Healthy Life vs. Life

Healthy Life vs. Life

 

Dear Phase 2 Students of Ankara University International Medical School,

Here you can find the file named Healthy Life vs. Life” which we conducted on 9th March 2020.

A power point presentation containing 40 slides in PDF format can be downloaded (1,9 MB) through this link :

As it can very easily be understood, Healthy Life should not compared with its reverse even with ordinary life from many aspects.

First of all, Healthy Life is uncompareably cheaper with the other one.

Second of all, Healthy Life is uncompareably much more humanistic with the other one.

And, A Healthy Life, in general, is not so far from handy reach in fact.

We, as physicians must encourage our patients and the entire commnunity to try for a healthy life style mainly exhibiting them our healthy way of life, habits, behaviors etc. by carrying out a role model in the scene of life.

Please examine the slides carefully how to do..

Thanks for attention and wish all of you a prosperous lecture + a healthy life from now on.

With respect and love. 22nd March 2020

Ahmet SALTIK MD, Professor of Public Health
MSc in Health Law
BSc in Public Administration and Political Sciences
Ankara Univ. Int. Medical Faculty, Dept. of Public Health
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

KORONA VİRUS SALGINI GÜNCELLEME -3

KORONA VİRUS SALGINI GÜNCELLEME -3


Değerli site okurlarımız,

İlk 2 güncellemeyi http://ahmetsaltik.net/2020/03/18/korona-virus-nelere-sal-nelere-mercek/, adresindeki yazımızın altında 2 yorum olarak paylaşmıştık..

Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre 19 Mart 2020 günü 1981 kişiye korona virüs testi yapıldı ve % 8,48 oranında olgu / hasta bulundu. Bu sonuçları tarama değil doğrulama testi sonucu varsayar isek.. Salgının aşamasına, test uygulanan kişilerin epidemiyolojik özelliklerine göre değişebilmekle birlikte, çok önemli bir orandır ve riskin büyüklüğünü vurgular. Öte yandan, yaygın test yapmakla çok sayıda erken – bulgusuz (a-semptomatik) olgu yakalanabileceğini de kanıtlar. Gereksinimimiz de buydu zaten baştan beri..

Demek ki temel belirleyici TEST yapmak!..

DSÖ de 3 T formülü öneriyor..

1. Test yap erken tanı koy
2. Olguları ayır
3. Sağaltım (tedavi) ver..

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)  COVID-19 hastalarının belirlenip karantinaya alınabilmesi için ülkelere daha çok koronavirüs testi yapmaları çağrısında bulundu. DSÖ Genel Direktörü Dr. T. A. Ghebreyesus, testlerin yapılmasının salgın ile savaşımın temeli olduğunu ve her ülkede önemsenmesi gerektiğini belirtti. DSÖ, hastaların tedavi edilmemeleri durumunda veya iyileşip iyileşmedikleri izlenmediğinde, salgının düşük düzeyde sürebileceği ve insanların sosyal kısıtlamaları kaldırıldığında da salgının daha kötü bir noktaya ulaşabileceğine dikkat çekti. (https://www.dw.com/tr..)

Hala, salgın 3. ayını bitirmek üzere iken, 81 ili olan ülkemizde 16-18 ilde, daha yeni test yapılabilecek.. Kalan iller?? Türkiye bunca aciz mi? 2,5 – 3 aydır ne yaptık?

Cerrahi maskede bile sıkıntı var!?

Aziz milletimizin kimi muhterem bireyleri, hastanelere hasta gibi başvurarak bu maskeleri topluca yürütümeyi “dinen caiz” görebilmekte.. Hatta fahiş fiyatlarla pazarlamayı da!
***

Bütün umut; Türkiye ve dünyada salgının çizeceği olgu sayısı / ya da insidens hızı eğrisinin yükselme eğiliminin çok yüksek olmaması.. Örneğin 45 dereceyi bulmaması! Klasik çan eğrisi oluşursa işimiz çooook zor.. Sağlık kurumlarımız aşırı yüklenme nedeniyle iflas edebilir..

“Tatlı bir eğim” (slope, tg æ < 45) ile yükselmesi, hızla yükselmenin (explosion) yerine plato’nun uzaması ve çıktığı gibi inişe geçmesi “arzulanan” epidemiyolojik beklentidir. Ancak bu kez de uzayan salgın nedeniyle sosyo – ekonomik yük kaldırılamaz boyutlara ulaşabilir..

Öte yandan, eğrinin tek tepeli (unimodal) olması da kural değil.. Örneğin Çin için.. Yerli olguları kalmadı, büyük başarı ancak yabancı (imported) hastaları var hala.. Önlemler gevşetilirse, salgın eğrisi, altında kapattığı alan kuramsal olarak gene “1 birim” kalmakla birlikte (!), kafasını kaldırabilir ve 2 tepeli (bimodal), hatta çok tepeli (multimodal) desen (patern) de çizebilir!..

Çok tepeli salgın eğrisi deseni için bir başka neden de, bu salgın sürerken Corona Virus 19‘un mutasyona uğraması ve önceden hastalığı geçirenlerin de bir kez daha yakalanması riskinin gerçekleşmesidir.. Bir başka deyimle, enfeksiyon hızla yayılsın, bağışık nüfus oranı büyüsün ve yayılım böylelikle dursun… senaryosu, bu nedenle bilimsel olmadığı gibi, İnsancıl da değildir!

  • Epidemiyolojik irdeleme zorunludur.. hem de adamakıllı.

Bunu klinisyen hekimler –en azından yeterince– bilmez ve yapamaz..

HALK SAĞLIĞI Uzmanlık Alanının ve Epidemiyolojinin işidir matematiksel modellemeler geliştirmek ve öngörüler (forecasting) üretmek… (Quantitative Decision Making Procedures..)

Ancak, HALK SAĞLIĞI Uzmanlarını TV’lerde göremiyoruz pek!_

Her salgının çan eğrisini (Galton’s bell shape) çizeceğini söyleyen enfeksiyon ve başka dallardan uzmanlar görüyoruz.. Hatta dışarıda eğitim almış bir bölümü.. Bu çok yanlış..

Türkiye’deki COVID-19 salgınının epidemiyolojik eğrisini çizebilmek son derece önemli. Salgın 3. ayını bitirirken ülkemizde bu eğriyi hala elde edemedik. Oysa bu eğri, salgının yönetiminde bize pusula gibi yol gösterici olacaktı..

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Koronavirüs salgını nedeniyle karantina altında olanlara ilişkin yaptığı açıklamada, “9 bin 800 kişiye Umre dahil karantina uygulamamız var… ” dedi. Oysa Umre ziyaretçileri 21 bin kişi idi. Bu riskli kitleye bile tarama testi bütünüyle yapılmamıştır. Tüm Türkiye’ye dağılmışlardır, bu büyük bir hatadır salgın yönetiminde ve bedeli ödenecektir.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde bir eğitim sırasında Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı meslektaşımız Dr. Güle Çınar’ın bu konuyu eleştirmesi son derece yerinde ve gereklidir. Gizlice kayıt yaparak, kırpıp – bölerek servis yapmak ve suçlu yaratmaya çabalamak tek sözcükle “ayıp” tır. Bu meslektaşımızın yanındayız Ankara Tabip Odası gibi.. Destek açıklaması yapan Ankara Tıp intörn doktorlarımız gibi.. Üniversite / Fakülte yönetiminin bu meslektaşımıza destek vermek yerine “özür açıklaması” yapmaya yönlendirmesini üzüntüyle karşılıyoruz. (Anayasa md. 38/6: “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.”)

Öte yandan, epey gecikse de, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yeni tip Corona Virüs (Covid-19) önlemleri kapsamında camilerin kapalı tutulmasının kararlaştırılması yerinde olmuştur.

19 Mart 2020 gecesi saat 21:00’de sağlık çalışanlarına balkonlarında ALKIŞ DESTEĞİ başlatan vefalı halkımıza şükranlarımızı sunarız..

Türkiye’de COVID-19 testi yapılma koşulları – ölçütleri aşırı dar tutulmuştur. Oysa HonKong, Singapur, Tayland, Güney Kore, Çin tersini yaptı. İsteyen herkese, sokaklarda…. test yapıldı ve taşıyıcılar erkenden tanı aldı, toplumdan ayrıldı (izolasyon, tecrit..), sağaltımları (tedavileri) yapıldı bulaş zinciini kırmak için.
****

Dün (9.03.2020) Sağlık Bakanı TBMM’de bilgi sundu, soruları yanıtladı..
Ama kapalı kalan / bırakılan birçok yer var..
Örneğin olguların ülkeye dağılımı ve özellikleri.. Yerli ya da yabancı olmaları, geçici koruma statüsü altında olan 5 milyonu aşkın insanda durum nedir örneğin??

KİŞİ – YER – ZAMAN bilgisi / üçlüsü yaşamsal derecede önemlidir Epidemiyolojik irdeleme ve öngörü için..

Kullanılan test ise YUMUŞAK KARIN..

Tarama testi (screening test) ve doğrulama testi (confirmation test) apayrı şeyler..

Sağlık Bakanı, 15 dakikaya dek indirilen sürede test sonucu verilebileceğini söyledi.. Bu iyi ama en önemli özelliği bu değil bir testin..

Geçerlik (validity) ve güvenilirlik temel özellikler..

Güvenilirlik için ise DUYARLIK / ÖZGÜLLÜK / POZİTİF KESTİRİM DEĞERİ / NEGATİF KESTİRİM DEĞERİ diye 4 özelliğe bakılmakta bir test için..

43 yıllık hekim, 40 yıllık Halk Sağlığı Uzmanı ve 33 yıllık Halk Sağlığı Öğretim Üyesi olarak biz bu bilgilere erişemiyor ve salgının yönetiminde Sağlık Bakanlığına destek olamıyoruz..

Bilimsel Kurulda salt 1 Halk Sağlığı Uzmanı profesör var.. Oysa Kurul bu uzmanlardan oluşmalı gerçekte ve gerektiğinde başka dal uzmanları çağrılmalı.

HALK SAĞLIĞI UZMANLIĞI” (Public Health Specialty) denen tıp dalının dünyadaki tanımı ve işlevi bu!

  • Salgınları, Halk Sağlığı Uzmanları yönetir..

Dolayısıyla Sağlık Bakanlığının hemen, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği – HASUDER ile yoğun profesyonel kurumsal işbirliğine girmesi zorunludur..

Türk Tabipleri Birliği ile de elbette..

20 Mart 2020 günü saat 00:15’te dünya genelinde doğrulanan olgu sayısı 244,950; ölümler 10,033 ve iyileşenler 87,408 kişidir.

Türkiye, 83 + 5 = 88 milyon nüfusu ile dünya nüfusunun %1,1’i olup; yukarıdaki verilerden bu oranda pay alabileceği kabaca varsayılırsa; 244,950 x 0,011 = 2694 COVID-19 hastası ve 110 ölüm kaydetmiş olmalıydı.. diye pragmatik bir öngörüde bulunabiliriz.. Ancak 359 toplam olgu  sayısı ve 4 de ölüm kaydımız var!? 168 olgu salt dün eklendi 1981 test sonucu ve % 8,48 pozitiflik oranı oldukça yüksektir. Demek ki test yapmayı deyim yerinde ise “cömertçe” sürdürmek gerekir. En azından şu dönemlerde çünkü olgu yakalama oranı yüksektir. Bildiğimiz ölçüde, uygulanan gerçek zamanlı PCR testi ile yalancı negatiflik çok düşük, testin duyarlığı çok yüksektir. Tipik buzdağı sorunu.. (ice berg phenomenon and illusion)

Buzdağının suyun üstünde görünen bölümü, su altındaki ana gövdenin 1/10’u gibi..

  • Herhalde dünyada açık ara fark ile en başarılı COVID-19 savaşımını Türkiye yürütüyor!?
    Dünya alem gelip bizden öğrenmeli.. mi demek düşüyor bize??!!
  • AKP ve Erdoğan’ın BİLİMSEL – SAYDAM – POLİTİK OLARAK DÜRÜST olmak zorunda; başka hiçbir ama hiçbir seçenekleri yok, yok, yok!

Yurt dışında yayınlanan (16.03.2020) bildik yazarlı bir makalede,

partili CB Erdoğan’ın 80 milyon insanın yaşamı ile kumar oynadığı ve
halka YALAN SÖYLEDİĞİ
savları dile getirilmekte!
(https://nationalinterest.org/blog/middle-east-watch/gambling-80-million-lives-why-erdoğan-lied-about-coronavirus-133672)

Bunu asla hak etmiyoruz. Halka saygılı, gerçekleri dile getiren, saydam – dürüst ve hesap verebilen politik kadrolar Türk halkının da elbette en doğal haklarındandır.

Türkiye bu salgının altında kalırsa;

  • AKP falan kalmaz, kar gibi erir, biter yok olur, tarihin çöplüğünde hak ettiği yeri bulur…Türkiye, yaralı da olsa elbette yoluna devam eder, iyileşir.

Sevgi, saygı, kaygı ama UMUT ile.
20 Mart 2020 (03:05) Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

KORONA VİRUS NELERE ŞAL, NELERE MERCEK?

KORONA VİRUS NELERE ŞAL, NELERE MERCEK?


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İçimiz dışımız “corona virus” oldu..
Oysa Ülkemizin yakıcı sorunları ağırlaşarak sürüyor..
Dolar 6,44 TL’ye tırmandı! Öbür dövizler de yükseliyor..
Üstelik elin ülkesinde de (ABD – AB, UK..) hastalık var, can alıyor her gün onlarca, yüzlerce.
Sektörler akçalı (mali) bunalımda, ortada döviz kıtlığı var büyük ölçüde dolaşımın (sirkülasyonun) yavaşlamasına bağlı.

Ancak “Küresel AĞA”, kerameti kendinden menkul senyoraj hakkını (!) / hegemonisini pervasızca dayatıyor ve FED, 198 milyar $ nakiti kağıt ve mürekkep bedeli karşılığında basıp piyasaya sürüyor.. (Bu para, 2020 Türkiye bütçesinden yaklaşık %20 daha fazla!?)
ABD’de enflasyon olmuyor, paranın değeri de düşmüyor.. FED faizleri neredeyse sıfırlıyor. Siyasal iktidardan bağımsız, para politikalarını “büyük oyunun kurallarına göre” oynuyor ABD Merkez Bankası FED.. Bizde ise “biat etmedi kulumuz” diye AKP = Erdoğan tarafından TCMB Başkanı görevden alındı. Üstelik Erdoğan’ın bilim dışı takıntısı gerekçesi ile : Faiz enflasyon doğuruyor!? 

Ekonomist olduğunu savlayan ama gerçek diplomasını bir türlü göremediğimiz AKP = Erdoğan, İktisat 1. sınıf öğrencisinin bile öğrendiği evrensel bilimsel gerçeği ters yüz ederek gerekçe (!) yaratıyor kendine, kamuoyunu yönlendiriyor… Dolayısıyla bu kafayla yönetilen ülkemiz, bir türlü belini doğrultamıyor. G20’den düştük – düşeceğiz, işsizlikten de perişanız.

Cılız – hastalıklı – çok borçlu – üretmeyen ekonomi, haliyle ulusal parasını da güçlü kılamıyor..

Sürekli olarak yoksullaş-TIRIL-ıyoruz!

Kişi başına ulusal gelir 7 yıl öncekinin altında ve 9 bin Doları zor buluyor.. (Dünya ortalaması 11 bin Doları aşkın) ve bu iktidar, TEK ADAM = RTE eliyle harikalar yaratıyor öyle mi??!

Cümle alem şunu aklına bir güzel koysun ve hiiiiç çıkarmasın :

  • Türkiye’nin sorunları, tek başına AKP = Erdoğan iktidarı ile 18 yılda öylesine ağırlaşmış, öylesine içinden çıkılmazlaşmıştır ki; alleme-i cihan olsa tek bir kişi içinden çıkamaz. Mustafa Kemal ATATÜRK bile! Kaldı ki, o büyük önder, en kritik savaşları bile Meclis ile yürüttü.

Bitmeyen dertlerimizden başımız göğe ererken, bir de küresel korona salgını eklenince, ekonomi, deyim yerinde ise su kaynatıyor..
Kuşkusuz bu olumsuz gelişmeler günlük yaşama yansıyacak ve yaşamı daha da katlanılmaz kılacak.. Ailece intiharlar unutulmayacak, işsizlik kavuruyor özellikle gençleri.. 4+ milyon!

Şehitler tepesine mazlum halkın cefalı – özverileri evlatları yağıyor Erdoğan hazretleri böyle buyurduğu için, buyurmaya da devam edeceği / ettiği için.. 2 oğlundan bir “çürük” ama her nasılsa uluslararası ticarette yurt dışında olağanüstü başarılı (!?); öteki bedelli / paralı askerlik yapmış sayılan okçu – TÜRGEV’ci mahdumu olan Erdoğan’ın..

  • Oysa toplumsal cinnet içinde halk adeta!

Ne var ki, AKP = Erdoğan büyüsü – illüzyonu giderek bozuluyor!

Kuşku yok, hiçbir halk sonsuza dek aldatılamaz, idraki / algısı köreltilemez.
Ne yazık ki, bu süreçte küplerini doldurarak karunlaşaranlar, yolsuzluklarla talan ederek halk yığınlarını yoksullaştıranlar, ülkeyi açık hava hapishanesine dönüştürenler.. birkaç kuşak çooook varsıllaşmış (zenginleşmiş) oluyorlar. Halkın yaşamı, geleceği çalınıyor haramzade soygunu ile, yalnız yaşayanlar değil, çocuklarının – torunlarının bile geleceği yok ediliyor!
****

Korona virus salgını AKP = Erdoğan için bir bakıma “ilaç” gibi geldi..

Tüm yakıcı sorunları, iktidarı bunaltan dertlerimizi öteledik (!)..
Muhalefet yok, eleştiri yok, toplantı yok, gösteri yok, yok, yok, yok.. TBMM bile tatilde!

Bu arada AKP = RTE’nin sesi de çıkmıyor.. Konuş(a)mıyor..

Karşısına yığma kalabalıkları görkemli salonlara doldurup esip gürle(ye)miyor.. Ama Erdoğan konuşamdan yapamaz ki! Bir yolunu mutlaka ama mutlaka bulacak, dağlarca kibirli mimiklerini – postürünü – giyimini – jestlerini – ses tonunu – edasını – hamasetini – şiddetini – narsisizmini, gündemini.. ne yapıp edip yaratacak ve bizleri daha çok yoksun bırakmayacaktır cemalinden!

Akıllarına hiçbir şey gelmiyorsa, biz söyleyelim; çağırırsınız TRT’yi sarayınıza 1-2 muhabirle, “ULUSA SESLENİŞ” (!) konuşması yaparsınız hiç yoktan, müritlere ayar verir, boşalırsınız falan..

Ama bu arada KORONA SALGINI ile ilgili hesap da vereceksiniz halka, hiç yolu yok!

Peki ne söyleyecek Tek Adam Erdoğan? Kader – fıtrat, bizde hasta çoook az, ölüm yok, Dünya biz hayran, hamdolsun, Rabbim falan filan…. öyle mi? Karantinaya alınmayıp evlerine yollanan 21 bin Umre ziyaretçisi için ne buyuracak örneğin; ki salgınla savaşımda bağışlanmaz hatadır!

Yaşam adeta durdurulurken, camilerde namaz için ayak sürümeyi, yarım ağız “camiler açık ama evde kılabilirsiniz, toplu gelmeseniz fena olmaz…” türü karnından fetvaları nasıl savunacak?

Şehir hastaneleri talanı uğruna kapatılan hastanelere yeniden duyulan yakıcı gereksinime ne buyuracak??

31 Aralık’tan (2019) bu yana (Çin’de ilk resmi olgu) 2,5 ayda hala, yalnızca birkaç merkezde (<6) ancak korona testi yapılabilmesine ne buyuracak?

  1. Basamak sağlık hizmetlerini felç edişlerine ne buyuracak?
  2. Koruyucu sağlık hizmetlerini unutup / felç edip varsa yoksa tedaviye odaklanmaya ne diyecek?

Sağlık sektörünü ezici düzeyde piyasalaştırmasına / özelleştirmesine ne buyuracak?

Halkın yoksullaşTIRılmasına, beslenmesinin bozulmasına, yaygınlaşan açlığa ne buyuracak?

Vahşetle kirletilen çevreye, tarım ve hayvancılığın çökertilmesine, en temel besinlerin bile dışalım (ithalat) bağımlılığına ne diyecek?

450 milyar Doları aşan devasa borca ne diyecek?? (2002’de iktidar olduğunda 120 milyar $ idi!)

Etil alkolde bile stokları birkaç günde tükenen ve dışalıma mahkum ülkemiz, 18 yıldır kimin tek başına mutlak iktidarı tekelinde??

Üniversite öğrencilerini apar topar yurttan atıp, yurtları karantina yerlerine dönüştürme ayıbına ne açıklama sunacak AKP = Tek Adam Erdoğan ? Ki bu da salgınla savaşımda ciddi bir fiyaskodur, toplu kitle hareketlerinden kaçınmak gerekir, İtalya bu nedenle perişan!

  • Örneğin camiler bu amaçla / karantina yerleri olarak kullanılsa fena olmaz mı?

TOKİ hızla prefabrik karantina alanları yaratabilir mi? Özellikle büyük kentlerde boş arazi bulabilir mi? Akçalı (mali) gücü buna yeter mi? Ya da satılamayan yüzbinlerce konut fazlasını karantina evleri olarak kullanmayı aklına getirir / kıyabilir mi şu olağanüstü dönemde?

Çin gibi 10 (on) gün içinde 1000 (bin) yataklı birkaç hastane yapabilir misiniz o anlı şanlı, devasa kamu ihalelerini her nasılsa heeeep ama heeeep kapmayı beceren yandaş / kandaş / candaş / yoldaş / sırdaş / dindaş / Cennetdaş (!) yüklenicilerinizle (müteahhitlerinizle)??

Şehir hastaneleri safsatası / talanına kurban edip boşalttığınız hastaneleri ne yaptınız? Yoksa okulları tatil etmeniz bundan mıydı, öğrenci yurtlarını boşaltıp karantina yerleri yapmak?!
****

İyi kötü sosyal medya canlı; orada da AK tiroller ve yandaş – kandaş – candaş kimi yargı mensupları 7/24 görev başındalar.. zinhar çizmeyi aşmak yok.. Üstelik salgın hastalık hukuku gündemde bu kez! TCK’nın malum maddeleri; Adalet Bakanının bile açık – örtük gözdağı verdiği! Ama bu maddeler, koronadan korunmak için (!) muska – dua tacirlerine işlemiyor?!
Öte yandan kamusal olanaklar sağlık dahil öylesine sınırlı ki, KORONA SALGINI ile başetmek hiiiiç kolay değil.. Kamu sağlık sektörü olabildiğince küçültülmüş.. Ülkedeki 1530 dolayında hastanenin yaklaşık 650’si özel sektörün. Hastane yatakları ve yoğun bakım birimlerinin 1/4’ünden çoğu yine özel sektörde. Hemşire sayısı neredeyse hekim sayısına denk, 160 binlerde. Oysa 1 hekime karşılık 4 hemşire uluslararası standart.
  • Yeterli cerrahi maske bile yok  sağlık çalışanlarına..
TTB Merkez Konseyi Başkanı sevgili meslektaşımız Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın web sitemizde yer verdiğimiz açıklamasında, korona testi negatif gelen hastada 2. kez test istemi yapıldığında “riskli” gibisinden saçma sapan yanıtlar geldiği belirtildi. Oysa bir laboratuvar testi ya (+) tir ya da (-).. Arada kuşkulu durumlar olabilir belki ama dünyanın hiçbir yerinde bir laboratuvar “riskli” gibi bir değerlendirmede bulunamaz. Böylesi bir yargı ancak klinik durum için söz konusu olabilir. Yoksa böylelikle mi resmi hasta sayısı çoook sınırlı tutukuyor?? (http://ahmetsaltik.net/2020/03/17/ttb-hekimlerden-aldigimiz-duyumlar-koronavirus-hastasi-sayisinin-daha-fazla-oldugu-yonunde/)
Bilim Kurulu’nun kararları düzenli açıklanmıyor, neden?
Hem Kuran’da, fıkıhta… şer’i kaynaklarda yeterince hüküm yok mu bu konuda?
Neden bilim kuruluna sarıldınız, hani yaşamın her alanının dininizin kurallarına uydurup öyle yaşayacaktınız 6. Din Şurasında Erdoğan’ın kapanış konuşmasına göre??
Neden salgını DİB yönetmiyor da özel sektörden gelme Sağlık Bakanı çırpınıyor??
Demek ki ülkeye 160 bini bulan imam değil, SAĞLIK ÇALIŞANI – HEKİM gerekliymş, haa??
Salgın ile imam-hatipler değil hekim – hemşire… özverili sağlık çalışanları boğuşurmuş haa??
****Öte yandan, ülkemizde yüz bini aşkın hekimin yasal meslek örgütü Türk Tabipleri Birliği‘nin bilim insanı kimlikli – alanın uzmanı akademisyen temsilcisi neden yok Bilim Kurulunda?

……….
………………….

Sorular, dertlere tercüman ve de hal-i pür melalimize ayna olarak daha da uzatılabilir..

Dünya Bankası – IMF maşaları eliyle küresel emperyalizmin dayattığı SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM MASKELİ sağlık hizmetlerini özelleştirme, piyasaya ve sermayenim insafına terk etme, devleti kenara çekip sağlık hizmeti vermekten alıkoyma…. politikaları bir kez daha çök-müş-tür.

Sağlık, doğuştan kazanılan bir temel insanlık hakkıdır ve Devletin ana yükümlerinin başındadır.

Türkiye, sağlık hizmetlerinde, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE kesin öncelik veren, kamucu bir sağlık sistemine hızla, oyalanmadan geri dönmek zo-run-da-dır.

Oysa AKP, bunların tersini yapmak üzere iktidara getirildi ve 18 yılda epey de yaptı.

Sağlık alanında da yerli – yabancı sermayeye rant aktarmak boynunun borcu!

Peki şimdi ne olacak??

Sevgi, saygı ve derin KAYGI ile. 17 Mart 2020, Ankara

DEMOGRAFİK DİNAMİT

DEMOGRAFİK DİNAMİT

Konuk yazar :
Av. Hüseyin Özbek

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Babam, kısadan önü alınabilecekken ihmal nedeniyle ölümcül sonuçlara yol açan hastalıklar için; “Dirhem ile girer batman ile çıkmaz” derdi.
Benzetme, kişisel sağlık açısından olduğu kadar toplumsal sağlık açısından da geçerlidir.

Bireysel aymazlığın ceremesini kişiler çeker, toplumsal aymazlığın faturası ise tüm millete çıkar.
Bugünümüzü ve yarınımızı emanet ettiğimiz siyasal iktidarların hataları toplumsal geleceğimizin tümüyle yitirilmesine yol açabilir. Hatanın büyüklüğü hali ise tarih sahnesini sonsuza dek  terk etmeye dek gidebilir.

Ülkenin ve ulusun yazgısı, tarih bilinci ve yönetim ehliyetinden yoksun kimi idarecilerin keyfiliğine bırakılmışsa, çöküş kaçınılmaz demektir.

Stratejide yapılan hataları taktikle düzeltmenin olanaksızlığını tarih bize göstermektedir. Sözü daha çok uzatmadan yakın geçmişte, “Stratejik Derinlik” makyajıyla pazarlanan “Stratejik Cinnetin” faturasını, batman ve dirhem üzerinden ele almanın zamanıdır.

Çizilen pembe tabloların, köpürtülen hayallerin, yükseltilen beklentilerin, Şam’da Emevi Camisinde kılınacak Cuma Namazının erken alınıp, tazelenmeyen abdestinin Türk Milletine maliyeti hiç kuşkusuz bu yazının boyutlarının çok ötesindedir.

Mantıksal içerikten yoksun tekrarların, uluslararası güç denklemini ve ülke gerçekliğini dikkate almayan anlamsız vurguların, kimi dönemler kitleler üzerinde toplu hipnoz etkisi yarattığını tarih bize göstermektedir.

Nasreddin Hoca’nın tantanacılarca iç edilen yorganı misali, Şam’da Cuma Namazı hayaliyle başlayan uzun rüyanın sabahının gerçekliği, 4 milyona yakın Suriye’linin Türkiye’yenin kentine köyüne, dağına ovasına yayılmış olmasıdır!

Toplumsal huzur, ülke güvenliği, hukuk düzeni, demokratik rejim ve gelecek açısından ağır sorunlara yol açması kaçınılmaz bir demografik dinamit ne yazık ki Türkiye’nin kucağındadır! Daha vahimi, Türkiye’nin, her an patlamaya (patlatılmaya) hazır bu demografik dinamiti zararsız hale getirecek devlet aklından yoksun bir görüntü vermesidir!

Buraya dek yazdıklarımızı özetleyelim: Türkiye’nin Suriye’ye yönelik stratejik cinneti, akıl ve gerçeklik dışı bir siyasal şizofreninin kaçınılmaz sonucudur. Şark Meselesinin (Doğu Sorunu) güncellenmişi olan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ise, oyun kurucu emperyal aklın stratejik atağıdır.

Türkiye’nin toplumsal dengelerini, uluslaşma sürecini, güvenlik ve huzurunu paramparça edecek dört milyona yakın Suriye’linin Türkiye’ye yığılmasının kamuoyuna onaylatılması, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü ve Ensar – Muhacirin söylemi üzerinden gerçekleştirilmiştir.

Tarihten hiç kuşkusuz ders alınmalıdır. Fakat tarihte yaşananların, dönemin koşulları, tarafların konumları ve talepleri, sosyo-ekonomik yapı, neden – sonuç ilişkisi göz önüne alınmadan bire bir yinelenmesini beklemek bilim ve mantık dışı bir durumdur.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (M.S. 570-632) döneminde Mekke’nin nüfusu 25 bin, Medine’nin nüfusu 10 bin dolayındadır. Hz. Muhammed’in ardından Mekke’den Medine’ye göç etmek zorunda kalan Müslümanların (Muhacirin) sayısı 186 kişidir.

Bu denli az sayıdaki göçmenin (muhacirin), yeni göçtükleri kentin dengelerini alt üst etmeleri şöyle dursun, ekonomik ve sosyal yaşamın gelişmesine ciddi katkıları olmuştur. Üstelik Mekke ahalisi de Medine ahalisi de aynı dil ve etnisiteden gelmekte, Arapça konuşmaktadırlar! Bu nedenle her iki taraf açısından bir olumsuzluk yaşanmadan kolaylıkla uyum sağlanmıştır.

Hz. Muhammed’in M.S. 622’de hicreti ile 4 milyona yakın Suriye’linin kapakları açılan etnik barajdan boşalan demografik sel örneği bütün Türkiye’yi kaplamasını aynılaştırmak, akıl ve izan tutulmasından başka türlü tanımlanamaz.

Hukuksal olarak mülteci veya göçmen olarak tanımlanamayacak 4 milyona yakın homojen bir etnisite, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal dengelerini alt üst etme potansiyeli taşıyan demografik bir dinamit olarak önümüzdedir.

Siyasal Kürtçü etnik kalkışmanın ağır maliyeti ortada iken Siyasal Arapçı yeni bir kalkışmanın Türkiye’ye olası maliyetini kestirmek zor değildir.

Cumhuriyet’in çok zengin hukuksal, bürokratik, diplomatik, askeri potansiyeli yok edilip bu zor coğrafyada ülke ve millet olarak var olabilmenin olmazsa olmazı olan devlet aklı bir yana atıldığında neler yaşanacaksa onlar yaşanmaktadır.

Stratejik cinnetin yarattığı narkozun etkisi geçtiğinde ortada görülen, 4 milyona yakını Suriye’li olmak üzere 8 milyon yabancı ile yol geçen hanına dönmüş, kucağına konmuş demografik dinamiti nasıl etkisizleştireceğ konusunda hiçbir fikri olmayan bir Türkiye görünümüdür!
================================
Dostlar,

TÜRKİYE’de 4 MİLYONA YAKIN
SURİYE – IRAK İNSANI NE OLACAK?!

Sn. Av. Hüseyin Özbek‘in yukarıdaki kaygıları ve uyarıları yerindedir. Çok boyutlu, uzun erimli ve çok ağır faturaları olan ve olacak olan bir sorun kümesiyle yüz yüzeyiz..

Suriye’liler yaklaşık 3,5 milyon, Irak’lılar yaklaşık yarım milyon, toplam 4 milyon insan Türkiye nüfusunun 1/20’sidir. Her 20 insandan biri ülkemizde uluslararası hukuk açısından yurttaş, sığınmacı (mülteci) – göçmen statüsü olmaksızın bulunmaktadır. 3,5 milyon Suriye’linin 1,6 milyonu 0-18 yaş arası çocuktur. Bu kitlelerde akılları zorlayan bir yüksek doğurganlık yaşanmaktadır. AKP iktidarı doğum kontrolünü çağ dışı saydığından, ”Allah ne verdiyse” ilkelliği ile engellediğinden, bu hizmetleri gereğince vermediğinden (Anayasa md. 41 ve 2827 s. Nüfus Planlaması Yasasını suç işleyerek uygulamadığından), ”üretim” sınır tanımadan sürmektedir.

Bu insanlar için 30 milyar Doları aşan harcama yapıldığını Erdoğan dile getirdi. Bu rakam sürekli artmakta elbette. Ayrıca arada yandaş şirketler var ve onlar da zengin edilmekte! Günümüzde yaşadığımız ekonomik bunalımda uçan kuştan medet umarken, Katar’ın 15 milyar dolarlık yatırımı kim bilir hangi ağır ödünlerle sağlanacak!

Bir başka boyutu, 4 milyonu aşan bu  ”nitelikli olmayan” ezici bölümü Müslüman Arap kitle, Türkiye’nin AKP = Erdoğan karşıtı laik – Cumhuriyetçi kesimlerine karşı bir dengeleme, bu uygar insanların toplumda oransal olarak geriletilmesi amacı da taşıyor. Nitekim vatandaşlığa alınanların 30 bini aştığını biliyoruz. Bu kitleler herhalde kendilerini AKP = Erdoğan‘a medyun duyumsuyorlardır, nitekim bir AKP milletvekili bile taşındı TBMM’ye..

Bu kitle Türkiye’ye, Erdoğan’ın olağanüstü yanlış, ABD güdümlü Suriye politikası yüzünden taşınmıştır. Bu hatalar zincirinin uzantısı olarak ciddi askeri operasyon harcamaları yapılmıştır, yapılmaktadır.. Güncel ekonomik çöküş böylesine göz göre göre ve adım adım gelmiştir
Erdoğan hala, inatla, Esad ile el sıkışmaya yanaşmamaktadır. Oysa Suriye’de barış ve Suriyeli 3,5 milyon insanın ülkesine dönmesinin başkaca yolu gözükmemektedir. Aynı biçimde Irak’lı yarım milyon insan.. Bu kitle mutlaka ülkelerine gönderilmelidir yakın erimde. Türkiye bir yol geçen hanı olamaz. ”Ensar olduk” masallarına karnımız tok. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı öylesine ucuz değildir.

Öte yandan, 4 milyonu aşkın bu kitlenin bir yandan ülkemiz kültürüne – sistematiğine entegrasyonu (assimilasyonu değil!) çabasının özenle ve çok planlı olarak yürütülmesi zorunluğu da vardır. Buna ilişkin bir AKP planı, TBMM’en geçmiş yasa bilmiyoruz..

AKP = Erdoğan 16 yılda ülkemizi hemen her bakımdan ciddi yıkıma uğrattı. Tüm ama tüm çabalara karşın Erdoğan’da vahim – korkunç yanlışlarını görme ve düzeltme istenci görmüyoruz! Son olarak 26 Ağustos’u yok sayıp Malazgirt, Ahlat taraflarına gitti.. Ülke yangın yeri iken, bir de Ahlat’ta saray yaptıracakmış! Alpaslan’ın mirasçısı olacakmış Türkiye böylelikle. Akıllara seza!

AKP = Erdoğan’a şunları söylemek ve anımsatmak isteriz çok işe yaramasa da :

  • “Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.” (Falih Rıfkı Atay Çankaya, syf. 363)
  • 26 Ağustos’ta Dumlupınar yerine başka yerlere gidenler… Alpaslan’ın 1071’de bize sunduğu Anadolu’yu, sizin övündüğünüz Osmanlı, Sevr ile Batı’ya terketti. Malazgirt ve İstanbul dahil. 3,5 yıl süren işgali, Osmanlı’nın düşmanla işbirliğine karşın Mustafa Kemal önderliğinde bu halk sonlandırdı. Osmanlının kabul ettiği Sevr’i 1. Meclis yırtıp, onay verenleri vatan haini ilan etmese idi, bu gün ne Erdoğan ne de kulları olurdu.. ve Malazgirt Türk toprağı değildi! Tarihe ve bu toprakların mazlum insanlarına ihaneti bırakın.. ATATÜRK havalanını hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç mi hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç gerek yokken kapatıp – taşıtıp, adını silip, Alpaslan Havaalanı yapmak, ülke ekonomik bunalımda iken Ahlat’ta saçma sapan gerekçe ile Saray hülyası kurmak.. çok yönlü oyunlar ve tarih gerçekleri yazacak, bunları yapanları ise bu Ulus asla bağışlamayacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 27 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

R. Bülend KIRMACI : YAZILARIMLA MERHABA..

YAZILARIMLA MERHABA..

 

R. Bülend KIRMACI

Merhaba, sizlerle yeni yazılarımdan bir seçkiyi paylaşır, selam ve saygılar sunarım.

İKTİSADİ AKIL VE TOPLUMUMUZ
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/IKTISADI-AKIL-VE-TOPLUMUMUZ/1357

PLAN MI, PİLAV MI?
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1341

NİHAYET KOBİ’LER!
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1325

VURURUM, VURURSUN, VURURLAR!
http://blog.milliyet.com.tr/vururum–vurursun–vururlar-/Blog/?BlogNo=585863

===================================

Üretken ve birikimli yazar dostumuz Sn. R. Bülend Kırmacı beyefendiye hem emeği hem de bizlerle cömertce paylaşımı için teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 06 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com