TBMM’de 4 ESKİ BAKAN’ın AKLAMA OYLAMASININ ÇAĞRIŞIMLARI


TBMM’de 4 ESKİ BAKAN’ın AKLAMA OYLAMASININ ÇAĞRIŞIMLARI

AKP kurucularından ve bir zamanlar 2 numara olan eski vekil Dengir Mir Mehmet Fırat‘ın çarpıcı çağrı yazısını sitemizde yayımladık : VİCDANLARA SESLENİYORUM
(http://ahmetsaltik.net/2015/01/21/ahirette-dokunulmazlik-yok/)

Dilerdik bir işe yarasın.. Yaramadı da denemez sanırız.. Ama yetmedi.. 47-48 fire hiç de az değildir. 5-6 eksikle direkten dönmüştür bu 4 talihsiz şaibeli vekil. Bu milletvekillerine teşekkür ederiz.

AKP 312 vekil sahibi.. 48’i düşerseniz 264 kalıyor. Bir de değişik gerekçelerle oylamaya gelmeyen AKP’li vekiller var.. Kritik durumlarda 276’yı bile bulamayacaklarını, belki uygun bir gensoruda düşürülebileceklerini )?!) düşünebiliriz. Erdoğan –ve söylemeye gerek var mı bilemiyoruz?Başbakan olmaya nafile çaba gösteren / göstermeyen A. Davutoğlu
artık topal ördektirler siyasal lüteratürdeki karşılığıyla (lame duck).

Dünya nimetleri daha tatlı geldi bu vekillerin çoook büyük bir bölümüne (250’den fazla..)
Sonrası için Allah kerim.. dediler sanırız. Hac’a giderler, kurban keserler, fitre – zekat verirler, efendime söyleyeyim oruç tutarlar, dua eder ve hocalar tutarak dua ettirirler (!?); “milletvekili kalayım da daha büyük kötülükleri önleyeyim” (!?) diye düşündüklerini ileri sürerek geliştirdikleri psikolojik savunma düzeneklerini kullanarak kendilerini ve rüşvet vererek Tanrı’yı iknayı – kandırmayı denerler (!).. Nasılsa han-hamam bu dünyada kendilerine, gariban Müslümana ise din-iman burada; Ahiret’te Allah kerim..

Muhammet Peygamber yaşasaydı herhalde bu AKP zihniyetini ve şürekasını, İslama şimdiye dek bunlardan çok zarar verenin zinhar çıkmadığını haykırarak bütün gücüyle lanetler, din dışı ilan ederdi.

Önceki günlerde sitemizde “AKP’liler üslüman mı?” başlıklı bir yazı yayımlamıştık (Prof. Örsan K. Öymen, bir kez daha okumanın tam da zamanıdır : AKP’liler_MUSLUMAN_mi.pdf, 18.1.15) Eski AB Bakanı Egemen Bağış “tweet olarak sallıyor bakara-makara” nasılsa!
Bu adam müslüman sayılabilir mi??

Klavyemizden başkaca daha uygun tanımlayıcı – betimleyici sözcükler dökülecek isyanımızı haykırma adına ama, başta Erdoğan olmak üzere AKP’liler dava şampiyonu ve de tazminat zengini... Oysa biraz daha tahammüllü olsalar haklarında toplumdan daha fazla geribildirim alabilecekler. Bundan yoksun kalışları ise dava şampiyonu olmayı seçmelerinin bedeli olmalı.

Başbakan (?) A. Davutoğlu gerçekten çoook zor durumlarda.. Oylama günü kalkıp, hiç de zorunlu olmadığı halde İngiltere’ye gidiyor (kaçıyor desek!?), oylamaya katılmayarak vicdanına ve politik kimliğine bir manevra alanı yaratmaya çabalıyor kendine gelecekte. Öte yandan TBMM’deki talihsiz oylama sonucuna da ister istemez, gönüllü gönülsüz sahip çıkma gereği duyuyor.. Vekillerin özgür iradeleriyle oy kullandıklarını söyleme zorunluluğu duyuyor gerçeği çarpıtarak ve bilinç altını ele veriyor. Tersi çıksa da aynı eylemde olacaktı Davutoğlu emin olunuz.. Bunlar ince diplomasi olmalı, bizim aklımız pek ermiyor!?.. [ Bu arada “diplomasi” sözcüğünün Latince “diplo” (iki, çift) ve “macia” (maske) anlamına gelen 2 sözcüğün bileşiminden oluştuğunu…. anımsamakta yarar var sanırız..]

Bir son nokta çok önemli   :

TBMM üyelerine 3 farklı renkte oy pusulası ve beyaz zarf verildi. Oy pusulaları KIRMIZI, MAVİ ve BEYAZ.. Beyaz zarf içindeki oy pusulasının rengini saklayacak kalınlıkta olmadığı gibi, AKP’li vekillerden daha sonra kullanmadığı 2 oy pusulasını göstermesi  istenerek apaçık bir oy denetimi ve politik baskı uygulanmış olması..

Bu uygulama doğrudan gizli oy – açık sayım döküm ilkesine aykırıdır, Demokrasinin temel ilkelerine, Anayasaya terstir ve AYM’ne taşınırsa iptal nedeni olabilir. TBMM Başkanı Cemil Çiçek neden bu oyunları engellemez, neden koskoca vekiller iradelerine böylesine ağır ve açık ipotek koyan uygulamalara itiraz etmez??

1946 seçimlerinde ilk kez DP de katılmış ve oylar açık kullanılırken sayım-döküm gizli yapılmıştı. Osmanlı’da da böyleydi. DP’liler, sonra AP’liler ve tüm CHP karşıtları bu konjonktürel hatayı acımasızca kullanmışlardır. 12 Eylül Anayasası oylamasında da “hayır” oy pusulaları mavi ve zarflar beyaz, ince – geçirgen idi. Bu son TBMM oylaması ise hepsinin üstüne tuz biber ekmiştir. Vekillere 3 farklı renkte oy pusulası ve beyaz zarf verildiğini, oy pusulalarının KIRMIZI, MAVİ ve BEYAZ renkte olduğunu.. beyaz zarfın içindeki oy pusulasının rengini saklayacak kalınlıkta olmadığını ve de AKP’li vekillerden daha sonra kullanmadığı 2 oy pusulasını göstermesi istenerek apaçık bir oy denetimi ve politik baskı uygulanmış olduğunu yukarıda vurgulamıştık.. AKP’liler ve Davutoğlu komik oluyor! Demokrasimizin bu çocukluk hastalıklarından artık kurtarılması gerek..

*****

Neden AKP’liler bunca korku – panik içindedirler ve yolsuzluk savlarının AYM’de yargılanarak gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemeye çabalamaktadır? Var güçleriyle, Yüce Divan kararının çıkmamasına adeta gövdelerini koymuşlardır. Bu olgu bile tek başına AKP aleyhine bir karinedir. Oysa gerçekten masum iseler, dik durabilir, “korkacak bir şeyimiz yok” derler, “veremeyecek hesabımız da bulunmuyor” derler ve Bay RTE’nin utandıran duygu sömürüsüyle “Allah’tan başka kimseden korkumuz yok, kefeni giydik bu yolda..” diye meydan okuyabilirlerdi. Üstelik AYM, Yüce Divan sıfatı ile yargılamalarında tutuklama kararı da vermiyor, tutuksuz yargılıyordu. Çoğunu AKP’li önceki CB Abdullah Gül’ün atadığı 17 yargıç önüne çıkmaya cesaret edemediler. (Yasaları çiğneyerek hala Huber Köşkü’nde!?) 

Yapamadılar, yapamazlardı çünkü yolsuzluk belgeleri gün gibi somut, açık ve gerçekti.
Cemaat komplosu fetişi – miti yaratılarak arkasına sığınıldı ve mağdur rolü oynandı.
Bu Cemaat neymiş ki; 12 yıldır iktidarda olan, kahir çoğunluğu ile TBMM dahil Devletin
tüm birimlerini ele geçirmiş ve demir yumrukla yöneten AKP iktidarına komplo kurabiliyor? Yoksa, çıkar çatışması – iktidar kavgası çıkıp yollar ayrılınca Cemaat, –dış destekle edindiği?– elindeki “gerçek” kozlardan en esaslılarından birini mi çekti?! Ve AKP, 3 günde, “şüpheli” sıfatıyla  ifadeye çağrılan MİT Müsteşarı için TBMM’yi itibarsızlaştırarak “özel yasa” çıkarmak dahil, savunma için acil Majino hatları mı döşedi?

Zaman, bugün örtülen vahim gerçekleri hiç ama hiç kuşkunuz olmasın, öyle çok da gecikmeden ortaya dökecek ve ilgililerinden suç ve dava zaman aşımı oluşmadan yasal hesabı sorulacaktır.

Topluma karşı haksızlık öyle büyük ki, en azından böyle olması gerek ve şart!
Yoksa düzenin – evrenin adalet üzre durduğu (durmadığı??!!) gerçeği bile sorgulanacak!

Sevgi ve saygıyla.
21.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Meclis’te Atatürk’ün ‘Harf Devrimi’ne hakaret


Meclis’te Atatürk’ün ‘Harf Devrimi’ne hakaret

Prof. Ömer Tuğrul İnançer, TBMM çatısı altında
Atatürk’ün ‘Harf Devrimi’ için ‘köpekleştirme’ dedi.

Daha önce “Hamile kadınlar sokağa çıkmasın” sözüyle tepki çeken
Ömer Tuğrul İnançer, TBMM çatısı altında katıldığı bir konferansta
Atatürk’ün 1 Kasım 1928’de yaptığı “Harf Devrimi” için;

  • “İnkilap mı? İnkilap ne demek biliyor musunuz? ‘Köpekleştirme’ demektir.
    Bu memlekette inkilap  (köpekleştirme) yapılmıştır.”
     dedi.

TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı’ndan “Konferansın konusuyla bağlantılı olmayan ifadeler, tamamen  şahsi değerlendirmelerini yansıtmaktadır.” açıklaması yapılırken CHP’den sert tepki geldi.

TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı’ndan yapılan açıklamada personelin mesleksel
ve kişisel gelişimini sağlamak üzere çeşitli eğitim programları ve konferansların düzenlendiği bildirildi. Açıklamada, İnançer’in Hz. Mevlana konusunda
“en yetkin fikir adamlarından biri olduğu” ifadesi kullanılarak davet edildiği anlatıldı.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Prof. İnançer’in sözlerine sert tepki gösterdi.
Altay, şunları söyledi:

  • “Türkiye’de 90 yıl geçmesine karşın hâlâ Cumhuriyeti içselleştiremeyen bir kesim var ve iktidar partisi bu kesimin odak merkezi. Meclis Başkanı’na bu konferansı
    ve neden bu adamın çağrıldığını soracağız. Soruşturma talep edeceğiz. Modernleştirme karşıtı, Türkiye’yi bin yıl geriye götürmek isteyen bir sapkın adam. Böyle bir adama Meclis’te konferans verdirilmesi, konuşturulması Meclis’e sürülmüş kara bir lekedir. Bundan Meclis Başkanı sorumludur.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/157695/Meclis_te_Ataturk_un__Harf_Devrimi_ne_hakaret.html

*****

Dostlar,

Bu haber üzerine, dostumuz E. Öğretmen Sayın Mehmet Ayhan
aşağıdaki değerlendirmeyi yaptı :

  • Köpekleşmek / İnsanlaşmak nedir ?
  • Dilimizi kullanmaktan uzaklaşmak iyi değildir. Kaş yapayım derken
    göz çıkarılabilir. İNSANLAŞTIM demek isterken KÖPEKLEŞTİM diyebilirsiniz… Hazır TÜRKÇEMİZ varken ve iletişim için son derece kullanışlı ve yeterli iken Arapça ve Osmanlıca peşinde koşmak niye ! Arapça İNKILAB sözcüğü,
    “Değişme – Dönüşme”, ulantılı olarak ” devrim- gelişme- donanım- fazıl fazilet- erdem” vb. kavramlarla, insanın ilkellikten yüceliğe doğru gelişmesini amaçlayan anlam ve eylemleri bilmez anlamaz da, Arapça 
    ( Kelp=Köpek ) sözcüğünden türeyen ve İ harfiyle söylenen ve yazılan “İnkİlap” biçiminde kullanırsanız,
    haliyle “Kelpleşmiş- Köpekleşmiş” olursunuz. En iyisi, 
    yanılgıya ve yanlış kullanımlara düşmemek için , İnsanımızı okur yazar ve aydınlanmacı
    beceriye kavuşturan YAZI DEVRİMİNİ benimseyelim.. M.A.”

*****

Yıllar önce bir TV programında (FLASH TV, Günün Getirdikleri 07.05.09 veya
Ankara Günlüğü 18.06.2006) canlı yayın sırasında, konuşmacılardan biri olan
Sn. Emin Şirin‘i uyarmıştık. Aynen Devrimlerin karşıtı zırvalar dile getiren adı geçen kişi gibi kullanıyordu sözcüğü; “inkilap” diyordu.. “Atatürk ilke ve inkilapları..”
Bu Arapça (Farsça?) sözcüğü yanlış kullandığını ve hiç istenmeyen çok rahatsız edici anlamı olduğunu söylemiştik. En iyisi Türkçe karşılığı güzelim “Devrim” sözcüğünü kullanmasının yerinde olacağını belirtmiştik..

Sayın Şirin, “inkilap” sözcüğünün tahatsız edici anlamını açıklamamız konusunda
ısrar edince bu sözcüğün “kelpleştirme – köpekleştirme – kelpe/köpeğe dönüştürme” anlamına geldiğini, o sözcüğünün doğrusunun in-kI-lap” olduğunu belirtmiştik.
Sn. Şirin çok şiddetli tepki göstererek canlı yayını terk etmek istemiş,
program yürütücüsü zorlukla engelleyebilmişti?!

Bu aşırı tepkiyi bu gün bile anlamakta zorlanıyoruz. Çarpıcı yanılgınızı görmekten, öğrenmekten memnun olursunuz, dinleyiciden özür dilersiniz hatta olgunluğunuzun göstergesi olarak size bu açıklamayı yapana da teşekkür edersiniz..

*****
Atatürk Devrimlerine dil uzatan gerici kafa İnançer,
aslında ne denli bilgisiz olduğunu da ortaya koyuyor bu söylemiyle..

TBMM çatısı altında bu kişiye konferans verdirilmesi asıl ürkünç olanıdır.
TBMM Başkanlığının açıklaması üzüntümüzü daha da büyütmektedir.
Gerekli soruşturmanın yapılmasını, İnançer’in hakettiği yasal yaptırımı
görmesini istiyoruz. Bu görev Cumhuriyetin savcılarınındır.

Konferansı düzenleyenlerin de TBMM Başkanı Cemil Çiçek tarafından
disiplin yaptırımına uğratılması gerekir..

Benzer olaylar hiç olmazsa yüce Meclis çatısı altında yaşanmamalıdır.

Sevgi ve saygıyla.
08.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Güncelleme                  :

08.08.2014 günü öğreniyoruz ki, Umman’da bulunan TBMM Başkanı Sn. Cemil Çiçek soruşturma talimatı vermiş TBMM Genel Sekreterine ve değerlerimizin hele hele
TBMM çatısı altında aşağılanmasına izin veremeyeceklerini belirtmiş..

Çok sevindik.. Umarız bu gerici kişi, Atatürk devrimlerini çarpıtan üstelik de Prof. olan bu kişi hak ettiği hukuksal yaptırımı görür.. Prof. ünvanı sahibi de olduğuna göre,
“inkİlap”“inkIlap” farkını mutlaka biliyordur.. Kasır vardır söyleminde..
bilinçli aşağılama..

Bu kişi emekli mi, hale çalışıyor mu bilemiyoruz.. Çalışıyor ise YÖK Başkan Vekili,
“Alo Fatih” in ağabeyi Prof. Yekta SARAÇ bir işlem başlatmayı düşünür mü??

2547 sayılı YÖK yasası md. 4/a:

Yükseköğretimin amacı:

  1. Öğrencilerini;
  1. ATATÜRK inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı,…. vatandaşlar olarak yetiştirmek.. diyor..

    Aynı yasa;

    Madde 5: Ana ilkeler

    Yükseköğretim, aşağıdaki “Ana ilkeler” doğrultusunda planlanır, programlanır ve düzenlenir:

    1. Öğrencilere, ATATÜRK inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda
      ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı hizmet bilincinin kazandırılması sağlanır.

    Prof. Ömer Tuğrul İnançer bu yasa maddesinin gereğini yapabilir mi, yapar mı??
    Yasanın bu buyurucu (emredici) hükümlerinden haberli midir? Haberli olmaması düşünülebilir mi?? Düşünülemezse Bay İnançer bu cesareti nerden almaktadır??

Kaygılarımızla..

Sevgi ve saygıyla.
08.12.2014, Ankara, 14:24

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

6552 SAYILI TORBA YASAYLA 4857 SAYILI İŞ YASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER ve İŞÇİ SAĞLIĞI – İŞ GÜVENLİĞİNE YANSIMASI..

 

6552 SAYILI TORBA YASAYLA 4857 SAYILI İŞ YASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER ve İŞÇİ SAĞLIĞI – GÜVENLİĞİNE YANSIMASI..

 

Dostlar,

AÜTF (Ankara Üniv. Tıp Fak.) D6 (son sınıf İntörn Doktorlar) öğrencilerimizle her ay Halk Sağlığı stajı sonunda yaptığımız seminer içeriklerini sizlerle paylaşıyoruz..

Eylül 2014 içinde birlikte çalıştığımız

İnt
. Dr. Özge KİTAPÇI ve İnt. Dr. Anıl Bahtiyar KİŞİN güncel bir konuyu çalıştılar..

  • 11.9.2014’te RG’de YAYIMLANAN 6552 SAYILI TORBA YASAYLA 4857 SAYILI İŞ YASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER ve İŞÇİ SAĞLIĞI –
    İŞ GÜVENLİĞİNE YANSIMASI..

Bu çalışmayı, yoğun 35 yansı ile PDF görselleri olarak izlemek için
lütfen tıklar mısınız??

6552_sayili_Yasa

Bu “TORBA YASA” Soma maden faciasının 301 kurbanın geride kalanlarına akçal destekler ve ek sosyal haklar sağlama amaçlı idi..

Ancak neler neler bu “Torba” ya katılmadı ki!
140 maddeyi aştı..
Kırkambar oldu.. Vergi afları, cezaların silinmesi…6552’nin gerekçesi
TBMM Başkanı Cemil Çiçek dün patladı ve bu TORBA YASA saçmalğına bir son verilmesi gerektiğini belirtti.. Hukukun kalitesini kalmadığını vurguladı.
Son bulsun artık.. dedi.

Yasanın yönetici özetini de sunuyoruz :

6552_Sayili_Yasa_Yonetici_Ozeti

Ve son olarak da yasanın gerekçesini..

6552’nin gerekçesi

Yararlı olmasını dileriz..

Sevgi ve saygı ile.
30 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

İlhan TAŞÇI : YSK Başkanı’nı tanıyalım

YSK Başkanı’nı tanıyalım

PORTRESI

İlhan TAŞÇI
http://www.karsigazete.com/ysk-baskanini-taniyalim-makale,301.html, 11.4.14

 

 

30 Mart’ta (2014) gerçekleştirilen seçim sonuçları hemen hemen bütün bölgelerde kesinleşti. En son kesinleşen büyükşehir ise Ankara. Elektrik kesintisinin, gece yarısı bakanların YSK’yı ziyaret etmelerinin gölgelediği seçim sonuçlarına itirazlar için
YSK Başkanı Sadi Güven, “kimsenin tedirgin olmaması” çağrısı yaparak,
kendilerine güvenilmesini istemişti.

Sonuç, CHP’nin yaptığı tüm itirazları YSK reddederek, kendi açısından
son noktayı koydu. CHP’liler de YSK’yi “siyasal etkiyle” karar vermekle suçladı.
Eleştirilerin hedefındeki YSK’nın Başkanı Sadi Güven, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin‘in Adalet Bakanlığı dönemlerinde müsteşar yardımcılığını yapan ad.

Yaklaşık üç yıl boyunca Adalet Bakanlığı bürokrasisinde görev alan Sadi Güven,
2008’de Yargıtay üyeliğine seçildi. Ardından da Yargıtay kontenjanından YSK üyeliğine seçilen bir yargı bürokratı O.

Sadi Güven’in meslek kariyerindeki sıçramalann AKP dönemine rast gelmesi, başkanlığını yaptığı kurulun “siyasal etki altında” kaldığı anlamına elbette gelmez.

Yalnızca “Acaba mı?”, sorusunun çengelini sallandınp durur.

Aman Türkiye bilmesin! Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler arasında gerçekleşen Suriye’ye yönelik olası bir müdahale ve savaş senaryosuna ilişkin görüşme YouTubedan yayına sokulmuştu.

Bunun üzerine Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi de “devlet sırlarının ifşasının önlenmesi” gerekçesiyle YouTube‘a erişimin yasaklanmasına karar verdi.
Aynı mahkemelerin yasak kararlarını kaldırmasının ardından Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (TİB) gece yarısı yazılı bir açıklama yaptı.

Medeni, YouTube’a erişimi kestik ama hele bir sorun niye kestik. Sonra da sordukları soruya yazılı açıklamalarında kendileri yanıt verdi: “…Söz konusu içeriklerin bir kısmı hâlâ ilgili internet sitesinde yayımlanmaya devam ettiğinden…” Yani, yasağa devam kararının nedeni devlet sırlarının hâlâ sitede yer alması. Tüm dünyanın YouTube’da rahatlıkla ulaşabildiği, izlediği, dinlediği ve duyduğu ortada.
Dünya âlem Türkiye’nin ulusal güvenliğine ilişkin meseleyi bilsin,
erişsin ama Türkiye’de kimseler duymasın.

Peki, duymasın da, Ziya Paşa’nın ünlü terkib-i bendiyle sormazlar mı?

  • “Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?”

MİT fırının karşısına taşındı! MİT’in yeniden yapılandırılmasını içeren yasa teklifi, TBMM Genel Kurulunda kavga gürültü arasında görüşülmeye devam ediyor.

Teklifin bu denli tepki çekmesinin öncelikli nedeni, teşkilatın başındaki ad
Hakan Fidan’ın devletin ulusal güvenliği konusunda Başbakan Tayyip Erdoğan ile paralel bir anlayışı yürütüyor olması.

  • Teklifin içeriğine bakıldığında MİT’e olağanüstü hatta Gestapo dönemini andırır türden yetkiler tanındığı açık!

Örnek mi? MİT, dış güvenlik, terörle mücadele ve ulusal güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulunca verilen altını çizelim “her türlü” görevi yerine getirecek!
Denilebilir ki, Bakanlar Kurulu kanunsuz emir mi verecek?
Hukuk devletinde kişiler ve niyetlerle değil, kurallarla ilerlenir.

Hele ki o Bakanlar Kurulunun üyelerinden birisi emrindeki valiye bir gazeteci için “Mahkeme kararına gerek yok. Kapısını kırın, o adamı alın” diyebiliyorsa,
hızını alamayıp, buna savcının direnmesi durumunda, “Savcıyı da alın” talimatı verebiliyorsa…

Orada bir durmakta yarar var. Zira verilebilecek olası öbür talimatları düşünmek bile ürkütücü.

Türkiye, bir istihbarat devletine dönüşme riskiyle karşı karşıya…

ÇİÇEK CEMİL

portresi3

ÇİÇEK CEMİL

Rifat Serdaroglu

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Fikret Bila ile yaptığı görüşmede ilginç şeyler söyledi. 2002’de (AS: 28.11.2002’de güvenoyu aldı) başlayan AKP dönemi incelenirken,
Cemil Çiçek bu süreçte önemli sorumluluklar yüklenmiş bir figür olarak,
ayrıca araştırılmalıdır.

Çiçek;
Mahkemelerin Bağımsızlığının güvencesini sağlayan Anayasanın 138 inci maddesinin fiilen yürürlükten kalktığını, 30 Mart Yerel Seçimleri nedeniyle EMNİYET- YARGI- GÜVENLİK BÜROKRASİSİ- HSYK gibi kurumların
çok ciddi olarak aşındığını söyledi…

Çiçek, 2002 Kasım – 2007 Mayıs arasında Adalet Bakanlığı yaptı. 2011 yılına dek Başbakan Yardımcılığı görevinde bulundu. 2011 yılından bu yana da TBMM Başkanı olarak, T.C. Devletinin 2 numaralı koltuğunda oturuyor.

Türkiye’nin artık bir Hukuk Devleti olmadığını,
Emniyet-Yargı-Güvenlik Bürokrasisinin-HSYK’nın çok ciddi olarak aşındığını söyleyen ağız, 12 yıldır Türkiye’nin ve ülkeyi tek başına yöneten AKP’nin tepe noktalarında bulunan bir hukukçudur! Türk Milletine yakındığı hukuksuzluğun ve güçler ayrılığı ilkesini çiğnenmesinin 1. derecede sorumlusu olan Erdoğan’ın dizinin dibinde oturmaktadır!

Türkiye’nin 12 yıllık AKP yönetiminde yaşanan tüm hukuksuzlukların- yanlışlıkların- yolsuzlukların ya içinde olan ya da haberdar olan Çiçek Cemil’in
şimdi konuşmasının arkasındaki gerçek niyet nedir?

– Sizler, Deniz Feneri Davasında görev yapan Cumhuriyet Savcılarının, görevden alınmaları ve davanın hala sürüncemede bırakılması hakkında Çiçek Cemil’den
tek söz duydunuz mu?
Uludere Katliamı hakkında Çiçek Cemil tarafından söylenmiş bir sözcük var mı aklınızda?
-Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk-hırsızlık-rüşvet skandalı için Savcıların hazırladığı fezlekeler konusunda, Çiçek Cemil’in nasıl kıvrandığını
ve fezlekeleri Milletvekillerinden saklamasını hatırlıyor musunuz?
– Türk Devletinin 2 numaralı koltuğunda oturan Çiçek Cemil’den, PKK-BDP’nin yakında ilan edeceklerini söyledikleri “Özerklik” konusunda bir söz işittiniz mi?.
Kendi denetimini ve sağlıklı düşünme yetisini yitirmiş olan Başbakan Erdoğan’ın, Suriye ile savaş çıkarabilmek için hazırladığı tuzakların, kamuoyu tarafından duyulması üzerine, Milli İradenin vücut bulduğu TBMM Başkanı’nın ne düşündüğünü bilen var mı?.
Yargıç güvencesinin olmadığını, Devletin en önemli kurumlarının çok aşındığını söyleyen Çiçek Cemil’in, böyle bir ortamda sağlıklı ve doğru bir seçim yapılıp- yapılamayacağı konusunda bir fikri var mıdır?

Çiçek Cemil’in iddiaları çok ciddidir. Bu iddiaların belgelenmesi halinde,
T.C. Devletini yönetenlerin tümü, dosdoğru Yüce Divan’a giderler.

Şimdi, vatandaşlar olarak bizlerin şu soruyu sormamız, hakkımız değil mi?

* Eyy Çiçek Cemil, siz 12 yıldır devletin tepe noktalarında mı bulunuyorsunuz,
yoksa Köy Merasını koruyan “Kır Bekçisi” görevinde misiniz?
Siz yakınma durumunda değilsiniz. Siz çözüm bulma konumundasınız.
İşaret ettiğiniz bozuklukların sorumlusu, bizler miyiz?

Değerli Okurlar;

Çiçek Cemil, çok iyi koku alan ve kendini sağlama almada çok mahir olan bir siyasetçidir. Erdoğan’ın Türkiye’yi hızla duvara doğru götürdüğünü görmekte olan Çiçek, ileride “Ben demiştim ama dinlemediler” diyebilmek için
bu sözleri söylemektedir.

Türkiye, bu güne dek hep karnından konuşan, milletine doğruları açık ve mertçe anlatmayan korkak siyasetçiler yüzünden çok çekti.
Çiçek Cemil de onların son temsilcilerinden biridir, maalesef.

Benim için bir “Çiçek Abbas”, bin tane Çiçek Cemil’den çok daha değerlidir.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
02 Nisan 2014