SAPIKÇA YALANIN KATMERLİ BELGESİ

SAPIKÇA YALANIN KATMERLİ BELGESİ

YILMAZ ÖZDİL
SÖZCÜ, 17 Nisan 2018

Hatırlarsınız… Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ilahiyat fakültesi öğretim üyesi Abdullah Akın diye bir herif üniversitenin televizyon kanalına çıkarak hiç utanmadan “1924 yılında camiler kapatıldı Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var.” demişti.
*
Bunun üzerine ben de köşemden sormuştum: “Çanakkale veya Bursa’da bu genelevlerin adresini bilen var mı? Herhangi bir devlet büyüğümüz kerhane yapılan camileri gösterebilir mi? Devlet kerhane yapılan caminin yerini bilmiyorsa o devlete devlet denir mi? Yok eğer böyle bir kerhane yoksa bu sapıkça yalana sessiz kalan devlete devlet denir mi?”

CHP Bursa milletvekili Ceyhun İrgil bu soruları resmiyete döktü, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Bursa Valiliği’ne yazılı olarak başvurdu.“Geneleve çevrilen cami var mıdır? Varsa hangi cami nerede ne zaman geneleve çevrilmiştir” diye sordu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Vakıflar Müdürlüğü bu sorulara “resmi imzalı” yanıt verdi. “Camilerin genelev olarak kullanıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır.” dedi.

Böylece ilahiyatçı öğretim üyesinin resmen yalan söylediği resmen iftira attığı “devletin resmi yazısı”yla belgelenmiş oldu. Peki bu sapıkça yalanın kaynağı neydi? Yanına bırakacak değiliz… Onu da yazdım.
*
Bu sapıkça yalanın kaynağı kafasında fesle dolaşan tımarhanelik Kadir Mısıroğlu 2012 yılında AKP yandaşı televizyon kanalında ‘tarih sohbetleri’ programına katıldı. Tarihte ilk kez o gün bu yalanı söyledi. ‘İsmet paşa döneminde Çanakkale’de bir cami kerhane yapılmıştır Sebilürreşad koleksiyonuna baksınlar fotoğrafı var’ dedi. Yani adıyla sanıyla belgeli kaynak gösterdi fotoğrafı var dedi.

Sebilürreşad haftalık bir dergiydi. 1908’de Mehmet Akif Ersoy’un kuruculuğunda Sırat-ı Müstakim adıyla çıkarıldı. 1912’de adını değiştirdi Sebilürreşad oldu 1966’da kapandı. Ama… 2016’da tekrar açıldı. AKP himayesinde açıldı. Yayın hayatına başlaması nedeniyle TBMM Kültür Evi’nde etkinlik düzenlendi. TBMM’de milletvekili odalarına dağıtıldı. Hatta asrın liderimiz bu dergiye makale bile yazdı.
Ayrıca… AKP’li Bağcılar belediyesi Sebilürreşad dergisinin Mehmet Akif Ersoy dönemindeki eski sayılarını günümüz Türkçesiyle kitaplaştırdı sayı sayı cilt cilt eksiksiz bastırdı.
E şimdi buradan AKP’ye açık çağrı yapıyorum… Sebilürreşad dergisinin arşivi komple elinizde olduğuna göre cilt cilt bastırdığınıza göre, İsmet İnönü döneminde Çanakkale’de kerhane yapılan caminin fotoğrafını gösterebilir misiniz?”
*
Bu yazım üzerine… İstanbul büyükşehir belediye meclisi’nin adeta tek başına muhalefet partisi gibi mücadele eden namuslu üyesi CHP’li Hüseyin Sağ soru önergesi verdi.

Bağcılar belediyesi tarafından bastırılan Sebilürreşad dergisinde gerçekten böyle bir bilgi belge fotoğraf var mıdır?” diye sordu.

Daha doğrusu sormaya çalıştı… Çünkü tartışma çıktı Hüseyin Sağ’ın mikrofonu bile kapatıldı Akp’li meclis başkanvekili soru önergesinin oya sunulmasını bile kabul etmedi zorla üstü örtülmeye çalışıldı.
Ve… Sebilürreşad dergisi tartışmalara noktayı koydu.
Derginin bu ay çıkan son sayısında aynen şöyle denildi.

Sebilürreşad üzerinden yapılan polemik sürüyor. Kadir Mısıroğlu Sebilürreşad’ın umumevine dönüştürülen cami haberi yayınladığını söylüyor. Yılmaz Özdil ise arşiv elinizde koyun haberin belgesini diyor. Bu iddianın zaten tarafı değiliz ancak bize bir açıklama düşüyor. Biz umumevine dönüştürülen cami haberi görmedik.”
*
Evet… Kafasında fesle dolaşan tımarhanelik Kadir Mısıroğlu‘nun sapıkça yalanını bizzat Kadir Mısıroğlu tarafından kaynak gösterilen Sebilürreşad dergisi çürüttü: “Biz böyle bir haber görmedik.”
Gazeteci olarak milletvekili olarak belediye meclis üyesi olarak üstümüze düşeni yaptık hem mesleki hem vicdani görevimizi yerine getirdik Cumhuriyet düşmanı kindar yobazların sapıkça yalanını hem devletten hem de kaynak gösterilen dergiden tescilledik.
*
Mustafa Kemal’in askeriyizMüsterihiz.
Şimdi sıra YÖK’ün mesleki ve vicdani görevini yerine getirmesine geldi.
Katmerli yalancı Abdullah Akın denilen herif Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde öğretim üyesi olmaya devam edecek mi?

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/sapikca-yalanin-katmerli-belgesi-2354971/

Asrın liderimiz bile isyan etti ama…

Asrın liderimiz bile isyan etti ama…

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 10.03.2018

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Asansörde halvet. Battaniyeden tahrik. Ketçaptan şehvet. Kadın dayak yiyorsa şükretsin. Altı yaşında kızlar evlenebilir filan.
*
Asrın liderimiz bile dayanamadı, Diyanet’i göreve çağırdı… “Meydanı bunlara bırakmamalı, Din İşleri Yüksek Kurulumuz bunlarla bizzat ilgilenmeli, tefsirde fıkıhta yetki sahibi, vasıflı hocalarımız var” dedi. Asrın liderimizin kalbini kırmak istemem ama, maalesef gene yanlış düşünüyor.
*
“Battaniye ve yorgan erkeği gıdıklamamalı, cinsel dürtüleri rahatsız eden yapıda olmamalı” diyen herifin sıkıntısı “dini” değildir, “psikolojik”tir. Diyanet’e değil, Profesör Üstün Dökmen’e, Profesör Doğan Cüceloğlu’na, Profesör Arif Verimli’ye sorulmalı.
*
“Ketçap, kahve, kakao, gazlı içeçekler şehveti uyandırır” diyen zihniyetin doğru cevabı Diyanet’te olamaz.Profesör Yankı Yazgan’a, Profesör Özcan Köknel’a, Profesör Bengi Semerci’ye sorulmalı.
*
Asrın liderimiz imam olduğu için, her sorunun imamlar tarafından çözülebileceğini sanıyor.
Gel gör ki… “Kendimi yakmak için üstüme tiner döktüm, orucum bozulur mu?” diye soran sayın ahalimize, imam ne yapsın, müezzin ne yapsın?
*
Eğer diyanet işleri başkanlığı, asrın liderimizin söylediği gibi “İslamiyet’i güncellemek, günümüze uyarlamak” istiyorsa… Kadın, erkek, çocuk, ergenlik, cinsellik, aile kavramları üzerine, rahmetli bilim insanlarımız Profesör Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın, Profesör Muzaffer Şerif Başoğlu’nun, Profesör Atalay Yörükoğlu’nun kitaplarından alıntılar yapmalı, vaazlarında kullanmalı.
*
AKP’nin kontrolünde yüzden fazla televizyon var. Eğer hakikaten memlekete faydalı işler yapmak isteniyorsa, “terbiyesiz hamileler” diyen tipleri TRT’ye çıkaracağına, Profesör Binnur Yeşilyaprak, Profesör Gelengül Haktanır, Profesör Nevzat Tarhan, Profesör Kemal Sayar, Profesör Haluk Yavuzer gibi vasıflı biliminsanlarını çıkarmalı.
*
Bunca kadın cinayeti, bunca tecavüz, bunca çocuğa musallat…
Dini cehaletle alakası yok kardeşim. Toplumun ruh sağlığı bozuk. Gerçek budur.
*
Teşhisi yanlış koyuyorsun. Tedaviyi imamdan beklemen nafiledir. Ekstra hazin tarafı… Asrın liderimizin Diyanet’e yaptığı çağrının sorgusuz sualsiz doğru kabul edilmesi, manşet yapılması, aslında Türk medyasının akıldan bilimden ne kadar uzaklaştığının, dogma’ya ne kadar teslim olduğunun kanıtıdır. Sayın basınımızın, toplumsal sorunlarda yetkin biliminsanlarına başvurmak yerine, Ulemadan medet umduğunun göstergesidir.
*
Halbuki, ilahiyatçı adı altında sapık supuk fetva verenlere karşı, bugün anca kafalara dank eden teşhisi, tee 93 sene önce Mustafa Kemal Atatürk koymuştu…

  • “Efendiler, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, mensuplar memleketi olamaz, en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır!”

======================================
Dostlar,

Erdoğan, ölçüsüz yobazlıklara bir sınırlama zorunluğu duydu. oy” kaygısıyla.
Ancak konuşması sırasında “ölçüyü kaçırdı” (!?) ve İslamda Reforma’a dek getirdi sözü.
Dilin kemiği yok. Saatler geçmeden yurt içi ve dışı din baronlarından / İslam kardinallerinden paparayı yedi ve net biçimde geri adım attı..

Mağripten başmüderris (Prof. ve de rektör!) Ahmed Akgündüz hazretleri “haddinizi aşmayın” diye gürledi.. Fesli Kadir efendi “Allah düşmanlarını sevindiriyorsunuz, yanlış yoldasınız..” fetvası verdi… (Her 2 muhterem zat ile Cevizkabuğu programlarında saatlerce tartıştık; youtube’dan erişilip izlenmesi çok yerinde olacaktır.. Prof. Akgündüz bize 9 kez “ben hafızım, Kuran’ı bilirim, sen bilmezsin..” diye kükremiş ve nasıl da belleği kendisini yanıltmıştı; hafızlığı bilgisayarımızda yüklü Kuran mealleri karşısında işe yaramamıştı..)

Erdoğan süklüm püklüm “Haddimiz mi?” diye dize geldi..
Karizma çok fena çizildi..

Anayasa’nın 24. maddesi AKP ile epey zamandır ayaklar altında..

Din ve vicdan hürriyeti
Madde 24 –  ….
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Dolayısıyla, AKP = RTE‘nin ülkeyi içine sürüklediği dinci – yobaz bataklıktan Diyanetin hurafeleri ile çıkılamaz; bu süreçte DİB’na tazelenen bir meşruiyet sağlanamaz.

Anayasa md. 24 çooook açıktır, yineleyelim :

  • … Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa,
    din kurallarına dayandırılamaz! 

Dinde reform yapacaksınız, buna mah – kum – su – nuz; esasen Allah’ın emri bu!
– Tekke, zaviye, türbe, tarikat…. ka – pa – ya -cak -sı – nız..
Anayasa md. 174’teki 8 Devrim Yasasına, başta ÖĞRETİMDE BİRLİK, u-ya-cak-sı-nız..
– Din ve dince kutsal her şeyi siyaset dışı bırakıp asla istismar et-me-ye-cek-si-niz..
– Toplumu, saf – mütedeyyin – iyi niyetli insanları ALLAH ile al-dat-ma-ya-cak-sı-nız..
– …….. çooooooooook günah işlediniz; geri dönüp tövbe edeceksiniz; Halktan af dileyeceksiniz..

Oysa çareyi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 1 asır önce çok net koydu, u-ya-cak-sı-nız :

  • “Efendiler, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, mensuplar memleketi olamaz, en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır!”

Yaşamda en gerçek yol göstericinin AKIL ve BİLİM / BİLİMSEL AKILCILIK olduğunu, tersinin ise gaflet – dalalet ve hatta hıyanet olduğunu öğ-re-ne-cek-si-niz..
Yaşamın diyalektiği öğretecek.. Başka hiçbir çare yok…

Bu bağlamda daha önce de bu sitede epey yazı yayınlandı, 4’ünü anımsatalım :

1. Bütün dinler GÜLERYÜZLÜ ve AKILCI – BİLİMSEL olmak zo-run-da-dır!

2. ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR ?? İSLAMDA REFORM KAPIYA DAYANDI

3. ÇOCUKLARINA TECAVÜZ EDEN %95’i MÜSLÜMAN BİR TOPLUM…

4. İSLAMDA REFORM ZORUNLULUĞU

Kızmadan, köpürmeden, küfür etmeden.. Müslümana yakışır olgunlukla okuyun;
size ve dine iyilik yapmaya çalıştığımızı anlayacaksınız..

Erdoğan’ın gündem oyunlarına ve her zamankinden daha çok mahkum olduğu
oy artırma” çaresizlikleri manevraları
na, kıvranışına… alet olmadan..

Sevgi ve saygı ile. 10 Mart 2018, Ankara

 

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Anıtkabir’e saygı göstermeyen bizden saygı beklemesin

Anıtkabir’e saygı göstermeyen
bizden saygı beklemesin

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 15.7.17

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

“Bugün Ankara’da son günümdü, başkente her gelişimde olduğu gibi yine Atamızı ziyaret etmeden ayrılmak istemedim. Anıtkabir’e gittim. Karşılaştığım manzara kahrediciydi. Atatürk’ün mekanı kendi ordusu tarafından terk edilmişti desem yeridir… Çocukluğumdan beri ne zaman gitsem, Anıtkabir’in her köşesinde muhafız alayının yanı sıra, sivil kıyafetli, özenle seçilmiş, boylu poslu askeri personel bulunurdu. Ata’ya ve o mekana saygıda kusur edilmemesi için, özellikle lahitin bulunduğu ana salonda düzensizliğe izin vermezler, gerekirse usulca müdahale ederler, herkesin özenle hareket etmesini sağlarlardı. Bugün o koskoca lahit salonunda sadece bir temizlik görevlisi vardı. İnsanlar öbekler halinde lahitin önünde birikmişti, adeta çarşıda gezer gibi yüksek sesle muhabbet ediliyordu, hatta, salonun köşelerinde yere bağdaş kurup oturmuş, yorgunluk atanlar bile vardı. Hışımla çıktım, ilk gördüğüm askeri personelin yanına gittim, bu saygısızlığa nasıl göz yumulduğunu sordum. Bir dokun bin ah işit derler ya, öyle oldu, ‘maalesef biz de bu durumdan çok rahatsızız ama, artık buraya yeterli personel vermiyorlar, Anıtkabir’in devasa alanında o kadar az kişiyiz ki, yetişemiyoruz, lütfen gerekli yerlere şikayetlerinizi yapın’ cevabını verdi. Anıtkabir‘den bu duygularla ayrılırken, hem şaşırtan, hem kahreden bir başka manzarayla karşılaştım. Anıtkabir sınırları içindeki ağaçlık alanlara girmek yasaktır ama, çoluklu çocuklu bazı aileler ağaçların arasına girmiş, yiyecek-içecek, oturmuşlardı, utanmasalar piknik yapacaklardı! Çıkış kapısındaki personele parmağımla işaret ederek gösterdim, görmüyor musunuz dedim, hemen müdahale edeceğiz filan dediler ama, bugün gitsem aynı pespayeliğin devam ettiğinden eminim.”
*****
Duyarlı bir Atatürkçü yurttaşın, dün gönderdiği mesaj bu.
Son altı aydır tırmanarak, benzeri mesajlar yağıyor.
Anıtkabir’i kasıtlı şekilde sahipsiz, kaderine terk edilmiş bir halde bırakıyorlar.
Aslanlı yol mesela… Yürürken başınız öne eğik olsun diye, özellikle farklı büyüklükte taşlarla, asimetrik döşenmiştir, şapşal gibi sağa sola bakınırsan takılır yere kapaklanırsın, çünkü, saygının mimarisidir, hürmetin estetiğidir.
Aslanlı Yol’da tarihimizde ilk defa, kullanılıp atılmış kağıt mendiller, pet şişeler görülüyor! Fotoğrafını çekip gönderen yurttaşlar var.
Başıboş mesire yeri midir Anıtkabir?
*****
Bu yazıyı okuyanlar arasında Hulusi Bey’i tanıyan varsa, kendisine bu utanç verici tabloyu iletiversin lütfen. AKP mitinglerinden, 15 Temmuz törenlerinden ve afişlerle destan yazmaktan vakti kalırsa, bi zahmet Anıtkabir’e uğrasın da vaziyeti görsün.
Yok ilgilenmeyecekse, defterden sildilerse bilelim… Biz gider nöbet tutarız Anıtkabir’de.
==========================================

Teşekkürler değerli Özdil…

Birkaç ay önce de Anıtkabir alanında çocuk oyun parkı yapılmadı mı??
İsyanımızla söküldü..
İktidarın güdümünde “yoklama” çekiliyor zaman zaman hatta sık sık.
Cumhuriyet tarihine seçenek (alternatif) sözde onları silikleştirecek mekan – yapı – ritüeller
icat ediyorlar.

29 Ekim, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 23 Nisan, 10 Kasım, 18  Mart… gibi ulusal tarihimizin dönüm noktası günlerinde yurt dışına kaçan, kulağı akan, türlü türlü hastalanan, törene Bakanını ya da valiyi… yollayan zatlar; şimdi adeta kendi seçenek (alternatif) tarihini yaratmak istiyor..
15 Temmuz şehitleri anıtlarının, törenlerinin.. kutsanmasının ardalanında (bilinçaltında) bir de bu açık – örtük motifler var…

Bu tuzağa düşmemeliyiz..

Son olarak Genelkurmay Başkanı Sn. Akar hemen bir açıklama yapmalı ve Anıtkabir’deki dile getirilen tüm sorunlar derhal giderilmelidir.

Orada, Anıtkabirde; Türk Ulusuna yaraşır bir düzen, saygı, nezaket, görgü, terbiye ve huşu
asla eksik edilmemelidir..

Bekliyoruz Sn. Org. Akar Paşamız… Gecikmeden, lütfen, lütfen..

Acaba konu / sorun imam Milli Savunma Bakanını da, –azıcık da olsa– ilgilendirir mi??

Sevgi ve saygı ile. 15 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YILMAZ ÖZDİL :

19 Mayıs

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 19 Mayıs 2017

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek, şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile eski Vaşington elçisi Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu doktor Adnan Bey ile üniversite Batı edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla mallarının haczedilmesine dair, gıyaben verilen hüküm ve karar tasdik edilmiştir. Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.”
*
Vahdettin tarafından Mustafa Kemal hakkında çıkarılan idam fermanı
19 Mayıs aslında budur.
“Dünyanın düzenini sağlayan ve kainat gününe kadar İslam’ın varlığını sağlayacak olan Halife hazretlerinin yönetimi altında bulunan İslam beldelerinde bazı kötü niyetli insanlar, anlaşarak ve birleşerek ve kendilerine başkan seçerek, Padişah’ın sadık tebaasını uydurdukları yalanlarla aldatarak ve Padişah’ın emirlerine aykırı olarak, isyan ederek, asker toplayarak, görünüşte askerlere yiyecek ve teçhizat temin etmek için, gerçekte maddi çıkar sağlamak amacıyla, dini emirlere aykırı olarak bazı vergiler koyarak, kulların mallarını ve eşyasını gasp ederek, çapul ve yağma ile halka zulmederek ve Osmanlı ülkesinin bazı beldelerine saldırarak, yıkarak ve tahrip ederek, Padişah’ın masum kullarını katlederek, kanlarını akıtarak ve Halife tarafından görevlendirilmiş ve ona sadık nice sivil ve asker memur ile din görevlilerini makamlarından zorla azlederek ve kendi yandaşlarını bu görevlere getirerek ve Hilafet merkezi olan İstanbul ile her türlü ulaşım, nakil ve haberleşme yollarını keserek ve devletin gönderdiği emirlerin uygulanmasını engelleyerek ve devlet merkezini memleketin diğer bölgelerinden ayırarak ve Hilafet makamının gücünü zayıflatmaya çalışarak, Halife’nin emirlerini dinlemeyerek Yüce İslam Hilafetine isyan ederek, Osmanlı devletinin dirlik ve düzenini ve memleketin asayişini bozmak amacıyla yalan ve uydurmalarla halkı isyana teşvik eden, bozguncu oldukları açık ve kesin olan bu bozguncu reislerinin ve yandaşlarının dağılmaları hakkında Padişah tarafından verilen emirleri dinlemeyerek, inat ve fesatlarında ısrar ederler ise, bozgunculukları ve kötülükleri kesin olup, İslam’ın yüce kuralları gereğince öldürülmeleri meşru ve farz olur mu? Beyan buyurula.
Cevap: Allah bilir ki, olur.
Bu suretle, Yüce İslam Hilafetinin yetkilerini elinde bulunduran Müslümanların adaletli imamı Halifemiz Sultan Vahdettin Han Hazretlerinin etrafında toplanıp, savaşmak amacıyla gönderilmiş olan yüce emre uymak ve bu isyancılarla savaşmak vacip olur mu? Beyan buyurula. Cevap: Allah bilir ki, olur.
Bu suretle, Yüce İslam Halifesi tarafından isyancılarla savaşmak için görevlendirilmiş olan askerler savaşmaz ve firar ederlerse, büyük günah ve suç işlemiş olup, dünyada şiddetli cezayı ve ahirette büyük azabı hak etmiş olurlar mı? Beyan buyurula.
Cevap: Allah bilir ki, olurlar.
Bu suretle, isyancılarla savaşma hakkında verilmiş olan Padişah’ın yüce emrine uymayan bütün Müslümanlar suç işlemiş olup, şiddetli cezayı hak etmiş olurlar mı? Beyan buyurula. Cevap: Allah bilir ki, olurlar.”
*
Vatan haini Mustafa Sabri efendi tarafından yazılan, vatan haini şeyhülislam Dürrizade Abdullah efendi tarafından onaylanan, vatan haini sadrazam Damat Ferid tarafından imzalanan, Vahdettin tarafından yürürlüğe konulan, işgalci İngiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya havadan yağdırılan, Mustafa Kemal hakkında çıkarılan idam fetvası…30 Ağustos aslında budur.

  • “Dersaadet işgal orduları başkumandanı General Harrington cenaplarına… İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere yüce devletine iltica ve bir an evvel naklimi talep ederim efendim… Halife-i Müslimin Mehmet Vahidettin.”

İngiliz zırhlısının ambarına fare gibi saklanarak kaçan Vahdettin‘in, “efendim” diyerek yalvardığı işgal komutanı aracılığıyla, Britanya Kralı’na yazdığı sığınma dilekçesi…
9 Eylül aslında budur.
*
Kukla tek adam’lar ve Allahsız dinciler, daima emperyalizmin uşağıdır.
Her 19 Mayıs’ta tekrar tekrar hatırlanması gereken, asla unutulmaması gereken
tek gerçek, aslında budur.
==================================
Dostlar,

Ne hazin ki; onurlu, tüm dünya halklarına örnek olmuş Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıç gününü TÜM ULUS birlikte coşku ve gurur  ile kutlayamıyoruz!?
Kurtuluş savaşımızı baltalayıp düşmanla işbirliği içinde vatana ihanet edenlerin uzantıları günümüzde de aymaz bir benzer sefillik içindeler..
Tarih ve yaşam, haklı ve akılcı – bilimci olanların er ya da geç kazandığının tanığı.
Herkes bu gerçeği aklından çıkarmamalı.
Türkiye’nin dinci – gericileri artık, AYDINLANMANIN – UYGARLAŞMANIN karşısında, emperyalizmin güdümünde olmaktan çıkıp Adam olmalılar Adam!

Sevgi ve saygı ile. 19 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dünya lideriyiz müsterih olun!

Dünya lideriyiz müsterih olun!

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 11 Mayıs 2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Beyaz Saray onayladı. Pentagon, Suriye Kürdistanı’na ağır silahlar veriyor. E merak ediliyor… Neler oluyor?
*
30 sene önceydi… İran-Irak savaşıyordu.
Humeyni’nin ordusu, Kuzey Kore ve Çin füzeleri kullanıyordu.
Saddam’ın ordusu, Rusya, Fransa ve Çin füzeleri kullanıyordu.
Birbirlerine fırlatıyorlardı.  İki tarafta da su gibi petrol vardı.
Musluklar şakır şakır akıyordu… ABD kovayı dolduramıyordu.
E, böyle olmuyordu tabii.
*
ABD başkanı, artist Reagan’dı. Reagan’ın başkan yardımcısı ise, bir zamanlar CIA başkanı olan baba Bush’tu. Saddam’a elçi gönderdiler. “Biz seni çok seviyoruz, acayip takdir ediyoruz, İran’a gıcığız, sana yardım edelim” dediler. Rahmetli Saddam pek salaktı. Kabul etti.
*
İtalyan bankası Banca Nazionale del Lavoro üzerinden kredi verdiler. Öylesine paraya boğdular ki… Irak devleti, Amerikan yardımı alan ülkeler sıralamasında zart diye üçüncülüğe yükseldi. Saddam’ın kulaklarından bile dolar fışkırıyordu. Elbette hepsi borçtu, geri ödenecekti. “Arkadaşlar arasında paranın lafı bile olmaz, yeni kuyular açarsın, ödersin” dediler.
*
Silah satmaya başladılar… Verdikleri parayı katbekat geri alıyor, aldıkları parayı borç olarak geri veriyor, borç olarak verdikleri parayı silah satarak geri topluyorlardı. Kendisini çok zeki zanneden Saddam, halk arasındaki tabirle kulampara sarması’na girmişti.
*
Bu böyle tankla topla filan olmayacak dediler, sana çok daha büyük para verelim, teknoloji öğretelim, kimyasal ve biyolojik silahlar geliştir, İran’ın kafasına at, işi komple bitir dediler. Şahane fikirdi… Kendisini çok akıllı zanneden Saddam’ın aklına yattı. Ufak ufak üretip, İran’a fırlatmaya başladı.
*
(Kaşla göz arasında, Kürtlerin kafasına da attı… Çünkü, Barzani-Talabani, İran’ı destekliyordu, Saddam fırsat bu fırsat dedi, onların kafasına da kimyasal attı. Çoluk çocuk beş bin insan hayatını kaybetti. (AS: Halepçe katliamı! 16 Mart 1988) Yani… Şu anda “biji Obama, biji Trump” diye tezahürat yapan, Amerikan bayraklı tişörtler giyen peşmergeler, bizzat Amerikan füzeleriyle can vermişti. Hatta… Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Saddam’ın kimyasal silah kullanmasını eleştiren bir karar alınacaktı, ABD ve İngiltere karşı çıktı, ret oyu kullandılar, “kimyasal silah filan yok, olsa bizim haberimiz olurdu” dediler. O zamanlar Saddam önemliydi, beş bin Kürt ölmüş, elli bin Kürt ölmüş, Washington’ın umurunda bile değildi.)
*
Aynı günlerde… Yarbay Oliver North diye bi arkadaş icat ettiler, İran’a gönderdiler, güya İran’a ambargo uyguluyorlardı, kendi ambargolarını kendileri deldiler, mollalarla gizli gizli görüştürdüler, “biz aslında sizi çok seviyoruz, Saddam’a fena halde gıcığız, size gizli gizli yardım edelim” dediler. Tahran yönetimi, düşündü taşındı, tarihlerine yakışmayacak derecede öküzce davranarak, peki dedi, kabul etti.
*
Şah döneminde İran’a satılan Amerikan malı uçakların yedek parçalarını ve Amerikan malı gıcır gıcır füzeleri, İsrail şirketi üzerinden İran’a sattılar iyi mi… İran yönetimi, Amerikan malı füzeleri Amerikan malı uçaklarla Saddam’ın kafasına attı, bunların karşılığında, hem fahiş fiyatlar ödedi, hem de Lübnan’da Hizbullahçı arkadaşlar tarafından kaçırılan Batılı rehineleri serbest bıraktı.
*
Bir taşla iki kuş vuran Beyaz Saray, neden üç kuş vurmayalım şekerim dedi… İran’dan aldığı paraları, İsviçre ve Panama üzerinden, tee Nikaragua’ya götürdü, demokratik seçimle işbaşına gelmiş hükümeti devirmeye çalışan kontrgerillalara gizli gizli verdi. Neden gizli gizli verdi? Çünkü aslında, Amerikan Kongresi, insanlık suçu işleyen kontrgerillalara yardım yapılmasını yasaklamıştı, CIA kendi devletinin yasağını deliyordu.
*
(Bu müthiş operasyonun beyni, bir zamanlar CIA’in İstanbul ve Ankara’da istasyon şefi olan, istihbarat efsanesi Duane Clarridge’tı. Şu kadarını söyleyeyim, James Bond onun yanında anca karikatür olabilirdi, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya her taşın altında o vardı. Yarbay Oliver North, emrindeki icra subaylarından biriydi. Türkiye’yi ikmal durağı olarak kullandı… İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi’nden havalanan St. Lucia Havayolları’na ait nakliye uçakları, Ankara Esenboğa’ya iniyor, oradan Tahran’a gidiyordu. Resmi evraklarda petrol kuyusu malzemesi olarak görülenler, bildiğin füzeydi. Aslına bakarsanız, Portekiz üzerinden Nijerya uçaklarıyla taşınacaktı ama, Portekiz “beni karıştırmayın abi” deyince, Duane Clarredge’ın istediği gibi at koşturduğu Türkiye üzerinden taşındı.)
*
Neyse… İran-Nikaragua meselesi duyulunca, rezalet ortaya çıkınca, artist Reagan şahane rol yaptı, benim bu casus filminden hiç haberim yok, her şeyi bu şerefsiz Oliver North yapmış dedi, Amerikan basını da vay şerefsiz Oliver manşetleri attı, sorumluları yargılıyormuş gibi yaptılar, herkes serbest bırakıldı, hadisenin üstü örtüldü.
*
Neticede… Bir milyon İranlı öldü. Yarım milyon Iraklı öldü.
150 milyar dolarlık yıkım oldu. Belki de en hazin tarafı…
Birbirlerine sekiz sene füze attılar ama, İran-Irak sınırı santim değişmedi. Tüm bunlar olup biterken, bizimkiler nerdeydi? İETT’deydi. Ümraniye-Sultanbeyli hattına kafa yoruyorlardı!
*
Dolayısıyla, Pentagon Kürtlere silah veriyormuş, Kremlin Esad’a uçak veriyormuş, İsrail Barzani’yi kucağına oturtmuş filan, endişe etmeyin, müsterih olun…
Asrın lideriyiz, emin ellerdeyiz!
==================================
Dostlar, 

Bu ciddi hengamede Türkiye kritik risklerle karşı karşıyadır.
Türk – ABD ilişkileri, Türkiye’nin 1974 Kıbrıs çıkarmasının ardından başlayan ABD ambargosu yıllarında bile bu denli gerilmemiş, kırılganlaşmamıştı..

Gerçekte bu tırmanışta ABD – AB’nin Erdoğan’ın defterini dürme planlarının hatta artık kararlılıklarının belirleyici rolü vardır. ABD, Erdoğan için “şah mat” hamlesi yapmayı planlamaktaydı epeydir ve bu hamle YPG silahlandırılarak, Suriye’de namlular ülkemize çevrilerek yapılmıştır.

Erdoğan ve AKP’sinin iç kamuoyuna dönük olarak mazlum ve mağduru oynamayı asla ve asla denememelerini anımsatmak isteriz.. Tam tersine, AKP – RTE yüzünden, komşu ve çoğu Müslüman kadim komşu Suriye’nin içişlerine karışmasaydık başımıza bu yıkım gelmeyecekti! Suriye’de Müslüman Kardeşler – İhvan modeli İslamcı rejim kurma hayali, darbe yapıp seçilmiş Esad’ı devirme serüveni, Şam’da Emevi camisinde namaz kılma ham mı ham hayalleri.. ABD – AB güdümünde uydu – maşa – yaranmacı sorumsuz dış politika Türkiye’yi uçurumun eşiğine sürükledi..

  • Türkiye, uluslararası hukuk katında suça itildi, “haydut devlet” ilan edilme riski var!

Çare, halka gerçekleri anlatarak ülkemizin kurumlarına ve birliğine sarılmaktır. TBMM’yi hemen toplantıya çağırarak genel görüşme (gerekliyse gizli) yapmak ve tümüyle kurumsal devlet mekanizmalarına dayalı, devlet aklı ve deneyimini rehber edinen çözümler üretilmelidir. Muhalefeti asla dışlamadan, tüm ulusal güç ögeleri devreye sokulmalıdır ivedilikle.

Erdoğan Anayasal sınırına çekilmeli ve seçimle gelen AKP hükümeti siyasal sorumluluğu üstlenerek öne çıkmalıdır.

Erdoğan’ın birikimi, yönlendirilerek yarattığı karmaşık – ağır sorunları çözmeye ne yazık ki yetmemektedir. Aynı yetersizlik yüzünden doğdu aslında bu çok ağır güncel son sorunlar da.

  • Artık herkes ama her- kes, başta Erdoğan ve AKP’si, haddini bilmeli ve 80 milyonluk bir ülkenin geleceğini asla tehlikeye atmamalıdır.

    Tarihin çoook ciddi bir sınaması ile yüz yüzeyiz. Durumun ciddiyetten öte ürkünçlüğünü (vahimliğini) mutlaka gereğince kavramak ve tüm gereklerini devlet aklıyla, hızla ve serinkanlılıkla, demokratik hukuk devleti saydamlığı içinde yapmak dışında seçenek
    kal-ma-mış-tır…

Sevgi ve saygı ile. 11 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com