Hiroşima ve Nagazaki Bombaları Aslında Kime Atıldı?

Lütfü KırayoğluKonuk yazar :
Lütfü Kırayoğlu
ADD Gn. Sekr. Yrd. / Elkt. Müh.

İkinci Dünya Paylaşım Savaşını bitirdiği söylenen atom bombasının Hiroşima’ya (6 Ağustos 1945), 3 gün sonra da Nagazaki’ye atılmasının üzerinden tam 75 yıl geçti. Aynı anda bu kadar çok insanın katledildiği ve bu kadar büyük yıkıma neden olan bir silahı insanlık ilk kez görüyordu. Dünya dehşet içindeydi. Zaten teslim olmak üzere olan Japonya daha fazla direnemedi ve İkinci Paylaşım Savaşı sona erdi.

Dünyanın gördüğü en kanlı savaşa son verdiği kanısıyla ve yaşanan korku ile ilk günlerde, esas olarak sivil halkı hedef alan bu büyük katliam tartışılmadı. 6 Ağustos 1945 günü önce Hiroşima ve 3 gün sonra Nagazaki’ye atılan bombaların esas hedefinin bütün insanlık, özellikle de ezilen Dünya ülkeleri ve halkları olduğu, aradan 3-5 yıl geçmeden anlaşıldı. 2. Paylaşım Savaşının saldırgan iki ülkesi, İtalya ve Almanya’nın teslim olmasından sonra savaş uzak doğuya kaymış, ABD-Japon savaşına dönüşmüştü. Japonya teslim olmak üzereydi ki, 6 Ağustos 1945 günü Japonya’nın Hiroşima kenti korkunç bir patlama ile sarsıldı. Dünya daha önce böylesine bir patlamaya tanık olmamıştı. Patlama ile birlikte, önce ışık, ardından ısı, nükleer radyasyon, basınç ve rüzgâr etkileri ile 80 bin kişi hemen öldü. Kısa süre sonra da bu rakam 140 bine çıktı. Patlamadan 50-60 yıl sonra süren etkilerle birlikte ölü sayısı 250 bini geçti.

Bu patlamadan 3 gün sonra, bu kez Nagazaki kentine, benzer bir bomba atıldı. Bu kentte de kısa süre içinde 74 bin kişi yaşamını yitirdi. Sonraki yıllarda radyasyon ve öbür etkilerle ölenleri de eklediğimizde, sayı 143 bine ulaştı.

Teslim olmak üzere olan Japonya’ya atılan 2 bomba, aslında salt Japon halkını teslim almak için atılmadı. Hiroşima’ya ilk bomba atıldığı anda bütün dünya halkları tehdide uğradı. Bombanın korkunç etkileri on yıllar boyunca konuşuldu. Çaresiz insanların başına gelen felaketi iyi niyet ve acıma duygusu ile anlatmak bile bombayı atan ABD’nin korku imparatorluğunu beslemeye hizmet etti. ABD’li askeri uzmanlar, bombayı atmak için etkisinin en çok olacağı, insanların en yoğun olarak dışarıda olacağı işe gidiş saatini seçmişti. Hiroşima kenti bombanın yıkıcı etkisinin en çok olacağı yerdi. Etkinin en yüksek olabilmesi için rüzgârın en uygun estiği an seçilmişti. Bir cerrahın hastasını yaşama döndürmek için göstereceği titizlik, yüz binlerce insanı öldürebilmek için gösterilmişti.

Atom çekirdeğini parçalamak için geceli gündüzlü çalışan bilim insanları da şaşkındı. Uranyum çekirdeğinden bir Frankeştayn yarattıklarını anladıklarında iş işten geçmişti. Bomba yalnızca Japon halkına değil, dünya halklarına atıldığı için propaganda gücü, yıkıcı gücünden çok olmuştu. Dünya on yıllarca bu propaganda ve dehşet dengesi üzerinde durmaya çalıştı. Bu korkunç silahın dehşeti ile yaşayanlar, bombaların atıldığı yerlerin bir de işgal edilmesi gerekeceğini, bunun da öyle kolay olmayacağını düşünmediler bile.

Ancak ezilen uluslar zaman içinde Atom bombasından korkmamayı öğrendiler. En güçlü atom silahları bile haklı mücadeleler karşısında etkisiz kaldı. İlk atom bombasının patlatılmasından 4 yıl sonra Çin Devrimi zafere ulaştı. Soğuk Savaş adı verilen baskı ve yıldırma ortamının yalan rüzgarı ile Kore’yi bölen bir savaşın acısı ülkemizi de vurdu.

Ancak Dünya halkları emperyalizme karşı direnen ulusların Atom tehdidine boyun eğmeyeceğini yaşayarak gördü. ABD’nin burnunun dibindeki Küba halkı zafere ulaştı. Vietnam’da Fransızlar tarafından başlatılan savaşı devralan ABD bu yoksul ülkede yeni silahlarını denedi. Vietnam’a atılan yüz binlerce ton bomba ve bir atom bombasının atılması olasılığı, Vietnam halkının mücadelesi karşısında etkisiz kaldı. Vietnam halkının mücadelesi Kamboçya ve Laos halklarının ulusal mücadelesini de etkileyerek zafere ulaştırdı.

Atom silahını kullanan saldırganlar nükleer kalıntılar nedeniyle bombanın atıldığı araziyi işgal edemedikleri gibi, bir enkaz ile karşı karşıya kalıyorlardı. Daha sonraları, sanayi alanlarını ve kentleri yıkılmadan ele geçirmek amacıyla Nötron bombasını keşfettiklerini açıkladılar. O da ezilen ulusların mücadelesini durduramadı. Emperyalizm, 2. Paylaşım Savaşından sonra sıcak savaş açtığı hiçbir ülkede zafere ulaşamadı. Bundan sonra da ulaşamayacak.

Zafer ezilen ülkelerin olacak!

Putin açıkladı: “Her yeri vurabiliriz”

Putin açıkladı: “Her yeri vurabiliriz

Rusya Savunma Bakanlığı, sesten hızlı (hipersonik), nükleer başlık taşıyabilme kapasitesine sahip yeni füzelerini ilk kez konuşlandırıldığını duyurdu. Devlet Başkanı Putin, bu füzelerle dünyada her noktayı vurabileceklerini öne sürdü.

Sozcu.com.tr
(AS: Bizim kapsamlı irdelememiz yazının altındadır..)

Son dakika… Putin açıkladı: Her yeri vurabilirizAvangard adlı sistemde yer alan süzülüş aracı, üzerine oturtulduğu kıtalararası balistik füzenin hızını ses hızının 27 katına kadar çıkartabiliyor. Devlet Başkanı Vladimir Putin, geliştirilen yeni tip silahın çağın ötesinde olduğunu belirterek, bu gelişmenin Sovyetler Birliği’nin 1957 yılında uzaya ilk uyduyu göndermesine eş olduğunu kaydetti.

  • Rusya’nın yeni kuşak nükleer silahlarının dünya üzerinde neredeyse her noktayı vurabileceğini söyleyen Putin,
  • ABD menşeli herhangi bir füze kalkanının da buna engel olamayacağını ifade etti.
Avangard sisteminin var olan ve geliştirilecek tüm füze savunma sistemlerini delip geçebilecek düzeyde olduğunu söyleyen Putin sözlerini şöyle sürdürdü:
  • “Bugün yeni ve yakın tarihimizde eşi benzeri olmayan bir duruma sahibiz.
  • Diğer ülkeler bizi yakalamaya çalışıyor.
  • Tek bir ülke bile, kıtasal menzile sahip sesten hızlı silahlar bir yana dursun,
    sesten hızlı silahlara dahi sahip değil.”
    ==============================
    Dostlar,

    SİLAHLANMA YARIŞI UYGAR İNSANLIĞA YAKIŞMIYOR..

    Yeniden “dehşet dengesi” mi kuruluyor Dünyada?
    2. Büyük Paylaşım Savaşının ardından ABD ve SSCB öncülüğünde kurulan NATO ve Warşova Paktları, dünyada neredeyse 45 yıl süren bir “nükleer caydırıcılık”  (Nuclear Deterrence) temelli derin bir kutuplaşmaya sürüklemişti.
    Devlet Başkanı Mihail Gorbaçev’in istifasıyla SSCB’nin dağılmasından sonra (25 Aralık 1991) ABD hegemonisinde tek kutuplu dünya kurulmuş oldu.
    V. Putin, Başbakan ve Devlet Başkanı olarak 17+ yıldır Rusya’yı eski gücüne eriştirmeye çabalıyor. 2018’de 2. kez seçildiği Başkanlık görevi 2024’e dek sürecek.
    Pek çok bakından çok da başarılı oldu. Rusya yükselme dönemi yaşıyor adeta. 2019’da 1,5 Tr $’ı aşan ulusal geliri ile dünyada 12. sıradadır.

  • Ancak bu son silah teknolojisi açıklaması ürkütücüdür!

    Nükleer silahsızlanma çabaları özlenen başarıya ne yazık ki ulaşmıştır ve Küremiz, kazananı olmayacak bir nükleer son tehlikesiyle yüz yüzedir. Nükler Kulüp üyesi ülkelerin sayısı 10’u bulmuştur. İsrail nükleer güç sahibidir. Pakistan öyledir, İran ve Hindistan adaydır. K. Kore başlıbaşına bir risk odağıdır. Nükleer arsenalin (cephaneliğin) %90’ı ABD elindedir ve 29 NATO üyesi ülke üzerinden Türkiye ve Almanya, Hollanda dahil nükleer silahlar konuşlandırılmıştır.

    2019’da 1,7 trilyon $ silahlanma gideri söz konusudur 88 trilyon toplam küresel gelir içinde (%2). ABD’nin 2020 savunma bütçesi 800 milyar Dolara çok yakın olup, tüm dünyadaki silahlanma giderlerinin yarısını tek başına yapmaktadır. 20 Trilyon dolar düzeyinde 2020 ulusal gelirinin (Dünya toplamı 86,5 Tr. $) %4’ünü savunma gideri olarak ayıran bir ülkedir ABD..

    Tek kutuplu ABD düzeni son 10 yılda Çin ve Rusya’nın yükselişi başta olmak üzere, Almanya ve AB tarafından deyim yerinde ise silkelenmektedir.

    Öte yandan, 16 Ekim 2019’da FAO tarafından açıklanan verilerle, dünyada 820+ milyon aç insan vardır. Bu insanların açlıktan kurtulmaları için günlük 2 $ gibi “minik” bir kaynak yeterlidir. Dolayısıyla 2 milyar dolar bile tutmayan bu kaynak, dünyanın toplam silahlanma gideri olan 1,7 trilyon doların 850’de 1’idir! 2030’a ertelenen “SIFIR AÇLIK” hedefi kabul edilemez, öne çekilmelidir, gelecek yıl dünyada tek bir AÇ İNSAN KALMAMALIDIR!

    Bu durum çok ağır, çelişkili, kabul edilemez ve sürdürülemez bir trajedidir..
    Bütün insanlık bu insanlık dışı dayatma ve kuşatmaya isyan etmelidir.
    İnsanlığın emeği, tartışılmaz bir öncelikle onun gönenci (refahı) ve erinci (huzuru) için harcanmalıdır.


    Çocuk başına 10 $ harcama ile her yıl 3,7 milyon çocuk ölümü önlenebilir.
    Aynı harcama ile 65 milyon çocuk ağır beslenme yetersiliği ürünü bodurluktan korunabilir.
    265 milyon kadında anemi (kansızlık) görülmeyebilir..

    0-5 yaş çocuklar tüm dünyada 600 m dolayında olup, yukarıdaki 3 hedefe erişmek için gerekli kaynak 6 milyar $ dolayındadır ve 2019 toplam küresel silahlanma giderinin %3,5’idir.

    Dolayısıyla, akçalı (mali) olarak erişimi olanaklı (affordable) gerçekçi hedefler söz konusudur.

  • Savaş değil; SAĞLIK – BARIŞ – PAYLAŞMA – DAYANIŞMA – BİLİM – SANAT – EĞİTİM – ÖZGÜRLÜK – ADALET… son çözümlemede insan mutluluğu, insanın bilgeleşerek kendini bulması ve aşması ereği ile kullanılmalıdır insan emeğinin ürünleri.

Bu yönde değerlerin insanlara aile içinden başlanarak okulda, toplumda… aşılanması, özlenen geleceğin kurulmasında başlıca yatırım olacaktır.

Politik önderlere, uluslararası kurumlara, akademiye, basına.. büyük ve tarihsel önemde kritik görevler düşmektedir bu bağlamda..
***

  • “İktisadi temelde PİYASACILIK ve siyasal düzlemde KÜRESELCİLİK, azgelişmiş ülkelerin iktisadi-siyasi istilası ve işgalidir.
  • Buna karşılık memleketlerin yapabilecekleri şey açıktır: İktisadi temelde PLANLAMACILIK ve siyasal düzlemde BAĞIMSIZLIK.

    Bu, tekellerin ileri sürdükleri üzere ‘dünyadan kopma‘ ve ‘içe kapanma‘ değildir. Bu, emperyalizme karşı çıkma, sömürgeleşme sürecinden kopma ve dünyanın ¾’ünden daha büyük bir bölümünde yaşayan Güneyin İnsanları’na açılma demektir.”

    Yukarıdaki değerlendirme, Venezuela’nın Ankara Büyükelçiliği yapmış Prof. KALDONE G. NWEIHED‘indir. (KÜRESELLEŞME : İKİ YÜZE BİR MASKE, Çev. B.T. Gürel, Memleket Yayınları, ISBN: 978-9944-5435-1-4, 2006)

    Emperyalizm ve kapitalizm insanlığın 2 başdüşmanıdır ve bunlar yok edilmedikçe yeryüzünde insana rahat yoktur. Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün çok uyarıcı sözleridir :

    • Bizi yutmak isteyen kapitalizm ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı savaşımı MESLEK edinmiş insanlarız..

      Sevgi ve saygı ile. 28 Aralık 2019, Ankara

      Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
      Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
      Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
      www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Tayyip Bey’in B ve C planları ne? 

Tayyip Bey’in B ve C planları ne?

Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İlk bakışta inanılmaz olsa da yaptığım küçük araştırma sonunda gördüm ki sandığa gitmeye dört haftadan bile az zaman kaldığı şu günlerde dahi 24 Haziran günü, Cumhurbaşkanlığı’nın yanı sıra bir de yasama seçimleri yapılacağını çoğu kişi hâlâ bilmiyor. Aynı anda başlayacak olan bu iki seçimin “yürütmenin başı” Cumhurbaşkanı ile artık ne kadar yasama yetkisi kalmış ise Meclis’in ayrı çoğunluklardan oluşmasıyla çelişkili sonuçlar vermesi mümkündür. 
Cumhurbaşkanı Tayyip Bey, büyük tepkilere yol açan ünlü Londra gezisi sırasında, Bloomberg TV’den Guy Johnson’un, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, kendisine muhalif bir Meclis ile karşı karşıya kalması halinde ne yapacağı sorusu üzerine şu yanıtı vermiş: 
Yani A planı, B planı, C planı bütün bunlar tabii ki olacaktır
Önce bir noktayı vurgulayalım. Benzer durumla, klasik başkanlık rejiminin uygulandığı ABD’de çok karşılaşılmıştır. Kongre ile ayrı çoğunluktan olan “Başkan”lara bu durumda “Topal Ördek” denir. Daha değişik “Başkancı” sistemin uygulandığı şu andaki Fransız sisteminde de yürütme yetkisini paylaşan cumhurbaşkanı ile başbakanın ayrı çoğunlukta olmaları durumu, iki kez ülkenin olgun demokrasi geleneği sayesinde “cohabitation” diye adlandırılan uygulama ile çözülmüştü. 
Tabii bizim kendine özgü Reis sistemimiz ne ABD ne Fransa’daki duruma benzer. 
Zaten bizim “Reis”imiz de “topal ördek”liğe asla rıza göstermez.
***
Aslında, bizim kendine özgü “Reis sistemi”mizde Cumhurbaşkanı lehine yasama ve yürütmeyi denetleme yetkisi hepten elinden alınmış olan, Meclis karşısında, anayasanın 104. maddesinde öngörülen Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle iktidarın sürdürülmesi mümkündür. 
Ama bizim ne ABD’ye ne de Fransa’ya tam olarak benzeyen kendine özgü Reis sistemimiz dizayn edilirken yine 104. maddeye şöyle bir hüküm konulmuştur: 

  • “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır.” 

Sınır tanımayan iktidar algısı böyle bir kısıtlanmayı kabul edemeyeceğine göre, doğrusu Tayyip Bey’in bu durumda B ve C planlarının ne olduğu kadar öbür Cumhurbaşkanı adaylarının da bu konuyu kendisine neden sormadıklarını çok merak ediyorum. Gerçekten de şimdiye dek soruyu soran olmadı. 
Benzer durum 2015 seçimlerinde olmuş ve Tayyip Bey Cumhurbaşkanı iken o yılın haziran ayında yapılan parlamento seçimlerinde AKP çoğunluğu yitirmişti. Kendisini cumhurbaşkanı seçen milli iradeye fevkalade saygısı olan Tayyip Bey, bu kez kendi istediği çoğunluğu seçmeyen milli iradeyi, “ben milli iradeye milli irade demem, istediğimi seçmeyince” diyerek o zamanki anayasanın bugün değişmiş olan 116. maddesini zorlayarak, yeniden seçime gidilmesine ön ayak olmuştu.
***
Yalnız Tayyip Bey’in, çocukların saklambaç oyununda yaptıkları gibi, bu kez de “çanak çömlek patladı!” diyerek beğenmediği Meclis çoğunluğunu değiştirmek için sandıkları yeni baştan kurdurması halinde, yine anayasanın 104. maddesinde öngörüldüğü üzere, Cumhurbaşkanlığı seçiminin de yenilenmesi gerekmektedir. 
Bu durumda seçmenin “çanak çömlek patladı(!)”ya, “sayım suyum yok arkadaş(!)” cevabını vererek Meclis yerine, Cumhurbaşkanı’nı değiştirmeye kalkması ve “yürütmenin başı”nın Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olması da hiç olasılık dışı değildir. 
Bütün bu hususları da düşününce, sayın adayların, içinden hiç değilse birinin çıkıp da Tayyip Bey’e “gerçekten, B ve C planlarınız nedir” diye neden sormadığını doğrusu çok merak ediyorum.
======================================
Dostlar,

Demokrasilerde hiçbir parti sürgit iktidarda kalamaz

Sayın Ali Sirmen Cumhriyet‘in en seçkin ve en kıdemli yazarlarındandır.
Kendisinin ufuk açıcı, nitelikli yazılarından hep öğrenmekteyiz.

Biz de Erdoğan’ın bu planlarının ne olduğunun Erdoğan’a sorulmasının yerinde olacağı kanısındayız; ancak yararlı olacağı kanısında değiliz. Nedeni açık, Erdoğan bu soruyu açıklıkla yanıtlamayacaktır. Dahası, açıklama zorunluğu yoktur.

Ne var ki, gerçekten demokratik değerleri özümsemiş bir siyasetçinin böylesine gizemli ve yaygın deyimiyle “dosta güven düşmana korku salan” iki ucu açık söylemler yerine net – saydam – tutarlı ve her durumda demokratik hukuk içinde olması – kalması beklenir.

Dolayısıyla Erdoğan kamuoyunu tedirgin edip ikirciklendirecek söylemler kullanmamalıdır. Londra’da Bloomberg TV’de kurduğu bu tümce için de bir açıklama getirmeli ve kamuoyuna güvence vererek;

  • …Elbette her ne planımız varsa hepsi hukuk, demokrasi, hakkaniyet, adalet, dürüstlük, erdem… içindedir… içerikli bir tümce kurmalıdır.

Artık bu sözcükler – değerler kendisi ve partisi ile ne denli yakın olabiliyor ise; son 15,5 yıllık yaşananların ışığında / karanlığında – deneyiminde…

Sanırız – umarız bu açıklanmayan planlar, 24 Haziran gecesi ve / veya 8 Temmuz gece yarısı bir seçim hilesi yapılırsa, doğacak ortamın “dehşet dengesi“ne dayandırılmıyor olsun..

Bu kez 16 Nisan kirli halkoylaması gibi olmaz, olamaz!

Bu kez 2015 Haziran seçimlerinin beğenilmeyip araya bir kanlı terör parantezi açılarak “Varanki kurgularıylakara propaganda yöntemleriyle halkın korkutulmasıyla yitirilen oyları geri toplamaya benzemez..

Ülke yangın yeridir ve insanlar 15,5 yıldır artık deneme – yanılma ile, görüp – yaşayarak bu partinin içyüzünü öğrenmişlerdir. En küçük bir hileye toplumun zerrece tahammülü yoktur ve buna vargücüyle engel olmaya çabalayacaktır. Bu yalınkat gerçek, AKP = RTE‘yi gerçek anlamda “cay – dır – ma – lı – dır“.. İçtenlikle ve serinkanlılıkla sonuçları içlerine sindirmeye hazırlanmalı örgütlerini de bu doğrultuda yönlendirmelidir. Herkes için “en hayırlı” davranış budur.

Dolayısıyla başta AKP, hiçbir kurum – kesim – örgüt – devlet…. 24 Haziran ve / veya 8 Temmuz oylamalarına HİLE KATMAYA ASLA NİYET ETMEMELİDİR!

Halkın istencine saygı duyulmalıdır. AKP ve Erdoğan, sonuçları içlerine sindirmeye hazırlanmalıdır. AKP’nin muhalefete düşmesi bu parti için de uygun olur. Demok-rasi terbiyesi edinilir. Erdoğan bir süre dinlenerek kendini toparlar. İçine sürük-lendiğimiz çok yönlü ağır bunalımı onarmaya çalışan siyasal kadrolar kaçınılmaz olarak yıpranır. AKP = RTE de muhalefet eder ve gelecek seçimleri kazanabilir.

  • Demokrasilerde hiçbir parti sürgit iktidarda kalamaz;
    bu çok temel bir “oyun” kuralıdır.

AKP = RTE iyi – kötü seçimle gelmişlerdir ve seçimle gitmelidirler.. İleride gene seçim kazanabilirler.. Başka hiçbir zorlama seçenek hiç kimsenin B, C, D… planlarında yer almamalıdır. Türkiye, birilerinin siyasal hırslarına kurban edilemez. Suç işleyenler ise mutlaka bağımsız – yansız yargıda elbette hesap vermelidir. AKP = RTE‘nin bu yönde korkusu – kaygısı yok ise bu ne telaş!?

Son çözümlemede; önümüzdeki seçimler son derece önemli olmak üzere, Türkiye için bir ölüm – kalım sorunu değildir. Türkiye kaç bin yılın kadim devletidir, son derece ciddi birikimi – özgücü (potansiyeli) vardır. Seller akar, kayalar ve kumlar kalır, ülkemiz ve ulusumuz yoluna devam eder;

  • Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek payidar kalır..

Çoooook iyi bilindiği gibi Büyük ATATÜRK‘ün hedefe atılmış asla şaşmaz ve asla geri döndürülemez hedefidir bu.. Ve Türk ulusunun ezici çoğunluğu bu gerçeğin bilincindedir; yeri ve zamanı geldiğinde gereği ne ise kesinkes yapar, yapacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 29 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

HİROŞİMA ve NAGASAKİ VAHŞETİNİN 70. YILI


HİROŞİMA ve NAGASAKİ VAHŞETİNİN 70. YILI

Dostlar,

Geçtiğimiz yıl paylaştığımız dosyayı yeniden bilgiye sunuyoruz…

HIROSIMA_ve_NAGASAKI_VAHSETININ_67._Yili_06.08.2012

Sevgi ve saygı ile.
7 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Aşağıda erişkesi verilen doyanın da incelenmesi dileğimizdir.

http://ahmetsaltik.net/2015/08/06/hirosima-ve-nagazaki-faciasinin-70-yildonumunde-nukleer-cagin-kisa-dokumu/

========================================

2015, yani 70. yıl için güncelleme…

  • “Fukuşima nükleer güç santralinde görev yapan 1.400 çalışandan 1.350’si tahliye edildi. Sızıntıyı  % 90’ın üzerinde. Ölümü göze alan 50 görevli şimdiden Japonya’da kahraman ilan edildi  50 Japon çalışan, buna gönüllü oldu.”

HIROSIMA_ve_NAGASAKI_VAHSETININ_67._Yili_06.08.2012

Dostlar,

Bu gün, Hiroşima’ya 15 kilotonluk (15 bin ton dinamite eşdeğer), günümüz ölçülerine göre, ironik bir anlatım ile “bebek” sayılabilecek dünyanın ilk atom bombasının atılmasının 69. yılı..

Japonya güya teslim olmadı diye, 3 gün sonra bir de Nagasaki’ye..

Yüzbinlerce insanın saniyeler içinde eriyerek ölmesi ve yeryüzünün gelmiş geçmiş
belki de en büyük trajedisi.. Yıkıcı etkileri kuşaklar boyu süren, sürecek olan..

Yazımızı paylaşıyoruz..

Bir de,

Radyasyon_ve_Toplum_Sagligi_2011

başlıklı bir power point (pdf formatlı) sunumumuz sitemizde..
179 yansı, çok kapsamlı,, 07 Mayıs 2011 günü Ankara İTÜ Evi’nde çağrı üzerine sunmuştuk.. Onu da birlikte gözden geçirmenizi önermek isteriz..

Yeni bir küresel ahlak ve felsefe gereksinimi vazgeçilmez kerteye erişti.
İnsanlık, bu idealini elbet bir gün gerçekleştirecek. Tarihin pusulası hep ileriye dönük..

Eğer önemli bir aksilik olmaz, nükleer kaza ya da savaşa Gezegenimiz kurban gitmezse.

Ders almamız için en son canlı örnek 11 Mart 2011, Fukuşima faciası.
Felaket sonucu 20 bin kişi öldü veya kayboldu. Afet sonucu bölgede çıkan nükleer bunalım (kriz) ve radyasyon sızıntısı, yaklaşık yüz bin kişiyi evlerini terk etmeye zorladı. İşletici şirket TEPCO, 9 milyar $ ödence (tazminat) için kaynak arıyor. Uzun yarı ömürlü radyoaktif izotopların etkileri kuşaklar boyu sürebilecek. Orta ve uzun erimde
ortaya çıkacak kanser artışlarını acıyla izleyeceğiz.

NET istemimiz                      :

Türkiye nükleer güç santrali yapımından vazgeçmeli. Yalnızca elektrik hatlarındaki kaçak ve yitikleri önlemek, yapılması düşünülen 2 santralin üreteceği enerjiye denk.
10 ampulden 1’ini söndürmek de yakın düzeyde tasarruf sağlıyor.

– Tasarruflu yaşam,
– her aileye 1 çocuk,
– toplu taşıma,
– bisiklete binme,
– bina mimarisini iyileştirme,
– rüzgar ve güneş enerjisi başta, yenilenebilir kaynaklar..
– …..

bunlar.. yeterli.

Japon halkına esenlik diliyor, azılarını paylaşıyoruz.
Bombalama buyruğunu veren ABD Başkanı Henry Truman’ın ölçüsüz
insanlık suçunun kaldırılamaz utancını sorumluların yüzüne çarpıyoruz.

(Bu arada ülkemizdeki şehitlerin yangını da yüreğimizi kavuruyor; 5 Ağustos 2012)

Bu yakıcı sorunu da sitemizde işleyeceğiz.

Hemen söyleyelim ki; şehitlerin sorumlusu iktidardır!

Sevgi ve saygı ile.
6.8.14, Tokat

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net