Tayyip Bey’in B ve C planları ne? 

Tayyip Bey’in B ve C planları ne?

Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İlk bakışta inanılmaz olsa da yaptığım küçük araştırma sonunda gördüm ki sandığa gitmeye dört haftadan bile az zaman kaldığı şu günlerde dahi 24 Haziran günü, Cumhurbaşkanlığı’nın yanı sıra bir de yasama seçimleri yapılacağını çoğu kişi hâlâ bilmiyor. Aynı anda başlayacak olan bu iki seçimin “yürütmenin başı” Cumhurbaşkanı ile artık ne kadar yasama yetkisi kalmış ise Meclis’in ayrı çoğunluklardan oluşmasıyla çelişkili sonuçlar vermesi mümkündür. 
Cumhurbaşkanı Tayyip Bey, büyük tepkilere yol açan ünlü Londra gezisi sırasında, Bloomberg TV’den Guy Johnson’un, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, kendisine muhalif bir Meclis ile karşı karşıya kalması halinde ne yapacağı sorusu üzerine şu yanıtı vermiş: 
Yani A planı, B planı, C planı bütün bunlar tabii ki olacaktır
Önce bir noktayı vurgulayalım. Benzer durumla, klasik başkanlık rejiminin uygulandığı ABD’de çok karşılaşılmıştır. Kongre ile ayrı çoğunluktan olan “Başkan”lara bu durumda “Topal Ördek” denir. Daha değişik “Başkancı” sistemin uygulandığı şu andaki Fransız sisteminde de yürütme yetkisini paylaşan cumhurbaşkanı ile başbakanın ayrı çoğunlukta olmaları durumu, iki kez ülkenin olgun demokrasi geleneği sayesinde “cohabitation” diye adlandırılan uygulama ile çözülmüştü. 
Tabii bizim kendine özgü Reis sistemimiz ne ABD ne Fransa’daki duruma benzer. 
Zaten bizim “Reis”imiz de “topal ördek”liğe asla rıza göstermez.
***
Aslında, bizim kendine özgü “Reis sistemi”mizde Cumhurbaşkanı lehine yasama ve yürütmeyi denetleme yetkisi hepten elinden alınmış olan, Meclis karşısında, anayasanın 104. maddesinde öngörülen Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle iktidarın sürdürülmesi mümkündür. 
Ama bizim ne ABD’ye ne de Fransa’ya tam olarak benzeyen kendine özgü Reis sistemimiz dizayn edilirken yine 104. maddeye şöyle bir hüküm konulmuştur: 

  • “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır.” 

Sınır tanımayan iktidar algısı böyle bir kısıtlanmayı kabul edemeyeceğine göre, doğrusu Tayyip Bey’in bu durumda B ve C planlarının ne olduğu kadar öbür Cumhurbaşkanı adaylarının da bu konuyu kendisine neden sormadıklarını çok merak ediyorum. Gerçekten de şimdiye dek soruyu soran olmadı. 
Benzer durum 2015 seçimlerinde olmuş ve Tayyip Bey Cumhurbaşkanı iken o yılın haziran ayında yapılan parlamento seçimlerinde AKP çoğunluğu yitirmişti. Kendisini cumhurbaşkanı seçen milli iradeye fevkalade saygısı olan Tayyip Bey, bu kez kendi istediği çoğunluğu seçmeyen milli iradeyi, “ben milli iradeye milli irade demem, istediğimi seçmeyince” diyerek o zamanki anayasanın bugün değişmiş olan 116. maddesini zorlayarak, yeniden seçime gidilmesine ön ayak olmuştu.
***
Yalnız Tayyip Bey’in, çocukların saklambaç oyununda yaptıkları gibi, bu kez de “çanak çömlek patladı!” diyerek beğenmediği Meclis çoğunluğunu değiştirmek için sandıkları yeni baştan kurdurması halinde, yine anayasanın 104. maddesinde öngörüldüğü üzere, Cumhurbaşkanlığı seçiminin de yenilenmesi gerekmektedir. 
Bu durumda seçmenin “çanak çömlek patladı(!)”ya, “sayım suyum yok arkadaş(!)” cevabını vererek Meclis yerine, Cumhurbaşkanı’nı değiştirmeye kalkması ve “yürütmenin başı”nın Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olması da hiç olasılık dışı değildir. 
Bütün bu hususları da düşününce, sayın adayların, içinden hiç değilse birinin çıkıp da Tayyip Bey’e “gerçekten, B ve C planlarınız nedir” diye neden sormadığını doğrusu çok merak ediyorum.
======================================
Dostlar,

Demokrasilerde hiçbir parti sürgit iktidarda kalamaz

Sayın Ali Sirmen Cumhriyet‘in en seçkin ve en kıdemli yazarlarındandır.
Kendisinin ufuk açıcı, nitelikli yazılarından hep öğrenmekteyiz.

Biz de Erdoğan’ın bu planlarının ne olduğunun Erdoğan’a sorulmasının yerinde olacağı kanısındayız; ancak yararlı olacağı kanısında değiliz. Nedeni açık, Erdoğan bu soruyu açıklıkla yanıtlamayacaktır. Dahası, açıklama zorunluğu yoktur.

Ne var ki, gerçekten demokratik değerleri özümsemiş bir siyasetçinin böylesine gizemli ve yaygın deyimiyle “dosta güven düşmana korku salan” iki ucu açık söylemler yerine net – saydam – tutarlı ve her durumda demokratik hukuk içinde olması – kalması beklenir.

Dolayısıyla Erdoğan kamuoyunu tedirgin edip ikirciklendirecek söylemler kullanmamalıdır. Londra’da Bloomberg TV’de kurduğu bu tümce için de bir açıklama getirmeli ve kamuoyuna güvence vererek;

  • …Elbette her ne planımız varsa hepsi hukuk, demokrasi, hakkaniyet, adalet, dürüstlük, erdem… içindedir… içerikli bir tümce kurmalıdır.

Artık bu sözcükler – değerler kendisi ve partisi ile ne denli yakın olabiliyor ise; son 15,5 yıllık yaşananların ışığında / karanlığında – deneyiminde…

Sanırız – umarız bu açıklanmayan planlar, 24 Haziran gecesi ve / veya 8 Temmuz gece yarısı bir seçim hilesi yapılırsa, doğacak ortamın “dehşet dengesi“ne dayandırılmıyor olsun..

Bu kez 16 Nisan kirli halkoylaması gibi olmaz, olamaz!

Bu kez 2015 Haziran seçimlerinin beğenilmeyip araya bir kanlı terör parantezi açılarak “Varanki kurgularıylakara propaganda yöntemleriyle halkın korkutulmasıyla yitirilen oyları geri toplamaya benzemez..

Ülke yangın yeridir ve insanlar 15,5 yıldır artık deneme – yanılma ile, görüp – yaşayarak bu partinin içyüzünü öğrenmişlerdir. En küçük bir hileye toplumun zerrece tahammülü yoktur ve buna vargücüyle engel olmaya çabalayacaktır. Bu yalınkat gerçek, AKP = RTE‘yi gerçek anlamda “cay – dır – ma – lı – dır“.. İçtenlikle ve serinkanlılıkla sonuçları içlerine sindirmeye hazırlanmalı örgütlerini de bu doğrultuda yönlendirmelidir. Herkes için “en hayırlı” davranış budur.

Dolayısıyla başta AKP, hiçbir kurum – kesim – örgüt – devlet…. 24 Haziran ve / veya 8 Temmuz oylamalarına HİLE KATMAYA ASLA NİYET ETMEMELİDİR!

Halkın istencine saygı duyulmalıdır. AKP ve Erdoğan, sonuçları içlerine sindirmeye hazırlanmalıdır. AKP’nin muhalefete düşmesi bu parti için de uygun olur. Demok-rasi terbiyesi edinilir. Erdoğan bir süre dinlenerek kendini toparlar. İçine sürük-lendiğimiz çok yönlü ağır bunalımı onarmaya çalışan siyasal kadrolar kaçınılmaz olarak yıpranır. AKP = RTE de muhalefet eder ve gelecek seçimleri kazanabilir.

  • Demokrasilerde hiçbir parti sürgit iktidarda kalamaz;
    bu çok temel bir “oyun” kuralıdır.

AKP = RTE iyi – kötü seçimle gelmişlerdir ve seçimle gitmelidirler.. İleride gene seçim kazanabilirler.. Başka hiçbir zorlama seçenek hiç kimsenin B, C, D… planlarında yer almamalıdır. Türkiye, birilerinin siyasal hırslarına kurban edilemez. Suç işleyenler ise mutlaka bağımsız – yansız yargıda elbette hesap vermelidir. AKP = RTE‘nin bu yönde korkusu – kaygısı yok ise bu ne telaş!?

Son çözümlemede; önümüzdeki seçimler son derece önemli olmak üzere, Türkiye için bir ölüm – kalım sorunu değildir. Türkiye kaç bin yılın kadim devletidir, son derece ciddi birikimi – özgücü (potansiyeli) vardır. Seller akar, kayalar ve kumlar kalır, ülkemiz ve ulusumuz yoluna devam eder;

  • Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek payidar kalır..

Çoooook iyi bilindiği gibi Büyük ATATÜRK‘ün hedefe atılmış asla şaşmaz ve asla geri döndürülemez hedefidir bu.. Ve Türk ulusunun ezici çoğunluğu bu gerçeğin bilincindedir; yeri ve zamanı geldiğinde gereği ne ise kesinkes yapar, yapacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 29 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Onur Öymen : “Türkiye’nin kozları çok kuvvetli”

Dostlar,

Sayın Onur Öymen‘den aşağıdaki e-iletiyi aldık ve paylaşmak istiyoruz..
Kendisine çok teşekkür ederek.. Hem engin ve çok değerli birikimi hem de paylaşma enerjisi için..

Sevgi ve saygı ile. 27 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
*****

Bugünkü Milliyet gazetesinde Tunca Bengin’in “Türkiye’nin kozları çok kuvvetli” başlığıyla yayınlanan ve benim görüşlerime de yer veren yazının metni aşağıdadır.

Saygılar, sevgiler. 26.02.2018

Onur Öymen

Türkiye güney sınırlarını terör örgütlerinden koruma kararlılığını tüm dünyaya gösterdi, gösteriyor. Hedef dün El Bab’dı, bugün Afrin, yarın Menbiç, sonrası da Fırat’ın doğusu. Yani ülkenin bekasına yönelik tehdit ortadan kalkana kadar terörist temizliğine devam. O bakımdan kimse sınırınızı niye koruyorsunuz diyemez Türkiye’ye. Nitekim diyemiyor da… Ancak Türkiye’nin bu haklı mücadelesini engellemeye ya da uluslararası kamuoyunda farklı bir algı yaratmaya dönük ‘siviller öldürülüyor’ gibisinden kara propaganda, alçaklık diz boyu. Üstelik de söze geldi mi “terörle mücadele” diyen ama gerçekte eli kanlı teröristlere kol kanat gerenler ve onların maşaları tarafından. O nedenle de sahada ve masada gösterilen kararlılığın yanı sıra kamu diplomasisinde de daha aktif olmak gerekiyor. Özellikle de Türkiye’nin defalarca (AS: kezlerce) uyarılarına rağmen terör örgütü YPG/PKK’yla ilişkisini sürdüren sözde müttefik ABD’nin gerçek yüzünü anlatmak açısından. Ki bu noktada da Türkiye’nin elinde fazlasıyla koz var. Bunların bazılarını emekli Büyükelçi Onur Öymen sıralıyor:

“İnsan Hakları Örgütü’nün PYD ile ilgili raporu var. Bir heyet yollamışlar, fotoğraflar da çekmişler o raporda diyor ki; PYD işgal ettikleri birçok köyde evlerin tamamını yakmış, yıkmış ve böylelikle orada oturanların bir daha evlerine dönmelerini imkansız hale getirmiş. Bu uluslararası insani hukuk açısından bir suçtur ve bir savaş suçudur diyor. Bu çok önemli bir nokta ama bunu hiç kullanmıyoruz, oysa bunu kullanmak lazım. Kullansanız çok etkili bir silah PYD’yi savunanlara karşı.

ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, PYD ile PKK’nın içiçe olduğunu söylüyor. PYD’yi Kandil Dağı’nda PKK kurdu diyor. Osman Öcalan’ın bu konudaki sözlerine atıfta bulunuyor. Yine ABD Kongresine sunulan İstihbarat Komitesi’nin raporunda PKK ile PYD işbirliği içinde deniliyor. İngiliz Avam Kamarası’nda da açıklandı bunların bağları aynı şekilde. Yani bir başka kozumuz da bu bizim.”

Uluslararası platformda bu kozların etkili bir şekilde kullanılması gerektiğini belirten Öymen, devam ediyor:

“Her birinin konuşulacağı yer var. Mesela NATO Anlaşmasının 4. maddesine göre terör saldırısına falan muhatap kaldıysanız NATO Konseyini toplantıya çağırabilirsiniz.

  • Herkesin içinde bir terör örgütüyle işbirliği yaptığı için ABD nasıl savunabilir kendisini?

ABD’nin şu anda yaptığını dünya kamuoyu önünde savunmak mümkün değil yeter ki bütün insanlara anlatılsın. Kamuoyunun önünde kendinizi savunacak durumda değilseniz güç duruma düşersiniz, ister ABD olsun, ister başka bir ülke olsun.”

NATO’nun duyarsızlığını ve buna dönük tepkilerini Türkiye kezlerce dile getirdi, getiriyor zaten?

“Evet ama bizim hakkımız var, NATO’nun 4. maddesi gereği Konseyi toplantıya çağırabiliriz. O Konseyi toplantıya çağıracaksınız herkesin içinde anlatacaksınız oradaki gerçekleri, bakın ABD’nin terör örgütüyle işbirliği yaptığının kanıtları da bunlar diyeceksiniz. Bütün mesele kozlarımızı etkin bir şekilde kullanmak ve bunu yaparken yüksek sesle konuşmayacaksınız. Özde kararlı, üslupta yumuşak olacaksınız. Tezleriniz o kadar kuvvetli ki…”

İçişleri Bakanlığı TTB için harekete geçti

İçişleri Bakanlığı TTB için harekete geçti

(AS: Bizim irdelememiz yazının altındadır…)
İçişleri Bakanlığı, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacak.

‘Savaşa hayır’ dedikleri için AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hedef gösterilen Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri hakkında, İçişleri Bakanlığı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacak.

Bakanlık, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri hakkında, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) başlattığı Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekâtı’na ‘savaş’ değerlendirmeleri yaptığı” iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılmasını talep edeceklerini açıkladı.
*****
Erdoğan’ın hedefindeki TTB’den 7 maddelik açıklama

‘Savaşa hayır’ dedikleri için AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tepki gösterilen Türk Tabipleri Birliği (TTB) 7 maddelik bir açıklama yaptı. ‘Şavaş karşıtı’ bir bildiri yayınladıkları için AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bugünkü konuşmasında hedef alınan TTB, 7 maddelik bir yazılı açıklama yaptı. TTB’nin açıklaması şöyle:

1. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi 24 Ocak 2017 Çarşamba günü kamuoyuna bir açıklama yapmıştır.
2. Açıklamayı izleyen iki gün içinde tarafımıza farklı tepkiler ulaşmıştır. Açıklamamızı olumlayan ve destekleyen bir çok geri bildirimin yanında, metinde yer almayan ifadeler eklenerek hedef gösteren ve adeta bir lince davetiye çıkaran söylemler ve tehditler de söz konusudur.
3. TTB Merkez Konseyi gerek hekimlerin gerekse de vatandaşlarımızın tepkilerini dikkatle dinlemektedir.
4. Öncelikle tekrarlanması gereken TTB Merkez Konseyi’nin açıklaması halen sınır ötesinde bulunan çocuklarımızı, onların ana, baba ve yakınlarını da gözeterek, büyük bir özenle, hiçbir insana hürmetsizlik etmeyen bir üslupla kaleme alınmıştır. Orada görevli bulunan insanlar tepki gösterenler kadar bizim de canımızdır. TTB Merkez Konseyi bu anlamda kendisi hakkında yapılan çarpıtmaları reddetmektedir.
5. TTB Merkez Konseyi bu süreçte bir hekim birliği tutumu ve sorumluluğuyla görüşlerini ifade etmiştir. Savaş, çatışma, terör operasyonu ve benzeri durumlarla ilgili hekimlik değerleri ve yıllar boyunca geliştirilen tutum bildirgeleri hiçbir farklı yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. TTB Merkez Konseyi’nin 24 Ocak tarihli açıklaması bütünüyle bu birikime sadık kalarak yapılmıştır.
6. Yukarıdaki gerçeklere rağmen tepkilerin kimi provokatif saldırılara da meydan verecek çağrılara, hedef göstermelere dönüştüğünü üzülerek duyuyor, görüyor, yaşıyoruz.
Son olarak devletin en yetkili makamlarının açıkladıkları görüşler kimileri için
TTB Merkez Konseyi’nin hedef olarak algılanması tehlikesini de içermektedir.
7. TTB Merkez Konseyi bu bilgiler ışığında, kamu otoritesine herkesin can güvenliğini güvence altına alacağı ve hiç kimseyi dışlamadan görüşlerini ifade edebileceği
bir ortamı tesis etme görevini yerine getirme sorumluluğunu hatırlatır; bu vesileyle
özgür, demokratik ve barış içinde bir Türkiye ve dünya özlemimizi bir kez daha paylaşırız.
*********

Erdoğan’ın TTB çıkışına hukukçulardan tepki:
‘Bu bir susturma politikası’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Savaşa hayır’ açıklamalarına yönelik “Bu terörist sevicilerin, bugüne kadar biz, ‘barışa evet’ dediklerini de pek duymadık. Zaten bunların barışla filan alakası yok” tepkisini gösterdi. Hukukçular Erdoğan’ın bu çıkışını değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Savaşa hayır’ açıklamalarına yönelik “Bu terörist sevicilerin, bugüne kadar biz, ‘barışa evet’ dediklerini de pek duymadık. Zaten bunların barışla filan alakası yok” tepkisini gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin genel merkezinde düzenlenen 121. genişletilmiş il başkanları toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, “Zor bir coğrafyada ve çok kötü hava şartlarında icra edilen operasyonumuzda en küçük bir aksaklık olmadığını, bir sıkıntı olmadığını bizzat yerinde görmekten ayrıca memnuniyet duydum. Çok yakın bir zamanda terör örgütü adeta kıpırdayamaz hale getirilecektir. Çocukları ve kadınları öne atarak, yerleşim yerlerindeki operasyonlarımızı yavaşlatmaya çalışıyorlar.” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, barış çağrısı yapan Türk Tabipleri Birliği’ne yönelik sert tepkisini değerlendiren hukukçular, “Bu bir susturma politikası” dedi. Hukukçuların görüşleri şöyle:

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Yaman Akdeniz     :

Bu olay başladığından beri savaş karşıtı olan, süreçle ilgili görüşlerini bildiren herkes bu tip eleştirilere maruz kalıyor. Bunun Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyor olması daha da düşündürücü. Buradaki amaç muhalif kesimlerin en sert eleştirilerle susturulmaya çalışılmasıdır. TTB veya savaşa karşı görüşlerini açıklayanların ise gözaltına alınmalarını, soruşturulmalarını izliyoruz. Siyasiler tarafından verilen mesaj devletin eleştirilmemesi, bu konuda konuşulmaması. Bu demokratik toplumlarda kabul edilemez. Siyasilerin her fırsatta tüm medyayı kullanarak cevap vermeleri mümkün iken muhaliflerin böyle bir şansı yok. 2-3 gazete, 1-2 TV kanalı ve sosyal medya üzerinden düşüncelerini ifade edebiliyorlar. Hükümete ters düşecek bir şey söylendiğinde düşmanca bir tavırla karşı karşıya kalıyorlar. Akademisyenler de aynı süreçten geçti. Bu bir susturma politikası. Dondurucu etki yaratmaya çalışıyorlar.
Konu hakkında konuşmaya korkuyor insanlar.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi
Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak    :

– Savaş hukuku açısından “terörle savaş” diye bir kavram yok.
Uluslararası nitelik taşıyan ve taşımayan çatışmalar var.
– Bir çatışmaya girdiğinizde uymanız gereken kurallar vardır.
  “Silahlı çatışma değil” diyorsanız insan hakları hukukunu uygulamak zorundasınızdır.
“Bu savaş değil” deniyorsa insan hakları hukukunun uygulanması gerekli.
– “Orası egemenlik alanım değil bu yüzden uygulamam” deniliyorsa
  silahlı çatışma hukukunu uygulamak zorundasınız.
Savaş tabirini kullandığınız zaman da silahlı çatışma hukukunu uygulamak zorundasınız.
Bunu uyguladığınız zaman da “barış” tabiri kullanılabilir, davranışlarınız da sorgulanabilir.
En doğru savaşı yapıyorsanız bile buna uymak zorundasınız.
– Savaş tabirinden rahatsız iseniz insan hakları hukukuna uygun davranmak zorundasınız.

Eski İstanbul Baro Başkanı Turgut Kazan   :

Erdoğan’ın The Post filmini izlemesini öneriyorum.
Her durumda ulusal çıkarlar ifade özgürlüğü ile sağlanır
.
TTB’nin yaklaşımı hekim gözüyle yaklaşımdır.
Buna bile hoşgörü yoksa zaten dünyanın en iyi demokrasisine sahip olduğumuzu gösterir (!).
=====================================
Dostlar,

ERDOĞAN AFRİN’de UÇAN KUŞA BİLE MUHALİF; TTB’ye de!

Bu konu bağlamında web sitemizde 2 makalemizi yayımladık :

1. ERDOĞAN’ın SORUNU GERÇEKTEN ve SALT KOPROLALİ Mİ; YOKSA… ?

2. AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

Erdoğan, suçluların telaşı içindedir.
Suriye – Irak’ın kuzeyinde ABD destekli bölücü terör örgütlerinin yerleşmesinde kendisinin ve partisinin izlediği politikaların doğrudan payı vardır.

UNUTULMASIN : 1 Mart 2003’te TBMM’ye getirilen AKP hükümeti tezkeresi, Irak’ın işgali için 65 bin dolayında ABD askerinin ve tüm ağır silahlarının Türkiye üzerinden Irak’a geçmesine TBMM’nin izni istenmişti (md. 92). Erdoğan daha 2 haftalık Başbakandı. Yüz dolayında sağduyulu AKP’li Vekilin de oylarıyla bu Tezkere bereket reddedildi.

Erdoğan’ın o günlerde (31 Mart 2003) ABD sermayesinin sözcüsü Wall Street Journal adlı gazeteye verdiği ibretli demeç arşivlerdedir :

  • Kahraman ABD askerilerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için duacıyım…

O “kahraman” (!) ABD askerleri Irak’ı yerle bir ettiler, böldüler, Kuzeyde Türkiye’ye komşu Barzanistan’ı kurdular… Yetmedi, onbinlerce Irak’lı Müslüman kadının ırzına geçtiler.. Yetmedi, AKP iktidarının 1 Mart 2003 Tezkeresinin reddinin intikamını 4 Temmuz 2003’te 11 askerimizin başına çuval geçirerek Irak’ın kuzeyinde tutsak aldılar.. Bu olayı protesto için ABD’ye nota verilmesi istemlerine Erdoğan alaysılayarak (ironi yaparak)Ne notası yahu, müzik notası mı bu?” gibisinden yanıt verdi.

Bin iki yüz km’yi bulan tüm güney – güneydoğu Irak – Suriye sınırı ABD – AB destekli PKK ve türevi (PYD, YPG..) örgülerle dolduruldu ve silahlandırıldı. BOP gereği idi tüm bunlar ve Erdoğan BOP Eşbaşkanı idi.. Türkiye dahil 22 ülkenin parçalanmasını öngören haritaların gazetelerde – TV’lerde yayınlandığı BOP… Erdoğan bunları bilmiyor muydu? Zekası, politik birikimi vahim – korkutucu gerçeği kavramasına elvermiyor muydu yoksa, BOP Eşbaşkanlığı’nın gereğini mi yaptı?

Erdoğan’ın AKP’sinin Başbakanı A. Davutoğlu, El Kaide – El Nusra’nın devamı olarak Irak – Suriye’nin kuzeyinde kurdurduğu DEAŞ (İng. ISIS) taşeron bölücü terör örgütü için uzun süre “..bunlar terörist falan değil.. bir avuç öfkeli çocuk..” diyerek görmezden gelmedi mi? Erdoğan ve partisi AKP o sırada neden sesini çıkarmayıp bu emperyalist tezi destekledi!?

Şimdilerde, ateş bacayı sarınca, kendisinin neden olduğu çok ağırlaşmış sorunları ancak TSK eliyle çözme zorunluğu doğunca, bu yapılmayabilecek olan, zamanında eleştiriler dinlenseydi
bu duruma gelinmeyecek olan ve belki de gerekmeyecek olan askeri operasyonu eleştirerek BARIŞ isteyenlere katlanamıyor.. Öfke patlamaları içinde ortalama bir insanın ağzına alınamayacak ağır – aşağılayan -hakaret dolu sözler kullanıyor..
Bu apaçık suçluların telaşı değil mi?

Bir de bunca aculluk – telaş -panik – iç kamuoyuna dönük çok agressif beyin yıkama – algı operasyonu, halka dönük duygu sömürüsü, ölçüsüz hamaset… dış kamuoyunca uluslararası düzlemde  nasıl okunuyor acaba? Erdoğan bu davranışlarıyla Türkiye’nin ayağına sıkıyor ve Afrin operasyonunun meşruluğunu sorgulanma durumuna düşürüyor.. Ayrımında mı acaba??

Ağzını açan tüm karşıtları da “demir yumruk” yöntemiyle sindirmeye çalışıyor.
Bu gerçeklerin anımsanmasını ve yaygın halk kitlelerinin öğrenmesini engellemeye çabalıyor.. 170 imzacıyı da tefe koyuyor (28.1.18), apaçık seçim propagandası yürütüyor..

  • Sen Profesör – Doçent – Sanatçı – Aydın.. oldun da bir şey mi oldun??!
    Ne demeli?? Medya “a-zı-cık” namuslu – frenli gitse, her şey öylesine hızla değişebilir ki!Bizim de meslek örgütümüz olan TTB (Türk Tabipleri Birliği) acımasız bir kara propaganda ile kurban seçilmiştir. Ancak Türkiye’de iyi – kötü hala namuslu, yeterince bağımsız olamasa bile yansız – hukuka uygun davranacak yargıçlar tükenmemiştir. Ayrıca TTB gibi yasa ile kurulmuş kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları Anayasa’nın 135. maddesi güvencesindedir.

Açıkladığımız bağlamda, yukarıda yorumlarına yer verilen 3 hukukçunun tezlerine
ilkesel olarak biz de katılıyoruz. Halkımızın bu pespaye oyunlara gelmeyeceğine inanıyoruz.

İçişleri Bakanı ve Erdoğan, acil teenniye gereksinimleri bakımından birbiriyle yarışmakta!
Suçlu, aynı zamanda güçlüyü oynamaya kalkmamalı.

Yineleyelim : Türkiye’yi askeri operasyona zorunlu kılan, AKP = Erdoğan‘ın inatla sürdürdüğü olağanüstü yanlış politikalardır. Bedeli halkımız Mehmedimiz kanı – canı – kesesiyle – geleceğiyle.. ödüyor; üste çıkmaya çalışan, siyasal ranta “OY” a dönüştürmeye çalışan iktidar bir de yavuz hırsızın ev sahibini bastırması örneğindeki gibi davranıyor. Pes doğrusu!

Makyavel bunları görseydi Prens adlı önemli klasik siyaset kitabını yırtar atardı korkarız..

Erdoğan ve AKP’sini, kendileri dışında herkesi VATAN HAİNİ ilan etme hastalığından – taktiğinden kurtulmaya, kara propaganda araçları kullanmaktan vazgeçmeye ve demokratik hukuk devleti çerçevesinde hiç olmazsa asgari normlara uymaya çağırıyoruz. Asgari uzlaşma tüm Türkiye için çok ama çok gerekli. Herkesi düşmanlaştırma sağlıklı bir davranış olabilir mi?

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 29 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
TTB Ankara Tabip Odası Üyesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

TÜRK MİLLİ GÜÇ UNSURLARI KURULU’NDAN AÇIKLAMA

TÜRK MİLLİ GÜÇ UNSURLARI KURULU’NDAN AÇIKLAMA

Yüce Türk Milleti’ne aşağıdaki açıklamanın yapılması uygun görülmüştürn :

Kurul toplantısında; Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren
bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yönetilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında sunumlar yapılmıştır.

Yasama, Yürütme, Yargı organları, kurumlar, kuruluşlar, siyasi partiler, medya, iş dünyası, STK’lar değerlendirilmiştir.

ABD, Rusya, Arabistan, Katar, Dubai ilişkilerine ilişkin raporlar görüşülmüştür.

Suriye, Irak, Sudan, Nijerya, Yemen, Libya ve Mısır başta olmak üzere Kuzey Afrika ve
Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler ele alınmıştır.

Suriyeli, Iraklı, Pakistanlı, Afrikalı mültecilerin ülkeye kabul edilmesi ve gençlerin
üniversitelere sınavsız alınması, seçmen kartı verilmesine ilişkin raporlar görüşülmüştür.

İslamcı terör örgütleri ile legal ve illegal işbirliği içinde olan yapılanmalara ilişkin raporlar değerlendirilmiştir. Irak ve Suriye’de konumlanan terör örgütleriyle mücadelenin
aynı kararlılıkla yürütüleceği vurgulanmıştır.

Birlik ve beraberliği sarsan, bozan bilgi kirliliği, dezenformasyon, kara propaganda konusuna ilişkin raporlar görüşülmüş, iç ve dış güvenliğe yönelik tehditler ile alınan ve alınacak tedbirler değerlendirilmiştir.

Operasyonel ve güvenlikçi politikalar ve uygulamalar, müzakereci ve mücadeleci kesimlerle ilgili raporlar ele alınmıştır.

İrticacı ve bölücü terör örgütünün; siyasi, mali, idari, istihbari yapılanmasına ilişkin raporlar değerlendirilmiştir.

Bölücü, ayrıştırıcı irticai faaliyetlerle illegal ekonomik boyutu da dahil olmak üzere sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği vurgulanmıştır.

İrticai örgütlerin toplumun birlik ve beraberliğini bozan eylemleri ile bölücü terör örgütlerinin, vatandaşların ve güvenlik güçlerinin hayatlarına kasteden terör eylemlerinin,
demokrasi bilincine sahip, insan hak ve özgürlüklerine saygılı kesimlerce tepki gösterilmesi memnuniyetle karşılanmış ve terörle mücadele konusunda uluslararası kamuoyu ile
yakın işbirliği yapılması gerektiği mütalaa edilmiştir.

Huzur ve barış ortamını bozmaya yönelik irticai ve bölücü etnik terörist saldırıların,
Türk Milleti’nin kardeşlik duygularını ve bir arada yaşama iradesini zayıflatma hedefine ulaşamayacağı vurgulanmıştır.

Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan ülkemizde, anayasa ve kanun dışı toplumu bölen, böldüren hiçbir yapılanma ve eyleme müsaade edilmeyeceği; bu tür faaliyetler son buluncaya kadar kararlılıkla mücadeleye devam edileceği ve bu mücadelenin hukuk çerçevesinde yürütüleceği ifade edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her kademesinde ciddiyet, samimiyet diyalog ve koordinasyon içinde görev yapan bütün kamu görevlilerin ve toplumun her kesiminde yer alan unsurların; ülkenin birlik ve beraberliğini sağlamaya, ayrımcı irticai devlet yapılanmasının ve etnik bölücülüğün ortadan kaldırılmasına yönelik topyekün mücadele stratejisine göre
hareket edeceklerine duyulan güven ifade edilmiştir.

Bilinmelidir ki; Türk Milleti bir bütündür!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları; farklılıkların bir zenginlik olduğu bilinciyle,
ortak vatan – ortak tarih – ortak milli ve manevi değerlere sahip,
birlik ve beraberlik içinde, kalkınmış, bölgesinde ve Dünyada saygın,
onurlu çağdaş, demokratik, laik, sosyal bir hukuk bir devletinin eşit vatandaşları olarak
mutlu, huzurlu ve güven içinde olacaklardır….

Seçimlerin kardeşlik ve barış içinde sükunet içinde geçmesi için her kesimin sorumluluk içinde hareket edeceğine ilişkin beklenti teyid edilmiştir.

Şehit olan kahraman askerlerimize, polislerimize ve vatandaşlarımıza rahmet,
yakınlarına ve Yüce Türk Milleti’ne başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileriz.

Cumhuriyetimizin ilanının 92. Yıldönümü kutlu olsun..

Yüce Türk Milleti’nin bilgisine sunulur…

23 Ekim 2015

===========================================

Dostlar,

Yukarıdaki metin, bize Sayın Nurullah Zengin tarafından e-ileti ile ulaştı.
Sn. Zengin’in yurtsever pek çok yazısına bu sitede daha önce yer veilmişti.

Bu metni de paylaşıyor, içeriğine katılıyor ve biz de can-ı gönülden

  • Cumhuriyetimizin ilanının 92. Yıldönümü kutlu olsun!

diyoruz. Ayrıca O’nu sonsuza dek yücelterek yaşatma kararlılığna vargücümüzle katılıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
24 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

FUAT AVNİ’den : 19 Eylül 2015 Haberleri ve Düşündürdükleri


FUAT AVNİ’den : 19 Eylül 2015
Haberleri ve Düşündürdükleri

Fuat_Avni_ve_RTE

 

 

 

 

 

 

 

1. İsrafsaray’da tamamen diktatörlük kurulu. Yezid hiç kimseye güvenmediğinden,
avaneler sadece onun istediğini yapmakla yetiniyor.
2. Yezid avanelere, avaneler birbirlerine güvenmiyor.
Koltuğunu koruma derdine düşenler birbirlerinin kuyusunu kazıyor.
3. İsrafsaray’daki kutuplaşma Turkiye’deki kutuplaşmadan daha büyük.
Herkes kendince bir ekip oluşturmuş.
4. Mücahit Aslan, Yezid’in kasası ve sır küpü olduğu iddiasıyla kendini en güçlülerden sayıyor. O da etrafına adamlar toplamış durumda.
5. Genel sekreter ve uzantıları, Perinçek’in adamları dahil vesayetin birçok karanlık şahısla ilişkili. Karanlık bir ekip oluşturmuş.

6. Genel sekreter yardımcısı Nadir Alpaslan ve uzantıları da hiçbir gruba güvenmiyorlar.
Kendi ekiplerini kurmuşlar.
7. İbrahim Kalın kendini çok akıllı gördüğünden ayrı bir ekip kurmuş ve kendini aileden biri olarak görüyor.
8. Bir zamanlar bütün kontrolü kendinde zanneden Varank tek başına kaldı.
Kimse O’na güvenmiyor. Yezid dahil herkesi dinletip kayda aldırmış.
9. Birbirlerinden aldıkları bilgileri birbirleri aleyhinde zan oluşturmakta kullanıyorlar.
Her grup Fuat Avni’yi diğer grubun içinde arıyor.
10. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Kimse kimseye güvenmiyor,
her fırsatta arkadan iş çeviriyorlar, tek dertleri Yezid’e yaranmak.

11. Yezid tam anlamıyla paranoyak. Herkesten şüphelendiği, korktuğu ve kimseden
emin olmadığı için kimseye güvenmiyor.
12. Davutoğlu ve ekibine güvenmediği için parti içinde paralel bir oluşuma gitti.
Sadece onlarla ve bizzat çalışıyor.
13. Yezid’in hangi konuda ne tepki vereceğini kestiremiyoruz.
Kimseden kendisiyle ilgili olumsuz bir tek ima dahi istemiyor.
14. Yezid ne derse desin herkes kafa sallıyor. Bazen ‘Bu kadar da aptallık olamaz’ diye
içten içe gülüyorum.

15. Yezid’e iletilecek bilgi gelince, hoşuna gitmeyecek bir şeyse herkes birbirine topu atıyor. Bilgi onun istediği şekle sokulup sunuluyor.

16. Yezid, paralel bir dünyada yaşıyor. Avaneler sürekli ona olan hayranlıklarını ifade ediyorlar. Kendi gruplarındaysa küfür bile serbest.
17. Konuşmaları bir şablona oturtuldu. Yezid’in kafasına göre şekillendiriliyor ve bunları
Hamdi Kılıç yazıyor.
18. Konuşma metinleri Yezid’in yaptığı zulümleri başkalarına yıkma mantığıyla kurgulanıyor.
19. Yezid, sadece AKP’ye oy veren %45-50’ye göre hareket ediyor. Onların gönlünü hoş tutacak şekilde konuşuyor.

20. Ana tema olarak ‘terör’ü seçtiler. Konuşmalar ve faaliyetler bu alanda ağırlık kazanıyor. Yalanlar ve iftiralar metinlere konuluyor.

21. Bir şekilde 300-305 milletvekili kazanmak için her yol deneniyor.
Sürekli toplantı ve değerlendirme yapılıyor.
22. Yezid, bu sayıyı yakalamak için Mesut ve Berna Yılmaz ile görüştü.
Cemil Çiçek, MKYK’ya eski isimlerle irtibat kursun diye konuldu.
23. Kimse Süleyman Soylu’yu sevmediği halde o da yakın olarak toplantılara katılıyor.
Yezid onu ispiyoncu olarak kullanıyor. Karakteri dipte.
24. Davutoğlu, Mehmet Ali Şahin’i istemiyordu. Şahin, İsrafsaray’a gelip Yezid’le görüştü ve biat yeniledi böylece devre dışı kalmadı.
25. Bozdağ, Davutoğlu’nu yakın takip için görevlendirildi. Binali, pusuda bekliyor.
Atalay, artık Davutoğlu’nu istemeyenlerin safında.
26. Yezid, salı günü Fidan’la görüştü. Terör olayları azdırılacak.
Mitinglerin arefesinde şiddeti ve çatışmayı arttırmayı planlıyorlar.
27. Mitinglere yeterince adam toplamak ve milleti sokağa dökmek için kaosu derinleştirme peşindeler. Çalışmalar sürüyor.
28. Yezid, Tuğrul Türkeş ile de bizzat ilgileniyor. Onunla MHP’den oy çalacağını düşünüyor. Listeye de bizzat aldırdı.
29. ‘CHP, HDP ile birlikte hareket ediyor ve CHP teröre destek veriyor’ kampanyası başlatacaklar. Amaç ikisini birbirine düşürmek.
30. HDP’yi baraj altında tutmak için gerekirse iç savaş çıkarmayı bile göze aldılar.
Her toplantıda bunu konuşuyorlar.
31. Muhalifleri susturmak için bir yandan ‘paralel’ bir yandan da ‘teröre destek veriyor’ diyerek operasyonlara zemin hazırlanıyor.
32. Doğan grubunu seçim öncesi susturmak icin Varank ve Berat özel olarak çalışıyor.
Yezid ‘Ne olursa olsun, bitirin’ talimatı verdi.
33. Tek başına iktidar olmazsa her şeyin biteceğini çok iyi bilen Yezid,
her türlü kirli kumpası kursa da kaybetmeye mahkum. Az kaldı.

======================= 

Dostlar,

“Fuat Avni” nin yukarıda yazdıklarını görmezden gelemedik…
Paylaşmak istedik..
Ülke ve insanlarımız tam bir propaganda bombalaması – kirliliği içinde..
Bu da kuşkusuz “kara propaganda” nın bir bölümü.

En temel soru şu          :

Devletin her türlü olanağı AKP – RTE’nin elinde iken “Fuat AVNİ” denen
sanal kişilik, nasıl oluyor da belirlenemiyor ve “susturularak” bertaraf edil(e)miyor ??
İçerik apaçık AKP – RTE aleyhine olduğuna göre, dolaylı da olsa mağdur yaratarak
AKP – RTE’ye yarar doğurmayacağına göre; geriye kalan olasılık,
yabancı istihbarat örgütlerinin hüneridir..Peki buna sevinecek miyiz?
2 yanı keskin kılıç.. Evet AKP – RTE’yi fena sıkıştırıyor..
Ama sonunda AKP bu ülkede bir siyasal parti, RTE de 12. CB’lığı makamını işgal eden kişi. Yani yabancı istihbarat birimlerinin “oyuncağı” mı Türkiye’nin tepeleri bile??
Ya da bunlara yükledikleri misyonun yerine getirilmesini sağlamanın güvencesi mi?Sonra; yabancı istihbarat birimleri bu yolla neyin pazarlığını yapabilirler??
Türkiye’nin başına musallat ettikleri / edecekleri kurum ve kişilere şantaj ve politikalarını
dikte ettirmek!?

Görülüyor mu, Türkiye ne feci durumlara düştü, düşürüldü?!

Sevgi ve saygı ile.
21 Eylül 2015, Ankara
 
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com