Dahiyi anlamak : ATATÜRK ÜZERİNDEN TARTIŞMAK

Dahiyi anlamak :
ATATÜRK ÜZERİNDEN TARTIŞMAK
– Yılmaz Özdil ve kitabı üzerindeki tartışmalar…

Prof. Dr. Süleyman ÇELİK 
scelik44@gmail.com

Atatürk Nutuk’ta der ki, “Milli Mücadeleye birlikte başladığımız yolculardan bazıları, ulusal yaşamın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet yasalarına kadar uzayan gelişmeleri, kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırlarını aştıkça bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır” (M. K. Atatürk, Nutuk, c.1, s.16).

Atatürk burada Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Adnan- Halide Adıvar gibi sivil ve asker yol arkadaşlarından söz etmektedir.

Gerçekte zaferden sonra Atatürk’ün yaptıkları (devrimler), yalnız yolları ayrılan arkadaşlarının değil, yanında kalıp birlikte yola devam eden İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Celal Bayar gibi arkadaşlarının da “düşünme, kavrama ve hayal etme” sınırlarını aşmaktaydı. Fakat bunlar Atatürk’ün o güne dek başardığı olağanüstü işlerin yakın tanığı olmaları nedeniyle, ona inandıkları/ “o ne yaparsa doğru yapar” diye düşündükleri için ayrılmadılar, onunla birlikte yola devam ettiler.

Atatürk’ün diğerlerinden farkı ne idi?..

Atatürk, öncelikle düşmanlarının bile kabul ettiği gibi müstesna bir dâhi idi (Aydın Sayılı, Atatürk Bilim ve Üniversite, Belleten, vol.45, Ankara 1981, s.27-42).

Ayrıca, kendi deyişi ile “çocukluğundan beri eline geçen iki kuruştan biri ile kitap alarak” çok okuyan bir insandı.

Atatürk’ün okumaya ilgisi o kadar fazladır ki daha lise öğrencisi iken mevcut Türkçe kitaplar O’na yeterli gelmedi. Bunun üzerine okumak için yabancı dil öğrenmeye karar verdi. Bu amaçla Manastır’da, gönüllü Katolik rahiplerin işlettiği yerel bir misyoner okulunda Fransızca dersleri aldı. Yaz tatillerinde gittiği Selanik’te de Fransız Hıristiyan frerlerin açtığı dil kursuna devam etti ve kısa sürede Fransızca kitapları okuyabilecek derecede yabancı dilini geliştirdi. Harp Okulu ve Akademisi’nde Almanca öğrenimi gördü ve bu dili de kitap çevirisi yapabilecek derecede ilerletti.

Cephede, yurtiçi gezilerde vs. her koşulda kitap okuyabilecek ortam oluşturuyor ve zaman yaratıyordu. Okuduğu kitap sayısının 10 binlerce olduğu kestirilmektedir. (Sinan Meydan, Akl-ı Kemal- Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Cilt.1, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2012)

Ölene kadar okumayı sürdürdü. Öyle ki, hasta yatağında yatarken Le Monde gazetesinde Maya tarihi ile ilgili yeni bir kitap yazıldığını okuyunca hemen alınmasını istedi. Ne yazık ki bu kitabı okumaya ömrü yetmedi. Askerlik, tarih, hukuk, iktisat, coğrafya, sosyoloji, felsefe, antropoloji, mantık, matematik vs. her konuda, konuların uzmanları kadar kitap okuduğu görülmektedir (Bilal Şimşir, Atatürk’ün Kitap Sevgisi, Atatürk Dönemi- İncelemeler, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, Ankara, 2006, s. 251-262). Çanakkale muharebelerinin en kızgın döneminde Madam Corinne’e yazdığı mektupta, “savaşın sıkıntılarından kendisini bir an olsun uzaklaştıracak romanlar göndermesini” isteyecek kadar edebiyatı da sevdiği bilinmektedir.

Tarihe çok önem veren Atatürk’ün saptanabilen 879 tarih kitabı okumuş olduğu belirlenmiştir. Yalnız siyasal ve savaşlar tarihini değil, sanat, dinler, uygarlık ve bilim tarihi ile ilgili kitapları ve başta Kur’an olmak üzere kutsal kitapları da okumuştur.

Yeryüzünde neredeyse hiçbir asker, hiçbir devlet adamı ve hiçbir devrimci, bu derece derin ve geniş bir entelektüel birikime sahip değildir.

Yapılan incelemeler kitapları eleştirel akılcı bakış açısıyla okuduğunu göstermektedir. (Recep Cengiz, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, 24 cilt, Anıtkabir Derneği yayını, Ankara, 2001). Bu şekilde okumak, aklı geliştirir. Böylece Atatürk, bilgi ve birikimini artırdığı gibi dehasını daha da geliştirmiş ve sonuçta, Clinton’ın deyişiyle “yüzyılın” değil,  “milenyumun” yani “Bin Yılın Dahisi” olmuştur.

1930’lu yıllarda üniversitelerde bilim tarihi kürsüsü yoktur. Ancak o sıralarda Harvard Üniversitesi’nden Prof. George Sarton, “Bilim Tarihine Giriş” adlı bir kitap yazmıştır. Atatürk bu kitabı hemen getirtip okumuş ve seçtiği bir öğrenciyi Harvard Üniversitesi’ne göndererek Prof. Sorton’un yanında doktora yapmasını sağlamıştır. Dünyanın ilk bilim tarihi doktoru unvanını kazanan bu öğrenci, daha sonra Ord. Prof. olacak Aydın Sayılı’dır.

Dünyada üniversite özerkliğinin yeni yeni konuşulduğu o yıllarda Atatürk, Osmanlı’dan kalan tek yükseköğretim kurumu olan Darülfünun’a idari ve mali özerklik vermiştir.

Bunlar Atatürk’ün entelektüel kişiliğinin, zamanının çok ilerisinde olduğunun göstergesidir.

Uygarlıklar insanlığın ortak kültür mirasıdır. İlk uygarlıklar, Tarım Devrimi’nden sonra Çin, HintSümer ve Mısır’da oluşmuş; Babil, Asur vd. uygarlıklarından sonra Anadolu, uygarlıkların beşiği olmuş; bu topraklarda Urartu, Hitit,… İyon  vb. 40’ın üzerinde uygarlık doğmuştur. Roma İmparatorluğu bu uygarlıkların üzerinde büyümüş ve Avrupa’yı uygarlık ile tanıştırmıştır. Onun çökmesi ile Ortaçağ bağnazlığının söndürmek istediği uygarlık ateşini, İslam dünyası sahiplenmiş ve İslam Uygarlığı doğmuştur. İnsanlığın son uygarlığı olan Avrupa veya  Batı uygarlığı, tüm bu uygarlıkların birikimi üzerinden, Rönesans, Reform, bilimsel ve Aydınlanma Devrimi aşamalarından geçerek, uzun bir evrim sürecinin ardından oluşmuştur.

Uygarlık ve bilim tarihini çok iyi bilen Atatürk, mirasçısı olduğu Anadolu uygarlıklarına ait eski eserlerin yok olmaması için, daha Sakarya Muharebeleri sürerken, bunların toplanıp koruma altına alınmasını buyurmuş ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmuş; Cumhuriyet’ten sonra kurduğu Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nde Sinoloji, Sümeroloji, Hititoloji vb. Kürsüleri açtırmış, arkeoloji öğrenimi için yurt dışına öğrenciler göndermiş, kazılar başlatmıştır.

Kendisini Avrupa uygarlığının mirasçısı olarak gören Atatürk, elbette “Aydınlanmacı”dır; ancak Sanayi Devriminden sonra ortaya çıkan kapitalist emperyalizmin, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri üzerinde yükselmiş Aydınlanma değerlerini yok ettiğini ve Avrupa uygarlığının temellerini yıktığını anlamıştır.

Sömürü ve savaşın olmadığı, “yurtta ve dünyada barış”ın egemen olacağı yeni bir uygarlık yaratılması gerektiğini düşünmüş olan Atatürk, Sayın Prof. Dr. Özer Ozankaya’nın deyişiyle uygarlık tasarımı sahibi bir devrimcidir. “Çağdaş uygarlığın üzerine çıkmak” derken, bundan söz eden Atatürk, bir kuramcı değil eylemci olduğu için, ülkemiz çevresinde kurulmasına öncülük ettiği paktlarla, bu düşüncesini yaşama geçirmeyi çalışmıştır

Sonuç olarak, O çağdaşlarının gerçekleştirilmesini hayal bile edemedikleri büyük devrimler yapmış, adeta mucizeler yaratmış, zamanının çok ilerisinde bir dev adamdır. Başta dediğimiz gibi, O’nun yanında çok cüce kalan, birlikte yola çıktığı yakın arkadaşlarından bazıları ile yolları ayrılmış, O’na inanıp yola devam edenler de öldükten sonra, O’nun yolundan ayrılmış ve karşı devrimin kapılarını açmışlardır.

“Bin Yılın Dahisi”, 100 yıl sonra hala bir dev ve O’nun yanında bizler hala birer cüceyiz. Hala O’nun yaptıklarını anlayamadık. Aydınlanmadan ve kapitalizmin yarattığı yozlaşmadan habersiz, (sözde) modernler olarak Batı taklitçiliğini Atatürkçülük sanıyoruz.

Yüz yıl geçti, hala O’nu tanıyamadık. Körlerin fil tarifi gibi kendimize göre bir tanım yapıyor ve esası anlayamadığımız için sözcükler ve şekiller üzerinden büyük kavgalar yaşıyoruz:

Kendilerini ilerici aydın sananlar böyle işlerle uğraşırsa; hala Ortaçağ karanlığında yaşayan, uygarlıktan nasibini almamış, İslam Uygarlığından bile habersiz, Atatürk’ün savaş zamanında toplanıp koruma altına alınmasını istediği eski eserlere, 100 yıl sonra “kırık çanak çömlek” gözüyle bakan gericilerin, O’nun yaptıklarına “gavurluk” demeleri ve ışığından rahatsız oldukları için ülkeyi karartarak O’ndan kurtulacaklarını sanmaları doğaldır.

Birinci Meclis’te “uygarlık nedir?” diye soran bir mollaya, Atatürk’ün “uygarlık adam olmaktır Hocaefendi, adam!” demesi gibi, adam olmak gerek. Adam olmak için de Atatürk gibi çok okumak, ama Atatürk gibi okumak, Atatürk gibi düşünmek, adam gibi tartışmak gerek. Yoksa gideceğimiz yer belli; önümüzde örnekler var, Afganistan gibi, Pakistan gibi….
======================================
Sevgili dostumuz Sn. Prof. Dr. Süleyman Çelik’e bu anlamlı derlemesi için teşekkür ediyoruz…

Dr. Ahmet Saltık
07.02.2019, Ankara

İsmet aslında Kaliforniyalıydı

İsmet aslında Kaliforniyalıydı

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ
, 9 Ekim 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Harp Akademisi’ni birincilikle bitirdi, 31 Mart gerici ayaklanmasını bastıran Hareket Ordusu’nun karargah subayıydı, Yemen’de vuruştu, Balkan Harbi’nde vuruştu, Çanakkale’de vuruştu, Doğu Cephesi’nde vuruştu, Suriye-Filistin cephesinde vuruştu, milli mücadeleye katıldı, Batı Cephesi komutanı oldu, İnönü savaşlarında vuruştu, Sakarya Savaşı’nda vuruştu, Büyük Taarruz’da vuruştu.

Asrın liderimizin “bakın görüyorsunuz, elinde Türk bayrağı yok, Amerikan bayrağı sallıyor” dediği İsmet İnönü, işte bu.

İsmet İnönü genelkurmay başkanıydı. Asrın liderimiz kantin asteğmeniydi.

İsmet İnönü iki kez gazi oldu, İstiklal Madalyası var. Asrın liderimizin Yahudi cesaret madalyasıyla vahabi kralından aldığı madalyası var.

İsmet İnönü Kuvayi Milliyeci’ydi, hakkında idam fermanı çıkarıldı, vatan haini şeyhülislam tarafından katli vacip ilan edildi. Asrın liderimiz kendi vatanını sırtından vuran köktendinci Suriyelileri Kuvayi Milliye ilan etti.

İsmet İnönü, Atatürk’ün fikri temelini attığı Köy Enstitüleri’ni kurdu, tarihin gördüğü en aydınlık eğitim kurumuydu. Asrın liderimiz bütün okulları zorla imam hatip yapmaya çalışıyor, o kadar şahane (!) eğitim veriliyor ki, çocuklar deist oldu.

İsmet İnönü Harika Çocuklar Yasası çıkardı, Suna Kanlar, İdil Biretler, Fazıl Saylar, Bedri Baykamlar, Gülsin Onaylar, Ateş Parslar, Nevbahar Aksoylar ve daha nice muhteşem memleket evlatları yetişti. Asrın liderimizin döneminde, çocuklarımız OECD sonuncusu oldu, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın sonuçlarına göre, yabancı dili boşverdik, çocuklarımızın yarısı Türkçe okuduklarını bile anlamıyorlar, aynı eğitimi alan Avrupalı akranlarına göre üç yıl geriden geliyorlar, Afrika seviyesinin altına yuvarlandılar.

İsmet İnönü Tübitak’ın temellerini attı. Asrın liderimiz döneminde TÜBİTAK’ta Tillo evliyalarının kerametleri, hacı robot, ayet okunmuş fasulye, tatlı kelam gibi projeler yapılıyor.

İsmet İnönü’nün fotoğrafı Türk Lirası’na basıldı. Asrın liderimiz döneminde darphanede feto lirası basıldı.

İsmet İnönü döneminde Hatay devleti, vilayet olarak Türkiye’ye katıldı. Asrın liderimiz döneminde vatan toprağı terkedildi, Süleyman Şah Türbesi‘nin boş sandukaları kamyona yüklendi, kaçıldı.

İsmet İnönü Lozan’ı imzaladı, 95 senedir kapı gibi duruyor, ilelebet duracak. Asrın liderimiz papa heykelinin önünde Avrupa Birliği Antlaşması imzaladı, fos.

İsmet İnönü, Lozan’da Türkiye-Suriye sınırını çizdi. Asrın liderimiz döneminde Türkiye-Suriye sınırı kevgir oldu.

İsmet İnönü, Lozan Antlaşması’yla ada mada vermedi, aksine, Bozcaada’yı Gökçeada’yı aldı. Asrın liderimiz döneminde 17 adamıza Yunan oturdu, tık yok.

İsmet İnönü’yü Churchill gibi, Stalin gibi, Roosevelt gibi küresel kurtlar kandıramadı. Asrın liderimizi ilkokul mezunu feto kandırdı.

İsmet İnönü Harp Akademisi dahil, daima sınıf birincisiydi. Asrın liderimizin diploması pürüzlü.

İsmet İnönü eğitime doymazdı, Cumhurbaşkanı olduktan sonra profesörlerden fizik dersi aldı, kimya dersi aldı, Çankaya Köşkü’nün bir odasını laboratuvar haline getirdi, deneyler yaptı. Asrın liderimiz “neden zorunlu fizik dersi, zorunlu kimya dersi tartışılmıyor da, din dersi tartışılıyor?” diyor.

İsmet İnönü’nün sekiz binden fazla kitap bulunan kütüphanesi vardı. Asrın liderimiz “kitap okumaya vakit bulamıyorum, arkadaşlarım sağolsun bana kitap özeti getiriyor” diyor.

İsmet İnönü akıcı Fransızca biliyordu, İngilizce biliyordu, bu lisanlardaki kitapları orijinallerinden okuyordu. Asrın liderimiz van münüts.

İsmet İnönü, eşine düğün hediyesi olarak piyano aldı, kızına piyano aldı, kendisi 50 yaşından sonra viyolonsel çalmayı öğrendi. Asrın liderimiz hak getire.

İsmet İnönü her cuma akşamı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası dinlemeye giderdi, 1964’te suikast girişimine uğradığı gece bile aksatmadı, konsere gitti, gerçek manada tiyatroseverdi. Asrın liderimizin senfoniyle menfoniyle alakası yok, tiyatroculara gıcık oluyor, baleyi belden aşağı buluyor.

İsmet İnönü tenis oynardı, golf oynardı, plaja eşiyle birlikte giderdi, askılı mayosuyla, halkla birlikte yüzerdi, Kasımpaşaspor’a kulüp armasında Türk Bayrağı taşıma onurunu İsmet İnönü verdi. Kasımpaşalı asrın liderimiz döneminde milli takımın kırmızı-beyaz forması bile turkuaz yapıldı.

İsmet İnönü ata çok iyi binerdi, at yarışları seyretmeyi severdi, 1930’da sahibi olduğu Olgo isimli atıyla Gazi Koşusu’nu kazandı. Asrın liderimiz attan düştü, Gazi Koşularına gitmiyor.

İsmet İnönü namaz kılardı, oruç tutardı, Çankaya Merkezi Camisi’ni yaptırdı, yatağının başucunda “Allah’ın dediği olur” yazıyordu, din istismarına yolaçmamak için bunların haber yapılmasına asla izin vermiyordu. Asrın liderimiz cami kapısında basına konuşuyor, musalla başında nutuk atıyor.

İsmet İnönü evindeki tamiratın parasını bile kendi cebinden öderdi, sıvacıya su tesisatçısına ameleye kendi maaşından ödediği parayı kuruşu kuruşuna not ederdi, evine aldığı kömürün parasını kendi cebinden öderdi, hastalanıp doktora gittiği zaman “ben milli şefim, başbakanım, cumhurbaşkanıyım” filan demezdi, kendi cebinden öderdi. Asrın liderimiz 1.150 küsur odalı saray yaptırdı.

İsmet İnönü cumhurbaşkanıyken, oğlu Erdal üniversite okuyordu, otomobil almak istedi. İsmet oğluna mektup yazdı. “Sana ‘olmaz’ dediğim zaman ne kadar üzüldüğümü tasavvur edemezsin ama, yeni otomobiller pahalı, eski bir otomobil bul, sabrın artar” dedi. Erdal ikinci el, 45 bin kilometrede bir otomobil aldı, motoru arızalıydı, tamir ettirdi. Öbür oğlu Ömer de üniversitedeydi, mektup yazdı, “en basit hayat tarzıyla yaşıyorum ama, paranın iki ucunu biraraya getiremiyorum” diye yakındı. İsmet oğluna cevap yazdı. “Bütün hayatın boyunca iki ucunu biraraya getirmeye çalışacaksın, hayat mücadelesi bu, sıkıntıları eğlenceli bir şey gibi almaya çalış” dedi. Asrın liderimiz dört milyar liraya yakın örtülü ödenek kullanıyor.

İsmet İnönü eşiyle bezik, arkadaşlarıyla briç, Atatürk ve konuk devlet adamlarıyla bilardo oynuyordu, satranç tutkunuydu. Asrın liderimiz millet kıraathanesi açıp avanta kek dağıtacağını açıkladı.

İsmet İnönü her akşam yemeğinde iki tek atardı, rakı içerdi, votka severdi, bazen yemekten önce viski yudumlardı. Asrın liderimiz “milli içkimiz ayrandır” filan diyor ama, ejder meyveli smoothie içiyor.

İsmet İnönü yabancı konuklardan hediye olarak sadece kitap kabul ediyordu. Asrın liderimiz 500 milyon dolarlık uçağa “Katar emirinin hediyesi” diyor.

İsmet İnönü, demokrasi için, parlamenter rejim için kendi mutlak iktidarından kendi isteğiyle vazgeçen dünya tarihindeki ilk ve tek liderdir. Asrın liderimiz rejimi değiştirdi, tek adam oldu.

İsmet İnönü’nün damadı gazeteciydi, karşıdevrimciler tarafından hapse atıldı. Damadını ziyaret etmek için cezaevine gitti, görüştürmediler. Not yazdı, damadına gönderdi. “Evladım, görmek için geldim, göremedim, yarın gene gelirim, acele ihtiyacın neyedir, nasılsın, metanetine güvenirim şerefli evladım, İsmet İnönü” dedi. Damadı bir kağıdın arkasına not yazdı, kayınpederine geri gönderdi. “En ufak üzüntüm yok, benim için üzülürseniz üzülürüm, bir tek ricam var, kimseye benimle alakalı tek kelime konuşmayın, ne olur ne baskı yapın, ne baskı kabul edin, ellerinizden öperim, Metin” diye yazdı. Damadı hapisteyken, kızı doğum yaptı, İsmet İnönü’nün torunu, damadı tutukluyken dünyaya geldi. Buna rağmen demokratik duruşunu bozmadı, “ömrüm boyunca adalete siyaset karışmasın diye çalıştım, devrimlerin en şiddetli dönemlerinde bile adalete karışmadık” dedi.
Asrın liderimiz, damadını bakan yaptı, ekonominin hazinenin maliyenin başına koydu, asrın liderimizin damadı bismillah ilk iş gitti Amerikalı McKinsey’i getirdi.

McKinsey meselesi üç günde boka sardı…
Asrın liderimiz mevzuyu evirdi çevirdi, İsmet İnönü’ye bağladı, iki kareden oluşan fotoğrafın yalnızca tek karesini göstererek, “bakın elinde Türk bayrağı yok, Amerikan bayrağı sallıyor” filan dedi. İşte bu nedenle “tarihimizin iki karesini birden” yazayım dedim. Sırf İsmet İnönü’yü yazsak, olmaz. Sırf asrın liderimizi yazsak, eksik kalır. Gerçekleri görebilmek için resmin tamamını görmek lazım!
=================================
Teşekkürler sevgili Yılmaz Özdil…

“Edep ya huuuuu!!!” diyoruz.. Gündem değiştirmek, CHP’ye vurmak adına bu denli de olur mu??

1 adım sonrası Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.. O’na vuracak da hazırlık yapıyor..

Büyük Atatürk anılarında anlatır..  Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlatacaktır. İstanbul Şehzadebaşı’nda Albay İsmet beyi evinde ziyaret eder ve büyük sırrı ilk kez O’nunla paylaşır. İsmet bey, haritayı açan Mustafa Kemal Paşa’ya, “Gene birşey mi yapacaksın?” diye sorar. Böylesine yakındırlar 2 dost, topu topu 3 yıl kıdem farkı vardır Harbiye’den mezuniyette..

  1. İnönü savaşında ordu komutasını İsmet beye verir Mustafa Kemal Paşa..
  2. İnönü savaşında da ordu komutasını İsmet beye verir Mustafa Kemal Paşa..İsmet bey ikisini de kazanır.. 2. sinde Mustafa Kemal Paşa yolladığı telgrafta İsmet beyi kutlar ve “Siz orada yalnızca düşmanı değil, milletin maküs talihini de yendiniz..” diye değerbilir davranır.

Sakarya savaşında Mustafa Kemal Paşa – İsmet bey omuz omuzadır..
Büyük Taarruzda da..
Olağanüstü önemli, kritik Lozan görüşmelerinde Ulusun yazgısı belirlenecek iken İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığına atanarak Türk delegesinin başı olur ve destansı bir başarı kazanır. (Hukuk Danışmanı, ailemizden Prof. Dr. Veli Saltık‘tır..)
Cumhuriyet ilan edildiğinde Cumhuriyetin ilk Başbakanı ve Türkiye’nin 2. adamı İsmet Paşadır. Uzun yıllar bu 2’li ülkemizi başarıyla yönetir..
Şevket Süreyya Aydemir, “İkinci Adam” adlı yapıtında ayrıntılı anlatır.
Mustafa Kemal Paşa’dan sonra Türkiye’ni 2. Cumhurbaşkanıdır ve bu görevi 1938-50 arasında 12 yıl sürdürür, Türkiye’yi, yüksek zekası ve diplomasi ustalığı ile 2. Büyük Paylaşım Savaşı yangınını dışında tutmayı başarır.
1946’da çok partili yaşama geçilmesini sağlar, CHP’den ayrılanlar DP’yi kurar ve bu parti 14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanır. İsmet Paşa Cumhurbaşkanlığını bırakır ve DP’li Celal Bayar 3. Cumhurbaşkanı olur. İktidarı kansız ve güç kullanmadan, demokratik ve barışçı biçimde devrederek dünya siyaset tarihine geçer..

Sayfalarca yazsak bitmez..
Edep ya huuuu!
Erdoğan bir kez daha kendi ayağına sıkmıştır. Bu son bayrak çarpıtması, Erdoğan’ın zaten çooook aşınmış saygınlığından, sanıldığından daha büyük bir parça koparmıştır..
Vefa ve tarihe saygı, en temel insanlık değerlerindendir, hiçbir siyasal beklentiye, çıkara asla feda edilmemelidir.

Sevgi ve saygı ile. 11 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

HER ŞEY CEHALETTEN   

HER ŞEY CEHALETTEN   

Konuk yazar :
Prof. Dr. Coşkun Özdemir

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Sayın okur kızma bana, bu sözcüğü kullanmaktan çekiniyoruz.Ama Doğan Kuban, Yılmaz Özdil, Özdemir İnce, Bekir Coşkun cehaletimizin  çok çarpıcı  örneklerini  veriyorlar. Ben de onlardan ilham alıp annelerin 700’üncü kez toplanacakları bu günde rahip sorunu ve ekonomik kriz sürerken bu yazıya oturdum.

Toplum bunalımdan bunalıma sürükleniyor. Televizyonda ardı ardına felaket haberleri trafik kazalarında ölü sayısının 107’ye vardığını bildiriyor. Erzincan’da iki araba çarpışmış 3’ü çocuk 7 ölü. Trafik kurallarına uymayı bilmiyoruz. Akşam saatleri yürüyüşe çıkıyorum. Yaya geçitlerinde bir tek araba yol vermiyor. Bir yabancı, “siz bunları birkaç kişiyi birden haklamak için yapmışsınız” diyor. Metroda engelli ve yaşlılar için yapılan asansörleri kullanmayı da bilmiyoruz. Her gün kadın cinayetleri okuyoruz. Her gün çocuklarını öldüren, intihar eden, balkondan atlayan… Kaybolan yüzlerce çocuk. Bazılarının cesedi bulunuyor.

Anasını babasını öldürenler, ayrıldığı karısına 28 bıçaklı ölümü reva gören erkek oğlu erkekler.. Denizde boğulanlar, rekor düzeyde işçi kaza ve ölümleri. En çok sigara içiyor, en çok cep telefonu kullanıyor, en çok televizyon seyrediyor, en çok kadın öldürüyoruz.

Yolsuzlukta en önlerde olduğumuza kuşku yok. Şu üniversite sınavları sonuçlarına bakın; onbinlerce çocuk sıfır çekiyor. Kadına saygı, kadına eşitlik tanımak bilmediğimiz şeylerden. Türk erkeği kadından itaat bekliyor. Çünkü erkeğe itaat, kadının ibadetidir. Buna inanıyor. Hoşgörü, anlayış, esneklik, sabırla çözüm aramak bilmediğimiz şeylerden. Karı-koca tartışmalarının cinayetle sonuçlanması bundan. Kadın yalnız sokağa çıkmasın, sesli gülmesin, hele kahkaha maazallah, nişanlılar el ele tutuşmasın (Diyanet’ten!).

Doğu ve Güneydoğuda töre cinayetleri süregeliyor. Bilenler Anadolu’da ensestin oldukça yaygın olduğunu yazıyor. Müziğin her türlüsü günahtır. Örtünmeyen kadın fuhuşu davet eder (ilahiyat profesörleri!)..

  • Hele şu Fetoculuğa kapılan yargıç ve generallere diyecek bir şey bulamıyorum.
    Havsalam almıyor. Çetin Altan havsalayı genişletin derdi. Hangi ortamda yetişti bunlar?

Göz zinasından ötürü kadın meslekdaşlarının yüzüne bakamazlarmış. Görüyor musunuz en yaşamsal kararlara imza atan yüksek yargıçlarımızı.?

Kadına saygıyı, eşitliği Atatürkle öğrendik.

Daha doğrusu öğrenmeye çalıştık. Ama Atatürk 100 yıl yaşayamadı. O mucizeyi çabuk yitirdik. O’nun ardından yobazlar, dini – islamı saptıranlar yönetimde hatırı sayılır bir yer kazandılar (Yaşar Nuri de çabuk gitti!) Neo-emperyalizm bundan büyük yarar sağladı.

  • Aydınlanmacı bir eğitimin önünü kestiler.
  • Köy enstitülerini, halkevlerini kapattılar.

    Ey Türkiyeyi yönetenler!   

    Ey Erdoğan, ey Bahçeli, ey Kılıçdaroğlu, ey Akşener..
    Ey Türkiye’nin  güçlü ayrıcalıklı insanları, işçi örgütleri, eğitimciler, psikolog   ve sosyologlar, yurdunu ve halkını sevenler, birçok olumsuzluğun nedeni olan temeldeki yozlaşmayı, bozukluğu, cehaleti yadsımadan halkımızın eğitim, aydınlanma, bilinçlenme yoksunluğunu hep birlikte göz ardı etmeden, illüzyona başvurmadan, bir çare bir çözüm aramalıyız.

    Kadın gayri  meşru çocuğunu boğuyor, intihar etmek istiyor yapamıyor. Bu ve benzeri sayısız dramları görüyor musunuz? Yazıktır insanlarımıza. İyi düşünelim, hapislerle, idamlarla hiçbir şey düzelmez. Bu iyice hasta, sağlıksız toplumun kurbanları bunlar. Yüzbinlerce, milyonlarca. Hamasetle, övünmelerle gerçeği değiştiremeyiz. Çok ama çok acı sayısız dram yaşanıyor bu ülkede.

    Demokrasiyi de bu koşullarda beceremiyoruz.

  • Hayır ayni gemide değiliz!

    Ülkede 505 hapishanemiz var. 3 bin çocuk (intihar edenler var!) ve 150 bebek hapiste. Bölünmüş, kutuplaşmış bir toplumuz.

    Gerçekleri görüp hep birlikte rasyonel çareler aramalıyız. Tez elden gecikmeden.
    =================================
    Dostlar,

    Sn. Prof. Dr. Coşkun Özdemir‘i sitemiz okurları tanıyorlar sanıyoruz.
    Bizim İstanbul Tıp Fakültesinden hocamız.
    Sonra yurtsever eylemlerde (örn. Silivri ziyaretlerinde, Uğur Mumcu anmalarında) dava arkadaşımız..

    Geçtiğimiz günlerde cep telefonuna bir what’s up iletisi yolladık. Sağlık Hukuku alanında tamamladığımız Yüksek Lisans (Master) tezimizin power point yansılarının web sitemizden indirilebilmesi için erişke (link) idi. Hocamız cepten aradı, görüşemedik, SMS yolladı, ”adını görüyorum ama bir şey açamıyorum!’‘ diye. Az önce kendisini aradık ve bilgi sunduk. Çok sevindi ve öğrenmenin yaşı mı olurmuş.. dedi. Bilgisayarında web sitemize girecek ve o erişkeyi tıklayacak.. Olmazsa dosyayı doğrudan yollarız e-ileti adresine..

Prof. Coşkun Özdemir hocamız hala, ülkemizin dertleriyle dertleniyor. Yukarıdaki yazısı da kanıtı.. Bize, 89 yaşında olduğunu, gelecek yıl 22 Mayıs’ta 90. yaşını kutlayacağını söyledi. Biz de O’na dalya (100 yıl) diledik. ”Gelirsin, değil mi?” dedi. Seve seve.. dedik. ”Not et” dedi, ettik.

Prof. Dr. Coşkun Özdemir, yetkin bir Nöroloji uzmanı olarak, hala, KASDER’de (Kas Hastalıkları Derneği) çok zor durumdaki Kas hastalarına şifa vermeyi sürdürüyor gönüllü derneğinde.. Her yıl kira sözleşmesi bittiğinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ”çık” diyor. Oysa orada karşılıksız bir halk sağlığı hizmeti veriliyor. Belediye yasaları bu tür hizmetlerin verilmesini ve verenlerin desteklenmesini uygun buluyor. Öte yandan, dinci – yandaş vakıf ve derneklere, Erdoğan’ın oğlu Bilal‘in girişimlerine bina bağışlandığını bile okuyoruz basından..

  • Bu ne acımasız, ilkesiz, vicdansız, hukuksuz, etiksiz ve din dışı ayrımcılık ve kin – nefrettir!

Dindar geçinen bir iktidara yakışıyor mu? Neden o binayı simgesel bir kira ile diyelim yılda 1 TL ile kamu yararına hizmet sunan bu Derneğe vermezsiniz? Boya – bakımını yapmazsınız?

Coşkun Özdemir hocamız, Cumhuriyet’in ürünü bir Aydınlanmacı hekimdir.
Bu ülke, Prof. Coşkun Özdemir gibilerin ölçüsüz özverisiyle sırtında ayakta durabilmektedir.
Bu kritik gerçekliği, başta AKP iktidarı olmak üzere herkesin, üstelik gecikmeden kavramasında büyük yarar vardır.

Sevgi ve saygı ile. 27 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Her eve buzdolabı giriyorsa, memleket refah demekmiş!

Her eve buzdolabı giriyorsa,
memleket refah demekmiş!

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 08 Haziran 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1 Yeni Zelanda, 2 Norveç, 3 Finlandiya, 4 İsviçre, 5 Kanada, 6 Avustralya, 7 Hollanda, 8 İsveç, 9 Danimarka, 10 İngiltere, 11 Almanya, 12 Lüksemburg, 13 İrlanda, 14 İzlanda, 15 Avusturya, 16 Belçika, 17 ABD, 18 Fransa, 19 Singapur, 20 Slovenya, 21 İspanya, 22 Japonya, 23 Hong Kong, 24 Malta, 25 Portekiz, 26 Estonya, 27 Çekya, 28 Uruguay, 29 Costa Rica, 30 Mauritius, 31 Şili, 32 İtalya, 33 Kıbrıs Rum Kesimi, 34 Polonya, 35 Güney Kore, 36 Slovakya, 37 Letonya, 38 Malezya, 39 Panama, 40 İsrail, 41 Birleşik Arap Emirlikleri, 42 Litvanya, 43 Hırvatistan, 44 Yunanistan, 45 Trinidad Tobago, 46 Katar, 47 Macaristan, 48 Güney Afrika, 49 Arjantin, 50 Romanya, 51 Surinam, 52 Brezilya, 53 Makedonya, 54 Bostwana, 55 Jamaika, 56 Sri Lanka, 57 Bulgaristan, 58 Karadağ, 59 Ekvador, 60 Filipinler, 61 Endonezya, 62 Tayland, 63 Dominik Cumhuriyeti, 64 Peru, 65 Meksika, 66 Sırbistan, 67 Bahreyn, 68 Namibya, 69 Nikaragua, 70 Umman, 71 Kuveyt, 72 Kolombiya, 73 Paraguay, 74 Arnavutluk, 75 Vietnam, 76 Moğolistan, 77 Kırgızistan,

78 biz.

Küresel Refah Seviyesi Endeksi
‘nde Türkiye’nin yeri bu.
*
Eğitim kalitesinde Ruanda’nın Gana’nın Senegal’in Ürdün’ün bile gerisinde 80’inci sıradayız.
Kişisel özgürlüklerde Kamboçya’nın Honduras’ın Burkina Faso’nun bile gerisinde 94’üncü sıradayız.
Sivil toplum birikiminin değerlendirildiği sosyal sermayede Belize’nin Nepal’in Hindistan’ın bile gerisinde 104’üncü sıradayız.
Güvenlikte İran’ın Lübnan’ın Tanzanya’nın Bangladeş’in bile gerisinde 126’ncı sıradayız.
*
Asrın liderimiz hâlâ “Türkiye ekonomisi tüm başlıklarda gelişmiş ülkelerden dahi çok ileri seviyededir, dünyada bir numara” diyor. Hâlâ “her eve çamaşır makinesi giriyorsa, her eve buzdolabı giriyorsa demek ki refah seviyesi var” diyor.
*
O halde 24 Haziran’da Çelik’e oy verseydik keşke. Hem bundan sevimli.
Hem çamaşır makinesi ve buzdolabının yanında televizyonu da var.
*
Ali Koç Aziz Yıldırım’ı kargoladı. Çelik bunu haydi haydi paketlerdi.
======================================
Dostlar,

Ağzına geçelim ATATÜRK‘ü, Mustafa Kemal sözcüklerini bile almamaya yeminli vefa dolu 2. dönem TBMM Başkanı üstadımız İsmail Kahraman da aşağıdaki gibi buyurmuşlar
(SÖZCÜ, 08 Haziran 2018)..

Eklemişler, geldiğimiz yerin değerini bilelim diye..

TBMM Başkanı Kahraman: Artık dünyaya beyin ihraç ediyoruz

Bu sözün neresi irdelenebilir ve düzeltilebilir ki?
Biz tarihe ve Ulusumuzun vicdanına bırakalım..
Ama şunu da ekleyelim : Yüz ifadesi Kahraman’ın deriiiiiiiiiiin endişesini saklayamıyor..
Dolayısıyla doğruyu söylemediğini / söyleyemediğini haykırıyor bereket..
****
Değer mi gündelik siyaset için.. Yazık değil mi bu ülkeye ve halka?

Dürüstlük insan olmanın ve de İslamiyetin baş koşulu değil mi?

Başınızı yastığa koyunca nasıl uyuyacaksınız?

Diyelim ki beyin ihracı gerçekten yapıyoruz; bu doğru mu?
Niçin kaçırıyoruz o beyinleri yaban ellere??
Böyle yaptığımız için mi Türkiye bunca ağır çok yönlü bunalıma sokuldu son 15,5 yılda?

Orta derecede küresel rekabet edebilecek yalnızca 10 üniversitemiz varken mi oluyor bu ihraç?

Sevgi ve saygı ile. 08 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ankara’da havalimanı yoktu, geçerken paraşütle atlıyorduk

Ankara’da havalimanı yoktu,
geçerken paraşütle atlıyorduk

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ
, 03 Haziran 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Adıyaman mitinginde konuştu. “Aahh kardeşlerim aahh, Adıyaman’da havalimanı var mıydı, biz yaptık biz” dedi.
Adıyaman havalimanı 1998’de hizmete girdi.
*
İzmir mitinginde konuştu. “Aahh kardeşlerim aahh, yahu bundan 15 sene önce şu koskoca İzmir’in doğru dürüst havalimanı var mıydı, biz geldik, Adnan Menderes Havalimanı’nı yaptık” dedi.
İzmir Adnan Menderes Havalimanı 1987’de açıldı.
*
Ankara mitinginde konuştu. “Aaahh ahh, Ankara’da 14 sene önce havalimanı var mıydı” dedi.
Ankara Esenboğa Havalimanı 1955’ten beri var, 1932’den beri İstanbul-Ankara arasında tarifeli sefer yapılıyor.
*
Isparta mitinginde konuştu. “Üniversiteyi Isparta’ya kim yaptı, üniversiteyi Isparta’ya kim getirdi, biz getirdik biz” dedi.
Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1992.
*
Malatya mitinginde konuştu. “Üniversiteyi biz yaptık mı, yaptık” dedi.
Malatya İnönü Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1975.
*
Daha önce Zonguldak mitinginde konuşmuştu. “Zonguldak’ta üniversite var mıydı, üniversiteyi 2007’de biz kurduk biz” dedi.
Üniversitenin logosunda 1992 yazıyor.
*
Başka?
*
Marmaray’ı Abdülmecid dedemiz çizdi, dedem Osman Gazi’nin rüyası hakikat oldu, Kudüs’ü alan Selahattin Eyyübi bizdik, Amerika’yı Kolomb keşfetmedi, Kolomb gemisiyle geldiğinde Küba’da cami görmüştü, Akdeniz white sea olarak adlandırılır.
*
(Ekibe bakıyoruz… Hazreti Nuh’un cep telefonu vardı, Google’ı Abdülhamid icat etti, Shakespeare müslümandı, asıl adı Şeyh Pir’di, deve sidiği şifalıdır, dünya düzdür, dünyanın yuvarlak olması masonların uydurmasıdır.)
*
Demir ağlarla ördü.
Ayranı keşfetti.
Dört milyar ağaç dikti.
Camiler ahırdı, ibadete açtı.
İlk yerli otomobili icat etti.
*
Akp’den önce milattan önceydi…
16 senedir bütün seçimlerde izah etti, “3 Kasım 2002 milat özelliği taşıyor” dedi, “12 Haziran inşallah milat olacak” dedi, “30 Mart inanıyorum ki milat olacak” dedi, “temenni ederim ki 2014 yılı milat olacak” dedi, “10 Ağustos Türkiye için milat olacak” dedi, “1 Kasım adeta milat olacak” dedi, “2019 milat olacak” dedi, “16 Nisan ülkemiz için milat olacak” dedi. Şimdi… “24 Haziran milat olacak” diyor.
*
Sizi bilmem, ben ikna oldum.
Milattan sonraya geçiş yapmasak bile, seçilir seçilmez Galata Kulesi’nin temelini atıp, ODTÜ’yü açacağından eminim. Manavgat şelalesi de en geç 2023’e yetişir.
==============================================
Dostlar,

SÖZCÜ‘nün değerli yazarı Sayın Yılmaz Özdil gene görevini yapıyor.. Araştırmacı gazetecilik!

AKP = Erdoğan‘ın aşırı yorgunluğu artık saklanamaz durumda, yoğun tıbbi desteğe karşın. Ve de kamuoyu önünde.. Yineleniyor, çoğalıyor bellekteki boşluklar. Miting havasında kitleleri gaza getirme gerekçesine bağlanamaz bu ciddi gaflar.. Bu durum ülkemizin güvenliği bakımından ciddi bir risk kaynağıdır; çünkü Erdoğan ”Mutlak Tek Adam” lık dayatmaktadır Türkiye’ye son 2-3 yıldır; giderek artan doz ve tempoda..

AKP = Erdoğan 24 Haziran seçimlerini de alırsa, bu kez sıra ‘Kadir-i Mutlak Tek Adam” lığa terfi edecektir.

Bir yurttaş, bir hekim, çok kıdemli bir öğretim üyesi olarak görevimizi yapmaya çabalıyoruz; 28.05.2018 günü bu sitede yazdık (http://ahmetsaltik.net/2018/05/28/diktatorler-icin-rehabilitasyon/) :

  • Erdoğan, tam donanımlı bir özerk – yansız üniversite hastanesinden veya TTB’nin
    (Türk Tabipleri Birliği) kuracağı bağımsız uzmanlar kurulundan sağlık raporu alabilir mi?
  • “Kamu görevine uygundur” raporu alabilir mi?
  • “Cumhurbaşkanlığı yapmaya sağlığı elverişlidir” raporu alabilir mi??
  • Alsa ve malvarlığı gibi düzenli olarak her yıl, Batı’da olduğu gibi kamuoyuna açıklasa
    ne olur?
    ****
    Diploma” dan sonra ‘‘sağlık raporu’‘ da artık AKP = Erdoğan‘ın 2. yumuşak karnıdır..

    Tablo giderek ”daha da sürdürülmez” oluyor, oldu..Erdoğan siyaseti bırakıp artık köşesine ”dinlenmeye” çekilse belki de yaşamının en doğru kararı olacak. Üstelik salt kendisi için değil Türkiye ve bölge için de ”çoooook hayırlı’ olacak..

Sevgi ve saygı ile. 03 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com