R. Bülend KIRMACI : YAZILARIMLA MERHABA..

YAZILARIMLA MERHABA..

 

R. Bülend KIRMACI

Merhaba, sizlerle yeni yazılarımdan bir seçkiyi paylaşır, selam ve saygılar sunarım.

İKTİSADİ AKIL VE TOPLUMUMUZ
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/IKTISADI-AKIL-VE-TOPLUMUMUZ/1357

PLAN MI, PİLAV MI?
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1341

NİHAYET KOBİ’LER!
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1325

VURURUM, VURURSUN, VURURLAR!
http://blog.milliyet.com.tr/vururum–vurursun–vururlar-/Blog/?BlogNo=585863

===================================

Üretken ve birikimli yazar dostumuz Sn. R. Bülend Kırmacı beyefendiye hem emeği hem de bizlerle cömertce paylaşımı için teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 06 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmelidir

28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmelidir

DİSK Yönetim Kurulu adına Yönetim Kurulu Üyesi Kanber Saygılı’nın 28 Nisan Dünya Çalışma Güvenliği ve Sağlığı Gününe dair açıklaması

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmelidir

28 Nisan “Dünya Çalışma Güvenliği ve Sağlığı Günü”nünde iş cinayetlerinde ölen işçi arkadaşlarımızı anıyor, bugünün “28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü” ilan edilmesi talebimizi yineliyoruz.

Vicdanları kanatan bu konuda geçtiğimiz yıldan bugüne ülkemizde değişen tek şey, işçi sağlığı ve güvenliği alanının daha da kötüleşmesi olmuştur.

  • Ne kadar yasal değişiklik yapılırsa yapılsın, hangi “halkla ilişkiler kampanyası” örgütlenirse örgütlensin, işçi cinayetlerinde, kalıcı iş göremezliklerde, meslek hastalıkları vakalarında hiçbir iyileşme emaresi görülmemektedir.

2016 yılında en az 1970 olan yıllık iş cinayeti rakamı, 2017 yılında en az 2006’ya yükselmiştir. Zamana yayılmış ölüm anlamına gelen meslek hastalıklarından hiç söz edilmemektedir.

  • Bu ülkenin işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki temel sorunu, taşeron ve güvencesizliğe dayanan sermaye birikim sürecidir.

Emeği, herhangi bir üretim girdisi olarak gören bu sermaye birikim süreci, kamusal bir işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin yaşama geçirilmesinin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.

  • Sermaye birikiminin ve rekabetin ihtiyaçları doğrultusunda çıkarılmış mevzuat, iş cinayetlerini engelleyememektedir.

Özellikle, ülkemizde çokça övünülen ekonomik büyümeyi sağlayan, verili teknolojik koşullarda, iş saatlerinin artırılması ve üretimin hızlandırılmasıdır. ILO’nun çalışma ortamı ve çalışma koşulları diye tanımladığı ve işçinin bütün bir yaşamıyla ilgili olan her şey, bu üretim zorlaması baskısı altında buhar olup uçmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, yasalar uygulamaların asgari düzeyini belirler. Sağlık ve güvenlik alanında asgari düzeyde mevzuatın izlenmesi yaşama geçirilmesi, olmuyorsa denetim ve yaptırım olgusu, özellikle, iş cinayetlerinin yüksek olduğu, enerji, maden, inşaat sektörlerini “bağlamamaktadır”. Başta bu sektörler olmak üzere ekonomide iddia edilen büyüleyici büyüme sarhoşluğu iktidarın ve işverenlerin başlarını döndürürken; çalışanlar bu sürecin bedelini canlarıyla, sağlıklarıyla ödemektedir (AS: Bunun çıplak adı KAN VE CAN VERGİSİDİR!). Sermaye düzenin en karanlık yüzü bu aşamada ortaya çıkmakta, yaşananları fıtrata, kadere veya çalışanların hatasına bağlamaktadır.

Ama biz biliyoruz ki, çokça övünülen ekonomik büyüme kendiliğinden ILO’nun sözettiği anlamda “insana yakışır iş” (AS: Decent work!) olanakları yaratmamaktadır. İşçi sınıfının örgütsüz olduğu ve çalışma yaşamına müdahil olmalarının sistematik olarak engellendiği koşullarda, ekonomi büyürken, güvencesizlik, yoksulluk ve iş cinayetleri de büyümektedir.

Şurası çok açıktır ki, ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği sistemi çökmüş durumdadır. Yapılan bütün düzenlemeler bu çökmüş sistem üzerine yapılmakta ve/fakat ortaya çıkan sonuçlar giderek çok daha kötü olmaktadır.

Oysa iş cinayetlerini gerçekten önlemek isteten bir kamu otoritesinin yapması gerekenler bellidir ve bu çözüm önerileri yıllardır tarafımızdan dile getirilmesine karşın dikkate alınmamakta, ülkeyi yönetenler iş cinayetlerinin izleyici olmaya devam etmektedir.

  1. Birincisi, sendikal örgütlenmenin önündeki barajlar, engeller kaldırılmalı ve böylece işletme düzeyinde etkin bir iç denetimi sağlanmalıdır. (AS: Sendika yoksa işçi sağlığı – güvenliği de yoktur!)

  2. İkincisi, güvencesiz istihdam biçimlerine tümüyle son verilmelidir.
  3. Üçüncüsü; sağlık, güvenlik ve çevreyle ilgili özerk-demokratik bir kurumsal yapının sendikalar, meslek oda ve birlikleri ve üniversiteler ile oluşturulması sağlanmalıdır.

Son söz olarak, geçen sene 28 Nisan günü söylediğimiz gibi;

  • “Bu günün anlam ve önemine uygun olarak yas günü olarak anılması önemlidir. Ölenlerin anısına eğer saygı gösterilmesi temel önemdeyse, bu sermaye birikim rejiminin değiştirilmesi için mücadele etmek ve örgütlenmek temel önemdedir.”
    ==============================================
    Dostlar,

1 Mayıs 2018; Emekçiye Notlarımız…

Yukarıda aktarılan DİSK açıklamalarını biz de bütünüyle paylaşıyoruz..
Ankara Üniv. Tıp Fak. Dönem V öğrencilerimize sunduğumuz Meslek Hastalıkları dersimizden birkaç power point yansısı aşağıda.. (Tümü için tıklayınız…
http://ahmetsaltik.net/2018/05/01/meslek-hastaliklari-occupational-diseases/)

ILO, bu yıl 28 Nisan’da Dünya İş Sağlığı – Güvenliği Gününde, önümüzdeki yılın temasını Genç İşçilerin Sağlık – Güvenliği olarak belirledi.

BM tanımına göre 15-24 yaş arasındaki bu genç emekçilerin çalışma yaşamları özellikle risk altındadır. Bu neden böyledir? Araştırılmasını ve çözümler üretilmesini gündeme taşımaktadır.


ILO’ya elbette çabaları için teşekkür ederiz. Ancak genç işçiler başta, bir bütün olarak olumsuz çalışma ortamı koşulları, İş Kazaları ve Meslek Hastalıklarının başlıca nedenidir, verim düşüklüğünün de! 

KüreselleşTİRmeden = Yeni Emperyalizmden kaynaklanan temel ekonomo – politik sorunlar kaynaklı olduğu asla göz ardı edilemez. Bunlar başlıca;

– Yüksek İşsizlik tehdidi (bir ölçüde kurgulu ne yazık ki!)
– Hızlı ve gereksiz Nüfus artışının akıl dışı biçimde kasıtlı olarak kışkırtılması

– Esnek istihdam tuzağı ve sömürüsü
– Güvencesiz istihdam hukuksuzluğu
– Sendikal örgütsüzlük – sarı sendikalar (özelleştirme sendikal örgütlenmeyi avuç içinde kar gibi eritiyor!)
– Yetersiz ücret rejimi; yoksul ve yoksun bırakma; asgari ücret açlık sınırının bile altında!
– Emekli olamama kaygısı, (kayıt dışı istihdam, yüksek primler, işverenin primi yatırmaması)
– Sermayenin küreselleşerek spekülatif finans-kapitale (kumarhane kapitalizmi) dönüşümü
……
*****
Erdoğan ne söyledi 8. Uluslararası İşçi Sağlığı Kongresinde, bakalım :

  • Emek en yüce değerdir ve emeğe saygı insan olmanın baş koşuludur!

Sevgi ve saygı ile. 01 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Atatürk’ün mirası parsel parsel yağmalandı

AOÇ için Sayıştay’ı neden umursamadınız? Atatürk’ün mirası parsel parsel yağmalandı…

Çiğdem Toker
Cumhuriyet, 27.8.17

(AS :Bizim katılarımız yazının altındadır..)

AOÇ (Atatürk Orman Çiftliği) alanı, yıllardır mütecaviz bir talan altında.
Atatürk’ün, 80 yıl önce Hazine’ye halka hizmet koşuluyla bağışladığı AOÇ, iktidar iktidar, taksit taksit, parsel parsel, dolana dolana darmadağın edildi.

Sözcü’nün gündeme taşıdığı Balgat’taki arazinin ABD Büyükelçiliği’ne satışı, bir hukuk cinayeti.
yatay

Üzerinden dört yıl geçmiş bu satıştaki “hülle”, muvazaa, yasayı dolanma ve müteahhitlik firma ödemelerinin girdiği karmaşık bir tablo var ortada.

Şimdi; olayın peşine düştü, Gazi Üniversitesi ve TOKİ yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundu diye Mimarlar Odası hedefe konuluyor. Belki unutulmuştur. AKP’li bakanlara, yetkililere bir hatırlatma yapalım :

[Haber görseli]Bu ülkede TBMM adına devletin bütün kurumlarını denetleyen, daha açık bir anlatımla halkın vergilerinin nasıl harcandığının hesabını anayasal olarak soran bir kurum var. Adı Sayıştay.

İcraatınızı eleştiren herkesi hedef tahtasına koyup “algı operasyonu” ezberiyle mahkûm etmeden önce, hepimizin adına denetim yapan Sayıştay raporlarına neden kulak vermediğinizi açıklamalısınız.

2011 tarihli AOÇ raporunun 42 ve 43. sayfalarına mesela. Modern tıp eğitiminin gerçekleşmesi için Gazi Üniversitesi’ne 1983 yılında devredilmiş bu devasa (396 bin 312 metrekare) AOÇ arazisinin, TOKİ’ye hukuksuz satıldığını, bu satışta Kuzu İnşaat’ın ödemesinin ne anlama geldiğini, TOKİ’den geri alma işlemlerinin başlatılması gerektiğini taa yedi yıl önce (Çünkü 2010’da da yapılmış bu tespit) raporlayan Sayıştay’ın uyarılarını neden ciddiye almadığınızı bir açıklarsanız çok makbule geçer.

O arazinin ABD mülkiyetine geçmesinin nasıl hukuki, nasıl yasaya uygun olduğunu da açıklarsanız memnun oluruz. Ortada AOÇ kuruluş yasasının 9. maddesi dururken (devlet malı) TOKİ ile ABD Büyükelçiliği arasında imzalanan gayrimenkul satış protokolünün nasıl imzalandığını yani.

Atatürk’ün vasiyeti adına soruyoruz : Hazine’ye devretme koşulu olan halka hizmette bahsi geçen halk adına.

Sur’a kıymak

Sur bir kültürel miras. Yedi bin yıllık insanlık tarihi. Kürtlerin, Ermenilerin, Keldanilerin,
[Haber görseli]Süryanilerin kadim kenti. Bu topraklardaki ortak tarihimizin parçası. Sur’un çevresi bariyerlerle çevrili. Orada yaşayan aileler evlerinden zor kullanılarak çıkarılıyor. 
Sur’dan çığlıklar yükseliyor. İktidar buna kentsel dönüşüm diyor. Ama orada yaşayanlar istemiyor bu dönüşümü. İktidarın “dönüşüm” dediğinin Sur halkındaki karşılığı, evlerine 26 bin TL değer biçilmesi (BBC Türkçe), iş makineleriyle, greyderlerle binlerce yıllık sokaklara hoyratça girip yıkmak demek. Yeni konutlar ile hatıraların, hafızanın paramparça edilmesinin adıdır bugünkü kentsel dönüşüm.

Evlerinden çıkmaya direnen Sur sakinlerine zor kullanılışını, attıkları çığlıklara güvenlik güçlerinin “rahatlığını”, dahası eşyalarının ellerinden alındığı görüntüleri sosyal medyada izliyoruz. Yeni sahipleri, hesabı, milyonları, milyarları hakedişleri bugünden belli iktidar destekli bir inşaat katliamına “kıymayın” diye seslenmenin naifliği ise ortada.

Akın Olgun’un deyişiyle sesini bulamayan her çığlık, kendi kahrında tüketir kendini”.

Kızılırmak suyu zehirliyor mu?

Kamu yatırımları halkın vergileriyle yapılır. Yolu, yöntemi, yaptıranı farklı olsa da bu böyledir. Dolayısıyla Ankara’nın suyunun getirilmesi de öyle. Suyu getirenin Büyükşehir Belediyesi olması, içme suyu yatırımlarının toplanan vergilerle yapıldığı gerçeğini değiştirmiyor. 10 yıl önce başkentin gündemine büyük tartışmalarla giren Kızılırmak suyu, bugünlerde yeniden konuşuluyor.

Nasılsa Başkan Melih Gökçek, eleştirel her yazıda, haberde olduğu gibi bu satırları da kendi klişesine dönüşen “ideolojik yaklaşım” ön kabulüyle okumaya hazırdır. Biz yine de Onkoloji Hastanesi’ne son günlerde mide bulantısı, kusma ve ishal şikâyetleriyle giden hastalara doktorların “şehir suyunun” bile bu şikâyetlere yol açabileceği bilgisini verdiğini not düşelim. Çünkü şebeke suyu şüphesi başka şeye benzemez.

Adı bende saklı bir okurum, geçen hafta yukarıdaki şikâyetlerle gittiği hastanede, doktorun kendisine “pek çok hastanın benzer yakınmalarla geldiğini, bunun salgın olduğunu söylediğini” aktardı. Okurumdaki belirtiler enfeksiyona benzemesine karşın, kan tahlili sonuçlarında enfeksiyon bulgusuna rastlanmamış. Doktorlar, yemede içmede kullanılan tabak bardağın yıkandığı suyun bu rahatsızlığa sebep olabileceğini söylemiş. Ağustos içinde benzer şikâyetlerle pek çok hastanın geldiğini eklemiş. Okurum üç serum ve bir ağır kanser hastalarına verilen mide bulantısı ilacı ile hastaneden çıkabildiğini söylüyor.

Sözün özü; bileşiminde, insan sağlığını tehdit edecek birimler bulunduğu kaç kez raporlanan Kızılırmak suyunun halk sağlığına dönük tehdidi yeniden gündemde. Bu arada, ta 2007’de konuşulan can alıcı konu ve beraberindeki soru:

Kızılırmak’ın alternatifi olan Gerede suyunun getirilmesi gibi bir proje devlet envanterinde duruyorken yatırımı bunca yıldır neden hayata geçirilmez?
Paketlenmiş su piyasasının göz kamaştıran “dinamizmi” mi, DSİ’nin kusuru mu?

Köprüler yaptırdım

Boğaz Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü“eski Türkiye” zamanında kamu kaynaklarıyla yapılmıştı. Ne Yap-İşlet-Devret vardı o zamanlar, ne Hazine garantisi.
3. Köprü ile Osmangazi Köprüsü, AKP’nin “yeni Türkiye”sinde, “bu millete hediye” olarak yaptırıldı. 
Üstelik, “bu milletin cebinden beş kuruş çıkmadan”.

Önümüz Kurban Bayramı. Tatil uzun… Hangi Türkiye’nin köprülerinde “bedava geçiş” uygulanır? Küçümsenen “eski Türkiye”nin kamu kaynaklarıyla yaptırılan köprülerinde mi, “bu millete hediye” yeni Türkiye’nin köprülerinde mi?
=======================================
Dostlar,

Cumhuriyet‘in değerli yazarlarından Sayın Çiğdem Toker son derece önemli konuları işliyor köşesinde. Kendine göre naif  – zarif bir biçem (üslup) kullanıyor. Ancak muhataplara sorular ve kendisinin akıllı çıkarımları oldukça etkili oluyor.
Bu yazısında birkaç yakıcı konuyu işlemiş.

Bize geçmişte sitemizde değinilen sorunlara dönük yazılar yazdık web sitemizde.

Ankara’nın su sorununu işledik..
(Tıklayınız : Ankara Tabip Odası’ndan Su Hakkında Basın Açıklaması..)

AOÇ alanlarının utanılası yağmalanmasını da..
(Tıklayınız: 
ABD Büyükelçiliği inşaatı önünde protesto)

Köprüler, Boğaz geçişleri… nasıl yandaşlara peş keş çekildiğini ve birkaç kuşak zengin edilirken birkaç kuşağın da yoksullaştırıldığını.. Soyguna yine iktidarın araç olduğunu..
(Tıklayınız : 
Ey AKP’liler, bu yaptığınız alafranga irtikaptır. Osman Gazi Köprüsü büyük bir soygun eseridir. Sizler devleti soyuyorsunuz…

Sevgi ve saygı ile. 29 Ağustos 2017, Elazğ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

140 gündür açlık grevini sürdüren Nuriye Gülmen’den mektup: ‘Ölmüş mü?’ işkencesi

140 gündür açlık grevini sürdüren
Nuriye Gülmen’den mektup:
‘Ölmüş mü?’ işkencesi

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Açlık grevinin 140. gününü geride bırakan Nuriye Gülmen’in sosyal medyada paylaşılan mektubunda geceleri yapılan “ölmüş mü” kontrolleriyle uğraştığını aktaran Gülmen, bunun çok rahatsız edici bir uygulama ve son günlerinin işkencesi olduğunu belirtti.

Açlık grevinin 140. gününü geride bırakan Nuriye Gülmen’in sosyal medyada paylaşılan mektubunda şu ifadeler yer aldı:

  • “Açlık sürerken, insanın karnı bir önceki günden daha aç olmuyor ama bilinci, duyguları, düşünceleri ve tüm varlığıyla daha aç oluyor. Elle tutulur bir adalete, ekmeğe, özgürlüğe, daha aç daha sevdalı daha tutkun daha hasret oluyor” dedi.
  • Geceleri yapılan “ölmüş mü” kontrolleriyle uğraştığını aktaran Gülmen, bunun çok rahatsız edici bir uygulama ve son günlerinin işkencesi olduğunu belirtti. Bağışıklık sistemi çöktüğü için enfeksiyon kapma riskinin çok yüksek olduğunu söyleyen Gülmen,
  • “Ama benim sağlığım kimin umurunda. Herkes görevini yapıyor. Çünkü bakanlık talimatı var” ifadelerini kullandı. Cumhuriyet, Evrensel, Hürriyet ve Özgürlükçü Demokrasi gazetelerini takip etmeye çalıştığını ve okuduğu her şeyde kendine bir direniş payı çıkardığını söyleyen Gülmen,
  • Direnmeliyiz. Hiçbir şey için değilse bile insan onuru için direnmeli” dedi.

Savcı ayakta ifade istedi

Tutuklu Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’ya destek vermek için pazar günü yapılan eylemde gözaltına alınan ve aralarında avukatların da bulunduğu 15 kişiden 8’i geçen dört günün ardından savcılığa çıkarıldı. İfade sırasında savcının avukat Ebru Timtik’e “Ayakta ifade ver” dediği, Timtik’in de “Cunta döneminde mi yaşıyoruz?” yanıtını vermesi üzerine ifadesinin alınmadığı söylendi. Savcılık sorgularının ardından 3’ü avukat 8 kişi serbest bırakıldı.

Nuriye ve Semih’in sesine ses olalım

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) ve Sosyalist Dayanışma Platformu (Sodap), İstanbul İHD şubesinde yaptığı basın açıklamasında Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan üç üyelerinin Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yla dayanışma amacıyla üç günlük açlık grevi yaptıklarını açıkladı.
============================================
Dostlar,

Bu tablo artık bir insanlık dramı hatta trajedisi boyutuna vardı.
İktidarda islamcı bir kadro var ve sıklıkla insana, onun değerine gönderme yapmakta.
Ama Nuriye – Semih trajedisinde kılını kıpırdatmamakta.
Bu davranışın ardındaki psiko-politik itkiler nelerdir, çözmek hem zor hem değil..
İlk açıklama seçeneği iktidarın insana, onun değerine gönderme yapan sözlerinin takiyye olduğudur. En güçlü olasılık budur ve Nuriye – Semih’in durumunun vicdanımızda açtığı derin yaradan çok daha ağır olmak üzere 2. kez kahredicidir. Öbür olasılıkların spekülasyonunu geçelim..

En küçük protesto, Kolluğun “tam gücü” bastırılmakta;
tek kollu bir adam Veli Saçılık protesto gösterisinde ölçüsüz şiddetle karşılaşmaktadır?

İktidarın ödü patlamaktadır küçük bir halk gösterisi bir kıvılcım olur mu diye!

Ancak tüm boşalım kanallarının tıkanmasının sosyal dokuda basıncı giderek artıracağı ve düdüklü tencere modeli patlamanın kaçınılmaz olacağı gerçeği iktidar yetkililerince biliniyor olsa gerektir. Danışmanlar da umulur ki gerek – yeter açıklamaları sunmuş olsunlar..

Yapılacak şey aslında yalındır ve zamanı çoktaaaan geldi; geçmek üzeredir :

  • Hemen işe iade edin. Yargılama tutuksuz sürsün. Ölmesin, engelli kalmasın, yaşasınlar.

“2 masum insan ölmeden, kalıcı engelli olmadan ACİL BARIŞÇI GİRİŞİM istiyoruz iktidardan. Aksi halde kaçınılmaz sondan kesin sorumlu olacaktır.” demiştik taa  16.6.2017’de

Durum çok ACİL! Saatler bile önemli! Bu 2 masum genç ölürse gerçek katili kim olacak, belli! Çare; HEMEN İŞE İADE, HEMEN! Zaten başlayamazlar.. Aylarca sağaltım zorunlu.
Ayrıntıları ve ağır-kritik tıbbi durumu okumak için aşağıdaki 3 yazıyı tıklayın lütfen..

NURİYE GÜLMEN VE SEMİH ÖZAKÇA’YI YİTİRİYORUZ!!!
Gülmen ve Özakça’nın son durumu: Kalp yetmezliği başladı!
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız : Uyarı üstüne uyarı… Dünya ‘DUR’ diyor. 

AİHM’nin istemi ile 140. gününde Ankara Numune Hastanesinde muayene edildi.
Genel durumları hiç iyi değil… Adli Tıp’a sunulan rapor kamuoyuna açıklanmalıdır.

Soruna ilişkin gelişmeleri günlük olarak sitemiz manşetinde sunuyoruz. Elimizden gelen bu. Bu 2 masum gencin başına gelecek tüm olumsuzluklardan iktidar “her yönüyle” tam ve mutlak sorumlu olacaktır.. Üstelik, bunca uyarı, ulusal – uluslararası arabulucu girişim ve ricalara karşın “taammüden” suçlu olacaktır.

Vicdanlar ne denli betonlaşmış görünse de, peşlerini bırakmayacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 28 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Temmuz 2017

Naci BEŞTEPE :
ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Temmuz 2017

ÇIKIŞ
AKP’nin Eğitim Bakanlığı İnönü’yü tarihten çıkardı.
Atatürk’ten önce son çıkış…

KUZU
Kılıçdaroğlu’nu fotomontajla Feto ile birlikte gösteren Burhan Kuzu
, sahtecilik ortaya çıkınca alınmadı.
Koyun kuzu…

DÜZEN
RTE, “Almanya kendine çeki düzen vermeli”
Örneğin tek adam düzeni iyi olur …

HAC
Milletvekillerine Hac’a gidişte torpil yapılıyor.
Önce vekil, sonra asil… (AS : “asıl” olmalı)

CİHAT
AKP milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı (Yeliz),
“Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok.”  demiş.
İyi etmiş!…

KURS
Ağrı’da yatılı Kur’an kursunda hoca 9 yaşındaki yetim çocuğa tecavüz etti
.
Sapıklar Kur’an’da kuruyorlar…

KAYGI
ABD Gnkur. Bşk. Rusya’dan S-400 almamızı kaygı verici buluyor.
ABD’ye göbek bağımız kopar mopar…

LOZAN
Bizimkilerin “Bize zafer diye yutturmuşlar” dedikleri Lozan’ın yıldönümünde,
Yunanistan Cumhurbaşkanı Ege’de işgal ettikleri adalarımızı ziyaret etti.
Eloğlu yutturuyor…

GAZİ-LER
Sakarya Valiliği makamına Süleymancılar tarafından tekbirlerle oturtulan İrfan Balkanlıoğlu
, karşılamaya gelenlerin tarikatçılar değil gaziler olduğunu söylemiş.
Tek gazi ile “LER” tutmamış…

BAHÇELİ
Sözcü’de bir Bahçeli merakı. İmaj değiştirmiş de, spor yapmış da…
Ahmet Türk’ü bıraktırdı ya…

YARGI
CHP Denizli MV. Kazım Arslan’ın başvurduğu Yargıtay, YSK‘nın mühürsüz zarflarla ilgili verdiği kararı yasal buldu.
Altın damarı oldukça zengin…

KILAVUZ
ABD’li general PYD’ye isim değişikliği (SDG) önerdiklerini açıkladı.
Bilinen köy…
=============================
Dostlar,

  • Kılıçdaroğlu’nu fotomontajla Feto ile birlikte gösteren Burhan Kuzu

Bir de Anayasa Hukuku Profesörü olacak değil mi bu Burhan Kuzu??
Her Bakanlar Kurulu oluşturmada – değişiklikte, TBMM Başkanı seçiminde Prof. Kuzu müthiş bir beklentiye giriyor.. Ne var ki kuzu hep kuzu kalıyor, bir türlü büyümüyor.. Geçen hafta yapılan mini ayarlama sonrasında açık açık tweet attı : “Adalet yok” diye AKP’ye çattı! AKP bile biliyor malını…

Teşekkürler değerli E. Tümg. Naci Beştepe Paşamıza…

Sevgi ve saygı ile. 27 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com