Kaz Dağları ve Knidos 

Kaz Dağları ve Knidos 

Selâm!...

 

Arzu KÖK
https://arzu-kok.blogspot.com/2019/09/kaz-daglar-ve-knidos-arzu-kok.html

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Yunanlı Coğrafyacı STRABON “Tanrı, sevdiği kulunun uzun ömürlü olmasını isterse DATÇA’ ya gönderir” der. Herkes de bilir ki yurdumuzda oksijeni bakımından en temiz yer Kaz Dağları’ndan sonra DATÇA gelir. 1857 yılında Datça’yı, şimdi de pek çok mitolojik olaya sahne olmuş Kaz Dağları’nı soyuyorlar. 

 

Nehirleri, yeraltı sularını zehirliyorlar. 195 bin ağacı kestiler. Geleceğimizi yok ediyorlar. Ve bu katliamı Türk işçileriyle yapıyorlar. Tıpkı, Knidos’u soyan Charles Newton gibi Kanada şirketi de Türk işçilerden çok memnun. Çünkü şirketin CEO’su John McCluskey geçtiğimiz günlerde Türk işçilerin çok iyi çalıştığını söyleyerek, onlardan övgüyle söz etti.

Charles Newton “Halikarnassos, Knidos ve Didima’da Keşifler Tarihi” kitabında çok güzel anlatır bu durumu. Biz biraz öyküleştirerek anlatalım.


“Yıl 1857..


Knidos açıklarına İngiliz Kraliyet Donanmasının “Supply” adlı bir savaş gemisi demir attı.


Gelen arkeolog Charles Newton’du.


Yanında 200 tayfa ve 2000 sterlin para vardı. Charles Newton, çift kürekli küçük bir keşif teknesiyle Knidos sahillerine çıktı ve kampı kurdu… Köylüler hemen Mehmet Ali Ağa’ya haber ulaştırdılar. Başka kime gitsinler. Belediye yok, kaymakam yok, jandarma yok. O yıllarda ağa demek devlet demek.


Ağa önce bir haberci gönderdi, Newton’a. Haberci yanında hediye olarak 10 tavuk getirmişti. Ardından Mehmet Ali Ağa ve adamları Knidos’a ulaştı.


Onların yanında da yine hediye olarak bir koyun, onlarca yumurta, bal ve incir vardı.

Hırsız, hediyelerle karşılandı.

Charles Newton derdini anlattı.


Kazılar için Mehmet Ali Ağa’dan 100 adam istedi.


Ağa, hemen kabul etti. Ancak, onun da Newton’dan iki isteği vardı.


Biri, Reşadiye’de yapacağı cami inşaatı için Knidos’tan çıkacak taşlar. Öbürü, düşmanı olan Muğla Ağası’nın İzmir paşası tarafından uyarılması için destek.


Newton “bakarız” dedi.


Birkaç gün sonra Mehmet Ali Ağa, Datça köylerinden iri yapılı 100 insanı Knidos kazılarında çalışmaları için Charles Newton’a verdi.


Newton işçilere çok düşük ücret veriyordu. Ancak, işçiler parayı aldıkları zaman şaşırıyordu.


Çünkü çoğu yaşamlarında ilk kez para görmüştü. Charles Newton bir ara 50 Datçalı işçiyi bir süreliğine Didim’deki kazılara götürmüş, o işçilerden çoğu yaşamlarında ilk kez yarımadadan dışarı çıktıklarını söylemişti.


Mehmet Ali Ağa’nın desteği ve onun emrine verdiği 100 Datçalı ile Newton 384 günde Knidos’u talan etti. 10 tonluk Knidos Aslanı ve Oturan Demeter heykellerinin çıkarılması ve 212 sandık tarihi eserin gemiye taşınmasında hep Datçalı köylüler çalıştı. Soyulduklarını bilmiyorlardı.


Devlet onları ağaya teslim etmişti.


Boğaz tokluğuna çalışıyorlar, İngilizler ne derse yapıyorlardı.“


Newton anılarında Datçalı işçilerin çok iyi çalıştığını söyleyerek, onlardan övgüyle söz ediyordu.


Aradan 162 yıl geçti.


Yıl 2019. Kanadalı maden şirketi Alamos Gold devletin verdiği izinle Kaz Dağları’nı yerle bir ediyor. Yüzlerce dönümü kazdılar, yıktılar. Siyanürle toprağı mahvedecekler ama bizim işçilerimizi övmeden geçemiyorlar: 
– “Türkler taş taşımakta çok iyiler!” 

Değişen bir şey yok değil mi? Bizim olanı almak, çalmak için yine bizim saf, masum insanlarımızdan yararlanıyorlar. Bu arada onlar bizim zenginliklerimizi çalıp gidiyorlar. Evet büyük bir tepki var şu an ama yazık ki durdurulup iptal edilmesine yetmiyor. Belki Türk işçilerimiz onlarla çalışmazsa… Bir umut işte…
===============================
Dostlar,
 

Biz ekleyelim; günler – haftalardır sitemizin manşetinde tutuyor ve AKP iktidarına soruyoruz ama tık yok!

Bu halkın hükümeti olsaydı bir açıklama yapar, kamuoyunu ikna eder ya da zulmü – yağmayı durdururdu değil mi?
Görüntünün olası içeriği: dağ, açık hava, doğa ve su

Kazdağı’na Zehir yağdıracaklar:
Tam 11 bin ton siyanür!

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Kanadalı Alamos Gold şirketi tarafından Kirazlı bölgesinde yürütülen altın madeninde açıklandığı gibi 100-200 ton değil, tam 11 bin ton siyanür kullanılacağını açıkladı. Gökhan, “O ağır metaller yağmur suları ve öbür etkenlerle gün yüzüne çıkacaktır. Mücadeleye devam edeceğiz.” dedi. AKP iktidarı tüm direnmelere sağır.. Neden, neden?!
  • Hasankeyf, Munzur, Cerattepe, Ünye, Kaz Dağları, Salda Gölü ve daha nice doğa harikası yerlerimiz sizin babanızın malı değil! Bu ülkenin ortak tabiat varlıkları. Çekin ellerinizi oralardan. Torunlarınızın yüzüne bakacak yüzünüz olsun… 
  • Neden hatadan dön(e)miyorsunuz?
  • Emperyalizme bu kör tutsaklık neden?! Hani siz yerli ve milli idiniz ???!! 
  • AKP hala susuyor ve geri adım atmıyor.. Vatanın bağrı oyulmaya devam ediyor ve Erdoğan’ın deyimi ile atı alan Üsküdar’a geçiyor… mu acaba???? Niçin, niçin, niçin???!! 
  • Ülkemizde haraç – mezat satılmadık, yerli – yabancı yandaş sermayeye peş keş çekilmedik iktisadi kamu kurum – kuruluşu kalmadı. Yine de borca boğulduk özellikle son 17+ yılda AKP iktidarı ile. Yüzlerce milyar $ para nerede!?
  • Şimdi Türkiye’nin doğal yer üstü ve yer altı kaynakları, ormanları, madenleri, suları, kıyıları talan edilerek, gelecek kuşakların yaşam hakkı çalınarak sözde yeni kaynaklar yaratmaya çalışıyor AKP..
  • Böyle giderse çok yakında Türkiye yaşanılır bir ülke olmaktan çıkacak!
  • Müflis tüccar, kamu arazilerini = vatan topraklarını satıyor sıklıkla yabancılara! Yine de yandaşlara batık bütçeden 14 milyar TL peş keş!?
  • Türkiye sıcak işgal altında olsaydı, bunca ağır zarara – yıkıma uğrar mıydı!?

CHP, erken seçimin zamanı olmadığını söylüyor.
Tersine, ACİLEN ERKEN SEÇİM zorunludur bu iktidardan bir an önce kurtulmak için;
AKP ülkeyi batırıyor!

Sevgi ve saygı ile. 10 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı​ -​ Ankara Üniv. Tıp Fak.
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

ÇOK YAŞA FAZIL SAY!

ÇOK YAŞA FAZIL SAY!

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Kaz Dağları’ndaki eşi görülmemiş orman kıyımına karşı son derece yerinde şiddetli tepkiler verilirken -çünkü sanki işgal altında imişiz ya da bir sömürge ülkesiymişiz gibi iktidarın bilgisi, izni hatta teşviki ile inatla sürdürülüyor!– geçtiğimiz hafta dünyaca ünlü piyano sanatçısı Fazıl Say bölgeye gelerek bir mini konser verdi. Daha sonra kısa bir konuşma yapan Say, Bugün Türk halkıyla onur duydum.. dedi. Ardından, kamp alanında bulunan yurtsever – doğasever çilekeş çevrecilere seslenen Say;

  • “Bu gezegende insanlar olarak gelecek için bir şeyler bırakmak istiyorsak korumak zorundayız. Yaşatmaktan, yaşamaktan yana olmalıyız.
  • Müzik de zaten bunu anlatıyor diye düşünüyorum.” dedi.Say’ın piyano resitali yerli ve yabancı basın kurumlarından büyük ilgi gördü.

Kaz Dağlarındaki benzeri görülmemiş vahşi talana bu ölçüde kapsamlı bir karşı çıkış hepimiz için, gelecek için, çevreye duyarlık ve vatan toprağını koruma adına bir umut; Fazıl Say’ın da belirttiği gibi gerçekte “Halkımızla gurur duymak gerek”!

Sorun çevreyi koruma, küresel yabancı sermaye ve yerli işbirlikçilerince vatan toprağının yağmalanmasını önleme tarihsel sorumluluğu olunca akan sular durmalıydı, öyle de oldu!

Gerçekte Kazdağları vahşeti, buzdağının görünen yüzü, bardağı – sabırları taşıran bir simge oldu. Ülkemizin hemen hemen her yanı benzer talan riski altındadır. Say’ın verdiği özlü ileti, Kazdağları özelinde ülkenin dört bir yanı için yanan yüreklerin isyan çığlığıdır.

Türkiye’de yabancılara verilen maden arama izni alanı 150 bin km2 olup, ülkemiz yüzölçümünün yaklaşık 1/5’i gibi devasa bir orana ulaşmaktadır! (http://www.guncelmeydan.com/pano/turkiye-cokuyor-maden-yagmasi-t22300.html, erişim: 24.8.19)

Dünyaca ünlü bir piyano sanatçısı, Kazdağları’nın doruğunda, neredeyse bir ton ağırlığında bir piyano ile ne yapmak istiyor?!

İşte sanatçı duyarlığı, sanatçı sorumluluğu budur. Sanatçılar ve bilim insanları sürekli halka öncülük etmek zorundadır! Ülkenin genel gidişine yön gösterip iktidarları uyarmak yükümündedir. Tarihin gerçek aydına yüklediği temel bir sorumluluktur bu. Halkın gerisinde kalan popülist sanat da, sanatçı da gerçek işlevini yerine getiremez. Büyük ATATÜRK‘ün saptaması ne denli yerindedir :

  • “… Sanatkâr da toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır..“

Sanatçı, doğası / toplumsal işlevi gereği karşıttır (muhaliftir). Sanatçı “Sade suya tirit” çekemez. Çekerse o sanatçı değil yağdanlık olur. Sanatçılar sürekli halktan yana tutum almak zorunda olduğundan, iktidar balonlarını şişiren değil iğneleyen konumdadır. Bu nedenledir ki toplumcu sanatçı, akustik konser salonlarının konforunu terk ederek, deyim yerinde ise piyanosunu alıp dağlara vuruyor yolunu… Onbinlerce yurtsever insanımız da O’na eşlik ederek yan yana, omuz omuza Kazdağ’ına tırmanıyor. O insan omuzlarıdır ki, tarihte nice faşist rejimleri yerle bir etmişlerdir.

Artık sabırları taşan ve “evrensel meşru direnme hakkı“nı kullanan Halk, dağlara çıkıp İzmir’in Dağları marşını omuz omuza haykırıyor. “Yaşa Mustafa Kemal Paşa, yaşa / Adın yazılacak mücevher taşa” nida ve nağmeleri o gün, 18 Ağustos 2019 günü, onbinlerin ağzında dağlarda, kayalarda, kadim Ege’de yankılanıyor. Bulutlar gökyüzüne evrene yayıyor o çığlıkları. Hüzünlü ama geleceğe güvenle bakan, bir umut, bir kükreyiş, bir dik duruştur bu. Haklı olmanın verdiği yaman özgüvenle. Köroğlu‘na gönderme de (nazire) var yurdum insanının coşkun eyleminde :

  • Ferman Bolu Beyinin ise dağlar bizimdir!

BBC, AKP iktidarında ülkemize  – dünyaya yaşatılan Kazdağları vahşetini;

  • Gelmiş geçmiş en büyük orman katliamı

diye tüm dünyaya duyurdu. Yıkım bu boyutta olunca, yatağında hala rahat uyuyabilen yurttaşlar ve sanatçının – aydının da kendini tez elden sorgulaması gerekiyor. Kazdağlarında doğa kırımı (katliamı) ile gündeme oturan Kanadalı maden şirketi Alamos Gold, CEO’su John McCluskey’e göre yaklaşık 4 milyar $ değerinde altın çıkarmak uğruna dağlarımızı – ormanlarımızı, yaşam hakkımızı, geleceğimizi katlediyor. Toprağımızı ve sularımızı ölümcül siyanürle zehirliyor.

İçimizi dağlayan bir boyut da, çıkarılacak altının salt %4’ünün Türkiye’ye bırakılmasıdır. İyimser hesapla bu rakam 160 milyon $! Yaratılan doğa kırımının kısa – orta – uzun erimde ülkemize yüklediği dönüşümsüz bedelin bu rakamın altında olduğunu iktidar kanıtlayabilir mi? Yapılabilirlik (feasibility) raporları var mıdır, nerededir? Bu firmaya verilen teşvik, beklenen gelir 160 milyon $’a denk midir?? Tüm bunların kamuoyuna belgeli olarak açıklanması zorunludur. Oysa TEK ADAM REJİMİ saydamlığa ve hesap vermeye – sorulmaya engel! Yoksa böyle yapabilmek için mi dayatıldı ülkemize cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen ucube ve dünyada örneği olmayan çağ dışı yönetim biçimi??!!

TBMM felç, Padişahtan öte yetkili TEK ADAMA soru bile sorulamıyor!

  • Yoksa, 17+ yılda Türkiye’yi 130 milyar $ dış borçla alıp 4 katına çıkaran (500+ milyar $!) AKP = RTE; borç batağında nefessiz mi kaldı da göz göre göre bu yürek yakan – ciğerimizi söken talana – yağmaya ses çıkar(a)mıyor??!!

Öte yandan Kanada ağaca o denli önem veriyor ki, bayrağı ile simgeleştirmiş. Bizim ülkemizde ise 200 bine yakın ağacı gözünü kırpmadan katlediyor. (Bkz. ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ başlıklı yazımız..) Gerçekte bu firmaya o maden arama – işletme ruhsatı verenleri sorgulamak gerekmez mi? Kendileri için son derece uygar (!) bu ülkeler, gelişmekte olan ülkeler söz konusu olunca bir anda barbarlaşabiliyorlar. Yanına içimizden ortaklar alarak!

Fazıl Say’ı Kazdağları’nın tepesinden yalnızca, dünya dinlemedi. Daldan dala konan kuşlar, kelebekler, ürkek tavşanlar, uğur böcekleri, karıncalar ve uzaklara saklanan binlerce canlı varlık, Kazdağları’nın kadim sahipleri de dinledi huşu ile. Kuşku yok ki, dost bir ses olduğunu duyumsadılar. İnanıyoruz ki, bir zaman sonra Fazıl Say’ın yontusu dikilir o çam ağacının dibine. Doğaseverliğiyle ve yurtseverliğiyle ölümsüzleşen Fazıl Say’ın.

Karıncasından, üveyik kuşlarına, kekliğine, ceylanına, tilkisine, tavşanına dek kısacası konuşamayan tüm yaratıkların sesi oldu Say… Dalda filiz veren çam ağacının, titreyen meşe yaprağının, tomurcuk açan kır çiçeklerinin sözcüsü, çığlığı ve de ağıdı oldu… Yaşamak ve yaşatmaktan yana olalımdedi.
Biz ne diyoruz; sen de çok yaşa Fazıl Say, sen de çok yaşa!

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne demişti; “Biz İstanbul’a ihanet ettik, bunda benim de payım var..” O denli doğru söylediniz ki sayın Cumhurbaşkanı, tarife benim sözcük hazinem yetersiz kalıyor. Yalnızca İstanbul’a mı, öbür illeri ayırdınız mı? Ülkemizin öbür illeri ve bölgeleri ayrıcalıklı mı? İstanbul’un suçu ne tek başına? Ben bir anımsatma yapsam, acaba ülkenin büyük bölümü kapsama alanına giriyor olabilir mi?

Örneğin kaç belediye başkanını –istifaya zorlayarak– görevden aldınız? Bunların suçları neydi? Görevden aldığınıza göre suçlu olmalılar. O halde cezaları nerede? Hukukta bir kural vardır; Suçsuz ceza olmaz! Cezasız kalan suç??.. Bilgisizliğimi hoşgörün,  istifa ettirerek görevden aldığınız belediye başkanlarının olduğu illerde de ihanet olabilir mi? Yine soralım; 1. derecede sit alanı, Salda Gölü’nün başında Azrail nöbet tutuyor, burada da böyle bir belirti var mı?

Mitolojiye göre tanrıların tanrısı Zeus, Kazdağlarının doruğunda Troia Savaşlarını izliyordu. İlk güzellik yarışması Kazdağlarında yapılmıştır. Kainat güzeli Afrodit birinci gelmiştir. Kazdağları da Afrodit kadar güzel değil mi? Kazdağları yalnızca doğal durumu ile değil, kültürel yönüyle de dünyanın ilgisini çekmektedir. Ayrıca Kazdağlarının sahibi insanlardan önce tavşanlar, tilkiler, kuşlar, sincaplar, geyikler, kaplumbağalar, kelebekler, uğur böcekleri ve ağaçlar değil midir? Binlerce ton siyanür zehiri dökülerek katledilen on binlerce ağaç ve canlı, bozulan ekolojik denge, gene kapsama alanı dışında mı kalıyor? Niçin??!

Biz, “yaş kesen, baş keser” olarak bilirdik, İktidarınız bunu “yaş kesen, hoş keser” e dönüştürdü. Doğaya karşı bu acımasızlığınız nedendir? Çevresi boğum boğum yeşil, halka halka, rengarenk Uzungöl yok artık! Çevresine betondan kelepçe vuruldu. Burada da bir ihanet belirtisi, hatta sonucu var mı? Kim sorumlu?

Mardin’in en güzel üzüm bağları ve zeytinlikleri alev alev yanıyor.
Şirince’de ağaç katliamı başladı, başlayacak (mermer ocakları için), Matematik Köyü yakınlarında.
Aydın’da kurulu jeotermal santrallerin incirleri, zeytinlikleri, çocukları, kadınları, erkekleri, yaşlıları hasta ettiğini biliyor muyduk? Ülkede kanser oranının hızla artmasını neye bağlıyorsunuz?
Şimdi Munzur’un en verimli su kaynaklarında sıra, o da yok edilmek üzere. Altın ve mermer ya da dolayısıyla RANT, kapitalizmin tapıncı kâr  uğruna… Dünya var olalı beri, insanlar o altını ve mermeri çıkarmadan yaşadı ama susuz ve havasız ne denli yaşayabilir? Buna ne diyeceğiz?

Karadeniz’de çeşit çeşit kuşların sesleri, suların şırıltısı esen rüzgarın uğultusu ile bir senfoni oluşturuyordu. HES’lerle o suları kuruttunuz. O kuşları susturdunuz. O doğal müzikal koro yok şimdi!

Dalaman’da çıkan yangında, Bakanlık emriyle yangın söndürme uçakları kullanılmadı. Binlerce ağaç yandı. Milyonlarca börtü böcek yandı, yok oldu. Arılar öldü, evet evet arılar öldü. Arılar ölürse doğal yaşam da ölür, bunu biliyor muyduk? Yangından geriye geyiklerin boynuzları ile kaplumbağaların kabukları kaldı! Peki, bunun gerçek adı ne? Son zamanlarda sıklaşan bu vb. “yangınlar“ salt fiziksel, olağan, rastlantısal doğa olayları mı? Fıtrat mı yoksa??!

Ulusal – uluslararası ölçekte sabotaj, kasıt, yeni 2B arazileri yaratma.. dürtüleri ardalanda gerçek belirleyiciler olmasın! O zaman Devletin istihbaratı gerçeği ortaya koyacak, güvenlik güçleri önlem alacak ve kamuoyu da adeta seferberlik ruhu ile dayanışma amacıyla aydınlatılmayacak mı?

Yeni din ve yeni tanrı “Rant“ hazretleri midir??

Kuzey Ormanları, Akkuyu, Hasankeyf, Eskişehir, Alpu Ovası, Yatağan, Marmaris Okluk Koyu, Aydın, Manisa, Arhavi…. yakınlarında Selçuk-Şirince kasabası var, say say bitiremiyoruz doğa katliamlarını. Geçmişte bu boyutta yıkıcı olaylar yaşanmadı ülkemize. Nedir hikmeti bu uğursuzlukların??? TEK ADAM rejiminizin bu ağır tabloya tanısı nendir?? Hangi çözümler önerilmektedir ve hangi önlemler alınmıştır, alınacaktır? Rejimin kalbi TBMM uzuuuun mu uzun tatillerde.. Meclis incelemesi yok, araştırması yok, soruşturması yok, yaptırım gücü yok…

TEK ADAM REJİMİ ile devasa sorunları olan ülkemiz çaresizlik içinde kıvranmakta.. 21. yy’da dünyada örneği olmayan ve Türkiye’ye asla yakışmayan bu ucube rejim hem çok ağır sorunların nedeni hem de haliyle çözemeyeni!

Kanadalı Alamos Gold şirketi Türkiye’yi kandırdı mı? Yoksa dolandırdı mı? Çıkarılacak altının yalnızca %4’ü bize bırakılıyor. Yetmiyor, bir de bu şirkete teşvik kredisi 865 milyon TL sunmuşuz. Buyrun yalanlayın yalanlayabiliyorsanız. Ülkenin ciğerlerini sökme teşviği! Böylesi bir bezirgan pazarı dünyanın neresinde var??

Yarın bir kez daha “kandırıldım“ mı diyeceksiniz??! Kuzum siz, ha bire kandırılmak için mi oradasınız?? Bu ne mene bir söylemdir ki, gözünün içine bakaaaa bakaaaa “82 milyon“ salak – aptal – geri zekalı…. varsayılmaktadır!?

Kanada bayrağı akçaağaç yaprağıdır, %46’sı ormanlarla kaplı bir yeşil denizdir bu devasa ülke. Orada tek bir ağacı bile kafanıza göre kesemezsiniz. Ormanlarını gözleri gibi koruyorlar. Hatta bayraklaştırarak simgeleştirmişler. Oysa ülkemizde ormanlarımızı vahşice katlediyorlar. İşte Batı emperyalizmi böylesine ikiyüzlü iken, bizim gözümüzü iyice, iyice açmamız gerekmez mi?

Sonuç olarak                       :

  • Bu iktidar döneminde Doların yeşili, doğanın yeşilini tutsak almıştır.
    Tutsak işlemi yapılmakla kalsa bari; ülkemizin doğası, meydan okurcasına ve dönüşümsüz biçimde talan edilerek, peş keş çekilerek yok edilmektedir.
  • Bu meydan okuyucu politika sürdürülemez bir dayatmadır Türk ulusuna karşı..
  • Ve öyle sanıyoruz ki; iktidarın meşruluğu sorunu doğuracak kertede vahimdir!