Kaboğlu, Anayasa’ya aykırılıklar zinciri yaşandığını belirtti…

24 Haziran hakkında bir rapor hazırlayan CHP’li Kaboğlu, Anayasa’ya aykırılıklar zinciri yaşandığını belirtti…

Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre Kaboğlu, daha önce CHP’li milletvekillerine anayasa değişikliği hakkında yaptığı sunumu gelen sorular ve yapılan katkılar eşliğinde gözden geçirerek 22 sayfadan oluşan bir rapor haline getirdi. CHP’li milletvekillerine dağıtılan rapor toplam 5 bölümden oluşurken, yaşama geçen yeni anayasa kapsamında TBMM’nin yetkileri, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri gibi konularda bilgilendirmeler yapıldı.

Raporda, yeni anayasayla kural koyma yetkisinin TBMM’ye aidiyeti ilkesinin devam etmesine karşın yasa ve Cumhurbaşkanı kararnameleri (CBK) arasında belirsiz ve gri alanlar bulunduğu ifade edilerek, CBK ile yapılacak düzenlemeler ile TBMM’de yapılacak yasalar arasındaki ilişki konusunda şu değerlendirme yer aldı:

CBK yoluyla yapılabilecek düzenleme alanı çok geniş ve yürütmenin yetki alanını aşıyor olmakla birlikte, CBK karşısında TBMM’nin belirleyici konumunu gözardı etmemek gerekir. TBMM, bir yandan CBK ile yapılan düzenlemeleri hukuken çerçeveleyebilir, öte yandan Anayasa Mahkemesi’ne başvuru ile yargısal denetim yolunu işletebilir.”

CBK’nin konu bakımından sınırlı bir yetki olduğu belirtilen raporda, Cumhurbaşkanı’na doğrudan seçimle verilen görev ve yetkinin kural koymak değil, kuralları uygulamak olduğu belirtildi.

Kaboğlu raporunda, CBK’nin yasa ile yarışan bir düzenleme olmadığına, tüzük yerine geçen düzenleyici bir işlem kategorisinde olduğuna işaret ederek, “Özetle CBK yasaya aykırı olamaz. Bu yoruma göre “anayasa, yasa, CBK’ biçimindeki normlar hiyerarşisi bozulmamış oluyor” dedi.

Raporda Osmanlı döneminden başlayarak Türkiye’deki anayasa değişiklikleri hakkında tarihsel süreçlere değinilerek, her bir anayasa değişikliğinin önceki anayasa hükümlerine bir tepki olarak ortaya çıktığı ancak 16 Nisan referandumuna konu olan anayasa değişikliğinin tepki özelliğini de aşarak uzun erimli anayasal kazanımları inkâr anlamına geldiği değerlendirmesi yapıldı. 16 Nisan’da kabul edilen düzenlemenin ‘Türkiye Anayasa Tarihi’ne yabancı olmakla birlikte kanun kavramını da parçaladığına dikkat çeken Kaboğlu, bir

  • anayasaya aykırılıklar zincirinin ortaya çıktığını

belirterek, “Bu nedenle son dört ay, son dört yıldır tanık olduğumuz anayasal bilgi kirliliği ile anayasasızlaştırma sürecinin çok daha belirgin bir hale geldiğinden söz edilebilir” görüşünü dile getirdi.

İÇ TÜZÜK ÖNEMLİ

Raporda, CHP’nin bundan sonra izlemesi gereken politikalara ilişkin değerlendirmeler de yapıldı. Anayasasızlaştırma sürecine karşı TBMM’de bilinçli bir mücadele verilmesi gerektiği belirtilen raporda, iç tüzük çalışmalarının bu doğrultuda çok önemli olduğu kaydedildi. Kaboğlu, raporunda şu görüşleri ifade etti:

“CHP olarak anayasa ve iç tüzük tarafından tanınan bütün olanakları zorlayarak, bilgi temelinde yasama işlevini sürekli öne çıkarmak gerekir. (…) Hedef kuşkusuz anayasal mirası yeniden kazanmak olmalı, bunun için güçlü bir anayasa siyasetine ihtiyacımız var. Anayasanın araçsallaştırılarak istismar edildiği, ihlal edildiği ve anayasa suçu işlemenin alışkanlık haline getirildiği, adeta anayasanın unutturulduğu bir ortamda anayasa gündemi oluşturmak kolay değil ama gerekli. Bunun için muhalefet partileri mümkünse birlikte anayasa siyaseti oluşturmak durumundadır.”

2007-17 ekseninde anayasal düzenin nasıl ortadan kaldırıldığının belleklerde canlı tutulması gerektiği ifade edilen raporda,

  • “Yıkım anayasa yoluyla gerçekleşti. Kurtuluş ve kuruluş diyalektiği ancak anayasa yolu ile sağlanabilir. CHP için anayasa gündemi gelecek kuşaklara karşı tarihsel bir sorumluluktur”

denildi. (Yeniçağ: ‘Anayasa’ya aykırılıklar zinciri yaşanıyor!’)

Tayyip Bey’in B ve C planları ne? 

Tayyip Bey’in B ve C planları ne?

Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İlk bakışta inanılmaz olsa da yaptığım küçük araştırma sonunda gördüm ki sandığa gitmeye dört haftadan bile az zaman kaldığı şu günlerde dahi 24 Haziran günü, Cumhurbaşkanlığı’nın yanı sıra bir de yasama seçimleri yapılacağını çoğu kişi hâlâ bilmiyor. Aynı anda başlayacak olan bu iki seçimin “yürütmenin başı” Cumhurbaşkanı ile artık ne kadar yasama yetkisi kalmış ise Meclis’in ayrı çoğunluklardan oluşmasıyla çelişkili sonuçlar vermesi mümkündür. 
Cumhurbaşkanı Tayyip Bey, büyük tepkilere yol açan ünlü Londra gezisi sırasında, Bloomberg TV’den Guy Johnson’un, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, kendisine muhalif bir Meclis ile karşı karşıya kalması halinde ne yapacağı sorusu üzerine şu yanıtı vermiş: 
Yani A planı, B planı, C planı bütün bunlar tabii ki olacaktır
Önce bir noktayı vurgulayalım. Benzer durumla, klasik başkanlık rejiminin uygulandığı ABD’de çok karşılaşılmıştır. Kongre ile ayrı çoğunluktan olan “Başkan”lara bu durumda “Topal Ördek” denir. Daha değişik “Başkancı” sistemin uygulandığı şu andaki Fransız sisteminde de yürütme yetkisini paylaşan cumhurbaşkanı ile başbakanın ayrı çoğunlukta olmaları durumu, iki kez ülkenin olgun demokrasi geleneği sayesinde “cohabitation” diye adlandırılan uygulama ile çözülmüştü. 
Tabii bizim kendine özgü Reis sistemimiz ne ABD ne Fransa’daki duruma benzer. 
Zaten bizim “Reis”imiz de “topal ördek”liğe asla rıza göstermez.
***
Aslında, bizim kendine özgü “Reis sistemi”mizde Cumhurbaşkanı lehine yasama ve yürütmeyi denetleme yetkisi hepten elinden alınmış olan, Meclis karşısında, anayasanın 104. maddesinde öngörülen Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle iktidarın sürdürülmesi mümkündür. 
Ama bizim ne ABD’ye ne de Fransa’ya tam olarak benzeyen kendine özgü Reis sistemimiz dizayn edilirken yine 104. maddeye şöyle bir hüküm konulmuştur: 

  • “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır.” 

Sınır tanımayan iktidar algısı böyle bir kısıtlanmayı kabul edemeyeceğine göre, doğrusu Tayyip Bey’in bu durumda B ve C planlarının ne olduğu kadar öbür Cumhurbaşkanı adaylarının da bu konuyu kendisine neden sormadıklarını çok merak ediyorum. Gerçekten de şimdiye dek soruyu soran olmadı. 
Benzer durum 2015 seçimlerinde olmuş ve Tayyip Bey Cumhurbaşkanı iken o yılın haziran ayında yapılan parlamento seçimlerinde AKP çoğunluğu yitirmişti. Kendisini cumhurbaşkanı seçen milli iradeye fevkalade saygısı olan Tayyip Bey, bu kez kendi istediği çoğunluğu seçmeyen milli iradeyi, “ben milli iradeye milli irade demem, istediğimi seçmeyince” diyerek o zamanki anayasanın bugün değişmiş olan 116. maddesini zorlayarak, yeniden seçime gidilmesine ön ayak olmuştu.
***
Yalnız Tayyip Bey’in, çocukların saklambaç oyununda yaptıkları gibi, bu kez de “çanak çömlek patladı!” diyerek beğenmediği Meclis çoğunluğunu değiştirmek için sandıkları yeni baştan kurdurması halinde, yine anayasanın 104. maddesinde öngörüldüğü üzere, Cumhurbaşkanlığı seçiminin de yenilenmesi gerekmektedir. 
Bu durumda seçmenin “çanak çömlek patladı(!)”ya, “sayım suyum yok arkadaş(!)” cevabını vererek Meclis yerine, Cumhurbaşkanı’nı değiştirmeye kalkması ve “yürütmenin başı”nın Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olması da hiç olasılık dışı değildir. 
Bütün bu hususları da düşününce, sayın adayların, içinden hiç değilse birinin çıkıp da Tayyip Bey’e “gerçekten, B ve C planlarınız nedir” diye neden sormadığını doğrusu çok merak ediyorum.
======================================
Dostlar,

Demokrasilerde hiçbir parti sürgit iktidarda kalamaz

Sayın Ali Sirmen Cumhriyet‘in en seçkin ve en kıdemli yazarlarındandır.
Kendisinin ufuk açıcı, nitelikli yazılarından hep öğrenmekteyiz.

Biz de Erdoğan’ın bu planlarının ne olduğunun Erdoğan’a sorulmasının yerinde olacağı kanısındayız; ancak yararlı olacağı kanısında değiliz. Nedeni açık, Erdoğan bu soruyu açıklıkla yanıtlamayacaktır. Dahası, açıklama zorunluğu yoktur.

Ne var ki, gerçekten demokratik değerleri özümsemiş bir siyasetçinin böylesine gizemli ve yaygın deyimiyle “dosta güven düşmana korku salan” iki ucu açık söylemler yerine net – saydam – tutarlı ve her durumda demokratik hukuk içinde olması – kalması beklenir.

Dolayısıyla Erdoğan kamuoyunu tedirgin edip ikirciklendirecek söylemler kullanmamalıdır. Londra’da Bloomberg TV’de kurduğu bu tümce için de bir açıklama getirmeli ve kamuoyuna güvence vererek;

  • …Elbette her ne planımız varsa hepsi hukuk, demokrasi, hakkaniyet, adalet, dürüstlük, erdem… içindedir… içerikli bir tümce kurmalıdır.

Artık bu sözcükler – değerler kendisi ve partisi ile ne denli yakın olabiliyor ise; son 15,5 yıllık yaşananların ışığında / karanlığında – deneyiminde…

Sanırız – umarız bu açıklanmayan planlar, 24 Haziran gecesi ve / veya 8 Temmuz gece yarısı bir seçim hilesi yapılırsa, doğacak ortamın “dehşet dengesi“ne dayandırılmıyor olsun..

Bu kez 16 Nisan kirli halkoylaması gibi olmaz, olamaz!

Bu kez 2015 Haziran seçimlerinin beğenilmeyip araya bir kanlı terör parantezi açılarak “Varanki kurgularıylakara propaganda yöntemleriyle halkın korkutulmasıyla yitirilen oyları geri toplamaya benzemez..

Ülke yangın yeridir ve insanlar 15,5 yıldır artık deneme – yanılma ile, görüp – yaşayarak bu partinin içyüzünü öğrenmişlerdir. En küçük bir hileye toplumun zerrece tahammülü yoktur ve buna vargücüyle engel olmaya çabalayacaktır. Bu yalınkat gerçek, AKP = RTE‘yi gerçek anlamda “cay – dır – ma – lı – dır“.. İçtenlikle ve serinkanlılıkla sonuçları içlerine sindirmeye hazırlanmalı örgütlerini de bu doğrultuda yönlendirmelidir. Herkes için “en hayırlı” davranış budur.

Dolayısıyla başta AKP, hiçbir kurum – kesim – örgüt – devlet…. 24 Haziran ve / veya 8 Temmuz oylamalarına HİLE KATMAYA ASLA NİYET ETMEMELİDİR!

Halkın istencine saygı duyulmalıdır. AKP ve Erdoğan, sonuçları içlerine sindirmeye hazırlanmalıdır. AKP’nin muhalefete düşmesi bu parti için de uygun olur. Demok-rasi terbiyesi edinilir. Erdoğan bir süre dinlenerek kendini toparlar. İçine sürük-lendiğimiz çok yönlü ağır bunalımı onarmaya çalışan siyasal kadrolar kaçınılmaz olarak yıpranır. AKP = RTE de muhalefet eder ve gelecek seçimleri kazanabilir.

  • Demokrasilerde hiçbir parti sürgit iktidarda kalamaz;
    bu çok temel bir “oyun” kuralıdır.

AKP = RTE iyi – kötü seçimle gelmişlerdir ve seçimle gitmelidirler.. İleride gene seçim kazanabilirler.. Başka hiçbir zorlama seçenek hiç kimsenin B, C, D… planlarında yer almamalıdır. Türkiye, birilerinin siyasal hırslarına kurban edilemez. Suç işleyenler ise mutlaka bağımsız – yansız yargıda elbette hesap vermelidir. AKP = RTE‘nin bu yönde korkusu – kaygısı yok ise bu ne telaş!?

Son çözümlemede; önümüzdeki seçimler son derece önemli olmak üzere, Türkiye için bir ölüm – kalım sorunu değildir. Türkiye kaç bin yılın kadim devletidir, son derece ciddi birikimi – özgücü (potansiyeli) vardır. Seller akar, kayalar ve kumlar kalır, ülkemiz ve ulusumuz yoluna devam eder;

  • Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek payidar kalır..

Çoooook iyi bilindiği gibi Büyük ATATÜRK‘ün hedefe atılmış asla şaşmaz ve asla geri döndürülemez hedefidir bu.. Ve Türk ulusunun ezici çoğunluğu bu gerçeğin bilincindedir; yeri ve zamanı geldiğinde gereği ne ise kesinkes yapar, yapacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 29 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mutlakiyet

Mutlakiyet

Kadir SEV
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kadir-sev/mutlakiyet-179746

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Devlet, devlete pek benzemiyor. Yasalar, Mecliste kabul ediliyor ama gerçekte öyle değil;
tek kişinin sözü geçiyor. Üstelik Meclis, bu durumdan yakınmacı değil. Ülke KHK’lerle yönetiliyor. Bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının ve üst düzey yetkililerinin yarınları belirsiz. KHK’lerle bir gecede kaldırılıp yerlerine yenileri kuruluyor, yöneticileri atılmamışlarsa danışman yapılıyor.

Kamu adına yetki kullananların, güçlerini hangi yasadan aldıklarını bilmek olanaksız ve
yetkilerin kötüye kullanılması çoğunlukla soruşturulmuyor bile. Yargıçları iktidar seçiyor.

– Anayasaya aykırı yasalar Anayasa Mahkemesinin;
– İdarenin yasaları hiçe sayan uygulamaları, idare mahkemelerinin;
– Yolsuzluklara bulaşanlar ise adli mahkemelerin koruması altına alınmış gibi.

Yalnızca kahraman olan yargıçlar yasalara ve vicdanlarına göre karar verebiliyor.
Yargının tetikçi gibi kullanıldığına ilişkin çok sayıda örnek var.

İnsanlar yarınlarından emin değil ve umutsuz. Burası Türkiye!

Anayasayı, fiili durumla uyumlulaştırmak amacıyla değiştireceklerini söylüyorlar.
Meclis, yetkilerini, kendi isteğiyle bir baş-kişiye bırakmaya hazırlanıyor. Yetkisi azaltılıyor
ama kabul oyu verenleri ödüllendirebilmek amacıyla milletvekili sayısı 600’e çıkarılıyor.

Milli iradeyi temsil ettiği varsayılan ve çoğunluğa sahip partinin üyesi ya da lideri olan baş- kişi, yönetmelik çıkarmak; kamu personelinin niteliklerini belirlemek ve atamak; bütçeyi hazırlamak; devleti yeniden yapılandırmak amacıyla yasa gücünde kararname çıkarmak ve kamusal rantları tek başına dağıtmak yetkilerine kavuşturuluyor.

Bakanların bütün yetkileri baş-kişide toplanıyor.

Bakanlar Kurulu kararları tarihe gömülüyor.  Baş-kişinin memuru derekesine düşürüldükleri için Bakanlar Kurulu’nun Meclis’ten güvenoyu alması zorunluluğu da kaldırılıyor.

Parlamentonun, yürütmeye hesap sorabilme yeteneği, soruşturma, gensoru gibi sorgulama araçları kaldırılarak yok ediliyor. Üyesi olduğu partinin milletvekillerinin çoğunluğu istemedikçe, baş-kişinin, yüce divana gönderilmesi olanaksız. Üstelik yüksek yargıçları ve yargıçları atayan Hakimler Savcılar Kurulu üyelerini, partisi ile ortaklaşa seçeceği için gönderilmesinin pek bir anlamı da yok.

  • Bunun adı hiç kuşkusuz Mutlakıyet!

Anayasa değişikliği paketinin Meclisten geçip geçmeyeceğini ya da değiştirilerek kabul edilip edilmeyeceğini bugünden kestirmek kolay değil. Kamuoyu yoklamalarına bakılırsa referandumda reddedilme olasılığı giderek güçleniyor. Etkili bir karşı duruş sergilenemezse AKP’nin, “devlet” olmanın gücünü kullanarak kabul ettirmek için olabildiğince zorlayacağı kesin.

Kabul edilmezse karşımıza çözmemiz gereken tek bir sorun çıkacak:
Baş-kişiyi, Anayasa ile öngörülen sınırlarına davet edeceğiz.
Referandumda reddedilmiş olması, direnme gücünü azaltacaktır.

  • Ama kabul edilir de mutlakiyet, anayasal bir güce kavuşursa,
    kendimizi bir anda kaos ortamında bulacağız.

Üstelik karşılaşacağımız olumsuzluklar bununla da sınırlı kalmayacak. İşler öylesine karışacak ki; yıllarca, “hangi yasanın hangi maddeleri yürürlükte”, “kim hangi konuda ve nereye kadar yetkili”, “hangi durumda ne yaparsak yasaya uygun davranmış oluruz” , “kime başvuracağız,
bu işin sorumlusu kim” gibi aşılmaz sorunlarla boğuşmak zorunda kalacağız. İşin içine bir de Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin girdiğini düşünün; “yasalarla çelişiyor mu? Çelişiyorsa hangi kuralı” sorunlarını çözebilene aşk olsun.

AKP kadrolarının bu ve benzeri sorunların üstesinden gelemeyeceğini 2011 yılında çıkardıkları 35 tane KHK’den biliyoruz. Düzeltmek için değiştirdikleri her kural, yeni sorunlara yol açtı ve kimi maddelerini 4 – 5 kez değiştirdiler. Bırakın maddelerini, bir KHK ile kurdukları bakanlığı bir ay sonra kapatıp bir başka KHK ile yenilerini açtıkları bile oldu.

İçimden bir ses, anayasa değişikliğini gerçekleştiremeyeceklerini söylüyor.
Ama işi sıkı tutmak zorunda olduğumuz da kesin.
********
Yeri gelmişken yaygın bir yanlışı da düzeltelim:

  • 4 yıllık üniversite bitirmediği için Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olamayacağı

ve bu nedenle de Anayasa değişikliği teklifine konulan bir maddeyle diploma sorununun çözümlenmeye çalışıldığı yaygın biçimde söyleniyor. Oysa Cumhurbaşkanı seçilmesine ilişkin kurallarda herhangi bir değişiklik yapılmadı. Cumhurbaşkanı seçilmek için 4 yıllık üniversite mezunu olmak gerekmiyor. Bugün yürürlükte olan Anayasanın 101. maddesinde; “yükseköğretim görmüş olmak” deniliyor. Yükseköğretim yalnızca 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 3. maddesinde ve şu sözlerle tanımlanıyor;
“ortaöğretime dayalı, en az dört yarıyılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümüdür.”
Dikkat edilirse 4 yıl değil, 4 yarıyıl deniliyor, yani iki yıllık yükseköğrenim görmüş olmak yeterli.
======================================
Dostlar,

Habersol’dan Sayın Kadir Sev’in yazısı yukarıda..
Biz birkaç kritik noktaya dikkat çekelim :

  1. AKP – RTE, yarattıkları fiili durumu gerekçe göstererek, açıkçası Anayasayı eylemli olarak çiğneyip değiştirdiklerini gerekçe yapıp, bu duruma uygun biçimsel – formel Anayasa değişikliği dayatmaktadırlar.

Dahası, bu fiili Anayasa ihlali Devlet gücünü kullanılarak yani cebir ve şiddetle yapılmıştır. Türk Ceza Yasası’nda bu suçun karşılığı, daha önce de yazdığımız üzere;

TCK madde 309 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.

Ayrıca TCK 311 de açıkça ya da hülle ile çiğnenmiyor mu??

TCK madde 311 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.

2. Vekil sayısını neden 600’e çıkarıyorsunuz?? 550 bile çoook fazla iken, eskiden olduğu gibi 450’ye çekilmesi çook daha yerinde olacakken.. Her fırsatta örnek alınan ABD’de 438 milletvekili (temsilci) ve 100 senatör var çift mecliste.. 50 yeni kişiye ulufe mi?
Yetkileri budanan, hala halkı aldatmak için Cumhurbaşkanı denen Sultan‘a tek yanlı olarak Meclisi dağıtma (feshetme) yetkisi ile zaten göstermelik olacak Meclise neden 600 anlamsız vekil?? Ayrıca Bakanlar TBMM dışından atanacağına göre 30 dolayında kıyak makam
daha mı ??

3. Daha şimdiden OHAL KHK’si ile Anayasa’yi bile açıkça çiğnerken; örneğin savunma bile almadan kamu görevinden atma gibi en ağır disiplin cezası verirken örn. Anayasa md. 129/2, ve 130/7 OHAL KHK’si ile yok sayılmadı mı??

Anayasa md. 129/2 : Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Anayasa md. 130/7 : Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar.

4. Anayasa değişiklik teklifi içinde dünyada örneği görülmemiş biçimde neden 3 Kasım 2019 olarak seçim tarihi var?? Şimdiki AKP’li vekillere ve de MHP’ye, örtük destek verirlerse HDP’ye 3 yıl daha dokunulmazlık güvencesi, 2. yıl bitince milletvekilliğinden emeklilik kıyakları,
şimdi Anayasa değişikliğine destek vermezlerse haklarında FETÖ’den veya başkaca nedenlerle işlem yapılacağı şantajı mı?? AKP içinde olduğu savlanan 80 dolayında FETÖ’cü vekile bugüne dek dokunul(a)madı, 3 yıl daha dokunulmayacak mı? FETÖ ile mücadele bu mu?? Onbinlerce insan savunmasız – tebliğsiz OHAL kararnameleri ile görevden atılırken AKP’nin adaleti bu mu?

Hangisi, hangisi??

Ve hangisi ahlaki, hangisi hukuka uygun ve de en kritik soru;
hangisi Türkiye’nin hangi yüksek çıkarlarına uygun??

Sevgi ve saygı ile.
21 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   
profsaltik@gmail.com