ÇEVRE FELAKETİ YAŞIYORUZ!!!

 ÇEVRE FELAKETİ YAŞIYORUZ!!!

Prof. Dr. Mehmet Ali
Cerrahpaşa Tıp Fak. E. Öğretim Üyesi

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

“Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

İBB, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, Üsküdar Vapur İskelesi yanında su altı temizliği yaparak, denizlerin kirliliği konusuna dikkat çekti. Otomobil lastiğinden motosiklete, cep telefonundan plastik eşyalara kadar su altından çıkan atıklar görenleri şaşırttı.

Değerli arkadaşlar,

Güzel ülkemizde ve dünyamızda; küresel sermaye ve AB-D emperyalizminin çıkarları yüzünden, oluşan doğa katliamı nedeniyle sağlıklı ve mutlu yaşamımız giderek tehlikeye düşmektedir. Bizden sonraki kuşaklara daha riskli ve kirli bir dünya bırakmamız söz konusu.

Pek çok gelişmiş ülkede toplum, yaşanan çevre felaketlerine karşı hem siyasal hem de sivil toplumsal örgütleri ile gereken tepkilerini çok güzel ortaya koymaktadır. Ne yazık ki güzel ülkemizde siyasal yaşam kısırlaştı ve yalnızca dinsel siyasete veya etnik kimliğe dayalı duruma geldi. Çağdaş demokrasilerde olduğu gibi ülkemizde yaşanan çevre kirliliğine ve halk sağlığına karşı duyarlı bir siyaset ve siyasal güç söz konusu değil.

Oysa dünyamızda ve güzel ülkemizde her yıl yinelenen ve yıllardır süren çevre sorunlarımızı dile getirmemiz ve hep birlikte çözümler aramamız gerekir. Örneğin;

  • EKOLOJİK TARIM DOYURUR!!! Salgın elbette geçecek ama bekleyen daha ciddi sorunlar var. İklim krizi, çevre kirliliği ve ormansızlaşma, doğal varlıklara yönelik tahribat sonunda hepimizi, tüketimlerimizi azaltmaya ve yaşamımızı sadeleşme yönünde dönüşmeye zorlayacaktır. (24.4.2020-Cumhuriyet).
  • ÇERNOBİL DERS OLMADI! Facianın üzerinden 34 yıl geçmesine karşın nükleer inat sürüyor. Ülkemizde Sinop ve Akkuyu da yapılacak olan nükleer santraller, ülkemiz için de bir felaket olabilir. (27.4.2020-Cumhuriyet).
  • NÜKLEER SİLAHLAR: Denemeler iklimi de bombalamış. 1950’li ve 1960’lı yıllarda yapılan nükleer silah denemeleri yüzünden üst atmosfer tabakasına muazzam miktarda radyoaktif parçacıklar savrulmuştu. Böylece bulut yoğunluğu, yağışlar, elektrik yükü ve havada yıllarca süren radyoaktif kirlenmeler olduğu belirlenmiş. (28.6.2020-Cumhuriyet).
  • MERA ALANINA SİYANÜRLÜ ATIK DEPOLAMA TESİSİ: Kayyım sessiz sedasız izin aldı. Eskişehir, Sivrihisar Kaymaz mahallesine 1 km uzaklıkta yaklaşık 40 hektar alana 1 milyon 750 bin m3 hacımlı (AS: oylumlu) 2. bir Siyanür atık depolama barajı yapılıyor. Kaymaz mahallesinden geçen diri fay hattı nedeniyle bu baraj taşma, çökme ve yarılma ihtimali ile içme- kullanma su kaynakları için büyük tehlike oluşturmaktadır. (11.5.2020-Cumhuriyet).
  • İKİNCİ HASANKEYF OLMASIN İSYANI. Tunçeli’nin Mazgirt ilçesinde İndere bölgesi 1. Derece Sit alanında 10 hektarlık alana taşocağı açılacak (12.7.2020-Cumhuriyet).
  • TAŞOCAĞI ŞİRKETİ 3 KAT ARTIŞ İSTEDİ: Bergama’da vahşi madencilik isyanı. İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan taş ocağı işletme arazisi 25 hektardan 75 hektara çıkarılacakmış. 390 bin ton olan işletme hacmı, 1 milyon 920 bin tona çıkarılacak olan alanda yine büyük bir ağaç kesimi olacakmış (19.7.2020-Cumhuriyet).
  • 70 HES DURDU: Katliam önlendi. Derelerin Kardeşliği Platformu açıklamasına göre, bugüne dek bölge sakinleriyle (AS: yerleşikleri) birlikte verilen mücadele sonucunda 70 HES inşaası durdurulmuş. Böylece Doğu Karadeniz bölgesinde olası sel ve heyelan katliamların önlenebileceğini belirtildi. (26.7.2020-Cumhuriyet).
  • MADEN ŞİRKETİ HALA KAZDAĞLARI’NDA: Vicdan nöbeti bir yaşında. Kanadalı şirket Alamos Gold’un yerli iştiraki (AS: katılımcı) Doğu Biga Madencilik A.Ş. tarafından Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajına yakın bir bölgede yapılmak istenen “Kirazlı Altın Madeni Projesi”ne karşı başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti” bugün 1. yılını dolduruyor. (26.7.2020-Cumhuriyet).
  • BİR AYDA 1244 FUTBOL SAHASI KADAR ORMAN YANARAK KÜL OLDU. Habertürk’ten Emrah Doğru’nun haberine göre sadece (AS: yalnızca) son bir ayda, yani 20 Temmuz ile 20 Ağustos tarihleri arasında Türkiye’nin 503 noktasında orman yangını yaşandı. Orman Genel Müdürlüğünden alınan bilgilere göre salt son bir ayda Türkiye’nin cennet ormanlarından 1344 hektarı, yani 1244 futbol sahası büyüklüğünde alan kül oldu. (20.8.2020-Habertürk).
  • ORMANSIZLAŞMA ve TÜRLERİN YOK OLUŞLARI PANDEMİLERİ NASIL ETKİLİYOR? Londra Üniversitesi Çevrebilim uzmanlarının yaptığı araştırmada: 6 Kıtada yaklaşık 6800 ekolojik topluluğun incelenmesi ile kimi canlı türleri yeryüzünden yok olurken, sıçanlar ve yarasalar gibi yaşamlarını sürdürebilen türler insanlara da sıçrayabilen patojenlere ev sahipliği yapıyormuş (16.8.2020-Cumhuriyet).
    ***
    Değerli arkadaşlar,

Yukarıda sıralamaya çalıştığım, ülkemizdeki çevre felaketlerine karşı halkımızın, sizlerin, STK’ların, tüm yöneticilerimiz ve danışmanlarının, umarım dikkatini çekebilirim ve de gereken önlemleri de zamanında ve hep birlikte alırız.

Özellikle orman yıkımı ve çevre kirliliği için alınması gereken önlemler ne denli gecikirse, olası çözümlerin de o denli zorlaştığı sonucunu, bilgilerinize sunmak isterim. Aksi halde dünyamızı ve onun en güzel ülkesinin doğal yaşam olanaklarını göz göre göre yitireceğiz.

Ayrıca güzel ülkemiz, AB-D emperyalizminin organize ettiği projeler nedeniyle iç ve dış güvenlik açısından oldukça kötü günler yaşıyor. Her gün saygıdeğer canlarımızı yitiriyoruz. Bu terör kaosunun sürmesi durumunda, ekonomik sıkıntılarımız da artacaktır ve artmaya başladı. Yıllardır uyguladıkları emperyalist projeler ile bizleri, birbirimize düşman edenler ise zil çalıp oynuyor. Bu tuzaktan en kısa sürede çıkmayı umut ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla (20.8.2020)
=============================
Dostlar,

ÇEVRESEL YIKIM, MASUM KURBANLAR VE İKTİDARIN SORUMLULUĞU

Meslektaşımız Biyofizik uzmanı Prof. Körpınar hep yurt ve çevre sorunlarına odaklı akla ve duygulara birlikte seslenen güzel yazılar yazar, biz de olanak ölçüsünde bu sitede yer veririz.

Yukarıdaki yazı, özellikle, küresel ölçekte yaşanan KOVİT-19 salgınının (=pandemi) ağır çevresel yıkımla açık – net ilişkisini sorgulaması bakımından çok önemli..

Dikkat buyurulsun; 21. yy’ın şafağında, daha ilk 20 yılda birkaç salgın yaşadık, yaşamaktayız..
Kolera salgınları artık sıradan ve yaygın. Ebola, MERS, Kuş Gribi, Domuz Gribi, SARS ve sonki SARS – Cov2..

Hiç düşünüldü mü acaba, salgınlar arası süre neden çooook kısaldı?
Hiç sorgulandı mı acaba, 20 yılda 6 salgın ne anlama geliyor?
Hiç irdelendi mi acaba; Ay’a, Mars’a giden uygarlık neden 8 aydır son salgınla başedemedi?
Hiç hesap edilir mi acaba yaşanan salgın nereye varır / varacak
Ve de haydi bunu da önümüzdeki birkaç yılda aştık; bir sonraki ne zaman ve nasıl gelecek?
Ya da KOVİT-19 salgını sürerken bir başka salgın üstüne eklenebilir mi?
Örn. sonbaharda Grip / İnfluenza salgını ya da bir başkası??
Ya da kıtlık / açlık, birkaç bölgede büyük ölçekli depremler, doğal afetler??

Örn. Türkiye’de İstanbul – Marmara bölgesinde M 7+ şiddetinde bir deprem.. KOVİT-19 salgını ile savaşım sürerken???!!!
****
Devlet yönetimi, tüm bunları öngörmek ve seçenekli afet – olağanüstü durum planları hazırlamak ve en az zararla böylesi bunalımları aşmak demektir; öngörü, ufuk ister.
Ancak AKP’li CB Erdoğan, dün sanal ortamda bir “trafo” açılışı yapmıştır (bu düzeye inildi gösterişli açılışlarda..) Türkiye’de nerede dev kamu ihalesi varsa, her nasılsa üstünde kalan 5 büyük / yandaş / halis – muhlis…. şirketten birinin K_ _ _ _ n reklamının arka fonda olduğu bir açılış.. Erdoğan sanki sanal oturumun yönlendiricisi (moderatörü) idi aynı zamanda. İlgililere söz verirken kendince genel sözcükler kullanarak alana ne denli uzak / yabancı olduğu da ortaya koydu. Bir kamu yatırımı değildi, yandaş bir şirket güneş enerjisinden yararlanarak elektrik enerjisi üretmek üzere Konya’da tarıma elverişsiz alanda solar kollektör paneller yerleştirmişti. Ürettiği elektrik enerjisini, elektrik enerjisinin dağıtımını üstlenen bir başka şirkete satacaktı. Görüldüğü gibi ülkemizde elektrik enerjisi üretimi de (EÜAŞ) ve dağtımı da (EDAŞ’ler) özelleştirilmiş, dev AŞ’ler tekelinde ve Erdoğan, kendisini Türkiye AŞ’nin CEO’su olarak en tepede konumlandırdığından, ilgili şirketin apaçık reklamını yapmaktan çekinmemişti.

Ülkemizin “hal-i pür melal”i işte böyle..
Erdoğan kuşkusuz haksız rekabete razı olmayacak ve benzer durumda çağrı yapan başkaca şirketlerin de –artık hangi boyuta dek inilecekse– tesis açılış, yenileme, kapasite artırımı vb. çağrılarına yanıt verecektir.

Aynı gün Sağlık Bakanı / Sekreteri Dr. Koca, Türkiye’de 1303 yani COVİT-19 hastası ve 23 ölüm duyurmuştur.. Tabii artık bu rakamları kaç ile çarpacaksanız; kahvelerde, evlerde, sokakta 1-10 arası katsayı toto konuşulduğuna çoğu insan tanıktır. AKP iktidarı, salgın sorumluları ve Bilimsel Danışma Kurulu’nun gerçekte danışılmayan “mış” gibi yapılan üyeleri, bu gerçekliğin ne denli ayırdında, bilemiyoruz..

Bu gün konuştuğumuz büyük ölçekli bir turizmci, bu sezondan 3,5 milyar $ bile gelmeyeceğini söyledi. Geçen yıl 35-40 milyar $ girdi sağlanmıştı ve bu yılın saf umutları 50 milyar $’ ayarlı idi. Üstelik turistik işletmelere ek yükümlülükler getirildi; sağlık çalışanı olacak, PCR+ çıkan “konuk” (müşteri!) otelde tek kişilik odada yalıtılacak, bakımı verilecek, ücret de alınmayacak.. Bölgeden personel ilanları ulaşıyor bu bağlamda ancak çoğu işletme de kapatıyor, erken kapatacak, açacak iken açmayacak olanlar var..

Varsayalım ki 3,5 milyar $ brüt girdi sağlandı. Acaba, ölçüsüz – kuralsız ve erken açılan turizm sektörü yüzünden FAZLADAN KAÇ İNSANIMIZ ÖLDÜ??

Bu sorunun yanıtı bilimsel olarak verilebilir; Epidemiyolojik bilimsel kurallara uygun Filyasyon (kaynağını bulma) çalışması yapılıyor olsa idi.. Tümü ile kurallı olmasa da yine de bir çıkarım yapılabilir.. Muhalefet bu bağlamda bir soru önergesi verir mi acaba? İktidar gereğince yanıtlar mı acaba?

Dolayısıyla 1 Temmuz – 20 Ağustos arasında resmi kayıtlara göre KOVİT-19’dan ölen insanlarımızın diyelim yarısı Turizm sektörü yüzünden ise ve bu rakam 460/2=230 dolayında ise 3,5 milyar $ brüt turizm girdisi (net geliri değil!) uğruna 230 insanımızın (salt resmi veriler!) yaşam hakkının feda edildiği çıkarımı yapılabilir mi??

Böylesi bir siyasal tercih olabilir mi ve hangi iktidar buna cesaret edebilir?
Herhalde demokratik hukuk devletinin egemen olduğu, yasama organının siyasal iktidarı denetleyip – dengelediği, İdarenin yargısal denetiminin işlediği, basının özgür olduğu bir ülkede..

Bunların hangisi Türkiye’de var???

Dolayısıyla, değil böylesine akılları dürtücü – zıplatıcı sorular sormak; akıl yürütmek bile zinhar tehlikelidir. İktidarın ücretli profesyonel tirolleri hemen sanal ortam da linç başlatır ve “işaret” bekleyen kimi yargı yetkilileri harekete geçebilirler..

Ne çare ki;

  • MASUM İNSANLAR, ÖNLENEBİLECEK İKEN ÖLMEKTEDİR iktidarın siyasal tercihleri yüzünden!!
  • Üstelik neden ve nasıl olduğunu bile anlamadan.. Kader, talih, kısmet, Allah’tan, ecel!!??…
  • Susmak ne mümkün; dilsiz şeytandır bu çıplak ve yürek yakan tabloyu görüp de susan!
  • Yapıp – ettikleriyle ya da tersiyle bu kırımdan sorumlu olanların aynaya bakması nasıl sağlanabilecektir? Siyasal muhalefet nasıl bunca felç olabilir??
  • Bir iktidarın en başat görevi yurttaşların yaşam hakkını korumak değildir de nedir?
  • Bunu bile beceremeyip, gerçekte bilinçli siyasal tercihleriyle (S. Bakanı Koca’nın, “..bu tabloyu öngörmüştük” hazin ve çok acı itirafı) masum insanların yaşam haklarını 3,5 Dolara feda edebilen bir siyasal kadronun zerrece meşruiyetinden söz edilebilir mi tarih sahnesinde??!
    • Durdurun Türkiye’yi, uzaya- sonsuzluğa karışmak istiyorum; orada “katiller, katil iktidar… diye haykırabilmek istiyorum..

Sevgi, saygı ve DERİN ACI ile. 20 Ağustos 2020, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net profsaltik@gmail.com

 

 

 

Kaz Dağları ve Knidos 

Kaz Dağları ve Knidos 

Selâm!...

 

Arzu KÖK
https://arzu-kok.blogspot.com/2019/09/kaz-daglar-ve-knidos-arzu-kok.html

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Yunanlı Coğrafyacı STRABON “Tanrı, sevdiği kulunun uzun ömürlü olmasını isterse DATÇA’ ya gönderir” der. Herkes de bilir ki yurdumuzda oksijeni bakımından en temiz yer Kaz Dağları’ndan sonra DATÇA gelir. 1857 yılında Datça’yı, şimdi de pek çok mitolojik olaya sahne olmuş Kaz Dağları’nı soyuyorlar. 

 

Nehirleri, yeraltı sularını zehirliyorlar. 195 bin ağacı kestiler. Geleceğimizi yok ediyorlar. Ve bu katliamı Türk işçileriyle yapıyorlar. Tıpkı, Knidos’u soyan Charles Newton gibi Kanada şirketi de Türk işçilerden çok memnun. Çünkü şirketin CEO’su John McCluskey geçtiğimiz günlerde Türk işçilerin çok iyi çalıştığını söyleyerek, onlardan övgüyle söz etti.

Charles Newton “Halikarnassos, Knidos ve Didima’da Keşifler Tarihi” kitabında çok güzel anlatır bu durumu. Biz biraz öyküleştirerek anlatalım.


“Yıl 1857..


Knidos açıklarına İngiliz Kraliyet Donanmasının “Supply” adlı bir savaş gemisi demir attı.


Gelen arkeolog Charles Newton’du.


Yanında 200 tayfa ve 2000 sterlin para vardı. Charles Newton, çift kürekli küçük bir keşif teknesiyle Knidos sahillerine çıktı ve kampı kurdu… Köylüler hemen Mehmet Ali Ağa’ya haber ulaştırdılar. Başka kime gitsinler. Belediye yok, kaymakam yok, jandarma yok. O yıllarda ağa demek devlet demek.


Ağa önce bir haberci gönderdi, Newton’a. Haberci yanında hediye olarak 10 tavuk getirmişti. Ardından Mehmet Ali Ağa ve adamları Knidos’a ulaştı.


Onların yanında da yine hediye olarak bir koyun, onlarca yumurta, bal ve incir vardı.

Hırsız, hediyelerle karşılandı.

Charles Newton derdini anlattı.


Kazılar için Mehmet Ali Ağa’dan 100 adam istedi.


Ağa, hemen kabul etti. Ancak, onun da Newton’dan iki isteği vardı.


Biri, Reşadiye’de yapacağı cami inşaatı için Knidos’tan çıkacak taşlar. Öbürü, düşmanı olan Muğla Ağası’nın İzmir paşası tarafından uyarılması için destek.


Newton “bakarız” dedi.


Birkaç gün sonra Mehmet Ali Ağa, Datça köylerinden iri yapılı 100 insanı Knidos kazılarında çalışmaları için Charles Newton’a verdi.


Newton işçilere çok düşük ücret veriyordu. Ancak, işçiler parayı aldıkları zaman şaşırıyordu.


Çünkü çoğu yaşamlarında ilk kez para görmüştü. Charles Newton bir ara 50 Datçalı işçiyi bir süreliğine Didim’deki kazılara götürmüş, o işçilerden çoğu yaşamlarında ilk kez yarımadadan dışarı çıktıklarını söylemişti.


Mehmet Ali Ağa’nın desteği ve onun emrine verdiği 100 Datçalı ile Newton 384 günde Knidos’u talan etti. 10 tonluk Knidos Aslanı ve Oturan Demeter heykellerinin çıkarılması ve 212 sandık tarihi eserin gemiye taşınmasında hep Datçalı köylüler çalıştı. Soyulduklarını bilmiyorlardı.


Devlet onları ağaya teslim etmişti.


Boğaz tokluğuna çalışıyorlar, İngilizler ne derse yapıyorlardı.“


Newton anılarında Datçalı işçilerin çok iyi çalıştığını söyleyerek, onlardan övgüyle söz ediyordu.


Aradan 162 yıl geçti.


Yıl 2019. Kanadalı maden şirketi Alamos Gold devletin verdiği izinle Kaz Dağları’nı yerle bir ediyor. Yüzlerce dönümü kazdılar, yıktılar. Siyanürle toprağı mahvedecekler ama bizim işçilerimizi övmeden geçemiyorlar: 
– “Türkler taş taşımakta çok iyiler!” 

Değişen bir şey yok değil mi? Bizim olanı almak, çalmak için yine bizim saf, masum insanlarımızdan yararlanıyorlar. Bu arada onlar bizim zenginliklerimizi çalıp gidiyorlar. Evet büyük bir tepki var şu an ama yazık ki durdurulup iptal edilmesine yetmiyor. Belki Türk işçilerimiz onlarla çalışmazsa… Bir umut işte…
===============================
Dostlar,
 

Biz ekleyelim; günler – haftalardır sitemizin manşetinde tutuyor ve AKP iktidarına soruyoruz ama tık yok!

Bu halkın hükümeti olsaydı bir açıklama yapar, kamuoyunu ikna eder ya da zulmü – yağmayı durdururdu değil mi?
Görüntünün olası içeriği: dağ, açık hava, doğa ve su

Kazdağı’na Zehir yağdıracaklar:
Tam 11 bin ton siyanür!

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Kanadalı Alamos Gold şirketi tarafından Kirazlı bölgesinde yürütülen altın madeninde açıklandığı gibi 100-200 ton değil, tam 11 bin ton siyanür kullanılacağını açıkladı. Gökhan, “O ağır metaller yağmur suları ve öbür etkenlerle gün yüzüne çıkacaktır. Mücadeleye devam edeceğiz.” dedi. AKP iktidarı tüm direnmelere sağır.. Neden, neden?!
  • Hasankeyf, Munzur, Cerattepe, Ünye, Kaz Dağları, Salda Gölü ve daha nice doğa harikası yerlerimiz sizin babanızın malı değil! Bu ülkenin ortak tabiat varlıkları. Çekin ellerinizi oralardan. Torunlarınızın yüzüne bakacak yüzünüz olsun… 
  • Neden hatadan dön(e)miyorsunuz?
  • Emperyalizme bu kör tutsaklık neden?! Hani siz yerli ve milli idiniz ???!! 
  • AKP hala susuyor ve geri adım atmıyor.. Vatanın bağrı oyulmaya devam ediyor ve Erdoğan’ın deyimi ile atı alan Üsküdar’a geçiyor… mu acaba???? Niçin, niçin, niçin???!! 
  • Ülkemizde haraç – mezat satılmadık, yerli – yabancı yandaş sermayeye peş keş çekilmedik iktisadi kamu kurum – kuruluşu kalmadı. Yine de borca boğulduk özellikle son 17+ yılda AKP iktidarı ile. Yüzlerce milyar $ para nerede!?
  • Şimdi Türkiye’nin doğal yer üstü ve yer altı kaynakları, ormanları, madenleri, suları, kıyıları talan edilerek, gelecek kuşakların yaşam hakkı çalınarak sözde yeni kaynaklar yaratmaya çalışıyor AKP..
  • Böyle giderse çok yakında Türkiye yaşanılır bir ülke olmaktan çıkacak!
  • Müflis tüccar, kamu arazilerini = vatan topraklarını satıyor sıklıkla yabancılara! Yine de yandaşlara batık bütçeden 14 milyar TL peş keş!?
  • Türkiye sıcak işgal altında olsaydı, bunca ağır zarara – yıkıma uğrar mıydı!?

CHP, erken seçimin zamanı olmadığını söylüyor.
Tersine, ACİLEN ERKEN SEÇİM zorunludur bu iktidardan bir an önce kurtulmak için;
AKP ülkeyi batırıyor!

Sevgi ve saygı ile. 10 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı​ -​ Ankara Üniv. Tıp Fak.
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

ÇOK YAŞA FAZIL SAY!

ÇOK YAŞA FAZIL SAY!

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Kaz Dağları’ndaki eşi görülmemiş orman kıyımına karşı son derece yerinde şiddetli tepkiler verilirken -çünkü sanki işgal altında imişiz ya da bir sömürge ülkesiymişiz gibi iktidarın bilgisi, izni hatta teşviki ile inatla sürdürülüyor!– geçtiğimiz hafta dünyaca ünlü piyano sanatçısı Fazıl Say bölgeye gelerek bir mini konser verdi. Daha sonra kısa bir konuşma yapan Say, Bugün Türk halkıyla onur duydum.. dedi. Ardından, kamp alanında bulunan yurtsever – doğasever çilekeş çevrecilere seslenen Say;

  • “Bu gezegende insanlar olarak gelecek için bir şeyler bırakmak istiyorsak korumak zorundayız. Yaşatmaktan, yaşamaktan yana olmalıyız.
  • Müzik de zaten bunu anlatıyor diye düşünüyorum.” dedi.Say’ın piyano resitali yerli ve yabancı basın kurumlarından büyük ilgi gördü.

Kaz Dağlarındaki benzeri görülmemiş vahşi talana bu ölçüde kapsamlı bir karşı çıkış hepimiz için, gelecek için, çevreye duyarlık ve vatan toprağını koruma adına bir umut; Fazıl Say’ın da belirttiği gibi gerçekte “Halkımızla gurur duymak gerek”!

Sorun çevreyi koruma, küresel yabancı sermaye ve yerli işbirlikçilerince vatan toprağının yağmalanmasını önleme tarihsel sorumluluğu olunca akan sular durmalıydı, öyle de oldu!

Gerçekte Kazdağları vahşeti, buzdağının görünen yüzü, bardağı – sabırları taşıran bir simge oldu. Ülkemizin hemen hemen her yanı benzer talan riski altındadır. Say’ın verdiği özlü ileti, Kazdağları özelinde ülkenin dört bir yanı için yanan yüreklerin isyan çığlığıdır.

Türkiye’de yabancılara verilen maden arama izni alanı 150 bin km2 olup, ülkemiz yüzölçümünün yaklaşık 1/5’i gibi devasa bir orana ulaşmaktadır! (http://www.guncelmeydan.com/pano/turkiye-cokuyor-maden-yagmasi-t22300.html, erişim: 24.8.19)

Dünyaca ünlü bir piyano sanatçısı, Kazdağları’nın doruğunda, neredeyse bir ton ağırlığında bir piyano ile ne yapmak istiyor?!

İşte sanatçı duyarlığı, sanatçı sorumluluğu budur. Sanatçılar ve bilim insanları sürekli halka öncülük etmek zorundadır! Ülkenin genel gidişine yön gösterip iktidarları uyarmak yükümündedir. Tarihin gerçek aydına yüklediği temel bir sorumluluktur bu. Halkın gerisinde kalan popülist sanat da, sanatçı da gerçek işlevini yerine getiremez. Büyük ATATÜRK‘ün saptaması ne denli yerindedir :

  • “… Sanatkâr da toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır..“

Sanatçı, doğası / toplumsal işlevi gereği karşıttır (muhaliftir). Sanatçı “Sade suya tirit” çekemez. Çekerse o sanatçı değil yağdanlık olur. Sanatçılar sürekli halktan yana tutum almak zorunda olduğundan, iktidar balonlarını şişiren değil iğneleyen konumdadır. Bu nedenledir ki toplumcu sanatçı, akustik konser salonlarının konforunu terk ederek, deyim yerinde ise piyanosunu alıp dağlara vuruyor yolunu… Onbinlerce yurtsever insanımız da O’na eşlik ederek yan yana, omuz omuza Kazdağ’ına tırmanıyor. O insan omuzlarıdır ki, tarihte nice faşist rejimleri yerle bir etmişlerdir.

Artık sabırları taşan ve “evrensel meşru direnme hakkı“nı kullanan Halk, dağlara çıkıp İzmir’in Dağları marşını omuz omuza haykırıyor. “Yaşa Mustafa Kemal Paşa, yaşa / Adın yazılacak mücevher taşa” nida ve nağmeleri o gün, 18 Ağustos 2019 günü, onbinlerin ağzında dağlarda, kayalarda, kadim Ege’de yankılanıyor. Bulutlar gökyüzüne evrene yayıyor o çığlıkları. Hüzünlü ama geleceğe güvenle bakan, bir umut, bir kükreyiş, bir dik duruştur bu. Haklı olmanın verdiği yaman özgüvenle. Köroğlu‘na gönderme de (nazire) var yurdum insanının coşkun eyleminde :

  • Ferman Bolu Beyinin ise dağlar bizimdir!

BBC, AKP iktidarında ülkemize  – dünyaya yaşatılan Kazdağları vahşetini;

  • Gelmiş geçmiş en büyük orman katliamı

diye tüm dünyaya duyurdu. Yıkım bu boyutta olunca, yatağında hala rahat uyuyabilen yurttaşlar ve sanatçının – aydının da kendini tez elden sorgulaması gerekiyor. Kazdağlarında doğa kırımı (katliamı) ile gündeme oturan Kanadalı maden şirketi Alamos Gold, CEO’su John McCluskey’e göre yaklaşık 4 milyar $ değerinde altın çıkarmak uğruna dağlarımızı – ormanlarımızı, yaşam hakkımızı, geleceğimizi katlediyor. Toprağımızı ve sularımızı ölümcül siyanürle zehirliyor.

İçimizi dağlayan bir boyut da, çıkarılacak altının salt %4’ünün Türkiye’ye bırakılmasıdır. İyimser hesapla bu rakam 160 milyon $! Yaratılan doğa kırımının kısa – orta – uzun erimde ülkemize yüklediği dönüşümsüz bedelin bu rakamın altında olduğunu iktidar kanıtlayabilir mi? Yapılabilirlik (feasibility) raporları var mıdır, nerededir? Bu firmaya verilen teşvik, beklenen gelir 160 milyon $’a denk midir?? Tüm bunların kamuoyuna belgeli olarak açıklanması zorunludur. Oysa TEK ADAM REJİMİ saydamlığa ve hesap vermeye – sorulmaya engel! Yoksa böyle yapabilmek için mi dayatıldı ülkemize cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen ucube ve dünyada örneği olmayan çağ dışı yönetim biçimi??!!

TBMM felç, Padişahtan öte yetkili TEK ADAMA soru bile sorulamıyor!

  • Yoksa, 17+ yılda Türkiye’yi 130 milyar $ dış borçla alıp 4 katına çıkaran (500+ milyar $!) AKP = RTE; borç batağında nefessiz mi kaldı da göz göre göre bu yürek yakan – ciğerimizi söken talana – yağmaya ses çıkar(a)mıyor??!!

Öte yandan Kanada ağaca o denli önem veriyor ki, bayrağı ile simgeleştirmiş. Bizim ülkemizde ise 200 bine yakın ağacı gözünü kırpmadan katlediyor. (Bkz. ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ başlıklı yazımız..) Gerçekte bu firmaya o maden arama – işletme ruhsatı verenleri sorgulamak gerekmez mi? Kendileri için son derece uygar (!) bu ülkeler, gelişmekte olan ülkeler söz konusu olunca bir anda barbarlaşabiliyorlar. Yanına içimizden ortaklar alarak!

Fazıl Say’ı Kazdağları’nın tepesinden yalnızca, dünya dinlemedi. Daldan dala konan kuşlar, kelebekler, ürkek tavşanlar, uğur böcekleri, karıncalar ve uzaklara saklanan binlerce canlı varlık, Kazdağları’nın kadim sahipleri de dinledi huşu ile. Kuşku yok ki, dost bir ses olduğunu duyumsadılar. İnanıyoruz ki, bir zaman sonra Fazıl Say’ın yontusu dikilir o çam ağacının dibine. Doğaseverliğiyle ve yurtseverliğiyle ölümsüzleşen Fazıl Say’ın.

Karıncasından, üveyik kuşlarına, kekliğine, ceylanına, tilkisine, tavşanına dek kısacası konuşamayan tüm yaratıkların sesi oldu Say… Dalda filiz veren çam ağacının, titreyen meşe yaprağının, tomurcuk açan kır çiçeklerinin sözcüsü, çığlığı ve de ağıdı oldu… Yaşamak ve yaşatmaktan yana olalımdedi.
Biz ne diyoruz; sen de çok yaşa Fazıl Say, sen de çok yaşa!

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne demişti; “Biz İstanbul’a ihanet ettik, bunda benim de payım var..” O denli doğru söylediniz ki sayın Cumhurbaşkanı, tarife benim sözcük hazinem yetersiz kalıyor. Yalnızca İstanbul’a mı, öbür illeri ayırdınız mı? Ülkemizin öbür illeri ve bölgeleri ayrıcalıklı mı? İstanbul’un suçu ne tek başına? Ben bir anımsatma yapsam, acaba ülkenin büyük bölümü kapsama alanına giriyor olabilir mi?

Örneğin kaç belediye başkanını –istifaya zorlayarak– görevden aldınız? Bunların suçları neydi? Görevden aldığınıza göre suçlu olmalılar. O halde cezaları nerede? Hukukta bir kural vardır; Suçsuz ceza olmaz! Cezasız kalan suç??.. Bilgisizliğimi hoşgörün,  istifa ettirerek görevden aldığınız belediye başkanlarının olduğu illerde de ihanet olabilir mi? Yine soralım; 1. derecede sit alanı, Salda Gölü’nün başında Azrail nöbet tutuyor, burada da böyle bir belirti var mı?

Mitolojiye göre tanrıların tanrısı Zeus, Kazdağlarının doruğunda Troia Savaşlarını izliyordu. İlk güzellik yarışması Kazdağlarında yapılmıştır. Kainat güzeli Afrodit birinci gelmiştir. Kazdağları da Afrodit kadar güzel değil mi? Kazdağları yalnızca doğal durumu ile değil, kültürel yönüyle de dünyanın ilgisini çekmektedir. Ayrıca Kazdağlarının sahibi insanlardan önce tavşanlar, tilkiler, kuşlar, sincaplar, geyikler, kaplumbağalar, kelebekler, uğur böcekleri ve ağaçlar değil midir? Binlerce ton siyanür zehiri dökülerek katledilen on binlerce ağaç ve canlı, bozulan ekolojik denge, gene kapsama alanı dışında mı kalıyor? Niçin??!

Biz, “yaş kesen, baş keser” olarak bilirdik, İktidarınız bunu “yaş kesen, hoş keser” e dönüştürdü. Doğaya karşı bu acımasızlığınız nedendir? Çevresi boğum boğum yeşil, halka halka, rengarenk Uzungöl yok artık! Çevresine betondan kelepçe vuruldu. Burada da bir ihanet belirtisi, hatta sonucu var mı? Kim sorumlu?

Mardin’in en güzel üzüm bağları ve zeytinlikleri alev alev yanıyor.
Şirince’de ağaç katliamı başladı, başlayacak (mermer ocakları için), Matematik Köyü yakınlarında.
Aydın’da kurulu jeotermal santrallerin incirleri, zeytinlikleri, çocukları, kadınları, erkekleri, yaşlıları hasta ettiğini biliyor muyduk? Ülkede kanser oranının hızla artmasını neye bağlıyorsunuz?
Şimdi Munzur’un en verimli su kaynaklarında sıra, o da yok edilmek üzere. Altın ve mermer ya da dolayısıyla RANT, kapitalizmin tapıncı kâr  uğruna… Dünya var olalı beri, insanlar o altını ve mermeri çıkarmadan yaşadı ama susuz ve havasız ne denli yaşayabilir? Buna ne diyeceğiz?

Karadeniz’de çeşit çeşit kuşların sesleri, suların şırıltısı esen rüzgarın uğultusu ile bir senfoni oluşturuyordu. HES’lerle o suları kuruttunuz. O kuşları susturdunuz. O doğal müzikal koro yok şimdi!

Dalaman’da çıkan yangında, Bakanlık emriyle yangın söndürme uçakları kullanılmadı. Binlerce ağaç yandı. Milyonlarca börtü böcek yandı, yok oldu. Arılar öldü, evet evet arılar öldü. Arılar ölürse doğal yaşam da ölür, bunu biliyor muyduk? Yangından geriye geyiklerin boynuzları ile kaplumbağaların kabukları kaldı! Peki, bunun gerçek adı ne? Son zamanlarda sıklaşan bu vb. “yangınlar“ salt fiziksel, olağan, rastlantısal doğa olayları mı? Fıtrat mı yoksa??!

Ulusal – uluslararası ölçekte sabotaj, kasıt, yeni 2B arazileri yaratma.. dürtüleri ardalanda gerçek belirleyiciler olmasın! O zaman Devletin istihbaratı gerçeği ortaya koyacak, güvenlik güçleri önlem alacak ve kamuoyu da adeta seferberlik ruhu ile dayanışma amacıyla aydınlatılmayacak mı?

Yeni din ve yeni tanrı “Rant“ hazretleri midir??

Kuzey Ormanları, Akkuyu, Hasankeyf, Eskişehir, Alpu Ovası, Yatağan, Marmaris Okluk Koyu, Aydın, Manisa, Arhavi…. yakınlarında Selçuk-Şirince kasabası var, say say bitiremiyoruz doğa katliamlarını. Geçmişte bu boyutta yıkıcı olaylar yaşanmadı ülkemize. Nedir hikmeti bu uğursuzlukların??? TEK ADAM rejiminizin bu ağır tabloya tanısı nendir?? Hangi çözümler önerilmektedir ve hangi önlemler alınmıştır, alınacaktır? Rejimin kalbi TBMM uzuuuun mu uzun tatillerde.. Meclis incelemesi yok, araştırması yok, soruşturması yok, yaptırım gücü yok…

TEK ADAM REJİMİ ile devasa sorunları olan ülkemiz çaresizlik içinde kıvranmakta.. 21. yy’da dünyada örneği olmayan ve Türkiye’ye asla yakışmayan bu ucube rejim hem çok ağır sorunların nedeni hem de haliyle çözemeyeni!

Kanadalı Alamos Gold şirketi Türkiye’yi kandırdı mı? Yoksa dolandırdı mı? Çıkarılacak altının yalnızca %4’ü bize bırakılıyor. Yetmiyor, bir de bu şirkete teşvik kredisi 865 milyon TL sunmuşuz. Buyrun yalanlayın yalanlayabiliyorsanız. Ülkenin ciğerlerini sökme teşviği! Böylesi bir bezirgan pazarı dünyanın neresinde var??

Yarın bir kez daha “kandırıldım“ mı diyeceksiniz??! Kuzum siz, ha bire kandırılmak için mi oradasınız?? Bu ne mene bir söylemdir ki, gözünün içine bakaaaa bakaaaa “82 milyon“ salak – aptal – geri zekalı…. varsayılmaktadır!?

Kanada bayrağı akçaağaç yaprağıdır, %46’sı ormanlarla kaplı bir yeşil denizdir bu devasa ülke. Orada tek bir ağacı bile kafanıza göre kesemezsiniz. Ormanlarını gözleri gibi koruyorlar. Hatta bayraklaştırarak simgeleştirmişler. Oysa ülkemizde ormanlarımızı vahşice katlediyorlar. İşte Batı emperyalizmi böylesine ikiyüzlü iken, bizim gözümüzü iyice, iyice açmamız gerekmez mi?

Sonuç olarak                       :

  • Bu iktidar döneminde Doların yeşili, doğanın yeşilini tutsak almıştır.
    Tutsak işlemi yapılmakla kalsa bari; ülkemizin doğası, meydan okurcasına ve dönüşümsüz biçimde talan edilerek, peş keş çekilerek yok edilmektedir.
  • Bu meydan okuyucu politika sürdürülemez bir dayatmadır Türk ulusuna karşı..
  • Ve öyle sanıyoruz ki; iktidarın meşruluğu sorunu doğuracak kertede vahimdir!