İKTİDAR SOYGUNA ORTAK MI?

İKTİDAR SOYGUNA ORTAK MI?

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Siyaset Bilimci (Mülkiye) / Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net 

Doğalgazı hem nominal (rakamsal) hem de satın alma gücümüzle (PPP) orantılı olarak dünyada en pahalı kullanan ülkelerin sanırız başında geliyoruz. AB bin m3 doğalgaza 120 $ öderken, biz 160 $ fazlasıyla 280 $ ödüyoruz Rusya’ya! Niçin acaba?

Aradaki muazzam fark kimin cebine giriyor?

AKP = Erdoğan TEK ADAM rejimi neden AB fiyatlarına yakın fiyattan doğalgaz alamıyor dostu / kankası (!) Putin’in ülkesinden??

Türkiye 2018’de yaklaşık 52 milyar m3 doğalgaz dışalımı yaptı, kabaca yarısı Rusya’dan.. 1000 m3’te 160 $ fazla ödendi ise, 26 milyar m3 doğalgaz dışalımı için toplam 26 m X 160 = 4 milyar 160 milyon $ eder ki muazzam bir paradır. Günümüz kuru ile 24 milyar TL’yi aşmaktadır. Yalnızca 1 yılda ver yalnızca Rusya’dan alınan doğal gaz için bu muazzam fazlalık.

Türkiye İran, Azerbaycan ve Cezayir’den de doğalgaz dışalımı (ithalatı) yapmaktadır.
Bu dış ticaret kalemlerinin de özenle incelenmesi gerekmektedir.

Bu konunun mutlaka TBMM’de gündeme getirilmesi ve Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca incelenip aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir. Muhalefet, en azından “yazılı soru” ile (m. 98/5) AKP iktidarından açıklama istemeli, eş zamanlı olarak genel görüşme (m. 98/3) / Meclis araştırması (m. 98/2) istemeli ve gelişmeleri kamuoyu ile etkin biçimde paylaşmalıdır.

  • Bu, apaçık bir soygundur..
  • Türk halkı apaçık soyulmakta, argo deyimle söğüşlenmektedir.
  • Buna göz yumulamaz ve görmezden gelinemez.
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin savcılarının da görevlerini yapmasını istemek doğal hakkımızdır.

Son 2 yılda doğalgaza yapılan zamlar aşağıda.. https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/elektrik-ve-dogalgaza-son-bir-yilda-kac-kez-zam-geldi-5362718/) Yığışımlı (kümülatif) olmayan artış %56,8.. Bileşik faiz hesabına göre hesaplarsak;

1 Ağustos 2018 zammı öncesi m3 fiyatı 1.00 birim ise, zam ardından 1.09 TL
1 Eylül zammı ile 1,09 x .09 = 1,19 TL
1 Ekim zammı ile 1,30 TL
31 Temmuz 2019 zammı ile 1.49 TL
31 Ağustos 2019 zammı ile 1,71 TL

1 Ağustos 2018’de 1 birim olan m3 fiyatı, 1 yıl sonra 4 zam ile 1,71 TL’ye çıkarılmış,
dolayısıyla %71 oranında zamlanmıştır.

Memur aylıklarında 2018’de %4 + %8,67 = nominal %12,67 (yığışımlı %11,3) zam yapıldı..
2019’da ise ilk 6 ayda yaklaşık %10,7, ikinci 6 ay için %5 zam yapılmıştı. 2 yılda toplam artış,
6’şar aylık parçalar olarak ve birikimli %30.

Elektrik zamları birikimli %72’yi buluyor. Evlerde doğalgaz ile ısınma elektrik enerjisi de kullanılmadan olanaksız. Elektriği de dünyada hem nominal hem de satın alma gücümüze oranla
en pahalı tüketen ülkelerden biriyiz.

Elektrik zamları birikimli %72’yi buluyor. Evlerde doğalgaz ile ısınma elektrik enerjisi de kullanılmadan olanaksız. Elektriği de dünyada hem nominal hem de satın alma gücümüze oranla
en pahalı tüketen ülkelerden biriyiz. İkisinin birlikte yüklenmesiyle yaşam daha da pahalılaşıyor.

Niçin??

  • AKP iktidarı = Erdoğan’ın TEK ADAM olarak öncelikle bu soruya yanıt vermesi gerek?

Bakıyoruz, İstanbul’da 50-60 yaşlarına 4 kardeş, elektrik faturasını ödeyemediği için
birlikte siyanür içerek yaşamlarına son veriyorlar! Arka arkaya benzer facialarla yüreğimiz yanıyor. İktidar ve yandaş – besleme basın, olmadık kılıflarla saptırıp geçiştirmeye çabalıyor.

Bir ülkenin hükümeti halkını ve ulusal çıkarları böyle mi kollar, korur, gözetir??

İki temel yaşam girdisine 2 yılda %70’i aşan zam neyle ve nasıl açıklanabilir??
O yıllarda dövizde bu düzeyde fahiş, %70’leri bulan değerlenme yani enflasyon,
yani paramızın değersizleş(tiril)mesi, devalüasyon olmadığına göre niçin bu 2 temel mal
böylesine acımasız zamlanmıştır??! Niçin??!

Dolar 2018 başında 3.77 TL iken, yılı 5,28 TL olarak kapatmıştır, artış %40’tır.
Dolar, 2019 başında 5,28 TL iken 5.95 TL ile yılı kapatmıştır. Artış %12,7’dir.
2 yılda birikimli (yığışımlı, kümülatif) artış %57’dir.

Doğalgaz ve elektirik zammı, döviz fiyatı artışının % 14-15 puan daha üstündedir.

Niçin?!

Kaldı ki, TL’nin döviz karşısında bunca değersizleşmesi de tek başına gerekçe yapılamaz.
Türk Parasının değerini ve ulusun gönencini (refahını) sağlamak da siyasal iktidarın
başlıca görevlerindendir.

Üstelik Devlet, şahinler gibi bu faturalara çökerek %18 KDV eklemektedir.
Neden en azından %8 KDV dilimine çekilmemektedir elektrik ve doğalgaz?
Üstelik sanayide bu 2 ürününün fiyatları daha yüksektir ve bu nedenle de
yaşam ayrıca pahalılaşmaktadır.

Bu kez de aşırı pahalılığı nedeniyle doğalgaz kullanamayan insanlarımızın evde karbon monoksit zehirlenmesinden ölmelerine tanık oluyoruz. Oduna, niteliksiz kömüre… dönmek zorunda kalan milyonlarca yoksul halk yığınları ve hava kirliliğinin yeniden tırmanışı. Avrupa’da havası en kirli 10 kentten 8’i Türkiye’de iken.

Anayasasında pek çok maddede (başta 2. madde) “sosyal hukuk devleti” yazan Türkiye’de bu 2 temel ürünün ve yansımalarının özellikle düşük tüketimli – dar gelirli kesimler için Devlet desteği (sübvansiyon) önlemleri neden düşünülmez? Bu şirketler hiç denetlenmez mi?
Saydam değil midirler ve halka hesap vermekten bağışık mıdırlar ya da zamanları mı yoktur (!?)
bu soruları yanıtlamaya AKP = Tek adam Erdoğan gibi ??

Ya da siyasal iktidarla birlikte mi hareket edilmektedir??
****

Bu bağlamda, Melih Gökçek zamanında tümü ile özelleştirilen, Ankara BŞB’nin payı ve denetçisi bırakılmayan (niçin; bu yolsuzluklara kılıf hazırlığı mı??) Başkentgaz’ın Kızılay eliyle Ensar Vakfı’na yaklaşık 8 milyon dolar aktarması ne anlama gelmektedir? 8 milyon $, günümüz kuru ile 48 milyar TL’ye çok yakın bir tutardır. Fikir edinilmesi bakımından, Sağlık Bakanlığı’nın 2020 yılı bütçesi 59 milyar TL’dir.

Devlet, küresel – yerel sermaye işbirliği ile nasıl güçsüzleştirilmiş, teslim alınmıştır, ibretliktir.

83+ milyon nüfuslu ülkenin Sağlık Bakanlığı bütçesi, Ankara’daki bir doğalgaz dağıtım şirketinin bir dinci – gerici vakfa bağışı kadardır neredeyse!?

Demek oluyor ki şirket (Başkentgaz) “yeterince” kârlıdır ve bu tatlı kârından Kızılay üzerinden çocuklara tecavüz sabıkalı bir vakfa koşulsuz bağış yapmaktadır!?

Böylece sözde vergi kaçırmamakta ama Kızılay’ın 31 bin TL aylıklı genel müdürüne göre “vergiden kaçınmakta” dır. Her 2 eylem de öyle ya da böyle, Devletin kasasına vergi girişini azaltmaktadır.

Emir büyük yerden mi gelmektedir?

  • Siz şimdi bu bağışı yapın, gereğini düşünürüz..” mü denmiştir Başkentgaz’a;

ENSAR Vakfı‘nın “acil nakit gereksinimi” karşısında??!! Ayrıca, 8 milyon dolara yakın bağışın
ABD’de yurt yapımı için bu ülkeye transferinin kayıtları da ortada yoktur!?

Havuz medyasında da böyle yapılmış ve birkaç yandaş sermayedar 100’er milyon Dolarcık
havuza atmışlar ve Türk medyasının %95’e varan kesimi AKP uydusu yapılmamış mıydı?!

Dinci – gerici ENSAR vakfına yaptırılan 8 milyon Dolar “bağış” ın bedeli, halkın sırtından
vahşetle ve iktidar eliyle çıkarılmaktadır.

Bu harami – bezirgan düzeni elbette sonsuza dek sürmeyecek, sürdürülemeyecektir.
***

Başkentgaz, ne düzeyde kâr elde etmiş ve ne tutarda vergi ödemiştir devlete?
Özelleştirmenin masalsı amaçlarından biri “Hantal Devlet” değil miydi? Devlet verimsiz çalışıyor, vergileri çarçur ediyor, devleti zarara uğratıyor, mal ve hizmet üretimini pahalı yapıyordu (!)
değil mi? Bu yüzden özelleştirilmeli ve makro-ekonomik ölçekte verimlilik artırılmalıydı değil mi?!

Ne yazık ki sözde sol ve liberaller AKP’nin bu tuzağına düştüler )!?).. “Yetmez ama evet” buyurdular..

Ve gemi öyle azıya aldılar ki, ön ödeme ile bedeli peşin ödenen doğalgaza bile zam yapma rezilliğini yapabildiler.. Kadim borçlar hukuku ilkelerini ayaklar altına aldılar.. Diliyoruz Anayasa Mahkemesi bu açık hak ihlalini saptayacaktır. AKP’nin hak anlayışı işte budur !

Çırılçıplak söyleyelim                                  :

  • Geldiğimiz yer, iktidar eliyle halkın soyulmasıdır!
  • AKP’in bilgisi, onayı olmaksızın böylesi acımasız ve muazzam ölçekli soygun
    asla yapılamaz.
  • Peki AKP iktidarı neden halkının bu vahşi sömürüsüne izin vermektedir?
  • Devlet aymaz mıdır?
  • Devlet gaflet ve dalalet içinde midir?
  • Devlet, yerli – yabancı sermaye  tarafından ele geçirilmiş, işlevini yitirmiş bir örgüt müdür?
  • J.J. Rousseau 258 yıl önce yazmıştı “Toplumsal Sözleşme“yi; rafa mı kaldırmıştır AKP?
    (The Social Contract, 1762)
  • Postmodern – küreselleştirmecilerin sömürü aygıtına indirgenen Devlet / AKP iktidarı,
    tek yanlı olarak halk ile arasındaki Toplumsal Sözleşmeyi fesih mi etmiştir?
  • Dar-ül harpte apaçık cihat / ganimete el koyma mı ilan edilmiştir?
  • Devlet = tek parti iktidarı, dinci yerli – yabancı sermayenin SOPALI TAHSİLDARI‘na mı dönüştürülmüştür?
  • Ve son, çıldırtan soru                  :
  • Devlet soyguna ortak mıdır; AKP = Erdoğan bu senaryoda nerede ve ne işlevdedir??

****
Bu yakıcı soruların yanıtları verilmelidir. Muhalefetin ana gündemlerinden biri, bu kalleş soygun olmalıdır.
Eğer doğru ise, meşruluğunu yitiren siyasal otoriteye karşı,
yerden göğe meşru olan DİRENME HAKKI kullanılacaktır halk tarafından..
Siyasal tarih / insanlık tarihi çooook sayıda örneğe tanıktır.

Bu harami – bezirgan düzeni elbette sonsuza dek sürmeyecek, sürdürülemeyecektir.

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 02 Şubat 2020, Ankara

 

AKP TÜRKİYE’yi DİNCİ – FAŞİZME SÜRÜKLÜYOR!

AKP, TÜRKİYE’yi HIZLA
DİNCİ – FAŞİZME SÜRÜKLÜYOR!

Türkiye’de AKP = Erdoğan rejimi yalnızca otoriter değil aynı zamanda totaliterdir.
Otoriter rejimlerde yönetim erki tek 1 kişide değil, bir kurumda, organda.. da olabilir.
Ne var ki Türkiye’de tüm yetkiler, muazzam bir tahkimat ile TEK ADAM’a sunulmuştur.
AKP’li Cumhurbaşkannı Erdoğan, 32 yıl istibdat uygulayan Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit’ten bile daha çok yetkilidir.

Bunun açık adı tipik Totaliterizmdir. (Latince “total” toplam, hepsi demektir..)

83 milyonluk bir ülkenin geleceği, kim olursa olsun tek bir kişiye asla bırakılamaz, bırakılmamalıdır! 1876’da ilan edilen 1 Meşrutiyet, Halife – Sultan’ın yetkilerini Kanun-u Esasi üzerinden Mecli-i Mebusan eliyle az da olsa sınırlamıştı. Bilindiği gibi “Meşruti” sözcüğü “şarta bağlı, şarta bağlanmış” anlamındadır ve Mutlak Monarşi / Monark, kimi sınırlamalara tabidir. 2. Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan’da kendisini destekleyecek, genel başkanı olduğu bir partisi de yoktur. Oysa Erdoğan, Anayasa’da ettiği tarafsızlık yeminine karşın AKP genel başkanıdır ve asla tarafsız değildir. Cumhurbaşkanı gibi olmaktan çok, AKP Genel Başkanı gibi siyaset yapmaktadır. Bu durum açıkça, Anayasa’nın aşağıdaki 103. maddesine aykırıdır ve sürdürülemez, sürdürülmemelidir

Anayasa md. 103 :“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

  • Erdoğan, AKP üyeliğini sürdürse bile, AKP genel başkanlığı görevini bırakmak zorundadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, bu açık ihlali sonlandırması Anayasal görevi gereğidir (md. 69/3). AKP’ye anayasal aykırılığı ihtar etmeli ve derhal sonlandırılmasını istemelidir.

Eylemli (fiili,  de facto) durum, Anayasanın 68/4 fıkrasına da açık aykırılık oluşturmaktadır :

Anayasa md. 68/4 : “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.
***
Çoğulcu yönetim ve halk egemenliğinin korunması – etkin kılınması için kurumsal düzeneklerin etkili çalışması ve denge – denet (check balance) sisteminin sorunsuz çalıştırılması zorunludur.

Güçler ayrılığı, örneğin ABD’de olduğu gibi olabildiğince netleştirilmezse, tek adam yönetimleri hızla ve kaçınılmaz biçimde, güç sarhoşluğu hatta zehirlenmesi ile totaliterliğe kaymaktadır. Türkiye’de olan da tipik olarak budur.

Makyavelist aşama çoktan geçilmiş, Narsisist aşama aşılmak üzeredir. Son aşama bilindiği üzere siyaset bilimi yazınında (literatüründe) “Sezarizm – Neronizm” aşaması olarak bilinmektedir.

  • Türkiye’nin rejiminin despotizme, faşizme kaydığı yaygın olarak dile getirilmektedir.
  • Üstelik AKP iktidarı, dini siyasete ölçüsüz ve sorumsuz biçimde alet etmektedir;
    dolayısıyla ülkemiz AKP eliyle dinci – faşizme doğru hızla sürüklenmektedir.

Bu Parti, Anayasa Mahkemesince, laikliğe karşı eylemlerin odağı olarak suçlanarak hüküm giymiş sabıkalı bir anti-laik dinci partidir ve laik rejimi, anayasayı açıkça çiğneyerek şeriat rejimine dönüştürmek istemektedir.

14 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ve açıkça şeriata dayalı denetim ilkeleri, bir başka net ve tevil götürmez kanıttır. Kamuoyunun şiddetli ve yaygın tepkisine karşın bu düzenleme hala geri çekilmemiştir ve TBMM’deki tartışmalarda AKP’li vekillerce savunulmuş ve son derece olağan olarak değerlendirilebilmiştir!? Erdoğan suskundur, örtük destekçidir.

Image result for 14 Aralık 2019 resmi gazetede şeri karar

Örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir.

Dolayısıyla, dünyada örneği görülmeyen ucube cumhurbaşkanlığı hükmet sisteminin, yukarıda vurgulanan dinci – faşizan dönüşümü Türkiye’ye dayatmak için kurgulu olduğunu düşünüyor ve görüyoruz.

  • AKP = Erdoğan yönetimi, bu bağlamda, Türkiye için açık, stratejik ve yakın bir tehlike ve tehdit durumuna gelmiştir.
  • Demokratik muhalefet yolları iktidar tarafından giderek tıkanmaktadır.

Demokratik – laik hukuk devleti, AKP = Erdoğan tarafından zorla – fiili darbe ile ya da hile-i şeriye ile dönüştürülmeye devam edilirse, neler olabileceğini hayal bile etmek istemiyoruz.

Ancak bu durumda da meşru çareyi yine Anayasa, Başlangıç bölümünde (3. ve son bent) açıkça gösteriyor:

  • “Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;..”

    “TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet  sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Bu çözüm; açıkça, halkın, meşruluğunu yitiren bir yönetime karşı “MEŞRU DİRENME HAKKINI KULLANMASI” dır ve salt Anayasal dayanaklı olmayıp, tarih boyunca kadim bir pratik olup, meşruluğu kendinden menkuldür.

Sevgi, saygı VE DERİN KAYGI ama umut ile. 30 Aralık 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimci (SBF) 

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

REJİMİN OTORİTER BİR YÖNETİME DÖNÜŞTÜĞÜNÜN GÖSTERGESİ

REJİMİN OTORİTER BİR YÖNETİME DÖNÜŞTÜĞÜNÜN GÖSTERGESİ

Image result for celal topkan

Celal Topkan
TBMM 20. Dönem CHP Adıyaman Milletvekili

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Demokratik Rejim (yönetim): Halk egemenliğine dayanan, kararların çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla halkla tartışılarak alındığı yönetimdir.

Otoriter Rejim (yönetim): Tek kişinin kayıtsız şartsız egemenliğine dayanan, Meclisin olduğu ama yönetim yetkisinin tek kişide olduğu, bireyin yaşamının her yönüyle tek kişinin otoritesine bağlı olduğu yönetimdir.

Bilim İnsanları, Kanal İstanbul Projesi’nin, Türkiye’nin altına imza attığı Montrö Sözleşmesine aykırı bir proje olduğunu, Türkiye’yi Karadeniz sınırlarına komşu olan ülkelerle kavgalı bir ülke yapacağını, depremi tetikleyeceğini, İstanbul’da yaşamı ve İstanbul’un geleceğini tehlikeye sokacağını…. söylüyorlar. Projeye açıkça karşı çıkıyorlar.

İstanbul’da yaşayan halk, Kanal İstanbul Projesi’nin deprem kuşağında yer alan İstanbul’da deprem fay hatlarını tetikleyeceğini, İstanbul’a içme suyu sağlayan iki barajı yok edeceğini, İstanbul’da içme suyu sorunu yaratacağını, tarım yapılan alanları yok edeceğini, İstanbul’un ve İstanbul’da yaşayanları geleceğini zora sokacak bir proje olduğunu görerek, projeye karşı çıkıyorlar. Halk oylaması (Referandum) yapılmasını, halkın görüşü alınarak karar verilmesini istiyorlar.

  • AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul Projesi için;
  • isteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul yapılacaktır” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’da yaşayan halkın (milyonlarca nüfuslu) iradesini yok sayması, bilim adamlarının görüş, düşünce ve önerilerini yok sayması, tek başına aldığı kararla isteseniz de istemeseniz de kanal İstanbul yapılacaktır” dayatması;

– Türkiye’nin yönetiminin demokratik bir yönetim olmadığının,
– Tek kişinin kayıtsız şartsız egemenliğine dayanan, Meclisin olduğu ama yönetim yetkisinin tek kişide olduğu,
– Bireyin yaşamının her yönüyle tek kişinin otoritesine bağlı olduğu otoriter bir rejim (yönetim) olduğunun açık ve somut göstergesidir.
===============================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Topkan, eksik bile yazmış!

Türkiye’de AKP = Erdoğan rejimi yalnızca otoriter değil aynı zamanda totaliterdir. Otoriter rejimlerde yönetim erki tek 1 kişide değil, bir kuruda, organda.. da olabilir. Ne var ki Türkiye’de tüm yetkiler, muazzam bir tahkimat ile TEK ADAM’a sunulmuştur. Bunun adı Totaliterizmdir.

83 milyonluk bir ülkenin geleceği, kim olursa olsun tek bir kişiye asla bırakılamaz, bırakılmamalıdır!

Çoğulcu yönetim ve halk egemenliğinin korunması – etkin kılınması için kurumsal düzeneklerin etkili çalışması ve denge – denet (check  balance) sisteminin sorunsuz çalıştırılması zorunludur.

Güçler ayrılığı, örneğin ABD’de olduğu gibi güçlendirilmeksizin, tek adam yönetimleri hızla ve kaçınılmaz biçimde, güç sarhoşluğu hatta zehirlenmesi ile totaliterliğe kaymaktadır. Türkiye’de olan da budur.

  • Hatta Türkiye’nin rejiminin despotizme, faşizme kaydığı da yaygın olarak dile getirilmektedir.
  • Üstelik AKP iktidarı, dini siyasete ölçüsüz ve sorumsuz biçimde alet etmektedir;
    ülkemiz dinci – faşizme doğru hızla sürüklenmektedir.

Bu Parti, Anayasa Mahkemesince, laikliğe karşı eylemlerin odağı olarak suçlanarak hüküm giymiş sabıkalı bir anti-laik dinci partidir ve laik rejimi, anayasayı açıkça çiğneyerek dönüştürmek istemektedir.

Dolayısıyla, dünyada örneği görülmeyen ucube cumhurbaşkanlığı hükmet sisteminin, yukarıda vurgulanan dinci – faşizan dönüşümü Türkiye’ye dayatmak için kurgulu olduğunu düşünüyor, görüyoruz.

  • AKP = Erdoğan yönetimi, bu bağlamda, Türkiye için açık, stratejik ve yakın bir tehlike ve tehdit durumuna gelmiştir.
  • Demokratik muhalefet yolları iktidar tarafından giderek tıkanmaktadır.

Demokratik – laik hukuk devleti, AKP = Erdoğan tarafından zorla – fiili darbe ile ya da hile-i şeriye dönüştürülmeye devam edilirse, neler olabileceğini hayal bile etmek istemiyoruz.

Ancak bu durumda da meşru çareyi yine Anayasa, Başlangıç bölümünde (3. ve son bent) açıkça gösteriyor:

“Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;..”

“TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet  sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Bu çözüm; halkın, meşruluğunu yitiren bir yönetime karşı “MEŞRU DİRENME HAKKINI KULLANMASI” dır ve salt Anayasal dayanaklı olmayıp, tarih boyunca kadim bir pratik olup, meşruiyeti kendinden menkuldür.

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ve İdari Yapıya Etkisi

Araştırma Makalesi :
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ve İdari Yapıya Etkisi

(AS: Bizim irdelememiz yazının sonundadır..)

Ozan ZENGİN
Dr. Öğretim Üyesi
Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye

Öz
Bu makale, 2018 yılı Temmuz ayı itibarıyla parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçen Türkiye’deki değişimi ilk olarak siyasal yapı, sonrasında da idari yapıdaki dönüşümler çerçevesinde incelemektedir. Çalışmada, yeni sistemde Cumhurbaşkanına verilen yetkiler ortaya konarak analiz edilmektedir. Cumhurbaşkanına asli düzenleme yetkisi veren ve özerk bir alan tanıyan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile merkezi yönetimi bünyesine katan yeni Cumhurbaşkanlığı teşkilatı ayrıntılı irdelenmektedir. Çalışmanın son kısmında ise özellikle siyasal sistemin niteliği açısından ABD Başkanlık Sistemi ile karşılaştırma yapılarak okuyucuya toparlayıcı bir değerlendirme sunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Amerika Birleşik Devletleri
***

Presidential System and Its Effect On The Administrative Structure in
Turkey

Abstract
This paper analyzes the changes in Turkey which transitioned to the presidential system from a parliamentary system as of July, 2018, first in terms of political structure; then in terms of the transformations in the administrative structure. In this study, the powers given to the President in the new system are revealed and analyzed. The Presidential Decrees, which give the President the authority to primary regulation and grant an autonomous field and, the new Presidency organization that swallows the central administration are studied in detail. In the last part of the study, a comprehensive evaluation is presented to the reader by making comparison to the USA Presidential System, especially in terms of the qualification of the political system.

Keywords: Presidential System in Turkey, Presidential Organization, Presidential Decree, United States of America

Giriş
Türkiye, 13. Cumhurbaşkanı’nın yemin edip göreve başlamasıyla resmi olarak 9 Temmuz 2018’de başkanlık sistemine geçmiştir.2 17 Nisan 2017 referandumu sonucunda kabul edilen anayasa değişikliği paketi3 ile başlayan siyasal sistem değişikliği, 24 Haziran 2018’de birlikte yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi’yle nihayete erdirilmiştir. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesine ilişkin 2007 tarihli anayasa değişikliği4 sonrasında parlamenter sistemden ilk ciddi kopuş gerçekleşmişti. 10 Ağustos 2014 tarihli seçimle de yürütmenin siyaseten sorumsuz tarafı olan Cumhurbaşkanının, başkanlık sistemlerindekine benzer bir biçimde doğrudan halk tarafından seçilerek belirlenmesi usulüne geçilmişti. Değişikliğin anayasa metnine işlenmesinden sonra Türkiye’deki sistemin niteliğine ilişkin “başkanlı parlamenter sistem”, “yarı-başkanlık” gibi tartışmalar baş göstermişti (Gönenç, 2007; Özsoy Boyunsuz, 2014; Kükner, 2012; Kamalak, 2014; Demir, 2014; Gözler, 2018a). Bununla birlikte ilk kez halk tarafından seçilme uygulamasına ve hatta 2017 referandumuna kadar sistemin özünün parlamenter sistemi yansıttığına dair yorumlar da bulunmaktaydı (Özbudun, 2011).
……………………..
………………………..

Siyasal Sistemde Hat Değişikliği: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi

9 Temmuz 2018 itibarıyla benimsenen sistemin adlandırılmasında farklılıklar göze çarpmaktadır. Yalın bir şekilde başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanına da “başkan” diyenler olduğu gibi niteliği değişim gösterse de yerleşik Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi diyenler de söz konusudur. Ortada bir “hükûmet” kalmadığı için bu adlandırmaya itiraz edenler de bulunmaktadır. 17 Nisan 2017 referandumundan itibaren geçen yaklaşık iki yıl sonunda “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”nin yaygın kullanımı ve kabulü çerçevesinde uzlaşıya varıldığı söylenebilir.

Yeni sistemin köşe taşları 6771 sayılı Kanun’la döşenmiştir. 1982 tarihli Anayasa’da kapsamlı değişiklikler yapan bu Kanun sonrasında; Yürütme’nin oluşumuna bakılırsa,

• Anayasaya göre yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir (md. 104/1) ve görev olarak da yalnızca Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır (md. 8).7
Başkanlık sistemlerinde olduğu gibi yürütme tek başlı hale gelmiştir. Parlamenter sisteme özgü olan iki başlı yürütme (Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu birlikteliği) uygulamasına son verilmiştir.
• “Devletin başı” değil artık “devlet başkanı” sıfatıyla yetkili olan bir Cumhurbaşkanı
söz konusudur (md. 104/2).
…………………
……………………………

Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri (CK): Y asama Yetkisinin Genelliğinin Sınırlandırılması

Anayasa değişiklik paketi kapsamında öne çıkan ve tartışılmaya başlayan; 2018 yılı itibarıyla da uygulamaya dökülen yeni bir düzenleme biçimiyle karşı karşıyayız. 10 Temmuz 2018’dan itibaren yeni sisteme ruhunu veren CK’lar, baskın kural koyma mekanizması olmuştur.13 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlık sisteminde başkanlara fiilen verilen ya da başkanların fiilen uyguladığı “yürütme/başkan kararnameleri” 14 , Türk tipi başkanlık sisteminde anayasal bir form kazanmıştır. CK’lar olağanüstü hal döneminde çıkarılanlar dışında normlar hiyerarşisinde kanunlarında altında yer alan düzenleyici işlemlerdir. Anayasa’nın 104’üncü Maddesi’nin 17’inci fıkrasına göre “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” Kanunla ilişki bakımından ve aynı zamanda CK’larla düzenlenemeyecek alanlar açısından aynı fıkrada başka bir düzenleme daha vardır: “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.”

Kanun hükmünde kararnamelerden (KHK) farklı bir biçimde yetki kanununa ihtiyaç duyulmadan çıkarılan CK’lar ile Cumhurbaşkanı, temel haklar ve ödevler kategorisinden sosyal ve ekonomik haklar ve ödevleri doğrudan düzenleyebilmektedir. Başka bir ifadeyle temel haklar ve ödevlere ilişkin genel hükümler, kişinin hakları ve ödevler ile siyasi haklar ve ödevler CK’lar ile düzenlenememektedir. Önceki dönemde sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler KHK ile düzenlenebilmekle birlikte Bakanlar Kuruluna TBMM tarafından kanunla amacı kapsamı, ilkelerini, süresini ve kaç adet kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını belirten bir yetki verilmekteydi. Yeni dönemde TBMM devreden çıkarılarak Cumhurbaşkanı doğrudan yetkili kılınmıştır. Olağanüstü hallerde ise Cumhurbaşkanı, tüm haklar ve ödevler kategorisinde CK çıkarabilir ve bunlar, kanun hükmündedir (md. 119/6).15

………………………….
………………………..

Üst Kademe Kamu Y öneticileri ve Atanmaları

Başkanlık sistemi gereğince başkanın bakanlarla birlikte üst düzey kamu görevlilerini belirleyebileceği prensibi genel kabul görmektedir. Türkiye’de de Cumhurbaşkanı, bu atamaları aracısız bir biçimde yapabilmektedir. ABD örneğinde olduğu gibi Senato onay süreci benzeri bir parlamento kademesi olmadan Cumhurbaşkanı salt kendi iradesiyle atamalara karar verebilmektedir. Kadro ihdasında kanun yerine artık CK’ların geçerli olduğu yeni dönemde 3 sayılı CK22 ile Cumhurbaşkanı ile gelip Cumhurbaşkanı ile gidecek olan üst kademe kamu
yöneticileri belirlenmiş ve Cumhurbaşkanı tarafından atanma usulü düzenlenmiştir. Bu kararnamenin ekinde üç cetvel bulunmaktadır. I Sayılı Cetvel’de yer alanların görev süresi, -III Sayılı Cetvel’de bulunanlar hariç- Cumhurbaşkanının süresi ile sınırlıdır. Bu listede yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı doğrudan atama yapmaktadır. Bu iki özellik dolayısıyla “üst kademe kamu yöneticisi” sıfatının asıl olarak bu cetvelde yer alanlar için kullanılabileceği söylenebilir.

Bu cetvelde yer alanlara örnek verilirse; MİT Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Ofis Başkanları, TOKİ Başkanı, Valiler, Büyükelçiler, Bakan Yardımcıları, Gelir İdaresi Başkanı, SGK Başkanı, Bakanlıkların Teftiş Kurulu, Rehberlik ve Teftiş, Rehberlik ve Denetim, Denetim Hizmetleri Başkanları ile Diğer Kurul Başkanları, Genel Müdürler, Strateji Geliştirme Başkanları vb.
………………………….
……………………….

Sonuç

…………

İdari yapı açısından bakıldığında da doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı, kendisini onunla tanımlayan merkezi yönetimle (yürütme yetkisinin ortağı olma sıfatını yitiren bakanlar kurulu-bakanlıklar ve bunların taşra teşkilatı); üst kademe kamu yöneticilerinin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması usulüyle; Başbakanlık birimlerinin devamı niteliğinde etkili çatı örgüt İdari İşler Başkanlığı’nı, politika kurullarını, ofisleri ve hassas sayılabilecek kamu hizmeti alanlarında başkanlıklar olarak görev yapan bağlı kuruluşları bünyesinde barındıran
Cumhurbaşkanlığı teşkilatlanmasıyla partili anlamda siyasi kimlikli Cumhurbaşkanı etrafında yeni tip bir merkeziyetçi yönetim yapısı kurulmuştur. Değişim yalnızca merkezi yönetimle ilgili değildir. Merkezi yönetimin uzantısı hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları, uzmanlık kurumları olarak ayrı kamu tüzel kişiliklere sahip olsalar da işlevsel olarak Cumhurbaşkanlığına bağlanmışlardır. Henüz kuruluş (varoluş) ve görevleri bakımından doğrudan kapsamlı düzenlemeye tabi tutulmayan birimler, yerel yönetimlerdir. Ancak yaklaşık bir yıllık süreçte yerel yönetimlere hiç dokunulmadığı söylenemez.37 Yerel yönetimler de merkeziyetçilikten nasibini almıştır. İdari ve mali özerkliklerini kısıtlayıcı düzenlemelerle yerel yönetimlere müdahale edilmiştir.38 Tüzel kişilik üzerinden merkezden yönetim ve yerinden yönetime göre ikili devlet örgütlenmesi geçerliliğini korumaktadır; ancak yeni sistemle ilişkilerin yürütümü ve idarelerin-kurumların işleyişi bakımından 9 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla Cumhurbaşkanlığında yoğunlaşmış bir devlet örgütlenmesi söz konusudur.

Kaynakça

Açıl, M. (2018) “2017 Anayasa Değişiklikleri Çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri”, İstanbul Hukuk Mecmuası, 76, 2, 725-756.
Akçalı, P. (2016) Karşılaştırmalı Devlet Sistemlerine Giriş, Ankara: İmge.
Akkoç, Y. S. ve Ergün, T. (2018) “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine Geçişe İlişkin Mevzuatta Yapılan Düzenlemelerin İçişleri Bakanlığına Etkileri”, İdarecinin Sesi, Temmuz-Ağustos, 30-36.
Ardıçoğlu, A. (2017) “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”, Ankara Barosu Dergisi, 3, 19-51.
Aslan-Akman, C. (2014) “Başkanlık Sistemlerinin Latin Amerika Deneyimi: Çok-Partili Sistemlerdeki Çeşitlilikler,
Sorunlar ve Fırsatlar”, Kamalak, İ. (der.), (Yarı) Başkanlık Sistemi ve Türkiye, İstanbul: Kalkedon, 223-253.
Ataöv, T. (2011) Federasyon, Başkanlık, Yarı-Başkanlık, İstanbul: Destek Yayınevi.
Bağce, H. E. (2016) Parlamenter Sistem mi, Başkanlık mı?: Yoksulluktan Hukukun Üstünlüğüne Ülkelerin Dünyadaki Yeri, İstanbul: Gonca Yayınevi.
Demir, F. (2014) “Yarı Başkanlık Sistemi ve Türkiye”, Yaşar Üniversitesi Dergisi, 8 (Özel Sayı), 831-876.
Eğilmez, M. (2018) “Tek Hazine Hesabı Değişti”, Erişim Tarihi: 06.12.2018, http://www.mahfiegilmez.com/2018/08/tek-hazine-hesab-degisti.html
Gönenç, L. (2007) “Hükümet Sistemi Tartışmalarında ‘Başkanlı Parlamenter Sistem’ Seçeneği”, Güncel Hukuk, 44, 39-43.
Gözler, K. (2017), “Cumhurbaşkanlığı Sistemi mi, Başkanlık Sistemi mi, Yoksa Neverland Sistemi mi?”, http://www.anayasa.gen.tr/neverland.htm. Erişim Tarihi: 16.11.2018.
Gözler, K. (2018a) Türk Anayasa Hukuku, Bursa: Ekin.
Gözler, K. (2018b) Türkiye’nin Yönetim Yapısı, Bursa: Ekin.
Gözler, K. ve Kaplan, G (2012) “Bakan Yardımcıları Bakanlık Hiyerarşisine Dâhil midir?”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 98, 11-24.
Greenberg, E. S. ve Page, B. I. (2007), America’s Democratic Republic, New York: Pearson Longman.
……………..
……………..
Yazının tümü için tıklayın : http://emekarastirma.org/uploads/dergi/2957.pdf
=======================================
Dostlar,

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki öğrenimizde (2011-16) kendisinden 2 yarıyıl seminer ödevleri aldığımız genç ve saygın Kamu Yönetimcisi – Siyaset Bilimci Dr. Öğretim Üyesi Sn. Ozan Zengin’in çok değerli ve kapsamlı bir irdelemesini paylaşmak istiyoruz.

23 sayfalık çok kapsamlı ve öğretici – düşündürücü bilimsel irdeleme yayınlanmıştır
(Emek Araştırma Dergisi (GEAD) , Cilt 10, Sayı 15, Haziran 2019, 1-24).

Bu tür irdelemelere çok gereksinim vardır. Ülkelerin yönetim sistemleri yaz – boz tahtası değildir.

9 Temmuz 2018’de, AKP’li Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, adeta tahta çıkarcasına gösterişli törenler yaptırmıştır. Çok ilginç ve düşündürücü biçimde, YSK tarafından kendisine verilen 13. Cumhurbaşkanı beratını geri çevirerek “seçilmiş ilk cumhurbaşkanı” benzeri bir nitem (sıfat) kullanılmasını istemiştir.

  • Dünyada örneği olmayan bu ucube sistem 1,5 yılını tamamlamadan, net, kesin ve tartışmasız biçimde tıkanmıştır. İktidar çevreleri dışında yaygın görüş ve belirleme bu noktadadır

83 milyonluk bir ülkenin geleceği kim olursa olsun tek bir kişiye bırakılamaz!

Mutlaka kurumsal düzeneklerin etkili çalışması ve denge – denet sisteminin sorunsuz çalıştırılması zorunludur.

Güçler ayrılığı, örneğin ABD’de olduğu gibi güçlendirilmeksizin tek adam yönetimleri hızla ve kaçınılmaz biçimde totaliterliğe kaymaktadır. Türkiye’de olan da budur.

Üstelik AKP iktidarı dini siyasete ölçüsüz ve sorumsuz biçimde alet etmektedir. Bu Parti, Anayasa Mahkemesince, laikliğe karşı eylemlerin odağı olarak suçlanarak hüküm giymiş sabıkalı bir dinci partidir ve laik rejimi, anayasayı açıkça çiğneyerek dönüştürmek istemektedir.

Dolayısıyla, dünyada örneği görülmeyen ucube cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, hemen üst paragrafta vurgulanan dönüşümü Türkiye’ye dayatmak için bilinçlikurgulu olduğunu düşünüyoruz.

  • AKP = Erdoğan yönetimi, bu bağlamda, Türkiye için açık ve yakın stratejik bir tehlike ve tehdit durumuna gelmiştir.
  • Demokratik muhalefet yolları giderek tıkanmaktadır.

Demokratik – laik hukuk devleti, AKP = Erdoğan tarafından zorla – fiili darbe ile ya da hile-i şeriye ile dönüştürülmeye devam edilirse, neler olabileceğini hayal bile etmek istemiyoruz.

Ancak bu durumda da meşru çareyi yine Anayasa, Başlangıç bölümünde (3. ve son bent) açıkça gösteriyor:

“Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu
ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun,
bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş
hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;..”

“TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Bu çözüm; halkın, meşruluğunu yitiren bir yönetime karşı “MEŞRU DİRENME HAKKINI KULLANMASI” dır ve salt Anayasal dayanaklı olmayıp, tarih boyunca kadim bir pratik olup, meşruluğu kendinden menkuldür.

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Yazının tümü için tıklayınız : Cumhurbaskanligi_Hukumet_Sistemi_ve_Idari_Yapiya_Etkisi

İNSAN HAKLARI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

İNSAN HAKLARI
YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır, bakılması özellikle rica olunur…)

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 2010 yılından beri yürütülen insan hakları yüksek lisans programına Ankara Üniversitesi Senatosu kararıyla 2016 güz dönemi için kontenjan verilmedi. Her yıl, açtığı kontenjanın en az 10 katı başvuru alan bir yüksek lisans programının gördüğü ilgiyi karşılıksız bırakamazdık.

Diplomasız bir yüksek lisans programı başlatıyoruz.

Ankara Üniversitesi İnsan Hakları Yüksek Lisans Programı; bünyesinde siyaset bilimi, iletişim, hukuk, uluslararası ilişkiler gibi farklı disiplinlerden, alanında kendisini kanıtlamış çok değerli akademisyenleri bir araya getiren Türkiye’deki çok az sayıda insan hakları yüksek lisans programından biridir. Programımız, 2010’dan beri her yıl, programın disiplinlerarası yapısına uygun olarak farklı alanlardan mezun olmuş toplam 15 öğrenci almaktadır. İnsan hakları yüksek lisans programı, kimisi kamuda kimisi özel sektörde kimisi ise sivil toplumda insan hakları alanında çalışan bu öğrencileri bir araya getirerek akademi ile aktivizm işbirliği yoluyla her iki alanı da beslemeyi amaçlamaktadır. SBF İnsan Hakları Merkezi’nin sivil toplumla işbirliği halinde yürüttüğü yaz okullarıyla ve düzenlediği akademik konferans ve toplantılarla bu amaç desteklenmektedir.

2016 yılı için de benzer bir hazırlığa sahip olan yüksek lisans programımıza, istemimize ve Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün olumlu kararına karşn Ankara Üniversitesi Senatosu tarafından kontenjan verilmediğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu karar alınırken, resmi veya gayrı-resmi yoldan Anabilim Dalı ve hocaları bilgilendirilmiş değildir. Dahası Anabilim Dalı ve Enstitü tarafından uygun görülen kontenjanın kimin tarafından uygun görülmediği de belirsizdir, çünkü konu Senato’da da tartışılmış değildir. Bu kararın gerekçesini öğrenmek ve bu kararın geri alınmasını sağlamak için resmi düzeyde idari girişimler yapılmıştır.

Bu karardan dönülmesi, dönülmediği takdirde de bu kararın yalnızca bir döneme özgü kalması umudumuzdur.

Diplomasız Yüksek Lisans Programı

Ancak hevesle yürüttüğümüz ve çok ilgi gören bu yüksek lisans programının geleceği hakkındaki kararları programda ders veren akademisyenlerin belirlemesi gerektiğini düşüncesiyle bu girişimlerin olası olumsuz sonuçlarını da gözeterek aşağıda adlarını görebileceğiniz öğretim elemanları olarak “diplomasız” bir yüksek lisans programı başlatmaya karar verdik. Kuşkusuz bu programı, resmi makamlar aracılığıyla yürütmek olanaklı değildir. Bu nedenle alınan karar bir anabilim dalı kararı değil, anabilim dalında ders veren ve bu programa katılmak isteyen hocaların kararıdır.

Bu yüksek lisans programı, insan hakları yüksek lisans programında ders veren akademisyenlerin gönüllü katılımıyla ve mesai saatleri dışında yürütülecektir. Mekânımız ise Ankara’da faaliyette olan ve desteğiyle bizleri güçlendiren aşağıda adları sayılan çeşitli insan hakları kuruluşlarının sağlayacağı sınıflıklar olacaktır. Programdan mezun olmak için her biri üç kredilik yedi ders ve bir semineri başarıyla tamamlamak gerekmektedir Programda resmi yüksek lisans programı için öngörülen standartlardan hiçbir şekilde ödün verilmeyecektir. Bu nedenle, program devam zorunluluğu olan bir programdır. Başvuru koşullarımız da daha önceki yıllarda olduğu gibi 50 yabancı dil ve 55 ALES (Sözel) puanı ile en az 2.00 lisans ortalaması şeklindedir.

“Diplomasız” yüksek lisans programımıza başvurmak isteyen adaylar 25 Ağustos- 5 Eylül 2016 arasında diplomasizyukseklisans@gmail.com adresine CV’leri ve koşulları sağladıklarını gösterir belgeler (ALES, diploma ve yabancı dil belgesi) ile birlikte başvurabilirler. Mülakat ise 8 Eylül Perşembe günü İnsan Hakları Ortak Platformu’nun ofisinde (İHOP) yapılacaktır.

Destekleyen Hocalar Listesi

  1. Dr. Ayhan Yalçınkaya
  2. Doç. Dr. Ahmet Murat Aytaç
  3. Dr. Bedriye Poyraz
  4. Arş. Gör. Dr. Cavidan Soykan
  5. Doç. Dr. Elçin Aktoprak
  6. Arş. Gör. Dr. Ersin Embel
  7. Dr. Funda Keskin Ata
  8. Dr. Gökçen Alpkaya
  9. Doç. Dr. Kerem Altıparmak
  10. Doç. Dr. Murat Sevinç
  11. Arş. Gör. Nisan Kuyucu
  12. Doç. Dr. R. Barış Ünlü
  13. Dr. Sevilay Çelenk
  14. Dr. Ülkü Doğanay
  15. Arş. Gör. Dr. Zafer Yılmaz

Destekleyen Kurumlar Listesi

  • AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu
  • Gündem Çocuk Derneği
  • Helsinki Yurttaşlar Derneği
  • İnsan Hakları Derneği (İHD) ve İHD İnsan Hakları Akademisi
  • İnsan Hakları Ortak Platformu
  • Kadın Dayanışma Vakfı
  • Kaos GL Derneği
  • Mülkiyeliler Birliği
  • Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
  • Türkiye İnsan Hakları Vakfı
  • Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi

==========================================

Dostlar,

Çok hüzün verici bir tablodur.
Ankara Üniversitesi’ne hiç yakışmamaktadır..
İdarenin her türlü eylem ve işleminin hukuka uygun ve gerekçeli olması,
hukukun evrensel kabul gören yüksek ilkeleri (Jus Cogens) gereği zorunludur.
Ankara Üniversitesi yönetiminin, Rektörlüğün / Rektör Sn. Prof. Erkan İbiş‘in
geçerli bir açıklama yapMAması düşünülemez ve kabul edilemez..

Bu durumu içimize sindiremiyoruz..
İkna edici, makul, haklı, hukuka uygun bir gerekçe gösterilene dek bu eylemi,
simgesel olarak biz de destekliyoruz.. Meşru direnme hakkı türevi olarak görüyoruz.

Bir Mülkiyeli de olsak, bu programda ders vermemiz söz konusu olmadığından,
simgesel olarak desteğimizi açıklıyoruz.
Dileriz hızla sorun çözülsün, yanlıştan dönülsün, bu da bir erdemdir.

Sorun uza(tılır)rsa, gelecek yarıyılda EN TEMEL İNSAN HAKKI : SAĞLIKLI YAŞAM HAKKI konusunda bir dersin programa eklenmesini önerecek ve kabul görürse,
bu dersi Tıbbiyeli sorumluluğumuzla üstleneceğiz..

Yarın 1 Eylül…
Dünya Barış günü..
Üniversite yönetimine anımsatmak ve taze bir gül sunmak istedik..

Islak gül

Sevgi ve saygı ile.
31 Ağustos 2016, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com