Halil Çivi şiiri : UYAN DELİ GÖNÜL…

ŞİİR KÖŞESİ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
22 Ağustos 2021
Doğanbey / Seferihisar / İZMİR

 

Dünyanın düzeni bir tuhaf olmuş,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Meydanlar güçlüye, zalime kalmış,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Para Tanrı olmuş, bankalar kâbe,
Ne haram korkusu, ne Hakka tövbe,
Ahlak, inanç, vicdan ulaşmış dibe,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Çoğu tacirlerin her işi hîle,
İşsizlik, yoksulluk çekilmez çile,
Yetimin sofrada aşı yok bile,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Adaletin defterleri dürülmüş,
Hukuk devletinin çarkı kırılmış,
Haklılar hak aramaktan yorulmuş,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Ekonomi değirmeni bozulmuş,
Güçlüler semirmiş, güçsüz ezilmiş,
Boyun eğmeyene kuyu kazılmış,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Akıl, bilim eğitimden atılmış,
Yoz aydınlar iktidara satılmış,
Bilmeyen bilenden üstün tutulmuş
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Birliği bozanlar borazan olmuş,
Devlet kadrosuna cahiller dolmuş,
Yandaş olmayanlar aç, sefil kalmış,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Din, ibadet olmuş reklam aracı,
Tarikat, cemaat olmuş baş tacı,
Çeteler çoğalıp yemiş haracı,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Güçlendikçe semirmişler, azmışlar,
Birlik, dirlik mayasını bozmuşlar,
Özgür aydınlara kuyu kazmışlar,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Halil Çivi laiklikten ayrılmaz,
Demokrasi rotasından savrulmaz,
Gerçekleri söylemekten yorulmaz,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx

Hayır başka türlü olmayacak, biz sosyalizme mecburuz

Mevcut durumdan rahatsız, endişeli, hoşnutsuz ve arayış için olan geniş halk sınıfları var. Onlarla bağ kurabilen bir siyasete, onlarla yarınlara bakan ilkeli bir birlikteliğe ihtiyacımız var.

Yangınlar, sel felaketleri, göç ve mülteci sorunları, aşı karşıtlığı… İçinde soluk alıp vermeye çalıştığımız bu yangın ve yıkım ortamında, muhalefetin gündeminde neler var? Egemen kurum ve kuruluşlara siyasa önerileri, topluma ahlak ve vicdan çağrıları, yeşil ekonomi manifestoları, şeffaflık, hesap verebilirlik uyarıları, liberal demokrasi talepleri… Sol siyaset buna mahkum edilebilir mi? Edilemez, edilmemeli!
Memleket yanıyor gözlerimizin önünde. Bir yanda “Yangınları söndüremiyorlar”, diğer yanda “Yangınları söndürmek istemiyorlar” sesleri. Toplumu ve yurttaşları var eden kurumlar çökmüş, onları geleceğe taşıyan birikim ve deneyim tasfiye edilmiş, bugünü ve yarını kuran bilgi yok olmuş. Toplumu ve yurttaşları var edecek kurumlar nasıl inşa edilecek? Toplumu ve yurttaşları geleceğe taşıyacak değerler nasıl örülecek? Yarını kuracak bilgi nasıl üretilecek? “Sol” muhalefette bu sorular yok. Sorusu olmayanın cevabı da olmaz.

Seller alıp götürüyor şehirleri, insanları. Dere yataklarına kurulan yerleşim yerleriyle, HES’lerle, doğanın sermayenin sınırsız talanına terk edilmiş olmasını gözlemliyoruz. Sel felaketleri nasıl göz göre göre geldiyse, göz göre göre de yönetilemiyor. Bir yukarıdaki paragrafta biriken soruların benzerleri burada da geçerli.

Memlekette göçmenler ve mülteciler artıyor. Bir yanda “Hepsini geri gönderelim, taşınamaz bir yük oldular” diğer yanda “Evimize geleni kovamayız” sesleriyle tam bir siyasetsizlik hakim. Bu siyasetsizlik, yoksulluk, işsizlik ve artan toplumsal eşitsizliklerle birleşince göçmen ve mülteci sorunu halk sınıflarını kanatan keskin bir bıçağa dönüşüyor.

  • Salgının tam olarak önü alınamıyor.
  • Aşı karşıtlığı var halk içinde.

Bu ülkede yalnızca aşı üreten kurumlar kapanmadı, bilimin ve tıbbın ışığının ulaşacağı evlerin de kapıları kapandı. “Laiklik ve laik eğitim vazgeçilmezdir” demek tam da bu ışıksız evlere işaret etmekti aslında. “Sol” muhalefetin laikliği “ibadet özgürlüğünün kıyısında ve yaşam tarzının dokunulmazlığında” takılı kaldı.

Yaşananları burjuva sosyal bilimleri şöyle açıklıyor: “Doğa yeterli bilince sahip olmayan bireylerin hataları ve yetersizlikleriyle tükeniyor, etnik kimliğe dayalı ayrımcılık artıyor, siyasal rejim otoriterleşiyor, ceberrut devlet toplumu yönetemiyor. Doğayı koruyalım, bireylerin farkındalıklarını artıralım, ayrımcılığı ortadan kaldıralım ve demokrasiyi tesis edelim.”

Burjuva sosyal bilimlerinin neden olarak saptadıkları neden değil sonuçtur. Doğanın tükenmesi, emekçiler arası etnik çatışmaların artması neden değildir; küresel eşitsizlikleri artırarak ve doğayı yok ederek derinleşen kapitalist üretim ilişkilerinin sonucudur.

İçinde yaşadığımız felaketin nedeni emek ve doğa sömürüsünü sermaye birikiminin kalbine yerleştiren kapitalist üretim ilişkileridir. 

Kapitalist üretim ilişkileri, tüm vahşiliğiyle ve yıkıcılığıyla toplumu ve yurttaşlarını piyasaya fırlatmış, piyasanın yarattığı sosyal rekabet bağlamında toplumsal bütünlüğü toplumsal düşmanlığa çevirmiş ve ülkeyi emperyalist ilişki ağlarına açmıştır. Bu topraklarda var olan halkçı, planlamacı, kamucu, emekten yana, kalkınmacı tüm birikimler sadece tatbikattan silinmemişlerdir. Bunlar “sol” muhalefet tarafından da terk edilmişlerdir. Bu birikimin yok edilişi yangın, salgın ve sel felaketlerinde apaçık hale gelmiştir.

İçinde yaşadığımız felaketin bütüncül ve tarihsel analizi sosyalist sola açık bir sorumluluk yüklüyor:

– Cumhuriyetçi ilkeleri,
– planlı kalkınmayı,
– kamucu değerleri,
– laikliği,
– yurttaşlığı, halk egemenliğini,
-yurtseverliği,
– anti-emperyalizmi

merkezine alan yeniden bir kuruluşu var etmek. Doğasıyla, insanıyla yaşanabilir bir sosyalist cumhuriyeti inşa etmek.

Mevcut durumdan rahatsız, endişeli, hoşnutsuz ve arayış için olan geniş halk sınıfları var. Onlarla bağ kurabilen bir siyasete, onlarla yarınlara bakan ilkeli bir birlikteliğe ihtiyacımız var. Yangınlarda ve sel felaketlerinde yine aydınlık yüzünü göstermedi mi halk örgütlenmesi? Yaraları sarmayı, felaketleri durdurmayı sağlamadı mı halkın dayanışması? O zaman, yolumuz bu örgütlenmeyi, dayanışmayı ileriye taşımak ve bir toplumsal dönüşümü mümkün kılmak.

Ne vakit yangınlarla, salgınlarla, felaketlerle baş etmeyi düşünsek, ne vakit apaydınlık bir ülke kurmayı düşlesek.

  • Hayır başka türlü olmayacak, biz sosyalizme mecburuz. 

BİZİM TV Programımız : 23 Ekim 2020

Dostlar,

HALK TV’nin başarılı sunucularından Sn. Lale O. Arslan, BİZİM TV adlı bir youtube kanalında yayın yapan bir çaba içinde. Sunumları çok izleniyor.. Sağolsun bizi de salgın başladıktan bu yana aşağı yukarı ayda 1 kez konuk ediyor.

Salgının geldiği kritik şamayı ve grip aşısı konusunu irdeledik yaklaşık 21 dakika..

Erişke aşağıda..

Bu kışa, öncekilerden farklı olarak çoook ağır / zor koşullarda giriyoruz.
Ekonomi olağanüstü ağır hastadır.
Fiilen %30’u aşan enflasyon sürmektedir.
İşsizlik hayal ötesi düzeylere ulaşmıştır.
Askıda ekmek” uygulaması yüz karasıdır.

  • Aileler topluca intihar etmekte,
  • iflas eden insanlar kendilerini yakmaktadır sokak ortasında.

ŞAHSIM” ise, aylığına 3 asgari ücret zamla 88 bin TL’ye çıkarabilmektedir.

Bir yandan yoklukta Müslümana “sabır – dayanç” vaazları ile masal anlatılır ve damardan “Din” şırıngalanırken.

İzlenmesi, paylaşılması ve gereğinin yapılması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile. 23 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

AVRUPA RÜŞVET–YOLSUZLUK LİGİNDE NEREDEYİZ?

AVRUPA RÜŞVET–YOLSUZLUK LİGİNDE NEREDEYİZ?

Dr. Noyan UMRUK

Ülke, korona günlerini bir yandan ağır dış borç yükü altında;
Milli gelire 35 milyar $ katkısı olan turizm sektörünün can çekişmesi,
Sanayi ve tarım kesimlerinde büyük üretim gerilemeleri,
Hazine, yolcu ve Londra güvenceli havaalanı, köprü, yol ve şehir hastanelerinin Dolar olarak ödemeleri,
Genç nüfus ağırlıklı olmak üzere işsizlik, beyin göçü,
Gittikçe uçurumlaşan eşitsiz gelir dağılımı sonucu gittikçe çok daha geniş kitleleri kapsayan yoksulluk,

Milli olması gerekirken paralı hale getirilerek fırsat eşitliği tümüyle ortadan kaldırılan, durmadan bakan ve sistem-müfredat değişiklikleri ile labirente dönüştürülen eğitim vb. ağır sosyo-ekonomik sorunlar,

Öte yandan;

AB ile ilişkiler iyice limonileşmiş ve ABD ile S-400’ler için 2,5 milyar $ ödenen Rusya arasına sıkışmış durumda, D. Akdeniz, Ege, Adalar, Libya, Suriye, K. Irak’ta düşük yoğunlukta çatışmalar vb. ciddi dış politika ve güvenlik sorunlar yaşarken;

Bunlar yetmezmiş gibi, bu ciddi ve ağır sorunlara ortak akılla çözümler aramak yerine, şu aşamada hiç gereği yokken, çok lazımmış gibi İş Bankası, Ayasofya, İstanbul sözleşmesi, “Ciao Bella”, kıdem tazminatı, barolar, TV kanallarını karartma, sosyal medyayı kısıtlama yasası vb. konular kamuoyunun önüne sürülerek, karpuz gibi ortadan bölünmüş toplum, bu konular üzerinde tartışmalarda yoğunlaştırılırken, oyalanırken birileri malı götürmekte

Nasıl mı? Yanıtı Avrupa Konseyi veriyor…

Avrupa Konseyi bünyesine 1999 yılından bu yana görev yapan Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Grubu (Greco) yıllık olarak Avrupa ve ABD’de yolsuzlukla mücadele eğilimleri, zorluklar ve iyi uygulamalar başlıklı rapor yayınlıyor ve bu raporda ülkeleri değerlendiriyor.

Bununla birlikte Greco milletvekilleri veya parlamenterler, yargıç ve savcılar ve yüksek bürokratların yolsuzluğa karışmasına ve rüşvet almasına yönelik önlemlerle ilgili tavsiyeler veriyor ve bu tavsiyelerin yerine getirilip getirilmediğine de raporda yer veriyor.

Greco’nun izleme, analiz etme değerlendirme çalışmaları aşama aşama. İlk aşamada ülkelere önerilerde bulunuyor… 2. aşamada önerilerinin uygulamaya geçirilme sürecini izliyor… 3. aşamada önerilerin yerine getirilip getirilmediğini yüzdesel olarak açıklıyor…

Greco, Türkiye’nin verilerini de uyumsuzluk sürecindeki 14 ülkeyle birlikte değerlendirmiş. 2019 sonunda uyumsuzluk sürecine giren 14 ülke: Ermenistan, Avusturya, Çekya, Danimarka, Fransa, Almanya, Macaristan, İrlanda, Lüksemburg, Monako, Kuzey Makedonya, Polonya, Portekiz ve Romanya.

Avrupa Konseyi’nin değerlendirme ölçütleri ise şöyle:

– Parlamento üyeleri, yargıçalr ve savcılar açısından yolsuzluğun önlenmesi
– Etik ilkeler ve davranış kuralları
– Çıkar çatışmaları
– İşe alım, kariyer ve hizmet koşulları (yargıçlar ve savcılar)
– Yasama sürecinin saydamlığı (parlamento üyeleri)
– Ücret ve ekonomik yardımlar (parlamento üyeleri)
– Belirli faaliyetlerin yasaklanması veya kısıtlanması
– Varlık, gelir, yükümlülük ve çıkarların bildirimi
– Kuralların ve düzenlemelerin denetimi ve yürütülmesi
– Tavsiye, eğitim ve farkındalık.

Greco ülkelere göre yayınlamış olduğu bu raporda ülkelerin önerilerinin kaçını yerine getirmediğini, kaçını kısmen yerine getirdiğini ve kaçını yerine getirdiğini paylaşmış. Türkiye, 42 ülke arasında 2019 yılında tavsiyelerini en çok yerine getirmeyen ülke konumunda.  Gerekli tavsiyelerinin yerine getirilmemesinde Türkiye %70,3 ile Avrupa ülkeleri arasında en üst sırada yer almış. Avusturya tavsiyelerin %70’ini, Macaristan ise %55,6’sını yerine getirmediği için listede 2. ve 3. sırayı paylaşmışlar…. Greco’nun açıkladığı raporda 42 ülke arasında durumu en iyi olan, en başarılı olan ülkeler ise %100 ile tavsiyelerin hepsini gerçekleştiren Norveç ve Finlandiya. Onları  %75 ile İsveç takip ediyor.

  • Durum ve 3Y (yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar) ile savaş bundan ibaret…

Kaynak: EMINCAN YÜKSEL, Doğruluk payı,23 Haziran 2020,”20th General Activity Report (2019) of the Group of States against Corruption (GRECO) Anti-corruption trends, challenges and good practices in Europe & the United States of America”

Daha öldürücü bir pandemi dalgası geliyor: Açlık!

Daha öldürücü bir pandemi dalgası geliyor: Açlık!

 

Arkadaşlarımla sık sık modern hayatın trajedileri üzerinde konuşur, trajedinin zemininde yatan komik şeylere gülüşürüz. Geçenlerde bir arkadaşım altı yaşındaki çocuğunun domatesin, biberin, patlıcanın, ekmeğin, peynirin marketlerde üretildiğini düşündüğünü söyledi. Aslında çoğumuz bu komik ayrıntının bilen tarafında görünsek de çocukların gerçeküstü düşüncelerini bizler besledik. Elimizde ederi hıyar, domates, ekmek olan para isimli bir kağıt parçasını cebimize koyup marketlere koştuğumuzda, ne ürün ne de üretim süreci hakkında düşündük. Hıyarın kütürtüsü ve lezzeti damağımızda patladığında, kokusu olfaktor traktustan (koku yolağı) beynimize ulaştığında, içimizdeki insanı ilkel insanın duyusal ve duygusal kontrolüne esir verdik. Bize neydi mazot fiyatından, tarımsal destekten, gübreden, ilaçtan, selden, erozyondan…

Covid salgını tüm gerçekçiliği ile gerçek dünyaya hızlı bir düşüşle inmemizi sağladı. Kafamızı, kolumuzu, kaburgalarımızı şöyle bir elimizle kontrol ettikten sonra etrafımıza bakınmaya başladık. Bu domatesin, biberin, hıyarın da bir üreteni varmış! Yok ya! Biz maaşla çalışanlar ya da emekliler için elimizdeki para hıyarın bedelini ödeyemiyorsa hıyarın suçu ne? Ya da markette artık domates kalmadıysa marketin suçu ne? Ya da elimizde para kalmadıysa kağıdın suçu ne?

Uluslararası İş Örgütü (ILO) diyor ki, Dünya çapında işsizlik oranı o kadar yükseldi ki dünyanın iş gücünün yaklaşık yarısı artık çalışmıyor. Tam 1.6 milyar kişi işsiz. COVID-19 pandemisi sonrası Nisan 2020 itibarıyla rakamlarına göre, kayıt dışı işçilerin kazançlarında %60 düşüş meydana geldi.

Peki ya çalışmayanlar, işini kaybedenler ya da atılanlar! Gerçek yaşamda bu insanların yiyebileceği bir lokma ekmek bulabilmesi, kirasını ödeyebilmesi için sokağa çıkması gerekiyor. Salgını yönetenler diyor ki dışarı çıkamazsın kardeşim. Bunu şöyle okuyabiliriz: Bu insanların, korunma, gıda bulma, ilaç temin etme hakları artık yok; açlığa ve ölüme mahkumlar…

Dünya’nın güney yarımküresinde milyonlarca insan mega şehirlerin kaldırımlarında açlık, sefalet ve hastalıklardan ölüyor. Bu ölümlerin Corona ile ilişkisi dolaylı. Bu insanlar hiçbir istatistik rakamının içine dahi girmiyorlar; hatta insan bile değiller, onlar dünyanın bir zaman diliminde yaşayanlar…

Dünya Gıda Programı (WFP) yöneticisi David Beasley, BM güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada diyor ki; “Virüsün yaşattığı sağlık riskleri bir yana,

  • birkaç ay içinde Dünya’da bir açlık pandemisi başlayacak ve günde 300.000 insan açlıktan ölecek.

Dünya Covid öncesinde dahi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük insani kriz içinde idi, açlığın tek nedeni Covid değildir, iç içe geçmiş sorunların devamıdır. Suriye, Yemen, Güney Sudan ve özellikle Afrika’nın doğusunda savaşlar, fırtınalar, sel felaketlerinin getirdiği ekonomik ve sosyal yıkımlar, coronavirüs salgınıyla birleşince açlık başladı, açlık artık üç düzine ülkeyi tehdit ediyor”.

Sadece üretim değil, hizmet sektörü ve gıda temin yolları da durma noktasına geldi. Taşımacılık sektörünün durmasıyla şehirler arası yaşamsal önemli malların nakil sorunu başladı. Güvenlik sadece kişiler kendilerini koruyabildikleri sürece mevcut. Her yerde görünmeyen bir düşmanın adı ve korkusu. Korku insan ruhunu esir aldı. Herkes bağırmaya başladı; “lütfen artık aşıyı bulun, yalvarırım bulun”. İşte tam bu noktada Bill Gates’in rüyaları gerçek oldu. Milyarlar aşılara teslim edilirken onun gücü yükselmeye başladı.

Bill Gates ve satın aldığı DSÖ, Dünya’yı Covid’den de yeni pandemilerden de koruyacak! Dünyayı kurtaran adam Bill Gates belki Nobel alacak belki biten ABD imparatorluğunun yeni başkanı olacak. 7 milyar insan aşılanacak, aşıların ne yan etkisini soracak, ne de öldürücü olup olmadığını bilecek.

Hükümetler ekonomi defterini kapatmak üzere olduklarının farkında ve yüklü miktarda paraya ihtiyaç duyduklarını açıklıyorlar. Sorular ise bu noktada başlıyor. Bu para nereden gelecek? Sonra esas soru! Alınan paralar nerelere gidecek?

Henry Kissinger’ın 1970 yılında sarf ettiği önemli sözü hatırlayalım. Diyor ki: “Kim gıda kaynaklarının kontrolünü elinde tutarsa insanları da kontrolünde tutar. Kim enerjinin kontrolünü ele geçirirse tüm kıtaları ve kim paranın kontrolünü ele geçirirse tüm dünyayı elinde tutar…”. İşte şimdi de toplumların sağlığını birilerinin ellerinde tutma siyasi hamlesi. Kapitalizmin insanların yumuşak karnını iyi bilmesi, insanlığın zaafları üzerinden hareket etmesi başlı başına iyi bir teorik bilginin pratiğe dökülmüş eylemler zinciri. Şaşıracak bir durum yok…

Ekonominin soğukkanlı katili IMF dünya ekonomisinin geleceğine dair tahminlerine başladı. Dünya ekonomisinin durumuna, sosyal krizlerden çıkarımına ve insan tabiatının kırılganlığına bağlı olarak IMF’nin sahneye çıkma zamanı geldi. IMF soruyor: “Kim borç ister?”

Bu Kurumdan merhamet dilenmek, ulusların kaderini ABD ve politikalarına sermaye bırakmak için yeterlidir. Sebep oldukları ekonomik krizler sonrası yaşadığımız ekonomik çöküşte IMF ve Dünya Bankası’nın merhametine mi sığınacağız? Sığınırsak pavyona sermaye olmak için borç kağıdına imza atan zavallı bir kadının ya da adamın durumuna düşmeyecek miyiz? Bağımsız olma umudu olan ulusal hareketimizi, ekonomi politikamızı, iç ekonominin düzelmesi için yapılacak girişimlerimizi, ulusal paramızı, bankacılık sistemimizi, merkez bankamızı, iş imkânı oluşturma, gıda, sağlık ve eğitim politikamızı IMF’ye teslim etmeyecek miyiz?

Diyeceksiniz ki ne yapalım?
– Tüm bu kirli senaryonun para ve egemenlik için yapıldığını algılamak, medyanın bilinçaltı, üstü, yanı saldırılarını insan bilinciyle yenmek zorundayız.
-Dünya’nın sahibi olmaya çalışan psikopat elitlerin elinden özgürlüğümüzü geri almak zorundayız.
– Zihni korkuya esir bırakılan insanların bedenlerinin esaretten kurtulamayacağını bilmek ve ona göre davranmak zorundayız.

  • Kısacası bir devrim yapmak zorundayız