Mülkiyeliler Birliği’nden 701 s. OHAL KHK’sı Hakkında Basın Açıklaması

Basına ve Kamuoyuna,

Mülkiyeliler Birliği’nden 701 s. OHAL KHK’sı Hakkında
Basın Açıklaması

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

701 Sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile 18632 kamu çalışanı mesleklerinden ihraç edilerek toplam ihraç sayısı 130 binin üzerine çıkarılmıştır.

Evrensel hukuk ilkeleri ve temel anayasal güvencelerin ortadan kalktığı bir ortamda hiçbir yurttaşın kendini güvende hissetmesi beklenemez.  Dolayısıyla, Kanun Hükmünde Kararnameler yoluyla,

– hiçbir yargılama yapılmaksızın ve
– hukuk yolları kapatılarak

yapılan bu tasfiyeler ülkemizin demokratik geleceği bakımından kaygı vericidir.

Üniversitelerde eleştirel düşüncenin tasfiyesinde kullanan Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamelerinin sonuncusu olan 701 sayılı KHK ile 18 Barış Akademisyeni daha ihraç edilmiştir. Aralarında Onur Kurulu üyemiz Aydın Arı’nın; üyelerimiz Ayşen Uysal ve Erkin Başer’in de bulunduğu ihraç listesinin hukuka aykırı olarak hazırlandığı, hukuk devletinin en temel ilkelerinin askıya alındığı silinmesi unutulan “gerekçeler” kısmında itiraf edilmiştir.

Anayasa’nın 130’uncu maddesinde yer alan;

– akademik özgürlüğe ilişkin güvencelere,
suç ve cezanın kanuniliği ilkesine,
– idarenin anayasa ve yasalara uygun davranma zorunluluğuna,
masumiyet karinesine

varana kadar hukuk devletinin en temel ilkelerinin askıya alındığı OHAL KHK’leri ile üniversiteden tasfiye edilen hocalarımız; bilimsel, eleştirel, özgür bir akademik alanın ve barışın savunucularıdır. Bugün onlar neredeyse üniversite oradadır.

Olağanüstü hal kararnameleri bir taraftan baskı, korku ve tasfiyeleri yaratıyorsa bir taraftan da özgürce düşünmeyi sürdürme cesaretini ve dayanışmayı büyütüyor.

Mülkiyeliler Birliği dayanışmanın yanında olacak, KHK’lerin değil, hukukun üstünlüğünü; üyelerinin, mezunlarının haklarını ve ülkenin demokratik geleceğini savunacaktır.

Saygılarımızla. 09 Temmuz 2018
Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu

===========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği‘nin yukarıda aktardığımız basın açıklamasına katılmamak olanaklı mı??

Daha önce de yazmıştık; Barış Akademisyenlerinin “suç sayılan” açıklamasını bütünüyle paylaşıyor değiliz. Ancak düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında görüyoruz olayı..
Gerisi vahimdir..
Demokratik hukuk devletinin sonudur..
En temel insan haklarından ifade özgürlüğünün gaspıdır..

Türkiye hızla normalleşmelidir.
Toplumda basıncı – gerilimleri hesapsız biçimde büyütmenin kimseye bir yararı yoktur ama ülkeye zararı pek büyüktür..

Ummak istiyoruz, artık taç giyen baş akıllanmalıdır

Sevgi, saygı ve büyüyen kaygı ile.
10 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AB: Yargı bağımsızlığı konusunda endişelerimiz daha da artıyor

AB: Yargı bağımsızlığı konusunda endişelerimiz daha da artıyor

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
AYM’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay kararına alt mahkemelerin uymamasına AB Komisyonu sözcüsünden de tepki geldi. Sözcü, karara uyulmamasının Türkiye’deki hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konusundaki endişeleri artırdığını hatırlattı.

AYM’nin gazeteciler Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın serbest bırakılması için verdiği kararı
alt düzeydeki mahkemelerin uymamasına
AB Komisyonu sözcüsünden tepki geldi. Sözcü, karara uyulmamasının Türkiye’nin hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konusundaki ciddi endişeleri artırdığını anımsatırken, Türkiye ile ilgili Nisan ayında yayınlanacak raporu anımsattı. AB, OHAL’in bir kez daha uzatılmasına da tepki gösterirken
“adil yargılama” hakkına saygı duyulmasını istedi ve “OHAL Komisyonu’nun etkin şekilde faaliyet göstermesi yaşamsaldır.” dedi. AB’nin yanı sıra BM ve AGİT’ten de benzer açıklamalar geldi.

Artık Türkiye ile müzakerelerin adını anmayan AB, “İlerleme Raporu” olarak bilinen rapor için de “yıllık rapor” tanımlamasını kullanırken, Türkiye’den AİHS ve AİHM içtihatlarına uyması istendi. AB Sözcüsü, AYM’nin, Altan ve Alpay’ın temel haklarının ihlal edildiğine karar verdiğini ve yerel mahkemelerin bunu uygulamadığının anımsatılması üzerine “AB’nin, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ile ilgili ciddi endişelerini daha da artırıyor” dedi. Türk yetkililerden, masumiyet karinesinin yanı sıra tutuksuz yargılama konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına uyulmasını beklediğini anımsattı.

AB Sözcüsü OHAL’in 3 ay daha uzatılması kararını da not ettiklerini belirtirken, “Daha önce de belirtildiği gibi, her türlü koşulda Türk yetkililerin; tüm vatandaşların adil yargılanma hakkı dahil olmak üzere; hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı duyması önemlidir” denildi. AB’nin OHAL’deki uygulamaları yakından izlemeye devam edeceğini belirten Sözcü, “OHAL Komisyonu’nun etkin şekilde faaliyet göstermesini sağlamak önemlidir” dedi. AB, Türkiye’yi, OHAL konusunda Avrupa Konseyi’nin dile getirdiği endişe ve tavsiyelere uymaya çağırdı.
=====================================
Dostlar,

Böyle giderse Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye’yi Konsey üyeliğinden çıkarmayı ya da üyeliğini askıya almayı, dondurmayı… vb. önlemleri gündeme alabilir. Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden olan Türkiye’nin yarım yüzyılı aşkın bir süre sonra dışlanması ne hoş (!) olur değil mi? AKP kalkar gene bin dereden su getirir.. Örn. Konsey Bakanlar Komitesi üyelerine “sizi gidi monşerler” diye çıkışabilir. Uygar dünyadan giderek soyutlanmamızı şizofrenik biçimde “değerli yalnızlık” diye niteleyebilir.. Hatta yağmur yağdırabilir, şimşek çaktırabilir!

  • Ülkemizin temel direkleri çatırdar aşamaya sürüklenmiştir devr-i AKP’de.
    Rejim ve sistem daha çok zorlanmamalıdır!

Anayasa Mahkemesi’nin kararların yerine getirilmemesi kimin aklından geçebilirdi
AKP despotizminden önceki yıllarda??

Dünya alem yanılmakta, yanlış yapmakta fakat en doğrusunu AKP = RTE mi bilmektedir?!
Geçelim böylesine bir yargıyı ve eylemi, bunu aklından geçirmek bile ciddi bir patolojidir.

Dış tehditlerin de çok boyutlandığı bir aşamada ULUSAL BİRLİK yaşamsal önemdedir.
Siyasal iktidar bu sorunu çok ama çok ciddiye almak zorundadır..

  • Bir de Suriye topraklarında sıcak çatışma eşiğinde iken, iktidar partisi AKP’nin milletvekillerinin, parti üst düzey yöneticilerinin, Bakanlar Kurulu’nun, A sınıfı yüksek bürokrasinin askerde olan / olması gereken çocuklarının görev yerlerinin açıklanmasını istiyoruz.. Hangilerinin paralı askerlik yaptıklarını da..
Geldiğimiz yer tam bir hukuk devleti bunalımı.
Bize göre bu yargıçlar reddedilmeli, HSK’ya suç duyurusunda bulunulmalı, HSK kendiliğinden harekete geçerek gereğini yapmalı ve AYM kendi hukukunu uygun yöntemlerle savunmalıdır; her ne denli OHAL KHK’larını denetleyemeyeceği kararı ile kendi ayağına sıktı ise de, toparlanma çabası göstermelidir. Diyanetin – imamların siyaset yapmasını engelleme, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri yasasındaki sınırlamayı kaldırma gibi olumlu adımlar atmışken..
Ayrıca AİHM’ne ivedi kaydıyla başvuru yapılmalıdır.

* Anayasa Mahkemesi Kararının uygulanmaması, 
sanıldığından öte ağır bir bunalımdır! Bu tıkanmaya hızla, hukuk devletinin gereği çözüm getirilmelidir.

Yineleyelim; Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın politik görüşlerini büyük ölçüde paylaşmıyoruz. Ancak her-ke-sin anayasal hak ve özgürlüklerini dokunulmaz görüyoruz. Hiç kimse ama
hiç kimse bir demokratik hukuk devleti olmak zorunda olan Türkiye’de (Anayasa md. 2)
hak ihlaline uğramamalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 19 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Eğitim Sen: Akademisyen Mehmet Fatih Traş İntihar Etti

Eğitim Sen: Akademisyen Mehmet Fatih Traş İntihar Etti!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Eğitim Sen Adana Şubesi, geçen sene Çukurova Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümü’nde işten çıkarılan akademisyen Mehmet Fatih Traş’ın intihar ettiğini duyurdu.

Açıklamada, “Çukurova Üniversitesinde Barış imzacısı üyemiz Arş. Gör. Mehmet Fatih Tıraş, barış imzacısı olduğu için görev süresi uzatılmadığı ve birçok üniversite tarafından kabul edilmediğiden geçirdiği psikolojik travma nedeniyle yaşamına son verdi” dendi.

“Dışardan ders vermesi bile engellendi”

Eğitim Sen Genel Merkezi de yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“23 Haziran 2016 tarihinde doktorasını başarıyla bitiren üyemiz, doktor unvanını alır almaz imzacı olması nedeniyle işten atılmıştır. Üstelik bölümde akademisyen ihtiyacı bulunmasına rağmen kendisine kadro verilmemiş ve işine son verilmiştir. Üyemiz Mehmet Fatih Traş’ın
işten atılmasının ardından, bölümdeki hocaları kendisine sahip çıkarak dijital ekonomi ve
tarım ekonomisi gibi dersleri vermesi sağlanmıştır.

“Ancak üyemizin ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ bildirisine imza atmış olmasını, barış talep etmesini ‘suç’ olarak görenler, Fakülte Yönetim Kurulu’na ve Üniversite Senatosu’na baskı yaparak bu dersleri vermesini de engellemiş, üyemizin üniversiteyle tüm bağlarını kesmişlerdir. Öğretim üyesi olarak çalışabilmek için farklı üniversitelere başvurular yapan üyemiz,
imzacı olması nedeniyle makbul görülmeyerek iş başvuruları reddedilmiştir.

“İşsizliğe mahkum edildi”

“Özetle doktorasını başarıyla bitirmiş gencecik bir bilim insanı, 50/d ile istihdam edilmesi nedeniyle bu başarısının karşılığını işten atılmakla almış, barış talep ettiği için de
işsizliğe mahkum edilmiş ve içimizi yakan bu acı sona sürüklenmesi sağlanmıştır.

  • “Mehmet Fatih Traş’ın aramızdan ayrılmasının sorumluları, Cumhurbaşkanı’ndan hükümete, YÖK’ten üniversite yönetimlerine kadar her fırsatta barış imzacılarına karşı
    kin ve nefret söylemiyle yaklaşanlardır. Ayrıca, üyemizin dışarıdan ders görevlendirmesiyle bölümünde
    iki ders vermesini dahi kabul etmeyen, insanlıktan nasibini almamış kişiler de
    bu üzücü olayın diğer sorumlularıdır!”

Traş, 2010-2016  arasında Çukurova Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümü’nde araştırma görevlisiydi. Traş’ın cenazesi bugün saat 16:00’da Adana Kabasakal mezarlığına defnedilecek.

312 imzacı ihraç edildi

Barış İçin Akademisyenler’in öncülüğünde Türkiye devletine şiddete son verme ve müzakere koşullarını hazırlama çağrısı yapan bildiriye Türkiye’den 89 üniversiteden 1128 akademisyen ve araştırmacının imzasıyla yayınlandı.

  • “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiri 11 Ocak 2016’da açıklandı. 

Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında ilan edilen Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK) ile Barış İçin Akademisyenler’in “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi imzacısı 312 kişi ihraç edildi.

7 Şubat 2017 tarihli 686 sayılı KHK ile imzacı 184 akademisyen kamu görevinden çıkarıldı.

Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında ilan edilen Kanun Hükmünde Kararname’lerin (KHK) beşi ile 112 üniversiteden toplam 4811 akademisyen ihraç edildi.
Bu akademisyenlerden 16’sı başka bir KHK ile göreve iade edildi. (26.2.17, http://bianet.org/bianet/toplum/183975-egitim-sen-akademisyen-mehmet-fatih-tras-intihar-etti)
===================================
Dostlar,

Daha önce de bu sitede yazmıştık (20.01.1016) :
Akademisyenlerden soruşturmalara tepki..

Barış İçin Akademisyenler’in öncülüğünde 11 Ocak 2016’da imzalanan Bildiriye içerik olarak katılmadığımızı ancak düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında görülmesinin uygun olacağını belirtmiştik. Bu gün de aynı görüşteyiz. Bildiri içeriğini “suç” olarak kabul etmenin zorlama ve hukuku eğip – bükme olduğunu düşünüyoruz. Açıklamayı cezalandırmanın iç barışımız açısında sakıncalı olduğunu artık görüyor ve yaşıyoruz. Olağan olan, karşı görüşlerle demokratik tartışmayı uygar hoşgörü içinde sürdürmektir. Birilerine “en aykırı” gelen görüş ve düşüncelerin bile demokratik ortamda ifade edilmesine tahammül etmek gerekir. Demokrasinin erdemi de buradadır.

12 Eylül döneminde de Barış Davası nedeniyle çok sayıda aydınımızın birkaç yıl hapiste tutulduğunu acı duyarak anımsıyoruz.

  • OHAL dönemi ve KHK’lar birer giyotine dönüştürülmüştür.
    Bu kabul edilemez uygulamaya derhal son verilmeli ve hukuk devletinin tüm gereklerine özenle uyulmalıdır. Bunda başta AKP- RTE olmak üzere herkes için “hayır” vardır.
  • Cezaların “giderimi (telafisi) olanaksız”, “dönüşümsüz”, “orantısız”, “insan onuruyla bağdaşmaz” ve insanları çaresizlikten tüketen niteliklerde olmaması gereklidir.
    Kişisel olası ve mutlaka, bağımsız yargının kesinleşmiş hükmüne dayanması gerekir cezalarım. Suçu hükmen kesin olarak kanıtlanıncaya dek herkesin masum olduğu da (masumiyet karinesi)!
  • Türkiye, bu “SİVİL ÖLÜM” e ya da “post-modern idam” cezasına
    derhal son vermelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dr. Benan Koyuncu’ya destek

ttb_logosu

Dr. Benan Koyuncu’ya destek

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Asistan Hekim Kolu Üyesi Dr. Benan Koyuncu’nun açığa alınmasına karşı görev yaptığı Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nin önünde bir basın açıklaması düzenlendi. Ankara Tabip Odası Asistan Hekim Komisyonu’nun çağrıcılığını yaptığı basın açıklamasına Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, ATO yöneticileri ve hekimler katıldı. Açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir de destek verdi.

Dr. Sinan Adıyaman, Dr. Benan Koyuncu’nun açığa alınmasına ilişkin olarak Üniversite Rektörü ile yapılan ve olumlu geçen görüşmeye vurgu yaparken, Dr. Murat Emir, bir hekimin hiçbir soruşturma yapılmadan açığa alınmasının kabul edilemez olduğuna dikkat çekti.

BASINA VE KAMUOYUNA

Bundan tam bir hafta önce asistan arkadaşımız Dr. Benan Koyuncu acil serviste görevli olduğu saatlerde KHK’nın 4. maddesi gereğince açığa alındı. Hakkında daha önce herhangi bir soruşturması olmayan arkadaşımızın apar topar görevinden alınması bizler açısından kaygı ile karşılanmıştır.

Yalnızca DR. Benan Koyuncu değil, kısa bir süre önce de Dr. Mihriban Yıldırım arkadaşımız da benzer iddialarla görevinden alınmıştır. Haklarında belki birçok şey duymuşsunuzdur! Ama gelin bir de bizden dinleyin; kimdir bu arkadaşımız, kimdir Asistan Hekim Komisyonu üyeleri?

“Önce okulunu bitir sonra bu işlerle uğraşırsın” diyenlere inat, okurken de çalışırken de “bu işler”le uğraştılar. Öğrenciyken de asistanlıklarında da halkın sağlık hakkının yanında tavır aldılar. Yeri geldiğinde öğrenci, yeri geldiğinde hekim ve sağlık hizmeti alan hasta olarak halkın sağlık hakkının yanında oldular. Emeğimize yabancılaşmamızı isteyenlere inat, sağlık politikalarının üretiminin de yönetiminin de uygulanışının da izleyicisi olmayı seçtiler.

Asistanlıkları boyunca arkadaşlarını sorunlarında yalnız bırakmadılar; “Eğitim değilse işimiz değil” (!) deyip nitelikli uzmanlık eğitiminin peşine düştüler, “Gına geldi” dediler, asistanlık eğitimi adı altında angaryaya ve mobbinge karşı durdular.
Savaşa karşı barışı, yaşam hakkını savundular.

Bu asistan arkadaşlarımızdan ikisi 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası başlatılan cadı avına maruz bırakıldılar. Haksız kadrolaşmalara karşı çıkan; bilimsel, demokratik, laik eğitim, sağlıklı bir ülke isteyen aydınlık yüzler iktidarın hedefine oturtuldular.

En çok soruşturma konusu edilen sosyal medya paylaşımları açığa alınma nedeni gösterildi, yetmedi; daha yaşanılabilir bir dünya hayalinin ifadesi olan bu paylaşımlar üzerinden çeşitli internet sitelerinde hedef gösterildiler, asılsız haberler ile masumiyet karinesini çiğnediler.

KHK’lar aracılığıyla işten atılan bu denli çok kamu emekçisinin bulunması ve bunların hatırı sayılır bir bölümünün, sözü geçen asistan arkadaşlarımızın suçlanmasında sendikal grev ve eylemler gibi anayasal haklar dışında hiçbir gerekçe bulunmaması, aslında bu KHK’ların esas amacını göstermektedir.

Dr. Benan Koyuncu arkadaşımız yalnız değildir.
Bu haksız uygulamalara karşı birbirimizi yalnız bırakmayacağız!
Dayanışmayı büyüteceğiz. (07 Ekim 2016)

Ankara Tabip Odası Asistan Hekim Komisyonu
=======================================
Dostlar,

Bu hazin hukuk katliamları katlanılmaz boyutlara ulaştı.
Tek 1 kişinin hukuku bile, uğruna dünyaları vermeye değer..
AKP iktidarının bu OHAL sürecini bahane ederek yıllardır gizli gündeminde olan SİVİL DARBEYİ açıkça sahnelediği değerlendirmeleri yaygınlaşmaya başladı ve biz de buna kuvvetle katılıyoruz.

Devlet memurlarının – kamu görevlilerinin disiplin ve ceza soruşturmaları ve yargılanmaları özel mevzuata ve hukuk kurallarına tabidir. Oysa OHAL Kararnamaleri ile tüm bu kamu görevi güvence hakları görmezden gelinerek hukuk ayaklar altına alınmaktadır.

Hukukun yaygın kabul gören, yerleşik en genel ilkelerinden biri, yaptırımların ölçülü – zorunlu olmasıdır. Koşullar gerektiriyorsa = yeterli somut kanıt varsa önce geçici olarak görevden el çektirme (açığa alma),

– suç ve cezanın kişisel olduğu ve
– kesin hükme dek herkesin masum olduğu karinesi evrensel ilkeleri asla unutulmaksızın

bu süre içinde özlük haklarının başta aylık – maaş – ücret olarak kısıntılı ödenmesi (asla toptan kesilmemesi!), oturuyorsa kamu lojmanından çıkarılMAması… ve hızla adil bir soruşturma ile, vazgeçilmez ve evrensel olan kutsal SAVUNMA HAKKI mutlaka usulüne uygun kullandırılarak.. işlem yürütülmesi gerekir. İdari işlemle kamu görevine son verilecekse, mutlaka idari yargı yolu açık kalmalıdır (Anayasa md. 125/1). Ceza yargılamasını gerektirecek hukuka uygun toplanmış kanıtlar varsa, konu yetkili – görevli yargı yerine dosyasıyla sunulmalıdır.

R.T. Erdoğan’ın “mağdur yok!” sözü dehşet vericidir.. (Basın, Hakim – Savcı kura çekimi töreni, 12.10.16) Erdoğan 241 şehidin hesabını sorarken “yüzlerce kez 241 kişi” yaşarken ebedi ölüme mahkum edilebilmektedir. Bunun savunulabilecek yanı yoktur. Erdoğan’ın zerrece hukuk – insan hakları nosyonu yok mudur ki; böylesine sorumsuz ve hukuku katleden, Yargı dahil Yasama ve İdareye açık talimat anlamına gelebilecek sözler etmektedir kamuoyu önünde?? Aynı Erdoğan Ergenekon – Balyoz vd. kumpas davaların savcılığını açıkça üstlenmiş; Anayasa Mahkemesi’nin bu davalarda sanıkların haklarının çiğnendiği (ihlal edildiği) kararını ise “tanımadığını – saygı duymadığını” ileri sürecek derecede hukuk ve Anayasa dışına düşmüştü.. Ağır Ceza Mahkemelerine Anayasa Mahkemesi’nin kararına direnerek uygulamamaları telkininde dahi bulunabilmişti! Kaymakamlara, mevzuatı bir yana bırakın anlamında açıkça suç işlemeye azmettiren konuşmaları da olmuştu. Hedef açıkça, az eğitimli seçmen kitlesi olmalı!

Erdoğan’ın bu söz ve davranışları, ne yazık ki, Türkiye için büyük bir risk, handikap ve talihsizliktir..

Yineleyelim : Kin ve intikam ile devlet yönetilmez..
Yalnız Ülkenin değil, insanlığın da temeli ADALETTİR!

Suça bulaştığı kanıtlanan her-ke-se, hukuka uygun – bağlı kalmak koşuluyla hak ettiği yaptırım elbette  uygulanmalıdır. Buna kimsenin itirazı ol(a)maz, olsa da hükmü olmaz. Ancak;

Herkes, başta Hükümet edenler olmak üzere sağduyulu, hukukun üstünlüğüne sonuna dek ve sadakatle bağlı kalmak zorundadır. Bu tutum hepimizin kısa erimde de uzun erimde de en yüksek yararına olacak tek yoldur.

Sevgi ve saygı ile.
12 Ekim 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Not : Yazımızın pdf biçimi için tıklayınız..
ohal_kararnameleri_-ile_akp-_insan_haklarini_bicmeyi_surduruyor

Doğu Perinçek AİHM’de Savunma Hakkını Kullanmalıdır!


Doğu Perinçek,
AİHM’de Savunma Hakkını Kullanmalıdır!


İP Genel Başkanı Doğu Perinçek
‘in AİHM’nde (Fransa, Strasburg) 28 Ocak 2015 günü Büyük Daire’de yapılacak temyiz duruşmasına katılmasının mutlaka sağlanması gerekir.

Bu dava, geldiği aşamada salt Doğu beyin değil Türk Devleti’nin,
Türkiye’nin davası olmuştur.
AKP hükümetinin yapmadığını / yapamadığını bir yurtsever T.C. yurttaşı başarmıştır.
Engin tarih, hukuk, siyaset bilimi, yabancı dil … bilgisi ile..
Harman yüreğiyle.. Hiçbir şey beklemeden ama çok şey vererek..
Bu aşamadan sonra Türkiye bir bütün olarak, kale gibi bu davaya sahip çıkmalıdır.
Başlangıçta Dışişleri’nin çekinceleri vardı.. Dava açılsın mı açılmasın mı??
Bu riski göze alamadı AKP hükümeti.. (?)

– “Ya AİHM de aleyhte karar verirse? Ne yaparız?” kaygısı ağır bastı sanırız (?).

Son 2 tümceye “?” koyduk çünkü 23 Nisan 2014 günü dönemin Başbakanı RTE, Ermenilerden neredeyse soykırım özürü anlamına gelecek saçma sapan tümceler kurmuştu.
Bu bakımdan AKP’nin niyetinin / çekincenin içtenliğini sorguluyoruz ister istemez..

AKP iktidarının bu endişeleri artık geride kalmıştır.

AİHM, en azından, bu kararı ile İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN arkasında net olarak durmuş ve

“ERMENİ SOYKIRIMI EMPERYALİST BİR YALANDIR!”

bağlamında tümcelerin kurulmasının yasaklanamayacağını, eylemin düşünce ve
onun ayrılmaz uzantısı olan düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereğini vurgulamıştı.

Her şeyden önce SAVUNMA HAKKI KUTSALDIR ve SON SÖZ SAVUNMANINDIR..

Savunma son sözünü söylemeden karar verilebilir mi?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu gerçekten içtenlikli ise,
Adalet Bakanlığı’na başvurmalı ve

  • Doğu Perinçek için Yargıtay’dan özel izin istenmelidir.

Böylesi bir istemin ceza muhakemeleri hukukuna aykırı bir tarafı yoktur, olağandır.
İnsanlar tutuklu – hükümlü iken bile cezaevinden gerektiğinde izinle dışarı çıkabilmektedir..
Adalet Bakanı da kendiliğinden harekete geçebilir, geçmelidir.
Gerektiğinde kefaletle de bu izin verilebilir.
Bildiğimiz kadarıyla dosya Yargıtay’dadır ve ilgili 9. Daire’ye doğrudan ya da
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden yapılacak yazılı bir başvuru ile

– yurt dışına çıkış yasağının bir güvenlik tedbiri olarak sürdürülmesinin gereğinin olmadığı
– ya da bu özel, meşru, yerinde, hukuka uygun, gereği yapılmadığında doğacak olumsuz durumun gideriminin (telafisinin) olanaksız olması,
– bu önlemden beklenen yararın daha büyük bir sakıncaya yol açabileceği,
– ülkenin ulusal çıkarları karşısında sürdürülmesinin akla – hukuka uygun tarafının kalmadığı…
-… gereğinde kefalet koşuluna bağlanarak
– … gereğinde güvenlik görevlileri eşliğinde
– …..

gibi gerekçelerle yurt dışına çıkış yasağı (özü bakımından geçici bir güvenlik önlemidir)
– geçici
– sürekli
– ya da bu olaya özgü olarak kaldırılması İVEDİLİKLE istenmelidir.

Gereği de aynı duyarlık ve ivedilikle yerine getirilmelidir.

Bay RTE Başbakan iken MİT Müsteşarı savcılıkça ifadeye çağrıldığında,
hukukun ırzına geçilerek “kişiye özel yasa” çıkarılmıştı Yüce TBMM’den birkaç gün içinde..
Oysa hukukun genel ilkelerindendir; yasalar soyut ve genel olmak zorundadır.

Aynı başvuruyu Doğu Perinçek de Yargıtay’a ve ilgili 2 Bakanlığa yapmalıdır.

Eğer dosya Yargıtay’dan AYM’nin “hak ihlali yapılmıştır” kararı üzerine yeniden ve
tutuksuz yargılama amacıyla görevlendirilen Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi ise (bilindiği gibi Özel Yetkili Ceza Mahkemeleri kapatılınca dosyaları Ağır Ceza Mahkemelerine dağıtıldı), yazılı yasal başvuruların bu mahkemelere yapılması gerekecektir.
Kuşkusuz Sn. Perinçek kamu hukuku alanında Doktora yapmış bir hukukçu olarak ve
saygın avukatları bizden çook daha fazlasını ve doğrusunu bileceklerdir.. Türkiye Barolar Birliği’nin de (TBB) tüm hukuksal desteği vereceğini açıklamış olması ferahlık sağlamıştır. TBB başkanı Av. Sayın Prof. Dr. Metin Feyzioğlu da, İstanbul Barosu Başkanı
Sn. Doç. Dr. Ümit Kocasakal da ülkemizin önde gelen Ceza Hukuku uzmanlarıdır.

Hukuk düzeni çaresizlik rejimi değildir.
Son çözümlemede hukuk adaletin aracıdır;
temel işlevi budur,
dolayısıyla bu bağlamda üretmek zorunda olduğu çözümler meşrudur. 

Sivas katliam hükümlülerinin cezaevinde iken çocukları oldu!
İmralı’daki katilin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası İnfaz Yasası kurallarına uygun mu ?

Bizim önermelerimiz yanlışı örnek göstererek değildir.
Eski deyimle “sui misal misal değildir.(kötü örnek örnek değildir..)

Tümüyle meşru, hukuka uygun ve yasaldır. Kişiye değil olaya / olguya özgüdür ve
ortada ülkemizin yaşamsal çıkarları söz konusudur. AİHM’de tezini en ustalıkla savunacak kişi, favayı açan ve bu aşamaya dek taşıyan Hukuk Doktoru / Avukat Dr. Doğu Perinçek’tir.
Sn. Perinçek, yaşamsal önemdeki AİHM temyiz duruşmasında kendisini değil,
80 milyonluk Türkiye’nin onurunu savunacaktır.

Ulusumuza atılan hayasız soykırım iftirasının engellenmesi için boğuşmaktadır.
Bu kesitte üzerine düşen yapmaktan kaçınanlar, olası ağır olumsuz sonucun da
1. dereceden sorumlusu olacaklardır.

Yarın 12 Ocak’tır.. 28 Ocak’a (2015) dek daha 2 hafta vardır.
İstenirse 1 gün içinde bile olumlu sonuç alınabilir, yurt dışına çıkış izni sağlanabilir.

Böylesi olumlu bir adım, ülkemizin çok gerildiği bir ortamda sosyal psikoloji bakımından da çok yerinde ve yararlı bir adım olacaktır.

Ayrıca unutulmasın; Perinçek hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı, bir hüküm yoktur. Anayasa, AİHS ve evrensel hukuk kuralları gereği yalnızca “sanık” tır ve masumiyet karinesi” gereği henüz suçlu değildir!

Dilerseniz tersini düşünelim bir an için :

* AİHM Büyük Daire’de temyiz kararında Ermeni diyasporasının / İsviçre hükümetinin tezini kabul ederse,

“ERMENİ SOYKIRIMI EMPERYALİST BİR YALANDIR!”

tümcesi artık kurulamayacaktır. Sanırız 45 dolayında ülke bu tümcenin kurulmasını yasaklamış ve ceza yaptırımına bağlamıştır. Bu ülkeler daha da artabilecek,
Tarih uzmanları bile bilimsel veriler doğrultusunda bu yönde bir yargı ileri süremeyecek, makale – kitap vb.  yazamayacaklardır.

Fransız tarihçi Jean Michel Thibaux’nın aşağıdaki davranışı örnek alınmalıdır.

Fransız_tarihci_Jean_Michel_Thibaux_Turk_vatandasi_olmak_istiyor

Dolaylı olarak, reddedilemeyen, reddedilmesi yasaklanan bir olgu “doğruymuş “gibi
kabul görecektir. Bu dolaylı ama yanlış çıkarım, de facto olarak bizim soykırım yaptığımız yönünde dayatılarak bu kez AİHM, Uluslararası Ceza Mahkemesi, BM Genel Kurulu gibi uluslararası zeminlerde tazminat ve giderek toprak isteme boyutlarına taşınabilecektir!

AKP’nin bir “proje” partisi olduğunu, ülkemizi BOP kapsamında parçalamak için,
95 yıl sonra SEVR’i yeniden dayatmak için Başbakan iken RTE’nin 30+ kez
“BOP EŞBAŞKANI” olduğunu itiraf ettiğini hiç unutmamakla birlikte;
AKP’li vicdan sahibi ve yurtsever vekil, yönetici ve özellikle AKP üyesi ve oy vereni yurttaşlarımızdan umudumuzu kesmiş değiliz..
Onlardan yüzü aşkın milletin vekili, 1 Mart 2003 tezkeresine red oyu vererek
ülkemizin ABD tarafından sıcak işgalini engellemişlerdi..

AKP iktidarına bir kez daha sağduyu ve yurtseverlik çağrımızı yineliyoruz.

Her – ke – si üzerine düşen yurt görevini İVEDİLİKLE yapmaya çağırıyoruz.

Hiç kimse zerrece endişe etmesin, Doğu Perinçek kovsanız da, ülkesini 70’i aşan yaşından sonra terk edecek değildir. O, vatanına aşık, yaşamını devrimci savaşıma adamış bir insandır. Yaşamının en az 1/7’si, 11+ yıl hapislerde geçmiştir. AİHM’de tarihsel savunmasını
hukuk ustalığıyla ve gibi aslanlar gibi savunacak, davayı kazanacak ve onurla yurduna dönecektir.

Herhalde bu çok prestijli tablodan salt Doğu Perinçek’i yoksun bırakmak için
ülke çıkarları riske sokulmaz!?

Haydi Türkiye, ilkel kimi dürtüleri bir yana atarak sağduyunun gereğini, sana yakışanı yap..

Not : Makalenin pdf örneği (formatı) için lütfen tıklayınız :

Dogu_Perincek_AIHM’de_Savunma_Hakkini_Kullanmalidir

Sevgi ve saygı ile.
11.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net