TTB’den Kanada Tabipler Birliği’ne Kaz Dağları için mektup

TTB’den Kanada Tabipler Birliği’ne Kaz Dağları için mektup

08.08.2019, http://www.ttb.org.tr/325yhsu

Kanada Tabipler Birliği Başkanı

Dünya Tabipler Birliği Tarafından benimsenen Çevresel Konularda Hekimlerin Rolü Bildirgesi, hava, su ve toprak gibi insanlığın yaşam ve sağlık için gerekli ortak kaynaklarının korunması ve bu kaynakların tahribatının engellenmesi konusunda tabip kuruluşlarının rolüne ve uluslararası çabaların koordinasyonunda ortaklık sağlama gerekliliğine işaret eder. Türk Tabipleri Birliği olarak bir çevresel ‘saldırı’ konusunda sizi bilgilendirmek istiyor ve bu konuda işbirliğinizi rica ediyoruz.

Bugün Türkiye’de insanlar, özellikle tarihsel / mitolojik önemiyle insanlığın ortak mirası olan bir coğrafi bölgede büyük bir çevresel tehlikeyle karşı karşıyadır. Türkiye’nin batısında Ege Denizi kıyısında pek çok uygarlığa beşik olmuş, mitolojideki İda dağı olarak bilinen Kaz dağları ve çevresi, biyolojik çeşitlilik açısından biricik özelliğe sahiptir. Homeros’un İlyada’sında anlatılan Truva savaşının geçtiği yer bu dağın eteklerindedir. Türkiye’nin en iyi zeytinleri bu bölgede yetişmektedir. Çağlar boyunca yöreye yerleşenler burada sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmüşlerdir.

Bugün ne yazık ki bu bölgede Kanada kökenli ALAMOS GOLD INC. 25 kilometrelik bir havzada üç ayrı proje ile altın madeni ruhsatı almıştır. Bu şirket tarafından işletme ruhsatı alınan altın madeni alanı, yakındaki Çanakkale ilinin tek içme suyu kaynağının yer aldığı Kirazlı Atikhisar’ı da kapsamaktadır. Maden hazırlık çalışmaları için 45 bin ağacın kesilmesi planlanmıştır; ancak daha altının çıkarılacağı alan açılmadan 195 bin ağaç kesilmiştir. Çevredeki yaban yaşamı şimdiden çok ciddi zarar görmüştür.

İşletme açıldığında 20 bin ton siyanür kullanılacak; arsenik, antimon, kurşun, kadmiyum, krom gibi binlerce ton ağır metal işlem sırasında çözünecek ve çevreyi kontamine edecektir.  Çıkan toz, olası kazalar (benzer durumlarda tanık olunduğu gibi) ve deprem, esasen olumsuz olan durumu daha da ağırlaştıracak etmenler arasındadır.

Bunlara ek olarak, madencilik sektörü ormansızlaşmaya yol açan faaliyetlerin başında gelmektedir. Karbon salınımlarının azalmasına, dolayısıyla iklim krizine karşı mücadeleye katkı sağlayan ormanlar tahrip edilmektedir. Günümüzde iklim krizine karşı mücadelede başlıca stratejilerden biri, ormansızlaşmadan kaçınılması, biyolojik çeşitlilik kaybının azaltılması ve ekosistemler üzerinde baskı oluşturan faaliyetlerle ilgili olarak “önce iklim” diyen adaptasyon stratejileri geliştirilmesidir. Hükümetler Arası İklim Panelinin (IPCC) son raporu da iklim kriziyle mücadelede ormansızlaşmanın azaltılmasının taşıdığı önemi özellikle vurgulamaktadır. Dolayısıyla, İda Dağındaki madencilik faaliyetlerinin sonuçlarının belirli bir alanla sınırlı kalacağını düşünmek doğru olmayacaktır.

En önemlisi ise yörede yaşayan halkın hemen hemen tümünün bu ‘saldırıya’ karşı olmasıdır. Yöre halkı sesini duyurmak için toplantı, gösteri ve dilekçe dahil düzenli olarak protesto eylemleri düzenlemektedir (imzacı sayısı bugün 500 bini aşmıştır ve imza kampanyası sürmektedir).

Ne var ki gerek Türkiye Hükümeti gerekse şirket CEO’su John McCluskey bu konuda işbirliğine yanaşmamakta, protestocuların gündeme getirdikleri çok yönlü insani ve çevresel kaygılara duyarsız davranmaktadır. McCluskey protestocuları ‘siyasal gündem’ izlemekle suçlamaktadır: “Bu saldırının, çevresel duyarlılık örtüsüyle gizlenmiş derin bir siyasal gündemden kaynaklandığını düşünüyorum.” 

Ayrıca Kanada Hükümeti siyanür kullanımının insan ve çevre sağlığı açısından ciddi bir sakınca taşıdığını açıkça belirtmiştir. Halen, siyanür kullanımıyla ilgili riskler karşısında çok daha titiz risk yönetimi usulleri ve çevresel etki izleme çalışmaları önerilmektedir.

Kanada Hükümeti adına yapılan böylesine net bir açıklama, Kanadalı şirketler Kanada sınırları dışındaki duyarlı ortamlarda madencilik faaliyetleri yürütürken de dikkate alınmalıdır.

Türk Tabipleri Birliği olarak ciddi kaygılarımız vardır ve tarihsel ve doğal varlıkları ile biricik olan bölgenin daha çok tahrip edilmemesi, binlerce insanın yaşam alanlarını yitirmemesi, yerel habitatın zarar görmemesi ve insanların hastalanmaması için mücadele vermekteyiz. Türkiye’deki ALAMOS GOLD projesinin sonuçları iklim değişimini ve çevresel bozulmayı ulusal sınırları aşacak biçimde etkileyecektir. Bu konuda tabip kuruluşlarının küresel ölçekte çaba göstermesi gerekmektedir ve Kanada Tabipler Birliği de Kanada Hükümeti’nin siyanür ve çevre konusundaki titizliği dikkate alındığında konuya müdahale açısından özel bir konumda yer almaktadır. ALAMOS GOLD INC’in yol açtığı çevre yıkımına son verilmesinde; ortak evimiz, insanlığın belleğinin bir parçasını oluşturan bu değerli yörede habitat ve sağlığın korunmasında yardımlarınıza ihtiyacımız var. Bu bağlamda Kanadalı meslektaşlarımızdan Kanada resmi makamlarını ve kamuoyunu ALAMOS GOLD INC’in ülkemizdeki faaliyetleri ve bu faaliyetlerin sonuçları konusunda bilgilendirmelerini, söz konusu faaliyetlerin durması için demokratik bir basınç yaratmalarını istiyoruz.

İşbirliğiniz ve değerli çabalarınız için şimdiden teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Sinan Adıyaman
Türk Tabipleri Birliği Başkanı

Kanada Tabipler Birliği’ne gönderilen mektup için tıklayınız.

==================================
Dostlar,

Söz konusu mektubun İngilizcesini biz de pdf olarak sitemize yüklüyor ve okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz.

Kazdaglari_Katliami_Icin_Kanada_Tabipler_Birligine_Mektup

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 15 Ağustos 2019, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Felaket üzerine saadet kuramayız

WWF Türkiye Doğa Koruma Direktörü:  
Felaket üzerine saadet kuramayız

Bu gün 5 Haziran Dünya Çevre günü. İklim kriziyle karşı karşıya kalan dünyada insan etkisinin de büyük rol oynadığı yok oluş sürüyor. Türkiye’de küresel ölçekte tehlike altında olan tür sayısı son 10 yılda dört katına çıkarak 400’e ulaştı. WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Aslı Pasinli ile iklim değişikliğini, nesli tükenmekte olan hayvanları, insanların çevre için bireysel olarak neler yapabileceğini ve hükümetlerin neler yapabileceğini konuştuk. (Cumhuriyet, 5.6.19)

[Haber görseli]Dünyanın şu an en büyük sorununun hızla yok oluş olduğuna dikkat çeken Pasinli

      • “Gezegenimizin felaketi üzerine saadet kuramayız” diyor.

        – Sizce dünyanın en büyük doğa sorunu nedir?

        Tek bir şey söylemek çok zor ama hızlı bir şekilde yok oluş diye düşünüyorum.

        – Türler yok oluyor.
        – Balıklarımız yok oluyor.
        – Ağaçlarımız yok oluyor.
        – Son 40 yılda dünyada yaşayan canlı popülasyonunun %60’ı yok oldu.
        – Sulak alanlarımız yok oluyor. Son 40 yılda salt Türkiye’de 3 Van Gölü büyüklüğünde sulak alanımızı yitirdik.
        – Son 10 yılda Türkiye’de tehlike altındaki tür sayısı 4 katına çıktı. Şu anda 400 tür tehlike altında… 

        Bunlar çok endişe verici.

      • “Bir başkasının felaketi üzerine saadet kurulmaz” diye bir laf vardır.
        Şu anda biz doğanın felaketi üzerine bir saadet kurmaya çalışıyoruz.
        Bunun hiçbir şekilde sürdürülebilir, devam edebilir bir yanı yok.
        Bu ülkemiz ve dünya için geçerli bir tablo.

        ‘Atığımızı azaltmalıyız’

        – Bireysel olarak ne yapabiliriz? 

        WWF 6 alanda çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Denizler, tatlı sular, iklim-enerji, biten türler, yaban yaşam ve gıda… Her alanda herkese düşen çok ciddi görevler var. Örneğin son iki yıldır plastik konusu gündemde. Kullan-at kültürü nedeniyle 1950’lerde plastik diye bir şey yokken şu anda 8 milyon ton plastik denizlerimizde. Bu da şu demek, biz plastik yiyoruz.

      • Birey olarak tek kullanımlık plastikten vazgeçmemiz gerek.

        Evden çıkarken suyunuzu bir mataraya doldursanız, o gün kullanacağınız 3 pet şişeyi kullanmamış olacaksınız. Restoranlarda cam sürahiye geçilebilir. Pipet diye bir şey var mesala… Pipetten vazgeçemez miyiz? Tek kullanımlık şeker, ıslak mendil gibi şeylerle milyonlarca ton atık üretiyoruz.

      • Türkiye’nin atık üretimi Avrupa ve dünya üretiminin çok üzerinde.
        Atığımızı azaltmamız gerek. Burada kişilere önemli görev düşüyor.

        – Hükümetler ne yapabilir?

        Hükümetlerin de önlemler alması gerekiyor. Örneğin plastik poşetlerin ücretlendirilmesi bunlardan biri. 2021’de depozito sistemi geliyor. Bir pet şişeyi aldığınızda depozito ödeyip, o şişeyi bir yere götürüp iade ettiğinizde depozitosunu geri alacaksınız. Bu çok önemli bir adım. Çok destekliyoruz. Geri adım atılmaması için sonuna kadar çalışacağız. Avrupa’da tek kullanımlık plastik direktifi yürürlüğe giriyor. Tek kullanımlık plastiği tümden yasaklayacaklar. Buna Türkiye’nin de taraf olması konusunda çok olumlu görüş bildirildi.

      • Kurumlara da büyük görev düşüyor. Örneğin kimi kahve zincirleri orada oturduğunuz halde tek kullanımlık bir bardak veriyor. Siz kahvenizi içinde alıp bunları atıyorsunuz. Bir kupada da verilebilir. Çalıştığımız bir ofis tek kullanımlık bardakları kaldırdı, yılda 5 beş milyon atığı engelledi. Okullarda sebiller, sebillerin yanında bardak… Spor maçlarının ardından tonlarca plastik yerlerde…

        Bu işin yalnızca plastik boyutu. Örneğin akarsularımızın sanayi nedeniyle kirlenmesiyle ilgili çalışmalarımız var. Örneğin Menderes’te çok güzel sonuçlar aldık. Dünyada örnek proje olarak gösterildi. Daha işin başındayız. Çevre yatırımları hep ölü yatırım olarak gösterilir. Bunun böyle olmadığını gösterdik. Hem çevre yatırımı yapıp hem tasarruf edilebileceğini gösterdik. Tekstil üreticilerine yapacakları çevre yatırımının bir-iki yılda kendisini çıkaracağını anlattık. Büyük markalar, temiz olmayan üreticilerle çalışmayacaklarını söylediler. Biz dünyada rekabet gücümüzü koruyacaksak bu yatırımları yapmak zorundayız.

      • Kalkınma Ajansı da bir hibe programı açıkladı. İki yılda Denizli’de 6.5 milyon Avro’luk temiz üretim yatırımı gerçekleştirdi. Şimdi bir 3 milyon Avro’yu daha taahhüt etti üreticiler. Bu çok olumlu. Biz yalnızca bir STK olarak biraz farkındalığı artırıp teşvik ediyoruz ve güzel bir sonuç aldık. Her sektörün kendi içinde bu dönüşümü sağlaması gerek. Sosyal sorumluluk için dışarıda proje aramaya gerek yok. Kendi iş yapış şeklini dönüştürmesi lazım. Çünkü eninde sonunda bunlar tasarruf olarak dönecek.

– Biyoçeşitlilik Günü’nü geride bıraktık. Bir milyon tür yok oldu. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Bu gezegende birlikte yaşamak zorundayız. Bize bazen, “Bu kadar aç çocuk varken neden deniz kaplumbağalarıyla uğraşıyorsunuz” diyorlar. Bir türü korumak demek insan yaşamını korumak demek. Bunu anlamamız gerek. Bütün bu ekosistem birbirine bağımlı. Ağaçlarımıza, canlılarımıza bağımlıyız. Bu zinciri korumak zorundayız. Bizim koruduğumuz önünde sonunda insan yaşamı. Bir kaplumbağanın ekosistemdeki önemini anlayamıyoruz. Çok anlık düşünüyoruz, uzun dönemi göremiyoruz, dengeleri göremiyoruz. İnsan yaşamının öncelikli olduğunu, doğanın egemeni olduğunu düşünüyoruz. Yaban yaşamla ilişkimiz ya korku ya da öldürmek üzerine.

[Haber görseli]

‘HERKESE SORUMLULUK DÜŞÜYOR’

– Artık iklim değişikliği değil, iklim krizi diyoruz. Çünkü etkilerini yaşamaya başladık. Bununla ilgili ne demek istersiniz?

Biz iklim değişikliğini yaşayan ilk kuşağız. Bilim adamlarının kestirimleri gerçekleşiyor. Bundan sonraki öngörülerin de gerçekleşeceğini görüyoruz. İlerisi için öngörüler hiç parlak değil. Artık tayfunlar, büyük seller, hortumlar, Türkiye’de hiç olmayan şeyler görmeye başladık. Her şeyin aşırılaştığı bir dönemdeyiz. Bu da şu anlama geliyor: Biz ne yapıyorsak yeterli değil. Hepimizin rekabet üstü, partiler üstü, politika üstü bu gerçekle yüzleşmesi gerekiyor. Çok daha içten, çok daha köktenci ve çok daha büyük adımlar atmamız gerekiyor. Herkese büyük sorumluluk düşüyor. Özel sektörün,

  • “Biz artık sürdürülebilir olmayan, çevre dostu olmayan yatırımları yapmayacağız” duruşunu sergilemesi gerekiyor.

    Tüketilen değil, sürekli kaynaklar

    Gelecek ancak tüketilen kaynaklarla değil devamı olan kaynaklarla güvence altına alınabilir. Nedir devamı olan kaynak? Rüzgâr ve güneş… Özellikle bizim gibi ülkelerde. Bir enerji devrimi yaşamamız gerek. Bireylerin de bütün yaşam biçimini sorgulayıp çevresel etkilerini azaltacak çok çok adımlar atması gerekiyor. Çok daha fazla bisiklete binilebilir, toplu taşıma kullanılabilir. Tüketim kültüründen uzaklaşılabilir. Hükümetlere düşen de uluslararası sözleşmelerde gösterilen önlemleri almak ve bu önlemlerin arkasında içtenlikle durmak. Hükümetin bu kararlılığı göstermesi gerek. Çevre Bakanlığı ayrı bir bakanlık olmalı. Şehircilik konusun ayrılması gerekiyor.