Adalet: Eylemden fikre…; ya sonra?

Adalet: Eylemden fikre…; ya sonra?

İBRAHİM Ö. KABOĞLU Prof. Dr. İBRAHİM Ö. KABOĞLU 

(AS : Bizim çoooooooooooook kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Adalet Kurultayı (26-30 Ağustos), Adalet Yürüyüşü’nün uzantısı olsa da, esasen sonrasının planlanması bakımından da önem taşımakta. Neden ve nasıl?

Adalet Yürüyüşü: Hangi ilkler?

15 Haziran’da Ankara’da başlayan ve 9 Temmuz’da Maltepe büyük toplantısı ile noktalanan Adalet Yürüyüşü, eylem ve özgürlükler bakımından ilk olma özelliğine sahip: Zaman – mekân ve kitlesellik bakımından, sadece ülkemizde değil, dünya ölçeğinde de 21. yüzyıla damgasını vurmuş olan bir eylem. Hak ve özgürlükler bakımından da, birçok eşiğin geçildiği söylenebilir: Toplanma ve gösteri şeklinde bir toplu özgürlüğün bu denli kitleselleşmesi bir ilk. Kitleselleşme; çünkü bizde toplantı ve gösteriler, genellikle iki uçta yer alır veya algılanır: Bir uçta, toplumsal taleplere ilişkin toplantı ve gösteri özneleri için sıklıkla, ‘marjinal gruplar’ indirgemesi yapılır; öbür uçta, özellikle AK Parti’nin önemsediği kitlesel, ama tek bir kişinin konuştuğu toplantılar.

İşte Adalet Yürüyüşü, kitlesel toplu eylemlerin bu şekilde iki uç şeklindeki zıt görünümü kırdı. Ama belki daha önemlisi, zaman-mekân ve kitlesellik bakımından bu denli devasa toplu özgürlüğün, barışçıl bir şekilde kullanılabilmiş olması. Kuşkusuz bunda, adalet gibi bir toplumsal ve ulusal ihtiyaç üzerine inşa edilen meşru bir amaç ve düzenleyicilerin özeni etkili oldu. Bunda, kolluk güçlerinin payı da teslim edilmeli. Güvenlik güçleri, böylece asli görevlerini icra etmenin ötesinde, ‘politik baskı ve zorlamalar’ dışında kalabileceklerini de kanıtlamış oldu.

Siyasal açıdan ise; ülkenin gündemini değiştirebilme özelliği. Başta yürüyüşü itibarsızlaştırma yarışına girenler bile, tek adamın güdümü altında ülke gündemini belirleme kısırdöngüsünü fark etmiş olsa ki, adalet ve yürüyüşünü tartışmaya değer görmeye başladı. Kurultayın yelpazesi geniş, ama…

Adalet Kurultayı (26-30 Ağustos; Çanakkale), adalete ilişkin sorunlar, tartışmalar, görüş ve öneriler ekseninde şekillenecek.
1. Mahkemede adalet,    2. yaşamda adalet,
3. seçimde adalet,           4. inançta adalet,
5. geçimde adalet,           6. eğitimde adalet,
7. devlet ve                      8. medyada adalet
olmak üzere 8 ana panel şeklinde düzenlenmiş bulunuyor.
(AS: Ne yazık ki SAĞLIKTA ADALET başlığı da yok!??)

Kuşkusuz, onlarca çalıştay, daha somut açılım ve tartışmalara olanak sağlayacak. Örnek, Ceza Muhakemeleri Hukukunda Savunma çalıştayı:
KHK ve OHAL koşullarında soruşturma ve kovuşturma evresinde müdafiden yararlanma hakkı, müdafinin yetkileri, Anayasa ve İH Avrupa Mahkemesi kararları ışığında savunma hakkı, müdafilik görevinden yasaklanmak.

Çevresel adalet ve vatanseverlik

Adalet yelpazesi hayli geniş tutulmuş ancak, ‘çevresel adalet’in görünür olmayışı önemli bir eksiklik. Zira ülkesel yağmalama hız kesmeden devam ediyor. Gerçi, parti eksenli zirvedeki kişi, sol ve vatana ihanet arasında bir bağlantı arayışı içinde olsa da; ilk somut bağlantı, çevresel yağma ile vatan hainliği arasında kurulabilir.

Vatana ihanet ile hukuka saygı arasındaki ilişkiye de dikkat çekmekte yarar var. Hukuka saygının olmadığı bir devlette, mahkemeler adalet dağıtamaz. Adaletin dağıtılamaması, devletin varlık nedeninin sorgulanması demek. Bu nedenle, mahkemede adalete inanmayan veya elindeki yetkiyi bunu baskı altında tutmak amacıyla kullanan kişi, devletin birlik ve bütünlüğünden de söz edemez; zira hukuk devleti, hukuk kuralları bütünü olarak tanımlanır.

  • Hatta, çağdaş anayasa hukuku, vatana ihanet suçu ile anayasal saygı arasında doğrudan bağlantı kurar: Anayasa’nın açık yasaklarına uymamak; anayasal emirlere aykırı hareket etmek.

Yürüyüş ve kurultay ötesi…

Adalet Yürüyüşü, Ankara-İstanbul güzergâhındaki bir eylem ile sınırlı olmadığı gibi, Adalet Kurultayı da sadece fikri bir etkinliğe indirgenemez. Neden ve nasıl? Yürüyüş eylemi, adalet sorunsalını da toplumun gündemine taşıdı; belki de ilk kez, Türkiye’de ‘adalet arayışı’nı bu denli görünür hale getirdi. Kurultay ise, tam tersine yalnızca bir fikri çalışma ile sınırlı kalmayacak, bir forum olarak bundan böyle izlenecek mücadele yöntemlerine ışık tutacak. Belki de, adalet arayışı mücadelesinde, ‘eylem-düşünce’ halkasına ‘toplum ve hukuk’ şeklinde yeni bir halka ile 3. yolu ortaya çıkaracak… İşte birkaç erken öneri:

» Kurultay bildirisinin kucaklayıcı olması ve yeni adli yıl için olduğu kadar ülke barışı için mesajlar içermesi,
» Çalıştayların yaratacağı sinerji ile adalet nöbetlerini adalet platformlarına çevirmek ve buralarda tematik (AS: Belli temaları olan) tartışmalar yapabilmek,
» Kurultay başlıklarından her bir konuyu işlemek için 7 bölgede Adalet Kurultayı düzenlemek,
» Böyle bir etkinliğe, bu kez Türkiye’nin güneydoğusundan başlamak. (

Erdoğan geçtiğimiz günlerde 2,5 milyar ağaç diktiklerini yineledi bir konuşmasında.. Bakalım temel / ilkokul Matematiği ne der bu işe?

Her 1 ağacın fidesinin hazırlanması, dikilecek yere taşınması, dikim alanının hazır edilmesi, fide çukurunun kazılması, çukura yerleştirme ve ilk su verme, koruma ve sabitleme kafesi yapılması için toplam 1 saat zaman gerekse

2,5 milyar saat emek gerekir. Yılda 250 işgünü çalışılsa
2,5 milyar saat / 250 işgünü = 10 milyon saat / yıl emek gerekir.
1 işgününde 8 saat aralıksız çalışılırsa 30 milyon saat / yıl emek gerekir.
AKP bu işi 15 yıla düzenli yaydı ise her yıl 2 milyon saat emek üretilmeli.
Bunun için de günde 8 saatten 250 bin insan her gün salt ağaç dikmeli.
Yılın 250 günü bu kesintisiz sürmeli, 15 yıldır arasız devam ediyor olmalı! 

Orman Genel Müdürlüğü’nün toplam çalışanı kaç kişi??
Hepsi de son 15 yılda ”salt ağaç dikme” koşuluyla..
– Orman Genel Müdürlüğü 2017 yılı performans programına göre 2016 yılı Aralık ayında OGM personel sayısı 39 028. Personelin büyük çoğunluğu sürekli ve geçici işçiler ile memurlar. Kadroların %52’si işçi, %45.7’si memur.
(
Orman Genel Müdürlüğü OGM personel sayısı açıklandı)

Bunun bir de dikim sonrası izlemi, sulaması, bakımı, budanması, hastalıkları, gerektiğinde kesimi, yangını/yakılması/B2 arazileri boyutları… var.. Ayrıca dikim – bakım işçilerinin işyerine ulaştırılması süresi.. Canım OGM de ağaç dikmeyi kendi yapacak değil ya! İşi yandaşlara ihale ederek hizmet satın almıştır bol bol.. Öyleyse hizmet bedeli faturaları nerede?? Ya da OGM 15 yıl her iş günü düzenli olarak onbinlerce gönüllü ağaç dikicisi bulmuştur değil mi ya?

  • Unutulmasın; 15 yıl boyunca her yıl 250 işgünü, 8’er saat salt ağaç diken 250 bin insan çalışmış olmalı! (Son verilerle toplam polis sayısı 233 bin!)Erdoğan bu işi 10 yılda yaptıklarını da söylüyor.. O zaman hesap yenilenmeli :
  • 10 yıl boyunca her yıl 250 işgünü, 8’er saat salt ağaç diken 333+ bin insan çalışmış olmalı!Amazon ormanları yaklaşık 390 milyar ağaç içeriyor. 5,5 milyon km2. Türkiye’nin 7 katı alan. Tüm Türkiye Amazon ormanı gibi olsa yaklaşık 56 milyar ağacımız olacaktı. Oysa iyimser rakamla topraklarımızın %25’i orman.. Bu da Amazon niteliğinde (!) 14 milyon ağaç eder. Bunun yaklaşık 5’te 1’ini de AKP son 10-15 yılda dikmiş olacaktı. Bir rivayette dikilen ağaç sayısı 2,5 değil 2,8 milyar.. Yerseniz!!..

    Ammmma; ne de olsa Tayyip bey ve AKP iktidarı gerçek çevreci değil mi?
    Ne dersiniz?? Tayyip bey gene havalarda mı??
    Hoca Nasrettin’in mahkemede Kadı’ya itirazı akla geliyor. Yüz sopa ceza alınca isyan eder ve
    – Kadı efendi ya sen hiç sopa yemedin ya da sayı saymayı bilmiyorsun!

Ne dersiniz Tayyip bey hazretleri ve muhte(r-ş)em danışmanları??
Siz cümle alemi sersem sepelek mi sayıyorsunuz?? Ne güzel halk deyişidir

  • Atma Recep din kardeşiyiz!CHP’nin yarın, 2 Ağustos 2017’de Çanakkale’de başlayacak Adalet Kurultayından söz nereye geldi.. Bir de 95 yıl önce aynı gün, 26 Ağustos 1922 şafağında Mustafa Kemal Paşa kurtuluş savaşımızın en kritik dönemeçlerinden biri olan Büyük Taarruz‘u başlatmıştı.

    Yaşa Mustafa Kemal Paşa, Yaşa Mustafa Kemal Paşa..
    selam olsun o yiğitlere!
    *****
    Son bir şey daha; SAĞLIKTA ADALET teması da yok paneller içinde..
    Oysa ”her şeyin başı sağlık” der dururuz.. Şakası bir yana, bu sektörde Türkiye’nin belini kıracak çapta önemli ”şey” ler (Rant, talan..) oluyor! Pek çok kez yazdık sitemizde.. Bir Sağlıkta ADALET Paneli de olursa, çağırırlarsa, gider anlatırız bildiklerimizi..

Sevgi ve saygı ile. 25 Ağustos 2017, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

Akademisyenlerden soruşturmalara tepki

Akademisyenlerden soruşturmalara tepki..


(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Barış bildirisinin ilk imzacılarından olan Marmara Üniversitesi’ndeki 32 akademisyen, açılan soruşturma sonucunda ‘devlet memurluğundan çıkarılmaları’ istemi ile YÖK’e gönderilmelerine tepki gösterdi. Akademisyenler, hukuksuz bir soruşturmayla karşı karşıya olduklarını belirttiler.

[Haber görseli]

Eğitim Sen 6 no’lu Üniversiteler Şubesi, Marmara Üniversitesi Rektörlüğü’nün barış istemiyle imzaladıkları ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bildiriye imza atan 32 akademisyenin adlarını, açtığı soruşturma sonucunda “devlet memurluğundan çıkarılma” istemi ile YÖK’e göndermesi üzerine, Marmara Üniversitesi yönetiminin bu haksız tutumunu kınamak ve kamuoyunu bilgilendirmek amacı ile bir basın toplantısını düzenledi. Toplantıda ilk sözü alan Eğitim Sen İstanbul 6 nolu Üniversiteler Şubesi Başkanı Görkem Doğan, hiçbir hukuksal ve yasal dayanağı olmadığı halde imzacı akademisyenler hakkında disiplin soruşturması açıldığını ifade ederek, soruşturmanın hukuksuzluklarla dolu olduğunun altını çizdi. Doğan, “İmzacılara yönelik üniversitede başlatılan idari soruşturmada, imzacılara iletilen tebliğlerde bildirilen cımbızla çekilmiş, bütünlüğü bozulmuş ifadelerden başka bir suç isnadına yer verilmemiştir. Adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğü çerçevesinde Rektörlükten istenen soruşturma dosyasının içeriği imzacı akademisyenler ile paylaşılmamıştır. Üniversite, imzacı akademisyenlerin özlük haklarını da askıya almakta tereddüt etmemiştir.” diye konuştu.

Hukuksuz soruşturma

Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Soruşturma komisyonunda ceza verilip verilmemesi gerektiği kanaatini etkileyecek olan, oy hakkına sahip komisyon üyelerinden biri rektör yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Marmara Üniversitesi Disiplin Kurulu, ilgili Danıştay kararları uyarınca, hakkında ceza önerilen imzacı akademisyenlerin son savunmasını alması gerekirken bunu yapmamış; ayrıca ceza önerisinin görüşüldüğü kurul toplantısında sendika temsilcisi de mevcut bulunmamıştır. Sürece damgasını vuran tüm bu hukuka aykırılıkların yanı sıra, bir yandan da üyelerimiz bu baskılar altında sözlü telkinler ve üstü kapalı tehditlerle emekliliğe zorlanmışlardır.”

15 Temmuz’dan sonra soruşturma yeniden ele alındı

Doğan’dan sonra söz alan Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu da kararın hukuki bir dayanağının olmadığını vurgulayarak, kendilerine açılan soruşturmanın 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından yeniden ele alındığına dikkat çekti. OHAL hukuksuzluğundan yararlanıldığını kaydeden Kaboğlu,

“Bizler 14 Mart günü savunmalarımızı verdik. Her ne kadar ortada hukuki bir durum olmasa da, biz hukukun üstünlüğüne inanarak savunmamızı verdik. Bu dosyanın yeniden açılmasında baş aktör, Prof. Dr. Ahmet Gökçen’dir. Gökçen’in birkaç özelliği var. Birincisi, Ceza Kanunu çalışmaları sırasında 2004’te hükümetin çağırdığı doçentler arasında yer alıyordu. Daha da önemlisi 2010 Anayasa değişikliğinden sonra yeniden oluşturulan HSYK’ya üye olarak atandı ve neredeyse şimdi bütün mevkiidaşları hapiste. Bu kişi 15 Temmuz’dan sonra bu dosyayı ele alıp, ilgisi olmadığı halde DGM kararına kadar gidip, terörle bağlantı kurdurtmaya çalışıyor” diye konuştu. Kaboğlu, YÖK’e gönderilen dosyada verilmek istenen idari cezanın belirtilmesiyle yetinilmeyip OHAL KHK’sı ile atılmaları gerektiği yönünde not alınmış olmasını skandal olarak değerlendirdi. 2010 referandumu sonrasında oluşturulan HSYK’ye üye olarak atanan Prof. Ahmet Gökçen’in soruşturma komisyonundaki gayretkeşliğini eleştiren Kaboğlu, Gökçen’in FETÖ operasyonları sonrası kendini iktidara ispat çabası içinde olduğunu belirtti.

Barışı istemek akademinin de görevi!

Kaboğlu’nun ardından söz alan Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa,

  • “Barışı tesis etmek bizim görevimizdir.” dedi. Durakbaşa,
  • “Türkiye akıllara durgunluk verecek zihin ve ruh ortamından geçiyor.
    Barış istemek elbette ki akademinin de görevidir.” şeklinde konuştu.
  • Hekimler savaştan yana olamaz, ben de bir hekim olarak sorumluluğumu yerine getirdim” diyen Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özdemir Aktan,
  • Barış bildirisi insan haklarına saygıya davet ediyor. Burada hekimlerin duruşu çok nettir.
    Bize yaşatılan traji-komik bir süreçtir. Bundan dolayı bir bedel ödenmesi gerekiyorsa
    biz de bunu mücadelenin bir parçası olarak değerlendiririz.” ifadelerini kullandı.

Emekliliğe zorlandılar

Prof. Dr. Büşra Ersanlı ise emekliliğine 1 yıl varken istenci dışında emekli olduğunu kaydetti. Ersanlı, “Hukukçuların böyle karar alması çok hazin. İfade özgürlüğüne ülkemizde hep baskı vardı. Ersanlı,

– ifade özgürlüğü,
– akademik özgürlükler ve
– üniversite özerkliği konusunun

hiçbir zaman anlaşılmadığını söyledi. Prof.Dr. Erol Katırcıoğlu, uygulamayı 12 Eylül ile kıyaslayarak çok daha vahim bir noktada olduğumuzu ifade etti.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/662842/Akademisyenlerden_sorusturmalara_tepki.html, Cumhuriyet, 20.01.2017
=======================================
Dostlar,

“Barış Bildirisi” imzalanıp açıklandıktan sonra bu sitede yazmış ve imzacı akademisyenlerin söz konusu Bildiride açıkladıkları görüşleri paylaşmamakla – paylaşmama hakkımızı saklı tutmakla birlikte, girişimin düşünce ve düşünceyi açıklama / ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmiştik. O yazımızı şöyle bağlamıştık :

Bu hak temel bir insan hak ve özgürlüğü olup, Anayasa, AİHS ve yasalarla güvence alınmıştır. Düşünce açıklamanın ne zaman suç sayılacağının koşulları da Ceza yasalarında belirlenmiştir. Dolayısıyla “Barış Bildirisi” imzacısı insanlarımızın suç işlediği kanısında değiliz.

Kendilerine haksızlık ve hukuk dışı işlem yapıldığını düşünmekteyiz ve buna hemen son verilmesi çağrısını yineliyoruz. Adli soruşturma ve kovuşturmanın tutuksuz yapılması asıldır.
İdari soruşturmada da kesin koşulları oluşmadıkça “açığa alma” tedbiri uygulanmamalıdır.
Bu süre 657 sayılı yasada en çok 3 ay olarak tanımlanmıştır, süreye uyulmalıdır.

Yine hukukun evrensel kabul gören en temel ilkelerinden olan SAVUNMA hakkı kutsal olup tam anlamıyla kullandırılmalıdır.

Yalnız görevden uzaklaştırmakla kalmayıp tüm kamu haklarından yoksun kılmak, emekli olma hakkını tanımamak… bu insanları ve bakmakla yükümlü oldukları ailelerini açlığa mahkum etmek demektir. Böylesi bir ceza yaptırımı açıkça hukuk aykırıdır :

1. Kişiler haklarında kesinleşmiş yargı kararı (hüküm) olmadıkça masumdurlar.
2. Suç ve Ceza kişiseldir.
3. İnsan onuru ile bağdaşmayan ceza verilemez.
4. Ceza yaptırımlarının eyleme göre ölçülü olması zorunludur.
5. Savunma hakkı kutsaldır.
6. İdarenin işlem ve eylemleri idari yargıda denetime tabi iken, yargı kararlarının da üst yargı basamaklarında temyizi açık olmalıdır; bu yolların tıkanması açıkça HUKUK DEVLETİ dışındadır.

OHAL KHK’ları ile böylesine işten atılan insanlarımız için SİVİL ÖLÜM kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Ne yazık ki yerindedir bu benzetme ve gerçekte Anayasadan çıkarılmış olan ÖLÜM (idam) cezası, bir başka biçimde SİVİL ÖLÜM biçiminde zamana yayılarak infaz edilmektedir.

Adalet, Türklerin çoook eski tarihlerden beri en temel erdem ve değerlerindendir.
O denli ki, onun (Adaletin!) Ülkenin temeli olduğu dillerden düşmemektedir.
Devletin 4 temel (asli) görevinden biridir. (Sağlık, Eğitim, İç – Dış Güvenlik)

İlgili – sorumlu herkesi aklıbaşında davranmaya ve işlem ve eylemlerinde
enine boyuna düşünmeye bir kez daha çağrı yapıyoruz.

En yüce insanlık erdemi, erdemlerin erdemi ADALETİ her durum ve koşulda koruyup gözetmek ve uygulamak zorundayız.
O bir gün herkese gerekebilecektir.
Gerçekte herkesin her an gereksindiği, asla vazgeçemeyeceği ekmek – hava – su gibidir..

Lütfen efendiler, lütfen teenni ve insaf…

Sevgi ve saygı ile.
20 Ocak 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com