bir aşamasıdır.

Bu yıl, İnek Bayramı’na önce mezunların alınmayacağının, ardından da bayram etkinliklerinin Rektörlük tarafından yasaklandığının ortaya çıkmasının ardından gün boyunca çeşitli girişimlerde bulunduk. Hem Festival Komitesi (FESKOM) temsilcileri hem Dekanlıkla görüşmeler yapıldı. Kamu yöneticileriyle doğrudan ya da dolaylı biçimde yapılan görüşmelerle yasağın kaldırılması sağlanmaya çalışıldı. Önce, mezunların etkinliklere katılımı konusundaki sorun çözüldü. Gerek öğrencilerin gerek Mülkiyeliler Birliği’nin girişimleri sonucunda İnek Bayramı’nın planlandığı gibi ve öğrencilerin kararı doğrultusunda yapılabileceği de ortaya çıktı. Daha sonra Dekanlık tarafından İnek Bayramı’nın yapılabileceği bilgisi Mülkiyeliler Birliği’ne iletildi. Ancak akşam saatlerinde Rektörlük, duyumlara dayanarak Mayıs ayı boyunca akademik faaliyetler haricindeki bütün etkinliklerin yasaklandığını SBF Dekan Vekiline bildirdi. Bu bildirim üzerine Dekanlık etkinliklerin yasaklandığını duyurdu.

80 yıldır yapılan geleneksel bir etkinliği, güvenliği sağlamakla yükümlü kişilerin, güvenlik bahanesine sarılarak yasaklamasını kınıyoruz. İnek Bayramının güvenliğini tehdit edenlerin kimler olduğu ortadadır. Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nün SBF öğrencilerini tehdit edenler hakkında gerekli yasal işlemleri yapmak yerine, İnek Bayramını yasaklaması, sosyal medya ve kimi gazetelerde fakültemizin geleneğini ve öğrencilerini hedef gösterenlerle aynı zeminde hareket ettiğini göstermektedir.

İnek Bayramı, en çok fakülte hocalarının ve yönetimlerinin mizahi bir üslupla eleştirildiği, sadece SBF için değil, bütün Ankara için önemli sosyal ve kültürel bir etkinliktir.

Gün boyunca öğrencilerin, Fakülte yönetiminin ve Mülkiyeliler Birliği’nin İnek Bayramı’nın sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi yönünde yaptığı girişimler Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından akşam saatlerinde reddedilmesi, Üniversitenin bugünkü yönetiminin üniversiteyi yönetme yeteneğinin kalmadığının kanıtıdır.

Bu süreçte öğrencilerimizin yanında ve dayanışma içinde olacağımızı beyan ediyoruz.

Başta öğrencilerimiz olmak üzere fakültemize karşı gelişebilecek herhangi bir saldırıdan, iki gündür bu provokasyonu planlı bir biçimde örgütleyenlerle, buna boyun eğen üniversite yönetimi sorumludur.

Gerçek dışı iddialarla yapılan yayınlar hakkında da gerekli hukuki girişimleri başlatacağımızın bilinmesini isteriz.

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu
====================================
Dostlar,

Üzüntü ve şaşkınlık içindeyiz… Olur olur da bunca mı olur?!
Bizim de üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği‘nin üstteki açıklamasını paylaşıyoruz.
20 Temmuz 2016’da OHAL ilan edildiğinde Başbakan Yıldırım, bunun halk için değil kendileri için olduğunu, gündelik yaşamı pek etkilemeyeceğini düşündüren sözler etmişti. Tam da tersine oldu..

  • İktidar, OHAL olanaklarını tepe tepe kullanırken, AKP içindeki FETÖ siyasal ayağına (Bakanlara ve vekillere!) hala dokunul(a)madı ama yaşam ülkede cehenneme döndürüldü.. Erdoğan Anayasa gereği tarafsızlık yeminini çiğnedi, AKP üyesi oldu! 

Sıkıyönetimden de beter bir OHAL dayatılmakta. 12 Eylül sıkıyönetiminde 20 bine yaklaşan görevden uzaklaştırma olmuşken, bu kez bunun 6-7 katını aştık! OHAL’in 10. ayındayız, Anayasa ayaklar altında, hukuk devletinin nerdeyse zerresi bırakılmadı.. 16 Nisan’da halka deli saçması bir halkoylaması dayatıldı, demokrasiden – egemenliğinden  -hukuk devletinden vazgeçip geçmeyeceği sorulabildi! Yetmedi, YSK eliyle ve başkaca hilelerle halk iradesi tersine döndürüldü.. Artık pervasız, gerekçesiz, keyfi yasaklamalar başladı..
AKP’nin tüm etkinliklerinde hiiiiiç bir sorun yok, asayiş berkemâl ama başkaca etkinliklerde, hele karşıt (muhalif) görüşler açısından hemen hemen hiiiiç hoşgörü yok! Ankara Üniversitesi yönetiminin bu yasaklama için açık, nesnel, kamu yarar içeren, hizmet gereği olan ve makul güvenlik önlemleri ile engellenemeyeceği kesin olan güvenlik risklerinin neler olduğunu açıklıkla ortaya koyması gerekir. 1 Mayıs günü tüm Tütkiye’de yüzbinlerce insan aşanlarda kutlamalar yapmış ve ciddi sorun yaşanmamıştır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye bahçesinde birkaç yüz insanın katılacağı, 80 yıldır yapılagelen (yalnızca 1 kez 12 Eylül döneminde yasaklanan) bir medeni etkinlik için güvenliğin sağlanamayacağını ileri sürmek kabul edilebilir, ortalama zekalı bir insanın aklının alacağı bir gerekçe değildir. Üniversite yönetimi böylesi bir zaafa düşmüş / düşürülmüş ise, gerçekleri kamuoyuna açıklayarak istifa etmelidir.

Hala geç kalınmış sayılmaz
İnek bayramının hazırlıkları yapılmıştır.
Üniversite yönetimi yasağı hemen kaldırmalı, kendisi de gelip etkinliklere katılmalı, mizah giydirilmiş zeka ürünü eleştirileri – esprileri izlemelidir.
Ülkemiz giderek bir OHAL karanlığına gömülmemeli,
tersine giderek ve hızla normalleştirilmelidir. Hepimize yakışan budur.

Sevgi ve saygı ile. 03 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mülkiyeliler Birliği Bahar Buluşması – 9 Nisan 2017

Mülkiyeliler Birliği

Bahar Buluşması..

baharbulusması

Değerli Mülkiyeliler ve Mülkiye Dostları,

Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye mezunları tarafından Bahar Buluşması düzenlenecektir. Fakültemizle ve akademisyenlerimizle dayanışmayı güçlendirmek amacıyla düzenlenecek etkinlikte SBF-Mülkiye mezunları, akademisyenler, öğrenciler ve Mülkiye dostları,

9 Nisan 2017 Pazar günü, 15.00’da Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi bahçesinde buluşacaktır.

Canlı müziğin de olacağı buluşmanın davetiyeleri için 0538 389 82 41 no’lu telefondan
Nurettin Öztatar’la iletişime geçilebilir.

Sevgi ve saygı ile. 06 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

“Sıfırcı Hoca” Kurthan Fişek’in Seçme Eserleri…

28012016_Y1_1

“Sıfırcı Hoca” Kurthan Fişek’in
Seçme Eserleri…

Dr. 
EDEBİYAT DIŞI

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kurthan Fişek’in çalışmalarının tekrar gün yüzüne çıkarılması, kritik bir görevdi ve “DaS Yönetim” kitabı ile bu görev, yerine getirilmiştir.

KİTAP-KAPAĞI-das-yönetimAnkara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’nin efsane hocalarından Sevgili Kurthan Fişek’i 2012 yılında yitirmiştik. Hem biz Mülkiyeliler, hem Fakültemiz hem de kamu yönetimi üzerinde çalışanlar öksüz kalmıştı.

Kurthan Hoca’nın ardından, O’nun kürsüdaşı ve halen Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Alpay Dikmen’in odasında sohbet ederken, “DaS Yönetim” fikri, projesinin ilk heyecanlı tartışmalarını hatırlıyorum.

Aradan geçen süre, böyle bir dev yapıt için hiç de uzun sayılmaz. Prof. Kurthan Fişek’in kürsüsünde yetişen iki genç akademisyen meslektaşımız hummalı bir çalışmaya giriştiler ve de başardılar.

Öncelikle Levent Demirelli ve Recep Aydın’ı buradan yürekten kutluyorum.

Türkiye’de kamu yönetimi disiplinin kuruluşu 1950’li yıllara rastlar. Amerikan kamu yönetimi disiplini, kuruluştaki baskınlığını günümüze kadar, etkisini de yitirmeden, devam ettirmiştir diyebiliriz. Bununla birlikte ana akım kendi antitezini de üretmiştir. Ve bu antitezi kurucu babası da Kurthan Fişek’tir.

Kurthan Fişek’in çalışmalarının tekrar gün yüzüne çıkarılması, bu nedenle kritik bir görevdi ve DaS Yönetim kitabı ile bu görev, yerine getirilmiştir.

Kurthan Hoca’nın tüm çalışmaları kamu yönetimine değil, yönetime dairdir. Elimizdeki kitaptan görüldüğü üzere, Hoca’nın ilk bakışta farklı konulara ve/veya çalışma alanlarına giriyor gibi görünen çok sayıda yazısı, ancak bir arada okunduğunda anlam ve üslup bütünlüğü kazanmaktadır.

Derleyenlerin karşılaştığı temel zorluklardan biri, ilk bakışta geniş konu yelpazesine yayıldığı fark edilen yazıların gruplandırılması olmuştur. Yönetime dair Kurthan Hoca’nın kurduğu bütünlüklü çerçeveyi sunabilmek adına, onun çeşitli biçimlerde ve yerlerde yayımlanmış olan yazılarının üç ana bölümde bir araya getirilmesi bence oldukça isabetlidir.

Birinci bölüm, Kapitalizmden sosyalizme devlet ve bürokrasi; ikinci bölüm, Türkiye’de kapitalizm ve emperyalizm ve üçüncü bölüm de Türkiye kamu yönetimi başlıklarını taşımaktadır.

Kitabın ilk bölümü, Fransa-İngiltere-ABD üçlemesi olarak da adlandırabilecek iki yazıyla başlıyor. Bu yazılar, söz konusu ülkelerde bürokrasinin oluşum ve gelişim dönemini ele alıyor, ayrıca sosyalizm ve bürokrasi sorunsalına da değinmelerde bulunuyor. ABD’yi dışarıda bırakırsak feodalizmden kapitalizme geçiş olarak da adlandırabileceğimiz süreci anlatan iki çalışmayı sosyalist devlet ve bürokrasi konusu izliyor. Bölümün son çalışması olan Yönetimde Özendirme ve Liberman Tartışması ise daha çok örgüt bilimi sınırları içerisine girmekle beraber, belki de Türkiye’de bir ilke imza atarak, sosyalist bir toplumda SSCB’de yapılan güdülenme tartışmalarının bir özetini sunuyor. Böylece genel olarak kapitalizm ve sosyalizm ile bunların devlet biçimleri üzerine yapılan tartışmalara dair bütünlüklü bir bölüme ulaşılmış oluyor.

KURTHAN

Derlemenin ikinci bölümü, Türkiye’de kapitalizm ve emperyalizmi, ekonomik, siyasal, yönetsel ve anayasal boyutlarıyla irdeliyor. Bu yolda, öncelikle Osmanlı toplumunun feodal olduğu tespitinden hareketle Anadolu topraklarına kapitalizmin girişini ve (özellikle dış borçlar üzerinden) emperyalizmle sonuçlandığı süreci ele alıyor. Sonrasında ise Anadolu’ya kapitalizmin girişiyle oluşan işçi sınıfını temel alarak, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde kapitalizmin gelişimini ve sonuçlarını ortaya koyuyor; 1960’lı yıllar Türkiye’sinde çeşitli devlet örgütlerinde yapılan grevleri temel alarak devletin işçiye olan tutumunu ampirik olarak gözler önüne seriyor. Bölümün son yazısı ise Türkiye’de bir ilki, işçilerin bir fabrikayı işgal etmesiyle başlayan ve devletin baskı gücüyle geri almasına değin geçen 35 günlük sürede işçilerin patronsuz bir fabrikadaki ‘yönetim denemesi’ni konu alıyor.

Üçüncü bölüm bugün Türkiye’de kamu yönetimi olarak adlandırılan disiplinin (konu bakımından) sınırları içinde kalarak Türkiye’nin yönetim yapısını, oluşum, gelişim, reform, vesayet gibi alt-başlıklar etrafında irdeliyor. Bunu yaparken sosyal, ekonomik ve siyasal boyutları da katarak ana akımdan uzaklaşıyor ve analizini zenginleştiriyor. Dördüncü ve beşinci yazılar ise spor ve yönetimi bir araya getirerek adeta yeni bir alan açıyor. Bu iki yazı, Hoca’nın bir yandan Spor Yönetimi adlı profesörlük çalışmasının kısa bir özetini sunduğundan, diğer yandan ise gençliğinde sporcu olan, ileriki yaşlarında da milli sporcularla baklavasına iddiaya giren ve iddialaşılan müsabakayı avansla da olsa kazanan bir bürokratın tanıtılmasını sağladığından derlemede yer almaktadır.

Okuyucu, son üç çalışma ile bölümün başlığı arasında bir kopukluk olduğunu fark edecektir. Okuyucuyu Hoca’nın kıymetli yazılarından mahrum bırakmamak ve fazladan bir başlık açıp derlemenin ana hattını dağıtmamak gibi kaygılardan dolayı böyle bir kopukluğun ortaya çıkmasına izin vermeyi derleyen dostlarımız uygun görerek pek isabetli davranmışlardır.

Kamu yönetimi, iki anlamda kullanılabilir. Dar anlamıyla kastedilen aslında devletin örgütlenme kural ve uygulamalarına denk düşmektedir. Geniş anlamda ise, esasen Kurthan Hoca’nın kullanımına yakın biçimde, toplumsal oluşumları ve tarihsel gelişmeleri kesen bir çerçevede yönetim olgusunun incelenmesinden, daha kapsayıcı ve sosyolojik çalışmalara daha yakın bir disiplinden, söz eder.

Kurthan Hoca’nın özgün tarafı da aslında yönetimi bu kapsamıyla anlaması ve gerek politik duruşundan ve Türkiye’nin o dönemki siyasal hayatından/konjonktüründen gerek tarihsel materyalist düşünce geleneğini yönetim alanında sınamasından kaynaklı. Bu nedenle elinizdeki bu derlemenin, Türkiye’deki tarihsel materyalist ya da Marksist bir kamu yönetiminin/yönetim biliminin kökenini ya da kurucu metinlerini oluşturduğunu söylemek mümkün. Keza sonradan bir biçimde eriyen ya da bastırılan ama varlığını devam ettiren bu Marksist ya da eleştirel damarın kurucusunun Kurthan Fişek olduğunu iddia etmek de…

  • Das Yönetim
  • Devlet, İktidar ve Bürokrasinin Marksist Analizi
  • Yazar: Kurthan Fişek
  • Editörler: Levent Demirelli ve Recep Aydın
  • Yayınevi: Nota Bene Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 480
  • Baskı Yılı: 2016
Serdar Şahinkaya

Serdar Şahinkaya

1958 İzmir, Eşrefpaşa doğumlu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’de yarı zamanlı hocalık yapıyor. Sanayileşme, kalkınma ve finansmanı ile yakın dönem Türkiye iktisat tarihi üzerine çok sayıda yayını var. Yemek yemeyi, yapmayı, anlatmayı ve yazmayı da seviyor. Meraklısı www.bogazlarmeselesi.com’a bakabilir.
===============================

Dostlar,

Kurthan Fişek (Kurthan abi!), bizim Hacettepe Tıp’ta öğrenciliğimizde ve mezuniyet sonrası asistanlığımızda (Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği ihtisasında) hocamız olan, Türkiye’de çağcıl (modern) Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği Bilimini kuran, Kalpaksız Kuvayı Milliyeci hekim Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in büyük oğludur.. 2. oğlu A. Gürhan Fişek ise Hacettepe Tıp’tan mezun olup (1975) İş Sağlığı doktorası (PhD) sonra  SBF – Mülkiye’de ayrıca Sosyal Politika doktorası (PhD) yapmış ve çok başarılı bulunarak bu Fakültede abisi gibi öğretim üyesi olmuştur.. Mülkiye’de, Tıbbiye kökenli bir öğretim üyesi!.. Fişek ailesi ile elbette yıllarca birlikte olduk, Kurthan abi ile rakı sofraları paylaştık.. Nusret hoca, kendisinin Harvard’da doktorası sırasında Kurthan abinin doğduğunu, sıraların üzerinde emekleyişini vs. anlatırdı bize..

Biz de, Gürhan gibi Tıp’tan sonra bir de SBF – Mülkiye mezunu olarak bu ortak özelliği paylaştık.. Kurthan hocanın YÖNETİM adlı klasikleşmiş kitabını okuduk.. Gürhan’ın hoca olduğu bölümden Sosyal Politika dersi aldık vs..

“DAS Yönetim” iddialı bir tasarım (proje) ve adlandırmadır.

Anaşılacağı üzere Karl Marx’ın “Das Kapital”i ne bir gönderme yapışmış ve bir metafor yüklenmiştir. Yönetimbilim alanında klasik kitaptır Kurthan hocanın “Yönetim” kitabı denmektedir. Yerindedir ve dileriz hakettiği yeri bulur bilimsel yazında (literatürde) ve tarihte..

Emek veren ve bu düşünü (fikri) üreten herkesi kutlar, teşekkür ederiz.
Sevgi ve saygı ile.
18 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Mülkiye’den (AÜ – SBF) ÖĞRETİM ELEMANLARIMIZA AÇILAN SORUŞTURMALARLA İLGİLİ AÇIKLAMA

Mulkiye_Mektebi
Mülkiye’den (AÜ – SBF)

ÖĞRETİM ELEMANLARIMIZA AÇILAN SORUŞTURMALARLA İLGİLİ AÇIKLAMA

 

26.06.2015 9 Ekim 2014 Perşembe günü, Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü‟ne, Rektörlüğün yazılı izni ile giren polis, çok sayıda öğrencinin yanı sıra o esnada okulda olup öğrencilerini korumaya çalışan öğretim elemanlarını darp ederek gözaltına almış, bu konu hakkında A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi 17 Ekim 2014 tarihinde toplanarak bir açıklama metni yayınlamıştı. 4 Haziran 2015’te kendilerine tebliğ edilen evraktan anlaşıldığı üzere,
A. Ü. Rektörlüğü tarafından işyerlerinden gözaltına alınan Fakültemiz öğretim elemanları
Nail Dertli, Onur Can Taştan, Aysun Gezen, Celil Kaya ve İletişim Fakültesi öğretim elemanı İlkay Kara ile SBF lisansüstü öğrencisi Bedri Sinan Güneş hakkında;

1. Emniyet‟in talebiyle, gözaltına alınma durumuna istinaden, yolu kapatma ve polise saldıran grup içinde yer alma iddiasıyla,

2. Ankara Valiliği talebiyle, twitter hesaplarından “Cumhurbaşkanlığı makamına hakaret, devletin düzenini, siyasi, hukuki düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak […] amacıyla hareket eden yasadışı terör örgütlerinin eylemlerini
meşru göstermek, teşvik etmek ve övmekten” iki ayrı soruşturma;

Siyasal Bilgiler Fakültesi araştırma görevlisi Ozan Değer’e ise twitter hesabından paylaştığı iletileri nedeniyle Cumhurbaşkanlığı makamına hakaret ve izleyen diğer nedenlerden
bir soruşturma açılmıştır.

Bu soruşturmalar aşağıda açıklanan gerekçelerle hukuksuzdur:

– Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü‟nün (UNESCO) yükseköğretim akademik personelinin durumuna ilişkin tavsiyesi (11.11.1997) gereği olarak akademik personelin vatandaşlık haklarını kullanmasından dolayı herhangi bir ceza almaması;
ayrıca “keyfi bir şekilde yakalanmama(sı) ve gözaltına alınmama(sı), işkenceye, zalim, insanlık dışı ve haysiyet kırıcı muameleye tabi tutulmama(sı)” gerektiği halde darp edilerek gözaltına alınmışlar, üstelik bir de haklarında soruşturma açılmıştır.

– Öğretim elemanlarımıza tebliğ edilen soruşturma belgelerinde, hangi eylemin ve ifadenin
suç oluşturduğuna, yönetmeliğin hangi maddesine göre suç isnat edildiğine ve bu isnatlara karşı başvurulabilecek itiraz mekanizmalarının neler olduğuna dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Hukuk devletinde suç ve cezaların yasallığı ilkesi gereği soruşturma kapsamında suç unsuru teşkil eden ifadelerin neler olduğu açıkça belirtilmeli ve bu
ifadelerin hangi düzenlemelere aykırılık teşkil ettiği de gerekçeleri ile açıklanmalıdır. Soruşturma dosyasının bu ciddiyetten uzak ve keyfi niteliği nedeniyle öğretim elemanları, savunma haklarının en temel gereklerini bile kullanmaktan mahrum bırakılmaktadır.
Bu da hem adil yargılanma hakkına hem de ceza usul hukukunun ilkelerine aykırıdır.

-Ankara Valiliği‟nin öğretim elemanlarımızın twitter hesaplarını neye istinaden izlediği ve soruşturma açılması için neden Ankara Üniversitesi Rektörlüğü‟ne talepte bulunduğu belli değildir. Valiliğin böyle bir görevi olmadığı gibi Ankara Üniversitesi Rektörlüğünün de kendisine iletilen bu tür soruşturma taleplerini işleme koymaması gerekmektedir.
A. Ü. Rektörlüğü bu gerekliliğe rağmen Valilikten gelen yazıya istinaden aynı gün soruşturma başlatmıştır.

– Soruşturma dosyasından suç unsuru teşkil eden ifadelerin hangileri olduğu anlaşılmamaktadır. Hesaplardan alınan bir dizi ileti rastgele sıralanmış ve hangi iletinin suç unsuru teşkil ettiği belirtilmeden suç isnat edilmiştir. Soruşturma dosyasında yer alan tweetler incelendiğinde nefret söylemi ya da şiddete çağrı niteliği taşımadıkları, bu nedenle de ifade özgürlüğünün koruması altında oldukları görülmektedir. Örneğin, soruşturma dosyasına konulan ifadeler arasında yer alan Özgecan Aslan cinayeti sonrası on binlerce kişinin paylaştığı “yasta değil isyandayız‟ paylaşımı ya da sendikalar tarafından yapılan açıklamalar tamüyle ifade özgürlüğü kapsamında yapılan paylaşımlar olup suç ögesi
içermedikleri açıktır.

– Üniversitenin insanların özel yaşamına siyasal görüşlerine müdahale etme hakkı ve yetkisi bulunmamaktadır. Üniversitenin çalışma düzeni, üniversite çalışan ve öğrencilerinin hak ve özgürlükleri üzerinde hiçbir etkisi olmayan, öğretim elemanlarının Anayasa’da korunan ifade özgürlüklerini sınırlamaya yönelik bir siyasi disiplin soruşturması asla kabul edilemez. İfade özgürlüğünün bugün en çok kullanıldığı ve geniş yorumlandığı
sosyal medyada kişilerin ifade özgürlüğünün ceza tehdidi ile sınırlandırılması
demokratik bir toplumda kabul edilemez.

– Üniversitede kişilerin twitter hesapları üzerinden ifade ettikleri kişisel görüşleri nedeniyle soruşturulması açıkça düşünce ve ifade özgürlüğüne idare eliyle müdahale demektir.
Bu müdahale yukarıda ifade edildiği gibi suçtur ve görevi kötüye kullanmak anlamına gelir.
Bu soruşturmalar ceza tehdidi nedeniyle aynı zamanda dolaylı yoldan hem üniversitemizin akademik ve idari personeline hem de diğer üniversitelerin öğretim elemanlarına
gözdağı niteliği taşımakta ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Yukarıda sayılan nedenlerden ötürü;

 Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından açılan soruşturmaların en kısa sürede
    geri çekilmesini talep ediyor,
Eleştirel düşüncenin yeşerebilmesinin ön koşulu olan düşünce ve ifade özgürlüğü ile         toplanma ve örgütlenme özgürlüğünün kullanılmasını engellemeye yönelik her türlü
girişimin karşısında olduğumuzu bildiriyor,
 Bu talebimiz gerçekleştirilmediği takdirde gerekli yasal girişimlerde bulunacağımızı,
ulusal ve uluslararası kamuoyunu seferber ederek bu hukuksuzluğun karşısında
durmaya devam edeceğimizi beyan ediyoruz.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Akademik Kurulu
http://www.politics.ankara.edu.tr/dosyalar/26.06.15-Akademik-Kurul-Karari.pdf

=============================================

Dostlar,

Bu talihsiz gelişmede elbette biz de A.Ü. Yönetiminin demokrasi ve hukuktan yana
tutum benimsemesini dileriz.

Mülkiye’nin açıklaması tümüyle hukuka uygundur.
Dolayısıyla bunun tersi de doğrudur.
Dolayısıyla böylesi bir demokrasi ve hukuk dışı davranış Ankara Üniversitesi’nin
kurumsal kimliği ve tarihsel ağırlığı ile da asla bağdaşmıyor..

Önemli olan, konjonktürel itkilerle gündelik politikalar gütmek değil;
kalıcı, istikrarlı ve topluma ışık saçacak aydınlık ve yürekli eylemlere özne olmaktır.

Ankara Üniversitesi’nin 70 yıllık şanlı kimliği ile bu son kişisel girişim yan yana uyumsuzdur.
Eminiz zaman, bu utandıracak eylemlerin kurumsal ve gerçek kişi öznelerini ayıracaktır.
Ve korkarız, bu ayıptan kurumsal kimlik kendisini ayıkladığında, geriye adları unutulacak
-ya da bu tür “stigma“lar nedeniyle unutulmayacak- gerçek kişiler kalacaktır.

Her ikisi de uygar, adil ve dolayısıyla hukuk içi değildir.

A.Ü. Yönetimi, hızla hatasından dönme erdemini göstermeli,
“uygun” bir yolla geri adım atmalıdır.

Bir Ankara Üniversiteli ve Sayın Rektörle Tıp Fakültesinden meslektaş
ve O’ndan 5 yıl kadar daha kıdemli bir tıbbiyeli olarak
bizim düşünce ve dileğimiz yukarıda yazdığımız kapsamdadır.

Son not : Mülkiye, “Sarı öküz” ü vermeyecekti..
Önceki Dekanının arkasında gereğince durduğu söylenebilir mi??
Teşbihte hata olmazmış; Pro-Dekan Sn. Prof. Dr. Yalçın Karatepe için
Mülkiye’nin paratoneri yeterince açılmadı mı, açıldı da koruyamadı mı??
Hangisi, hangisi, üzerinde düşünmenin ve yanıt vermenin tam da zamanıdır.

Sevgi ve saygı ile.
07 Temmuz 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Dosyanın pdf biçimi : Asistanlara_sorusturma_Mulkiye_aciklamasi_bizim_yazimiz