Etiket arşivi: Adalet Bakanı Bekir Bozdağ

15 TEMMUZ’UN YIL DÖNÜMÜNDE 26 ADET KHK’YE TOPLU BAKIŞ

15 TEMMUZ’UN YIL DÖNÜMÜNDE
26 ADET KHK’YE TOPLU BAKIŞ

Mahmut Esen
E. Mülkiye Başmüfettişi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Olağanüstü Hal kapsamında bazı tedbirlerin alınması, bazı kamu/özel kurum ve kuruluşlara dair düzenleme yapılması, bazı kanunlarda değişiklik yapılması vb. amaçlar için Anayasanın 121 inci maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 4 üncü maddesine göre,  Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca 22.7.2016- 05.06.2017 tarihleri arasında kararlaştırılmış olan 667[i] – 692 sayılı (toplam 26 adet) KHK yayınlanmıştır.

Olağanüstü hal ilan ediliş nedenleri ve süresi ile de sınırlı olmayan çok sayıda/köklü değişikliklerin yapıldığı, bu bağlamda KHK aracılığıyla Devletin yeniden yapılandırılmak istendiği anlaşılmaktadır.

Nitekim KHK’ler ile özgün/yeni düzenlemelerin yanı sıra kişisel/toplumsal yaşamın tüm evrelerini kapsayan sayıları 256 adedi bulan muhtelif kanunlarda (bazıları mükerrer olmak üzere) ek/değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Mevzuat alanında toplam 785 maddeye ulaşan yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Sözü edilen KHK’lerle getirilmiş ve AYM’nin yetkisizlik kararlarından sonra daha da yaşamsal önem kazanmış olan bu düzenlemeler; KHK’lerde izlenmiş sistematiğe uygun olarak birleştirilmiş, yer yer güncelleştirildikten sonra bölümler halinde analitik olarak özetlenmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması bakımından uygulama örnekleri verilmiş/kısa açıklamalarda bulunulmuştur.

Kamuoyunun sağlıklı bilgi sahibi olması, getirilmiş düzenlemelerin topluca hatırlatılması amacıyla ilişikte (iki farklı formda) hazırlanmış yazımız bilgilerinize sunulmuştur.

Saygılarımla. 23.07.2017
Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi

[i] 667-669,671 ve 674 sayılı KHK’ler; TBMM tarafından da kabul edilerek 6749, 6755-6758 sayıları ile yasalaştırılmıştır.
===================================================
Dostlar,

E. Mülkiye Başmüfettişi Sayın Mahmut Esen, son 1 yıldır önemli bir görev yürütüyor. OHAL dönemi içinde Cumurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca çıkarılan ve bir bölümü TBM’de yasalaştırılan OHAL KHK’lerini bir Mülkiye Başmüfettişi titizliği ve yetkinliği ile irdeliyor, özetliyor, önemli bölümleri öne çıkarıyor.

Ne yazık ki OHAL rejimi ülkemizde 1. yılını doldurdu ve 4. kez uzatıldı. İlk yılda 26 OHAL KHK’sı çıkarılarak tüm Devlet / Kamu yapısı ve işleyişi kapsamlı ve köktenci biçimde yeniden yapılandırıldı. Kodifikasyon bağlamında bu denli kapsamlı ve köktenci düzenlemelere tarihte rastlamak pek olanaklı değil. Tam anlamıyla “olağanüstü” bir dönem yaşanmakta. Bu OHAL KHK’leri ile yer yer Anayasa çiğnenmekte ancak Anayasa Mahkemesi önüne götürülen iptal istemlerini (davalarını) ne yazık ki, daha öncesinde tersi yönde içtihatların da varlığına karşın, “yetkisizlik” gerekçesi ile geriçevirmiş bulunuyor (!?). Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, OHAL dönemlerinde Anayasaya aykırı KHK çıkarılabileceğini savlayacak ölçüde kendinden geçmiş bulunuyor. FETÖ ile savaşım bağlamında kuru ile birlikte yaş da yanıyor ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan bizzat itiraf ederek “At izi it izine karıştı..” diyor.

Son derece kapsamlı ve derinlikli, zaman olarak ciddi yayılımlı bir “altüst oluş” süreci yaşanmakta. Pek çok mağduriyetin asla giderilemeyeceği ortada. AİHM de bunaldı ve 16 bin dolayındaki Türkiye’den başvuruyu, OHAL Komisyonu‘na başvurulmadığı için reddetti. 7 kişilik bu Komisyon onbinlerce dosyayı nasıl etkin, adil ve hızlı inceleyebilecek? Üstelik Bakanlar Kurulu ve HSK tarafından kuruluyor.. Bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalı. Sonrasında yer yer idari yargı yolu açılıyor; ancak kesin kararlara erişmek yılları bulabilecek. Geç kalan adalete “adalet” denemeyeceği açık. Daha farklı birşeyler yapılmalı; hem adaletsizlik yaratma önlenmeli hem de bu işlemlerin yargısal denetimi hızlanmalı..

Sayın Mahmut Esen’in çok kapsamlı irdelemesi 20 word sayfasına yakın. Biz tümüyle gözden geçirdik, sayfa düzeni verdik ve yer yer maddi yazım yanlışlarını düzelttik. Uzunluğu nedeniyle, girişten sonra, tüm dosyayı pdf olarak ekliyoruz. Bu emekli dosya için Sayın Esen’e teşekkür borçluyuz, bizimle paylaşarak sitemizde yayınlanmasına izin verdiği için de..

Lütfen tıklar mısınız (ve arşivler misiniz) ?

15_TEMMUZ’UN_YIL_DONUMUNDE_26_ADET_KHK’YE_TOPLU_BAKIS

Sevgi ve saygı ile. 23 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. Kaboğlu: “YSK kararı için AYM’ye de AİHM’e de gidilebilir.”

Anayasa Hukuku Profesörü Kaboğlu:
“YSK kararı için AYM’ye de AİHM’e de gidilebilir.”

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Kaboğlu,, “Kimin başvuracağı, başvuru yollarının nasıl kullanılacağı Adalet Bakanı’nın yetkisinde değil.” dedi.

Anayasa hukuku profesörü İbrahim Kaboğlu, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gidilemeyeceği ve referandumların AİHM’in yetkisi dışında olduğuna dair sözlerini değerlendirdi.

Bianet’te yer alan habere göre, AYM’ye YSK’nin kararını götürmenin önünde bir engel olmadığını söyleyen Kaboğlu, Avrupa hukuku açısından AİHM’e de gidilebileceğini ifade etti.

Adalet Bakanı’nın böyle bir açıklama yetkisi olmadığını belirten Kaboğlu,

  • AYM’ye ve AİHM’e başvuru hakkı bir bireysel haktır. Kimin başvuracağı, başvuru yollarının nasıl kullanılacağı Adalet Bakanı’nın yetkisinde değil. AYM’ye YSK kararını götürmenin önünde bir engel yok. Tabii nasıl karar verir, başka bir şey…” diye konuştu.Kaboğlu şöyle devam etti:
  • “Hem muhalefet partileri götürebilir, hem de seçmenler bizim oy hakkımız ihlal edildi diye, Anayasa’nın 67. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No’lu Ek Protokolü Madde 3 ihlal edildi diye götürebilir.”
  • “AİHM açısından bu konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 1 No’lu Ek Protokolü’nün 3. maddesinde düzenleniyor: Serbest seçimleri düzenleme hakkı. Referandum da zaten en büyük seçimdir. Dolayısıyla yasama seçiminin yararlandığı bir alanda halk oylaması yararlanamıyor demek bir görüş ifade etmektir ama insan hakları Avrupa hukuku açısından geçerli bir görüş değildir.”
  • “Bu bağlamda AİHM’e de gidilir. AİHM’in geliştirdiği serbest seçimleri düzenleme hakkının Türkiye’ye yüklediği yükümlülükleri yerine getirdi mi, getirmedi mi, onu denetleyecek…”Kaboğlu AYM’nin de AİHM’in de başvuruyu çevirebileceğini, ihlal kararı vermeyebileceğini belirtti, ancak “Götürülemez” demenin yanlış bir bilgi vermek olduğunu söyledi.
  • “Bu konularda az konuşsalar, halk oylamasının sonuçlarının haksızlığını bu kadar teşhir etmemiş olurlar.”Bozdağ: YSK’nın kararı doğru bir karardır, AYM’nin yetkisi yok
    ==========================================
    Dostlar,

Erdoğan ve Adalet Bakanı Bozdağ büyük telaş içindeler..

Suçluların telaşı olduğu ortada. Haydi Erdoğan hukukçu değil ama Bozdağ gene baltayı taşa vuruyor.. OHAL kararnameleri ile Anayasa’nın ihlal edilebileceğini fetva buyuran alim!

Yaşamını Anaysa hukukuna adayan, yaş haddinden emekli olmasına 1-2 yıl kalmış Türkiynin
en kıdemli Anayasa Hukuku hocalarından Prof. İ. Kaboğlu’nu OHAL Kararnamesi ile sorgusuz – sualsiz – savunmasız, tümüyle hukuk dışı olarak kamu görevinden uzaklaştıran AKP iktidarı, peşin peşin yüksek yargıya (AYM) talimat verme peşinde! Ne hazin ve bunaltıcı bir tablo..
Erdoğan Danışmanlarını gözden geçirmeli… Kendini de elbette..
Bunlardan biri Anayasa Hukukçusu olduğu söylenen Prof. Burhan Kuzu..
Gerçek Anayasa Hukukçusu Prof. Süheyl Batum ile ortak TV programlarında,
adıyla hitap ederek Burhan Kuzu’nun ipliğini pazara çıkarmıştı..
Şu dakikalarda Haber Türk’te konuşmakta.. (20.4.17, 23:40) YSK’nın halkoylamasını
iptal istemi 10’a 1 oy çokluğuyla reddedilmişti. Sunucu, bu tek karşıoyu özetleyerek yorumunu soruyor Prof. Kuzu’ya.. Yanıt.. “..külliyen yalan ve yanlış..” oluyor hemen..
Kuzu, AKP’nin İstanbul Milletvekili.. RTE’nin hukuk başdanışmanlarından..
İstanbul Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.. Yakışıyor mu YSK üyesi bir yüksek yargıcın hukuksal kanısına “..külliyen yalan ve yanlış..” demek? İkisi de hukukçu.. meslek etiğine sığar yanı
var mı? Üstelik Kuzu’nun bu karşıoy yazısını okumadığı da programda anlaşılıyor.
“Ne diyor??” diye sunucuya soruyor.. ve yüksek yargı bir meslektaşına hakaret ediyor..
Kuzu gibi yandaş danışmanlar kim bilir Erdoğan’a ne gibi zehir – zemberek yanıltıcı,
bilgiye – liyakata dayanmayan… raporlar veriyorlar..

Eh Erdoğan da bu tür yorumlar istiyor olsa gerek ki nabza göre şerbet sunuyor danışmanlar.
Atın sahibine göre kişnemesi benzetmesi mi, tencere – kapak benzetmesi mi desek??
Fakat olan Türkiye’ye oluyor..
Erdoğan Trump’ın telefonda kendisini kutladığını söylüyor, Beyaz Saray hemen yalanlıyor!
Ne denli utandırıcı, yüz kızartıcı bir durum ama “asayiş berkemal” gene de, her nasılsa?!
Erdoğan, Merkel’in suçluluk duygusu ile kendisini hala kutlamadığını söyleyebilecek ölçüde kendinden geçmiş durumda ve müritler – ümmet alık alık izlemekte..

Halkoylamasında yapılan muazzam hileleri BND (Alman ulusal istihbarat örgütü),
Merkel’in önüne saatler içinde belgeleriyle koymadı mı sanıyorlar bunlar??

Sevgi ve saygı ile. 20 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bozdağ’ın Konuşturulmaması İnsan Hakları İhlali mi Yoksa İnsan Haklarının Gereği mi?

YRD. DOÇ. DR. KEREM ALTIPARMAK YAZDI

Bozdağ’ın Konuşturulmaması
İnsan Hakları İhlali mi, Yoksa
İnsan Haklarının Gereği mi?

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Hükümeti temsil eden bir bakanın konuşmasına izin verilmemesi, gerçekten insan hakları ve demokrasiye büyük bir darbe midir yoksa ölçülü bir yaptırım mıdır?

Şahin Mengü : Anayasa suçu işlenmiştir

Anayasa suçu işlenmiştir

portresiŞahin Mengü
AYDINLIK, 15.10.2016

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ “İstediğiniz kadar yok deyin, fiili başkanlık var” dedi ve bu televizyonlarda yayınlandı.

Çok şikayet ettiğimiz darbeler de, anayasal düzene fiili müdahalelerdir. Bu nedenle Adalet Bakanı’nın bu açıklaması anayasal düzenin fiilen ihlal edildiğinin açık ikrarıdır. Anayasanın bu açık ihlaline neden olanlar Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çoğunluğa sahip fiili durumun yaratılmasına, yani anayasanın ihlaline yardım eden Adalet ve Kalkınma Partisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunup da bu olayı sessiz bir şekilde seyredip gerekli müdahale ve mücadeleyi yapmayan muhalefet partileridir.

Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim tarzı parlamenter demokratik sistemdir.
Cumhurbaşkanları seçilip göreve başlarlarken, anayasaya bağlı kalacağına, büyük Türk Milleti önünde “namusu ve şerefi” üstüne and içer. Anayasamızın 68. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesine göre siyasi partiler  “Suç işlenmesini” teşvik edemeyecekleri gibi, Siyasi Partiler Yasası’nın 90. maddesi’ne göre, siyasi partiler, Anayasaya ve Siyasi Partiler Kanununa aykırı faaliyette bulunamazlar.

Gerek anayasa koyucunun ve gerekse kanun koyucunun yukarıda belirttiğimiz Anayasa ve yasa hükümlerini koymasının sebebi, çoğunluğun diktasını önlemek içindir. İktidar kötü niyetle kullanılırsa, tek başına anayasayı ihlal için elverişli vasıtadır. Adalet Bakanı’nın bu açıklaması Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin müştereken bilerek ve isteyerek anayasayı ihlal ettiklerinin açık ikrarıdır. Bu anayasayı korumak tüm ülke vatandaşları için bir görevdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tüm üyeleri bu anayasaya sadakat gösterecekleri konusunda and içmişlerdir. Mecliste bulunan muhalefet partileri Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu andan başlayarak, Adalet Bakanı’nın söylediği gibi fiili başkan gibi hareket etmesini sessiz bir sinema seyircisi gibi izlemektedirler. Anayasaya aykırı olarak yaratılan bu fiili başkanlık sistemine karşı en ufak bir tepki vermemişlerdir.

Fiili başkanlık yapan Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üstüne kaçak saraya gitmişlerdir.
Hiçbirisinin aklına “Seni muhatap kabul etmemiz için Anayasal sınırlara çekilmen gerekir.” demek gelmemiştir. Büyük açık hava toplantıları düzenleyip, halkı bu yolda bilinçlendirmeye ne akılları ermiş ne de toplumun desteğini alacak siyasal liderliği ortaya koyabilmişlerdir.

12 EYLÜL’DEN FARKI NE!

12 Eylül’ün, sonradan yargıladığınız generalleri de fiili durum yaratarak Anayasa’nın belli maddelerini yürürlükten kaldırmışlardı. Hatırlayın o günleri, generaller; bizim söylediklerimizle Anayasa çelişirse anayasa bu yönde değişmiştir. diyorlardı. Bu söylemle “Biz fiili başkanlık yarattık” demek arasında ne fark var. Bugün de Adalet Bakanı’nın açıkça ikrar ettiği gibi, anayasanın belli maddeleri fiilen yürürlükten kaldırılmış durumdadır. Bu açık suç ikrarına rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kendisinin harekete geçmeye niyeti olmadığı anlaşılmaktadır. O zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan siyasi partiler bu konuda, bu açık suç ikrarını işaret ederek Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması için dava açılmasını isteyebilirler.

Görünen köye kılavuz istemez, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bugüne kadarki tutum ve davranışından bu davayı açmayacağı anlaşılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekçeleriyle beraber, başvuru yapan siyasi partiye niçin bu davayı açmayacağını bildirecektir. Bu bildirimden sonra da başvuruyu yapan siyasi parti, Siyasi Partiler Yasası’nın 99. maddesinde belirtilen “Yasakları İnceleme Kuruluna” başvurabilir.

Elbette bu yazdıklarımın olabilmesi için, bu anayasa ihlaline karşı demokratik hakların kullanılabilmesi veya yasal yollara başvurulabilmesi için önce Atatürk’ün kurduğu bu demokratik laik cumhuriyete aşk ile bağlı olmak ve sonra da siyasal liderlik ve siyasal bilincin olması gerekir.

====================================

Dostlar,

Önce bir düzeltme yapmak zorudayız. Türk Ceza Yasasında ve ceza hükümleri içeren herhangi bir yasamızda “Anayasa suçu” diye bir suç tanımı yoktur. Bilindiği gibi suçlar ve cezalar ancak yasalarla konurlar (Anayasa md. 38/1 ve 38/3). Dolayısıyla, kıdemli ve yetkin hukukçu, avukat Sn. Şahin Mengü elbette bu hususu bilmekle birlikte, kamuoyunda daha kolay anlaşılsın diye yaygın yanlışa başvurmuştur. Yine de biz hukuksal olarak doğrusunun kullanılarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinden yanayız. Hukuka uygun terim “Anayasayı ihlal” suçudur.. Türk Ceza Yasası’nn 309. maddesinde bu suç ve yaptırımı düzenlenmiştir..

AKP’nin Adalet Bakanlığı’na getirmek için çok aradığı kesin olan ve kadrosundaki en yetkin hukuçu (!) Bekir Bozdağ çam devirmelerini sürdürüyor.. Geçtiğimiz günlerde de OHAL dönemlerinde Anayasa’nın kendisine aykırı düzenlemeler yapılmasına elverdiğini buyurmuşlardı. Bu gafı sitemizde kapsamlı olarak irdelemiştik :

Ne denli işletilebilir bilemiyoruz ama, kanımızca, Cumhuriyet Başsavcılığı’na yurttaşlar da AKP’nin kapatılması için dava açılması istemiyle başvurabilirler. Bu istemin yazılı olarak gerekçeli reddinin ardından, başkaca hukuksal yol kalmadığından, Anayasa md. 148/3 uyarınca Bireysel Başvuru Hakkını kullanabilir. Bu seçeneğin de tartışılmasında yarar var.

Sevgi ve saygı ile.
15 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Sosyal Bozulmalar Raporu

Sosyal Bozulmalar Raporu


Prof. Dr. Lale Karabıyık
CHP Bursa Milletvekili

CHP Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın hazırladığı, Sosyal Bozulmalar Raporunda çarpıcı bilgiler yer alıyor.

Rapora göre;
– Türkiye’de 181 036 çocuk gelin bulunuyor.
– Çocuk hükümlü sayısı 5 yılda 5 kat artış gösterirken,
– 2015’te 1377’si erkek, 9718’i kız çocuğu olmak üzere toplam 11095
çocuk cinsel suçlara maruz kaldı.
– Kadın cinayetleri ise son 7 yılda %1400 arttı.

Yine raporda belirtildiğine göre AKP’nin 13 yıllık yıkımında (tahribatında);
– boşanmalarda %37,
– fuhuşta %790,
– adam öldürmede %261,
– çocukların cinsel istismarında %434,
– uyuşturucu bağımlılığında %678 ve
– cinsel tacizde %449 oranlarında artış oldu.
Sosyal bozulmalar konusunda hazırladığı kapsamlı raporla ilgili açıklamalarda bulunan
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Lale Karabıyık,
toplumsal çöküşün değişik biçimlerde kendini gösterdiğine değinerek, dağılmış aileler, boşanmalardaki artış ve aile içi şiddetin aile kurumundaki tahribatın doğal sonucu olduğunu ifade etti. Karabıyık, stres, huzursuzluk, mutsuzluk, endişe ve kaosun )AS: karmaşanın)
pek çok insanın yaşamını adeta bir kabusa (AS: karabasana) dönüştürdüğünü söyledi.
“AKP’nin 13 yıllık tahribatında…”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ayrıca, son yıllarda uyuşturucu kullanımının son derece artmış olduğunun altını çizdi. CHP’li vekil, çözüm yolu kalmadığını düşünen kimi kişilerin de
intiharı bir kurtuluş zannetmekte olduğunu belirterek durumun ciddiyetini gözler önüne serdi.
Ülkemizde ayrıca, ekonomik ve sosyal sorunların tetiklediği sosyal bozulmalar nedeniyle suçlanmada da önemli bir artış görüldüğünü ifade eden Karabıyık;
AKP’nin 13 yıllık iktidarının yarattığı yıkıma bakıldığında;
– aile gelirinin borca oranı Aralık 2002’de 4.7 iken Aralık 2015’e gelindiğinde %55.2’ye ulaşmış
– Aynı dönemde tüketicilerin banka borcu 6.6 milyar TL’den 381.9 milyar TL’ye,
– çiftçilerin bankaya borcu 5.1 milyar TL’den 61.1 milyar TL’ye ve
– bir kilo ekmeğin fiyatı 1.03 TL’den 3.59 TL’ye yükseldi.
AKP’nin 13 yıllık tahribatında;

– boşanmalar %37,
– fuhuş %790,
– adam öldürme %261,
– çocukların cinsel istismarı %434,
– uyuşturucu bağımlılığı %678 ve cinsel taciz %449 arttı”!

açıklamasında bulundu. CHP’li Karabıyık ayrıca;
– hırsızlık ve yüz kızartıcı suçlar,
– kayıt dışı istihdam,
– kredi kartı borçları nedeniyle cinnet geçirip
– uygulanan şiddet ve işlenen cinayetler,
– kadına karşı şiddet,
– evden kaçma ve
– cinsel istismar gibi.. birçok sorunla karşı karşıya olduğumuzun altını çizdi.

181036 çocuk gelin var!

* “15-19 yaş arası genç kızların ölüm nedeni olarak ilk sırada gebeelik ve doğumun yol açtığı sorunlar var!”

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre erken evlilik ve nişanlılık nedeniyle eğitime devam edemeyenlerin %97.4’ünün kız öğrenciler olduğunu ifade eden Karabıyık; 15-19 yaş arası
genç kızlarda 1 sırada ölüm nedeni olarak ise gebeelik ve doğumun yol açtığı sorun olduğunu dile getirdi.

181036 çocuk gelin bulunduğunu vurgulayan Karabıyık,

– “Bu evlilikler imam nikahına dayalı olduğundan, sayının çok daha fazla olduğunu düşünüyoruz. Kızlarımızı oyun çağındayken anne olmaya zorlayan bu acı durum,
ne yazık ki toplum yapısı yüzünden normalleştirip meşrulaştırıyor.” açıklamalarına yer vererek, çocuk hükümlü sayısının ise 5 yılda 5 kat artış gösterdiğini kaydetti.

Çocuk istismarı
na da raporda yer veren Lale Karabıyık;- “Çocuk istismarı dendiğinde aklımıza yalnızca cinsel istismar gelmemelidir. Çocuğa yeterli bakım sağlamamak, çocuğu kullanmak, çocuğa vurmak ve aşağılamak, sözlü şiddet uygulamak, pornografik malzemeler göstermek, çocuğun eğitim ve oyun hakkını elinden almak,
zarar görebileceği durumlarda çocuğu denetimsiz bırakmak, çocuğun özgüvenini yıkmak,
çocuğu örseleyerek, itip kakarak hırsını çıkarmak, eğitim ve barınma gereksinimlerini,
sağlık ihtiyaçlarını ve duygusal gereksinimlerini göz ardı etmek ve çocukları kendi çıkarları için kullanmak da çocuk istismarının bir çeşididir. Rakamlara baktığımızda ne yazık ki geçen yıl Türkiye’de 1377’si erkek, 9718’i kız çocuğu olmak üzere toplam 11095 çocuk cinsel suçlara maruz kaldığını görüyoruz.” dedi.

“Kadın cinayetleri son 7 yılda neden %1400 arttı?”

Kadın cinayetlerinin son 7 yılda %1400 arttığına dikkat çeken Karabıyık,
– “Bunun altında yatan psikoloji ne? Neden erkekler boşanmak isteyen eşlerini gözlerini dahi kırpmadan öldürüp, namus meselesi diyor? Neden onu öldürmeyi kendine hak görüyor?
Bu hissiyatın erkeklerde oluşmasının temeli nedir?” diye sorarak,
– “Türkiye’de son yıllarda artan şiddet eğilimine, her yaştan, her cinsten insanın zanlısı
veya kurbanı olduğu şiddet, cinayet, yaralama, darp, tecavüz, taciz olaylarına bir bakın.
Hepsinin temelinde yıllardır bilinçaltlarımıza işlenen şiddeti öven, kadına yerini bildiren ifadelerin olduğunu göreceksiniz..” dedi.

Karabıyık’tan Bekir Bozdağ’a: Hukuk devleti nasıl olacak? 

Ayrıca Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın “Aile içi şiddette kadınla erkek arasındaki uyuşmazlıklarda devletin bu kadar polisiyle, askeriyle, hakimiyle, psikoloğuyla,
sosyal çalışmacısıyla, uzmanıyla bu kadar kadınla erkeğin arasına girmesi ne kadar doğru?” sözlerini hatırlatan Karabıyık, “Hukuk devleti nasıl olacak?” diye sordu.
Karabıyık, “Anayasa’nın 41. maddesinde;
aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır der.
“..Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve
aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır,
teşkilatı kurar..” 
der.Bekir Bozdağ’a bunu hatırlatma gereği duyuyorum..” dedi.

===================================

Dostlar,

CHP’nin çalışkan milletvekili ve Genel Başkan yard. Sayın Prof. Dr. Lale Karabıyık,
oldukça önemli bir çalışma yapmıştır. Modern – bilimsel siyaset (poşitka) böyle olmalıdır.
Kanıta dayalı…
Bilimsel verilere dayalı.. Sayısal karar verme süreçlerini elden geldiğince yaygın – etkin kullanan bir siyaset.. Akıl ve bilimin, bilimsel akılcılığın tek yol gösterici olduğu siyaset!

İşte böyle sevgili halkımız…
Devr-i AKP’de, tek başına iktidar yapılan ve 13+ yılda anamızı belleyen bir dinci siyasal kadronun kuşatması altında inliyoruz..

Sevgili – necip halkımız deneme – yanılma ile öğrendiğinden, öngörü yapamadığından,
“yandım anaaaammm” diyene dek bu acıyı yaşıyor, yaşayacak.. İşte o zaman ayağa kalkacak
ve kadim tokatını AKP’ye indirerek ülkeyi bu yıkımdan kurtaracak.. Sanırız az kaldı..
Bütün alametler berlirdi çünkü..
AKP durmuyor, duraksamıyor, kör kör parmağım gözüne, gözükara biçimde kendine yüklenen misyonun gereklerini yapıyor..

Kutlu Doğum Haftası sahtekarlığı ile Peygamberin doğum gününü 1 haftaya çıkarıp,
sözde kutluyorlar!? Oysa doğum haftası olmaz, doğum günü olur; bu 1!

Ayrıca Hicri takvim, halen kullandığımız miladi takvime göre 11 gün kısadır (Ay yılı, Kameri yıl 354 gündür); Ramazan – Kurban bayramı gibi her yıl 11 gün daha erken gelmesi gerekir ama
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını örtmek için bu uyduruk törenler,
Diyanet öncülüğünde – AKP güdümünde şal gibi ülkeye serilir..

Saymakla bitmez..
Türkiye böylesi bir zulüm – kıyım – talan – yolsuzluk –  ırza saldırı…… görmedi..
Dileriz gereken ders daha fazla gecikmeden çıkarılır ve halkımız en yakın ilk seçimde
bu lanetli siyasal kadroları defeder..

Sevgi ve saygı ile.
18 Nisan 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Rıfat Serdaroğlu; MİT : MİLLETİ İZLEME TEŞKİLATI


MİT : MİLLETİ İZLEME TEŞKİLATI

portresi3Rıfat Serdaroğlu

Türk Devletinin, Lâik Cumhuriyetin, Hukuk Devletinin, Atatürk İlke ve Devrimlerinin bekçisi olan
Türk Milli Ordusu
, Bademler ve onların

“Federe İslam Devleti” hedefi için ciddi bir tehlike idi.

Önce Türk Ordusu çökertilmeliydi!

Bunun için ABD Derin Devleti – CIA Tutsağı Cemaat ve AKP’li Bademler
bir araya geldiler ve bir plan üzerinde anlaştılar.

AKP Hükümeti ve Erdoğan, Cemaatin Amerika’da yetiştirilmiş elemanlarına
devletin en önemli koltuklarını ikram etti.

  • Cemaatin Polisleri, Cemaatin Savcılarıyla, Amerikalı uzmanların denetiminde çalışarak sahte dijital deliller, sahte belgeler ürettiler.

Bunlar tarafından bir yerlere bombalar-silahlar gömüldü ve imzasız ihbarlarla
bu silahlar, koyanlar tarafından bulundu ve suç Türk Subaylarının üzerine yıkıldı.

“Kasaptaki ete soğan doğramadığını” söyleyen zavallı paşalar ve koltuk meraklısı Tombalak paşalar, göz göre silah arkadaşlarını bademlere sattılar.

Türk Ordusunun Komuta Heyetinin yarıya yakını zindana atıldı.
Geri kalanlar ya sessizliğe büründüler, ya da Bademlerin emir eri oldular.

Sırada Polis Teşkilatı vardı.

Türk Ordusunun çökertilmesinde kullanılan Cemaat elemanları,
görevlerini yerine getirince bizzat Başbakan Erdoğan tarafından
“Paralel Devletin” elemanı olarak, “Başbakan’a böcek koymakla” suçlanmaya başlandı.

Bir gecede binlerce polis darmadağın edildi.
Tam bir kıyım yapıldı.

Kış günü Polis Sürgünü öyle bir hal aldı ki, kendi atadıkları İzmir İl Emniyet Müdürünü 31 gün sonra, yine kendileri görevden aldılar!

Türk Emniyet Teşkilatının yarıya yakını darmadağın edildi.
Geri kalanlar ya sessizliğe büründüler, ya da Bademlerin özel koruması oldular.

Yargının başı kel mi?

Kendi mesleksel bilgileri, becerileri, dürüstlüklerinde eksiklik olduğu için kendi güçleriyle bir yerlere gelemeyen kimi çapsız Yargı mensupları, Cemaatin ve Bademlerin adamı olmayı utanmadan kabul ettiler.

Badem-Cemaat işbirliği, bu kişilere, hiçbir namuslu ve erdemli Yargı mensubuna yaptıramayacakları işleri yaptırdılar.

Bu iki güç, bazı kişileri tetikçi olarak kullanıp, insanların yaşamlarını kararttı,
özgürlüklerini ellerinden aldı.

Bademlerin bunlarla işleri bitince, üstüne üstlük Bademlerin hırsızlıkları-yolsuzlukları ortaya çıkmaya başlayınca, bunlar da tu-kaka ilan edilip, kış günü Adalet Bakanı
Bekir Bozdağ’ın emrine girmekte bir sakınca görmeyen HSYK tarafından
darmadağın edildiler.

Sıra kendi elemanlarını darmadağın eden HSYK’nın dağıtılmasına gelmişti.
Bademler işi öylesine azıttılar ki, çaycıdan, temizlikçiye dek herkesi görevlerinden alacak yasayı, kokmayan Gül’e gönderdiler.

Türk Yargı Mensuplarının yarıya yakını darmadağın edildi.
Geri kalanlar ya sessizliğe büründüler, ya da Bademlerin özel elemanı oldular.

Darmadağın edilecek, çökertilecek neresi kalmıştı?

MİT! Eski adıyla Milli İstihbarat Teşkilatı.

Geçmişinde ülkemize çok sayıda şerefli hizmetlerde bulunan kurum, aslen Ağrı’lı olan ve Van’da akrabaları bulunan, Amerikan eğitimli, Kürtçe bilen (!) emekli Başçavuş
Hakan Fidan’a 2009 yılında “Paket Servis, yerinde teslim” formülüyle teslim edildi.

Fidan, PKK’ nın üst düzey yöneticileriyle Oslo’da yapılan görüşmeler kamuoyuna yansıyınca, Cumhuriyet Savcılarının takibinden Büyük Abileri, Gül ve Erdoğan’a sığınarak kurtuldu.
Erdoğan bir gecede yeni bir yasa çıkartarak Fidan’ı “şimdilik” korumasına aldı.

Şimdiki MİT Yasası ise, MİT’e demokratik dünyada hiçbir devlette olmayan “Denetimsizlik ve Yasal Dokunulmazlık” vermeyi amaçlıyor.

Eğer bu yasa böyle çıkarsa,
Türkiye’de hiç kimsenin yasal güvenliği kalmayacaktır.

Oslo’da PKK ile “Silahlı PKK güçlerinin, Diyarbakır’da ve bölgede Polis yapılması”
konusunda anlaşan Fidan’ın önünde, artık Türk Milletinden başka bir engel kalmadığı anlaşılıyor.PKK’nın bölgede özel kıyafetli, silahlı “Asayiş Güçleri” oluşturması
ve T.C. Devleti’nin tüm yöneticilerin trene bakar gibi bunları seyretmesinin
başka bir açıklaması olabilir mi?

Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Bademlerin Kürtçü-Bölücü politikalarına karşı çıkan yönetim kademesinin yarıya yakını dağıtıldı.

Geri kalanlar ya sessizliğe büründüler ya da Badem Özel İstihbarat Kuruluşu’nun elemanları olmayı içlerine sindirdiler.

Tüm bu tahribatların, yıkımların tesadüfen olduğunu sananlar ya haindirler
ya da salaktırlar.

Hepsi bir büyük oyunun parçasıdır.

Gitmek istedikleri hedef, Kürtçülerin şimdilik özerk olacakları ”
Federe İslam Devletidir”
Sonra 4 parçadan oluşan yapıyı birleştirip, ikinci İsrail olacak

“Büyük Kürdistanı” kurmak çocuk oyuncağı olacaktır.

Başbakan Erdoğan’ın bu sıralar ağzına Öcalan’ı ve Esed’i almaması, dikkatleri sürekli olarak kendi kurdurduğu “Paralel Devlete” çekmesi, BDP’nin yolsuzluk ve hırsızlık olaylarında bile Bademleri desteklemesinin esas nedeni budur.

Başarabilecekler mi?
Elbette ki hayır.
Türk Milleti’nin direncini asla kıramayacaklar ve hepsi ama hepsi, mevkileri
ne olursa olsun, mutlaka gerçek Bağımsız Türk Yargısına hesap verecekler
ve cezalarını çekeceklerdir.

Şu an dahi panik halindedirler.
İçlerindeki sözü dinlenen, eli kalem tutan düşünce insanlarının bunlardan teker-teker kaçtıklarını ibretle görmekteyiz.

Maaşlı elemanları olarak ellerinde
Nagehan Alçı – Abdülkadir Selvi – Akif Beki – Rasim Ozan Kütahyalı kaldı.

Tıpkı Bekri Mustafa’nın imam olması gibi, Bademleri savunmak bu dörtlüye kaldıysa, bırakın hayal kurmaya ve istihbaratçılık oynamaya devam etsinler.

Sonları yakındır…

TTB Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun Tahliyesini İstedi

Dostlar,

Dün (10.2.14) sitemize koyduğumuz yazıda TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği)
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu hk. bilim kurulu raporunu konu etmiş ve
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e açık mektup yazmıştık..Bu raporun TTB tarafından bir basın açıklaması ile kamuoyuna duyurulduğunu
ve ilgililerine bir mektup ekinde gönderildiğini de paylaşalım..

TTB’ye yerinde çabası için teşekkür ederiz.

Dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi, bir kez daha yineleyelim :

“…Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül, son derece kritik bir karar aşamasındadır, hem de hiç gecikmeden.. Aynaya bakmalı ve büyük bir ivedilikle vicdanının sesini dinlemelidir.

Anayasadaki yetki artık O’nu bağlamaktadır; istenen, olmayan suçun ve cezasının kaldırılması – Hilmioğlu’nun affı değildir; istenen; cezanın infazının mağdur sağlığını kazanana dek ertelenmesidir. Sağlık durumu elverdiğinde yine cezaevine konmak üzere.. Dilerseniz cezayı ağır hastalık ve kocama nedeniyle hafifletmek ya da kaldırmak yetkiniz de var :

Anayasa md. 104/b : Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak..  

Evet Sayın Gül, insaf ediniz artık insaf..

Bu yazı sizi cinayete ortak olmaktan, katil olmaktan alıkoyma amacı da taşıyor..
Bütün kalbimizle geç kalmamanızı diliyor ve bekliyoruz ulusal ve uluslararası kamuoyu önünde..

Türkiye’nin artık bu tür insancıl adımlara çok acil gereksinimi var..”

Sevgi ve saygı ile.
11 Şubat 2014, Ankara
 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net=========================================

TTB, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun Tahliyesini İstedi

TTB_logosu
TTB Merkez Konseyi tarafından 6 Şubat 2014’te- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
– Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
– TBMM Başkanı Cemil Çiçek,
– Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve
– Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na gönderilen mektupta;

  • Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun sağlık durumunun cezaevi koşullarında bulunmaya uygun olmadığını dikkat çekildi ve Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun tahliyesi istendi.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan imzasıyla gönderilen mektuba ek olarak Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun sağlık durumu, hastalığın klinik seyri ve hapishane koşullarında kalmasının sağlığını ve yaşamını nasıl etkileyeceği konusunda hazırlanan bilimsel bir değerlendirme raporu da sunuldu.

Mektupta şu ifadelere yer verildi:

“Son zamanlarda cezaevlerindeki hükümlü ve tutukluların sağlık sorunları kamuoyunun gündemindedir. Bu tutuklulardan birisi de Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’dur.

Prof.Dr Fatih Hilmioğlu’nun ailesi ve avukatının başvurusu üzerine Türk Tabipleri Birliği bir Bilimsel Araştırma Kurulu kurarak; Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu hakkında düzenlenmiş tıbbi belgeleri inceledi. Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu’nun sağlık durumu, hastalığın klinik seyri ve hapishane koşullarında kalmasının sağlığını ve yaşamını
nasıl etkileyeceği konusunda bilimsel bir değerlendirme raporu yayınladı.

Ekte bir örneğini sunduğumuz rapor (TTB’nin_Fatih_Hilmioglu_Raporu)
yapılan bir basın açıklaması ile 30 Ocak 2014 tarihinde kamuoyu ile paylaşıldı.

Raporda da belirtildiği gibi, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun sağlık durumunun cezaevi koşullarında bulunmaya uygun olmadığına dair kanaatimizi ve tahliye edilmesi talebimizi tarafınıza iletir, saygılar sunarız.”