19 MAYIS; KURTULUŞA GİDEN YOL

19 MAYIS; KURTULUŞA GİDEN YOL

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar
18 Mayıs 2019, Çorlu

19 Mayıs 1919 özgürlüğe, bağımsızlığa ve kurtuluşa giden yolun başlangıcı. Çağın akışına ayak uyduramayan Osmanlı devleti çöküşün eşiğine gelmiş. Amerikan mandası veya İngiliz himayesinin ötesinde bir çıkış göremiyor. Hatta son Osmanlı padişahı VI. M. Vahdettin, “Tacım-tahtım yerinde kalsın da, ötesini nasıl biliyorsanız öyle yapın..” tam teslimiyeti içindeydi, Mondros ateşkesi sonrası emperyalist işgalci güçlere karşı.

Mustafa Kemal’in Samsun’a ilk adımı atmasıyla, ülkenin yazgısını değiştirecek kutsal direniş başlamış oluyordu. Yalnızca “yedi düvel” denen 7 emperyalist devlete karşı değil, aynı zaman da iç isyanlara karşı da olağanüstü bir savaşım yürütülüyordu. İç isyanların en tehlikelisi, İngiliz işbirlikçisi Anzavur’du. Bu isyanın ilk çıkış noktası Çanakkale’nin Biga İlçesidir. Dinci söylemleri kullanarak Düzce, Gerede dolaylarına dek kar topu gibi büyüyerek ilerledi. Bunu Konya’da Delibaş İsyanı ve Yozgat’ta Çapanoğlu İsyanı gibi pek çok isyan izledi. Dini siyaset ve bir isyan aracı olarak kullandılar. Osmanlı devletinin zayıf düşmesi ile birlikte ülke içindeki yabancı azınlıklar da ayağa kalkmıştı.

Mustafa Kemal’in başında bulunduğu ulusal kurtuluş mücadelesi veren Kuvayı Milliye, üç önemli güce karşı amansız mücadele vermiştir.

1. Emperyalist dış güçler
2. Emperyalistlerin ülke dışında ve içinde gayrimüslim ve müslim işbirlikçileri.
3. Osmanlı padişahı Vahdettin, hanedanı,  kimi Osmanlı devlet adamları, devşirme Osmanlı yöneticileri ve onların kışkırttıkları “İslâm Görünümlü” kimi tarikatlar

Önemle anımsatmak isteriz ki; tarihten günümüze “Türk düşmanlığı ortak paydasında buluşan bu üçlü şer grubu“, her zaman ve her koşulda tam bir işbirliği içinde hareket edegelmişlerdir…”(1)

Bu nedenledir ki Mustafa Kemal ATATÜRK Söylev’inde şöyle demiştir:

  • Saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki; bağrında yetiştirerek, başının üstüne dek çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmektenhiçbir zaman geri kalmasın. (Gazi Mustafa Kemal, Nutuk – Söylev, Cilt 2, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1999, s. 811.)

Yine Mustafa Kemal Paşanın şu veciz sözleri bize gerçeği anlatmak için yeterlidir sanırız :

  • “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin derecesi ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün ögelerle mücadele etme gereği öğretilmelidir.” (1923)

Ulusal Egemenlik üzerine : “Eşitliğin, özgürlüğün ve adaletin dayanağı Milli Hakimiyettir. Hakimiyet-i Milliye ise milletin namusudur, haysiyetidir ve şerefidir.”

Kemalizm, veya Atatürkçü Düşünce Sistemi, bir Çağdaşlaşma Tasarımı’dır. Bir Uygarlık Projesi’dir. Ata’nın deyimleriyle “Us ve bilim” O’nun manevi mirasıdır ve “sürekli devrimcilik” ile kendini sonsuza dek yenilemesinin kesin güvencesidir.” (2)

Mustafa Kemal Paşa için 19 mayıs öylesine önemlidir ki, doğum tarihi olarak 19 Mayıs gününü seçmiştir. “Mustafa Kemal Paşa ilişkileri iyi tutmayı önemseyen İngiltere Kralı 8’inci Edward, Türkiye’den Atatürk’ün doğum tarihini sordurur. Her yıl Atatürk’ün doğum gününü kutlamak istemektedir. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın imzasıyla verilen yanıtta, Atatürk’ün doğum günü “19 Mayıs 1881” olarak bildirilmiştir. Aslında, ATATÜRK’ün doğum günü, net olarak kayıtlı değildir. Ancak, İngiltere’ye verilen bu yanıt, O’nun yaşamındaki en önemli tarihin 19 MAYIS 1919 olduğunu kanıtlamaktadır…

O’nun sonsuzluğa göçüşü, salt Türk Ulusunu değil, bütün dünyayı ayağa kaldırdı… Cenaze törenine pek çok asker ve devlet adamı katıldı. Ancak, en anlamlısı, Fransız Generali Gourrot’un katılımı idi…

Sağ kolunu 1915’te Çanakkale Savaşında yitiren Fransız General Gourrot (Guro) ANKARA’ya koşup geliyor ve

  • “Seni selamlamak için bir kolum daha var” diyerek, Gazi M. Kemal ATATÜRK’ün cenazesini gözyaşları içinde selamlıyordu.” (3)

19 Mayıs’ı anlamak ve kahramanı Mustafa Kemal Paşayı hayranlıkla anıp selamlamak, kuşaktan kuşağa tarih boyunca anlatmak için bundan daha anlamlı ve örnek tarihsel olay olabilir mi?

Kaynaklar
1-19 Mayıs 1919 – TARİHTEN BİR KESİT  G.Filiz tuzcu  20 Mayıs 2018,
http://ahmetsaltik.net/2018/05/20/19-mayis-1919-tarihten-bir-kesit/ 
2 – 19 Mayıs 1881’in 125. Yılına Armağan: Emperyalizm Türkiye’den Ne İstiyor?
Viyana konf. 14.06.2006, http://ahmetsaltik.net/2018/05/20/19-mayis-1881in-125-yilina-armagan-emperyalizm-turkiyeden-ne-istiyor/
3- Atatürk’ün doğum günü (19 Mayıs) Şahap Osman Aras. 21 Mayıs 2018
http://ahmetsaltik.net/2018/05/21/ataturkun-dogum-gunu-19-mayis/

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR   

Mustafa AYDINLI         
Eğitimci – Yazar

Yerel seçimler 31 Mart’ta bittiği halde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için yapılan tartışmalar ve sonuç olarak YSK’nın seçimi iptal etmesiyle tartışmalar bitmemiştir. Kolay da bitmeyeceğe benzemektedir.

İstanbul seçimleri doğal olarak çok önemlidir. İstanbul Türkiye’nin özetidir. Ancak hukuk her şeyden önemlidir. Uygar toplumlar hukukla yönetilir. Hukuksal kurallara uymak, ülkeyi hukukla yönetmek de toplumun ve toplumu yönetenlerin uygarlık ölçüsünü gösterir.

İstanbul seçimlerinin iptalinde gerek ülkede gerek dünyada kimseyi “adil bir karar” diye inandırma olanağı yoktur. Kezlerce sayıma, sondaja, onlarca yola başvurulmasına karşın seçimi Ekrem İmamoğlu kazanmıştır. İktidar, İstanbul seçimini içine sindirememiş, üzülerek belirtelim ki, “yan yollara” başvurmuştur. YSK’nın aldığı kararın inandırıcılığı toplumda karşılık bulamamıştır. Sosyal medyada ve halk arasında YSK “Yüksek Saray Kurulu ve Yandaş Seçim Kurulu olarak anılır olmuştur.

YSK’nın aldığı kararın hukuksal ve mantıksal açıklaması yoktur. Ülkemizin hatırı sayılır hukukcularının görüşü bu yöndedir. Yüksek Seçim Kurulu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini, sandık kurullarında memur olmayan üyeler de görev yaptığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Oysa aynı üyeler, aynı zarfta kullanılan, öbür 3 oyun da sayımını yapmıştır.

Bilinen deyimle, dördüz doğuran annenin 3 çocuğu meşru, dördüncüsü gayr-ı meşrudur. İktidar gücünü kötüye kullanıp, yitirdiği seçimleri yenilemek için böylesine hukuka, mantığa uymayan, azıcık vicdan sahibi kimsenin kabul edemeyeceği yollara başvurarak, sayın Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını elinden geri almıştır.

Böylesine bir garabeti hiçbir akıl ve vicdan sahibi insan kabul etmeyecektir. Hatta öyle sanıyoruz ki AKP içinde de pek çok insanın tepkisine neden olamuştur. Sürekli mağduru oynayarak iktidar olan ve adında “Adalet” sözcüğü bulunan parti, bu kez adaletsizliğin katmerlisini yaparak büyük bir toplumsal mağduriyet yaratmıştır. Adında “Adalet” sözcüğü bulunan parti, adaletsizliğin baş mimarıdır.

İktidar bunu hep yapıyor. Örneğin Yargıtay Onursal Başkan. Prof. Dr. Sami Selçuk 16 Nisan 2017 halkoylamasının (referandumunun) geçersiz, yok hükmünde olduğunu belirtmektedir. Yine Binali Yıldırım TBMM başkanlığından istifa etmeden aday olmuştu (son güne dek istifa etmedi..). Bu durum da açıkça anayasaya aykırıdır; İktidarın çıkarı söz konusu ise dere tepe dümdüz gitmektedir.

İktidar, gücünü yitirme ve çöküş sürecine girmiştir. İnandırıcılığını yitirmiştir. Kendi dışındakilerin düşüncelerine saygı göstermiyorsanız asla demokratlıktan söz edemezsiniz. “Tek adam” olmanın gücü siyasal baskı aracı olarak kullanılmakta. Ekonomi baş aşağı freni patlamış kamyon gibi gidiyor. Halk açmış, susuzmuş, işsizmiş, kuru soğana muhtaçmış, Dolar 6,5 TL’ye dayanmış… iktidarın umurunda değil. İşi gürültüye getirip, ne yapıp edip, muazzam rantların merkezi olan İstanbul’da yerel seçimi kazanma telaşında.

  • Ama kazanamayacak, yitireceksiniz!
  • Hangi yönteme başvurursanız vurun, artık mızrak çuvala sığmıyor.

Başta sizi iktidara getiren AKP’ye oy veren akıl, mantık, vicdan sahibi AKP’li vatandaşlar böylesi bir garabete izin vermeyecek. Bu toplum her zaman mağdurdan yana olmuştur, haklıdan yana olmuştur. Göz göre göre İmamoğlu’nun mazbatasının elinden alınmasına izin vermeyecektir. İstanbul halkının emeğinin, vergilerinin, dinci vakıflar ve yandaş rantçılara insafsızca yağmalanmasına izin vermeyecektir.

Normal yollardan kazanma şansınız yok. Diyelim ki el çabukluğu veya hokus-pokus yaparak kazandığınızı varsaysak bile yitirmiş olacaksınız. Çünkü en kör vicdanlar, en sağır yürekler bile artık kıyam etmiştir (ayağa kalkmıştır)!

Bu artık İstanbul seçimi olmaktan çıkmış Türkiye’nin seçimi olmuştur.

 

 

TÜRKİYE’DE 1 MAYISLAR

TÜRKİYE’DE 1 MAYISLAR

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Geçmişten bu güne Türkiye’de 1 Mayısları incelersek;

*        Osmanlı Devleti döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer Selanik’ti ve 1911’de burada tütün, liman ve pamuk işçileri, 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bugünü kutladılar.

*        1912 yılında İstanbul`da ilk kez 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti.

*        1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak “İşçi Bayramı” ilan edildi.

*        1924`te hükümet kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.

*        1925`te çıkan Takrir-i Sükun Yasası, İşçi bayramını kutlamayı yasakladı ve uzun yıllar bu yasak geçerliliğini korudu.

*        1935 yılında 1 Mayıs`a “Bahar ve Çiçek Bayramı” adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.

*        1976 yılında uzun yıllar sonra ilk kez geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim`de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu`nun organizasyonu altında gerçekleşti.

*        1977 yılında İstanbul Taksim Meydanında yaklaşık 500 bin kişiyle en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. Ancak, göstericilerin üzerine ateş açıldı ve göstericilerden 34’ü, yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü. 1977 yılının 1 Mayıs günü, tarihe 1977 Kanlı 1 Mayıs olarak geçti. Askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı MİT tarafından Başbakan Süleyman Demirel’e rapor edilince, Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun derhal re’sen emekliye sevk edildi.

*        1978’de yüz binlerce kişi tarafından Taksim Meydanında kutlandı.

*        1979`da Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul`da miting yapılmasına izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Buna karşın İstanbul sokaklarında yüz binlere ulaşan rakamlarla korsan 1 Mayıs kutlandı.

*        1981`de Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs`ı resmi tatil günü olmaktan çıkardı.

*        1989`da trafik polisinin açtığı ateş sonucu işçi Mehmet Akif Dalcı yaşamını yitirdi.

*        1996`da Taksim Meydanının yasaklı olduğu gerekçesiyle Kadıköy`de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Eylemin ilk dakikalarında polisin silahsız göstericilere açtığı ateş sonucu 3 kişi yaşamını yitirince, Kadıköy`de büyük bir kitlesel isyan gerçekleşti. Bu olaydan sonra Kadıköy 2005 yılına dek 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı. Ayrıca telsizinin sesini açık unutan bir sivil polisin göstericiler tarafından oldukça şiddetli bir biçimde dövülmesini Star TV`nin naklen duyurması ve bir başka yerde polislerin eğlenerek seyrettiği bir linç girişimini de naklen yayınlamasıyla belleklere kazındı.

*        2006 yılında en geniş katılımın yaşandığı ilçe Kadıköy oldu. Çeşitli sendikalar ve gruplar saat 12:00 sularında Rıhtım Caddesi`ne yürüdü. Düzenlenen miting sonrası saat 16:00 sularında gruplar tümüyle dağıldı.

*        2007’de 1 Mayıs’ı yeniden Taksim’de kutlayarak aynı zamanda 1977’de olan olayları anmak isteyen kesimleri polis silah, biber gazı, gaz bombası kullanarak durdurmaya çalıştı. 100’den çok kişi yaralandı.Valiliğe göre 580, öbür kaynaklara göre 700’e yakın gözaltı gerçekleşti. İbrahim Sevindik adındaki bir vatandaş yaşamını yitirdi.

*        2008 Nisan’ında, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edildi.

*        2008’de sendikaların hükümetle 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama konusunda uzlaşamaması sonucunda sendikalar, Taksim’e yürüme kararı aldı ve kimi sol görüşlü partiler de bu yürüyüşe katılacaklarını açıkladı. Bunun üzerine, güvenlik güçleri bir gün öncesinden hazırlıklara başladı ve sabah 06:30’dan başlayarak Şişli’de, Osmanbey’de, Pangaltı’da, Nişantaşı’nda, Okmeydanı’nda, Dolapderede ve Kurtuluş’ta olaylar çıktı. Polisin, DİSK, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, ÖDP ve Halkın Kurtuluş Partisi binasında yönelik tutumu ve bir hastanenin acil servisi girişinde gaz bombası atarak birçok kişinin yaralanmasına neden olması çok tartışıldı.[1] Polis; bu olaylar sırasında biber gazı, gaz bombası, basınçlı ve boyalı su kullandı. DİSK binası önündeki olaylarda CHP milletvekili Mehmet Ali Özpolat, sıkılan biber gazı nedeniyle kalp spazmı geçirdi. Okmeydanı’nda Burhan Gül adlı 19 yaşında bir genç, başından plastik mermiyle vurularak yaralandı. Ayrıca Ankara’da Sıhhiye Meydanında yapılan kutlamalarda da olaylar çıktı ve polis, göstericilere gaz bombalarıyla müdahale etti. Ankara’da Sakarya Meydanı’nada yapılan kutlama olaysız sona erdi.

*        2009 Nisan’ında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilen önergeyle, 1981’den sonra 1 Mayıs yeniden resmi bayram olarak kabul edildi.

*        2009 Nisan Taksim’e çıkılmasına izin verilmedi.[2]

*        2010 1 Mayıs, 140 bin kişinin katılımıyla Taksim’de kutlandı. (Resmi rakamlara göre).

*        2011 1 Mayıs hafif olaylarla kutlandı.

*        2012 1 Mayıs polis gözetiminde kutlandı.

*        2013 1 Mayıs’tan 4 ay önce Taksim’i yayalaştırma projesi adı altında 1 Mayısın Taksim’de kutlanılması yasaklandı ve buna karşın kimi kesimler Taksim’de kutlamaya çalıştı, polis izin vermedi ve göstericilere karşı ateşli ve ateşsiz silah kullandı, hastanelere gaz bombası atarak cankurtaranları durdurdu, 1977’den sonra olaylı 1 Mayıs olarak tarihe geçti.

*        2014; Taksim’e izin verilmedi! 19’u polis toplam 90 kişi yaralandı. 266 kişi gözaltına alındı.

*      2015; Taksim’e yine izin verilmedi izin verilmemesi nedeniyle Taksim ve Taksim’e giden yollar polis barikatlarıyla çevrildi. Beşiktaş’tan çıkmak isteyen sendikalara ise polis saat 14.06’da gaz bombası, plastik mermi ve TOMA’larla saldırdı, çok sayıda kişi gözaltına alındı.

*        2016; bunların hepsinin olduğu, bu bedellerin ödendiği Türkiye’de en büyük işçi konfederasyonu TÜRK İŞ, 18 Mart dururken 1 Mayıs’ta şehit ve gazileri anmak için Çanakkale’ye gitmeye karar verdi!!! (*)

*        2017; sendika ve sivil toplum kuruluşlarının 1 Mayıs kutlama alanı Bakırköy Halk Pazarı oldu.

*        2018; 1 Mayıs kutlamalarının adresi, Maltepe’deki miting alanıdır.

*        2019; sendika ve sivil toplum kuruluşlarının bu yılki 1 Mayıs kutlama alanı gene Bakırköy Halk Pazarı oldu.

İşçilerin, emekçilerin, tüm çalışanların birlik, dayanışma ve mücadele günü kutlu olsun.
(*) (kaynak: wikipedia)

ANKARA BAROSUNDAN BEKLENEN AÇIKLAMA

ANKARA BAROSUNDAN BEKLENEN AÇIKLAMA

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Şehit cenazesinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ve yanındakilere saldırılması, linç girişiminde bulunulması üzerine Ankara Barosu çok önemli bir açıklama yayınladı.

Ankara Barosu, güncel durum için nesnel bir değerlendirme yapıyor. Önemi gereği aynen ve yorumsuz aktarıyorum..

İŞTE O BEKLENEN AÇIKLAMA

Ankara Barosu

“Ülkece içine çekilmeye çalışıldığımız toplumsal cinnet hali, meşrulaştırılmış ve hayatın her alanına sirayet ettirilmiş fiziksel ve sembolik şiddet ile ötekileştirme siyaseti, ilkel ve kanlı meyvelerini bugün itibariyle açık bir şekilde almaya başlamıştır.

Ankara Çubuk’ta Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve yakınındakilere yapılan bu iğrenç linç girişimi, anlık bir olay ya da tesadüf değil, sistematikleştirilmiş bir ötekileştirme söyleminin olgusal sonucudur.

Şehit cenazelerine önce engel olamayıp sonrasında sahiplenme siyaseti ile bundan siyasal çıkar elde etme çabası özünde korkunç bir sömürüdür ve bugün açıkça görülmüştür ki, şiddete ve cinnete aç kalabalıkları kendisine maşa yaparak kitlesel gözdağları vermektedir.

Şehitler, bu coğrafyanın yitirdikleri öz çocuklarıdır ve cenazeleri kimsenin tasarruf alanında değildir. Buna karşın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun muhalefetten kimsenin şehit cenazelerine alınmaması için verdiği talimat; bugün yaşanan ilkelliğin, içinde bulunduğumuz gerilimin ve yitirdiğimiz çocuklarımızın sömürülmesinin belleklerimizden ve tarihimizden silinmesi olanaklı olmayan nedenidir.

Cenazeye kimlerin alınıp kimlerin alınmayacağına ilişkin direktif verenler de dahil olmak üzere herkes bilmelidir ki; bu coğrafyanın çok uzun zamandır gözyaşı döktüğü ayrı ayrı trajediler olan şehit cenazeleri hiçbir durum ve koşul altında siyaset malzemesi yapılamaz.

Bugün iğrenç linç girişiminin meydana gelmesinde katkısı bulunanlar bunun hesabını derhal vermelidir. Zira toplumda inşa edilmiş bu gerilim, sonuçlanmış başka linçlere gebedir.

Bu nedenle, 21 Nisan 2019 tarihli manşetinde şehit cenazeleri üzerinden aşağılık ve kanlı bir propaganda ile adeta linç çağrısı yaparak bu çabasının çağlar öncesine ait sonucunu Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve yakınındakilerin linç edilme girişimiyle almayı başaran Güneş Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Turgay Güler ve linç girişiminde bulunanlar ile bu olayın arkasındakiler ve azmettiricileri hakkında, saldırının siyasal nedenlerle ve sistematik olması, bir politikaya dayanması ve toplumun büyük bir kesimini temsil eden ana muhalefet partisi lideri ile yanındakilere yönelmiş olması nedeniyle,

    • Baromuzca Türk Ceza Kanunu’nun “İnsanlığa karşı suçlar” başlıklı 77. maddesi çerçevesinde suç duyurusunda bulunulacağını tüm kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

Maraş’ı, Sivas’ı, 6-7 Eylül İstanbul’unu hem de şehit cenazelerini kullanarak bu ülkenin insanlarına yeniden yaşatmak ve kendisi gibi düşünmeyenlere gözdağı vermek için kan bürümüş gözleri ve vahşet saçan kalemleriyle şiddeti, cinneti ve linci güzelleyerek silahsız tetikçilik yapanlar, bunun hesabını yasa ve kamuoyu vicdanı önünde verene dek işin peşini bırakmayacağımızı, büyük bir kararlılıkla tarih ve tüm kamuoyu vicdanı önünde
bir kez daha tekrar ederiz.

ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI
=================================================

Dostlar,

Ankara Barosu Başkanlığı suç duyurusunda bulundu. 4 sayfalık kapsamlı dilekçenin metnine aşağıdaki erişkeden (linkten) ulaşılabilir.

  • http://www.ankarabarosu.org.tr/upload/HD/Donem65/Duyurular/20190424_SUC%20DUYURUSU.pdf

Çubuk C. Başsavcılığına verilen dilekçe şöyle bağlanıyor :

Sonuç ve istem : Yukarıda açıklanan nedenler ve re’sen tespit olunacak nedenlerle; suç işleyen şüphelilerin eylemine uygun TCK’nın 77 ve 216. maddelerini ihlal etmeleri nedeniyle gerekli soruşturmanın yapılarak, şüpheliler hakkında kamu davası açılmasına ve eyleme bizzat katıldığı tespit edilenlerin belirlenerek 5271 Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen katalog suç kapsamında tutuklanmalarına karar verilmesini  saygılarımızla arz ve talep ederiz. 24.04.2019
******

Sonucu gördük..
Büyük ATATÜRK‘ün koltuğunda oturan Sn. Kılıçdaroğlu‘na yumruk atan Osman Sarıgün başta olmak üzere nöbetçi sulh ceza yargıçlığınca salıverildi!

Yargının da bittiği, kendini bitirdiği an…

Ancak gelinen yer yaşamın doğası ile örtüşmüyor, bu yüzden sürdürülebilirliği yok..
Öyle ya da böyle düzelecek, düzeltilecek..
Hak da yerini bulacak..

Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

O YUMRUK TÜRKİYE’YE ATILDI

O YUMRUK TÜRKİYE’YE ATILDI

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara – Çubuk’ta katıldığı şehit cenazesi töreninde saldırıya uğradı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar‘ın da katıldığı cenazede, Kılıçdaroğlu’nu “protesto eden” (!?) bir grup, CHP liderine tekme ve yumrukla saldırdı. Kılıçdaroğlu, köyde en yakın evde yaklaşık bir saat tutulduktan sonra zırhlı araçla çıkarıldı.

Önce bakalım buraya nasıl gelindi :

Ülke gerilim içinde, bu gerilim tüm ülkeye ve herkese büyük zarar veriyor. Gerilimin yaratılmasına neden ise, sürekli kışkırtıcı ve kendisi gibi düşünmeyenlere karşı savaş ve şiddet dilinin kullanılmasıdır. Örnek mi? Karşıt görüştekilere ‘illet’ ve Millete ‘zillet’ denmesi. Kendi dışındakilerin ‘terörist’ ilan edilmesi. CHP’lilere “Çöp, çamur, çukur” diye hakaret edilmesi. İYİ Parti Gn. Bşk. Meral Akşener’in hapse atılmakla tehdit edilmesi.

Daha da önemlisi; İçişleri Bakanı Soylu’nun “CHP’liler şehit cenazesinde protokole alınmasın” gibi talimat vermesi.

AKP – MHP’nin İstanbul BŞBB seçimlerine YSK’da hukuk dışı yersiz itirazları..

Ağır ekonomik bunalım, işsizlik…. altında inleyen halkın durumu…

Ortamı geren ve ‘Kızgın demir’ durumuna getiren başlıca nedenlerdir.

Ülkemizde bir şehit varsa, bu 82 milyon vatan evladını üzer. Sahip çıkan, cenaze törenine katılan, katılamayıp sonradan taziyede bulunan, sahip çıkan herkese saygı duyulması gerekir. Hiç kimse kendisini bir başkasından daha yurtsever görmesin. İşin garibi, askerlik görevini bile çeşitli alavere, dalaverelerle yapmayanlar,  “bedelli yapanlar” (!), yapanlardan daha yurtsever rollerde. Şehitin de şehit törenlerine katılanların da Alevisi, Sünnisi, Kürdü, Çerkezi, Lazı … olmaz. Bu “derin acı”, keder.. hiç kimsenin ipoteğinde olmamalı.

  • Şehid cenazesinde CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk; Türkiye’nin bütünlüğüne, barışına, kardeşliğine, demokrasiye yapılmış alçakça bir saldırıdır.

O yumruk Türkiye’ye atılmıştır, Devlete atılmıştır.

Oysa Devlet, vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamakla sorumludur. “Teröre destek veriyor” denen Kılıçdaroğlu’na daha önce de terör örgütü PKK Artvin Şavsat’ta silahlı saldırı düzenlemiş (25 Ağustos 2016) ve kurşun bir Mehmetçiği şehit etmişti!. Bu ne ‘yaman çelişki’ böyle!

MSB Hulisi Akar’ın saldırganlara;

Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar mesajlarınızı verdiniz. Tepkilerinizi gösterdiniz..” açıklamalarını yapması hayret verici ve düşündürücüdür.

Yine Devlet Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’na “%9 oy aldığın yerde ne işin var?”, “Adama sana yumruk atacak ne yaptın??” sözleri tam bir garabettir.

İçişleri Bakanı’nın “önceden haber vermediler,,” savunması gerçek dışıdır ve traji-komiktir. Bakanın, “Bana sorsalardı gitmeyin derdim..” sözleri ilkinden beter acizlik ve saçmalıktır.

Ana muhalefet lideri şehit cenazelerine pasaportla mı gidecek? Bu nasıl mantık?

Kılıçdaroğlu’na “kurgulu saldırı“yı kınıyor, kendilerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Bu yumruk Türkiye’ye ve demokrasiye atılmıştır.

Geri plandaki asıl siyasal sorumlular mutlaka meydana çıkarılmalı, gerekli güvenlik önlemini almayanlar istifa etmiyorsa, görevden alınmalıdır.

Haziran 2015 seçimlerini oy oranı %41’e inerek yitiren AKP hükümeti kuramamış, birden bire ülke şiddet – terör – ateş… sarmalına savrulmuş ve Kasım’da yinelenen seçimlerde AKP oylarını %49’lara tırmandırmıştı!? Benzer yöntemlere asla bir daha başvurulmamalıdır.

Kan ve canla siyaset yapılmaz!

Yurtta ve dünyada barış” dilini ve eylemini egemen kılmalıyız.

Çözüm barışta, hukuk devletinde, demokrasidedir..
Unutmayalım ki ateş, onu bulanları da yakar..

Ateşle oynamayalım, uygar siyaset yapalım..