Necati DOĞRU : Tekirdağ suspus!

Tekirdağ suspus!

Necati DOĞRU
SÖZCÜ, 17 Ağustos 2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kamyon sahipleri, nakliyeciler, liman emekçileri, esnaflar, muhtarlar, sanayiciler, tüccarlar, belediye başkanı, vali, kaymakamlar, belediye meclis üyeleri, işçi sendikaları, memur örgütleri, sivil toplum kurumları, sanayi ve ticaret odası başkanları, organize sanayi bölgesinde imalatçılar, şehirde yaşayan avukatlar, mühendisler, mimarlar, öğretmenler, imamlar, cami cemaati, akşamcılar, çevrede bağ sahibi üzüm üreticileri, Tekirdağ’ın önde gelenleri hepsi suspus, sessiz.
Önce parçalandı.
Parça parça içi boşaltıldı.
Sonunda Tekirdağ Valisi’ne “Tekirdağ İçki Fabrikamız 14 Ağustos 2017 tarihinde tüm faaliyetleri sonlandırılmak suretiyle kapatılacaktır” yazısı geldi.
Bu fabrika efsaneydi.
Yapıncak, Semillon, Gamay, Cinsault üzüm çeşitleri bu  bölgede yetiştiği için fabrika 1943 yılında “Tekirdağ Rakı Fabrikası” TEKEL idaresince devlet eliyle kurulmuştu.
TEKİRDAĞ  kapandı.
TEKİRDAĞ, suspus!
* * *
Diego şirketinin adı Türkiye’nin gazete arşivlerine “İthalat vurguncusu- Vergi kaçakçısı” iddialarıyla girmişti. Bu iddiaları belgeleriyle dile getiren gazete haberlerinde yabancı içki şirketlerinin, Türkiye’de gümrüğü ayarlayarak (kuşkusuz rüşvetle) ülkeye ithal yoluyla soktukları viski, şarap, cin, votka gibi içkilerin fatura değerini düşük gösterip vergi kaçırdıkları anlatılıyordu. Gümrükleri denetleyen dürüst, temiz süt emmiş müfettişler, belgelemişler ve Diego şirketinin “300 milyon doları geçen” miktarda vergi kaçakçılığı yaptığını ortaya koymuşlardı. O dönemde İngiliz Başbakanı Tony Blair, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup yazıp, “Diego’nun gümrük vergi cezasının affı için yardımınızı bekliyorum” demişti. Blair, bir geceliğine sessizce Ankara’ya gelip dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile de görüşmüştü. Sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “6111 sayılı torba kanunun içine gümrük vergisi cezalarının yeniden yapılandırılması” diye bir madde gece vakti girmişti. Dönemin CHP Milletvekillerinden Selçuk Ayhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘a “6111 sayılı torba kanunu ile Diego’nun MEY’i (TEKEL’in 17 fabrikasını ilk alan yerli dörtlünün kurduğu şirket) almasında ödemediği vergi, resim ve harçların pazarlığı mı yapıldı” diye bir soru önergesi vermişti.
İşte Diego!
* * *
TEKİRDAĞ Rakı Fabrikası, diğer 16 fabrika ile birlikte “tam bir yeni emperyalist soygun örneği” olarak TEKEL’in yani devletin mülkiyetinden alınıp İngiliz içki şirketi Diego’nun eline geçirilmişti. 17 fabrika, 100 milyon dolarlık hazır stokları, 30 milyon dolar değerinde satışa hazır şişelenmiş- etiketlenmiş içki kolileri, kıdem tazminatı yükü sıfırlanmış işçileriyle sadece 292 milyon dolara Limak-Özaltın-Çarmıklı-TÜTSAB adlı “DÖRTLÜ” ye satıldı. Bu 4 yeni yerli şirketin içinde TÜTSAB, sonradan bir dönem CHP milletvekili seçilen Mehmet Ali Susam adlı biri tarafından kurulmuştu. Tam o sırada emekliliğini isteyip TEKEL Pazarlama ve Dağıtım Genel Müdürlüğü görevinden ayrılan Gürkan Suner de işte bu TÜTSAB’a genel müdür olmuştu. TÜTSAB ile diğer 3 müteahhitlik şirketi MEY adlı yeni bir şirket kurdular ve MEY’in genel müdürlüğüne de yine TEKEL Alkollü İçkiler Müessese Müdürü iken aniden emekli olan Esen Atay’ı transfer ettiler. DÖRTLÜ, 292 milyon dolara aldıkları TEKEL’in 17 fabrikasını, bir çivi bile eklemeden, 820 milyon dolara Amerikan şirketi Texas Pacific’e sattılar. O da 17 fabrikayı 2,5 milyar dolara Diego’ya aktardı.
Diego da 7 yıl çalıştırdı
Şimdi kârlı değil dedi.
TEKİRDAĞ Rakı’yı kapattı ve şehrin merkezinde kalmış 102.5 dönümlük değerli arazisi üzerinde rezidans ile lüks konutlar yapılması planına geçildi. Tekirdağ Rakı’nın devletin elinden özelleştirme adıyla alınması, yabancıya aktarılması, kapanması, arazisine rezidans dikme planı yeni emperyalistler ile yeni yerli işbirlikçilerinin parlak bir başarı hikayesi (!) oldu.
TEKİRDAĞ suspus!
=================================
Dostlar,

Türkiye İçin İçin Kaynıyor – Yanıyor!

Sayın Doğru’nun KOMİSYONCUbaşlıklı yazısı da çooook başarılı.. (SÖZCÜ, 16 Ağustos 2017, biz e 20.08.2017 günü sitemizde yayınladık;
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/necati-dogru/komisyoncu-1975097/)

  • Türkiye, Osmanlı’nın son dönemlerinde bile bunca vahşi ve gözü doymaz bir ”iştah” (!) ile talan edilmemişti.

Osmanlı Padişahı 1. Abdülmecit, altı milyon altın borç alarak Boğazı doldurarak Dolmabahçe sarayını yaptırmıştı (1853-56 arası). 1856’da da Osmanlı Devleti Batı dayatması ‘‘Islahat Fermanı’‘nı kabul etmek zorunda bırakılmıştı. Borçla saraylar yaptıran bir devletten ne beklenebilir ki? 1839’da Batı’nın ‘‘Tanzimat Fermanı’‘ ile ”Tanzim” ettiği (düzenlediği) Osmanlı devleti, 17 yıl sonra bu kez ”Islahat Fermanı” ile ‘ıslah’ ediliyordu (terbiye, düzeltme). Ders aldı mı Osmanlı?? Ne gezer! Borçlanmaya devam.. 1876 1. Meşrutiyeti 2. Abdülhamit’in 2 yıl sonra Osmanlı-Rus savaşını bahane ederek askıya almasından (1878) 3 yıl sonra ise Osmanlı İFLASINI İLAN EDECEK 1881’de ”Hasta Adam”ın tüm maliyesine İngiltere – Fransa – İtalya el koyacak ve ‘Düyun-u Umumiye’ rejimi başlayacaktı. Meclis-i Mebusan tatilde idi ve Osmanlı Devleti ne denli borçlu olduğunu bilmiyordu, kayıt tutulmamıştı! Bu hesabı İngiliz-Fransız-İtalyan maliye komiserleri çıkardılar. O komiserler ki, tüm vergileri topluyor, önce borç taksitlerini alıyor, Osmanlı’ya ölmeyecek denli bırakılıyordu. Bütçeyi onlar yapıyordu.. kitleler hızla yoksullaştırılıyordu ama Emperyalizm, işbirlikçisi Padişahları Sarayda tutuyordu.. 

Günümüzde bir ”Faiz Dışı Fazla” masalı var.. Halk hatta çoğu okumuş bile anlamasın diye.. Bütçeden önce devlet borçlarının faizi ayrılıyor..  2017 bütçe gideri 645, gelirler 587, Faiz 57.5, Sağlık Bakanlığı 32, Diyanet 6.9, Savunma ve güvenlik 70 milyar TL.. Bütçenin yaklaşık 1/10’u faize gidiyor. Bu düşüldükten sonra da kalan bütçeden kısıp borç ana parası ödemek gerek; bunun da adı ‘Faiz Dışı Fazla” oluyor. Ulusal gelirin %5’inin altına inmemesini istiyor IMF! Bu da Bütçenin %20’si, 1/5’i demek.. Bir de israfları… buraya yazamadığımız kalemleri (suç olur!) eklersek, geriye kamu hizmetlerine para kalmıyor. İstenen de bu.. Devlet her şeyi özelleştirsin = leş fiyatına yerli – yabancı sermayeye komisyonlarla peş keş çeksin; ağır ve adaletsiz vergileri halkın sırtında sopalı tahsildar gibi toplasın ama kamu hizmeti de vermesin! Bu hizmetler yandaş şirketlere – vakıflara bırakılsın ve halk tüm kamu hizmetlerini ayrıca bedel ödeyerek satın alsın!

Oysa Mustafa Kemal Paşa, ülkenin Mondros Silah Bırakışması (Mütarekesi) ile idam sehpasına çıkarılmasından sonra (30 Ekim 1918), ardından SEVR ile idamından sonra (10 Ağustos 1920) tüm Kurtuluş Savaşını 23 Nisan 1920’de açtığı Büyük Millet Meclisi ile yürütmüştü.. 2. Abdülhamit despotizminin – istibdadının tam tersine! Bu Halk Meclisi Osmanlı’yı bitiren Sevr Anlaşmasını geçersiz saymış, imzalayanları (son Padişah Vahdettin!) da vatan haini ilan etmişti!
******
Niyetimiz Osmanlı tarihi yazmak elbette değil.. Ama son yılların Türkiye’sinin giderek Hasta Adam Osmanlı Devleti’nin son çökme – çökertilme / parçalanma yıllarına ne yazık ki ne çok benzediğini sergilemek için yazdık..

Bir ülkenin 15 yılda toplam (iç + dış) borçlarının en az 3 katına çıkması durumunda (AKP iktidar olduğunda Kasım 2002’de Türkiye’nin toplam borcu 221 milyar $ idi; günümüzde 3 katından daha çok!) o ülke ve yönetimi için ne düşünülebilir, geçelim orta – uzun erimi, yakın gelecek için ne öngörülebilir??

İşte Türkiye, tüm zamanların en kötü yönetimiyle, başta özelleştirme talanıyla…..

Osmanlı’nın sonuna doğru sürükleniyor..

Yalnız Tekirdağ değil, Türkiye suspus!

OHAL altında inletiliyor ülke; ağzını açan kodeste! Hapishanelerde 200 binin çok üstünde insan var.. 1/4’ü, 50 binden çoğu son 1 yılda FETÖ gerekçesiyle içeri tıkıldı.. (38 bin hükümlü İnfaz Yasası değişikliğiyle örtük – kesimsel af ile çıkartılarak yer açıldı önce..) Osmanlı’nın son dönem hatalarını yineleyerek farklı bir sonuç elde edebilir misiniz; yoksa benzer sonuçlara mı erişirsiniz??

Türkiye ve AKP = R TE, köktenci bir rota değişikliği çoook geç kalmakta. Oysa Devletin sağkalımı için beka refleksi ile ülke için için kaynamakta – yanmakta. Bunu da mı görmüyorsunuz eyy gafiller – sapkınlar ve hainler!?

Ne Tekirdağ ne Türkiye sus pus gerçekte.. İçin için kaynıyor ülke..
Biz kendi adımıza Tekirdağ’dan bir sada yükseltiyor hatta çığlık atıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

ANLI ŞANLI 15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ

ANLI ŞANLI
15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ 

Anlı şanlı 15 Temmuz 2016 darbe girişimi gündeme lök gibi oturmuşken / oturtulmuşken,
biz geçmişe giderek belleğimizi ve arşivimizi yokladık.. Neden??

“15 Temmuz”
 öncesine, onu hazırlayan ortam ve koşullara dikkat çekmek için..
Yakın tarihte güdülen dinci – gerici – dış güdümlü uydu politikalar ve vahşi kapitalizm değil midir ki; ülkemizin bataklık ortamını hazırlamış, insanımızı deyimi yerinde ise tam anlamıyla “çürütmüş” ve yozlaştırmıştır..

1950’lerden beri tarikat ve cemaatlar, sağ iktidarların kucağında beslenip büyütülmüşlerdir. Darbe girişiminden sorumlu tutulan dinci – gerici – maşa FETÖ cemaat yapılanması, özellikle son 14 yılda AKP şemsiyesi altında olabildiğince korunup kollanmıştır. Dahası, iktidara birkaç Bakanlık bile verilerek ortak edilmişlerdir! Erdoğan, 17/25 Aralık 2013’te Cemaatın kendisini ve AKP’yi tasfiye ederek iktidara tek başına el koymak istediğinde, oyun, sanırız dış güdümlü olarak bozulmuştur. O günlerde Erdoğan,

“Ne istediler de vermedik?”

diye kamuoyu önünde Cemaat’e serzenişte (!) bulunmuştur. Daha da açık ederek, 18 üniversiteyi kendilerine verdiklerini itiraf etmiştir! Bu gün (23 Temmuz 2016) RG’de yayımlanan AKP OHAL’inin ilk Yasa Gücünde Kararnamesi ile (667 sayılı) Cemaatin kapatılan 15 üniversitesinin listesini görüyoruz!

*****
Şu haberi arşivlerden çekip anımsayalım :

Erdoğan’dan bir büyük çelişki daha!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Belediye Başkanları ile yaptığı toplantıda yine büyük bir çelişkiye imza attı. Başbakan Erdoğan Daha önce “Beraber yürüdük biz bu yollarda” dediği Cemaat için, “İnsan yetiştirdiklerini söyleyenler nasıl bu kadar siyasetin içine girebilir?” dedi. Ancak Erdoğan Cemaate yakın olduğu bilinen kişileri kendi partisine sokmuş, 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu sonrasında bu vekiller istifa etmişti. Erdoğan Belediye Başkanlarından, Cemaate verilen binaların da geri alınmasını istedi. Erdoğan’ın ‘Ne istediler de vermedik?’ sözleri de bu konuşmayla gerçeklik kazanmış oldu. (http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/81635/Erdogan_dan_bir_buyuk_celiski_daha_.html, 11 Haziran 2014, Cumhuriyet haber kapısı – portalı)

*****

Dolayısıyla, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin faturasının son 60 yılın zaman bakımından oransal olarak en azından 1/4’ü AKP – RTE’nin sorumluluğundadır. Ancak geçmiş hiçbir iktidar döneminde bu Cemaata destek kapsam ve düzey olarak AKP – RTE’nin desteğine ulaşmamıştır! Şimdi suret-i haktan geçinmeye çalışmak, mağduru oynamak yüz kızartıcı, mide bulandırıcıdır.

Saptanabildiği kadarıyla 246 masum insanımız telef olmuştur (darbecilerden ölenler dışında).
PKK ile savaşımın başlatıldığı 24 Temmuz 2015’ten bu yana 600’e varan şehidimiz vardır.
AKP’nin de beslediği IŞİD saldırıları ile yüzlerce insanımız kitlesel terör eylemleriyle yaşamdan koparılmıştır.

14 yıla varan AKP yönetiminde yüzlerce faili meçhul cinayet vardır..

Ülkemizde hiçbir iktidar döneminde bunca çok insanımız ölmemiştir.
Toplum, bilinçli politikalarla adeta sersemleştirilmiş, alıklaştırılmıştır; şiddetle teslim alınmaya çalışılmıştır.

Özellikle Milli Eğitimde gençleri dincileştirici yobaz – batak eğitim belirleyicidir.

O tarikat – cemaat senin, bu tarikat – cemaat benim sefil politikasının ürünüdür 15 Temmuz!

Oysa insanımızı insanlaştıran laik – bilimsel – sorgulayıcı – kamusal – karma – uygulamalı, çağdaş eğitim programları izlenseydi bu bataklık ortamı oluşabilir miydi? En büyük yatırım 2 zıt anlamıyla da insana değil mi??

Yineleyelim, Büyük ATATÜRK‘ün en önemli sözlerindendir :

– En gerçek tarikat (yol) UYGARLIK yoludur..

*****

Nedense bize her şey şu acı ibretleri anımsatıyor                        :

– 1933; Almanya’da Hitler’in Alman Parlamentosu Reichstag’ı yaktırması ve
ertesi sabah büyük gözaltı ile ne denli karşıtı varsa derdest etmesi..

– 1955, 6-7 Eylül rezaletinde Menderes ve DP’nin İstanbul’daki Rum azınlığa kanlı tezgahı..
– 12 Mart 1971 öncesinde Marmara araba vapurunun batırılması ve olayın solculara yıkılması..
– 12 Mart 1971 darbesini yapan dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Memduh Tağmaç’ın
“Sosyal gelişmeler ekonomik gelişmenin önüne geçti.. Bu 1961 anayasası ülkeye bol geliyor..”
deyişini ve dünyaya örnek 1961 Anayasası’nın güzelim 35 maddesinin sıkıyönetim altında değiştirilerek bu Anayasanın iğdişleştirilmesini..
– 12 Mart 1971 darbesinde yapılan, binlerce insanı içeren Balyoz Harekatı ve
BÜYÜK GÖZALTI‘nı… ki merhum Çetin Altan bu yakıcı sorunu önemli bir kitabına konu etmişti :

Cetin_ALTAN_BUYUK_GOZALTI
– 12 Mart’ın Anayasa hukuku profesörü Nihat Erim’in “Makable şamil kanun çıkaracağız..” sözü ile hukuk biliminin evrensel ilkelerini ve kendi hukukçu kimliğini ayaklar altına atışını..
12 Mart döneminde yüzlerce Kemalist subayın tasfiye edilişini..
– 12 Eylül 1980’e koşar adım sürüklenişimizi ve darbe lideri
Kenan Evren’in koşulların olgunlaşmasını beklediklerini itiraf eden tüyler ürpertici sözlerini..
– 12 Eylülcülerin 50’yi aşkın insanın idam edişini (17 yaşındaki
Erdal Eren’in yaşını büyütüp, bekletip asmalarını!),
Evren’in “Asmayıp da besleyelim mi??” kepazeliğini..
– 12 Eylül döneminde yüzlerce Kemalist subayın 10 yıl sonra
bir kez daha tasfiye edilişini..

……

Bu arada geçelim siyasal demokrasiyi, ekonomik demokrasinin de ülkeye uğratılmamasını; hızla artırılan nüfusun işsiz – yoksul – eğitimsiz -konutsuz – yurtsuz – burssuz – umutsuz… bırakılarak cemaatlerin tuzağına itilmesini ve Batı güdümünde dinci siyasete (Ilımlı İslam!) biat ettirilerek ümmetleştirilmesini, bunların kölesi, kurbanı, fedaisi, militanı kılınmasını…. nasıl unutacak,
hoş görecek ya da bağışlayacağız??

Saymakla biter mi bu ağır ihmaller ve günahlar?? ……

Bunca yoğun ve ağır İNSAN HAKLARI İHLALİ dünyanın başka neresinde ve hangi döneminde yaşanmıştır??

Artık herkesin aklını başına alması gerek..
Yaşı bizim gibi 60’ı geçenler kaaaç “darbe” geçirdiler..
Deyim yerinde ise artık “darbekeş” olduk, kolay kolay zoka yutacak halimiz kalmadı.. Özetle;

– Türkiye’nin hızla dinci – gerici iktidarlardan kurtularak 
– Cumhuriyet’in kurucu ayarlarına dönmesi gerek..

Timsah gözyaşlarına asla ve asla kanmayarak.. 21. yy. başlarında, daha fazla gecikmeden..

Sevgi, saygı ve kaygı ile.
23 Temmuz 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Makalenin pdf biçimi : ANLI_SANLI_15_TEMMUZ_2016_DARBE_GIRISIMI

The New York Times : Türkiye ağır bedel ödüyor!


The New York Times : Türkiye ağır bedel ödüyor!

 

 
Türkiye’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın devrilmesi çabası çerçevesinde
“bir zamanlar her türlü çizgiden isyancı gruplara Suriye’deki savaş alanlarına
kolay erişimi sağladığı ancak şimdi yaratmaya yardımcı olduğu kaos için
ağır bir bedel ödediği“
 iddiaları dile getiriliyor.
 
New York Times gazetesi, 

“İsyancılara yol açtıktan sonra Türkiye ağır bir bedel ödüyor” savını
başlığa çıkarttığı Habur kaynaklı geniş haberinde, Türkiye ile Irak arasında
mal taşımacılığına darbe vurmasına ve Türk kamyoncularının yakınmalarına
dikkat çekerken Türkiye’nin politikalarına yönelik eleştirileri de yansıtıyor.

 
“Üç yıldır Suriye’de IŞİD bayraklarını görüyorduk ve bu, Türkiye yüzünden.
Türkiye, onların girmesine izin verdi.”
 gibi eleştirilere yer verildiği haberde
“Şimdi IŞİD’in yükselişiyle Türk hükümetinin yaratmaya yardımcı olduğu kaos için
ağır bedel ödüyor.”
 görüşünü öne sürüyor.
 
ABD’li gazete, 

“Yıllarca ‘komşularla sıfır sorun politikası’, Türkiye’yi, çok hayranlık duyulan bir İslami demokrasi ve ekonomik büyüme modeline haline getirmeye yardımcı olmuştu. Irak pazarının açılmasından çok yararlandı ve geçen yıl bu ülkeye 12 milyar $ tutarında ihracat yaptı.” dedikten sonra bu tutarın bu yıl dörtte biri veya daha çok gerileyebileceği kestirimlerini aktarıyor.
 
Türkiye’nin yitiklerinin yüzbinlerce Suriyeli sığınmacının sınırı geçmesi üzerine ortaya çıktığı, Türkiye’nin sığınmacılar için şimdiye dek 1.5 milyar $ harcadığının belirtildiği haberde “Irak’ta yeni çatışmalar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi için bir dizi yurt içi ve yurt dışı politika aksaklıklarından yalnızca sonuncusudur.” yorumu yapılıyor.
 
Bu çerçevede son dönemdeki protesto gösterileri, SOMA maden faciası ve “yolsuzluk skandalı” gibi gelişmelere işaret eden gazete, Türk hükümetinin
“Arap isyanlarına desteğini eski müttefiklerinden daha da izole ettiğini..” savunuyor.
 
NYT

“Birçok kişi şimdi Türk hükümetini Suriye’deki aşırılığın yükselişini kolaylaştırmakla suçluyor.” dediği haberinde;

“Türk liderleri, sınırlarına yakın yerlerde cihatçıların yükselişinden kaygı ifade ettiler ve aşırı ögeleri ortaya çıkarmak için çabalarını hızlandırdıklarını söylüyorlar.
Ancak Irak’taki militanların hızlı yükselişi konusunda pek bir şey söylemediler.“ diye yazıyor.

Türkiye’nin “ABD’den bir buçuk yıl sonra bu ay” El Nusra’yı terör örgütü olarak nitelediği, Başbakan Erdoğan’ın da Avrupa ülkelerini cihatçıların Türkiye’ye seyahatlerini durdurmaya çağırdığını kaydeden gazete, Türk yetkililerinin
Kerkük’ün Kürtler tarafından ele geçirilmesine ise “sessiz” kaldıklarını düşünüyor ve bu 
“sessizliği” Türkiye’nin Kürtleri Irak’ta tek güvenli ortak olarak gördüğü anlamına gelebileceği görüşleri de yansıtıyor.
 
NYT, haberinin geri kalan bölümünde ise, Irak’a mal taşıyan Türk kamyoncularının maddi yitikleri ve karşı karşı bulundukları tehlikelere vurgu yaparken,

“Tehlike, çoğu kamyoncuyu Irak’a girmekten vazgeçirmedi..” diyor ve haberini,
hala 47 bin $ borcu olan kamyonu için her ay 2700 $ ödemek zorunda kalan bir
Türk vatandaşının “Irak’a gitmeliyiz, başka seçeneğiz yok.” sözleriyle noktalıyor.

 
Odatv.com

AKP’nin Suriye ile savaş çıkarma oyunları : AYDINLIK-8.4.14


Dostlar,

AYDINLIK‘ta bu gün (08 Nisan 2014). 2. sayfada yayımlanan makalemizi
sizinle paylaşmak istiyoruz. Daha önce sitemizde yayımladığımız bu makaleye
(http://ahmetsaltik.net/2014/03/29/akpnin-suriye-ile-savas-cikarma-oyunlari/)
ADD web sitesinde de yer verilmişti (28.3.14). Aradan geçen 10 gün dolayında süre
ne yazık ki yazdıklarımızı pekiştirmekte..

Suriye’deki kimyasal silah saldırısında Erdoğan’ın parmağı olduğu basında yer aldı.. ABD’li kimi yetililer de de benzer suçlamalarda bulundu. Çok kaygı verici bir durum..

  • Türkiye, Suriye’de emperyalizmin çıkardığı iğrenç iç savaştan
    kesinkes
    uzak durmalıdır.

Emperyalizmin amaçlarına taşeronluk yapmak, Atatürk Türkiyesi için
utanç vericidir.
Hele bir de yandaş bir şeriatçı rejim kurdurmak için Suriye’de
rejim karşıtı emperyalizm maşaları ile ortak davranmak asla kabul edilemez..

Sevgi ve saygı ile.
8 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

AKP’nin Suriye ile savaş çıkarma oyunları

AYDINLIK
08 Nisan 2014
http://www.aydinlikgazete.com/guendem/37603-akpnin-suriye-ile-savas-cikarma-oyunlari.html

2akpsavas

Komşusuyla kör gözüm parmağına savaşa sürüklenen güzel ülkemiz…
Eli kanlı El Kaide, El Nusra, Hamas, Müsülüman Kardeşler örgütlerine verilen destekler.

Tekbir sesleriyle insanları canice boğazlayan katil sürüleri,
psikopatlara açılan kapılar, korumalar, kollamalar.

Tapelerde itiraf edilen 2000 (iki bin) TIR dolusu savaş mühimmatı yollamalar..

1 general ve 1000 (bin) askeri sıcak çatışmaya göndermeler..

Hepsi hepsi;

– Suriye’de iç savaş çıkarmak,

– Suriye’de emperyalizmin çıkarttığı iç savaşa taraf ve maşa olmak,

Laik Esat rejimini devirip Müslüman Kardeşler – El Nusra – El Kaide tipi
ilkel bir yandaş şeriat rejimi kurdurmak
ve

– Suriye’yi bölüp kuzeyinde PYD (PKK’nın Suriye kolu) öncülüğünde,
Kuzey Irak’ta olduğu gibi bölgesel özerk Kürt devleti kurdurmak için..

Evet… AKP iktidarı bu politikaların AB-ABD adına taşeronluğunu yaparak bir yandan Batı’nın desteğini almak için BOP Eşbaşkanlığına = Türkiye’yi bölme planına görevli atanırken, bir yandan da örtük gündemine hizmet etmekte.. Bölünmüş ve şeriatın kucağına düşürülmüş, Başkanlık rejimi ile diktaya teslim edilmiş bir Anadolu Federe İslam Devleti. Ana hedef bu..

13-14 Mart 2014 günü devletin tepelerinde Dışişleri Bakanı, Dışişleri Müsteşarı,
MİT Müsteşarı ve Genelkurmay 2. Başkanı’nın katıldığı toplantıda yapılan konuşmalar sızdırıldı. Buna Cemaat’in tek başına gücünün yetmeyeceği açık… 2 seçenek var.
Ya içerde köstebek arayacaksınız ya da uluslararası büyük istihbarat örgütleri…

Peki niçin?

Çanlar kimin için çalıyor?

Onu da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP, artık kendine sorsun.
Tükenmiş bedeni ve incelmiş sesi ile Diyarbakır ve Van’daki mitingde bu dinlemeyi yapanlara 40 tane hakaret sıfatı takarken bir de durup “Acaba neden?” demek
aklına gelmez mi?

Dışişleri Bakanı Davutoğlu da, Erdoğan da konuşmaların içeriğini yalanla(ya)madı.. “Ulusal Güvenlik” gerekçesi ile zorlama biçimde Youtube’dan görüntülü kayıtlara halkımızın erişimini engelleme kararı aldılar. Ama dünya alem izliyor..

Temel soru şudur        :

Siz o engellediğiniz görüntülü kayıtlardaki konuşmaları – planları niçin yaptınız?

Yeryüzü ve de insanlık tarihi bu denli mide bulandıran “siyaset” (!?) görmedi!

Bunun sonu felaketin de felaketidir!

Yarın BM Güvenlik Konseyi’nde Türkiye savaş suçlusu ilan edilebilir.

O zaman gelsin askeri – ekonomik – diplomatik – ticari.. ambargolar..

Bedelini bu garip – yoksul halk ve batırdığınız ülke ekonomisi ödesin..

Bu arada Başbakan Erdoğan da savaş suçlusu ilan edilsin ve
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmak istensin..

Güneydoğuda bölücü taşeron örgütle savaşan kahraman komutanlara kurulan kumpas sizin başınıza çöksün..

Çanlar kimin çalıyor dersiniz?

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@mail.com

AKP’nin Kampanya Stratejileri


AKP’nin Kampanya Stratejileri

portresi_resmiEmre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr, 16.3.14

Seçimlere iki hafta kaldı…

AKP, daha doğrusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son derece yoğun bir seçim kampanyası sürdürüyor:
Neredeyse her an her yerde konuşuyor…

Bu konuşmaları bütün televizyon kanalları canlı veriyor…
Gazeteler her gün bu konuşmaları manşetten duyuruyor…
Bu yetmiyor, televizyonlarda karşısına dizilen ve çanak sorular soran
yandaş gazetecilerle mülakatlar yapıyor…
Günlük yaşam artık O’nun öfkeli, azarlayan, suçlayan, bağıran sesiyle bütünleşti neredeyse.

Peki, bütün bu yoğun kampanyada verdiği mesajlar ne?
Hangi stratejik konuları işliyor sürekli olarak?
Bunlar seçmeni ne denli etkiliyor acaba?

***

Birinci olarak, bütünüyle Erdoğan’ın kimliği üzerinde yoğunlaşan bu kampanya,
yerel belediye başkan adaylarını kişiliksizleştiriyor…
Böylece, zaten AKP’nin oy alacağı yerlere ek olarak, adayın kimliğinden gelecek olan artı destek önemli ölçüde yıpranıyor.

İkinci olarak
Menderes ve İsmet İnönü üzerinden verilmeye çalışılan mesajlar, özellikle genç seçmen açısından fazla bir anlam ifade etmiyor…
Ayrıca burada bir başka yanlış daha ortaya çıkıyor:
Bilindiği gibi seçmenler ileriye dönük beklenti ve umutlara göre oy kullanır,
geçmişin çok fazla bir değeri yoktur.

Üçüncü olarak
, çeşitli gruplara yönelik “nefret söylemleri”, sürekli “biz ve onlar” ayrımcılığı, düşmanlaştırıcı ifadeler, belki AKP’li seçmenlerin saflarını sıkılaştırıyor ama yüzen ve gezen oylar, kararsızlar, yalnızca hizmete oy veren partisizler açısından olumsuz bir rol oynuyor, onları yabancılaştırıyor ve uzaklaştırıyor.

Dördüncü olarak, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları için komplo demek, somut görüntüler, kutular, istifalar, konuşmalar, zabıtlar ortadayken, inandırıcı olmaktan uzak kalıyor.

Beşinci olarak
, seçim sonrası vaatlere baktığımızda, korkutucu önlemlerle karşılaşıyoruz:

İnternetin sınırlanması,
– Facebook’un kapatılması,
– MİT’i anayasanın bile üzerine çıkaracak olan yasa tasarısı,
– Cemaat’e karşı çete operasyonunun ve kitlesel tutuklamaların yapılacağı gibi.

***

Ne yazık ki bütün bu etkisiz ve yanlış kampanya stratejilerinin
tek bir ciddi sonucu oluyor:

  • Erdoğan toplumdaki ayrışma ve düşmanlaşmayı artırıyor!