10 Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine Toplu Bakış

Dostlar,

AKP – RTE, OHAL KHK’leri ile (Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri) ile Türkiye’yi başkalaştırmayı ve dönüştürmeyi sürdürüyor.

Bereket Danıştay 5. Dairesi geçtiğimiz günlerde verdiği bir kararla (04.10.2016, E:2016/ 8136, K: 2016/ 4076) İdare Mahkemelerinin OHAL KHK’lerine dayalı davaları “yasama işlemidir..” gerekçesiyle görevsizlik – yetkisizlik ileri sürerek reddetmesini bozdu. İdare mahkemeleri artık bu davalara bakmak ve sonuçlandırmak zorunda olacaklardır.

OHAL KHK’lerine sitemizde epey yer verdik. Sayın Mahmut Esen, kıdemli (emekli) bir Mülkiye Başmüfettişi olarak bu irdelemeleri özen ve yetkinlikle yapageldi. 18.11.2016 günü toplam 10 OHAL KHK’si için topluca değerlendirmesini paylaştılar sağolsunlar.
Şöyle başlıyorlar:
*****
KHK’LERE TOPLU BAKIŞ

Olağanüstü hal kapsamında bazı tedbirlerin alınması, bazı kamu/özel kurum ve kuruluşlara dair düzenleme yapılması, bazı kanunlarda değişiklik yapılması vb. amaçlar için Anayasanın 121 inci maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4 üncü maddesine göre,  Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca 22.7.2016- 3.10.2016 tarihleri arasında kararlaştırılmış olan 667[1] – 676 sayılı (toplam 10 adet) KHK ile mevzuatta:

Olağanüstü hal ilan ediliş nedenleri ve süresi ile de sınırlı olmayan çok sayıda/köklü değişikliklerin yapıldığı görülmekte; bu bağlamda KHK aracılığıyla Devletin yeniden yapılandırılmak istendiği anlaşılmaktadır.

Sözü edilen KHK’lerle getirilmiş olan yaşamsal önemi olan bu düzenlemeler Sistematik olarak birleştirilmiş, konunun daha iyi kavranması için uygulama örnekleri de verilmiş, bölümler halinde özetlenmiş olarak, aşağıya çıkarılmıştır. Saygılarımla. 18.11.2016

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi
mahmutesen@gmail.com
********

Bu değerli çalışma metnini (6 A4 sayfası) pdf olarak site okurlarımıza sunuyoruz.
Sayın Esen’e bir kez daha teşekkür ediyoruz. Lütfen tıklar mısınız??

ohal_khklerine_toplu_bakis_mahmut_esen_18kasim2016

OHAL rejiminin 3. kez kesinlikle uzatılmaması, olağan döneme dönülmesi ve bu metinlerin mutlaka Anayasa Mahkemesince denetlenmesinin sağlanması gerekiyor. Sürdürülen ve dayatılan OHAL rejimi ile hukuk devleti ve anayasa askıdadır ve TEK ADAM yönetimiyle ülkemiz otorieter – totalter hatta despotik bir yönetime sürüklenmektedir.

Ne yazık ki TBMM adeta sürgündedir ve OHAL ilanının zorunlu gereği olarak bu ayrıksı (istisnai) yönetim biçimini gerektiren koşullarla savaşım (mücadele) başlıca uğraş ve öncelik olmak gerekirken, BAŞKANLIK gündemi Türkiye’ye dayatılmaktadır. R.T. Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında

  • Bu bize Allahın bir lütfu..” sözleri kulakları tırmalamaktadır!
  • CHP Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’nun
  • AKP HÜKÜMETİNİN DARBEDEN HABER VARDI!
    savı ve yanıtlanmayan sorusu ise Türkiye’yi allak bullak etmektedir.
    Bu sav kanıtlanırsa sorumlular Yüce Divan’lıktır!
  • Özellikle TSK’dan intikam alınırcasına yıkıcı – bölücü – parçalayıcı düzenlemeler yapılmakta ve ülke güvenliği tehlikeye sokulmaktadır.

Koyu OHAL rejimi ekonomiyi de son derece olumsuz etkilemektedir. Yaratılan gergin ve olumsuz politik iklim bir bütün olarak kesinlikle sürdürülebilir değildir.

AKP – RTE, ülkemizi iç çatışma ve bölünmeye dek sürükleyebilkecek çok tehlikeli gerilim politikasını derhal terketmeli ve bütünleştirici hukuk devletine dönülmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
20 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. 
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

TBMM’de 4 ESKİ BAKAN’ın AKLAMA OYLAMASININ ÇAĞRIŞIMLARI


TBMM’de 4 ESKİ BAKAN’ın AKLAMA OYLAMASININ ÇAĞRIŞIMLARI

AKP kurucularından ve bir zamanlar 2 numara olan eski vekil Dengir Mir Mehmet Fırat‘ın çarpıcı çağrı yazısını sitemizde yayımladık : VİCDANLARA SESLENİYORUM
(http://ahmetsaltik.net/2015/01/21/ahirette-dokunulmazlik-yok/)

Dilerdik bir işe yarasın.. Yaramadı da denemez sanırız.. Ama yetmedi.. 47-48 fire hiç de az değildir. 5-6 eksikle direkten dönmüştür bu 4 talihsiz şaibeli vekil. Bu milletvekillerine teşekkür ederiz.

AKP 312 vekil sahibi.. 48’i düşerseniz 264 kalıyor. Bir de değişik gerekçelerle oylamaya gelmeyen AKP’li vekiller var.. Kritik durumlarda 276’yı bile bulamayacaklarını, belki uygun bir gensoruda düşürülebileceklerini )?!) düşünebiliriz. Erdoğan –ve söylemeye gerek var mı bilemiyoruz?Başbakan olmaya nafile çaba gösteren / göstermeyen A. Davutoğlu
artık topal ördektirler siyasal lüteratürdeki karşılığıyla (lame duck).

Dünya nimetleri daha tatlı geldi bu vekillerin çoook büyük bir bölümüne (250’den fazla..)
Sonrası için Allah kerim.. dediler sanırız. Hac’a giderler, kurban keserler, fitre – zekat verirler, efendime söyleyeyim oruç tutarlar, dua eder ve hocalar tutarak dua ettirirler (!?); “milletvekili kalayım da daha büyük kötülükleri önleyeyim” (!?) diye düşündüklerini ileri sürerek geliştirdikleri psikolojik savunma düzeneklerini kullanarak kendilerini ve rüşvet vererek Tanrı’yı iknayı – kandırmayı denerler (!).. Nasılsa han-hamam bu dünyada kendilerine, gariban Müslümana ise din-iman burada; Ahiret’te Allah kerim..

Muhammet Peygamber yaşasaydı herhalde bu AKP zihniyetini ve şürekasını, İslama şimdiye dek bunlardan çok zarar verenin zinhar çıkmadığını haykırarak bütün gücüyle lanetler, din dışı ilan ederdi.

Önceki günlerde sitemizde “AKP’liler üslüman mı?” başlıklı bir yazı yayımlamıştık (Prof. Örsan K. Öymen, bir kez daha okumanın tam da zamanıdır : AKP’liler_MUSLUMAN_mi.pdf, 18.1.15) Eski AB Bakanı Egemen Bağış “tweet olarak sallıyor bakara-makara” nasılsa!
Bu adam müslüman sayılabilir mi??

Klavyemizden başkaca daha uygun tanımlayıcı – betimleyici sözcükler dökülecek isyanımızı haykırma adına ama, başta Erdoğan olmak üzere AKP’liler dava şampiyonu ve de tazminat zengini... Oysa biraz daha tahammüllü olsalar haklarında toplumdan daha fazla geribildirim alabilecekler. Bundan yoksun kalışları ise dava şampiyonu olmayı seçmelerinin bedeli olmalı.

Başbakan (?) A. Davutoğlu gerçekten çoook zor durumlarda.. Oylama günü kalkıp, hiç de zorunlu olmadığı halde İngiltere’ye gidiyor (kaçıyor desek!?), oylamaya katılmayarak vicdanına ve politik kimliğine bir manevra alanı yaratmaya çabalıyor kendine gelecekte. Öte yandan TBMM’deki talihsiz oylama sonucuna da ister istemez, gönüllü gönülsüz sahip çıkma gereği duyuyor.. Vekillerin özgür iradeleriyle oy kullandıklarını söyleme zorunluluğu duyuyor gerçeği çarpıtarak ve bilinç altını ele veriyor. Tersi çıksa da aynı eylemde olacaktı Davutoğlu emin olunuz.. Bunlar ince diplomasi olmalı, bizim aklımız pek ermiyor!?.. [ Bu arada “diplomasi” sözcüğünün Latince “diplo” (iki, çift) ve “macia” (maske) anlamına gelen 2 sözcüğün bileşiminden oluştuğunu…. anımsamakta yarar var sanırız..]

Bir son nokta çok önemli   :

TBMM üyelerine 3 farklı renkte oy pusulası ve beyaz zarf verildi. Oy pusulaları KIRMIZI, MAVİ ve BEYAZ.. Beyaz zarf içindeki oy pusulasının rengini saklayacak kalınlıkta olmadığı gibi, AKP’li vekillerden daha sonra kullanmadığı 2 oy pusulasını göstermesi  istenerek apaçık bir oy denetimi ve politik baskı uygulanmış olması..

Bu uygulama doğrudan gizli oy – açık sayım döküm ilkesine aykırıdır, Demokrasinin temel ilkelerine, Anayasaya terstir ve AYM’ne taşınırsa iptal nedeni olabilir. TBMM Başkanı Cemil Çiçek neden bu oyunları engellemez, neden koskoca vekiller iradelerine böylesine ağır ve açık ipotek koyan uygulamalara itiraz etmez??

1946 seçimlerinde ilk kez DP de katılmış ve oylar açık kullanılırken sayım-döküm gizli yapılmıştı. Osmanlı’da da böyleydi. DP’liler, sonra AP’liler ve tüm CHP karşıtları bu konjonktürel hatayı acımasızca kullanmışlardır. 12 Eylül Anayasası oylamasında da “hayır” oy pusulaları mavi ve zarflar beyaz, ince – geçirgen idi. Bu son TBMM oylaması ise hepsinin üstüne tuz biber ekmiştir. Vekillere 3 farklı renkte oy pusulası ve beyaz zarf verildiğini, oy pusulalarının KIRMIZI, MAVİ ve BEYAZ renkte olduğunu.. beyaz zarfın içindeki oy pusulasının rengini saklayacak kalınlıkta olmadığını ve de AKP’li vekillerden daha sonra kullanmadığı 2 oy pusulasını göstermesi istenerek apaçık bir oy denetimi ve politik baskı uygulanmış olduğunu yukarıda vurgulamıştık.. AKP’liler ve Davutoğlu komik oluyor! Demokrasimizin bu çocukluk hastalıklarından artık kurtarılması gerek..

*****

Neden AKP’liler bunca korku – panik içindedirler ve yolsuzluk savlarının AYM’de yargılanarak gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemeye çabalamaktadır? Var güçleriyle, Yüce Divan kararının çıkmamasına adeta gövdelerini koymuşlardır. Bu olgu bile tek başına AKP aleyhine bir karinedir. Oysa gerçekten masum iseler, dik durabilir, “korkacak bir şeyimiz yok” derler, “veremeyecek hesabımız da bulunmuyor” derler ve Bay RTE’nin utandıran duygu sömürüsüyle “Allah’tan başka kimseden korkumuz yok, kefeni giydik bu yolda..” diye meydan okuyabilirlerdi. Üstelik AYM, Yüce Divan sıfatı ile yargılamalarında tutuklama kararı da vermiyor, tutuksuz yargılıyordu. Çoğunu AKP’li önceki CB Abdullah Gül’ün atadığı 17 yargıç önüne çıkmaya cesaret edemediler. (Yasaları çiğneyerek hala Huber Köşkü’nde!?) 

Yapamadılar, yapamazlardı çünkü yolsuzluk belgeleri gün gibi somut, açık ve gerçekti.
Cemaat komplosu fetişi – miti yaratılarak arkasına sığınıldı ve mağdur rolü oynandı.
Bu Cemaat neymiş ki; 12 yıldır iktidarda olan, kahir çoğunluğu ile TBMM dahil Devletin
tüm birimlerini ele geçirmiş ve demir yumrukla yöneten AKP iktidarına komplo kurabiliyor? Yoksa, çıkar çatışması – iktidar kavgası çıkıp yollar ayrılınca Cemaat, –dış destekle edindiği?– elindeki “gerçek” kozlardan en esaslılarından birini mi çekti?! Ve AKP, 3 günde, “şüpheli” sıfatıyla  ifadeye çağrılan MİT Müsteşarı için TBMM’yi itibarsızlaştırarak “özel yasa” çıkarmak dahil, savunma için acil Majino hatları mı döşedi?

Zaman, bugün örtülen vahim gerçekleri hiç ama hiç kuşkunuz olmasın, öyle çok da gecikmeden ortaya dökecek ve ilgililerinden suç ve dava zaman aşımı oluşmadan yasal hesabı sorulacaktır.

Topluma karşı haksızlık öyle büyük ki, en azından böyle olması gerek ve şart!
Yoksa düzenin – evrenin adalet üzre durduğu (durmadığı??!!) gerçeği bile sorgulanacak!

Sevgi ve saygıyla.
21.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Suay Karaman : BİRLİK OLMAK


Dostlar
,

Sevgili kardeşimiz Suay Karaman bu yazısını 17 Mart’ta yazmıştı.
Aradan 2 ay 10 geçti..
Şimdi okumanın zamanıdır.
Ülkeyi yöneten siyasal  kadro hiçbir olumsuz gelişmeden ders almıyor.
Ülkenin gencecik masum insanları polis kurşununa kurban girmeye devam ediyor!
Başbakan R.T. Erdoğan ise “ölmüş bitmiştir”, “Polis nasıl sabrediyor bilmiyorum..” gibisinden son derece tehlikeli söylemlerini sürdürmektedir.

Bu gidiş asla hayra alamet değildir.
Bir kez daha, bağrımıza taş basarak, biz de yazmış olalım..

Masum insanların kanları, gün gelir, katillerini boğar..
Türkiye oralara mı sürüklenmek isteniyor?
AKP içinde bu ürkünç (vahim) gidişi görebilen kammadı mı?
Varsa ne zaman itirazlarını yükseltecekler? Daha ne bekliyorlar??
Erbakan’ın dediği gibi kadayıfın altı ve üstü kızarmış mıdır?
Ülkeye şeriat kanla mı getirilecektir ya da getirilmektedir?
2023 yılı 29 Ekim’inden önce iş bitirilecektir öyle mi?

Ateşle oynuyor ve kendi sonunuzu hazırlıyorsunuz, hem de hızla!

Sevgi ve saygıyla
26.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

====================================

BİRLİK OLMAK

portresi2


 

Suay Karaman

 

 

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu başbakanı, hükümetini ve partisi
AKP’yi sarsmış, ne yaptıklarını, ne söylediklerini bilmez bir hale getirmiştir.
Özellikle başbakan, sürekli bağırarak ne denli itici olduğunu tüm topluma göstermektedir. Siyasal iktidar, 30 Mart yerel seçimlerinden zaferle çıkmak için
yine şov yapmaktadır. Bu şovların ardından da, her türlü seçim hilesine başvurmaktan geri kalmayacaktır.

5 Mart 2014’te Akşam Gazetesi’ne söyleşi veren AKP Genel Başkan Yardımcısı
ve Teşkilat Başkanı, İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem;

“Seçim sonuçlarını YSK’den önce duyuracaklarını belirterek, rakamların arasında
fark olması durumunda itiraz edeceklerini..” açıklamıştır.

Ekrem Erdem açıklamalarına şu sözlerle devam etmiştir :

“Biz işlerimizi tesadüflere bırakmayız. Yani her ihtimali düşünmek durumundayız. Tedbirlerimizi ona göre alıyoruz. Bugün de teşkilatımıza, sandığın kuruluşundan tutanağın alınmasına kadar geçen sürede yapılacakları anlattık. Bu işin önemli olduğunu, sandık tutanakları sağlıklı tutulamazsa, yapılacak yanlış tasarrufları önleyemeyeceğimizi izah ettik. Seçim sonuçları elinizde olursa, bunlar ne yaparlarsa yapsınlar hiç önemli değil. YSK’nin sonuçlarıyla bizim tespit ettiğimiz sonuçlar arasında fark olursa, itiraz edilir. Belgeler elimizde olunca,
YSK’nin rakamlarının farklı olması da hiç önemli değil. Bir kaçak göçek varsa, bunlar bulunur zaten.”

Siyasal iktidar, özellikle 17 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra oylarının düştüğünün farkındadır. Üstelik ekonomik kriz, açlık, işsizlik ve hukuksuzluk da almış başını gitmektedir. Başbakanın hırsı ve öfkesi bu düşen oylar yüzündendir.
İktidar bittiği anda, Yüce Divan yolunun açılacağının farkındadırlar. Zaten istifa eden bakanlar hakkındaki fezlekeler de, yolun sonunun geldiğini göstermektedir.

Eğer seçim sonuçları istedikleri gibi olmazsa, YSK’nin açıkladığı sonuçlar,
kendi sonuçlarından düşük olursa, AKP Genel Başkan Yardımcısının açıklamalarının ardında bir ayaklanma olasılığı söz konusudur. İşte seçime az bir süre kala,
ülkemiz üzerinde yine oyunlar oynanmaktadır. Bu oyunların benzeri, 12 Eylül 1980 öncesinde de görülmüştü. Toplumun iyiniyeti ve hoşgörüsü ile şimdilik bu oyunlar
boşa çıkarılmaktadır.

Ancak emperyalizm sürekli bu konuda çalışarak; din, mezhep ve ırk ayrımcılığı yaparak, hedeflerine ulaşmak istemektedir. Zaten PKK terör örgütüne verilen tavizler sonucunda, bölünmenin gündemde olduğu bilinmektedir.

Taksim Gezi Parkı olaylarının son kurbanı 15 yaşındaki Berkin Elvan için birçok kentte yapılan gösterilere, polisin orantısız güç kullanımı ile gelişigüzel plastik mermi, su ve gaz kullanması damgasını vurmuştur. Bu olaylarda az da olsa kışkırtıcılık ve
tahrik de görülmüştür. Demokratik haklarını kullananların, hiçbir kışkırtma ve tahrike kapılmadan eylemlerini büyük bir olgunluk içinde yapmaları gerekir.

Berkin Elvan’ın cenazesinden sonra İstanbul Okmeydanı’nda çıkartılan olaylarda,
21 yaşındaki Burakcan Karamanoğlu adlı gencimiz yaşamını yitirdii. Tunceli’de ise
bir polis memuru, biber gazından yaşamını yitirdii. Bu ölümler üzerinde düşünülmesi gerekir. Bu arada vatan savunması için öldürülen onbinlerce insanımızı da unutmamalıyız. 7 Mart 2014’te Şırnak Uludere ilçesi Ortasu Köyü yakınlarında
şehit edilen Jandarma Uzman Çavuş Musa Somay’ın, yazılı ve görsel basında yeterince yer alamaması da düşündürücüdür. Yurttaşlarımızdan herhangi birinin ölümü ya da yaralanması, toplumu silkelemelidir.

Ülkemiz üzerinde oynanan emperyalist oyunların hepsine karşı duyarlı ve kararlı olmak zorundayız.

14 Mart 2014 Cuma günü Gaziantep’te yaptığı konuşmada Berkin Elvan’ı ve ailesini suçlayarak, ‘terörist’ diyen başbakan, Burakcan Karamanoğlu’na ise sahip çıkmıştır.
Her zaman yaptığı gibi, yine toplumu ayrıştırmak isteyen başbakana en güzel yanıtı, Berkin ve Burakcan’ın babaları, birlik mesajıyla vermiştir.
Tabii anlamak isteyene..

Bütün bu karışıklıklar içinde TBMM’den geçirilen hukuk ve demokrasi dışı yasalar, Çankaya noteri tarafından birer birer onaylanmaktadır. Faşist baskıların arttırılarak, ülkemizin geleceğinin karartılmak istendiği günümüzde, özellikle sokak olaylarında
çok dikkatli ve bilinçli olmak zorundayız. Ülkemizin bir iç savaşa doğru sürüklenmek istendiği bu sıkıntılı günler, ancak birlik ve beraberlik ile aşılabilecektir.

Bu karanlık gidişe son vermek için güçlerimizi tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığında birleştirerek, örgütlenmeli, birlik olmalı ve mücadele etmeliyiz.
Örgütsüz toplumlar her türlü kışkırtmaya alet olabilirler.

Ülkemizi bu karanlık günlere getirenlerden, yolsuzluktan beslenenlerden ve
vatana ihanet edenlerden hesap sormalı ve yargılanmalarını sağlamalıyız.

http://www.ilk-kursun.com/haber/173652
İlk Kurşun Gazetesi, 17 Mart 2014

ÇİÇEK CEMİL

portresi3

ÇİÇEK CEMİL

Rifat Serdaroglu

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Fikret Bila ile yaptığı görüşmede ilginç şeyler söyledi. 2002’de (AS: 28.11.2002’de güvenoyu aldı) başlayan AKP dönemi incelenirken,
Cemil Çiçek bu süreçte önemli sorumluluklar yüklenmiş bir figür olarak,
ayrıca araştırılmalıdır.

Çiçek;
Mahkemelerin Bağımsızlığının güvencesini sağlayan Anayasanın 138 inci maddesinin fiilen yürürlükten kalktığını, 30 Mart Yerel Seçimleri nedeniyle EMNİYET- YARGI- GÜVENLİK BÜROKRASİSİ- HSYK gibi kurumların
çok ciddi olarak aşındığını söyledi…

Çiçek, 2002 Kasım – 2007 Mayıs arasında Adalet Bakanlığı yaptı. 2011 yılına dek Başbakan Yardımcılığı görevinde bulundu. 2011 yılından bu yana da TBMM Başkanı olarak, T.C. Devletinin 2 numaralı koltuğunda oturuyor.

Türkiye’nin artık bir Hukuk Devleti olmadığını,
Emniyet-Yargı-Güvenlik Bürokrasisinin-HSYK’nın çok ciddi olarak aşındığını söyleyen ağız, 12 yıldır Türkiye’nin ve ülkeyi tek başına yöneten AKP’nin tepe noktalarında bulunan bir hukukçudur! Türk Milletine yakındığı hukuksuzluğun ve güçler ayrılığı ilkesini çiğnenmesinin 1. derecede sorumlusu olan Erdoğan’ın dizinin dibinde oturmaktadır!

Türkiye’nin 12 yıllık AKP yönetiminde yaşanan tüm hukuksuzlukların- yanlışlıkların- yolsuzlukların ya içinde olan ya da haberdar olan Çiçek Cemil’in
şimdi konuşmasının arkasındaki gerçek niyet nedir?

– Sizler, Deniz Feneri Davasında görev yapan Cumhuriyet Savcılarının, görevden alınmaları ve davanın hala sürüncemede bırakılması hakkında Çiçek Cemil’den
tek söz duydunuz mu?
Uludere Katliamı hakkında Çiçek Cemil tarafından söylenmiş bir sözcük var mı aklınızda?
-Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk-hırsızlık-rüşvet skandalı için Savcıların hazırladığı fezlekeler konusunda, Çiçek Cemil’in nasıl kıvrandığını
ve fezlekeleri Milletvekillerinden saklamasını hatırlıyor musunuz?
– Türk Devletinin 2 numaralı koltuğunda oturan Çiçek Cemil’den, PKK-BDP’nin yakında ilan edeceklerini söyledikleri “Özerklik” konusunda bir söz işittiniz mi?.
Kendi denetimini ve sağlıklı düşünme yetisini yitirmiş olan Başbakan Erdoğan’ın, Suriye ile savaş çıkarabilmek için hazırladığı tuzakların, kamuoyu tarafından duyulması üzerine, Milli İradenin vücut bulduğu TBMM Başkanı’nın ne düşündüğünü bilen var mı?.
Yargıç güvencesinin olmadığını, Devletin en önemli kurumlarının çok aşındığını söyleyen Çiçek Cemil’in, böyle bir ortamda sağlıklı ve doğru bir seçim yapılıp- yapılamayacağı konusunda bir fikri var mıdır?

Çiçek Cemil’in iddiaları çok ciddidir. Bu iddiaların belgelenmesi halinde,
T.C. Devletini yönetenlerin tümü, dosdoğru Yüce Divan’a giderler.

Şimdi, vatandaşlar olarak bizlerin şu soruyu sormamız, hakkımız değil mi?

* Eyy Çiçek Cemil, siz 12 yıldır devletin tepe noktalarında mı bulunuyorsunuz,
yoksa Köy Merasını koruyan “Kır Bekçisi” görevinde misiniz?
Siz yakınma durumunda değilsiniz. Siz çözüm bulma konumundasınız.
İşaret ettiğiniz bozuklukların sorumlusu, bizler miyiz?

Değerli Okurlar;

Çiçek Cemil, çok iyi koku alan ve kendini sağlama almada çok mahir olan bir siyasetçidir. Erdoğan’ın Türkiye’yi hızla duvara doğru götürdüğünü görmekte olan Çiçek, ileride “Ben demiştim ama dinlemediler” diyebilmek için
bu sözleri söylemektedir.

Türkiye, bu güne dek hep karnından konuşan, milletine doğruları açık ve mertçe anlatmayan korkak siyasetçiler yüzünden çok çekti.
Çiçek Cemil de onların son temsilcilerinden biridir, maalesef.

Benim için bir “Çiçek Abbas”, bin tane Çiçek Cemil’den çok daha değerlidir.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
02 Nisan 2014

SESSİZ ÇIĞLIK EYLEMLERİ ve BAŞBAKAN’IN SESSİZ ÇIĞLIKLARI


SESSİZ ÇIĞLIK EYLEMLERİ ve BAŞBAKAN’IN SESSİZ ÇIĞLIKLARI

Dostlar,

SESSİZ ÇIĞLIK eylemi yurt içinde ve dışında 20’ye yakın merkezde sürdürülüyor..

Bu Cumartesi, 29 Mart 2014 günü, Ankara Sakarya Cd. de 79. kez insanlar

  • özgürlük ve adalet için “sessiz çığlıklar atmak üzere”

gene toplanacaklar..

Balyoz sanıkları – kurbanları hala (ortalama 5 yıldır!) tutsak..

Başbakanın bile itiraf ettiği iğrenç “Kumpas” hala sürüyor..
Olacak gibi değil…
Vicdanlar isyanda..
Vicdanı isyan edenlerden biri de 80’lik delikanlı Em. Öğretmen Seher Yıldırım..
Tarihe not düşmek üzere fotoğrafı aşağıda..

Seher_Yildirim_21.12.13_Sessiz_Ciglik_Mamak
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye artık bu rezil ortaoyununa, Şark kurnazlığı ve ikiyüzlülüğüne son vermeli.

Fakat AKP iktidarından kurtulmadıkça zor görünüyor..

İlk hedef 30 Mart 2014 Pazar günü seçim sandıklarıdır..
Türkiye’ye bunca acı ve zarar veren siyasal kadrolardan kurtulmak üzere.. Demokrasinin restorasyonu dönemini başlatmak üzere..
Başbakan RTE 27 Mart 2014 günü Van ve Diyarbakır  mitinglerinde sesini yitirmişti.. Tuhaf ama çok tuhaf bir ses seçim konuşması yapıyordu TV’de..
Önce “Kim bu kadın??” dedik.. NTV ekranına bakınca malum RTE’yi gördük..
İtiraf edelim, gözlerimize ve kulaklarımıza inanamadık.
TV’mizi silkeleyip – sarstık ses düzeninde bir soru mu var diye..

“Sorun” (!) düzelmeyince bu kez “Kamera şakası” sandık..
Oysa sözler, tarz, saldırı, aşağılama, tehdit-şantaj- korkutma, bağırma, azarlama.. ve bir yığın gerçek dışı propaganda.. Her şey tanıdık ama ses çok ama çok tuhaf bir..
Kadın – çocuk sesi! Kulakları tırmalıyor.. İnanılmaz rahatsızlık veriyor..
Bu ne hırstır, Allah ıslah eyleye.. Bu bir ölüm – kalım seçimi iktidar için..
Çünkü ucunda hesap verme – Yüce Divan var. Korku sağları sarmış..

Son tapelere göre, ülkemizi resmen savaşa sokmanın aşağılık planlarını
doğrudan Devletin tepesindeki yetkililer yapıyor!..
Bu denli gözler kara ve pervasızca. Bu denli utanmazca..
Zerre vatan sevgisi duymaksızın.. Her şey ama her şey iktidar için..
Haydi AKP’nin bakanını ve 2 müsteşarını anlıyoruz..
TSK’nın Gn.Kurmay 2. Başkanı’na ne demeli?
Türk Ordusu, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Peygamber Ocağı nasıl böylesine halkına ihanet eden iğrenç planların içinde yer alabilir??

Bize göre Genelkurmay bu paşanın görevine hemen son vermeli ve
Halkımızdan kurmsal olarak özür dileyerek, ölümsüz başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın izinde olduğu güvencesini Ulusumuza vermelidir. Ya da bu paşa özeleştiri vererek yüce Türk Ulusu’ndan af dilemeli ve emekliliğini istemelidir; artık orada oturamaz ve hele hele daha üst görevlere istekli olamaz, getirilemez; getirilmemelidir.

****

AKP ve RTE çaresiz..
Her diktatör gibi bunlar da gidici..
Yolun sonu göründü. Uzatmalar oynanıyor.
30 Mart 2014 Pazar günü bilinç ve sorumlulukla oy kullanmak
ve sandıklara, oylara, tutanaklara sahip çıkmak üzere..

Türkiye hem kimsenin oyuncağı değildir; hem de sahipsiz değildir!

Kendisine bu kahpece oyunları tezgahlayanlardan yasal hesap sormasını da bilecektir.

Hiç kimse bunları aklından bir an bile olsun çıkarmasın..

Sevgi ve saygı ile.
29 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net