Yılmaz Özdil’in SÖZCÜ’ye demecimiz için değerlendirmesi

Dostlar,

SÖZCÜ Gazetesi’nin yürekli ve yetenekli yazarı Sn. Yılmaz Özdil, SÖZCÜ‘de bu gün yayınlanan demecimizi facebook sitesinde duyurmuş..

Değerbilir anlatımlar kullanmış.. Teşekkür ederiz kendisine..

Aşağıda verdiği erişke (link) ile hem söyleşi metnine hem de 30 dakikayı aşan kapsamlı video kaydına erişilebilir..

Haklı çıkmaktan, tüm öngörülerimizin zaman içinde doğrulanmış olmasından mutlu olduğumuzu söyleyebilir miyiz??

Ne yazık ki kocaman bir hayır..

Özdil, 1 Mayıs 2020 günlü SÖZCÜ‘deki makalesinde ölüm sayılarının 10 Mart – 30 Nisan arasında nasıl saklandığını gün gün rakamlarıyla vermişti.. Salt İstanbul’da, 50 günde 3700’ü aşan fazladan ölüm vardı ve bunlar her nedense, Dünyada ve Türkiye’de korona salgını yaşanırken, başka başka nedenlerden ölmüşlerdi!? COVID-19 hastası değillerdi.. Ya başvur(a)mamışlar hastanelere, ya PCR testleri negatif çıkmış ama korona sağaltımı (tedavisi) almalarına karşın COVID-19 tanısı konmamış / konması engellenmiş ve ölüm raporlarına türlü türlü nedenler yazılmıştı.. (Lütfen okuyunuz, paylaşınız : http://ahmetsaltik.net/2020/05/01/yoksa-siz-hekimlerimize-guvenmiyor-musunuz/)

Çünkü : AKP iktidarının döneminde Türkiye’de hiçbir başarısızlık, olumsuzluk olamazdı! Bundan da bir başarı öyküsü mutlaka ama mutlaka çıkarılacaktı..

TEK ADAM‘ın büyüsü bozulamıyor, BİLİM KURULU üyeleri dahil KRAL ÇIPLAK diyemiyor!!???

Mahallenin delisi bir tek biz kaldık korkarız / sanırız ??

Uyan Türkiye uyan, artık yaşam hakkın da yok, ne kaldı geriye ne, ne, ne??

Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI – ACI ile.
08 Ağustos 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/prof-dr-saltik-veriler-saklaniyor-cok-sayida-kanit-var-5976511/

Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var
SOZCU.COM.TR
Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var
Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var Ankara Üniversitesi Tıp Fakü

İstanbul’da iki ayda 3 bin 600 fazla ölüm var!

Mezarlıklar Müdürlüğü mart-nisan rakamlarını açıkladı:

  • İstanbul’da iki ayda 3 bin 600 fazla ölüm var!

Corona salgını ile birlikte özellikle vakaların % 60’ının görüldüğü İstanbul’daki ölüm oranları tartışma konusu oldu.

SÖZCÜ, İBB Mezarlıklar Daire Başkanlığı’nın tuttuğu merak edilen ölüm kayıtlarına ulaştı.

Özlem GÜVEMLİ
02 Mayıs 2020 sozcu.com.tr/2020/gundem/mezarliklar-mudurlugu-mart-nisan-rakamlarini-acikladi-istanbulda-iki-ayda-3600-fazla-olum-var-5787806/

Kayıtlarda, 2019 ve 2020 yılının mart-nisan aylarındaki ölüm rakamları karşılaştırıldığında son iki ayda bir önceki yıla göre ölüm oranlarında yükselme göze çarpıyor.

Ancak kayıtlar, İstanbul’da gerçekleşen tüm ölümleri kapsıyor. Corona virüsüne (Covid 19) bağlı olarak yaşamını yitirenlere ilişkin ayrı bir veri bulunmuyor. Çünkü hastanelerden gelen ölüm raporlarında “Covid-19” bilgisi yer almıyor.

Başkanlığın verilerine göre; geçtiğimiz yıl mart ve nisan ayında İstanbul’da toplam 12,745 kişi, 2020’nin mart ve nisan ayında ise toplam 16,345 kişi öldü. Yani bu yıl aynı dönemde 3,600 daha fazla ölüm gerçekleşti.

KARA GÜN 20 NİSAN

2019 mart ayında İstanbul’da 6,630 kişi yaşamını yitirdi. 2020 yılının mart ayına gelindiğinde bu rakam 7,281 oldu. Aradaki fark 651 olarak kayıtlara geçti.

2019 nisan ayında 6,115 kişi yaşamını yitirirken bu yıl kişi sayısı 9,064’e çıktı. Yani 2020’de yaşamını yitirenlerin sayısında 2,949 kişi arttı.

Günlük ölüm sayılarına bakıldığında nisan ayında en çok ölümün gerçekleştiği 20 Nisan günü 399 kişi yaşamını yitirdi. Bir önceki yıl aynı gün yaşamını yitiren kişi sayısı 203 olarak gerçekleşmişti.

OLGULARIN % 60’I İSTANBUL’DA

29 Nisan’da toplanan Bilim Kurulu sonrası açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Covid-19 vaka oranının %60’ının İstanbul’da olduğunu dile getirmiş, “İstanbul’la ilgili şu an özel tedbirimiz yok uygulanan tedbir dışında” ifadelerini kullanmıştı.

YILMAZ ÖZDİL KÖŞESİNDE GÜN GÜN ÖLÜM SAYILARINI YAZDI

Türkiye’nin en çok okunan yazarı Yılmaz Özdil, SÖZCÜ’deki köşesinde yıllara göre İstanbul’daki ölüm oranlarını yazmış konuya dikkat çekmişti.

Yoksa siz hekimlerimize güvenmiyor musunuz?

=============================================

Sayın Yılmaz Özdil‘in söz konusu yazısını biz de web sitemizde yayınladık..

http://ahmetsaltik.net/2020/05/01/yoksa-siz-hekimlerimize-guvenmiyor-musunuz/

Dr. Ahmet SALTIK

Yoksa siz hekimlerimize güvenmiyor musunuz?

Yoksa siz hekimlerimize güvenmiyor musunuz?

Yılmaz Özdil
SÖZCÜ, 1 Mayıs 2020

(A. SALTIK :  Aşağıdaki yazının da okunması dileğiyle.. http://ahmetsaltik.net/2020/05/02/istanbulda-iki-ayda-3-bin-600-fazla-olum-var/)

İstanbul’da geçen yıl vefat sayısı ne kadardı?
İstanbul’da bu yıl aynı günlerde ne kadar?

                        2019        2020

11 Mart            190             224
12 Mart            221             217
13 Mart            201             243
14 Mart            203             228
15 Mart            221             179
16 Mart            218             216
17 Mart            197             236
18 Mart            208             246
19 Mart            223             260
20 Mart            251             300
21 Mart            214             256
22 Mart            200             235
23 Mart            219             253
24 Mart            180             242
25 Mart            212             232
26 Mart            207             244
27 Mart            219             253
28 Mart            224             274
29 Mart            236             282
30 Mart            233             285
31 Mart            166             295

1 Nisan            231             307
2 Nisan            230             289
3 Nisan            186             348
4 Nisan            218             285
5 Nisan            201             326
6 Nisan            177             326
7 Nisan            203             339
8 Nisan            200             354
9 Nisan            213             335
10 Nisan          214             317
11 Nisan          211             302
12 Nisan          197             232
13 Nisan          197             376
14 Nisan          200             347
15 Nisan          180             322
16 Nisan          209             317
17 Nisan          225             299
18 Nisan          185             218
19 Nisan          214             219
20 Nisan          203             399
21 Nisan          195             309
22 Nisan          192             297
23 Nisan          202             257
24 Nisan          199             261
25 Nisan          209             272
26 Nisan          211             210
27 Nisan          192             349
28 Nisan          205             282
29 Nisan          197             289
30 Nisan          219             280

Maalesef gerçek sayılar bunlar.

  • Salgın “resmi olarak” başladığından beri, geçen yıla göre, sırf İstanbul’da
    3,705 fazladan ölüm var.

Üstelik bu yıl, ölümlü trafik kazaları neredeyse yok, ölümlü iş kazaları neredeyse yok.

Bu fazladan vefatların ölüm raporlarına “bulaşıcı hastalık” yazılıyor.

“Bulaşıcı hastalık nedir?” diye sorulduğunda, “grip veya zatürre de bulaşıcı hastalıktır” deniyor.

Halbuki, geçen yılın ölüm raporlarına bakıyoruz…
Geçen yıl, grip veya zatürreden ölenlere “bulaşıcı hastalık” yazılmamış!
Geçen yılın ölüm raporlarında bir tane bile “bulaşıcı hastalık” ibaresi yok!

  • Varlığıyla onur duyduğumuz Profesör Ahmet Saltık, Türkiye’nin koronavirüs salgınına karşı önlem almakta geç kaldığını, gerçeklerin halının altına süpürüldüğünü, devekuşu politikası uygulandığını, geçen yıllara göre ölüm sayılarında artış olduğunu, açıklanan resmi sayıların kuşkulu olduğunu söyledi… Ahmet Saltık, hekim.


Türkiye’deki her beş hekimden dördünün üye olduğu Türk Tabipler Birliği, Dünya Sağlık Örgütü’nün kodlarına göre raporlama yapılmadığını, böylece, ölüm sayılarının az gösterildiğini açıkladı… Türk Tabipler Birliği başkanı Profesör Sinan Adıyaman, hekim.

Son beş yılın ölüm sayılarını araştıran Türk Toraks Derneği, İstanbul’daki ölüm sayılarında geçen yıllara oranla ciddi artış olduğunu saptadı… Türk Toraks Derneği‘nin tamamı hekim.

Serdar Savaş’ın anlata anlata dilinde tüy bitti, açıklanan sayıların gerçeği yansıtmadığını, İstanbul’da mart ve nisan aylarında geçen yıllara göre ciddi ölüm artışı olduğunu açıkladı… Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Programı Direktörlüğü de yapan Serdar Savaş, hekim.

Profesör Gaye Usluer, değerli ağabeyim Uğur Dündar’ın demokrasi arenası’nda izah etti, Dünya Sağlık Örgütü‘nün kodlarına göre raporlama yapılmadığını, bu yüzden, açıklanan ölüm sayılarının gerçeği yansıtmadığını anlattı… Gaye Usluer, hekim.


Canan Kaftancıoğlu, koronavirüsten ölenlerin “bulaşıcı hastalık” ibaresiyle toprağa verildiğini, sırf İstanbul’da hayatını kaybedenlerin sayısının bile Türkiye genelinde açıklanan ölüm sayısından fazla olduğunu söyledi… Canan Kaftancıoğlu, hekim.

İzmir milletvekili Aytun Çıray, sağlık bakanının cevaplaması için Tbmm’de soru önergesi verdi, “koronavirüsten hayatını kaybedenlerin ölüm raporlarına başka hastalıklardan öldükleri mi yazılıyor, nisan ayında Türkiye’de ‘bulaşıcı hastalık’ ibaresiyle ölenlerin sayısı kaçtır?” diye sordu… Sağlık bakanlığı müsteşarlığı da yapan Aytun Çıray, hekim.

Hatay büyükşehir belediye başkanı Lütfü Savaş, Hatay’da yedi kişinin hayatını kaybettiğini, bunların sadece ikisine koronavirüs denildiğini, beşine “bulaşıcı hastalık” denildiğini açıkladı… Lütfü Savaş, hekim.

Ordu milletvekili Mustafa Adıgüzel çok çarpıcı bir katakulliye dikkat çekti, “covid testi negatif çıkan hastalar, vaka sayısına eklenmiyor, ama iyileşen hasta sayısına ekleniyor. Böylece, iyileşen hasta sayısı, yeni vaka sayısından fazla oluyor. Hasta kabul etmeden iyileştirdiğimiz onbinlerce insanla tıp tarihine geçeceğiz” dedi… Mustafa Adıgüzel, hekim.

Konya eski milletvekili Hüsnü Bozkurt o her zamanki vatan millet sevgisiyle dobra dobra sıraladı, “Tüik’in ölüm sayısı vermesini yasaklıyorlar, mezarlıklar müdürlüklerinin ölüm sayısı vermesini yasaklıyorlar, klinik tanılı vakaları saymıyorlar, Dünya Sağlık Örgütü’nün kodlarını kullanmıyorlar” dedi… Hüsnü Bozkurt, hekim.

E, hal böyleyken…

Sağlık bakanımız “ölüm sayılarını gizlemiyoruz” diyor.

“Yoksa siz hekimlerimize güvenmiyor musunuz?” diyor.

Halbuki biz de tam olarak bunu soruyoruz zaten.

Hekimlerimize güvenmiyor musunuz?

Can’ınız sağolsun değil mi !

Can’ınız sağolsun değil mi !

YILMAZ ÖZDİL 
SÖZCÜ
, 20.4.19

 “Bu bir kaza değil… Kazanın bilimsel tanımı öngörülemez olmasıdır. Bu yüzden kaza deniyor. Öngörülebilir bir ölüm öngörülebilir bir arıza öngörülebilir bir kırılma kaza olmaz. Çünkü öngörebiliyorsunuz. Kaza olması için beklenmedik olması lazım tesadüfi olması lazım. Bu yüzden bu bir kaza değil. ”

“Eski ve büyük bir maden burası mülkiyeti hâlâ Türkiye Kömür İşletmeleri’nde rödovans denilen bir yöntemle çalıştırılıyor. Özelleştirmeden taşeronluktan biraz farklı madenciliğe özel bir yöntem mülkiyet Türkiye Kömür İşletmeleri’nde kalmaya devam ediyor ‘buradan çıkardığın kömürü senden satın alacağım’ deniyor. ”

“Buradan çıkarılan kömür kaliteli kömür değil çoğunlukla termik santralde kullanılıyor. Buradan yılda 10 milyon ton kömür üretiliyor 7.5 milyon tonunu devlet satın alıyor termik santralde kullanılıyor geriye kalan 2.5 milyon tonu himmet projesi çerçevesinde ücretsiz dağıtılan kömür yine devlet satın alıyor ücretsiz dağıtıyor.”

“Rödovansın esas problemi şu… Ne kadar çok kömür çıkarırsan o kadar çok para kazanıyorsun. Arz talep dengesi yok. Kapitalist bir yöntem değil neoliberal bir yöntem… Kapitalist yöntemde kömürü arz et talep yoksa satamazsın para kazanamazsın boşa çıkarmış olursun. Ama burada hazır müşterin devlet olduğu için sen ne kadar çok çıkarırsan o kadar çok para alıyorsun.”

“Üç vardiya çalışıyorlar bir vardiya üç bin 100 ton kömür çıkarıyor! 450 kişi sekiz saatte üç bin 100 ton kömür… Bir büyük kamyonun 15 ton taşıdığını düşünürseniz bir vardiyada çıkarılan kömürü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Ve bunu hızla arttırıyorlar yarış halindeler her vardiyaya başka taşeron giriyor taşeronlar vardiyalar birbiriyle yarışıyor dehşet bir yarış oluyor.”

“Bu maden ocağının bir özelliği daha var. Bazı kömür madenlerinde metan sorunu olur metan gazı birikir grizu patlayan madenler böyledir sürpriz değildir neticede kömür madeni metan birikir. Ne yaparsın? Düzgün biçimde metan gazını tahliye edersin havalandırma bacalarını açarsın metan ölçümü yaparsın yüksek olduğu dönemlerde korunaklı çalışırsın grizu patlamaz. Burası ise… Yanma özelliği olan bir maden başından beri bu özelliği var. Galeriyi açıyorsunuz kömür damarı havayla temas ediyor galeriye oksijen giriyor alevsiz bir yanma başlıyor için için yanıyor gözünüzle görebiliyorsunuz alevsiz bir yanma oluyor. Ne yapacaksın? Belli yöntemleri var soğutma yöntemleri tahkimat denilen yöntemler var oksijeni kesiyorsun. Açtın galeriyi yanma başladı, galeriyi kapatacaksın, o gün çalışmayacaksın kömür çıkarmayacaksın, sönecek. Mesela su tutamazsın, suyla sönen bir yangın değil bu, oksijeni kesmekten başka çare yok. ”

“Bu adam burada öyle bir rekolteye vurmuş durumda ki, Türkiye Kömür İşletmeleri’nin 140 $ maliyetle çıkardığı kömürü 23.5 dolara çıkarıyor, altıda birine çıkarıyor. Ne kadar çok çıkartırsa o kadar fazla kazanıyor. Dolayısıyla kömürün soğutulması ve söndürülmesi işini hafife alıyor daha çok üretime zorluyor, daha çok üretime zorluyor.. Zorladıkça daha çok galeri havayla temas ediyor en sonunda kaçınılmaz olarak alevli yangına dönüşüyor.”

“Kapalı mekanda yangın ne demek arkadaşlar… Duman ve karbonmonoksit… Saf karbonmonoksit öyle bir şey ki, yalnızca bir kez koklayabilirsiniz felç eder, ikinci nefeste beyin ölür zaten… Bu galerilere karbonmonoksit doldu. İlk gece buradaki herkes öldü.”

“Yaralı çıkardık falan dedikleri aslında yardım için girmiş ekiplerdi. Yardıma giriyorlar olmuyor, yardıma girenler de yangından – gazdan etkilenip kaçıyorlar, kapıda onları gösterip ‘kurtardık’ diyorlar.”

“Burada suçlu aranıyorsa eğer… Elbette hukuki suçlular var, nedir onlar; denetimciler, vardiya amirleri, mühendisler, müfettişler, Türkiye Kömür İşletmeleri, mülki idare, Enerji Bakanlığı, hükümet… Ama gerçek sorumlu işçi yaşamına hiç değer vermeyen, işçinin hiçbir hakkı olmadığına inanan, işçiyi insan yerine koymayan düzen!”

“İşçi ölümünü kömür maliyetiyle karşılayabileceğini düşünen, işçiyi maden maliyetine sayabilecek olan ahlaksızca düzenin kar hırsı daha fazla kömür çıkarma isteği…

  • Burada bir kaza yok gayet planlı hesaplı göze alınmış bir cinayet var. ”


Katliama dönüşmüş olmasının sebebinde ihmaller var, iki vardiyanın üst üste binmiş olması var, bir vardiya çıkmadan öbür vardiyanın girmiş olması var. Ama bunların özünde bir kıymeti yok çünkü Türkiye’de bütün madenler böyle… İçeride 30 kişi olsaydı 30 kişi ölmüş olacaktı, burada bu kadar kişi vardı, bu kadar kişi öldü.”

“Burası yanan bir maden biliniyor daha önce de yanmış Park Maden Ciner burayı almış bakmış ki çok yangınlı bir maden, tutmuş elinde, yıllarca kapalı tutmuş sonra isteyene verip devretmiş. Bunlar ‘yahu sen bu madeni niye kapattın?’ diye sormamışlar, girmişler madene, hızla üretimi artırmışlar, çok büyük paralar kazanmışlar, en yüksek seviyeye geldiğinde de bu oldu.”

“Yarın savcılığa başvuruyoruz.”
“Bize göre bu soykırım suçudur. ”
“Soykırım suçunun tarifi çok açık; bir insan grubunu siyasal nedenlerle sistematik olarak katlediyorsan buna soykırım denir. ”
Biz burada ölen insanları savunacağız. ”

“Hükümetin ve sermayenin elinde inanılmaz yöntemler var; tazminat dağıtacaklar, ailenin geride kalan bireylerine iş verecekler, askerlikten muaf tutacaklar, vergiyi – sigortayı erteleme, maaş bağlama filan her türlü yöntemi kullanarak hükümete yönelmiş, devlete yönelmiş, sermayeye yönelmiş suçlamayı ve davaları düşürmeye çalışacaklar. Elimizdeki tarihsel örnekler gösteriyor ki, başarılı olurlar. Halk bir süre sonra ölümü kader kabul ediyor, kendisine öyle öğretilmiş.”

“Bu acı paylaşılacak. Bu yaralar sarılacak. Ama bu kırığın yapışmasına izin vermemek gerekiyor… Ki bu hesap sorulsun.”

Kime ait bu sözler? Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı avukat Selçuk Kozağaçlı’ya ait.
2014 yılında 301 madencimizin katledildiği Soma‘ya gitti.
Yaşamını yitiren madencilerimizin gönüllü avukatlığını üstlendi. Okuduğunuz konuşmayı yaptı.  Tane tane anlattı. Çağdaş Hukukçular Derneği’ndeki avukat arkadaşlarıyla birlikte beş yıldır mücadele ediyor. Facia yaşandığında Soma’ya üşüşüp medyaya şov yapan muhalefet partileri çoktan ortadan kayboldu. Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşları madenci ailelerinin hakkını savunmayı sürdürüyor.

Ve dün…
Madeni böyle vahşi şekilde işleten gözünü para hırsı bürümüş şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan tahliye edildi.
İşçi başına sadece altı gün yattı.
301 defa 25 yıl hapsi istendi.
301 defa altı günle çıktı.
Peki avukat Selçuk Kozağaçlı nerede biliyor musunuz?
Hapiste! Terörist dediler. Geçen yıl tutukladılar.
11 yıl hapis yapıştırdılar. Yatıyor.

Ahlaksızca düzenin planlı hesaplı soykırımı devam ediyor.

SABIR İMECESİ

SABIR İMECESİ

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 19.4.19

Biz bu zaferi, henüz 14 yaşındayken Okmeydanı‘nda suratından vurulan o kara kaşlı güzel çocuk, Berkin’in yüreğiyle kazandık.

Arnavutköy‘deki evinden, o ruhumuzu açılan kırmızı çiçekli penceresinden el sallayan Türkan Saylan’ın ilhamıyla kazandık.

Beyoğlu‘nda sinagogunda dua eden Berta’nın Yona’nın Avram’ın canıyla, Şişli‘deki gazetesinden çıkan Hrant’ın canıyla… Ülkeyle beraber bu şehri yöneten zihniyetin ihmalleri yüzünden kaybettiklerimizle kazandık.

Çarpık yapılaşmaya göz yumulduğu için Ayamama deresi taştığında Halkalı‘da servis minibüsünün içinde boğulan tektsil işçileri Nebahat’ın Nuriye’nin Özden’in hayatlarıyla… Yandaş müteahhitin Mecidiyeköy‘deki kule inşaatında dandik asansör yüzünden 36’ncı kattan çakılan Tahir’in Hıdır’ın Vahdet’in hayatlarıyla… Tuzla‘da güya kurtarma filikasının tatbikatı yapılırken kum torbası yerine oturtularak denize fırlatılan tersane işçileri Emrah’ın Ramazan’ın hayatlarıyla… Zeytinburnu‘daki ruhsatsız maytap fabrikasında havaya uçan Hasan’ın Kadir’in Orhan’ın Zübeyir’in hayatlarıyla… Esenyurt‘ta alışveriş merkezinin inşaatında naylon çadırlardaki yatakhanede diri diri yanan Bayram’ın Çetin’in Barış’ın hayatlarıyla kazandık.

Kartal‘da izinsiz kat çıkılan apartmandaki Tuana’nın Adem’in Nazan’ın Hüsniye’nin Adile’nin ezilen hayatlarıyla kazandık.

Islah edilmeyen dereler yüzünden Selimpaşa‘da sel sularına kapılan iki yaşındaki Dila’nın yaşayamadığı hayatıyla, Şirinevler‘de rögar kapağı olmadığı için kanalizasyona düşen ve cansız bedeni Ataköy‘den çıkan beş yaşındaki Dilara’nın heba edilen hayatıyla kazandık.

Ümraniye‘de el bombaları bulundu yalanıyla, Poyrazköy‘de lav silahları bulundu palavrasıyla, Beşiktaş adliyesinde maruz kaldığımız hukuk cinayetleriyle, asrın iftirasına tahammül edemeyip Beylerbeyi‘ndeki lojmanında kafasına sıkan Ali Tatar’ın onuruyla, toplama kampı Silivri‘de öldürülen Kaşif Kozinoğlu‘nun madalyalarıyla, Maltepe‘de Hasdal‘da Hadımköy‘de esir tutulan kahramanlarımızla kazandık.

Suriyeliler Taksim‘de yılbaşı kutlaması yaparken, Florya plajında nargile içerken, Polonezköy‘de mangal yaparken, Fatih‘te Bağcılar‘da dükkan açarken, İstinye‘de arazi satın alırken, Suriye’de şehit düşüp Edirnekapı‘da toprağa verilen Muhammed’le kazandık.

Zincirlikuyu‘ya uğurlanırken “Atatürk’le kalın, Cumhuriyet’le kalın, hoşçakalın” diyen Levent Kırca’yla kazandık. Dolmabahçe sanatçıları el pençe divan dururken, sarayın yanında değil, halkın yanında yeralan, toplumsal moralimizde başrol oynayan Bakırköy‘ün delikanlısı “jön Türk” Tarık Akan’la kazandık.

“Yobazın olmadığı her yer cennettir; kadın yaktınız, ozan yaktınız, köpek yaktınız, orman yaktınız, yobaz varken cehenneme gerek yok” diyen, ve bugün eminim Kanlıca‘da yattığı yerden “nihayet birader” diyen Yaşar Nuri Öztürk’le kazandık.

Biz bu zaferi, semt semt, mahalle mahalle, sokak sokak bedel ödeyerek kazandık, canımızla kanımızla, alın terimizle kazandık. Onca kahır, onca keder, onca ızdırap… Sabır imecesiyle kazandık.

(Yüreğimizdeki cam kırıklarının, çektiğimiz acıların toplamıdır Ekrem İmamoğlu… Hasretini yaşadığımız duyguların vücut bulmuş halidir.)

İstanbul’un fethini kutladılar.
İstanbul’un kurtuluşunu kutlamadılar.
E, geldikleri gibi gittiler…
Mustafa Kemal’le kazandık!