Masum yurttaşlar ölürken, hangi ulusal çıkarlar korunuyor acaba?”

Dostlar,

Bu gün, 6 Ekim 2020 günü, SÖZCÜ Gazetesinin çok okunan değerli yazarı Sn. Yılmaz ÖZDİL, köşesini 2. kez tümüyle bize bıraktı.. İlki tan 1 ay önce, 6 Eylül günü idi.

SALGINLA FLÖRT OLMAZ! ” başlıklı kapsamlı yazımızı, köşesinde, arka sayfada TAM SAYFA olarak yayınladı.. O yazımız, 2,5 milyonu aşkın kişi tarafından okundu ve çok yankı uyandırdı.
(6 Eylül 2020, Yilmaz_Ozdil’den_gelen_makalemizin_pdf_biçimi_06.09.2020)

Ne var ki salgın sürüyor ve çoooook kötü yönetiliyor, dahası yönetilemiyor.
Sağlık Bakanlığı üst üste ciddi hatalar yapıyor.
Bedeli çoook ağır oluyor;
– masum insanlar, önlenebilecek iken ölüyor,
– salgın uzuyor,
ekonomi kanıyor
ve ülkemiz çok boyutlu olarak çok ağır bedeller ödemeyi sürdürüyor.

30 Eylül 2020 akşamı Bakan Koca ağzından kaçırdı ve itiraf etti ki; son zamanlarda günde 100 bin dolayında test yapılırken, yakalanan hasta sayısının neden %1,5’lerde kaldığını öğrendik! Bakanlık, PCR (+) çıksa da, alaturka bir ölçütle, açıkça şark kurnazlığı ile, belirti (semptom) göstermeyenleri hasta kabul etmeyip duyurmuyordu..

Bu ağır bir skandal idi.. Halk ve Dünya kamuoyu, DSÖ aldatılıyordu..

Hatta Bakan Koca aba altından sopa da gösteriyor ve ülkemizin, biz sıradan insanlarca anlaşılamayan görünür  – görünmez yüksek çıkarlarını korumak için böyle yapıyordu!

Allah söyletti derler ya.. işte öyle bir şey..
Hızını alamayan Bakan Koca, ertesi gün, 1 Ekim 2020’de güçlü (!) gerekçesini bir kez daha öne çıkardı..

  • Sorun ciddi, HALK ALDATILIYOR, KANDIRILIYOR, GERÇEKLER AÇIKLANMIYOR!

Makalemiz aşağıda.. Sn. Özdil’e şükranla..

SÖZCU_Annesine_masum_insanlar_olurken_O’nun_ulusal_cikarlari_savundugunu_sandigini_sakin_soylemeyin

Okunmasını, paylaşılmasını ve gereğinin yapılmasını dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 06 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Koronavirüs vaka sayısı Koca’nın açıkladığının 20 katı!

CHP’li Emir belgelere dayandırdı:

Koronavirüs vaka sayısı Koca’nın açıkladığının 20 katı!

CHP’li Murat Emir, Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi’ne girilen verilere dayanarak, koronavirüs vaka sayısının Koca’nın açıkladığının 20 katı olduğunu belirtti. Emir, “Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, koronavirüs verilerinin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Emir, Bakan Koca’ya seslenerek, “Sayın Bakan bu belge doğru mudur? Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.

FOX TV’nin CHP Ankara Milletvkili Murat Emir‘in paylaştığı belgelere dayandırdığı haberine göre, 10 Eylül günü 157,975 kişiye koronavirüs testi yapıldı ancak Bakan Koca’nın aynı gün paylaştığı tabloya göre, o gün yapılan test sayısı 107,702 olmuştu. Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi verilerinin yer aldığı belirtilen belgeye göre, yapılan 157,975 testten 128,645’i negatif, 29,377’si negatifti.
CHP’li Emir FOX TV’de , Bakan Koca’ya seslenerek, “Sayın Bakan bu belge doğru mudur? Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.
Daha önce de Bakan Koca’nın paylaştığı tablodaki ‘vaka sayısı’ ifadesinin ‘hasta sayısı’ olarak değiştirilmesi tepki çekmiş, bakanlık şeffaf olmamakla suçlanmıştı. (BİRGÜN, 29.9.2020)
==============================================
Dostlar,
Başından beri, AYLARDIR uyarmaktayız…
Açıklanan rakamları “uygun bir çarpanla çarparak” değerlendirmek gerekiyor ne acı ki!
Öyle %10-20 eksik, yarıdan azı açıklanıyor.. değil…
En az “10 X” diyerek TV konuşmalarımızda hep vurguladık..
CHP‘yi, basını, kişi ve kurumları karanlığı aydınlatmaya çabaladık ve hep gerekçelerini sıraladık.
Sn. Kemal Kılıçdaroğlu‘na çağrısı üzerine, makamında kapsamlı bilgi ve somut öneriler sunduk (16.9.2020; Gn. Bşk. Yrd. Prof. Fethi Açıkel ve Gn. Sekr. Prof. S. Sayek Böke varlığı ile)
Ölüm tehditleri dahil, her tür taciz ve linç girişimlerine karşın, açtığımız yolda ilerleyen kişi ve kurumlara teşekkür ederiz.. (Biz hiç dava açmadık, hiçbir C. Savcısı da kamu davası açmadı!?)
CHP’ye, milletvekili meslektaşlarımız Dr. Murat Emir ve Dr. Mustafa Adıgüzel’e, CHP Gn. Bşk. Yrd. Seyit Torun’a,
SÖZCÜ‘den yiğit gazeteci Yılmaz ÖZDİL‘e (6 Eylül 2020 günü SÖZCÜ’de tüm arka kapağı bizim makalemize ayırdı..)
İYİ Parti‘den meslektaşlarımız Dr. Aytün Çıray ve Dr. Aylin Cesur’a,
10 Eylül 2020 günü tüm arka sayfasını bizim makalemize ayıran BİRGÜN’e,
15 Ağustos’ta 2. sayfada makalemize yer veren ve sıklıkla söyleşilerimizi yayınlayan Cumhuriyet‘e.. ve öbürlerine

TELE1 TV’ye
HALK TV’ye
KRT TV’ye
MEDYASCOPE’A…
…………….
…………………
Şükranlarımızı sunuyoruz bize söz hakkı verdikleri için.

  • Salgının başından bu yana 130’u aşan TV konuşması yaptık.
  • Bu güne dek, salgın yönetimi için yazıp konuştuğumuz tek 1 hecemiz yalanlanamadı!
Söyleye söyleye, ısrarla – bıkıp usanmadan yineleyerek kimi acı gerçekler topluma mal oldu ve gerekli duyarlığı, epey gecikmeyle de olsa yarattı sanırız..

Umar ve dileriz ki; geldiğimiz yerde iktidar artık halka dürüst davranır ve yanlışlarını sürdürmeyip, salgın yönetimini epidemiyolojik ilkelere, YAŞAM HAKKINA dayandırır..

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Toplu şiraze kayması

Zafer Arapkirli
Zafer ArapkirliCumhuriyet, 18.09.2020

Toplu şiraze kayması

Dilimizdeki en güzel sözcüklerden biridir “Şiraze”. Söylerken bile ağza çok yakışır. “Top Ten” listebaşı şarkı sözü gibi, “best seller” edebi bir kitap adı gibidir. Türkçe Sözlük’te tam karşılığı şu:

“Ciltçilikte, kitap yapraklarını diplerinin ucundan birbirine bağlayan ve onları düzgün tutmaya yarayan ince bez şerit.”

Ama tek başına kullanmayız hiç. “Şirazesi kaymak” deyimi ile hatırlarız hep bu sözcüğü: “Dengesini yitirmek. Kontrolünü kaybetmek. Psikolojik tutarsızlık.”

Bu anlam ve içeriği ile toplumsal manzarayı umumiye’mizi çok iyi anlatmıyor mu?

Aslında, Refikimiz Sözcü’nün yazarı sevgili meslektaşım Yılmaz Özdil kadar yerim olsa, bir gazete tam sayfası kadar alanda örneklerle açabilirim de… Sadece birkaç örnekle değineceğim.

Sayın H.D.Ö.D.İ (Her Devrin Önemli Devlet İnsanı) Cemil Çiçek’in, hafta başında İsmail Saymaz’a verdiği röportajda sarf ettiği cümlelere bakınca insanın beyni yanıyor. Diyor ki:

(…) tekke ve zaviyeler kapatıldı diyoruz ama bu oluşumlar varlığını sürdürüyor. Aykırı bir şey diyeyim: Bu yapılara yardım yapıyorsak şeffaf olacak. İcap ediyorsa vergiden düşsün. Ama kaynak nereden geliyor, nereye harcanıyor, bunun temin edilmesi lazım (…) “Hem siyasetin kayıt dışı unsurları haline geliyorlar hem kayıt dışı dini oluşum meydana geliyor. Ekonomide, siyasette ve dinde kayıt dışılık var. Denetime ihtiyaç var (…)

Bu mülakatın çıkış noktası, bir tarikat şeyhinin küçük bir kızı taciz etmesi üzerinden başlayan, “Bu tarikat ve cemaatleri ne yapacağız?” tartışması.

Bu tartışma yapılırken, sağcıların sürekli tekrarladıkları bir türkünün sözleri şöyle (mealen) özetlenebilir:

“Bunlar toplumsal yaşamın. Bu toprakların. Bu toplumun bir parçası. Tümden ortadan kaldırılamaz. Ama denetlenmeli. İyisi-kötüsünü birbirinden ayrıştırmalı. Devlet denetimi ve gözetiminde faaliyetleri devam etmeli.” Adeta “Bunlara ihtiyaç var” demeye getiriyorlar.

Geçen hafta da yazmıştım, birtakım reyting peşinde meslek erbabı da bunları “kakara-kikiri” tarzı TV röportajlarında ağırladıkları “Tontiş-tatlı-esprili-zararsız-insancıl-gerçek(!)” cüppeliler, sarıklılar, poturlular, takkeliler tercih edilecek. Ama taciz-tecavüz-badeleme vs. iğrençlikleri ile deşifre olmuşlar “tukaka” edilip temizlenerek sözüm ona “adalet ve asayiş” temin edilecek o cephede.. Öyle mi?

Çare son derece açık ve net biçimde ortada duruyor hanımlar, beyler.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün rehberliği ve önderliği ile çıkarılmış yasalar var ortada. Bunların içerik ve biçim olarak toplumsal yaşama verdikleri zarar da…

Yasaları uygulayacaksınız olacak bitecek. Din-inanç alanındaki düzenlemelerin yasal çerçevesi ne ise (Diyanet, camiler, imam hatip eğitimi vs.) o çerçevede hayata geçirilecek. Gerisi de sadece ve sadece insanların birey ve aile olarak kendi iç vicdani uhrevi hayatlarının mevzusu olacak. Bunun dışında tekke-zaviye, tarikat, cemaat, medrese vs. örgütlenmeler “zararlı faaliyet” kabul edilecek. Bu kadar basit ve net.

Aksi? On yıllardır söylemekten dilimizde tüy biten ve asla bıkmadan tekrarlayacağımız şekilde, FETÖ’ler, METÖ’ler ÇETÖ’ler, TETÖ’ler türeyecek ve devleti ele geçirerek, bugüne kadar başımıza açtıkları belaları açmayı sürdürecekler. Tercih bizim.

Utanılacak yalnızlık

Dış politikadaki felaket ve rezalet tablosunu hatırlatmaya gerek yok. Bir zamanlar “duvara toslayanların” uydurdukları tabir vardı ya: “Değerli yalnızlık…” Adeta o filmin tekrarını oynatıyorlar. Suriye’den Libya’ya, Ege’den Doğu Akdeniz’e, Ortadoğu’dan Avrupa’ya, her alanda buz gibi bir iklimde tir tir titrer bir biçimde yalnızlığa mahkûm edilmiş bir politikanın esiri olmuş sürükleniyoruz. Ve işin en dayanılmaz tarafı da, bu politikanın daha “üç vakit önceki” mimarları, bugün ortaya çıkmış herkesten çok eleştirme cüretini ve utanmazlığını sergilemekteler. İnsan diyecek söz bulamıyor. Bari sus, Muhterem. Bari sus!

En azından kapsamlı bir özeleştiri yaptıktan sonra konuşmaya başla ki senin yerine biz utanmayalım. Hiç mi yüzü kızarmaz sizin gibilerin?

ATATÜRK tartışması

Milyonlarca satırlık, yüzlerce sayfalık yazıldı, çizildi konuşuldu bu konuda.

CHP İstanbul İl Başkanı Sayın Canan Kaftancıoğlu’nun sözleri üzerine başlayan tartışmadan söz ediyorum. Hayatları boyunca Yüce Önder ATATÜRK’e söven, devrimlerini hedef alan, mirasını yerle bir etmeye yeminli çevrelerin bu konunun “üzerine atlamasını” iğrenerek izlememi bir yana koyuyorum.

Canan Hanım’ın bugüne kadar genel olarak alkışladığım, desteklediğim ve bundan sonra da aynı şeyi yapmaya devam edeceğim duruşuna ve gururla taşıdığı cesur siyasi kimliğine saygımdan dolayı ben de üzüntülerimi belirten bir tweet attım bu konuda. Özetle “Madem ATATÜRK ismini kullanmakta bir beis görmediğinizi söyleyecektiniz, malum toplantıda bunu neden oracıkta söyleyerek işin içinden çıkıvermediniz de kendinizi bu duruma soktunuz?..” dedim.

Tekrarlıyorum. Yüce Önderimizin “Hangi isimle anıldığı” meselesi, herkesin, her duruma göre kişisel tercihidir. Kimse asla karışamaz, dikte edemez ve bunun tezviratını yapmamalıdır.

Ama bir tercihin arkasında durarak savunuyorsanız, üzerinize gelindiğinde “farklı zamanlarda farklı tercihler kullanabileceğinizi” söyleyerek sizi seven ve destekleyenlerin sizin adınıza üzülmesine neden olmak niye?

Bir milyon çocuk örümcek ağında…

Bir milyon çocuk örümcek ağında…

SÖZCÜ, 5 Eylül 2020
Yılmaz Özdil

Ayasofya’nın ibadete açıldığı gün “Türkiye Cumhuriyeti sona erdi, İslam devleti kuracağız” filan diye sevinç çığlıkları atan tarikat şeyhi yobaz, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan tutuklandı.

Bu haberin daha acı tarafı, hiç kimse için sürpriz olmamasıdır.
Çünkü, perdeleri sıkı sıkıya kapalı, izbe tarikat yuvalarındaki çocuklara yönelik cinsel istismar, neredeyse sıradan hale geldi. Peki, Türkiye nasıl bu acıklı hale geldi diye merak ediyorsanız…

Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Esergül Balcı, ekibiyle bir yıl sahada çalıştı, yüz yüze görüşmeler yaptı, “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği” başlıklı rapor hazırladı… Türkiye’nin nasıl bu hale geldiğini, nasıl bu hale getirildiğini tane tane anlattı.

– Aslında her şey 1965 yılında özel okulların açılmasına izin verilmesiyle başladı. Eğitimin özelleştirilmesiyle eğitimin kalitesi arttırılmış gibi görünüyordu ama, aslında tarikatların büyümesine yaradı. Çünkü, parası olanlar çocuklarını özel okullara gönderdi, orta kesim çocuklarını devlet okullarına gönderdi, yoksul ve açlık sınırındaki kesimin çocuklarını ise yatılı tarikat okulları kaptı.
– 2023’e kadar hedef, itaatkar, sorgulamayan, düşünmeyen, yaratıcı olmayan, estetik ve sanattan uzak her şeyi kabul eden, şükreden, geleceği bu dünya yerine ahirette arayan nesiller yetiştirmekti.
– Özünde bu, küresel sermayenin hedeflediği bir sonuçtu.
– İslamiyet’in özünde varolmayan ruhban sınıfı, kutsal dini değerleri kullanarak devletin yönetiminde söz sahibi olmaya başladı.
– Devletin farklı kademelerinde örgütlenen ve AKP iktidarıyla bir çeşit koalisyon içinde hareket eden tarikat ve cemaatlerin her biri 15 yıl sonunda birer sermaye grubu haline dönüştüler.
– Bu gruplar geçmişte gelirlerinin önemli bölümünü kurban derisi, fitre, zekat ve hac hizmetleri alanında temin ederken, bugün kamu kaynakları tarikatların en büyük gelir kaynağı halini aldı.
– Bu anlamda seçilen iki sektör ön plana çıktı: Sağlık ve eğitim!
– Hazine’den bu tür tarikat cemaat okullarına sağlanan para, bir milyar liraya, eski parayla bir katrilyon liraya dayandı.
– Türk eğitim sistemi ve eğitim kurumları, cumhuriyet tarihinin en vahim tablosuyla karşı karşıyadır.
– Türkiye’de bir milyon çocuk, tarikatların elinde eğitim görüyor.
– Bir milyon çocuk, beyinleri yıkanarak, aldıkları eğitim ve yönlendirme nedeniyle her türlü istismara açık ve her an kullanılmaya müsait hale getiriliyor.
– Bu çocuklar, yakın gelecekte milli güvenliği tehdit edecek faaliyetlere rahatlıkla sürüklenebilecek bir potansiyel haline dönüştüler. Zira tarikat eğitimlerinde Türkiye, “Darülharb” yani “Harp ülkesi, küfür ülkesi, savaş alanı” olarak nitelendiriliyor.
– Ülkemizde, 2.6 milyon vatandaşın bir tarikatla organik bağı var.
– Üstelik bu kapalı dini yapıların büyük çoğunluğunun yabancı ülke ve gruplarla bağlantısı var. Hatta bu tarikatların bir kısmı karışıklık içindeki komşu ve bölge ülkeleriyle AB Öğrenci Değişim Programı ERASMUS benzeri kanallar oluşturmuş… Türk vatandaşı çocuklar bölge ülkelerindeki medrese ve tarikat okullarına gönderiliyor. Bu sistem bir çeşit TARİKAT ERASMUS’U olarak adlandırılabilir.
– Kuzey Irak, İran ve Suriye’ye medrese eğitimine giden çocuk sayısı 10 binin üzerinde… Medreselerde eğitim dili Kürtçe ve Arapça.
– Türkiye’de belli başlı 30 tarikat silsilesi bulunuyor.
– Bunların 400 kolu bulunuyor.
– Sadece İstanbul’da 445 tekke faaliyetlerini açıktan sürdürüyor.
– Çoğunluğu İstanbul, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere 800’ün üzerinde faal medrese bulunuyor.
– Üstelik, büyükşehirlerde kaç apartman medresesinin faaliyette olduğu ise tam olarak bilinmiyor. Çoğunluğu kız çocuklarına yönelik açılan apartman medreselerinde 12-18 kişi kalıyor.
– Medreselere kaydolma yaşı 3’e kadar düştü.
– AKP iktidarıyla birlikte şehir merkezlerindeki medreselerin sayısı hızla arttı.
– Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Hizbullah’a bağlı medreseler çoğunlukla Kuran kursu olarak değil, dernek çatısı altında faaliyetlerini sürdürüyor.
– Eğitmenlerin büyük çoğunluğu Türkçeyi tam olarak bilmiyor.
– Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’deki özel öğretim kurumu sayısı 10.053’tür. Bu kurumların üçte biri mutlaka bir tarikatla veya cemaatle bağlantılı.
– 4 binin üzerindeki özel yurdun 2 bin 480’i bir tarikatla bağlantılı.

Ya cinsel istismar boyutu? Profesör Balcı şu yanıtı veriyor.

– Tarikat eğitiminde erkeklere, kadının aşağı olduğu öğretiliyor, ikinci sınıf insan olduğu şeklinde öğretiliyor.
– Kızlara ise, erkeğe bir tür zorunlu kölelik öğretiliyor.
– Biyolojik eşe yabancılaşıyorlar. Biyolojik eşe yabancılaşma, cinsel sapkınlıkları doğurur. Bugün duyduğumuz cinsel istismarların altında yatan gerçeklerden biri budur.
– Tarikat okullarındaki çocuklar adeta mutant bir ara form haline getiriliyor. Anne baba şefkati yok. Aile sıcaklığı yok. Sorgulama yok. Tam bir itaat ve kör bağlılık var.
– Metafizik bir hayal alemine hapsedilmiş, tek tipleştirilmiş insanlara dönüşüyorlar. Her türlü istismara açıklar.
– Düzce’de gördük mesela… Bir kız çocuğu tarikata katılıyor. Sonra eve döndüğünde “hocamız böyle emretti” diyerek, tüm mobilyaların kaldırılmasını, yerde oturmalarını istiyor. Öyle ısrar ediyor ki, annesi sonunda salondaki koltukları kaldırıp, yere minder sermek zorunda kalıyor. Böylesine körü körüne itaat var, istismar kaçınılmaz oluyor.

Peki, ne yapmamız gerekiyor? Türkiye bu tarikat-cemaat-zırcahil kuşatmasından nasıl kurtulabilir? Profesör Esergül Balcı hem formülü veriyor, hem uyarıyor.

– Tek hedefimiz laik, demokratik, yaratıcı düşünebilen, soran, sorgulayan, bağımsız kişilikli, felsefe-mantık derslerinin yeniden gerçek anlamıyla okutulduğu programlarla öğrenci yetiştirmek olmalıdır.
– Laik, çağdaş, bilimsel eğitime dönmek ve çağı yakalamak artık gerekliliğin ötesinde zorunluluk haline gelmiştir.
– Yarın çok geç olacaktır!

Yılmaz Özdil’in SÖZCÜ’ye demecimiz için değerlendirmesi

Dostlar,

SÖZCÜ Gazetesi’nin yürekli ve yetenekli yazarı Sn. Yılmaz Özdil, SÖZCÜ‘de bu gün yayınlanan demecimizi facebook sitesinde duyurmuş..

Değerbilir anlatımlar kullanmış.. Teşekkür ederiz kendisine..

Aşağıda verdiği erişke (link) ile hem söyleşi metnine hem de 30 dakikayı aşan kapsamlı video kaydına erişilebilir..

Haklı çıkmaktan, tüm öngörülerimizin zaman içinde doğrulanmış olmasından mutlu olduğumuzu söyleyebilir miyiz??

Ne yazık ki kocaman bir hayır..

Özdil, 1 Mayıs 2020 günlü SÖZCÜ‘deki makalesinde ölüm sayılarının 10 Mart – 30 Nisan arasında nasıl saklandığını gün gün rakamlarıyla vermişti.. Salt İstanbul’da, 50 günde 3700’ü aşan fazladan ölüm vardı ve bunlar her nedense, Dünyada ve Türkiye’de korona salgını yaşanırken, başka başka nedenlerden ölmüşlerdi!? COVID-19 hastası değillerdi.. Ya başvur(a)mamışlar hastanelere, ya PCR testleri negatif çıkmış ama korona sağaltımı (tedavisi) almalarına karşın COVID-19 tanısı konmamış / konması engellenmiş ve ölüm raporlarına türlü türlü nedenler yazılmıştı.. (Lütfen okuyunuz, paylaşınız : http://ahmetsaltik.net/2020/05/01/yoksa-siz-hekimlerimize-guvenmiyor-musunuz/)

Çünkü : AKP iktidarının döneminde Türkiye’de hiçbir başarısızlık, olumsuzluk olamazdı! Bundan da bir başarı öyküsü mutlaka ama mutlaka çıkarılacaktı..

TEK ADAM‘ın büyüsü bozulamıyor, BİLİM KURULU üyeleri dahil KRAL ÇIPLAK diyemiyor!!???

Mahallenin delisi bir tek biz kaldık korkarız / sanırız ??

Uyan Türkiye uyan, artık yaşam hakkın da yok, ne kaldı geriye ne, ne, ne??

Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI – ACI ile.
08 Ağustos 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/prof-dr-saltik-veriler-saklaniyor-cok-sayida-kanit-var-5976511/

Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var
SOZCU.COM.TR
Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var
Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var Ankara Üniversitesi Tıp Fakü