“3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası” Açıklaması Ve Etkinlik Programı


3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası Açıklaması - Etkinlik Programı

3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası Açıklaması – Etkinlik Programı
Türkiye’de 3-9 Eylül 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri, Halk Sağlığı biliminin önemini anlamak, halk sağlığı sorunları ve çözüm önerilerini konuşmak açısından büyük bir fırsat olacaktır.

Halk Sağlığı, tüm toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek yaklaşımını temel ilke olarak kabul eden ve insanların yaşam süresini uzatmayı ve daha nitelikli bir yaşam sürmelerini hedefleyen bir bilim, beceri ve uzmanlık dalıdır.Halk Sağlığı Uzmanları, toplumun sağlık düzeyini, gereksinimlerini, var olan ve gelişebilecek sağlık sorunlarını ve nedenlerini saptamak, çözümler üretmek, halk sağlığı programlarının oluşturulması ve yürütülmesini sağlamak üzere yetiştirilmiştir ve koruyucu hekimlik alanında uzmanlaşmıştır.İçinde yaşadığımız pandemi, özellikle son zamanlarda iklim krizi ile daha da belirgin hale gelen yangın, sel gibi afet ve acil durumlar, bunların yanı sıra bölgemizdeki savaş ve şiddet ortamı nedeniyle ülkemizin yoğun bir dış göç akımına maruz kalmış olması Halk Sağlığı biliminin önemini daha da artırmaktadır. Tüm bu durumlarda toplumun sağlığının korunması ve geliştirilmesi, süreçlerin doğru yönetilmesi ancak Halk Sağlığı biliminin ilkelerinin gözetilmesiyle mümkün olacaktır. Bunun sağlanabilmesi için Halk Sağlığı Uzmanlarının görev tanımlarına ve liyakat esasına uygun biçimde istihdamı büyük önem taşımaktadır.Bu çerçevede HASUDER tarafından 6-9 Eylül 2021 tarihleri arasında bir dizi çevrimiçi etkinlik düzenlenmiştir. Ekinlikler “zoom” ve “youtube” kanalı üzerinden gerçekleştirecektir. Etkinlikler için gerekli linkler her gün ayrıca duyurulacaktır.

HASUDER 3-9 Eylül 2021 Halk Sağlığı Haftası Etkinlik Programı
HASUDER 3-9 Eylül 2021 Halk Sağlığı Haftası Etkinlik Programı

Devleti tek kişiye indirgeme felaketi

Emre KongarEmre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr
06 Ağustos 2021, Cumhuriyet

 

Yangın felaketi Türkiye’ye özgü değil… 

Dünyanın karşı karşıya kaldığı “İklim krizi” sonucu olarak özellikle Akdeniz Bölgesi’ndeki bir doğa felaketi. Covid-19 salgını da sadece Türkiye’de görülmüyor… Bütün dünyayı kasıp kavuran pandemi, bütün dünyadaki ülkeleri pençesine aldı. Bu, her iki felaket de insanlığın hatalarından, özellikle de gelişmiş ülkelerin yol açtıkları doğal ve toplumsal/ekonomik erozyonlardan kaynaklanan yaygın olaylardır.

Dolayısıyla, bu her iki felaketten de Türkiye’yi veya Türkiye’deki bir iktidarı sorumlu tutmak haklı bir davranış olmaz. 

Tam tersine, her ülkenin dünya üzerindeki toplam etkisi, o ülkenin teknolojisi ve üretimi ile orantılı olduğundan, Türkiye’nin bu global felaketlere katkısı, gelişmiş ülkelerin, özellikle, Amerika Birleşik Devletleri’nin, Rusya’nın, Çin’in ve Avrupa Birliği ülkelerinin yanında devede kulak kalır.

Ama global etki açısından görülen bu etki küçüklüğü, ulusal çapta çok çok büyük ve çok daha belirleyicidir: Türkiye’de olupbiten her şey gibi bu tür global felaketlerin meydana gelmesinde, bunların önlenmesinde ve bunlarla mücadele edilmesinde elbette siyasal iktidarların rolü çok büyüktür. Hele hele, Erdoğan/AKP iktidarı gibi ülkeyi yirmi yıla yakın bir süredir yöneten bir iktidar söz konusu ise bu sorumluluk belki de gelmiş geçmiş olan bütün siyasal iktidarlarınkinden daha da fazladır. 

Unutmayalım, Erdoğan/AKP iktidarının 2002 sonundan beri yönettiği bu Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları 1923-1938 arasında 15 yılda kurdular! Bu Cumhuriyet, onların kurdukları temeller üzerinde İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinden korunabildi.
***
Türkiye, teknolojik ve üretim kapasitesi küçük olduğundan, bu global felaketlerin baş sorumluları arasında yer almaz. Ama yirmi yıla yakın bir süredir ülkeyi yöneten bu iktidar, bu global felaketlerin ülkemizi de pençelerine almalarından ve onlarla mücadeledeki yetersizlikler bakımından tamamen (AS: tümüyle) sorumludur.

Erdoğan/AKP iktidarının bu global felaketlerin ülkemizde yol açtığı yıkımdan doğrudan sorumlu olmasının iki nedeni ve bu iki nedenin de bir temel kaynağı var sanıyorum:

Birinci neden ideolojik ve siyasal bir nedendir.
İkinci neden yönetimsel ve siyasal bir nedendir.
***
İdeolojik ve siyasal neden, ABD’nin (ve onu izleyen AB’nin) Radikal Siyasal İslam’ın silahlı saldırısına karşı (sonradan vazgeçtiği) panzehir olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da devreye soktuğu “Ilımlı İslam-Amerikancı İslam” modelinden, dünyadaki “Müslüman Kardeşler” hareketinden ve kendilerinin dinci siyaset anlayışından güç alıyordu.

Erdoğan/AKP iktidarı, bu siyaset anlayışıyla, hem dünyadaki “İhvan-ı Müslimin” hareketiyle ittifak kurarak İslam Âlemi’nde (özellikle de Ortadoğu’da) varlık gösteriyor hem ABD/AB ile ittifak kurarak Batı Emperyalizminin desteğini alıyor hem de içerde bütün liberal, milliyetçi ve dinci sağı aynı şemsiye altında toplayarak Atatürk Cumhuriyeti’ni yok edecek bir süreç başlatıyordu.

Bu hayalin gerçekleşmesi olanaksızdı:

1) Çünkü “Siyasal İslam”ın “Ilımlısı” olamazdı; İslam, Demokratik Rejimle uzlaşamıyordu. Nitekim öyle de oldu; model Mısır’da, Irak’ta, Libya’da çöktü; Batı emperyalizminin desteği bitti.
2) Atatürk Cumhuriyeti, aradan geçen zaman sürecinde, 1945-1950’deki toplumsal/ekonomik ve sınıfsal yapısından daha ileri gitmiş ve Özgürlükçü Demokratik Rejim çizgisinde bir hayli deneyim kazanmış olduğu için yeniden Saltanat/Hilafet çizgisine geri döndürülemezdi. Nitekim döndürülemiyor.
3) Bu olanaksız hayalin finansmanı, Cumhuriyet kazanımlarının satılması, doğanın yağmalanması, betonlaşma ve borçlanma modeliyle sağlanacaktı. Bütün kaynaklar kullanıldı, ekonomi ve doğa tahrip edildi ve sonunda ülke iflas etti.

Doğanın tahribatı ve kaynakların global felaketlerin önlenmesine harcanmaması, COVID-19 ve yangın felaketleriyle mücadeleyi zayıflattı.

Yönetimsel ve siyasal neden ise bu yanlış hayalin olağan demokratik rejim içinde uygulanmasının olanaksızlığından doğdu:

  • Erdoğan/AKP iktidarı tarihinin en büyük hatasını yaparak devleti tek kişiye indirgeyen ucube bir Şahsım Devleti sistemi kurdu.

Zaten yıktıkları kurumlardan dolayı iyice zayıflamış olan devlet mekanizması tek bir kişinin bilgisine, tecrübesine, kararlarına, duygu ve düşüncelerine indirgenince, global krizler ülkeyi vurduğunda rasyonel ve hızlı kararların alınması olanaklı olamadı. Üstelik doğa katliamı, betonlaşma, yeşilin yağmalanması, nepotizm (adam kayırmacılık) kaynakların yandaşlara aktarılması, ülkeyi bu global krizlerin etkilerine çok açık hale getirmişti.
***
Sonuç olarak Erdoğan/AKP iktidarı bu global yangın ve COVID-19 krizlerinden ülkeyi yeterince hızlı ve etkin olarak koruyamadı. Çünkü sadece ideolojileri değil, bilgileri, becerileri ve uyguladıkları devlet modeli de bunlarla mücadeleye uygun değildi.

Toraks Derneği açıklamasını okuyun

Emre Kongar
Emre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr 
03 Ağustos 2021, Cumhuriyet

Yerim uygun olsaydı, yazının başlığı 

  • “YANGINLARDAN TÜRK-KÜRT DÜŞMANLIĞI ÜRETMEYİN;
  • TÜRK TORAKS DERNEĞİ’NİN AÇIKLAMASINI OKUYUN” 

olacaktı. Mecburen kısa kestim.
***
Bütün doğal felaketleri ve son COVID-19 salgınını bile kendi ideolojisi lehine kullanmasını bilen iktidar, son orman yangınlarından da 2023 seçimlerine giderken uygulamak istediği gerginlik stratejisi için, yararlanmak istiyor:

2023 seçimlerinden önce, 7 Haziran 2015 – 1 Kasım 2015 seçimleri arasında uyguladığı gerginlik stratejisini de devreye sokmak isteyen iktidar, özellikle Türk-Kürt kimlik farklılığını kullanmak istiyor.

Bu nedenle, hem dinci vakıflarla kurban derisi rekabetinden dolayı yok ettiği Türk Hava Kurumu’nun (THK) uçaklarının kullanılamamasından ve başka benzer ihmalkârlıklardan kaynaklanan yetersizliklerini, bu yangınları sabotaj iddialarına bağlayarak örtbas etmeye çalışmakta… Hem de bu tür iddialarla seçim öncesi gerginlik stratejisini uygulamaya çalışmaktadır.
***
Yangınları doğru değerlendirmek ve mücadeleyi de doğru çizgiye oturtmak için olayı doğru anlamak gerekir.

Türk Toraks Derneği “Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu”nu açıklaması bu konudaki doğru değerlendirmeyi sunuyor; aşağıda bu açıklamadan aldığım bazı paragrafları paylaşıyorum:

Ülkemiz, Dünyamız ve Geleceğimiz Yanıyor

Rekor düzeyde seyreden sıcak ve kuru havaların ardından son dört gündür Türkiye’nin 30 farklı ilinde 107 orman yangını meydana geldi. Ülkemizin Akdeniz Bölgesi’ndeki ormanlar yanarken, İtalya, İspanya, Yunanistan, Tunus ve Lübnan’da da ormanlar yanıyor.

Ormanlarımız, topraklarımız, derelerimiz, denizlerimiz, atmosfer ve ekosistemimiz neo-liberal politikaların ve şirketlerin yağma planlarına feda ediliyor.

Ormanlardaki maden ve taşocakları, arazi yağması, turizm ve enerji tesisleri üzerinden yürüyen rant çılgınlığı yaşamımızı yok ediyor.

Musilaj, sel felaketleri, orman yangınları, Salda Gölü tahribatı, flamingo faciası ve yüzlerce diğer doğa tahribi aynı yaklaşımın sonuçlarıdır.

Orman yangınlarının çıkmasında iklim krizi belirleyici bir öneme sahipken, yangınların birer felakete dönüşmesinde hükümetlerin orman yangınlarını önlemek için aldıkları önlemlerin düzeyi ve etkinliği de büyük öneme sahiptir.

İklim krizinin tetiklediği sıcak dalgaları ve kuraklık orman yangınlarının temel nedenleri arasındadır.

İklim krizinin önceki yıllarda da Avustralya, Sibirya, Kaliforniya ve Kanada’da korkunç doğa tahribatına yol açan orman yangınlara neden olduğunu biliyoruz. Türkiye, rekor sıcaklıkların, sıcak hava dalgalarının şiddetinin, süresinin ve sıklığının arttığı, yüksek sıcaklıkların her yıl yeni rekorlar kırdığı ülkelerden biri.

  • Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 21. yüzyılda iklim değişikliği küresel sağlık için en büyük tehdittir.

Uygarlık tarihi boyunca iklim değişikliğine yol açan atmosferdeki CO2 2000 yıl süreyle 270-285 ppm. (milyonda bir partikül) arasındayken Sanayi Devrimi sonrası hızla artış göstermiş, 1985 yılında 350 ppm. iken 2020 Temmuz ayında 417.62 ppm. olan bu değer 2021 Temmuz ayında 417.70 ppm’e yükselmiştir.

2012 yılında yayımlanmış bir araştırmada, atmosferdeki CO2 konsantrasyonunu azaltmak için çok hızlı ve çok kapsamlı önlemler alınmazsa, dünya çapında yangın olasılığının 2010-2039 arasında %37.8 artacağı, 2070-2099 arasında ise %61.9 artacağı öngörülmüştür.

Orman yangınları ile mücadele etmenin tek yolu iklim kriziyle mücadeledir.

İklim krizi ile su kaynakları azalmakta, doğal bitki örtüsü tahrip olmakta, tarım potansiyeli, insan sağlığı etkilenmekte, bununla birlikte orman yangınları riski de artmaktadır.

Ülke olarak iklim krizi sorununu gündeme almalı ve fosil yakıtların olmadığı bir geleceği inşa etmeliyiz.

Ağaçları savunmak için, Akbelen Ormanı’nı, Eskence Vadisi’ni, Kazdağları’nı korumak için İkizdere’de, İkizköy’de, ülkemizin her yanında mücadele sürdürülürken içindeki tüm canlılarla birlikte binlerce dönüm ormanın, tarım alanları ve yaşam alanlarının kül olması canımızı yakıyor.

Tüm canlılar ve geleceğimiz ve çocuklarımız için Türk Toraks Derneği olarak iklim krizine karşı etkin politika üretmeye, Paris Antlaşması’nı yürürlüğe koymaya davet ediyoruz.”
***

Sevgili okurlarım;

Sn. Kongar’ın doğallıkla gazete yazısına koyamadığı ürkütücü görsel veri aşağıda..

TTD üyesi meslektaşlarımızı saygı ve şükran ile selamlıyoruz..

Dr. Ahmet Saltık
04.08.2021

 ÇEVRE FELAKETİ YAŞIYORUZ!!!

 ÇEVRE FELAKETİ YAŞIYORUZ!!!

Prof. Dr. Mehmet Ali
Cerrahpaşa Tıp Fak. E. Öğretim Üyesi

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

“Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

İBB, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, Üsküdar Vapur İskelesi yanında su altı temizliği yaparak, denizlerin kirliliği konusuna dikkat çekti. Otomobil lastiğinden motosiklete, cep telefonundan plastik eşyalara kadar su altından çıkan atıklar görenleri şaşırttı.

Değerli arkadaşlar,

Güzel ülkemizde ve dünyamızda; küresel sermaye ve AB-D emperyalizminin çıkarları yüzünden, oluşan doğa katliamı nedeniyle sağlıklı ve mutlu yaşamımız giderek tehlikeye düşmektedir. Bizden sonraki kuşaklara daha riskli ve kirli bir dünya bırakmamız söz konusu.

Pek çok gelişmiş ülkede toplum, yaşanan çevre felaketlerine karşı hem siyasal hem de sivil toplumsal örgütleri ile gereken tepkilerini çok güzel ortaya koymaktadır. Ne yazık ki güzel ülkemizde siyasal yaşam kısırlaştı ve yalnızca dinsel siyasete veya etnik kimliğe dayalı duruma geldi. Çağdaş demokrasilerde olduğu gibi ülkemizde yaşanan çevre kirliliğine ve halk sağlığına karşı duyarlı bir siyaset ve siyasal güç söz konusu değil.

Oysa dünyamızda ve güzel ülkemizde her yıl yinelenen ve yıllardır süren çevre sorunlarımızı dile getirmemiz ve hep birlikte çözümler aramamız gerekir. Örneğin;

  • EKOLOJİK TARIM DOYURUR!!! Salgın elbette geçecek ama bekleyen daha ciddi sorunlar var. İklim krizi, çevre kirliliği ve ormansızlaşma, doğal varlıklara yönelik tahribat sonunda hepimizi, tüketimlerimizi azaltmaya ve yaşamımızı sadeleşme yönünde dönüşmeye zorlayacaktır. (24.4.2020-Cumhuriyet).
  • ÇERNOBİL DERS OLMADI! Facianın üzerinden 34 yıl geçmesine karşın nükleer inat sürüyor. Ülkemizde Sinop ve Akkuyu da yapılacak olan nükleer santraller, ülkemiz için de bir felaket olabilir. (27.4.2020-Cumhuriyet).
  • NÜKLEER SİLAHLAR: Denemeler iklimi de bombalamış. 1950’li ve 1960’lı yıllarda yapılan nükleer silah denemeleri yüzünden üst atmosfer tabakasına muazzam miktarda radyoaktif parçacıklar savrulmuştu. Böylece bulut yoğunluğu, yağışlar, elektrik yükü ve havada yıllarca süren radyoaktif kirlenmeler olduğu belirlenmiş. (28.6.2020-Cumhuriyet).
  • MERA ALANINA SİYANÜRLÜ ATIK DEPOLAMA TESİSİ: Kayyım sessiz sedasız izin aldı. Eskişehir, Sivrihisar Kaymaz mahallesine 1 km uzaklıkta yaklaşık 40 hektar alana 1 milyon 750 bin m3 hacımlı (AS: oylumlu) 2. bir Siyanür atık depolama barajı yapılıyor. Kaymaz mahallesinden geçen diri fay hattı nedeniyle bu baraj taşma, çökme ve yarılma ihtimali ile içme- kullanma su kaynakları için büyük tehlike oluşturmaktadır. (11.5.2020-Cumhuriyet).
  • İKİNCİ HASANKEYF OLMASIN İSYANI. Tunçeli’nin Mazgirt ilçesinde İndere bölgesi 1. Derece Sit alanında 10 hektarlık alana taşocağı açılacak (12.7.2020-Cumhuriyet).
  • TAŞOCAĞI ŞİRKETİ 3 KAT ARTIŞ İSTEDİ: Bergama’da vahşi madencilik isyanı. İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan taş ocağı işletme arazisi 25 hektardan 75 hektara çıkarılacakmış. 390 bin ton olan işletme hacmı, 1 milyon 920 bin tona çıkarılacak olan alanda yine büyük bir ağaç kesimi olacakmış (19.7.2020-Cumhuriyet).
  • 70 HES DURDU: Katliam önlendi. Derelerin Kardeşliği Platformu açıklamasına göre, bugüne dek bölge sakinleriyle (AS: yerleşikleri) birlikte verilen mücadele sonucunda 70 HES inşaası durdurulmuş. Böylece Doğu Karadeniz bölgesinde olası sel ve heyelan katliamların önlenebileceğini belirtildi. (26.7.2020-Cumhuriyet).
  • MADEN ŞİRKETİ HALA KAZDAĞLARI’NDA: Vicdan nöbeti bir yaşında. Kanadalı şirket Alamos Gold’un yerli iştiraki (AS: katılımcı) Doğu Biga Madencilik A.Ş. tarafından Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajına yakın bir bölgede yapılmak istenen “Kirazlı Altın Madeni Projesi”ne karşı başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti” bugün 1. yılını dolduruyor. (26.7.2020-Cumhuriyet).
  • BİR AYDA 1244 FUTBOL SAHASI KADAR ORMAN YANARAK KÜL OLDU. Habertürk’ten Emrah Doğru’nun haberine göre sadece (AS: yalnızca) son bir ayda, yani 20 Temmuz ile 20 Ağustos tarihleri arasında Türkiye’nin 503 noktasında orman yangını yaşandı. Orman Genel Müdürlüğünden alınan bilgilere göre salt son bir ayda Türkiye’nin cennet ormanlarından 1344 hektarı, yani 1244 futbol sahası büyüklüğünde alan kül oldu. (20.8.2020-Habertürk).
  • ORMANSIZLAŞMA ve TÜRLERİN YOK OLUŞLARI PANDEMİLERİ NASIL ETKİLİYOR? Londra Üniversitesi Çevrebilim uzmanlarının yaptığı araştırmada: 6 Kıtada yaklaşık 6800 ekolojik topluluğun incelenmesi ile kimi canlı türleri yeryüzünden yok olurken, sıçanlar ve yarasalar gibi yaşamlarını sürdürebilen türler insanlara da sıçrayabilen patojenlere ev sahipliği yapıyormuş (16.8.2020-Cumhuriyet).
    ***
    Değerli arkadaşlar,

Yukarıda sıralamaya çalıştığım, ülkemizdeki çevre felaketlerine karşı halkımızın, sizlerin, STK’ların, tüm yöneticilerimiz ve danışmanlarının, umarım dikkatini çekebilirim ve de gereken önlemleri de zamanında ve hep birlikte alırız.

Özellikle orman yıkımı ve çevre kirliliği için alınması gereken önlemler ne denli gecikirse, olası çözümlerin de o denli zorlaştığı sonucunu, bilgilerinize sunmak isterim. Aksi halde dünyamızı ve onun en güzel ülkesinin doğal yaşam olanaklarını göz göre göre yitireceğiz.

Ayrıca güzel ülkemiz, AB-D emperyalizminin organize ettiği projeler nedeniyle iç ve dış güvenlik açısından oldukça kötü günler yaşıyor. Her gün saygıdeğer canlarımızı yitiriyoruz. Bu terör kaosunun sürmesi durumunda, ekonomik sıkıntılarımız da artacaktır ve artmaya başladı. Yıllardır uyguladıkları emperyalist projeler ile bizleri, birbirimize düşman edenler ise zil çalıp oynuyor. Bu tuzaktan en kısa sürede çıkmayı umut ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla (20.8.2020)
=============================
Dostlar,

ÇEVRESEL YIKIM, MASUM KURBANLAR VE İKTİDARIN SORUMLULUĞU

Meslektaşımız Biyofizik uzmanı Prof. Körpınar hep yurt ve çevre sorunlarına odaklı akla ve duygulara birlikte seslenen güzel yazılar yazar, biz de olanak ölçüsünde bu sitede yer veririz.

Yukarıdaki yazı, özellikle, küresel ölçekte yaşanan KOVİT-19 salgınının (=pandemi) ağır çevresel yıkımla açık – net ilişkisini sorgulaması bakımından çok önemli..

Dikkat buyurulsun; 21. yy’ın şafağında, daha ilk 20 yılda birkaç salgın yaşadık, yaşamaktayız..
Kolera salgınları artık sıradan ve yaygın. Ebola, MERS, Kuş Gribi, Domuz Gribi, SARS ve sonki SARS – Cov2..

Hiç düşünüldü mü acaba, salgınlar arası süre neden çooook kısaldı?
Hiç sorgulandı mı acaba, 20 yılda 6 salgın ne anlama geliyor?
Hiç irdelendi mi acaba; Ay’a, Mars’a giden uygarlık neden 8 aydır son salgınla başedemedi?
Hiç hesap edilir mi acaba yaşanan salgın nereye varır / varacak
Ve de haydi bunu da önümüzdeki birkaç yılda aştık; bir sonraki ne zaman ve nasıl gelecek?
Ya da KOVİT-19 salgını sürerken bir başka salgın üstüne eklenebilir mi?
Örn. sonbaharda Grip / İnfluenza salgını ya da bir başkası??
Ya da kıtlık / açlık, birkaç bölgede büyük ölçekli depremler, doğal afetler??

Örn. Türkiye’de İstanbul – Marmara bölgesinde M 7+ şiddetinde bir deprem.. KOVİT-19 salgını ile savaşım sürerken???!!!
****
Devlet yönetimi, tüm bunları öngörmek ve seçenekli afet – olağanüstü durum planları hazırlamak ve en az zararla böylesi bunalımları aşmak demektir; öngörü, ufuk ister.
Ancak AKP’li CB Erdoğan, dün sanal ortamda bir “trafo” açılışı yapmıştır (bu düzeye inildi gösterişli açılışlarda..) Türkiye’de nerede dev kamu ihalesi varsa, her nasılsa üstünde kalan 5 büyük / yandaş / halis – muhlis…. şirketten birinin K_ _ _ _ n reklamının arka fonda olduğu bir açılış.. Erdoğan sanki sanal oturumun yönlendiricisi (moderatörü) idi aynı zamanda. İlgililere söz verirken kendince genel sözcükler kullanarak alana ne denli uzak / yabancı olduğu da ortaya koydu. Bir kamu yatırımı değildi, yandaş bir şirket güneş enerjisinden yararlanarak elektrik enerjisi üretmek üzere Konya’da tarıma elverişsiz alanda solar kollektör paneller yerleştirmişti. Ürettiği elektrik enerjisini, elektrik enerjisinin dağıtımını üstlenen bir başka şirkete satacaktı. Görüldüğü gibi ülkemizde elektrik enerjisi üretimi de (EÜAŞ) ve dağtımı da (EDAŞ’ler) özelleştirilmiş, dev AŞ’ler tekelinde ve Erdoğan, kendisini Türkiye AŞ’nin CEO’su olarak en tepede konumlandırdığından, ilgili şirketin apaçık reklamını yapmaktan çekinmemişti.

Ülkemizin “hal-i pür melal”i işte böyle..
Erdoğan kuşkusuz haksız rekabete razı olmayacak ve benzer durumda çağrı yapan başkaca şirketlerin de –artık hangi boyuta dek inilecekse– tesis açılış, yenileme, kapasite artırımı vb. çağrılarına yanıt verecektir.

Aynı gün Sağlık Bakanı / Sekreteri Dr. Koca, Türkiye’de 1303 yani COVİT-19 hastası ve 23 ölüm duyurmuştur.. Tabii artık bu rakamları kaç ile çarpacaksanız; kahvelerde, evlerde, sokakta 1-10 arası katsayı toto konuşulduğuna çoğu insan tanıktır. AKP iktidarı, salgın sorumluları ve Bilimsel Danışma Kurulu’nun gerçekte danışılmayan “mış” gibi yapılan üyeleri, bu gerçekliğin ne denli ayırdında, bilemiyoruz..

Bu gün konuştuğumuz büyük ölçekli bir turizmci, bu sezondan 3,5 milyar $ bile gelmeyeceğini söyledi. Geçen yıl 35-40 milyar $ girdi sağlanmıştı ve bu yılın saf umutları 50 milyar $’ ayarlı idi. Üstelik turistik işletmelere ek yükümlülükler getirildi; sağlık çalışanı olacak, PCR+ çıkan “konuk” (müşteri!) otelde tek kişilik odada yalıtılacak, bakımı verilecek, ücret de alınmayacak.. Bölgeden personel ilanları ulaşıyor bu bağlamda ancak çoğu işletme de kapatıyor, erken kapatacak, açacak iken açmayacak olanlar var..

Varsayalım ki 3,5 milyar $ brüt girdi sağlandı. Acaba, ölçüsüz – kuralsız ve erken açılan turizm sektörü yüzünden FAZLADAN KAÇ İNSANIMIZ ÖLDÜ??

Bu sorunun yanıtı bilimsel olarak verilebilir; Epidemiyolojik bilimsel kurallara uygun Filyasyon (kaynağını bulma) çalışması yapılıyor olsa idi.. Tümü ile kurallı olmasa da yine de bir çıkarım yapılabilir.. Muhalefet bu bağlamda bir soru önergesi verir mi acaba? İktidar gereğince yanıtlar mı acaba?

Dolayısıyla 1 Temmuz – 20 Ağustos arasında resmi kayıtlara göre KOVİT-19’dan ölen insanlarımızın diyelim yarısı Turizm sektörü yüzünden ise ve bu rakam 460/2=230 dolayında ise 3,5 milyar $ brüt turizm girdisi (net geliri değil!) uğruna 230 insanımızın (salt resmi veriler!) yaşam hakkının feda edildiği çıkarımı yapılabilir mi??

Böylesi bir siyasal tercih olabilir mi ve hangi iktidar buna cesaret edebilir?
Herhalde demokratik hukuk devletinin egemen olduğu, yasama organının siyasal iktidarı denetleyip – dengelediği, İdarenin yargısal denetiminin işlediği, basının özgür olduğu bir ülkede..

Bunların hangisi Türkiye’de var???

Dolayısıyla, değil böylesine akılları dürtücü – zıplatıcı sorular sormak; akıl yürütmek bile zinhar tehlikelidir. İktidarın ücretli profesyonel tirolleri hemen sanal ortam da linç başlatır ve “işaret” bekleyen kimi yargı yetkilileri harekete geçebilirler..

Ne çare ki;

  • MASUM İNSANLAR, ÖNLENEBİLECEK İKEN ÖLMEKTEDİR iktidarın siyasal tercihleri yüzünden!!
  • Üstelik neden ve nasıl olduğunu bile anlamadan.. Kader, talih, kısmet, Allah’tan, ecel!!??…
  • Susmak ne mümkün; dilsiz şeytandır bu çıplak ve yürek yakan tabloyu görüp de susan!
  • Yapıp – ettikleriyle ya da tersiyle bu kırımdan sorumlu olanların aynaya bakması nasıl sağlanabilecektir? Siyasal muhalefet nasıl bunca felç olabilir??
  • Bir iktidarın en başat görevi yurttaşların yaşam hakkını korumak değildir de nedir?
  • Bunu bile beceremeyip, gerçekte bilinçli siyasal tercihleriyle (S. Bakanı Koca’nın, “..bu tabloyu öngörmüştük” hazin ve çok acı itirafı) masum insanların yaşam haklarını 3,5 Dolara feda edebilen bir siyasal kadronun zerrece meşruiyetinden söz edilebilir mi tarih sahnesinde??!
    • Durdurun Türkiye’yi, uzaya- sonsuzluğa karışmak istiyorum; orada “katiller, katil iktidar… diye haykırabilmek istiyorum..

Sevgi, saygı ve DERİN ACI ile. 20 Ağustos 2020, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net profsaltik@gmail.com

 

 

 

TTB’den Kanada Tabipler Birliği’ne Kaz Dağları için mektup

TTB’den Kanada Tabipler Birliği’ne Kaz Dağları için mektup

08.08.2019, http://www.ttb.org.tr/325yhsu

Kanada Tabipler Birliği Başkanı

Dünya Tabipler Birliği Tarafından benimsenen Çevresel Konularda Hekimlerin Rolü Bildirgesi, hava, su ve toprak gibi insanlığın yaşam ve sağlık için gerekli ortak kaynaklarının korunması ve bu kaynakların tahribatının engellenmesi konusunda tabip kuruluşlarının rolüne ve uluslararası çabaların koordinasyonunda ortaklık sağlama gerekliliğine işaret eder. Türk Tabipleri Birliği olarak bir çevresel ‘saldırı’ konusunda sizi bilgilendirmek istiyor ve bu konuda işbirliğinizi rica ediyoruz.

Bugün Türkiye’de insanlar, özellikle tarihsel / mitolojik önemiyle insanlığın ortak mirası olan bir coğrafi bölgede büyük bir çevresel tehlikeyle karşı karşıyadır. Türkiye’nin batısında Ege Denizi kıyısında pek çok uygarlığa beşik olmuş, mitolojideki İda dağı olarak bilinen Kaz dağları ve çevresi, biyolojik çeşitlilik açısından biricik özelliğe sahiptir. Homeros’un İlyada’sında anlatılan Truva savaşının geçtiği yer bu dağın eteklerindedir. Türkiye’nin en iyi zeytinleri bu bölgede yetişmektedir. Çağlar boyunca yöreye yerleşenler burada sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmüşlerdir.

Bugün ne yazık ki bu bölgede Kanada kökenli ALAMOS GOLD INC. 25 kilometrelik bir havzada üç ayrı proje ile altın madeni ruhsatı almıştır. Bu şirket tarafından işletme ruhsatı alınan altın madeni alanı, yakındaki Çanakkale ilinin tek içme suyu kaynağının yer aldığı Kirazlı Atikhisar’ı da kapsamaktadır. Maden hazırlık çalışmaları için 45 bin ağacın kesilmesi planlanmıştır; ancak daha altının çıkarılacağı alan açılmadan 195 bin ağaç kesilmiştir. Çevredeki yaban yaşamı şimdiden çok ciddi zarar görmüştür.

İşletme açıldığında 20 bin ton siyanür kullanılacak; arsenik, antimon, kurşun, kadmiyum, krom gibi binlerce ton ağır metal işlem sırasında çözünecek ve çevreyi kontamine edecektir.  Çıkan toz, olası kazalar (benzer durumlarda tanık olunduğu gibi) ve deprem, esasen olumsuz olan durumu daha da ağırlaştıracak etmenler arasındadır.

Bunlara ek olarak, madencilik sektörü ormansızlaşmaya yol açan faaliyetlerin başında gelmektedir. Karbon salınımlarının azalmasına, dolayısıyla iklim krizine karşı mücadeleye katkı sağlayan ormanlar tahrip edilmektedir. Günümüzde iklim krizine karşı mücadelede başlıca stratejilerden biri, ormansızlaşmadan kaçınılması, biyolojik çeşitlilik kaybının azaltılması ve ekosistemler üzerinde baskı oluşturan faaliyetlerle ilgili olarak “önce iklim” diyen adaptasyon stratejileri geliştirilmesidir. Hükümetler Arası İklim Panelinin (IPCC) son raporu da iklim kriziyle mücadelede ormansızlaşmanın azaltılmasının taşıdığı önemi özellikle vurgulamaktadır. Dolayısıyla, İda Dağındaki madencilik faaliyetlerinin sonuçlarının belirli bir alanla sınırlı kalacağını düşünmek doğru olmayacaktır.

En önemlisi ise yörede yaşayan halkın hemen hemen tümünün bu ‘saldırıya’ karşı olmasıdır. Yöre halkı sesini duyurmak için toplantı, gösteri ve dilekçe dahil düzenli olarak protesto eylemleri düzenlemektedir (imzacı sayısı bugün 500 bini aşmıştır ve imza kampanyası sürmektedir).

Ne var ki gerek Türkiye Hükümeti gerekse şirket CEO’su John McCluskey bu konuda işbirliğine yanaşmamakta, protestocuların gündeme getirdikleri çok yönlü insani ve çevresel kaygılara duyarsız davranmaktadır. McCluskey protestocuları ‘siyasal gündem’ izlemekle suçlamaktadır: “Bu saldırının, çevresel duyarlılık örtüsüyle gizlenmiş derin bir siyasal gündemden kaynaklandığını düşünüyorum.” 

Ayrıca Kanada Hükümeti siyanür kullanımının insan ve çevre sağlığı açısından ciddi bir sakınca taşıdığını açıkça belirtmiştir. Halen, siyanür kullanımıyla ilgili riskler karşısında çok daha titiz risk yönetimi usulleri ve çevresel etki izleme çalışmaları önerilmektedir.

Kanada Hükümeti adına yapılan böylesine net bir açıklama, Kanadalı şirketler Kanada sınırları dışındaki duyarlı ortamlarda madencilik faaliyetleri yürütürken de dikkate alınmalıdır.

Türk Tabipleri Birliği olarak ciddi kaygılarımız vardır ve tarihsel ve doğal varlıkları ile biricik olan bölgenin daha çok tahrip edilmemesi, binlerce insanın yaşam alanlarını yitirmemesi, yerel habitatın zarar görmemesi ve insanların hastalanmaması için mücadele vermekteyiz. Türkiye’deki ALAMOS GOLD projesinin sonuçları iklim değişimini ve çevresel bozulmayı ulusal sınırları aşacak biçimde etkileyecektir. Bu konuda tabip kuruluşlarının küresel ölçekte çaba göstermesi gerekmektedir ve Kanada Tabipler Birliği de Kanada Hükümeti’nin siyanür ve çevre konusundaki titizliği dikkate alındığında konuya müdahale açısından özel bir konumda yer almaktadır. ALAMOS GOLD INC’in yol açtığı çevre yıkımına son verilmesinde; ortak evimiz, insanlığın belleğinin bir parçasını oluşturan bu değerli yörede habitat ve sağlığın korunmasında yardımlarınıza ihtiyacımız var. Bu bağlamda Kanadalı meslektaşlarımızdan Kanada resmi makamlarını ve kamuoyunu ALAMOS GOLD INC’in ülkemizdeki faaliyetleri ve bu faaliyetlerin sonuçları konusunda bilgilendirmelerini, söz konusu faaliyetlerin durması için demokratik bir basınç yaratmalarını istiyoruz.

İşbirliğiniz ve değerli çabalarınız için şimdiden teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Sinan Adıyaman
Türk Tabipleri Birliği Başkanı

Kanada Tabipler Birliği’ne gönderilen mektup için tıklayınız.

==================================
Dostlar,

Söz konusu mektubun İngilizcesini biz de pdf olarak sitemize yüklüyor ve okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz.

Kazdaglari_Katliami_Icin_Kanada_Tabipler_Birligine_Mektup

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 15 Ağustos 2019, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com