İflas

İflas

Ali Sirmen

15 Temmuz darbe girişimi sırasında, eşi ve oğlu FETÖ’cüler tarafından öldürülen Nihal Olçok’un isyanını gazetelerde okumuşsunuzdur. 
Nihal Hanım’ın, AKP’nin reklamcısı olarak anılan ve 2016’ya kadar elde edilen seçim başarılarında çok büyük payı olduğu bizzat hareketin önde gelenleri tarafından da kabul edilen kocası Erol Olçok, partinin kuruluş aşamasından itibaren AKP hareketi içinde yer almış bir kişi. Öncü kadro içinde bulunan Erol Bey ile eşi Nihal Hanım’ın en büyük çocuklarına Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’dan esinlenerek, Abdullah Tayyip adını vermeleri kurucu kadro içindeki ilişkilerini anlatmaya yeter. 
Mutekit bir insan olan Nihal Hanım, 15 Temmuz 2016’da eşi ve oğlunu kaybetmesini “Ne mutlu onlara ki şehadet mertebesine eriştiler” diyerek tevekkülle karşılayarak insanların önünde acısını vekarla bastırdığında kamuoyunun takdirini kazanmıştı. 
Aynı Nihal Hanım şimdi ise isyanını haykırmakta.
***
Nihal Olçok, aralarında cumhuriyet savcısı İsmet Bozkurt’un da olduğu bazı savcıların FETÖ dosyalarında para karşılığında karar verdikleri iddiaları üzerine, tavrını ilk kez şöyle ortaya koymuştu:

  • – Kaça sattınız 250 şehidi? Değdi mi aldığınız verdiklerinize?

Tayyip Bey ile olduğu kadar, Fethullah Gülen ile yakın ilişkileri, Zaman ve Bank Asya’daki özel konumu herkesçe bilinen Rixos zincirinin sahibi Fettah Tamince hakkında da takipsizlik kararı çıkması ve yeni yapılacak Atatürk Kültür Merkezi’nin ihalesinin de yine ona verilmesi üzerine, bu kez şu tepkiyi göstermişti Nihal Hanım:

  • – İhale verildi… Bu mudur… Neyle neyi takas ettiniz?

Nihal Hanım, son olarak da ByLock yazılımcısı Mesut Yılmazer’in serbest bırakılması üzerine haykırdı isyanını:

  • – Dünyanın en büyük ortaklığı, günah ortaklığı!

Bütün bu olaylar olurken, 15 Temmuz şehidi ilan edilen, Abdullah Tayyip Olçok’un isim babalarından Abdullah Gül, köşesinde bütün olup biteni sessizce izliyor, Tayyip Erdoğan ise Türkiye’nin bütün erklerinin tek egemeni olarak ülkenin dizginlerini elinde tutuyordu. 
Nihal Hanım’ın açıkça haykırdığı isyanı, iktidarın da, gizlenemez iflasıdır. 
İflas yalnızca, kimilerinin gerçekliğine inanmadığı için kınanamayacakları ve bir süredir iktidarın ana hedefi olduğunu iddia ettiği FETÖ ile mücadele konusuyla da sınırlı değildir.
***
İflas her alanda açıkça sırıtıyor.

FETÖ dışındaki terör ile mücadelede de, PYD/YPG karşısında eli kolu bağlı biçare tavır da iflasın göstergesidir. 
Ürettiğinden çok üreme ve tüketme ilkesine dayalı ekonomi çoktan iflas etmiştir
Yüksek faizle dışardan hazır gelen sıcak paraya, konut balonunun şişirilmesine dayalı sürdürülemez kalkınma modeli iflas etmiştir. 
Komşuda, bize de bulaşması kaçınılmaz istikrarsızlığı tahrik etmek üzere, silah, militan, paralı asker sevkıyatına ön ayak olmaya dayalı, Esad’a düşman ama PYD- YPG’ye karşı laf dışında hiçbir somut tepki göstermeyen Suriye politikası iflas etmiştir. 
Koalisyonları ortadan kaldırma savındayken, koalisyonları, seçim sonrasından seçim öncesi ittifaklara dönüştüren başkanlık etiketli tek adam politikası iflas etmiştir.

Ülkenin simgesi haline gelmiş kişi ağzını açtığında ya bütün dünyada ortak tepkilerin oluştuğu ya da TL’nin serbest düşüşe geçtiği her şeye kadir tek adam rejiminin dış politikası iflas etmiştir.

Muhalif siyasi parti liderlerinin hapiste bulunduğu, serbest olanların da tehditlerle sindirilmeye çalışıldığı, hapisteki gazeteci rekorunun sahibi demokratik sistem iflas etmiştir. 
TL’nin bir türlü durdurulamayan serbest düşüşü karşısında, Damat Bey’in derde deva olduğunu anlatmaya beyhude uğraştığı ekonomik önlemler paketi iflas etmiştir. 
Ve bütün bu iflasların birbiri üzerine bindiği ortamda Türkiye, kendinden başka herkesi hain gören zihniyetin sultasında seçim sandığına gitmekte.

Hepimizin durumu zor, hem de çok zor!

BİTMEYEN OPERASYONLAR VE DEVLET FAŞİZMİ

BİTMEYEN OPERASYONLAR VE DEVLET FAŞİZMİ

Rifat Serdaroglu

15 Temmuz Darbe Girişiminin gerçek yüzü Türk Milletinden saklandı.
Türk Milletine açıklanması gereken o kadar çok karanlık nokta var ki!
Darbe girişiminin önünü- darbe günü yaşananları-darbe sonrasını en ince ayrıntılarına kadar sadece kendilerinin bildiğini zanneden üç kişi var!
AKP Genel Başkanı Erdoğan, Savunma Bakanı Akar, MİT Müsteşarı Fidan…

Fakat bu üçlü, “siyasette iki kişinin bildiği sır olmaktan çıkar” kuralını unutmuşlar!
15 Temmuz gerçeğini, belgeleriyle-görüntüleriyle-kara kutu kayıtlarıyla-balistik raporlarıyla dosyalayan ve yarın yargıya verecek olan, devlette çalışan öyle yiğitler var ki!
Tıpkı 17/25 Aralık’ta evden para boşaltma operasyonunun ilk ayağının ve sonrakilerin kayda alındığı gibi.
Reis ve ekibinin ayaklarından biri taşa takıldığı an bunlar açığa çıkacaktır…

Bunu çok iyi bilen AKP Genel Başkanı ve Sekreterleri (Bakan değil bunlar, sadece sekreter) devlet faşizminin en ağırını Türk Milletine yaşatıyor.

  • İki satır yazanı, ağzını açıp eleştireni, anayasa garantisindeki demokratik tepkisini kullananı önce gözaltına, orada ezdikten sonra “iddianamesi yazılmadan” Yargıç karşısına ve cezaevine! Buna Hukuk Devleti denilebilir mi?

15 Temmuz’dan bugüne, devletten ihraç edilen insan sayısı 125 bin 806 oldu.
Açlığa, sefalete ve yokluğa atılan 125 bin 806 aile…
Bunlar Anayasa ve Hukuk Sistemine göre adil, şeffaf olarak yargılandılar mı?
İşlerinden, itibarlarından, geleceklerinden koparılırken, haklarında kesinleşmiş birer mahkeme kararı var mı? Yok tabii ki!
Bu kişiler neye, hangi delillere göre tespit edildi?
125 bin 806 kişinin sadece, isim-nüfus örneği- sabıka kaydı- suç delilleri- bilirkişi raporunun hazırlanması aylar-yıllar sürer. Bu evraklar üç-dört gün içinde nasıl hazırlandı?
Yoksa bu kişileri Cemaatten liste alıp, devlete siz mi yerleştirdiniz?
“Efendim, ama bu kişiler FETÖ’cu, bunlar darbe girişiminde bulundular! Tamam da suçlu iseler niçin cezaevinde değiller?” Neye göre cezalandırıyorsunuz? Gariban bir öğretmen FETÖ’cu ve açlığa mahkûm edilmiş ama FETÖ’ye selam duran Bakan, serbest!

Değerli Okurlar;
Bu kişilere yalnızca rakam olarak bakarsanız, toplumda birliği sağlayamazsınız!
Bunların her biri birer insan, aile reisi, anne, baba, akademisyen, asker, gazeteci, yazar, öğretmen!
Herkes, mahkeme tarafından hakkında kesin karar verilmedikçe suçsuzdur.
Herkesin, hepimizin adil ve şeffaf yargılanma hakkımız vardır.

Boğulmak istenen, özünden koparılmak istenen Türk Milletinin özgürlüğüdür.
Bu yöntemi dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde göremezsiniz ama tek adam yönetimlerinde, diktalarda ve faşist yönetimlerde bolca görebilirsiniz…

  • Her gün bir operasyon haberi ile uyanıyoruz! Ne bitmez operasyonmuş be arkadaş? Bitmedi gitti! Bir gün askere, bir gün üniversitelere, bir gün gazetecilere, bir gün akademisyenlere.

Osman Kavala adlı kişi bir yıldır tutuklu!
Sayın Savcı henüz iddianamesini yazmadı! Adam bir yıldır cezaevinde, ne ile suçlandığını bilmeden ailesinden özgürlüğünden koparılmış olarak tutuluyor!
Dün de 20 akademisyen yeni yaratılan “Sivil itaatsizlik ve şiddetsiz eylem”suçlamasıyla göz altına alındı. İçlerinde, bilimde dünyaca söz sahibi kişiler var.
Peki bu açıklamayı Savcı mı yaptı?
Hayır, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi açıklamayı yaptı!
Sadece bu açıklama bile Türkiye’nin artık bir “Hukuk Devleti” olmadığının,
bir “Polis Devleti” olduğunun kanıtıdır.

Bir an için tutuklanan kişilerin tamamının suçlu olduğunu kabul edelim!
Bu kişileri devlete yerleştiren, yüksek yargıyı FETÖ elemanlarına peş keş çeken,
Türk Devletinin kozmik sırlarına ulaşılması emrini verenlerin, FETÖ ile 11 yıl kucak kucağa olanların, hainlerin, hırsızların hiç mi suçları yok?
Bu haksızlıkların hesabının sorulmayacağı mı zannediliyor?
Bu zulümde payı olan herkesten, makamı ne olursa olsun hesap sorulacaktır!

Değerli Okurlar;

Bu zulüm, bu baskı, bu hukuksuzluk bizler sustukça artarak devam edecek!

Anayasa çerçevesinde, demokratik haklarımızı kullanarak örgütlenip sesimizi yükseltmeliyiz.

  • Demokratik cumhuriyetimizi, hukuk devletini, kuvvetler ayrılığını, çağdaşlığı, devletimizin ve milletimizin itibarını yeniden kazanmak için “Çoban Ateşlerini” yakmaya başladık.

24 Kasım Cumartesi günü saat 13:00’te Çanakkale Belediyesi Türkan Saylan Sosyal Tesislerinde, yeni bir “Çoban Ateşi” yakacağız.

Bu ateş, Türk Milletini koruyacak, ısıtacak ve kimsesizlerin sesi olacaktır.
Türk Devletinin ve Türk Milletinin düşmanlarını ise yakıp kül edecektir.

Sağlık ve başarı dileklerimle 17 Kasım 2018.
===========================================

Haydi Türk Ulusu!

Yiğitlik gösterme zamanı“dır saygın yazar Işık Kansu‘nun deyimiyle..

  • Cumhuriyet’e kol – kanat germe zamanıdır…
  • O Cumhuriyet ki, bize kutsal emanettir Mustafa Kemal ATATÜRK nam yiğitten!
  • Canımızdan aziiiiizdir binlerce kez..

    Hukuk içinde” her şey diye ekleyelim mutlaka; öküz altında buzağı aranmasın..

    Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Güngör Mengi : Kafamızdaki ‘Neden’ soruları!

Kafamızdaki ‘Neden’ soruları!

Güngör Mengi
VATAN Gazetesi, 23.07.2017  
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Türkiye’de her gün öyle beklenmedik olaylar, gelişmeler oluyor ki sanırım birçoğumuz artık bunları gördükçe ilk tepki olarak “Neden” sorusunu soruyoruz. Neden böyle bir karar verildi, neden şeffaflık yok, neden iç ve dış politika hep gerilim üzerinde yürüyor gibi…
Birkaç gün önce Washington’da düşünce kuruluşu “Partilerüstü Politika Merkezi”nde Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki 1 yılın değerlendirildiği bir panel düzenlendi. Bu panelde konuşmacılar “Darbe girişimiyle ilgili hala çok sayıda soru işareti bulunduğunu, Türk hükümetinin darbe girişimine dair ciddi bir inceleme yürütmediğini, özellikle 15 Temmuz sonrası baskıların arttığını” vurguladılar.
İfade özgürlüğü
Mc Cain Enstitüsü’nden bir konuşmacı “Türkiye’de kaos ve korku ortamının arttığını” söyledikten sonra “Hiç kimse birbirine güvenmiyor.
* Cumhurbaşkanı veya hükümete en küçük eleştiri yöneltenler ‘casus, terörist ya da darbe planlayıcısı gibi yakıştırmalarla’ karşılaşıyor” dedi.

– Gazete(ci)lerin mesleklerini icra edemez hale geldiği,
– ifade özgürlüğü – hukukun üstünlüğü gibi ilkelerin kaybolduğu konuşuldu.
Batı ülkelerine kızdığımız konular var, örneğin Suriye ve Irak’ta ABD ve diğerlerinin PYD-PKK’ya verdikleri destekle bu terör örgütlerinin “Türkiye aleyhinde olacak şekilde güçlendirildiği” bu konulardan biridir. Ancak… Ülke içinde “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, adalet” gibi konularla Ortadoğu politikası ayrı ele alınmalıdır.
Sorular cevaplanabilir
Örneğin; Türkiye’de önemli ölçüde bir “hukuk, adalet, demokrasi” sıkıntısı yaşandığını
ve bu sorun nedeniyle milyonlarca insanın “Adalet yürüyüşü” yaptığını unutmamalıyız.
Biz Batı’ya “15 Temmuz’da beklenen tepkiyi vermediniz” diye kızarken onların
* “15 Temmuz’la ilgili soru işaretleri çözülmedi” sorusunu da dikkate almalıyız.
Bu soru işaretlerini “Meclis’te tartışarak, muhalefetin sorularını cevaplayarak çözmek” gayet kolaydır ve olayın tarihe doğru aktarılması için şarttır.
AB ile ilişkilerimiz referandum öncesinde “toplantı izni” nedeniyle bozulmuş, Almanya’nın İncirlik’ten çekilmesiyle devam etmişti, şimdi de farklı konulardaki gerilimlerle sürüyor.
Diplomasi ile…
Büyükada’da insan hakları aktivistlerinin yaptığı toplantıda biri İsveçli, biri Alman iki kişinin de tutuklanması bizi “Türkiye- Almanya ilişkilerinin tamamen kopması” noktasına getirdi.
Almanya, turizm ve yatırımlardan başlayan ve Türk ekonomisine büyük zarar  verecek yaptırımlar açıkladı. Neyse ki dün Almanya ve Türkiye Dışişleri Bakanları “krizi medya yerine diplomasi ile yönetmek” üzerinde görüş birliğine vardılar.
Dış politikada fevri çıkışlar genellikle “Öfkeyle kalkan zararla oturur” sözünü doğrulayacak sonuçlar yaratır ki biz de bunu sıkça yapıyoruz.
Televizyon programlarında yapılan;
– “AB olmasa da olur”,
– “Biz kendi kanunlarımızı kendimiz yaparız” gibi yüzeysel yorumların gerçeklerle ilgisi yoktur.
==============================
Evet dostlar,

Kıdemli ve ılımı yazar Sn. Güngör Mengi’nin aklına takılan sorular ve kendisinin verdiği “makul” yanıtlar.. Çok sakin, çok olgun, yumuşak ve sorumlu bir dille..

Dileyelim AKP = RTE de benzer yumuşak, olgun, ayrıştırmayan – ötekileştirmeyen, asla fevri olmayan, öfkeyi bir hitabet sanatı görme ilkelliği ve zavallılığından…. uzak, ADALET- HUKUK temelli, insanı en ortaya koyan… bir sağduyulu çizgiye yaklaşır…

İlk iş MÜFREDAT’taki dinci – kinci – çağdışı – cihatcı değişikliği geri almak..
Sonra OHAL’i bir daha uzatmayacağını açıklamak ve bu son 3 ayda özellikle kendi içindeki FETÖ’cüleri tasfiye etmek… OHAL’in yaralarını hızla sarmak..
Maltepe meydanında milyonlarca yurttaşın oylayarak oybirliği ile benimsediği 10 temel isteme duyarlı olup adımlar atmak…
TBMM’yi çalıştırıp muhalefetle demokratik ilişkiler içinde olmak..
…………….
………………….
Gerçekte zor değil ve AKP’nin 15 yıl önceki köklerine dönmesi demek bu!
Neydi 3 temel YYY hedefi??

1. Yoksullukla savaş
2. Yolsuzlukla savaş
3. Yasaklarla savaş..

Her 3’ünde de tam ters kutuba sürüklendiğini ve bu Donkişotvari gidişin akıl içre olmadığı, sürdürülemeyeceği….
AKP = RTE tarafından artık görülmeli.. Zaman – iklim – sabur… tükenmek üzere.

Sevgi ve saygı ile. 25 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ali Sirmen : “EVET” TERÖRÜ BİTİRMEZ

“EVET” TERÖRÜ BİTİRMEZ

ALİ SİRMEN

Cumhuriyet, 9.3.17
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Başbakan Binali Yıldırım 16 Nisan referandumunda “evet” çıkması halinde terörün biteceğini ileri sürüyor. Bakalım ne diyor Başbakan:
– Tünelin ucunda ışık göründü. Terör artık can çekişiyor. 16 Nisan’dan sonra,
söz veriyorum, bitecek.

Referandumda “evet” çıkmasıyla terörün bitmesi arasında bir bağlantı, mevcut iktidarın,
terör ile mücadelede azimli olmasına karşın, yasaların kendisine tanıdığı yetkilerin sınırlılığı dolayısıyla, elinin kolunun bağlı olması halinde kurulabilirdi ki, bugün böyle bir şey söz konusu değildir.
Herkesin, gerçek mahiyetinden, her geçen gün biraz daha fazla kuşkuya düştüğü,
15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve KHK uygulamalarıyla,
siyasi iktidar, zaten kendisine sıkı sıkıya bağlı olan, yasama ve yargıyı atlayarak, her istediğinin üzerine yürümesini sağlayacak yetkileri bulmuştur.
***
İşbaşında olan ve OHAL ile KHK uygulamalarıyla, şimdiye dek görülmemiş yetkiler kullanan iktidarın terör, daha doğrusu terörü bahane eden gerekçelerle yaptığı tasfiyeler, 12 Eylül döneminin 20 (yazıyla yirmi) katına varmış olduğuna göre, kimse iktidarın gücünün azlığından şikâyet etmekte haklı olamaz. Durum böyle olunca, ister istemez 16 Nisan’da evet çıkması halinde terörün duracağı iddiaları 12 Eylül döneminde Kenan Evren’in yarattığı kuşku dolu soru işaretlerini getirmektedir akla.

  • Kenan Evren ve yardakçıları 12 Eylül günü iktidara el koydukları zaman,
    terör bıçakla kesilmişçesine birden bitmişti.

Bu durumu Kenan Bey’in, 12 Eylül ile daha önce sahip olmadığı yetkilerle donatılmış olmasına bağlamak da mümkün değildi. 12 Eylül’den önce de Kenan Bey sıkıyönetim yoluyla, ihtiyaç duyduğunu söylediği bütün yetkilere sahip olduğuna göre, neyin değiştiği sorusu kendiliğinden ortaya çıkmaktaydı. Sakın değişen tek şey istediği yetkilere zaten sahip olan Kenan Bey’in, darbeden sonra, darbeden önce göstermediği olayları sona erdirmek iradesini göstermesi olmasındı? Bu sorunun bugün gündeme gelmesinde de pek yadırganacak bir yön olmasa gerek.
***
Son zamanlarda terör ile mücadele kapsamı içinde ele alınan FETÖ ile mücadele konusunda, gittikçe daha genişleyen bir kesimde, örgütün kimi kumpaslarının gerçekleştirilmesinde
başrol oynayan kişilerin korundukları konusunda bir kanaat oluştuğu gözlemlenmektedir.

CHP milletvekili ve eski Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner ile vekili İstanbul Barosu
eski Başkanı Av. Turgut Kazan 3 Mart günü Ankara’da düzenledikleri basın toplantısında
Van, Erzincan ve Erzurum kumpaslarının kimi failleriyle ilgili olarak bu olguyu dile getirmişlerdir.

  • Turgut Kazan, Fethullah Gülen Cemaati’nin Türkiye’yi ele geçirme girişiminin ilk adımı olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi soruşturmasının cemaatin uydurduğu asılsız bir ihbar mektubu ile başladığını,
    bu olayın Enver Arpalı’nın intiharına yol açtığını, bu hususun FETÖ çatı iddianamesinde belirtildiğini, buna karşılık intihar olayında başrolü oynayan Savcı Ferhat Sarıkaya’nın davada tanık sıfatıyla yer aldığını belirtmiş, yine iddianamede Gülen Cemaati’nin yaptığı belirtilen Erzincan ve Erzurum kumpas davalarındaki kilit isimler Ahmet Demir, Abdülvehap Güllü’nün 23 Şubat günü tahliye edildiklerini, EFE kod adlı Bayram Bozkurt’un duruşma günü dışında, ara celse yapılarak dinlenmesinin akabinde (AS: ardından) tahliye edilmesinin de koruma uygulaması olduğu için durumu dilekçeyle HSYK’ye yansıttıklarını açıklamıştır.
    Kazan’ın basın toplantısından sonra şu soru akla gelmektedir:
    Acaba Türkiye’de terörle mücadele kisvesi altında kimileri korunuyor mu?
    Bu soruyu soranlar bir, üç, beş değil, birçok kişi ve kurumdur.
    Bütün bu gerçeklerin ışığında, Başbakan’ın 16 Nisan’dan sonra, terör bitecek iddiaları inandırıcı gelmediği gibi, kuşku içeren birçok soruyu da gündeme getiriyor.
    ================================
    Dostlar,

Demokrasinin ve onun olmazsa olmaz ilk koşulu olan HUKUK DEVLETİ‘nin özü
açıklık ve saydamlıktır.
Durum Türkiye’de taaaaaaaaaaaaaaaaaam da tersidir!
20 Temmuz 2016’dan bu yana 8 ay dolmak üzeredir ve Türkiye OHAL rejimi altında AKP tarafından deyim yerinde ise “inletilerek” demir pençe ile yönetilmektedir. Öncesinde de
AKP iktidarı 14 yıldır tek başına güçlü hükümet idi ve diledikleri yasaları TBMM’den çoooooooooook kolay ve çooook hızlı geçirebildiler.. Hiçbir biçimde engellen(e)mediler..
“Gerektiğinde” (!) muhalefeti tekme tokat döverek dayatmalarını biçimsel olarak yasalaştırdılar.
Dolayısıyla hiçbir özürleri olamaz teröre son verememiş olmak için…
14 yıl sonrasında 8 aydır OHAL ve “terör” (!?) hala bit(iril)meyecek de 17 Nisan sabahı halkoylamasından “evet” çıkarsa nasıl bitecek, nasıl bitirilecek?? Okuyup üfleyecek misiniz?
Adama sormazlar mı, “kasten mi bitirmiyorsunuz terörü??!”
Hatta daha ağırını sormazlar mı : “Terörü siz mi kullanıyorsunuz OHAL vb. emelleriniz için?”
Öyle ya, Haziran 2015 genel seçimini AKP yitirince ülke kan gölüne dö(dürül)müş, Kasım 2015’te zorla yineletilen seçimle AKP iktidarı bırakmamıştı.. Nedendi, nasıldı o kan gölü?
Şimdilerde Erdoğan dahil, Başbakan ve Bakanlar değişik tonlarda ama apaçık, benzer söylemi kullanıyor ve halkı kan – ölüm – sabotaj – patlama – terör.. ile öğrenilmiş çaresizliğe iterek teslim almaya, halkoylamasında “evet” tercihi kullanmaya zorluyor..
“Hayır” kampanyaları suç, terör, bölücülük, PKK, FETÖ ile eşdeğer gösteriliyor kasten..
OHAL altında eşit propaganda olanağı yok, Vali – Kaymakam… tüm bürokratlar sahnede..

Almanya’ya “Nazi” göndermeleri yapıyor Erdoğan ve AKP iktidarı.. Diplomasi ayak altında.
Türkiye’de yaşananların geri kalır yanı var mı??
Demokrasi, kendisini yoketmek isteyene de fırsat sunacak ölçüde akılsız, mazohist midir??
Bir Bakan çıkıyor “güçlü TBMM” diyor. Başbakan ve Erdoğan “yetkiyi tek adamda topluyoruz” diyor. En temel 2 yetkisi gensoru ve bütçe yapma olanağı bile kaldırılan TBMM mi güçlü??
Tek adamın fesih tehdidi altındaki TBMM mi güçlü?
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile varlık nedeni YASAMA yetkisi budanan TBMM mi güçlü?
……
“2 başlılık yok olacak” diyorlar.. Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan yeminine uyarak Anayasal çizgide dursa ve ülkeyi Başbakan yönetse idi bu 2 başlılık çıkar mıydı? 2 başlılığı bilerek ve isteyerek yarattılar, anayasayı çiğneyerek fiili durumu dayattılar ve şimdi de Anayasayı
hukuk dışı olan fiili duruma uydurmaktan söz ediyorlar.. Talimatlar dışarıdan, biliniyor artık.
……
Bunca sefaleti sanırız dünya siyasal tarihinde hiçbir ülke ve halk yaşamadı.. Türkiye ilk ve tek!
Türk Ulusu kadim ve engin sağduyuludur.. Tüm bu iğrenç oyunların ayırdındadır, utanmaktadır.
16 Nisan 2017’de hayır! yanıtını tokat gibi indirerek kendisine oynanan oyuna son verecektir!

Sevgi ve saygı ile. 09 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Not : ADD Genel Başkan yardımcısı iken Van Yüzüncü Yıl Rektörü Sayın Yücel Aşkın‘a 19.10.2005’te yazdığımız resmi yazı için lütfen tıklayınız :
Van Rektörü Yücel Aşkın’a, 19.10.05)

Genç bir hekimin ölümüne neden olan OHAL bir an önce kaldırılmalıdır!

Genç bir hekimin ölümüne neden olan OHAL bir an önce kaldırılmalıdır!

15 Temmuz darbe girişimini fırsata çeviren siyasi iktidar, OHAL ilanı ve sonrasında çıkardığı pek çok Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Parlamentoyu yok sayarak otoriter yönetim anlayışını toplumsal alanın tümüne dayatmaktadır.

Dr. Hasan Orhan Çetin, OHAL sürecinde ihraç edilerek ya da açığa alınarak görevinden uzaklaştırılan binlerce sağlık çalışanından, on binlerce kamu emekçisinden yalnızca biridir. Bu kişiler, yasa dışı bir örgüt ile somut bağlantılarını ortaya koyacak hukuksal kanıtlar olmaksızın, bir şekilde suçlu ilan edilmişler, işleri ve tüm özlük hakları ellerinden alınmıştır. Geldiğimiz bu aşamada, genç bir hekim yalnızca işinden değil yaşamından da olmuştur. OHAL uygulamaları, haksız ve hukuksuz olarak görevinden uzaklaştırılan Dr. Hasan Orhan Çetin’in yaşamını yitirmesinin doğrudan sorumlusudur.

Türk Tabipleri Birliği, OHAL’e karşı, tüm anti-demokratik uygulamalara olduğu gibi, başından beri açık ve net bir tutum sergilemiştir. Her türlü haksız ve hukuksuzluğun önünü açan, ülkemizdeki adalet duygusunu körelten, binlerce emekçiyi işsiz, okulları hocasız, hastaneleri doktorsuz bırakan ve artık can alır hale gelen OHAL bir an önce kaldırılmalı, haksız ve hukuksuz olarak görevinden uzaklaştırılan kamu emekçileri görevlerine iade edilmelidirler.

Yaşamının ve mesleğinin baharında aramızdan ayrılan genç meslektaşımız
Dr. Hasan Orhan Çetin’in ailesi, sevdikleri ve çalışma arkadaşları başta olmak üzere tıp camiasına baş sağlığı ve sabır dileriz. Sürecin takipçisi olacağımızı, OHAL’in bir an önce kaldırılması, haksız ve hukuksuz yere açığa alınanların, ihraç edilenlerin görevlerine dönmeleri ve adil yargılanma hakkı için verdiğimiz mücadeleyi güçlendireceğimizi kamuoyuna duyururuz. 19 Şubat 2017

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi
=================================
Dostlar,


Meslek örgütümüzün açıklamasını aynen paylaşıyoruz..
Genç meslektaşımız Dr. Hasan Orhan Çetin‘in canına kıyması biz büyük acı veriyor..

Dileyelim ülkemizi böylesine kötü yönetenler ve çok acı, katlanılamaz olaylara
neden olanlar ibret alırlar, kötülükler ülkesine döndürülen Türkiye‘nin sürüklenişi
bir an önce durdurulur. Tersi durumda bu bataktan çıkmak giderek olanaksızlaşıyor..

Merhum Dr. Hasan Orhan Çetin‘in dosyası bir kez daha yansız bir uzmanlar kurulu eliyle incelenmeli ve hukuksuzluk yapanlar mutlaka yargılanmalıdır.
Merhumun saygınlığı, ölümünden sonra bile olsa geri verilmelidir.
Sorumlu kamu görevlileri, kamuoyu önünde merhum Dr. Hasan Orhan Çetin‘inin hatırasından ve ailesinden özür dilemelidir. Dr. Çetin’in özekıyımı (intiharı) nedeniyle ailesinin yoksun kalacağı beklenen gelir – refah – kazanımlar aileye ödenmelidir.
Bu ödemeler, adli – idari soruşturma sonunda sorumluluğu yasal olarak belirlenen kamu görevlilerinden geri alınmalıdır (bu kişilere Devlet rücu etmelidir).

OHAL bulanıklığında insanları açıkça hukuksuz biçimde SİVİL ÖLÜME mahkum eden gizli (kripto) ajanlar hızla bulunmalı ve ayıklanmalıdır. OHAL asla bir tasfiye
ya da intikam aracı olarak kullanılmamalıdır; bu sorumluluk AKP iktidarı için
başat ve asal niteliktedir. Kamudan İhraçlar hızla gözden geçirilmeli, haksızlıklar mutlaka ve hızla giderilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 23 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com