Liyakat karşıtlığı, (FETÖ-AKP-MHP) ortak paydası mı?

 

“Ne istediler de vermedik?” (Başbakan Erdoğan) tepkisi, AKP-FETÖ ittifakını özlü biçimde açıklıyordu, ‘17-25 Aralık süreci’ sonrası tam 11 yıl boyunca, AKP, kendi deyimleri ile ‘hizmet cemaatine’ ‘her istediklerini vermişler’di.

Neler olduğunu en iyi kendileri biliyor. Herkesin bildiği ise şu: Kamu yönetiminde hukuk ve liyakat yokluğu, Anayasa kuralına karşın: “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez” (md.70).

Bu ayrıksız kural yerine, kendi deyişleri ile “secdeye baş koymak” , ittifakının ortak paydası idi.

AKP ve MHP, 27. yasama döneminde TBMM’deki sayısal çoğunluğunu, katı bir lider hiyerarşisi altında uyguluyor. Öyle ki, vekilleri, örtülü ve açık olarak hak verdikleri muhalefet önerilerini bile kategorik olarak reddediyorlar.

Liyakat ilkesi, bunların başında geliyor: Sınav ve güvenlik soruşturması, başlıca iki ölçüt. Nasıl?

Sınav ölçütleri yasa ile belirlenmeyecek; yürütme ve idare belirleyecek.

“Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması”, kamu görevlileri için zorunlu olacak.

Bunların anlamı ne?

Yazılı sınavı kazanmış olan bir kamu görevlisi adayı, sözlü sınav veya mülakat aşamasında, siyasal nedenle elenebilecek.

Her iki sınavı başarmış olsa da, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasına takılan adayın ataması yapılmayacak. Bunda da belirleyici ölçüt, yine siyasal saik; tıpkı AKP-FETÖ döneminde olduğu gibi.

AYM KARARLARINA KARŞIN…

“Sözlü sınav ve yerleştirmeye ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir” kuralını iptal eden Anayasa Mahkemesi’ne göre, memuriyette alım ve ilerleme ölçütlerinin yasa ile belirlenmesi esastır (24/7/19). Bu nedenle, Anayasa madde 128’de düzenlenen kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri”nin kanunla düzenlenmesi kuralına aykırıdır. AYM’ye göre; sözlü sınavda gözetilecek ölçütlere yer verilmediği gibi sınavı kazanan adayların yerleştirilmesinde uygulanacak esaslara ilişkin herhangi bir düzenleme de yapılmamıştır. Bunların yönetmeliğe bırakılması, Anayasa’nın 7, 70 ve 128. maddelerine aykırıdır.

Aynı kararda AYM, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması ölçütlerini de Anayasa’nın belirtilen maddeleri çerçevesinde saptadı.

AYKIRI DÜZENLEMELER

Her yasa önerisinde CHP’nin yapıcı somut önerilerine karşın, Anayasa’ya ve AYM kararlarına aykırılıklar hız kesmedi. Hakim ve savcılar, bekçiler ve askeri müfettişler hakkında sınav kuralları ile bütün kamu görevlilerine ilişkin arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması, liyakat ilkesine aykırıdır.
Yargıç ve savcılık: OHAL döneminde kadrolaşmak amacıyla kaldırılan yazılı sınava ilişkin en az 70 puan kaydının yeniden getirilmesi olumlu. Ne var ki, mülakat, yasa ile düzenlenmiş gibi görünse de değerlendirme ölçütleri, sınavın niteliği ve denetlenebilirlik ölçütleri yok. Kaldırılması gereken sözlü sınavın uygulanması durumunda ise, nesnelliğinin sağlanması için kamera kaydı altında saydam biçimde yapılmasına ilişkin bütün öneriler geri çevrildi. (Bkz. 7165 ve 7188 sayılı kararlar)

Bekçiler: “Çarşı ve mahalle bekçisi olarak istihdam edilmek için İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılan yönetmelikte belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak giriş sınavında başarılı olmak şarttır.” (madde 3). Yönetmelik yerine yasa ile belirleme yapılması yönünde iyileştirici öneriler kabul edilmedi (7245 sayılı karar)
Askeriye: Askerî kaynaktan stajyer müfettiş alımında müfettişliğe giriş sınavına başvurabilmek için; Kuvvet Komutanlıklarında üst subay (binbaşı, yarbay, albay) rütbesinde bulunmak ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak gerekir. Giriş sınavı, yönetmelikte belirlenen konulardan yazılı ve/veya mülakat şeklinde yapılır. (7329 sayılı karar) Yönetmelik kaydına itiraz yine reddedildi.

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması: Kamu görevine girişin istisnası bulunmayan koşulu “liyakat ilkesi” hiçe sayılarak, kapsam bakımından istisna tanımayan bir düzenleme (7135 sayılı karar), TBMM’ye karşı darbe yoluyla oylatıldı.

  • 15 Temmuz Darbe Girişimi bahane edilerek yapılan ve yeni kadrolaşmalar için yasal zemin oluşturan düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği için ciddi riskler taşımakta.

Bu kez, -denizaşırı ülkeler dahil- her yerde hazır bir Diyanet İşleri Başkanı, “kılıçlı secde” yoluyla çöküş veya inşa hazırlığı aracı olarak kullanılmıyor mu?

ADRES TBMM…

Anayasa’nın emredici hükümlerini ihlalde ve AYM kararlarına aykırı düzenlemelerde kararlı olan AKP-MHP ittifakına karşı demokratik siyasal mücadele yöntemlerini gözden geçirme gereği açık. Yandaşlık ve liyakatsizlik, ancak TBMM’de siyasal güç dengelerinin değişmesiyle aşılabilir. Bu bakımdan, CHP Gn. Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorunu çözümü için TBMM’yi işaret etmesi son derece yerinde.

Zaman, büyük ilkelerde buluşma zamanı. Bunun çerçevesi belli:

  • “İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik, sosyal hukuk devleti.”

    ***
    VALİDEBAĞ EKOSİSTEMİ BOZULAMAZ

    Birinci derece doğal sit alanı olarak Validebağ korusu, mutlak koruma altında bulunan bir mekandır.

    Anayasa’nın başta madde 56 gelmek üzere birçok hükmü, Devlet için çok yönlü yükümlülükler öngörmekte. Validebağ açısından kamu makamlarının yükümlülüğü, Koru’ya müdahale etmemek ve müdahaleden kaçınmaktır. Çünkü, Koru’ya yönelik her faaliyet, Koru’daki flora ve fauna dengesi üzerinde açık bir tehdit oluşturmaktadır.

    Geriye götürülemezlik ilkesi, evrensel ölçekte geçerli olan çevre hukuku genel ilkesi olarak, tam tamına Validebağ Korusu için geçerlidir. Korudaki bitki ve hayvan dengesi, dışarıdan gelen her türlü araç-gereçten etkilenir. Bu bakımdan Üsküdar Belediyesi’nin 21 Eylül sabahı tan vaktinde, çok sayıda kamyon ve diğer makinalı araçlarla kum-moloz-çakıl vb. malzemeleri Koru’ya dökmeye başlaması, her türlü niyet sorgulamasından bağımsız olarak, Koru ekosistemine zarar verici bir eylemdir. Bu eylem, Anayasa’nın ve Türkiye’nin taraf olduğu çevre sözleşmelerinin çiğnenmesidir. Bu nedenle, yöre sakinlerinin flora+fauna+homo sapiens için yaşam alanı ve kaynağı olan Validebağ Korusu’nu sahiplenmeleri tamamen meşru ve haklıdır.

“Hırsız Çuvalı”

Zafer ARAPKİRLİZafer ARAPKİRLİ
01 Eylül 2021
https://www.krttv.com.tr/hirsiz-cuvali-makale,87.htm

Ama, bu tabiri bizzat iktidar “ailesi”nin içinden biri kullandığı için rahatça aktarabiliyorum buraya. Malûm, 17 – 25 Aralık süreci olarak adlandırılan süreçte suçlanan 4 bakandan biri olan Erdoğan Bayraktar, son yaptığı sürpriz açıklamada Reis, sayın cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı (…) FETÖ bana, hırsız, yolsuz ya da rüşvetçi diyememiş. Kahpe FETÖ’nün savcısı bile benim soruşturma dosyama rüşvet ve yolsuzluk kelimelerini koyamadığı halde beni rüşvet ve yolsuzluk çuvalının içine koydular. Beni de aynı çuvala koyunca liderim, dört tane bakan ile beni de hırsız diye tasvir ediyorsun…” ifadesini kullandı.

Bunun tercümesi rahatlıkla, “Birileri hırsızlık yapmıştır. Ama ben onlardan değilim. Beni ayrı değerlendirmesi gerekir” şeklinde yapılabilir. Devamında da “Ben olsa olsa görevi kötüye kullanma suçu işlemişimdir” anlamına gelecek sözler kullanıyor.

Devlette mevki, makam işgal eden insanların hırsızlık yapması, görevi kötüye kullanmış olması sanki birbirinden çok farklı şeylermiş gibi. Devlet yetkisi kullanan insanların, “suç sayılan” eylemlerinin, bütün milleti ve devlet mekanizmasını olumsuz etkilemesi nedeniyle, sanki bir “özrü” olabilirmiş gibi…

Aklıma hemen, yıllar önce İstanbul’un “Suçla anılan” bir mahallesinde narkotik şube ekiplerinin yaptığı büyük operasyon sırasında, ev ev zanlı ararken, pencerelerden birinden seslenen bir vatandaşın (malum şive ile) şöyle seslenmesi geldi:

“Memur abi. Bizde ‘ap işi olmaz. Biz ‘ırsızız, ‘ırsız…”

Daha güzel nazıl anlatılırdı?

Erdoğan Bey de, “Ben hırsızlık yapmadım. Hırsızlarla beni aynı çuvala koymayın” diyerek, “Sadece görevi kötüye kullanmış olabilirim” şeklinde “Sıyırmaya” çalışıyor anlaşılan. Var mı öyle yağma? Zaten 17 – 25 süreci patladığında yaptığı (sonradan çark ettiği) açıklamada da “Ne yaptıysam Başbakan’ın (şimdiki Cumhurbaşkanı RTE’yi kastediyor) talimatı ile yaptım. İstifam isteniyorsa, onun da istifası gerekir” demişti.

Burada bile devlet adamlığına, “Bakanlık mevkii – makamı” işgal etmiş bir insan ağırlığına yakışmayan bir “uyanıklık” vardı aslında. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir bakanı, aslında bir “sıradan bürokratın – memurun” bile söylemeye hakkı olmayan bir savunma refleksine başvuruyordu.

Yasalar, “yasa dışı, hukuksuz, kurallara aykırı ve kamuyu zararı uğratacak” bir eylemin “emir olarak” verilmesi durumunda bu emre – talimata uyulmama hakkını veriyor insana. Uymasaydınız Erdoğan Bey… Baskı yaptılarsa da, istifa edip kamuoyuna durumu açıklasaydınız.

Yani, devleti hem (muhtemelen yüz milyarlarca lira zarara uğratacak) icraata imza atacaksınız, hem de “Ben hırsızlık yapmadım ki. Masumum” diyeceksiniz.

Milletin cebinden çalmakla, devletin kasasından çalmakla, görevi kötüye kullanarak devleti zarara uğratmak, kaynakların yanlış yere aktarılması arasında nasıl bir fark varsa?

Dolayısıyla, Erdoğan Bayraktar’ın bu savunması son derece ibretlik ve geçersiz bir savunma olarak boşlukta asılı kalmıştır. Şimdi Sayın Bayraktar’a düşen 2 önemli görev vardır.

  1. “Hırsız çuvalı” ifadesini bu kadar rahatlıkla kullanabildiğine göre, ortada bazı hırsızlar ve hırsızlıklar olduğunu biliyordur. O hırsızlıklarla ve hırsızlarla ilgili ne biliyorsa, gidip savcılara ve tabii ki kamuoyuna anlatmalıdır.
  1. Kendi ikrarı ile “görevi kötüye kullanma” suçunun da muhtevasını kuruş kuruş, belge belge yine savcılara ve kamuoyuna ayrıntılı biçimde beyan etmelidir. Demeç verip, mülakat verip köşeye çekilmek olmaz.

Bizim için 17 – 25 Aralık sürecinde bir yığın ses ve görüntü kaydı ile ortaya çıkan, (FETÖ tarafından çıkarılmış olsa da) pisliklerin hesabının sorulması ve muhatapları tarafından verilmesi, hâlâ önemli bir öncelik taşımaktadır. Bir suçun, bir ahlaksızlığın bir pisliğin (suçlularla zamanında işbirliği, ittifak, kankalık, yoldaşlık ilişkisi içinde olmuş olsa da) kim tarafından ifşa edildiği önemli değildir. Muteber olmayan biri, hatta bir sabıkalı, bir katil, gidip de karakola ya da savcılığa, bir suçu bir cinayeti ihbar etse, “Sırf o söyledi” diye peşine düşmeyecek miyiz?

Devletin görevi, o ihbarı yapanı da tutup “Sen nereden gördün? Nasıl biliyorsun?” diye ona da sormaktır. Belgeleri alıp incelemek ve eğer doğruysa gerçekse gereğini yapmaktır. Eğer o “çuval”ın içinde ihbar edene dair bir ipucu da varsa, onu da tutmaktır. Öyle ya, bir dönem işbirliği içinde olan iki “akraba” siyasi gruptan söz ediyoruz. Tabii bunu yapabilmek için de gerçekten tam bağımsız bir yargı aygıtı gereklidir. Bugün ise bunun bir imkanı görülmemektedir.

Yapılacak şey, Türkiye’nin bir an önce bu “Hırsız Çuvalı” muhabbeti yapılan ortamdan çıkarılması, bir erken seçimle iktidarın acilen değiştirilmesi, öncelikle yargının ve tabii medyanın, bürokrasinin, akademinin, topyekûn her şeyin bağımsız ve özgür olduğu bir hale evrilmesidir.

Yoksa, dünya âleme rezil olmamız anlamına gelen bu “Hırsız Çuvalı” söyleminin bu kadar rahat kullanılabildiği ve her ne hikmetse kimsenin de yüzünün kızarmadığı. Kızarmak bir yana, bu tabirle anılan bazı eşhasın Türkiye Cumhuriyeti’ni dışarıda “Büyükelçi” olarak temsil edebildiği bir “Ayıplı ortam” sürer gider.

“Büyükelçi” diyorum. Hani şu “Makam aracında Türkiye Cumhuriyeti’nin sembolü şanlı Ay Yıldızlı bayrağın dalgalandığı” insanlardan söz ediyorum.

Bayrağın şanının ve yüceliğinin yanında “çuval”ın pespayeliğini konuşuyoruz oysa…

Halimize bakar mısınız? 

Org. Bilgin Balanlı’dan çok çarpıcı Akın Öztürk açıklaması

H.K. Komutanı olması beklenirken emekli edilmişti…
Çok çarpıcı Akın Öztürk açıklaması

Hava Kuvvetleri Komutanı olması beklenirken, emekli olan Emekli Orgeneral Bilgin Balanlı, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklanan Akın Öztürk için

– “Bir havacı Orgeneralin böyle rezil bir duruma düşmüş olmasına üzüldüm. Daha önce de söylediğim gibi bu makam ve rütbeler hak edilmiş rütbe ve makamlar değil bizlerden ve hak etmiş arkadaşlarımdan çalınmış makam ve rütbelerdi” dedi.

Emekli Orgeneral Bilgin Balanlı, Balyoz sanıkları arasında tek muvazzaftı. Hava Kuvvetleri Komutanı olması beklenirken 2011 Mayıs’ta tutuklandı, 2014 Haziran’da serbest kaldı. Balyoz davasında mahkemeye “Komplonun amacı, çirkin iftira kampanyası operasyonuyla 100’üncü kuruluş yılını kutlayan kartalın başının koparılmasıdır.” demişti. Hürriyet’e

  • “Darbe girişimiyle kartalın kanadı ve kuyruğu da kopmuştur.”
    diyen Balanlı özetle şunları söyledi:8-10 YILDA TOPARLANAMAZ
    1 Şubat 2013’te yazdığınız mektupta, ‘Kartalın başı kopartıldı’ demiştiniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda Balyoz davası sonrası oluşan duruma dikkat çekmiştiniz. Darbe girişiminden sonra oluşan tabloya baktığınızda ‘kartalın’ durumu nedir ?Tutuklandıktan sonra ilk kez15 Ağustos 2011’de, bizi yargılayacak olan 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıktım. ‘Kartalın başının koparıldığını’ ilk kez o gün mahkemede söyledim. Komplolarla komuta kademesi tasfiye edildikten sonra bizlerin yerine komuta kademesine getirilen kişilerin yıllarca büyük emeklerle ve fedakârlıklarla oluşturduğumuz ve tüm dünyanın gıpta ile bakarak kıskandığı Hava Kuvvetlerimizi ne hale düşürdüğünü gördükçe kahroluyorum. Bu hainler bütün emeklerimizi 5 yıl gibi kısa bir sürede heba ettiler. Hem Türkiye’mize hem milletimize hem de Türk Silahlı Kuvvetlerimize büyük zararlar verdiler. Balyoz davası ile başı koparılmış kartalın bugün için kanatları ve kuyruğu da kopmuştur. 2011’deki gücüne 8 -10 yıldan önce kavuşmasını çok olası görmüyorum.TÜRK PİLOTLARI OLAMAZLAR
    Cami bombalama iddiaları için Goebbels yalanı demiştiniz. 15 Temmuz günü TBMM’yi bombalayan, sivil vatandaşlara ateş açan pilotları, Hava Kuvvetleri mensuplarını görünce ne hissettiniz, bunu nasıl yorumladınız?

    15 Temmuz’da TBMM’yi bombalayan, polis merkezlerine ve sivil vatandaşlara ateş açan pilotlar Türk pilotları olamaz. Ben onları Hava Kuvvetleri mensubu vatanı ve millet için ölmeye yemin etmiş gerçek kahraman pilotlarla asla bir tutamam. Bu darbeciler aklını ve vicdanını bir başkasının menfur emellerine satmış vatan hainleri ve teröristlerdir.

    UZUN HAZIRLIK DÖNEMİ
    F-16’lar darbe günü havadaydı, bu savaş uçaklarının havalanması bu kadar kolay mıdır ? Teknik olarak bunun nasıl olabileceğini anlatır mısınız ?

    Bir savaş uçağının havalanması en az 1 hafta öncesinden planlanır. Hangi uçak, kaçta nereye, hangi göreve gidecek bunlar belirlenir. Ciddi bir hazırlık devresi gerektirir. Bir savaş uçağının havalanması için yalnızca filo komutanın emri yeterli değildir. Üs komutanın da buna izin vermesi gerekir. Ayrıca uçaklara silahların yüklenmesi vesaire ayrı bir iştir, zaman gerektirir. Bütün buralarda birçok subay, astsubay görev alır. Bütün bunlara rağmen F-16’ların havada olması çok ciddi sayıda askeri personelin bu işte yer aldığını ve epeyce uzun bir zaman diliminde hazırlık yaptıklarını gösteriyor.

    NEREDEN NEREYE GELİNDİ
    15 Temmuz sürecine nasıl gelindi ?

    15 Temmuz sürecine gelinirken maalesef siyasetçiler 17-25 Aralık sürecine kadar bu tehlikeyi tam olarak göremediler. Bu tarihten sonra bazı tedbirler alındı ise de geç kalındığını düşünüyorum. Bunu Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere birçok siyasetçi çeşitli vesilelerle açıkladı. Kısaca ifade etmek gerekirse “Ne istediler de vermedik?” söyleminden “Rabbim ve milletim beni affetsin” noktasına geldik. TSK ise tam bir aymazlık içinde, bu çete mensuplarını bırakın temizlemeyi kritik görevlere getirerek bu hain kalkışmaya adeta zemin hazırladı. Hava Kuvvetleri’ndeki tasfiye sadece Balyoz vb. davalarla sınırlı kalmadı. Disiplin soruşturmaları altında yüzlerce subay astsubay Hava Kuvvetleri’nden atıldı. Kimse buna ses çıkarmadı. Ne oluyor diye sorgulamadı. Tüm bunları görmezlikten gelen komuta kademesinin en basitinden büyük bir zafiyet içinde olduğunu değerlendiriyorum.

    PİLOTLARIN İSTİFA İHTİMALİ
    TSK’nın bundan sonra nasıl yapılandırılması gerekiyor ?

    TSK büyük bir güçtür. İyi yetişmiş, çok kaliteli ve özverili personeli de vardır. Her türlü siyasi etkiden uzak bir şekilde komuta makamlarına liyakatli personel atanırsa bu yaralar birkaç yıl içinde büyük ölçüde sarılabilir diye düşünüyorum. Ancak TSK’nın yapısını oluşturan temel değerler ile oynanmamalıdır.

  • Devlet öfke ile hareket etmez.
  • Devlet, bilimsel analizler yaparak devletin ve milletin çıkarlarına en uygun rasyonel çözümleri bulmak zorundadır.
    Bu bağlamda acele ile alınmış kararları çok uygun bulmuyorum. Darbeyi kurumların varlığı değil buradaki personel yapar. Bu kurumlar yeniden organize edilerek darbeye meyilli personel temizlenir ve buralarda yuvalanmalarının önüne geçecek ciddi tedbirler alınabilir diye düşünüyorum. Ancak bir tehlike var ki, oluşan bu travmada birçok pilot subayın istifa etme ihtimali var. Çünkü TSK’da büyük bir güven bulanımı oluştu. Bu pilotlar TSK’dan istifa ederse önemli ölçüde sıkıntı oluşacağını düşünüyorum. Bu konuda alınacak önlemler şimdiden planlanmalıdır.ÇALINMIŞ MAKAMLAR

    Akın Öztürk‘ü olayların içinde gördüğünüzde ne hissettiniz? Kendisini nasıl tanırdınız, darbe girişimin ardındaki 1 numaralı isim olduğunu düşünüyor musunuz?Akın Öztürk ile hiç beraber çalışmadım. Balyoz sürecindeki tavırları nedeniyle de hiç temasım olmadı. Çok iyi tanımıyorum. Basına yansıyan haberlere bakıldığında darbe girişiminde önemli bir pozisyonu olduğu görülüyor. Ancak 1 numara mıdır bilemem. Bunlara rağmen onu olayların içinde görünce inanın çok üzüldüm. Bir havacı Orgeneralin böyle rezil bir duruma düşmüş olmasına üzüldüm. Daha önce de söylediğim gibi bu makam ve rütbeler hak edilmiş rütbe ve makamlar değil bizlerden ve hak etmiş arkadaşlarımdan çalınmış makam ve rütbelerdi. Yine de bizlerin ne kadar haklı olduğumuzun bir kez daha ortaya çıkmış olmasına sevinemedim. Çünkü bu girişim ülkemize, milletimize ve TSK’ya çok pahalıya mal oldu. 250’ye yakın şehit verdik. Binlerce yaralımız var. Kurumlar alt üst oldu. Diğer taraftan Türkiye’nin uçurumun kenarından döndüğünü düşünüyor ve şükrediyorum. Darbe girişiminin başarılı olması halinde yaşanabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Ancak bu husumetten dersler çıkararak bir faydaya dönüştürme şansımızın da bulunduğunu görmemiz gerekir.ABD’NİN ÇIKARI İÇİN ZAYIF BİR TSK GEREKİYOR

    Balyoz davasının ardında CIA ve ABD’nin varlığına dikkat çekmiştiniz. 15 Temmuz’un arkasında hangi güçler var? Böyle bir güç varsa düşüncenize temel oluşturacak deliller ne?

‘Balyoz davasının arkasında CIA var’ dediğimde elimizde bir delil yoktu. Sadece bazı CIA görevlilerinin yazılarındaki ifadelerinden yola çıkarak yorum yapmıştım. Ancak daha sonra dava içinde bunun izlerini daha çok gördük. Bu konudaki en önemli emare ise bu kumpas davalarının kimin yararına sonuçlar vereceği değerlendirmeleri idi. Aşikârdı ki ABD’nin bölgedeki çıkarlarını gerçekleştirmesi için zayıf bir TSK’nın varlığı gerekiyordu. Şimdi gelinen durum itibariyle TSK’nın bugün düştüğü durumu görünce aynı değerlendirmeleri yapmak mümkündür. Diğer taraftan Allah korusun darbe girişimi başarılı olsaydı yine kimin bundan yararlanacağını hesaplamak da mümkündür. Sanıyorum darbe soruşturması kapsamında bu konuda da bazı somut bulgulara ulaşılabilir.

KOMUTA KADEMESİ HATALI

DARBE girişimin öne çekilmesinin büyük bir felaketin engellediğini düşünüyorum. Planladıkları gibi 03.00 sıralarında yapabilselerdi, hepimiz darbe olmuş bir Türkiye’ye uyanabilirdik. Bu anlamda, darbe girişimini bir binbaşının MİT’e haber vermesini çok önemsiyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyona çıkması, 1. Ordu Komutanı’nın ve Özel Kuvvetler Komutanı’nın darbenin komuta kademesi içinde yapılmadığını halka anlatmaları olayın kırılma anlarıdır. Halkın bunlara reaksiyon vermesi, sokaklara çıkması, polisin ve TSK içindeki vatansever Atatürkçü subayların darbeye direnişleri bu noktada önemlidir. Bu bağlamda muhalefet partileri ile basının tutumunun da direnişte önemli bir rol oynadığını düşünüyorum.

  • TSK’nın komuta kademesi bu olayda baştan sona hatalıdır.
  • Başlangıçtan itibaren darbe girişimden haberdar olmamaları önemli bir zafiyettir. Fetullahçı subayları tasfiye etmemiş, hatta terfi ettirmişlerdir. Adeta 15 Temmuz’a gelinmesi için davetiye çıkarmışlardır.
    (Cumhuriyet haber kapısı, 19.08.2016)
    ======================================
    Dostlar,

Sayın E. Org. Bilgin Balanlı paşa çok önemli saptamalarda bulunuyor.
Ancak O da, ne yazık ki ve şaşılacak biçimde TSK’yı sorumlu tutuyor ve suçluyor!?..

Oysa 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin asıl sorumlusu AKP iktidarıdır!

  • Tayyip bey başta olmak üzere B. Arınç, İ.M. Gökçek vd. sorumluluklarını, suçlarını itiraf ederek af dilemişlerdir (kuşkusuz, içtenliği her zaman sorgulamaya açıktır..).Şu verilere bakar mısınız !
    Özellikle A. Takan’ın “YAŞ ÜYESİ VATAN HAİNİ” başlıklı yazısına (sağda en altta) :
    15_Temmuz_2016_darbe_girisiminin_sorumlulari

    Tanıyı doğru koymak zorundayız..
    Askerlere ukalalık yapmayalım; stratejik deyimle yığınakta hata mutlak yenilgi demektir!

    TSK ülkenin en temel güvencelerindendir. Hak ettiği en yüksek derecede önem, özen ve saygı gösterilmeli, yaralarını hızla sarması sağlanmalıdır.

  • AKP’nin birkaç OHAL Kararnamesi ile TSK’yı tar-u mar etmesi (yerle bir etmesi) nasıl açıklanacaktır?

    Böylesi bir konjonktür olmasaydı / yaratılmasaydı; AKP, Ordumuz üzerinde 3-5 OHAL Kararnamesi ile yarattığı muazzam yıkımı kaç onyılda yapabilirdi ya da yapabilir miydi?

Sonuçlara bakarak olayların kökenlerine – sorumlularına inmek hiç de zor değil..
Gün olur, tüm gerçekler çok da gecikmeden ortaya dökülür..
Balyoz – Ergenekon ve türevi rezil kumpas davaları 10 yıla varmadan 6-7 yılda çökertilmiş ve alet olan yargıç – savcılar dünkü kurbanlarının yerine Silivri zindanlarına tıkılmışlardır..

Büyük sözlerdir :

– Etme kulum, bulursun…
– Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste..

Bu kez, Balyoz – Ergenekon ve türevi rezil kumpas davalarının çökertilmesinden daha da kısa sürede çok çarpıcı gerçekleri öğreneceğimizi ve Türkiye’de tüm kartların bir kez daha karılacağını;
– AKP’nin bölünerek parçalanacağını,
– iktidardan gideceğini ve
– sorumlulardan hesap sorulacağını öngörüyor ve ümit ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
19 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com