Etiket arşivi: işsizlik

TÜRKİYE’NİN ÇAĞDAŞ DÜNYADAKİ YERİ

Prof. Dr. rer.nat. D. Ali ERCAN
(Çekirdek Fiziği / Nükleer Fizik)
ADD Bilim Kurulu Başkanı

Dünya nüfusu 8 milyarı aştı; 2050’de 10 milyara doğru koşuyor. Gerçi Türkiye’de doğurganlık 1,7’ye düştü, yani T.C. yurttaşlarının “nüfus artış hızı” azalıyor; hatta 2025’ten sonra nüfus sabit kalacak görünüyor. 2030’dan sonra azalmaya da başlayacak belki …

T.C. yurttaşlarının nüfusu böyle durağanlığa yönelirken, Dünya genelinde “sosyal-siyasal-ekonomik” nedenlerden kaynaklanan ve 1960’tan bu yana giderek büyümekte olan sınır ötesi göçler sorunundan Türkiye de payını fazlasıyla alıyor. Nitekim Dünya nüfusunun %1,1’ini oluşturan Türkiye, Dünyadaki 300 milyonu aşkın göçmenin %3’ünü barındırıyor.

  • Ülkemizde her 90 kişiden 10’u yabancı (göçmen, sığınıcı vb..)

***
Endüstri Devriminden sonra dünyaya egemen olan Kapitalist sistemin;

– anlamsız, ölçüsüz ÜRETİM,
– haksız, adaletsiz PAYLAŞIM ve
– savurgan TÜKETİM sarmalındaki gezegenimiz,

Holosen çağdan yeni bir çağa evriliyor.

Doğa ile uyumlu yaşamak becerisi gösteremeyen insanın yaşam biçiminden kaynaklanan olumsuz iklim/ekoloji değişimiyle Antroposen çağına!

Salgınlar, savaşlar, isyanlar, göçler, terör, ekonomik çöküntüler, yoksullaşma, işsizlik …

  • Gezegenimizin genelde çok kötü yönetildiği acı bir gerçek!

İnsanlık tarihi boyunca oluşturulmuş “irrasyonal kültürlerin” (ussal olmayan ekinlerin) öğretisiyle insan kendini “eşref-i mahlûk” yani “yaratılmışların(?) en şereflisi, en üstünü” görmek (!) yanılgısına kapıldı. Doğayı hep “alt edilmesi gereken bir düşman/rakip” olarak gördü ama sonunda, geç de olsa anladı ki; Doğa insana değil, insan doğaya muhtaç!. (AS: İnsan yeryüzünde zorunlu parazit!)

Tarih boyunca (Kabile şefi, Derebeyi, Kral , Padişah, İmparator, diktatör….) despot tek adamrejimlerinin sonu geldi, geliyor… Bilim ve teknoloji ilerledikçe, doğal gerçekler kavranıp  anlaşıldıkça,  kültürlerarası etkileşim yoğunlaştıkça, “en adil, en kolay” uygulanabilir bir yönetim biçimine, “Halkın özyönetimi“ne gelindi; buna DEMOKRASİ deniyor!

  • Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemiyle; HALKÇILIK, Cumhuriyet!

***
Dünyada ülkelerin büyük çoğunluğu demokratik rejim görüntüsünde, ama demokrasinin pürüzsüz işleyişi için gerekli asgari (en az) koşulları oluşturabilmiş değiller.

“Eğitimsiz ve yoksul” toplumlarda demokrasinin iyi işlemediği çok açık anlaşılır bir gerçek!

Özetle söylemek gerekirse; bugün Dünya nüfusunun ~ %80’i gelir dağılım adaletini ve fırsat eşitliğini gözeten çoğulcu – katılımcı – çağdaş demokratik yönetimden oldukça uzakta ve ne yazık ki, Türkiye de bu şanssız ülkeler arasında.

Her yıl 60 belirteç üzerinden hesaplanan puanlarla, ülkelerin demokrasi indeksi yayınlanıyor. 2022 sıralamasında Norveç 100 üzerinden 98 puanla 1. oldu. Türkiye 43 puanla 103. durumda; oysa 2012’de puanı 58’di. Gittikçe iyileşecek yerde, tersine otoriter/dikta rejime yöneliyor… Dünya genelinde demokrasi indeksi ortalaması 33 ile en düşük ülkeler Ortadoğu ve kuzey Afrika ülkeleri, İslam coğrafyası.

  • İslam demokrasiyle barışamıyor nedense, sonuncu Afganistan!

Gelir dağılım adaletinin ölçütü Gini katsayısıdemokratik gelişmişliğin en önemli ölçütlerinden biri. Türkiye, Gini katsayısı sıralamasında da 0,42 ile Dünyada son 50 ülke arasında ne yazık ki…

2022’de demokrasi indeksi + Gini sayısı en yüksek olan ilk 15 ülke, Gezegenin A takımı diyebileceğimiz en gelişkin 15 ülke şunlar :

Japonya 125, Almanya 81, G. Kore 51,  Kanada 40, Avustralya 27,  Tayvan  23, Hollanda 18, İsveç 11,  Avusturya 9, İsviçre 9, Danimarka 6, Norveç 6, Finlandiya 6, Y. Zelanda 5, İrlanda 5.

Listeyi nüfus büyüklüğüne göre sıraladım çünkü ülke nüfusu büyüdükçe ve doğal olarak uyuşmazlık olasılığı arttıkça gelir dağılım adaletini gözeten çağdaş demokratik yönetimlerin işi zorlaşıyor. Bu nedenle nüfusu en büyük iki ülke Japonya ve Almanya ayrı bir övgüyü hak ediyorlar bence!

Sosyal-ekonomik-demokratik gelişkinlik skalasında (ölçeğinde) Türkiye, 200 ülke arasında ne yazık ki, ortalamanın altında,  D sınıfı (4. sınıf) ülkeler içinde yer alıyor. Kuruluşunun 100. yılını kutlayacak bir ülke için çok acı!..

Oysa bu ülkenin kurucusu büyük Atatürk Cumhuriyetin 10. yılında neler neler hayal etmişti :

  • “…Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı (gelişimi) ile, âtinin (geleceğin) yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır….”

Halil Çivi şiiri : AKILLA SÖYLEŞİ

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
Halk Şairi

 

 

HERKESE GÜNAYDIN

Kin, nefret aklı çürütür,
Zulüm vicdanı kurutur,
Cebirden, şiddetten kaçın,
Ruhunu SEVGİ ARITIR
***

AKILLA SÖYLEŞİ

Dedim geçim nedir, dedi ki aştır,
Dedim yetecek mi, dedi ki umut.
Dedim kazanç çarkı, dedi ki iştir,
Dedim dönecek mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim hukuk nedir, dedi ki haktır,
Dedim başka çare, dedi ki yoktur,
Dedim haksızlıklar, dedi ki çoktur,
Dedim düzelir mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim adalet ne, dedi devlettir,
Dedim kimler için, dedi millettir,
Dedim yokluğu ne, dedi zillettir,
Dedim çoğalır mı, dedi ki umut.
Xxx
Dedim demokrasi, dedi barıştır,
Dedim çaban var mı, dedi yarıştır,
Dedim hedefin ne, dedi varıştır,
Dedim varılır mı, dedi ki umut.
Xxx
Dedim özgürlük ne, dedi nefestir,
Dedim gidişat ne, dedi tek sestir,
Dedim karşı fikir, dedi abestir,
Dedim değişir mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim ekonomi, dedi paradır,
Dedim işsizlik ne, dedi yaradır,
Dedim iş aramak, dedi çaredir,
Dedim bulur musun, dedi ki umut.
Xxx
Dedim tarım nedir, dedi ki iştir,
Dedim yetiyor mu, dedi ki düştür,
Dedim araziler, dedi ki boştur,
Dedim ekilir mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim siyaset ne, dedi seçimdir,
Dedim ya vekillik, dedi geçimdir,
Dedim yanlış seçim, dedi suçumdur,
Dedim düzelir mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim cehalet ne, dedi utançtır,
Dedim kurtulması, dedi kazançtır,
Dedim yararı ne, dedi gönençtir,
Dedim bitecek mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim başarı ne, dedi çalışmak,
Dedim çaresi ne, dedi alışmak,
Dedim meyvesi ne, dedi gelişmek,
Dedim gelişir mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim eğitim ne, dedi meslektir,
Dedim okulsuzluk, dedi köstektir,
Dedim çağdaşlaşma, dedi dilektir,
Dedim gelecek mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim inanç nedir, dedi ahlaktır,
Dedim özgür vicdan, dedi ki haktır,
Dedim ahlaksızlık, dedi ki çoktur,
Dedim azalır mı, dedi ki umut.
Xxx
Dedim akıl, bilim; dedi kuvvettir,
Dedim teknoloji, dedi nimettir,
Dedim kazancı ne, dedi servettir,
Dedim artacak mı, dedi ki umut.
Xxx
Dedim bayrak nedir, dedi ki şandır,
Dedim vatan nedir, dedi ki candır,
Dedim bunlar yoksa, dedi tufandır,
Dedim ebedi mi, dedi ki umut.
Xxx
Dedim Atatürk kim, dedi atamdır,
Dedim laik kalmak, dedi çabamdır,
Dedim Cumhuriyet, dedi erdemdir,
Dedim hep yaşar mı, dedi ki umut.
Xxx
Dedim Halil Çivi, dedi vicdandır,
Dedim vicdansızlar, dedi şeytandır,
Dedim saygı, sevgi; dedi dermandır,
Dedim çoğalır mı, dedi ki umut…

Prof. Dr. Halil Çivi
31 Ocak 2023, Çiğli / İZMİR

Not.1- Rahmetli annem Zöhre Çivi, (1899-1972), “Unum tükensin, fakat umudum tükenmesin” derdi. Zaten yaşama isteği de umut etmek ve hayal kurmaktan ibaret değil midir?

Not.2- Daha önce de yazmıştım. ” Dedim-dedi ” nazım biçimi halk edebiyatında çok sevilen ve aranan bir halk şiiri bir formudur. Umarım beğenirsiniz.

Halil Çivi şiri : GİDİŞAT (Hal ve Gidiş)

ŞİİR KÖŞESİ..

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
Halk Şairi

 

GİDİŞAT
(Hal ve Gidiş)

Dedim geçim nedir, dedi paradır,
Dedim sende var mı, söyledi yok yok.
Dedim işsizlik ne, dedi yaradır,
Dedim bitecek mi, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim hava nasıl, dedi ki kıştır,
Dedim kesen nasıl, dedi ki boştur,
Dedim ya gidişat, dedi yokuştur,
Dedim düzelir mi, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim çoluk, çocuk, dedi ki çoktur,
Dedim masraf çok mu, dedi büyüktür,
Dedim mesleğin ne, dedi ki yoktur,
Dedim mutlu musun, söyledi yok, yok.
Xxx
Dedim fabrika ne, dedi ki iştir,
Dedim üretim ne, dedi ki aştır,
Dedim zenginlik ne, dedi ki düştür,
Dedim umut var mı, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim tarım nedir, dedi nimettir,
Dedim ekip – biçmek, dedi servettir,
Dedim boş topraklar, dedi zillettir,
Dedim boş mu kalsın, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim enflasyon ne, dedi haksızlık,
Dedim sonucu ne, dedi yoksulluk,
Dedim halk özgür mü, dedi dilsizlik,
Dedim bitecek mi, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim yolsuzluklar, dedi artmıştır,
Dedim ahlak, vicdan; dedi bitmiştir,
Dedim ya adalet, dedi gitmiştir,
Dedim dönecek mi, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim demokrasi, dedi düşümdür,
Dedim hak ve hukuk, dedi aşımdır,
Dedim ya sefalet, dedi yaşımdır,
Dedim bitecek mi, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim huzur nedir, dedi geçimdir,
Dedim çektiklerin, dedi suçumdur,
Dedim çaresi ne, dedi seçimdir,
Dedim halk mı suçlu, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim bayrak nedir, dedi kanımdır,
Dedim vatan, millet; dedi tenimdir,
Dedim bağımsızlık, dedi canımdır,
Dedim geçer misin, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim aklı-selim, dedi Atatürk,
Dedim akıl, bilim, dedi Atatürk,
Dedim çözüm yolun, dedi Atatürk,
Dedim başka var mı, söyledi yok yok.
Xxx
Dedim Halil Çivi, dedi ki yazar,
Dedim akıllı mı, dedi ki sezer,
Dedim sorun çok mu, dedi ki çözer,
Dedim dönek midir, söyledi yok yok.
Xxx

16 Kasım 2022, Ciğli – İZMİR

Not : “Dedim-dedi” şiir örnekleri Türk Halk Edebiyatında hece vezni ile yazılan, çok az görülen, çoğu duygusal alanda görülen ve çok sevilen bir halk şiiri tarzıdır. Okuduğunuz “Gidişat” adlı şiir 11’lik hece vezni ile yapılan bir denemedir. Umarım hoşunuza gitmiştir.

Halil Çivi şiiri : …AHLAK AĞLAR…

ŞİİR KÖŞESİ..

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
Halk Şairi

 

…AHLAK AĞLAR…

Vicdanlar giderek kararıyorsa,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Yoksulların benzi sararıyorsa,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Ata’yı sokağa atan artarsa,
Zalimi, zorbayı tutan artarsa,
Haram döşeklerde yatan artarsa,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Siyaset ırmağı kirli akarsa,
Kin ve nefret doruklara çıkarsa,
Cebir, şiddet ocakları yıkarsa,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Kardeş kardeşine çamur atarsa,
Dost dostunu haraç – mezat satarsa,
Aslan yatağına tilki yatarsa,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Çete, mafya, mala, mülke çökerse,
İnsan soyu hemcinsini yakarsa,
Erkek karısına kurşun sıkarsa,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Dinbazlık, ırkçılık prim yaparsa,
Yönetenler gerçeklerden koparsa,
Yağ çekenler koltukları kaparsa,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Akıl, bilim yurt dışına giderse,
Öğretmenler dağda koyun güderse,
Zalimin mazluma gücü yeterse,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Ekonomi çarkı sarpa sararsa,
Enflasyon, işsizlik halkı yorarsa,
Çaresizlik insanları gererse,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar, din ağlar.
Xxx
Mazlum, kumpas ile hapis yatarsa,
Halil Çivi, hak ve hukuk biterse,
Adalet mülkünde baykuş öterse,
Hukuk ağlar, ahlak ağlar din ağlar.
Xxx


11 Ekim 2022
Prof. Dr. Halil Çivi
Doğanbey, İzmir

ÇARŞAMBA İĞNELERİ : 28 Eylül 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

RÜŞVETÇİ

Çin’de eski Adalet Bakanı Fu Cınghua, “rüşvet” ve “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla yargılandığı davada idam cezasına çarptırıldı.

Bir gün mutlaka…

CEHENNEMLİK

DİB’ in Cuma hutbesinde, ”Haramla beslenen vücudun layık olduğu yer ancak  cehennemdir” denildi.

O hooo, devleti yönetenlere ve iş tuttuklarına bak obez dolu…

DOKTORUMUZ

  • Orgeneral Çetin Doğan’ın kalp rahatsızlığı ile ilgili hastane raporunda, “Yaşamsal riski var ama bu risk, içeride de dışarıda da aynı” ifadesi yer aldı.

Terazinin bir kefesinde vicdan, ahlak, Hipokrat yemini, liyakat,

Öbür kefesinde siyaset, icazet, teslimiyet…

SAÇ

İran’da saçını tam kapatacak şekilde örtmediği için polis tarafından gözaltına alınan ve yaşamını yitiren 22 yaşındaki genç kızın (Mahsa Emini) ardından İranlı kadınlar sokağa döküldü. Saçlarını kesip türbanlarını yakarak protesto eylemleri yapıyor. Gösterilerde 50’nin üzerinde insan öldü.

  1. Başörtüsü/türban sömürüsünden nemalananların.
  2. Laikliğe sahip çıkmayanların dikkatine…

GELECEK

Çubuk 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Kılıçdaroğlu’na linç girişiminde bulunan ve yakılması için çağrı yapan sanıkların geleceğini düşünerek ve iyi hallerini göz önüne alarak aldıkları cezaları indirdi ve hükmün açıklanmasını geri bıraktı.

Gelecekte muhalefet liderlerine saldıracaklar rahat olsun…

FAİZ

MB faizi bir puan indirdi, Dolar tarihi zirveye bindirdi.

Bu adam gerçekten ekonomist!..

İŞSİZLİK

Sekiz ayda 1.1 milyon kişi işten atılmış.

Memlekette utanmadan, sıkılmadan “işsizlik var” diyorlar. İş olmasa bu kadar insan nereden atıldı?…

İNDİRİM

Sekiz ayda 27.978 işletme kepenk indirmiş.

Ekonomist faiz indirir, vatandaş da kepengini…

YAT
İYİ Partili A. Çıray, AKP milletvekili Taşkesenlioğlu ve eşine ait 4.5 milyon Avroluk yatla FETÖ’cülerin yurt dışına kaçırıldığını iddia etti.

AKP gidene dek yatın da üstüne yatılır, araştırılmaz…

FATİH

Kadınlar için üniversiteye gitmenin haram olduğunu söyleyen bir imam, “Fatih Sultan Mehmet’in annesi de üniversite okumadı” düşüncesini savundu.

ODTÜ‘yü istemiş de puanı tutmamıştı…

FABRİKA

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, AKP döneminde kamuya ait bir fabrika açılmadığı yönündeki eleştiriler üzerine “Devletin fabrika kurup, bir kişinin çalıştığı yerde 3 kişi istihdam edip fabrikaları arpalıklara çevirdiği zamanlar geride kaldı” dedi.

Dönem; devleti yönetenlerin fabrikaları yandaşlara veya yabancılara peş keş çekerek devleti zarar ettirme dönemi…

GAF

RTE, ”Biz göreve geldiğimizde oy kullanmanın yaşı kaçtı? 30, 30’un altındakiler oy kullanamıyordu. Peki bunu 25’e kim indirdi, 18’e kim indirdi?”

40 yıldır siyasetin içinde olup da seçme yaşını bilmeyene ne denebilir?

Gaflet içindekinin yeni gafı…

YAAA!

RTE, ekonomideki başarılarını dile getiren Babacan’a, “Sen kimsin yaaa! Başbakan olur vermedikten sonra sen ne yapabilirsin?” dedi.

Öyleyse dış siyasetteki başarısızlığı Davutoğlu’na yüklerken imza sahibi kimdi?

Yaaa…

TASARRUF

AKP’nin Cumhurbaşkanı kamuda tasarruf genelgesi yayımladı.

  1. Kendisinin sekiz uçağı, onlarca lüks arabası, yüzlerce koruması yerinde,
  2. Borç batağındaki Balıkesir Belediyesi muhtarları (oy toplayıcı), AKP il yöneticileri ve milletvekillerini (aday göstermeci) gezdirmede,
  3. Enerji tasarrufu öneren bakan ve bürokratlar 250 ve üzeri beygirlik araçlarda,
  4. Belediyeler halk bahçesi aldatmasıyla para savurmada…

İT

AKP Kahramanmaraş milletvekili Celalettin Güvenç muhalefete “it, kopuk” diye hakaret etti. Vali Faruk Coşkun da alkışladı.

İkisi de nezaketten, milletten, devletten kopuk…

KAYIP

RTE, ”Sultan Abdülhamit 33 sene gram yer kaybetmeden Osmanlı’yı yönetti” dedi.

RTE döneminde de Türk parası kuruş değer kaybetmedi…

HAVADAN

RTE, helikopterden bakmış, yollardaki araç yoğunluğunu görmüş. Bu ekonominin iyi gittiğinin göstergesiymiş.

İstanbul trafiğine havadan görse dünyanın en iyi ekonomisi olduğumuzu sanacak, ekonomist…

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 13 Temmuz 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

YALANCI

RTE, FETÖ’nün NATO belgelerine terör örgütü olarak girdiğini söyledi. M. Ali Güller Cumhuriyet’teki yazısında yalanladı.

Bir yalancı var…

İŞSİZLİK

RTE, ”Vatandaşın alım gücü bir miktar düştü ama kimseyi işsiz bırakmadık, aç-açıkta bırakmadık.”

Resmi işsizlik rakamları %12 dolayında, üniversite gençlerinin dörtte biri işsiz. Vatandaş dediği AKP’ye kayıtlı müritler olsa gerek…

METEOR

Ekonomist Yeşilada, Cumhurbaşkanlığı sistemiyle geçen dört yıl için, ”Başımıza meteor düşseydi daha kötü olmazdı”

O, meteor işte…

BİLİM

Hacettepe Ünv. Tıp Fakültesi mezuniyet töreninde konuşan öğrenci, üniversite kadrosunun siyasileştiğini söyledi. Fakülte dekanı Demiryürek öğrencinin konuşmasını bitirmesi için müdahale etmek istedi. Öğrenci ve izleyiciler tepki gösterince geri çekildi.

Demir yürekler bilim için atsa, gençlerimiz daha donanımlı ve mutlu olsa…

ŞİDDET

Gaziantep Valisi Davut Gül, Konya’da bir tabibin öldürülmesi ile ilgili ”Bu olayı sağlıkta şiddet gibi açıklayamayız” dedi.

Sağlıkçıya şiddet” desek olur mu valim?..

İNSANLIK

Konya’da bir tabibin öldürülmesini protesto eden sağlıkçılar “sağlıkta şiddete alışmayacağız, sessiz kalmayacağız” sloganları atarken polis şiddetle müdahale etti. Olay yerinde fenalaşan polise eylem yapan sağlık çalışanları müdahale etti.

Şiddete tepki gösterene şiddetle tepki gösterene insanca tepki…

İÇKİ

Merve Kavakçı’nın kızı ve Cumhurbaşkanı danışmanı Mariam Kavakçı, “İçki, şiddet ve insan ölümlerinin önde gelen sebeplerinden olmasına rağmen içkilerine laf ettirmeyen doktor arkadaşlar, masum hastaları mağdur ederek şiddeti protesto etmeye karar vermişler. Böyle yaparak ne değişecek acaba?” diyerek sağlıkta şiddete tepki için greve giden doktorları hedef aldı.

Danışmana bak danışanı anla…

KORKU

ODTÜ Rektörlüğü, protestolar olabileceği gerekçesiyle diploma törenini iptal etti.

İyi yönetirsen korkmazsın, yönetemezsen de korkunun ecele faydası yoktur…

FOTO

Demir Yumruk Operasyonu’nda yakalanan çete lideri Hüseyin Eryılmaz ile Ticaret Bakanı Mehmet Muş’un görüşme fotoğrafları ortaya çıktı.

AKP’lilerin suç örgütü liderleri / elemanları ile fotoğraf verme merakından öte bir şey değildir!..

LİYAKAT

Çalışmalarından dolayı üstün başarı ödülü alan Şanlıurfa Haliliye Gençlik ve Spor Müdürü görevden alındı, yerine AKP’li vekilin yakını atandı.

Devletin altını oya oya kendi altlarını oydular…

KAPATMA

Bahçeli, ”Türk Tabipleri Birliği kapatılmalıdır!”

Genel başkanı kapatılan MHP de kapatılsa fark eden bir şey olmaz…

KONUM

Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, 34 liradan 51 liraya çıkardıkları yemek bedeli için, ”Çalışanların yemek bedelini artırdık ve hepsi rahatladı.“ dedi.

CHP’li vekil Özgür Özel de “Üç öğün yemeğin 51 TL’ye yendiği yerin konumunu atsın, biz de orada yiyelim” çağrısı yaptı.

Ben de giderim…

CAHİL

İ. Melih Gökçek, İlber Ortaylı’ya “Ya cahilsin ya da yağcı” dedi.

Ayna, ayna!..

YAĞMA

İstanbul’da 15 Temmuz’dan sonra boşaltılan ve RTE’nin talimatıyla yeşil alan kalacağı ilan edilen askeri kışlaların yerine binalar dikildi. (Sözcü haberi).

İstanbul’a ihanet ettik” demişlerdi. Yetmedi, bitmedi.

İhanet İstanbul’la sınırlı mı?..

MÜCADELE

Cumhurbaşkanlığı YİK üyesi AKP’li Cemil Çiçek, “Kayıt dışı dinle mücadele edilmeli

Ettiniz de etmeyin mi dedik!..

Gıda güvenliği ve beslenme – Küresel bir sorun mu?

Veysel Ulusoy
Veysel Ulusoy
22 Mayıs 2022, Cumhuriyet

 

Gıda konusuna olağan yaklaşım genel olarak gıdaya ulaşım üzerine verilen istatistikler üzerine kurulmuştur. İlgili istatistikler günde bilmem kaç Dolarla hayatını idame ettirmeye (AS: yaşamını sürdürmeye) çalışan insanın sayısı yanında, kuraklık ve benzeri faktörlerin (etmenlerin) gıdaya erişimi nasıl etkilediği üzerine kurulmuş genel verilerdir.

Artık bu yaklaşım klasik verilerin kapsamını çoktan aştı ve sanki bir küresel sorunun ayak sesleri oldukça yakınımızda…

Öyle olmasına rağmen (karşın), bizim öz karar vericilerimizin tavrı (tutum) ve söylemleri böyle bir sorunun olmadığı yönünde.

Onlar ya sorunun farkında (ayırdında) değiller ya da sorunu saklıyorlar halktan…

Her ikisi de birbirinden kötü, sonuç olarak.

NERELERDEN GELDİK BURAYA?

Bu köşede özellikle birkaç yıldan beri bir konuyu önemle vurguladık…

Israrla Ankara’nın dikkatini çekmeye çalıştık.

Üretim ve finansal piyasalardaki inanılmaz bozulmanın gelecekte nelere etki edeceği üzerine yoğunlaşan özellikli bir konuyu sıklıkla vurguladık…

Yine dikkatleri çekmek ve hatırlatmak (anımsatmak) için kısaca değinelim isterseniz.

Adına “piyasalarda ayarlama maliyeti” denir bunun. Denir de orta ve uzun vadede (erimde)  tüm ekonomideki dengeleri değiştirir bu olgu. Basit ekonomik kuramlar üzerine kurulmamıştır ilgili yaklaşım. Tonlarca araştırmanın sonucunda ortaya çıkan birkaç öğüt de değildir içeriği… Esaslı olarak olacakları önceden söyleyen ve kapsamlı bir özelliğe sahiptir. Bir akademik (AS: sorundur) ve tecrübe edilmiştir (sınanmıştır) özü itibarıyla (bakımından).

Her bir ekonomik türbülans (alt üst oluş) ve/veya krizin ertesinde, öncelikle emek piyasasına özgü davranışlarda “yapısal kırılmalar” olur bu yaklaşıma göre. İşsizlik artar ama onun içeriği, uzmanlığa göre davranışları, verimliliği ve dağılımı ifade eden işgücü etkinliği bozulmalara uğrar. Üretim düşer, enflasyon oranları ile oranların oynaklığı oldukça yükselir. İstihdamdaki kalite (nitelik) temelli bozulmalar ise üretimin kalitesini (niteliğini) ve reel (gerçek) ücretleri olumsuz etkiler. 

Sadece (yalnızca) bunlar olsa…

Ulusal gelirin harcamalar açısından %60’ından fazlasını (çoğunu) oluşturan tüketimde bozulmalar raf fiyatlarına doğrudan ve hemen yansır. Alım gücü düştüğünden ürün kalitesi (niteliği) de azalır.

Ürün paketlerinde yazılan ile içerik arasında farklılıklar (ayrışmalar) oluşur.

Daha kötüsü, kriz (bunalım) uzun döneme yayıldığında günümüzde yaşadığımız sonuçları karşımızda buluruz.

Kontrolden (denetimden) çıkmış bir enflasyon, fakirlik (yoksulluk) ve bir adım ötesindeki gıdaya erişim sorunu…

Bu sorunu her yerde yaşanıyor söylemi ile geçiştirmek de o kadar (denli) kolay değil artık. Devletlerin belki de böyle dönemlerde özellikle gıda sorunu yaşatmamak, ona erişimi kolaylaştırmak esas (temel) görevidir. Bu görevi yerine getirmek için ise ekonomide sorunlar başlamadan bahsedilen (sözü edilen) ayarlama maliyetlerini (bedellerini) en aza indirecek politikaları uygulamaktır.

Biz bunu yapmadık, soruna gözlerimizi kapayarak yanıt verdik.

GIDA KRİZİNİN (BUNALIMININ) BOYUTU

Gıda krizinin (bunalımının) boyutun ne olduğu konusunda fazla (çok) söze ve istatistiğe gerek yok aslında (gerçekte)

En sade (yalın) yaklaşımla FAO Genel Direktörü (Başkanı) QU Dongyu birkaç cümle (tümce) ile özetliyor günümüz koşullarını:

  • Akut açlık eşi görülmemiş seviyelere (düzeylere) yükseliyor ve küresel durum daha da kötüleşmeye devam ediyor (kötüleşmeyi sürdürüyor). Çatışma, iklim krizi, Covid-19 ve artan gıda ve yakıt maliyetleri mükemmel (AS: !) bir fırtına yarattı. Ve şimdi, felaketin (yıkımın) üzerine felaket (yıkım) yığıyor.
  • Düzinelerce ülkede milyonlarca insan açlığın eşiğine getiriliyor.

WFP İcra Direktörü (Başkanı) David Beasley“Onları uçurumun eşiğinden kurtarmak ve bu küresel krizi (bunalımı) çok geç olmadan tersine çevirmek için acilen (ivedilikle) acil durum fonuna ihtiyacımız (gereksinimimiz) var” diyerek yapılması gerekeni öneriyor.

Biz mi ne yapıyoruz?

Ukrayna’dan gelecek gemiler için kırmızı kurdele üretiyoruz.
============================================
Dostlar,

Bu makalenin Cumhuriyet‘teki değerli yazarı Sn. Prof. Veysel Ulusoy saygın bir ekonomi Profesörüdür. ENAG kapsamında yayınladıkları verilerle TÜİK’in yalanlarını ortaya koydular. TÜİK’e dava açtırıldı AKP iktidarınca.. Kasıt, TÜİK’i küçük düşürme, halkı ayaklandırma vs. Bilinen suçlamalar. Geçtiğimiz günlerde yargı bu savları geri çevirdi. Çok sevindirici, Prof. Ulusoy’u da, Cumhuriyet‘i de, örgütlü çalışma gücü ENAG‘ı da (Enflasyon Araştırmaları Gurubu) kutlarız..
***
Ne var ki yazıda Türkçe’ye özen çok çok az
Oysa bir parça bilinçli yaklaşımla, ayraç içinde verdiğimiz çok sayıda Türkçe sözcük kullanılabilir başka dillerden sorumsuzca kotarılan sözcükler yerine.

Atatürk’ün TDK‘nu 12 Eylülcüler kapattı, O’nun kalıtını çiğnedi ve bir devlet birimine dönüştürdü. O da felç, Türk Dil Devrimine hemen hemen hiç katkısı yok! İstenen buydu!

Bizim de mi sahiplenmemiz olmayacak, Türkçe iyice sahipsiz mi kalacak bu durumda?
Yoksa tersine, biz aydınlar – yazarlar, kurumlar.. sorumluluğu özellikle üstlenecek miyiz?
***
Cumhuriyet yönetimine kezlerce yazdık, rica ettik.. Bir arpa boyu yol alamadık.

Nedendir??

Ne yapmalıyız??

Sevgi ve saygı ile. 22 Mayıs 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Dil Derneği Üyesi
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

Alternatif ekonomi modeli

Geniş halk kitlelerini derinden etkileyen olağan dışı bir ekonomik krizin içindeyiz. Salgını dahi unuttuk, geçim derdindeyiz. Ekmekten suya, yaşamın her alanında fiyat artışları karşısında çaresiziz. Tepkimizi bir süredir kamuoyu araştırmalarıyla göstermeye çalışıyoruz.

Araştırmalarda ekonomi “ülkenin en büyük sorunu” olarak açık arayla ilk sıradaki yerini koruyor. İPSOS’un son araştırmasında %90 çıtasını da aşmış. 2. sıradaki salgın %10’u bile bulamıyor…
***
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, buna rağmen (karşın) oldukça iyimser.

Türkiye’nin krizden en az etkilenen ülkelerden olduğunu” söylüyor. “İsteyen herkesin çalışacak işi var” diye de ekliyor.

Çarşı, pazar böylesi bir iyimserliği doğrulamıyor. “İsteyen herkesin çalışacak işi var” sözünün de en azından şimdilik TUİK’in istatistiklerinde bile karşılığı yok.
***
Kriz bazı iktisatçılar tarafından “stagflasyon” diye adlandırılıyor. “Durgunluk içinde yüksek enflasyon” olarak kavramsallaştırılıyor. Peki doğru mu bu?

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu krize “stagflasyon” denilmesini eksik ve yetersiz bulanlar olduğu gibi, böylece krizin doğallaştırıldığını, yapısal nedenlerinin ve toplumu yoksullaştıran sonuçlarının gizlendiğine dikkat çekenler de var.

Klasik ekonomi literatüründe “durgunluk” kavramı ekonomide üretimin düştüğü ya da en azından artmadığı bir ortamı, “yüksek enflasyon” kavramı da fiyatların hızla arttığı bir dönemi tanımlanıyor.

Bugün Türkiye’de döviz şoklarıyla birlikte yaşanan fiyat artışları, halk diliyle hayat pahalılığı “stagflasyon” tanımıyla örtüşüyor. İstihdamdaki ve üretimdeki daralmalar bağlamında da  herhangi bir tanım uyumsuzluğu görülmüyor. Ancak, büyüme konusunda “stagflasyon” tanımı yerli yerine oturmuyor.

Büyümenin “stagflasyon” olarak kabul görmesi için belirli bir süre -/+ 1 aralığında ya düşmüş ya da yerinde saymanın en fazla bir adım ilerisinde artmış olması gerekiyor.

Türkiye’nin büyümesi -/+ 1 aralığında değil. Çok ama çok farklı.

TUİK’in resmî açıklaması, 2021’de ekonominin % 11 oranında büyüdüğü yolunda. Böylece son beş yılda salgına ve döviz krizlerine rağmen (karşın), TUİK verilerine göre ekonomimiz yıllık %4’lük bir büyüme ortalamasına ulaşmış oluyor.
***
TUİK verileri aynen enflasyonda olduğu gibi, büyüme konusunda da ne kadar güvenilir, bu ayrıca tartışılabilir. Ancak bu tartışma, yüksek büyüme oranlarıyla gündeme gelen bir dizi temel soruyu gölgelememeli. Ekonomi dünyasının efsane hocası Prof. Korkut Boratav soruyor:

· 2021’de Türkiye ekonomisi %11 büyüdü. O zaman sokaklar niçin tepkilerle doldu? Neden işçiler sokaklara indi? Yakılan elektrik faturaları neden?
· Türkiye ekonomisi son beş yılda salgına ve döviz krizlerine rağmen yıllık %4’lük bir ortalama ile büyümüş oluyor. Bu tempoda bir büyümeye rağmen mutlak yoksullaşma, gelirleri aşan enflasyon, işsizlik, istihdamdan kopma, reel ücretlerde erime, diplomalı işsizler nasıl açıklanabilir?

Prof. Boratav sorularının yanıtını da kendisi veriyor:

  • “Tek bir yanıt var: Türkiye son beş yılda iktisat tarihi boyunca benzerine hiç rastlamadığımız bir bölüşüm şokuyla karşılaştı.

Son beş yılın milli gelir verilerine göre ücretlilerin net hasıladan aldığı pay 6,2 puan eridi.

Demek ki ekonomi büyürken Türkiye’nin emekçi halkı mutlak yoksulluğa sürüklendi. Tüm emekçi katmanlar, işçi sınıfını, küçük esnaf ve köylüyü içine alan büyük bir kitle, gelir kayıpları yaşadı.”
***
Kamuoyu araştırmaları da doğruluyor Prof. Boratav’ı…
Son bir yılda hane gelirlerinin azaldığını söyleyenler çoğunluğa ulaşmışlar.
Ancak, yaşanan bunca soruna, yoksulluk ve işsizliğe rağmen bu çoğunluk sandıkta aynı oranda karşılık bulmuyor.

Bunun bir nedeni toplumun yorgunluk ve bıkkınlığı. Kendini yorgun ve bıkkın hissettiğini dile getirenlerin oranı %60’ın üzerinde. Bu yorgun kitle aynı zamanda yılgın da… Gelecekten umutsuzlar. Çoğunlukla yakın gelecekte ekonomik durumlarının daha kötüye gideceği kaygısını taşıyorlar. Siyasetten de umutlarını kesmiş gibiler. “Bu sorunları kim çözer” diye sorulduğunda kararlı bir duruş gösteremiyorlar.

Çözümü AKP’de aramıyorlar. Ancak, “çözü muhalefet” de demiyorlar.

Kendisini geleceğin iktidarı ilan eden Millet İttifakı, Türkiye’yi daha iyi yönetecekleri konusunda henüz toplumu ikna edebilmiş değil. Millet İttifakı’nın ülkeyi yönetmeye hazır olduğuna inananların oranı “oy vereceğim” diyenlerin 5 puan kadar altında. Kamuoyu araştırmacıları, muhalefetin halkta heyecan yaratacak politikalar üretemediğine, somut projeler ortaya koyamadığına dikkat çekiyor. Gerçekten de muhalefetin, “yolsuzlukları önleyince her şey çok güzel olacak” demek dışında alternatif bir ekonomi politikası yok.

Şimdilik sadece belediyelerin bazı, o da ister istemez sosyal politikalarla sınırlı çalışmalarıyla avunuluyor.
***
Muhalefet daha fazla gecikmemelidir. Alternatif (seçenek) ekonomi politikasını ortaya koymalıdır. Hiç kuşkusuz, nas temelli faiz politikasından vazgeçilmesi, ekonomi yönetiminin yolsuzluklardan arındırılması önemlidir. Yollar ve köprülerdeki araç, havaalanlarındaki yolcu, şehir hastanelerindeki hasta sayılarıyla ilgili uçuk taahhütlerin kamu yararı doğrultusunda düzenlenmesi büyük finansal rahatlama sağlayacaktır.

Ancak, muhalefetin alternatif (seçenek) politikası bununla sınırlı kalmamalıdır. Mevcut neoliberal küresel ekonomi politikalarından vazgeçilmediği sürece, yoksullaştırılmış halk kitleleri sahiplenilemez. Onların gayrisafi milli net hasıladan aldıkları pay yükseltilemez.

Bunu gerçekleştirmek için kamu yararını önceleyen, büyümeyi kalkınmaya dönüştüren alternatif bir ekonomi modeli uygulanmalıdır. Türkiye böyle bir modeli 1931-38 yılları arasında uygulamıştır.

  • 1929 Dünya Ekonomi Buhranı sonrasında ana omurgası planlama olan üretim odaklı karma ekonomi düzenine geçmiştir.

Bu düzen, özel sektör için yönlendirici, kamu sektörü için emredici olan devlet güdümlü bir kalkınma stratejisidir. Anılan dönemde bu stratejiyle bir yandan Osmanlı’nın borçları ödenirken öbür yandan yabancıların elinde olan sanayi, ulaşım gibi sektörlerde, su, demiryolu, tramvay, rıhtım, kömür madeni, telefon, elektrik, havagazı, bakır madeni, kömür madeni işletmeleri millileştirilmiştir. Yeni yatırımlarla da olağanüstü bir sanayileşme atılımı başlatılmış, bugün ucuz bedellerle satılan çok sayıda fabrika kurulmuştur.

Kısacası, 1929 Dünya Ekonomi Buhranı Türkiye için fırsata çevrilmiştir.

Unuttuğumuz, bize unutturulan bu başarı, dün olduğu gibi bugün de toplumda daha iyi gelecek umudunu yeşertecek, istenmeyen durumları değiştirme azmini pekiştirecek derslerle doludur. Bu dersler, muhalefetin yorgun ve bıkkın, gelecekten umudunu kesmiş geniş halk kitlelerini ikna etmesinin anahtarı olabilir

ENFLASYONUN TOPLUMSAL YAŞAMA -HALKIN GEÇİM DÜZEYİNE- OLAN BAŞLICA ETKİLERİ ÜZERİNE KISA NOTLAR…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

ENFLASYONUN TOPLUMSAL YAŞAMA –HALKIN GEÇİM DÜZEYİNE
OLAN BAŞLICA ETKİLERİ ÜZERİNE KISA NOTLAR…

Türkiye ekonomisin 2022 yılı Ocak ayı enflasyon göstergeleri, resmi istatistiklere göre % 50 dolayındadır; ekonomistlerin farklı ağırlıklarla hesapladıkları enflasyon ölçümüne göre ise %100 oranını aşmıştır. Bu oranlardan hangisi daha gerçekçi kabul edilirse edilsin; gelişmiş ülkelerin ortalama enflasyon oranları %4-6 dolayında olduğuna göre, hem Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hesaplanan hem de bağımsız ekonomistlerce (ENAG) hesaplanan %100 ya da %50 enflasyon oranları ekonominin ve halkın katlanma sınırlarının çok üstündedir.

Memur, işçi ve emekli gibi sabit ücretle geçinen kesimlerin ücret ve maaşlarına yapılan zamlar %25 ile %35 aralığında kalmıştır. Ancak fiyat artışları bu oranların çok ütünde olduğu için toplumun tüm sabit gelirlilerinin gerçek (reel) gelir ve refah kaybına (AS: gönenç yitimine) uğradıklarını kabullenmek gerekir.

Ekonomistlerin şöyle bir klasik benzetmeleri vardır:

  • Fiyatlar asansörle, ücretler ise merdivenle yükselir.

Eğer ülkelerin siyasal iktidarları sermaye sınıfı yanlısı olurlarsa ücretlerle fiyatlar arasındaki makas işçi, memur, emekli… gibi sabit gelirliler zararına daha da açılır. Yoksullaşma (AS: YoksullaşTIRma!) hızlanır. Başka bir söylemle, enflasyon sermaye sınıfını daha zengin, sabit gelirlileri ise daha da yoksullaştırarak gelir dağılımını bozar ve yaşam koşullarını zorlaştırır.

Enflasyon, yani fiyatların yükselmesi, kamu ve özel mal ve hizmetleri fiyatlarına eklenmiş dolaylı vergiler gibidir. Halkın gelirinde azalma etkisi yaratır ve satınalma gücünü düşürür. Bilindiği gibi dolaylı vergiler en adaletsiz vergilerdir. Çünkü dolaylı vergiler gelirden ya da kazançtan değil mal ve hizmet fiyatlarına bindirilerek tahsil edilir. Aynı malı alan ya da aynı hizmetten yararlanan kişi, milyarder ya da emekli ve asgari ücretli de olsa yine aynı miktar vergi ödemek zorunda bırakılır.

Türkiye’deki vergi sistemi zaten adaletten uzaktır. Yaklaşık olarak kamu gelirlerinin %73 kadarı dolaylı vergilerden, % 27 kadarı ise sermaye sınıfından alınan gelir ve kurumlar vergisinden oluşur. Özellikle aşırı enflasyon yükü ile birlikte temel gıda, elektrik, doğal gaz, su vb. zorunlu mal ve hizmetler üzerine eklenmiş olan dolaylı vergiler ve yapılan aşırı zamlar, dar gelirli halkın daha da yoksullaşması ve geçim sıkıntısı çekmesine neden olur.

Enflasyonun reel ve parasal olmak üzere 2 ana nedeni vardır.

  • Reel nedenler üretim artışını, mal ve hizmet üretimini kısıtlayan etkenleri yeterince dikkate almayan plansız, programsız ve çoğu tutarsız ekonomi politikaları;
  • parasal nedenler ise emisyon, borçlanma ve kredi genişlemesi gibi finansal yanlış politikalardan oluşur.

Eğer bir ülkede sürekli olarak yüksek enflasyon varsa, o ülkedeki toplam arz ya da piyasaya sürülen mal ve hizmet miktarı, ekonomideki toplam talebi (istemi) karşılayamıyor demektir.

Eğer toplam mal ve hizmet arzındaki eksiklik gıda, enerji, sağlık gibi sektörlerde daha çok ise halkın enflasyondan olumsuz etkilenmesi daha ağır olur. Yoksulluk dar gelirlilerce daha derinden duyumsanır ve yaşanır.

Peki eğer özetlemek gerekirse, enflasyonun şimdiye dek gözlenmiş ölçülmüş ya da toplumca duyumsanan başlıca sonuçları neler olabilir?

– Enflasyonda ulusal paranın değeri düşer; yabancı dövizlerin ulusal para cinsinden fiyatları yükselir. Kamu ve özel sektörün yabancı para cinsindeki borç yükü ise artar.

Enflasyon gelir dağılımını bozar. Enflasyon sürecinde dar gelirliler yoksullaşmış, sermaye sınıfı daha da zenginleşmiş (varsıllaşmış) olur.

– Enflasyon iç fiyatları artırdığı için ihracatı (dışsatım) azaltır, ithalatı (dışalımı) artırır. Turizmi pahalılaştırır. Döviz kıtlığını çoğaltır.

– Enflasyon tasarrufları (birikimleri) ve dolayısıyla yatırım kaynaklarını azaltır. Üretim ve mal arzı  (sunumu) azalır.. İşsizlik artar. Geçim zorlaşır. Gelecek kuşkusu yaygınlaşır. Umutsuzluk genelleşebilir.

-Enflasyon ulusal gelirin yapısını bozar. Varolan yatırımlar ülkenin temel gereksinimi olan alanlardan kısa vadeli (erimli) spekülatif alanlara kayar. Temel ekonomik girdilere, mesleksel ve teknik eğitime, bilime, teknolojiye aktarılacak kaynak kalmaz.

– Enflasyonda ticaret ahlakı dejenere olur (yozlaşır). Zora düşen esnaf borcunu ödeyemez duruma düşerken, kimi kuruluşlar da finansal olanakları olmasına karşın borçlarını ödemekten kaçınırlar. Protesto edilen senetler hızla çoğalır. İşletmelerin borç ödemekten kaçınmalarının ana nedeni, gelecekte borcunu değeri daha düşük para ile ödeyerek firmasının borç yükünü hafifletmektir.

Enflasyon toplumu görece yoksullaştırdığı için halkın sağlığa, eğitime, kültüre ve sanata yapacağı harcamalar azalır. Toplumsal refah (gönenç) ve gelişme düzeyi bundan zarar görür.

– Sürekli ve kronikleşmiş (yerleşmiş) enflasyon, yarattığı işsizlik ve yoksullaşmaya bağlı olarak toplumsal ahlakı ve aile içi barışı bozar. Aile içi geçimsizlikler ve boşanmalar artar.

– Enflasyon, sonuçta, ekonominin ve ülkenin gidişinden rahatsızlık duyan ve umutsuzluğa kapılan nüfus oranını yükseltir. Bu durum toplumsal huzursuzlukları, siyasal gerilimleri, grevleri, uyuşmazlıkları ve sokak gösterilerini artırır.

Peki Çözüm nedir?

Halkın yaşadığı bu olumsuz sosyo-ekonomik sorunların çözümü ivedilik kazanmıştır.
Üretime, yatırıma, istihdama, döviz kazanmaya, verim ve üretim artışı sağlayacak teknolojilere yatırım yapan, topluma ve ekonomik üretim ve tüketim birimlerine yani halkın tümüne yeniden güven ve özgüven sağlayan, sosyal adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasinin erdemine yürekten inanan bir paradigma ve politika değişimine şiddetle gereksinme vardır.

Ya görevdeki siyasal iktidar bu vb. paradigma ve politika değişikliğine gidecek ya da halk demokrasi yoluyla bunları başaramayanları iktidardan indirecek ve başarabileceğine halkı inandıracak yeni bir iktidar arayışına gidecektir.

Halil Çivi şiiri : GÖZ GÖRÜYOR…

ŞİİR KÖŞESİ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
13 Aralık 2021, ÇİĞLİ – İZMİR

 

GÖZ GÖRÜYOR…

Millet aldanmaktan usanmış, bıkmış,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Haksızlık, yolsuzluk doruğa çıkmış,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Xxx
Enflasyon ateşi çok can yakıyor,
Mutfaklara gam, kasavet çöküyor,
Yetim, yoksul göz yaşları döküyor,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Xxx
Yaşam yükü olmuş kurşundan ağır,
Vicdanlar körelmiş, kulaklar sağır,
İşitenin yok ki; bağır ha bağır,
Göz görüyor gönül katlanamıyor.
Xxx
Yoksulu zorluyor simit parası,
Eti bırak… ekmek ateş pahası,
Lüks sınıfa girdi ayran çorbası,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Xxx
Adaletin çarkı yanlış dönüyor,
Güçlülerin mangalları yanıyor,
Güçsüzlerin ocakları sönüyor,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Xxx
İktidarın aklı halka uymuyor,
Garipleri, mazlumları duymuyor,
Yandaş olmayanı yurttaş saymıyor,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Xxx
Laik eğitimi küfür saymışlar,
Kitapları hurafeye boğmuşlar,
Doğruları dokuz köyden kovmuşlar,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Xxx
İşsizlik çoğalmış, sınırdan taşmış,
Emekçi yoksulun feleği şaşmış,
Haramzadelerin serveti şişmiş,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor.
Xxx
Kardeşçe yaşamı düşman bilmişler,
Irkçılığa, dinciliğe dalmışlar,
Aramıza ikiliği salmışlar,
Göz görüyor, gönül katlanamıyor
Xxx
Halil Çivi der ki bu böyle olmaz,
İnsan milletine kin, nefret salmaz,
Ağlayanın ahı gülene kalmaz
Göz görüyor, o gönül katlanamıyor.
Xxx