Etiket arşivi: adil yargılanma hakkı

Geri sayımda hasar riski…

GÜNCEL23.06.2022, BİRGÜN

24 Haziran 2018-24 Haziran 2022: 27. Yasama döneminin 4 yılı.

Dört yıl, yalnızca bir yasama organı olarak TBMM değil, Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBYDBY) dönemini de (9 Temmuz 2018) kapsıyor.

Normatif açıdan asıl değerlendirilebilir?

“TORBA YASA”

TBMM, toplam 3 bin 147 maddeden oluşan 267 yasa kabul etti. Bunlardan, 486 maddeden oluşan toplam 160 uluslararası antlaşma, 1 içtüzük ve 8 bütçe kanunu çıkarılırsa, kalan 98 yasanın 66’sı ‘torba teklif’ti. Maddelere göre, 3 bin 147 maddenin 2 bin 29’u ‘torba yasa’.

Toplam 66 ‘torba’ yasa’, yaklaşık 531 yasada bir kez, 158 yasada ise birden çok kez olmak üzere 689 yasada değişiklik yaptı.

“TORBA CBK”

PBYDBY ise, toplam 2 bin 692 maddeden oluşan 105 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) çıkardı. Bunlardan 54’ü ‘torba kararname’ olup, madde sayısı 804’tür.

CBK’ler tümüyle gerekçesiz

Torba yasa ve CBK’ler, yürürlükteki kuralları, adeta bir ‘enkaz yığını’ haline getirdi.

ÜST YASAMA GİBİ

Yasa, yasama organı olarak TBMM’nin asli ve genel yetkisi.

CBK ise, yürütme olarak CB’nin Anayasa ile çerçevesi çizilmiş yetkisi.

TBMM’nin varlık nedeni kural koymak; Yürütme’nin varlık nedeni ise, adı üstünde yasayıcının koyduğu kuralları uygulamak.

Her ikisi, hukuk devleti (md.2), egemenlik (md.6), yasama yetkisi (md.7), yürütme yetkisi ve görevi (md.8) ve Anayasa’nın üstünlüğü (md.11) ile bağlı.

Ne var ki TBMM, anayasal yetkisini; eksik veya Anayasa’ya aykırı kullanıyor ya da CBK’ye uygulama alanı açmak için kullanmaktan kaçınıyor.

PBYDBY ise, tam tersine, anayasal yetki sınırları dışına çıkıyor; doğasına aykırı olduğu halde torba ve gerekçesiz olarak yaptığı CBK’ler, şekil, yetki ve içerik yönlerinden Anayasa aykırılıklar zinciri ile bezeli.

TBMM ve CB arasında yetki kullanımı yönünden ayrışma, yasa-CBK ilişkisini düzenleyen Anayasa kuralını askıya almış durumda: CBK ile “kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır”; TBMM’nin “aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz kalır” (md.104/17 son).

Meclis’e vurulan ters kelepçe işlevi gören AKP-MHP ittifakı, kendilerinin koyduğu bu anayasal yükümlülükten de sürekli kaçınıyor.

Yasama yetkisinden kaçınarak CBK’ye alan açmakla yetinmeyen AKP-MHP, yasaları da daha çok yürütme ve idarenin siparişleri üzerine çıkarmayı sürdürüyor.

  • Haliyle PBYDBY, bir üst yasama görüntüsü veriyor.

HASAR AĞIR

TBMM, Anayasa md.7’nin kendisine tanıdığı yetkiyi kullanmaktan kaçındığı, CB ise md.104/17’nin tanıdığı yetki sınırlarını tanımadığı için, Anayasasızlaştırma ivme kazanıyor. Böylece, yurttaş hakları ve kamu yararı sürekli zedelendiği gibi gelecek kuşakların hakları da yok ediliyor.

  • Mevzuat ise, düzeltilmesi kolay olmayacak şekilde karmaşık ve darmadağın maddeler yığını haline gelmiş bulunuyor.

FELÇ EDİLEN AYM

Bu dönemde, CHP, 107 yasadan 78’inin, 105 CBK’den 75’inin iptalini istedi. Anayasa Mahkemesi (AYM) toplam 158 başvuruda 45 karar verdi: Yasalar üzerinde 15 iptal 14 ret, CBK’ler üzerinde 8 iptal, 8 ret kararı.

Bireysel başvuru yolu 10 yıl önce açıldığı halde, adil yargılanma hakkı reformu yapılmadığı için, giderek siyasallaşan üye profili dışında ağır iş yükü nedeniyle AYM denetimi etkisizleşti. TBMM, PBYDBY ve mahkemeler, AYM’yi adeta felç etti. AYM, iptal ve ilke kararlarını vermede yetersiz ve etkisiz kaldı.

DEMOKRATİK MUHALEFET

Dört yıllık ‘normatif enkaz’ karşısında, çoğunluk yolunda CHP/HDP/İYİ Parti’de ne ölçüde ‘azınlık bilinci’ oluştu? Tartışılmaya değer bir soru.

Ama şu açık: Artık 5. yıl yok; çünkü seçim tarihi, en geç 18 Haziran 2022. Bu hızlı geri sayım döneminde, AKP-MHP ittifakı için seçimleri kaybetmeme telaşı nedeniyle, Saray güdümünde “ülke hasarı teferruat” olacak. Bu nedenle, geri sayım döneminde “yıkıcı mevzuat” dayatması, demokratik muhalefetin daha uyanık olmasını gerekli kılıyor. Türkiye Cumhuriyeti, en tehlikeli son viraja doğru hızla ilerliyor. Aman dikkat!

ANAYASA MAHKEMESİ 60 YAŞINDA

PROF. DR. İBRAHİM Ö. KABOĞLU
ibrahimkaboglu@yahoo.fr
https://www.gazetepencere.com/anayasa-mahkemesi-60-yasinda/
25.4.22

Anayasa yargısı Avrupa modeli olarak Avusturya, İtalya ve Almanya anayasa mahkemelerinden sonra Türkiye’de 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi (AYM), askeri darbelere ve demokratik kopmalara karşın varlığını ve önemini hep sürdürdü.
AYM’nin faaliyete geçmesi, 44 saylı yasa ile 25 Nisan 1962’de gerçekleşti.
2010 Anayasa değişikliği ile tanınan bireysel başvuru olanağı da uygulamaya 2012’de geçti. Haliyle, 2022 yılı boyunca, Anayasa Mahkemesi’nin 60. Kuruluş yılı ve bireysel başvuru uygulamasının 10. yılı üzerine değerlendirmeler ve bilanço çalışmaları yapılacak.

AYM KARARLARI KESİN HÜKÜMDÜR, BAĞLAYICIDIR

AYM’nin bütün kararları kesin hüküm niteliğinde olup, “yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar” (153/son).
AYM kararlarını değerlendirmek ve eleştirmek, yurttaşların hak ve görevleridir. Kararlardaki hukuksal yanlışları ortaya koymak ve önerilerde bulunmak, Anayasallık denetiminin etkililiği ve hukuk devletinin ilerletilmesi için gereklidir. Buna karşılık, AYM kararlarını tanımamak ve saygı göstermemek, hukuka uymayan, uymak istemeyen siyasal iktidarların yöntemidir.

ANAYASAL KURUM VE KURALLARA INANÇSIZLIK…

Anayasa Mahkemesi’nin iş yükü, Avrupa AYM’lerine göre hep çok oldu. Bireysel başvuru, AYM’nin iş  yükünü giderek fazlalaştırdı. Bunlara, Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı kararnameleri (CBK) eklendi. CBK, gerekçesiz, çoğu kez anayasal yetki çerçevesi dışında ve torba düzenleme şeklinde, nicelik olarak da yasalarla adeta yarışan bir tür “paralel mevzuat” mecrası (alanı) yaratmıştır. 27. yasama döneminde TBMM de norm koyma yetkisi bakımından hayli (oldukça) geriledi:

● Kendi tekelindeki yasa girişimini bile özgür iradesi ile yapamayan TBMM, nitelikli yasa bir yana; AKP-MHP’nin sayısal üstünlüğü, Anayasa’nın emredici ve yasaklayıcı hükümlerine açıkça aykırı düzenlemeleri, adeta “dayatmakta”.
●Öyle ki, Anayasa md.104/17’nin CBK için çizdiği çerçeve karşısında, tekelindeki yasama yetkisini bile kullanmakta duraksamakta ve yetki alanını CBK lehine daraltmakta.
●AYM’nin iptal kararları ile çakışan yasal düzenlemeler, TBMM Anayasa Komisyonu’ nun  görüşünü alma gereği bile duymadan yapılabilmekte. Yasama yetkisini kullanmaktan kaçınan, eksik veya Anayasa’ya aykırı kullanan Cumhur İttifakı, CHP’nin yargısal denetim yolunu kullanmasına bile tepkili: “Partinin bütün ömrü AYM’yebaşvuru ile geçiyor” (Ö. Çelik, AKP Sözcüsü). AYM’yi kapatma tehdidinin – tarihimizde bir ilk olarak- ortağından geldiği de malum.

AYM DENETİMİNİN ETKİLİLİĞİ İÇİN

AYM’nin etkili bir denetimi için öncelikle, yasama, yürütme ve yargı, Anayasa’ya saygı göstermeli…
Sonra, Anayasa Mahkemesi, Anayasa hükümleri ile karşılaştırmalı anayasa yargısında geçerli yorum yöntemlerini ve ilkeleri ugulamaktan kaçınmamalı…
Nihayet, yargı bütününde “adil yargılanma hakkı” gereklerini uygulamaya koymak amacıyla acil yasal düzenlemeler yapılmalı.
TBMM açısından; AYM’nin varlığı ve ‘Eğer Anayasa’ya aykırılık söz konusu ise buna Anayasa  Mahkemesi karar verir’ görüşü yanlış olup bu vb. açıklamalar hukuk devletine inançsızlığın dışavurumudur.
AYM denetimini etkisizleştirici olumsuz etkenlere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve AYM’nin vermiş olduğu pilot kararların gereği olarak TBMM’nin yasal düzenleme yükümlüğünü yerine getirmemesi eklenince, Anayasa’ya ve Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı yasa maddeleri, sistematik hak ihlallerini süreğen kılmaktadır. Bu nedenle, ihmal yoluyla Anayasa’ya aykırılığa son verilmelidir.
Yürütme; Anayasa’ya aykırı CBK’lere son vermeli ve yargı sürecine müdahaleden kesinlikle kaçınmalı. Yargının AYM kararlarını yerine getirmemesi ise kendi kararlarına uyulmamayı da meşrulaştırması anlamına gelir; hukuk düzeni yargı eliyle kaldırılmış olur.

AYM NE YAPMALI?

Dava yolu, itiraz yolu ve bireysel başvuru yoluyla iletilen dosyalar üzerinde AYM’nin karar verme süreci, çoğu zaman yıllara yayılabiliyor. Çok geç ve az iptal kararı vermesinin yarattığı sakıncalara, gündem sorunu da eklenmekte:

Kamu yararı bakımından ivediliği bulunmayan kimi yasalara öncelik tanımasına karşın, güvenlik soruşturması gibi daha önce iptal ettiği konuların tekrar yasalaşması durumunda yapılan başvuruları ve bir tür OHAL’i kalıcılaştıran yasaları, karara bağlamamış bulunmakta.
Burada uzman üye sorunu veya AYM üyelerinin belirlenmesinde siyasal etkenlerin yarattığı sakıncalara girmeden, yürürlükteki Anayasal kurgusu içinde yapılabileceklere değinilecek:

●AYM, bireysel başvurularda norm denetimine göre daha özgürlükçü kararlar verebiliyor. Oysa, norm denetimine ilişkin kararların Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine uygun olması  ölçüsünde TBMM’yi, daha özenli düzenleme yapmaya zorlayabilir. Bunun sonucu olarak da anayasal hak ve özgürlük ihlalleri azalacağından, biresel başvuru yığılması da önlenebilir.
AYM, etkili yorum yöntemlerini kullanma konusunda duraksamamalı. Kuşkusuz, karşılaştırmalı anayasa yargısı verilerinden de yararlanmalı; ancak örneğin, Anayasa madde 13’ün öngördüğü ölçüt ve ilkeler bile başlı başına güvence:

  • Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
  • Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Bu somut ölçüt ve ilkeler, Anayasa Mahkemesi’ne sözel yorumdan sistematik yoruma, tarihsel yorumdan teleolojik (ereksel/amaçsal) yoruma uzanan yorum yönetmelerini tikel olarak, bazılarını birlikte veya hepsini birlikte kullanma olanağı sunduğu halde, bu hükümden ve öğreti çalışmalarından yeterince yararlanıldığı söylenemez.
****

İnsan haklarına dayanan demokratik hukuk devleti için
3 AŞAMALI ÖNERİ

1 Anayasa’ya saygı gereği: Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı kuralının öncelikli muhatabı yasama, yürütme ve yargı organlarıdır.
● Seçilmişlerin Anayasa’ya aykırılığı açık olan yasaları oylamaları, Anayasa ihlali olduğu gibi, Anayasa andı gereği ahlaki bir sorundur.
● Yürütme, yasaları uygulamakla yükümlü olup Anayasa’yı da doğrudan uygulama sorumluluğundadır.
● Yargı bütünü Anayasa’ya saygı göstermeli; AYM de gündemini kamu yararı ve ivedilik gereklerince belirleyerek daha adil ve hızlı karar vermelidir.
Kısaca, Anayasa ve yasalara genel saygı, keyfi işlem ve eylemleri en aza indirebilir.

2 Yasal düzenleme gereği: Adil yargılanma hakkı gerekleri doğrultusunda yargı erki yeniden yapılandırılarak yargı organları bütünü, özgürlükler güvencesi olarak kurgulanmadığı sürece, AYM önündeki dosya sayısını azaltma ve bireysel başvuru hakkını etkili kılma olanağı yoktur. TBMM, pilot kararlar gereği yasal  düzenlemelerde gecikmemeli; AYM önünde bireysel başvuru dosyalarını
–yargılamada makul süre örneği- eritici düzenlemeleri -tazminat komisyonu gibi- acilen yapmalıdır.

3 Anayasal düzen için: 2017’de kurulan ve siyasal-anayasal tarihimize yabancı olan parti başkanlığı yoluyla devlet başkanlığı ve yürütme;
● TBMM’nin yasama yetkisini özerk biçimde kullanabildiği,
● Yargının bağımsız olduğu ve Anayasa Mahkemesi’nin Avrupa modeli ekseninde yeniden yapılandırıldığı,
Hesap verebilir bir hükümetin bulunduğu, Erkler ayrılığına dayanan anayasal kurgu ile aşılmalıdır.

Bu önerilerin gerçekleşmesi dileğiyle Anayasa Mahkemesi’nin 60. yılı kutlu olsun!

PDF : 60. yılında AYM.. öneriler

Pilot kararlar ve TBMM yükümlülüğü

  • İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) pilot kararları gereği, TBMM yasal düzenleme yapma yükümlülüğünde.

Pilot kararlara göre; yasama erki tarafından yapılan ve yasa adı verilen hukuki işlem, öngörülebilir, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma bakımından belli özellikleri yansıtmadığı sürece, adı yasa olsa da, maddi (içerik) olarak yasa sayılamaz. Yasal nitelik taşımayan maddeler, yürürlükte oldukları sürece sistematik hak ihlallerine neden olacakları için değiştirilmeli, yeniden düzenlenmeli veya yürürlükten kaldırılmalı. Dahası, yasama organı benzeri düzenlemelerden kaçınmak ve adil yargılanma hakkı doğrultusunda düzenlemeler yapmak yükümlülüğünde.

– Doğrudan olumlu yükümlülük : İHAM ve AYM’nin pilot kararları konusu olan yasa maddelerine ilişkin düzenleme olarak TBMM, kaldırma, yeniden düzenleme veya kaldırma veya değiştirme yükümlülüğünde. Düzenlemede gecikme ise ‘ihmal yoluyla Anayasa’ya aykırılık’ oluşturur ve yasama organını hak ihlali makamına dönüştürür.

– Yasama etkinliklerinde benzeri düzenlemelerden kaçınmak: TBMM, yasal düzenlemelerde genel olarak, pilot kararlarda vurgulanan niteliğe ilişkin ölçütlere dikkat etmeli.

Adil yargılanma hakkı gereklerini yerine getirmek: AYM önünde bireysel başvuru yolunun etkili olabilmesi için yargı bütününde adil yargılanma hakkı ilkelerini geçerli kılacak düzenlemelerin ivedi olarak yapılması gerekiyordu. Bu yapılmadığı gibi,

  • 2017 Anayasa değişikliği ile yargı bütünü, “parti başkanlığı yoluyla devlet başkanlığı ve yürütme” güdümüne konuldu. 

Bunun sonucunda, yürürlükte olan ve adil yargılanma gerekleri ile örtüşen hükümlerin bile uygulanması zorlaştı.

TBMM, mevzuatı, pilot kararlarla uyumlu kılmada gecikmemeli :

1) TCK, Md.301: İHAM, Akçam/Türkiye, 25 Ekim 2011

İHAM, TCK md.301’in kullandığı kabul edilemez derecedeki geniş sözcüklerin, etkileri açısından yarattığı öngörülebilirlik eksikliği nedeniyle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) md. 10/2 anlamında bir “kanun” oluşturmadığına hükmetti: Özellikle, “Türklük” kavramının “Türk Milleti” şeklinde değiştirilmesine rağmen, Yargıtay tarafından yine aynı şekilde anlaşıldığı için, bu kavramların yorumlanmasında değişiklik veya temel bir farklılık olmadı. Yargının yorumladığı biçimiyle madde 301’deki sözcüklerin kapsamı, çok geniş ve belirsizdir ve bu nedenle düzenleme, ifade özgürlüğünün kullanımı önünde sürekli bir tehdit.

2) TCK, m.220/6: İHAM, Işıkırık /Türkiye, 14.11. 2017; AYM, H. Yakut, 10/6/2021.

Anayasa Mahkemesi’ne göre; “Somut olayda başvurucu hakkında uygulandığı hâliyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının içerik, amaç ve kapsam itibarıyla belirli olduğundan söz edilemez. Çünkü söz konusu hüküm, Anayasa’nın 34. maddesi ile korunan anayasal hakkına yönelik keyfî müdahaleye karşı başvurucuya yasal bir koruma sağlayamamaktadır. İhlalin bizzat kanun hükmünün lafzına dayalı yapısal bir sorundan ve derece mahkemelerinin kanuna ilişkin geniş yorumundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır…

İlgili kanun hükmü yürürlükte olduğuna göre derece mahkemeleri tarafından yeniden yargılama yapılması yoluyla ihlalin giderimi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla ihlalin ve sonuçlarının giderilebilmesi ve benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi için ihlale yol açan kanun hükmünün gözden geçirilmesi gerekir.”

3) TCK, md.220/7: İHAM, İmret/Türkiye, 10 Temmuz 2018

TCK md. 220/7 madde bağlamında, hapis cezası biçimindeki ağır cezai yaptırımın uygulanması için potansiyel bir dayanak oluşturacak eylemler öyle geniş bir yelpazeye yayılmaktadır ki, ulusal mahkemelerce genişletici yorumu da içerecek şekilde anlaşılacak madde sözü, kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı yeterli düzeyde koruma sağlayamamakta.

4) TCK, md.314: İHAM, Selahattin Demirtaş/Türkiye, 22 Aralık 2020

Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca ceza gerektiren ciddi suçlarla bağlantılı olarak tutuklanmayı haklı kılabilecek eylemler yelpazesi oldukça geniştir ve dolayısıyla, ulusal mahkemelerin yorumunu da içerecek şekilde anlaşılacak madde içeriği, ulusal makamların keyfi müdahalelerine karşı yeterli koruma sağlamamakta.

5) TCK, md.299: İHAM, Vedat Şorli/Türkiye, 19 Ekim 2021

TCK m.299’un İHAS madde 10’a aykırı olduğuna hükmeden İHAM, kararında, hakaret alanında devlet başkanına özel olarak yüksek seviyeli bir koruma sağlanmasının, Sözleşme’ye uygun olmadığını hatırlatarak, devletin devlet başkanının itibarını korumaktaki çıkarının, hakkında haber verme ve görüş ifade etme hakkına karşı ona bir ayrıcalık ya da özel koruma tanınmasını haklı kılmaz.

6) İnternet Yayınlarına Erişim Engeli: AYM KARARI/Keskin Kalem Yay..: 27/10/2021.

Anayasa Mahkemesi, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlemesi Kanunu’nun erişimin engellenmesi kararlarına yönelik 9. maddesinin değiştirilmesi gerektiğine hükmetti. Kararda, erişime engelleme kararı veren sulh ceza hâkimliklerinin hiçbirinin söz konusu haberlerin şeref ve saygınlığı nasıl zedelediğine kararlarında yer vermedikleri, gerekçeli kararlarda, basının görev ve sorumluluklarına uymadığı tespitinin neye göre yapıldığının açıklanmadığı belirtildi.

Mevzuatın, basına güvence sağlamadığını saptayan AYM, yapılacak düzenlemenin içermesi gereken hususları da sıraladı. Sonuç olarak;

  • AYM’nin ve İHAM’ın pilot kararları doğrultusunda yasal düzenleme yapmak için TBMM,
    daha fazla gecikmemeli.

“Hayır” (2017) ve “Evet” (2023)

“Hayır ruhu” ve “evet ittifakı” da denebilir. 2017’de Anayasa değişikliğine karşı “hayır bloku”, “hayır ruhu” ile örtüştü. “Evet” ise ancak hayır ruhu esinli Anayasa ittifakı üzerinden oluşturulabilir. Zira, monokratik anayasa kurgusunu reddedenler, 2023’te demokratik anayasa seçeneğini sunabilmeleri ölçüsünde evet ittifakını örgütleyebilirler.

Bu yapılabilir mi?

Zorluk şurada: 2017’de ortak felakete karşı geniş ittifak oluşturmak için seçenek sunma gereği yoktu. 2023’te ise, demokratik gelecek için yapılacak öneriler etrafında ittifak kurmak gerekiyor.

Daha kolay çünkü monokrasi, yarı yolda tökezledi. Nasıl? 1 Şubat 2021’de tek kişi yönetimi, anayasal kurgunun sürdürülemez özelliğini doğruladı. Bu itiraf, hayır blokunun demokratik anayasa arayışına ivme kazandırdı.

Gelecek, ancak dünden ders çıkarılarak tasarlanabileceğinden, kısa bir bellek güncellemesi yararlı olur.

YAKILANLAR

2016 ve 2017 ortam ve koşullarında, kanlı darbe girişimcilerine karşı mücadele bahanesiyle ilan edilen OHAL, insan hakları ve demokrasi savunucularına karşı kullanıldı. OHAL KHK ek çizelgeleri yoluyla, cemaat ve darbe karşıtı on binlerce kamu görevlisi, öğretmen ve öğretim üyesi, gece yarılarında sokaklara atıldı.

  • Anayasa değişikliği, toplu kıyım aygıtı işletilerek dayatıldı.

Dönemin Başbakanı’nın itirafıyla, kurunun yanında yaş da yakıldı.

KURTARILANLAR

Hukuk devleti savunucuları, yargısız infaz yoluyla “ölüm-ötesi yaptırımlar” a tabi tutularak darbecilere karşı etkili mücadele sulandırıldı. Böylece, darbe girişimine giden yolu döşeyenler, yani FETÖ’nün siyasi ayağı kollanmış oldu. Kısaca, kurular kurtarıldı.

Sonuç : Darbe girişimi ile doğrudan veya dolaylı bağlantısı bulunmayan suçsuzlar, “kurunun yanında yakıldı”; ne var ki, darbe failleriyle birlikte en az on yıl devleti yönetmiş zanlı “kurular kurtarıldı”.

NEDEN YIKILDI?

Darbe girişimcilerine karşı etkili bir mücadele yerine anayasal düzeni yıkma nedeni, yakılan ve kurtarılanlar çelişkisinde saklı: Yönetimi tek elde toplamak suretiyle Cemaat’in rahle-i tedrisinden geçmiş olanlarla yola devam; ama demokratik olmayan bu sürece muhalefet edebilecek kesimleri yakmak.
Ya sonuç? Ülkeyi 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne götüren AKP-Cemaat eksenindeki hukuk ve liyakat yokluğu, AKP-MHP ittifakına kaydı. Bugünkü genel görünüm bu.

ÜÇ MAYMUN

Anayasa oylaması öncesi, KHK ek çizelgeleri üzerine art arda itiraflar, sonrasında yerini üç maymuna bıraktı.

İtiraf: Çizelgede kimlerin adının yer aldığını basından öğreniyoruz, listeleri biz değil MİT hazırlıyor; kurunun yanında yaş da yanıyor, 17 Nisan sonrası Anayasa oylaması hataları düzelteceğiz.

Oylama sonrası ve özellikle 24 Haziran seçimleri sonrası, AKP’liler, ‘konuşmadım + duymadım + görmedim’ üçlüsünün çok ötesine geçerek inkâr ve iftiralara başladı.

Nasıl? Adil yargılanma hakkı, hukuk ve liyakat isteyen yurtseverler ile FETÖ ve PKK arasında paralellik kurarak: FETÖ inkârı ve PKK yaftası. “Beka” ve “dış güçler komplosu” vb. tehditler, 2023 seçimleri için devlet aygıtı bütünü seferber edilerek, CHP başta, HDP, İYİ P. ve Cumhur İttifakı’nı desteklemeyen partileri terörize etmek için kullanılacak.

HAYIR RUHU

Bu nedenle, en geç Haziran 2023’te yapılacak seçimde “hayır ruhu”, demokratik Cumhuriyetçiler için kaldıraç işlevi görmelidir.

Nasıl?

2017 baskıcı, hileli ve gayri meşru oylamasına karşın, Haziran 2018 baskın seçimlerinde yeterli demokratik ittifaklar oluşturulamadı. Buna karşılık, ulusal ölçekte oluşan 2017 “hayır ruhu”, 2019’da yerel demokrasilerde uygulandı. Bu başarı, 2023 korkusunun Cumhur İttifakı’nı sarıp sarmalamasına yetti.
Demokratik Cumhuriyet” ittifakının oluşumunu engellemek için her türlü iftira ve tehdit, bunu doğruluyor. “2023 adeta istiklal mücadelesi verilecek yıl olacak” sözleri (AKP Gn. Bşk.) güncel bir örnek.

ANAYASA İTTİFAKI

Tehdit, komplo ve kumpaslar, ancak demokratik cumhuriyetçilerin “anayasal tasarımı” ile aşılabilir: Geçiş dönemini hazırlamak ve devleti, bu tasarım ereğinde yönetmek.

Şu halde, “evet ağı”, anayasa çalışmalarını somutlaştırarak örülmeli.

“Halk, sistem veya anayasa derdinde değil, geçim derdinde” vb. söylemlere karşın topluma, demokratik sistem ve anayasa yoksa “insan onuruna yaraşır” bir geçim olamayacağı iyi anlatılmalı. Eğer bunları şimdi tartışamaz isek, 2023 sonrası tartışma ortam ve olanağı bile kalmayabilir.

Aynı gemide değiliz

Aynı gemide değiliz

  • ABD’nin özgürlük yargıçları gibi açık oynamasa da Avrupa’nın liberal yargıçları ve Mahkemesi olarak İHAM, sermayeyle, talancılarla, yağmacılarla, hırsızlarla, katillerle, dinsel gericilerle, bunların ittifakı siyasal iktidarlarla, öz olarak da sömürü düzeniyle aynı gemide.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) Başkanı Robert Ragnar Spano’nun, Türkiye ziyareti, bu ziyaret içinde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın yer alması ve kendisine akademisyen kıyımcısı İstanbul Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilmesi, törende gazeteci yasağı, Spano’nun bir Mahkeme Başkanı gibi değil de siyasi iktidarı destekleyen siyasetçi gibi yaptığı konuşmalar tartışma yarattı.

İHAM’nin “abartı mı, balon mu” olduğu konusunda tartışmaya girmek burjuva hukuk devletinde ve bu devletin kapitalist ve emperyalist ilişkilerinde hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına; hakların ihlal edilmediği eşit, özgür ve adaletli bir toplumun bu yolla sağlanacağına inananlar tarafından abes sayılabilir.

Ama uzlaşmaz karşıtlıklar mahkemelerde az eksikli hatta eksiksiz hak arama özgürlüğüyle ve adil yargılanma hakkıyla çözülemiyor, çözülemez.

Çözülemez, sınıflı toplumda çözülmesi de olanaksız. Egemen sınıf geçici ve küçük uzlaşmalarla düzenini ve istikrarını sürdürmek dışında buna izin vermez; düzeni de hep kendi denetiminde tutar, olmazsa otoriterleşir, faşizme kadar gider.

Kapitalizmin ulusal ve uluslararası kurumları ve kuralları bu düzeni ve istikrarını korumak için kurulur, sapmalar olursa da hizaya getirilir. İHAM aynı Sözleşmeyi (İHAS) esas alarak, kimi zaman bireysel haklar konusunda hakkı iade ederek düzeni korumakla görevli üst kurumlardan biri. Hakkın hakkını verirken de bir sınırı var: kapitalizm…

İHAM’ın SSCB döneminde verdiği kararlarla sonraki dönemde verdiği kararlara bakıldığında, ilkinde sosyalist toplumla rekabet çabası, ikincisinde dağılan ülkelerin kapitalizme uyum sağlama çabası açıkça görülür.

Bir de Türkiye gibi otoriterleşme eğilimi ve gericileşme eğilimi yükselen ülkelerde hizaya getirme çabası var ki, kapitalizm adına iki sınır konur: Bir, otoriterleşmeye çeşitli nedenlerle onay verilir; OHAL düzeninde ihlal onayları buna örnektir. İki, aşırı keyfileşmeye ve de gericileşmeye karşı da “aman fazla sapmayın” denir; Başkan Spano’nun Türkiye ziyareti buna örnektir.

Ziyarette, hem parti devletin kapitalist ilişkiler nedeniyle sırtı sıvazlanmış hem de “Toplumda yargının fonksiyonsuz olması, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının esas alınmaması sonucu, topluma yabancı yatırım çekilmesi mümkün olmaz” diyerek emperyalist ilişkilerde uyarı yapılmıştır. Bu kapsamda Ayasofya bile konuşulmuştur ki ardından Cumhurbaşkanının Ayasofya kararına usuli itirazıyla hukuk devleti görüntüsü verilmesi, itirazın reddi halinde mahkemelere saygı, kabulü halinde de Ayasofya için herkesi memnun edecek ara formül gelecektir.

Spano’nun “Kanunun üzerinde hiç kimse yoktur” ifadesi de burjuva devletinin burjuva hukukunun tanımlamasından başka bir şey değil. Yalnızca pandemi döneminde sermaye lehine, emekçiler aleyhine çıkarılan kanunlara bakmak yeterli.

İHAM Başkanı sınıfsallığını saklama gereğini hiç duymadı, bireysel hak ve özgürlükleri -o da yarım yamalak- öne çıkarırken kapitalizme ayar sağlayan Mahkemesini perdelemedi.

Bu ziyaretteki bütün zaafları ve gizemleri Başkanın üzerine yüklemenin anlamı, düzeni ve sınıfsallığı perdelemektir. Tıpkı tarikat ya da cemaat liderlerinin örneğin çocuk istismarının dinsel gericilikten ve düzenden kurtarılıp liderlere yüklenerek piyasacı ve gerici düzenin perdelenmesi gibi…

“İHAM Başkanı böyle bir düzeni nasıl içine sindiriyor?” diye soranlara, sömürü düzeninin ihtiyacı olduğunda keyfilikle, gericilikle, kayırmacılıkla, otoriterlikle ve denetimsizlikle ama sermayenin söz ve karar sahipliğiyle gemisine yol bulduğunu anımsatalım.

Sermaye sınıfı hem ulusal hem de uluslararası alanda, hem kendine daha çok pay alarak hem de emeği daha çok sömürerek çok yönlü güvence istiyor, bu güvenceyi de devletlerle ve hukukla koruma altına alıyor. Onların hukukun üstünlüğü dediklerinin özü bu kadar basit. Bağımsız yargının göreviyse bu güvenceyi sermaye adına sürdürülebilir kılmak.

Bu arada İHAM tarafından önerilen Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru ve yine İHAM tarafından onaylanan OHAL Komisyonu kurumları da paçayı kurtarmaya yetmedi. Hak ihlalleri emekçi halk aleyhine hızla artıyor ve düzenin kurumları etkisiz mi etkisiz. Kurulan ön barajlara karşın Türkiye, Rusya’yla birlikte İHAM önündeki ihlal dosyalarında ilk iki sırayı korumaya (!) devam ediyor. “İHAM kararlarını tanımam” diyen CB da başkanlık rejimin başında oturuyor.

ABD’nin özgürlük yargıçları gibi açık oynamasa da Avrupa’nın liberal yargıçları ve Mahkemesi olarak İHAM, sermayeyle, talancılarla, yağmacılarla, hırsızlarla, katillerle, dinsel gericilerle, bunların ittifakı siyasal iktidarlarla, öz olarak da sömürü düzeniyle aynı gemide. Yeni sömürgeciliği, yineleyerek ve yineleyerek yaşatma gemisindeler. Başları ağrıyınca da hukuksuzluğu ve keyfiliği burjuva hukukunun içine çekme, hizaya getirme çabası içindeler.

O gemi, İkinci Dünya Savaşında SSCB’yi, sosyalizmi yıkmak; komünizmle mücadeleye silahla destek vermek için savaşan gemi.

O gemi, emperyalizmin donanması içindeki yeni sömürü düzeninin gemisi.

O gemi, kapitalistlerle aynı gemideyiz diyen düzen muhalefetinin gemisi.

Demokrasiyle, hukukla, yargıyla allayıp pullayıp sefere çıkarıyorlar.

O gemi, “aynı gemide değiliz” diyen ve bugün 100. yaşının kutlayan Türkiye Komünist Partisinden, sosyalistlerden, aydınlanmacılardan, ilericilerden, yurtseverlerden, emekçi halktan kurtulup yoluna devam edemeyecek.

O gemiyi işçi sınıfı durdurup batıracak.

Kim mutlu olmaz ve gururlanmaz ki… 100 yaşında Partimiz var.

Parti can, Parti yaşam, Parti ahlak ve disiplin, Parti örgütlü sınıfsal mücadele, Parti devrim…

Eşit ve özgür bir ülke kuracağız, güzel günler göreceğiz.