26 Ağustos – 9 Eylül 1922 Döneminin Yakın Tarihimizdeki Yeri..

Söyleşi : 26 Ağustos – 9 Eylül 1922 Döneminin Yakın Tarihimizdeki Yeri..

Sorular : Mustafa AYDINLI, E. Öğretmen
Yanıtlar : Prof. Dr. Ahmet Saltık, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi
ve Mülkiyeliler Birliği Üyesi (Ankara Üniversitesi SBF – Mülkiye mezunu)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mustafa AYDINLI : 26 Ağustos 1922’nin 95. yılındayız.. Nedir esprisi bu tarihin?
Çorlu Devrim Gazetesi adına size soralım.. (5-6 Eylül 2017 günlerinde yayınlandı)

Prof. SALTIK : Alpaslan’ın ordusunda sağ kanat komutası bizim ailemiz – soyumuz olan Saltukoğulları‘nda idi. Romen Diyojen komutasındaki Bizans orduları yenilerek Anadolu kapıları açıldıktan sonra Alpaslan, Saltukoğullarını Erzurum yöresinde bıraktı ve arka cepheyi onlara emanet etti (1071).

Ertesi yıl (1072’de) Erzurum’da Saltukoğulları Beyliği – Devleti kuruldu ve Anadolu içlerine ilerleyen Alpaslan ordularına arkadan askeri koruma sağladı. Bu Beylik – Devlet 130 yıl yaşayarak 1202’de Büyük Selçuklu Devleti saldırıları ile yıkıldı ve Anadolu’daki dağınık Beylikler düzeni 1299’da Osmanoğulları Beyliğinin öncülüğü ile birleşerek devletleşmeye yöneldi.

Evet, tam 95 yıl önce 26 Ağustos sabahı, Afyon Ovasında cehennem gibi bir savunma savaşı başlatılmıştı. Dönemin dünya hegemonu İngiltere (günümüzde ABD… yarın hangi ülkeler??), Yunanistan’a Batı Anadolu’yu vaadetmişti. Böylelikle, Megali İdea denen Büyük İdeal gerçekleşecek, Ege bir Yunan iç denizi olacak ve yüzyılların hülyası Büyük İyonya yeniden kurulmuş olacaktı. 1830’lara dek yaklaşık 400 yıl Osmanlı valileriyle yönetilen Yunanlar, bölüşülen Osmanlı İmparatorluğu topraklarından önemli bir pay kapacaklardı. Böylesine tarihsel fırsatlar ender düşerdi. Dolayısıyla uğruna neler feda edilmezdi ki! O zamanki nüfuslarına göre (1930-34 döneminde 6,5 milyon nüfus!) çok ciddi bir rakam olan 250 bin kişilik ordu hazırlayıp 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ettiler. Ağababaları İngiltere silah ve mühimmat da satacaktı kendilerine.. İşgal Batı Anadolu’da yayıldı. 1921 yazında Polatlı’ya dek uzandı. Bir de Trabzon tarafında Rum Pontus devleti kurulacaktı ki, Kral Venizelos yönetimindeki Yunanlar için Zeus ve yardımcısı Tanrılar seferber olmuştu adeta!

O Venizelos ki, 1934’te T.C. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK’ü NOBEL Barış Ödülüne aday gösterecek denli uygardı..

Mustafa AYDINLI : AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan neden Afyon’a – Dumlupınar’a gitmedi de Malazgirt’e gitti 26 Ağustos günü?

Prof. SALTIK : Erdoğan’ın, 95 yıl öncesinin yakın tarihi dururken, çok kanlı savunma savaşı verdiğimiz Afyon Ovası’na, Dumlupınar’a.. gitmek varken, bin yıl öncesine adeta mistik bir referans ile kalkıp Malazgirt’e gitmesi pek çok bakımdan sığ siyaset kokuyor. Oysa Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruzu başlatmak için 26 Ağustos gününü (1922) bilerek seçmişti. Malazgirt zaferi 1071’de o gün kazanılmış ve Anadolu yurt tutulmuş, giderek vatan yapılmıştı. 1200’lü yıllardan başlayarak da Batılı tarih kaynakları – uzmanları Anadolu için Turchia”
demeye başlamışlardı : Türk yurdu!

Erdoğan vb. nin çok öykündüğü Osmanlı Devleti ise, 621 yıllık yaşamının ardından 10 Ağustos 1920’de Sevr Anlaşması ile tarihin mezarlığına yollandığında, Ön Türkleri (Poto Turcs) bir yana koyarsak[1], bin yıllık Yurt da yeniden Batı emperyalizminin eline, Diyojen’in torunlarının işgaline geçiyordu! Son Padişah Vahdettin Sevr’e onay vermiş, Anlaşmaya resmen imza konmuştu.

Açıkçası Sevr, Alpaslan’ın 26 Ağustos 1071 Malazgirt utkusunun (zaferinin) rövanşı idi;
Batılılarca yaklaşık bin yıl sonra alınan! Mustafa Kemal Paşa bu tarih bilinciyle, yüreği yangın yeri; Bin yıllık Malazgirt zaferinin rövanşını Batı emperyalizmine kaptırmamak için 26 Ağustos gününü seçmişti Büyük Taarruz için (1922)!

Mustafa AYDINLI : Sayın Erdoğan’a ne söylemek istersiniz bu bağlamda ?

Prof. SALTIK : Senin Cumhurbaşkanı olduğun devlet 26 – 30 Ağustos 1922 zaferi ile kuruldu, 1071 ile değil. Önce T.C. kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK‘e tarihsel saygını – vefanı göstereceksin. Ama AKP = RTE, Mustafa Kemal Paşa’ya 1934’te TBMM tarafından Soyadı Yasasıyla verilen yasal soyadını bile bir türlü kullanmıyor! ATATÜRK demeye dilinin ucu ile bile asla yanaş(a)mıyor!

Kalkıp Diyarbakır’da 1 Nisan 2017’de 1 Nisan şakası yaparcasına (!) Kürt kökenli yurttaşların çoğunlukta olduğu bölgede, acı veren bir siyasal opportünizm örneği olarak ‘‘Tek millet” diyor
ama dönüp ‘‘.. bakın Türk demiyorum..’‘ diye vurgulayarak açık etnik duygu sömürüsü yapıyor.. (http://ahmetsaltik.net/2017/04/02/pamukoglu-hayir-onde-yuzlerinden-belli/)

Malazgirt meydanında şu veya bu bildik yöntemlerle toplanan kalabalığın Erdoğan dahil ne kadarı bu yalın tarihsel gerçekleri biliyor? Her taraf İHL yapıldı.. Çocuklar doğru dürüst tarih mi okuyabiliyor?? Tabii böylelikle kitleleri meydanlara toplamak da kolay, yüksek dozda hamaset ile beyinlerini yıkamak da.. Kurgulanan da tam da bu korkarız, galiba değil; korkarız! Yaaa, işte böyle AKP Genel Başkanı Erdoğan… Şimdi danışmanları haşlama – ayıklama zamanı! Çıplak gerçek çok daha ağır ve olduğu gibi yazılmalı, not düşelim :

  • Tarihi çarpıtarak gerçekte kitlelerin beyin iğfalidir; 26 Ağustos 2017’de Malazgirt’te yapılan..
  • Siyaseten! Neciiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiip mi necip milletimize armağan, yapanlara da afiyet olsun!

Mustafa AYDINLI : Büyük Taarruz nasıl yürütüldü ve sonuçları neler oldu?

Prof. SALTIK : Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa savunma savaşını fiilen cephede yönettiği için, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İNÖNÜ) bu savaşa “Başkumandan Muharebesi” adını verdi. Mustafa Kemal Paşa, 4 Ekim 1922’de TBMM’de Büyük Taarruz’u anlattığı konuşmasında, bir yıl önce Başkomutan atanırken söz verdiği gibi “Yunan Ordusunun harimi ismetimizde tamamen boğulduğunu” açıkladı. 1922 Büyük Taarruz ise Türklerin Anadolu’da yeniden tutunmalarını sağladı.

Büyük Taarruz bir “mevzi” savaşı değil, “düşmanı imha” savaşıdır, “topyekûn” bir savaştır. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’la, yenilmiş – dağıtılmış – silahları elinden alınmış – subayları tutsak edilmiş bir orduyu baştan kurarak Batı emperyalizmine karşı ilk kez, Çanakkale savunmasını da katarsak 2. kez büyük bir utku kazandı. Ordularına ”Hat’tı savunma yok; sathı (vatan yüzeyini) savunma var; o satıh tüm vatandır!’’ diyerek dünya askerlik tarihinde örneği olmayan emirler verdi. Büyük Taarruz’u tarihte benzersiz kılan, bu özellikleridir; tüm mazlum uluslara örnek olmuş, bağımsızlık savaşımlarında güç ve esin kaynağı, güdülenme (motivasyon) sağlamıştır.

Sakarya Meydan Savaşı ile Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki Türk Orduları stratejik bir başarı sağlamışlardı. 22 gün – 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı ve onu izleyen başarıların gerçek anlamını kavrayabilmek için bu gelişmeleri ulusal sınırları aşan ölçekle değerlendirmek gerekir. Emperyalizme karşı sıcak savaşta kazanılan bu tarihin 2. büyük kara zaferi ile (ilki Çanakkale deniz ve Gelibolu kara savunması – 1915), sömürülen tüm doğu halkları, Mustafa Kemal’de bir öncülük, bir gün bağımsızlığa açılacak olan girişimin, bağımsızlık güllerinin ışıklarını görüyorlardı.

Falih Rıfkı Atay Çankaya adlı kitabında şunları kaydetmişti (syf. 363):

  • “Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak,
    şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak,
    belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”

Mustafa AYDINLI : 9 Eylül’e uzanan süreç? ?

Prof. SALTIK : Sakarya Meydan Savaşı’ndan yaklaşık 13 ay sonra, 95 yıl önce 26 Ağustos 1922 sabahı, şafak atarken bu kez yine Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusu, Sakarya’dakinin dört katı dolayında asker ve çok daha güçlü lojistik destek ile, cehennem gibi top atışlarıyla, işgal ettikleri Türk yurdunu Yunan askerlerine cehennem etmeye başlamıştı. Öylesine berkitilmiş (müstahkem) askeri mevziler yapmışlardı ki Yunanlar; kolay kolay 6 aydan önce hiçbir saldırı çökertemezdi. Ne var ki yalnızca 4-5 gün dayanabildiler. 30 Ağustos günü arkalarını dönmüş, her yeri yaka – yıka Afyon ovasından Ege’ye doğru kaçmaya başlamışlardı. Ordu komutanı general Nikolaos Trikupis bile tutsaktı ve Mustafa Kemal Paşa’nın çadırında konuk edilmiş, kahve ikram edilmiş, kılıcı dahi alınmamıştı. Atina’daki başkomutan Hacı Anesti öfke bunalımlarındaydı. General Trikupis, ölene dek her yıl 10 Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve giderek saygı duruşunda bulundu.

Büyük Taarruz sürdürüldü ve kaçabilen Yunan birlikleri 9 Eylül 1922 günü İzmir’de denize döküldüler. O gün, salt Türkiye ve biz Türkler için değil, dünya tarihi açısından da bir dönemeçtir. Hem bizim hem Yunanların (Yunanların değil!), hem de emperyalizmin sömürgesi mazlum uluslar için bağımsızlık savaşımı meşaleleri yakılmıştır.

Başta Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, utkuda (zaferde) belirleyici işlev gören Fahrettin Altay paşa ve süvarilerine, emeği geçen her-ke-se, şehit ve merhum gazilerimize vefa borcumuzu ödeyebilmenin tek 1 yolu var.. Atatürk’ün belirttiği gibi Türk Ordusunun utkusuyla (zaferiyle) sonuçlanan Büyük Taarruzdaki temel amaç, yalnızca düşmanı yenmek değil;

  • Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak” olduğuna göre,

Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi ”kayıtsız şartsız bağımsız” bir Devlet olarak sonsuza dek
hep ilerleme içinde yaşatmak, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine taşımak, hepimizin tarihsel borcudur! Gerisi hamasi söylevler, boş laflardır.

Mustafa AYDINLI : Son olarak eklemek istediğiniz?
Prof. SALTIK : Büyük yurtsever ozanımız Nazım Hikmet’in (RAN) dillere destan
Kuvayı Milliye destanından bir alıntı yapmadan olmaz…

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.
Paşalar O‘nun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: “Üç” dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.

Reis ”..solcular vatansever olamaz…” buyurmuş.. Yukarıdaki dizeler vatan aşkı dışında hangi
duygularla yazılabilir? Nazım Hikmet’in vatan aşkını sorgulamak hiç kimsenin haddi değildir. Ağzına ”Türk” sözcüğünü almaksızın, özellikle ”… bakın Türk demiyorum!” dahi diyebilen ülkemiz yöneticileri (http://ahmetsaltik.net/2017/04/02/pamukoglu-hayir-onde-yuzlerinden-belli/) Hacca da gitseler ihramlara bürünerek, 26 Ağustos’larda Malazgirt’e de gitseler, 26 Ağustos’un ruhu ile barışık olmadıklarını yadsıyamazlar; bu çok vefasızca, hatta utandırıcıdır. Türk Ulusu böylesine bir aşağılanmaya asla yaraşır olmadığı gibi, kabul de etmeyecektir..

Mustafa Kemal Paşa‘nın kurduğu bu devlette, demokratik cumhuriyetin nimetleriyle ATATÜRK‘ün koltuğunda oturan Erdoğan’ı bu davranışları nedeniyle esefle karşılıyoruz, kendisini tarihsel gerçeklerimize saygılı olmaya, insafa ve vefaya çağırıyoruz.

Büyük Atatürk’ün demesiyle;

  • “Amacımız ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü,
    aynı zamanda da tam egemenliğimizi elde etmektir.
    Bizi bu amaçtan alıkoyacak herhangi bir güce karşı savaşacağız.”

Ulusal kurtuluş savaşımının önderi, düşmanı salt askeri olarak yenmenin yetmeyeceğini,
Osmanlı İmparatorluğu deneyiminden ötürü çok iyi biliyordu. Askeri alanda öngörülen
taktik ve stratejik planların siyasal alanda da uygulanması gerektiğinin bilincindeydi. 1. Dünya Paylaşım Savaşının yenileni (mağlubu) 4 devletten salt Türkiye, kendine yengin (galip) devletlerin zorla imzalattıkları Sevr Anlaşmasını yırtıp Lozan’ı kabul ettirerek savaştaki zaferinin ardından bir de diplomasi zaferi eklemiştir. 1. Dünya savaşının 4 yenileninden Almanya Versay, Avusturya St. Germain, Macaristan Trianon ve Bulgaristan Neuilly Antlaşmalarının kendilerine uygulanmasını engelleyememişlerdir.

Bize tam bağımsız bir ülkenin çocukları olma hakkını veren başta Mustafa Kemal Paşa ile
silah – dava arkadaşlarını, acılı ve yorgun savaşçılarını, İskilipli Atıf gibi sözde hocaların aldatmasıyla  yurt savunmasından kaçmayan Mehmetçiklerimizi, şehitlerimizi ve merhum gazilerimizi sonsuz bir minnetle-şükranla anıyor, sevgin (aziz) anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ diyoruz Büyük Atatürk gibi..
Savaşı, Ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe cinayet görüyoruz büyük komutan Atatürk gibi.

BÜYÜK TAARRUZ’UN ve 30 Ağustos, 9 Eylül zaferlerinin 95. Yılı Ulusumuza ve dünyaya
KUTLU OLSUN diyoruz bir kez daha.. 15 Mayıs 1919’da başlayan İzmir’in – Ege’nin işgali, ancak 3,5 yıl sonra 9 Eylül 1922’de sonlandırılabildi ve İzmir’in dağlarında çiçekler açtı..

  • Yaşşa Mustafa Kemal Paşa, yaşşa Mustafa Kemal Paşa, yaşşa Mustafa Kemal Paşa!

Mustafa AYDINLI : Teşekkür ederim..
Prof. SALTIK :
Ben de hem size hem Çorlu Devrim Gazetesine teşekkür ederim.
============================
[1]  1071 yılı, Müslüman Türklerin Anadolu’ya ilk gelişlerinin tarihidir. Türkler milattan önce 13 bin yılında Anadolu’ya gelip, Anadolu’nun dip kültürünü oluşturdular. Ön Türkler Anadolu’ya göçebe olarak değil, göçmen olarak geldiler.

”SOLCULAR VATANSEVER DEĞİLDİR” DİYOR REİS

Konuk yazar…

 

Mustafa AYDINLI

”SOLCULAR VATANSEVER DEĞİLDİR” DİYOR REİS;
VATANSEVER OLMAK İÇİN BUNLARI MI
YAPMAK GEREKİYOR
??

1-Kendi Ordusuna kumpas kurup, yurtsever subayları zindanlara doldurmak.

2-Hatta Genelkurmay Başkanını terörist ilan etmek.

3-Kumpas kurarak KOZMİK ODAYA girip ülkenin yaşamsal sırlarını deşifre etmek.

4-Bu ülkenin ormanlarını yakıp, sonra yerlerine otel ve villa vb. yapmak.

5-Hayvanları ve doğayı katletmek, çocuklara tecavüz etmek, hiç utanmadan, Bakan düzeyinde ‘Bir defadan bir şey olmaz’’ demek.

6-Yunanların Ege’de yirmiye yakın ada ve kayalığı işgaline göz yummak.

7-Ülkenin tapusu Lozan’a saldırıp emperyalizmin Sevr ideallerini meşru kılmak.

8-Kuran kursu adı altında, yoksul kız çocuklarının sağlıksız, güvensiz, ruhsatsız binalarda vahşice yanmasına neden olmak. Milli eğitimi bu gibi yobaz vakıflara teslim etmek.

9-İşgüvenliği ve iş sağlığı önlemlerini almayıp, yüzlerce işçiye – emekçiye maden ocaklarını ve işyerlerini mezar etmek.
İşçi cinayetlerini işin fıtratına bağlamak.

10-Laik Cumhuriyeti lağvedip ülkeyi molla takımı ile yönetmeye kalkışmak. Tüm okulları imam – hatibe dönüştürmek. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi değil Zorunlu din derslerini = Sünni İslam öğretisini AİHM kararlarına karşın sürdürmek.

12-Cumhuriyetin tüm yatırımlarını özelleştirme talanı ile yandaş yerli ve yabancılara satmak.

13-FETÖ örgütünün Devleti ele geçirmesini sağlamak, darbe girişimini OHAL rejimi için gerekçe kılıp tüm karşıtlarını tasfiye etmek.

14- FETÖ kalkışması olan 15 Temmuz’u, büyük densizlikle, Çanakkale destanı ile karşılaştırmak.

15- Küçük yaştaki kız çocuklarını babaları – dedeleri yaşındaki tecavüzcüleri ile evlendirmek için yasa çıkarmaya çalışmak. Tecavüzcüleri affetmek için Meclise yasa tasarısı sunmak.

16-Eğitimde Atatürkçülüğü kaldırıp, şeriat esasına dayalı dinci programlar yapmak. ÖSYM ve başta TSK olmak üzere kurumların sınav sorularını çalmak, satmak, yüzbinlerce masum gencin hakkını yemek.

17-Eli kanlı terör örgütü İŞİD’i öfkeli gençler olarak süslemek.

18-Bütün büyük ihaleleri ”Bu milletin a…a koyacağız..’’ diyen yandaş şirkete peş keş çekmek.

20-Yargıyı iktidar partisinin emir kulu haline getirmek.

21-ATATÜRK’ün ‘‘Yurtta barış dünya da barış’’ idealini bırakıp dünyaya düşman olmak.
Cumhuriyet kurucuları Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü’ye ”2 ayyaş” diyebilmek!

22-Ülkeyi bilimde, sağlıkta, eğitimde, sanayide… iç ve dış politikada ayağa düşürmek.

23-Aynı menzile koştuğu FETÖ ile mücadele adı altında asıl Atatürk’e saldırmak, heykellerini kırmak, Anıtkabir’i sinsice yok etme projeleri yapmak, AOÇ’ni bitirmek.

24-”Bir Türk öldürmek 70 gâvur öldürmekten daha sevaptır..’’ diyen Şey Sait’i övmek ve İngilizlerin, Yunanların uzantısı, asker kaçaklarını özendiren İskilipli Atıf Hoca’ya anıt mezar yaptırmak.

25-Tututcu tabanına yaranmak için Amerikan vatandaşı ve tıp doktoru türbanlı Kavakçı’yı liyakatı atıp, ile büyükelçi atamak.

26-Ekonomiyi çökertip vatandaşına dünyanın en pahalı petrol, elektrik, gübre ve doğal gazını satmak. Yoksulluk çemberinde dar gelirli milyonları inim inim inletmek.
………………………………….

  • Bunlar ve benzeri pek çok eylem – işlem vatanseverlikse,
    solcular hiçbir zaman vatansever olmayacaklardır. (
    23.08.2017)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Aydınlı’nın “GÜÇ EDER” Şiiri Bestelendi

Mustafa Aydınlı’nın “GÜÇ EDER” Şiiri Bestelendi..


Dostlar
,

Değerli Dostumuz Sayın Mustafa AYDINLI‘ya söz yazarlığı için teşekkür ederiz.
O’nun bu güzelim şiirini besteleyen ve seslendiren 2 kadın sanatçımızı
(EZGİLİ KEVSER – OZAN ÇİÇEK AYYILDIZ) da kutluyor saygı ile selamlıyoruz..


GÜÇ EDER

portresi
Söz: MUSTAFA AYDINLI
Müzik. EZGİLİ KEVSER
Okuyan. EZGİLİ KEVSER – OZAN ÇİÇEK AYYILDIZ
25/9/2015. EV KAYDI.

Görüntülü – sesli amatör (evde) kaydı izlemek için lütfen tıklayınız..

https://www.facebook.com/157350020959009/videos/1124165727610762/?__mref=message_bubble

Biz bu güzelim şiiri daha önce web sitemizden yayımlamıştık.. (15.12 2012)
Lütfen tıklar mısınız??

http://ahmetsaltik.net/2012/12/15/siir-kosesi-guc-eder/

Sayın Aydınlı’nın da, Ezgili Kevser Sanatçı Dostları nın da başarılarının sürmesini dileriz..

Sayın Aydınlı’nın KEŞİŞ DAĞI adlı kitapta topladığı doyumsuz şiirlerinin
okunmasını içtenlikle öneririz..

Önsözünü bizim yazdığımız bu kitabın tanıtımın ve kitaba adını veren şiiri sitemizde 23.11.2012’de yayımlamıştık :

http://ahmetsaltik.net/tag/kesis-dagi/

Sevgi ve saygı ile.

27 Eylül 2015, Ankara
 
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

UMUT VE UYANIŞIN ŞAİRİ; CAN YOKSUL


UMUT VE UYANIŞIN ŞAİRİ; CAN YOKSUL

Can YOKSUL

 

 

 

 

portresi

 

Mustafa AYDINLI

 

 

Can Yoksul  1949 yılında Çorum Tolamehmet Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini
Çorum Cumhuriyet İlkokulu’nda okudu. Hasanoğlan’da Atatürk İlköğretmen Okulu’nu ve Ergani’de Dicle İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Çocukluğu ve gençliği bütün köy çocukları gibi çobanlık, çiftçilik ve inşaat işçiliği yaparak geçti. On yıl öğretmenlik yaptıktan sonra ayrılarak KÖY-KOOP’ta yönetici olarak çalışmaya başladı. Sonrasında uzun yıllar yurt dışında kaldı. Avrupa’da yaşadı. Türkiye ve Avrupa’da pek çok ülkede şiirleri ve yazıları yayımlandı. Avrupa’da kaldığı sırada ALLITURNA adında bir dergi çıkardı.

– Bozkırların Çocuğu,
– Deli, Gündönümü,
– Zulada Kalan Türküler,
– Seni Unutur muyum Seni,
– Panzerler Postallar Darağaçları,
– İnsanlığın Türküleri,

şiir kitaplarının yanında Ozani ve Şiirleri üzerine inceleme kitabı ile Çorum Sözlü Kültürü üzerine geniş bir araştırması bulunmakta.

Can Yoksul, Çorum’un yetiştirdiği az sayıda kültür adamlarından biridir.

Ömrünü halkın duygusuna, coşkusuna ve kültürel gelişimine vermiştir.. dersek yeridir.

Çorum Yöresi Sözlü Kültürü” kitabı ise başlı başına bir kültür hazinesidir.
Gençlik yıllarında duygulu ve coşkulu şiirleri, Bozkırların Çocuğu, Deli, Gündönümü gibi
şiir kitaplarına yansımıştır. Yapıtlarında her fırsatta umudu ve uyanışı akıcı bir dille anlatmıştır. Onun şiirlerinde umutsuzluğa ve yılgınlığa yer yoktur. Mutlak her gecenin sonu aydınlık,  savaşın sonu kazanmak ve barış, derin kış uykusundan nasıl uyanırsa doğa;

  • İnsanlık da sömürüye, zulme ve emperyalizme karşı öyle uyanacak, direnecek,
    örgütlenerek kazanacaktır.

Bu felsefe onun temel rotasını oluşturmaktadır.
Can Yoksul doğal olarak 68 kuşağından gelmektedir. Gençlik yıllarının şiirlerinde
bu etkileşimden esinlenmemesi düşünülemez. Ancak geçen yıllar ve olgunluk evresi, uzun yıllar yurt dışında, yurt özlemiyle yanıp tutuşması yanında kültürel gelişmişliği ve birikimleri
ona bilge bir kişilik ve nitelik kazandırıyor. Bunu, değerli Ozan Ozani’nin
Yarın Üstüne” başlıklı şiirine yazdığı bilimsel bir değerlendirmede hiçbir yoruma
yer bırakmayacak biçimde net olarak görüyoruz.

Günümüz koşulları ve zamanın akışı, bizim de içtenlikle katıldığımız bu değerlendirmeyi
haklı kılmaktadır.

Şöyle diyor Sayın Yoksul :

“Bu tür eğilimlerin temel kaynaklarından birini 1968 Hareketinin gerillacı Mahir Çayan’ın “Öncü Savaş Stratejisi” anlayışında görmekteyiz. Oysa günümüzde savaş stratejileri ve savaşan güçler arasında oldukça büyük değişiklikler vardır. Geçmişin hantal orduları yerine teknolojik savaşlar ön plana çıkmıştır. Yüzlerce, binlerce kilometre öteden atılan bir füzeyle herhangi bir hedef gecenin karanlığında bile yok edilebilmektedir.

İşte bu konu düşündürücü ve yanlış bir konudur. O günün koşullarında bu konu tartışılmış idi. Che Guevera’dan kaynaklanan bu görüş günümüz dünya koşulların da tümden yersizdir. Bu duygusal gençliği serüvene sürükleme yoludur. Ozani bu tür şiirlerin içeriğini bir kez, bin kez yeniden düşünmelidir.” (Ozani ve Şiirleri Üzerine syf. 21-22)

Elbette sayın Yoksul’un bu değerlendirmesi temelsiz değildir. Yıllar önce yazdığı bir şiirde
bu çekirdeğin zaten var olduğunu görmekteyiz.

Yürümek güzel şey Anadolu’da
Mustafa Kemal yolunda korkusuz
Yürümek devrime adım adım
Bazen aç bazen susuz
Güzel şey direnmek evrende
İnsanlık için dostluk için mutluluk için
Yürümek halkımla ve halklarla
Savaşa ve barışa kardeşçe
(Deli; syf. 41)

*****                                                                                       

Sayın ozan Yoksul, daha pek çok konuya değinmektedir şiirlerinde.
Örneğin kadınlarımız konusunda;

Siz bilemezsiniz Anadolu kadınlarını
Onüç, on dördünde yeşermeyi
Parayla girmeyi altmışlık moruğun yatağına
Onbeşinde gebe kalmayı
Yirmi beşinde beş çocuklu olmayı
Siz bilemezsiniz..
(Deli; syf. 8) 

Günümüzde altı yaşındaki kız çocuklarının, otuz yaşındaki kişiyle evlenebileceği
dalga dalga yayılıyorsa, Cumhuriyetin getirdiği Aydınlanma tam olarak amacına ulaşamamış demektir.

Sanatçı topluma yön veren onun önünde giden kişidir.
Sanatıyla davranışları ile tüm evrene, tüm insanlığa bir gözle bakabilmek, hümanist düşüncelerle yaklaşabilmek elbette halkın sanatçılarının işidir. Barışı, kardeşliği sevgiyi, din dil ırk ayrımı yapmadan, Can Yoksul’un bu engin duygu ve dizelerinde görüyoruz.

Adım Eskimo
adım Zenci
adım Çinli
adım Arap
ben insanoğlu insanım
ben barışın kardeşi
her yerinde halkım dünyanın..
(Deli; syf. 55)

Ülkemizde Aydınlanma ve uyanışın simgesi Köy Enstitülerine de değinmeden edemiyor :

Benim Köylerime
Tonguç geldi Yücel geldi….
Ben
Yeşeren yirmi iki tomurcuk
Yirmi iki çiçek oldum ülkemde
Yirmi iki el
Yirmi iki yürek
Yirmi iki kafa oldum.

(Deli; syf. 80)

dizeleriyle anlatmakta.

Emperyalizmin gözü doymazlığını, savaşın acımasızlığını anlattığı dizeler de oldukça anlamlı :

Atom ışıklarında açtım gözlerimi
Bir yanımda yanmış et kokuları
Bir yanımda ağıtlar vardı
Hiroşima da
Nagazaki de…
Engin denizlerden kaçtım barış şarkılarımla
(Deli; syf. 53)

Umut ve uyanış“ın Can Yoksul’un şiirlerinde temel ögeleri oluşturduğunu belirtmiştik.
Bu düşüncemizi anlamlandıran dizeleri ise;

Karakışın sonundaki baharı biliyorum
Bir düş görür gibiyim gecenin sonunda
Bir başlıyor ki, büyümesi çiğdemlerin
Bir sabah yeniden duruyorum dimdik
Günaydın ağaçlar günaydın kuşlar diyorum
Bir coşuyorum bir yiğitleşiyorum ozanca..
(Deli; syf. 73)

Biz de aynı duygu ve düşüncelerle,

“Karakışın ardından, baharın” geleceğine umudumuzu korurken, halkımızın umut ve uygarlığı yiğitçe karşılayacağına inanıyoruz.

Eline, yüreğine sağlık Can Yoksul!
Umudu ve coşkuyu yeşerten yeni şiirler dileğimizle.      

===============================================

Dostlar,

Değerli arkadaşımız, kendisi de çok yetenekli Anadolu ozanlarından
Sayın Mustafa Aydınlı‘ya, bu aydınlık Çorum’lu şair Can Yoksul’u bize
aydınlık iletileriyle tanıttığı için teşekkür borçluyuz..

Bu site okurları, Sayın Mustafa Aydınlı’nın KEŞİŞ DAĞI adlı enfes şiir kitabı
başta olmak üzere zaman zaman yolladığı şiirlerine yer verdiğimizi anımsayacaklardır. Kendisinin adı – soyadıyla sitemizde yapılacak bir aramada şiirlerine ve yazılarına erişmek olanaklıdır.

Sevgi ve saygıyla.
23.3.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

OZANİ; AYDIN, EĞİTİMCİ, OZAN


OZANİ; AYDIN, EĞİTİMCİ, OZAN

portresi

 

Mustafa AYDINLI

 

 

Ozani; “İbrahim GÖSTERİR” Aydın eğitimci ozanlarımızdan.  1965 yılında Çorum Merkeze bağlı, Sarin ‘’Çalyayla’’ köyünde yoksul bir aile çocuğu olarak doğdu. İlkokula köyünde başladı. Liseyi Çorum’da okudu. 1986 yılında Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesini bitirdi. Ülkenin değişik yerlerinde öğretmenlik yaptı. Ünlü halk ozanlarının şiirlerini okuyup severek, şiirlere gönül verdi.

ozani İbrahim Gösterir

Pek çok yerel gazetede şiirleri yayınlandı. Batman Çağdaş, Çorum, Kılçık, Sorun, Yazılıkaya gazeteleri bunlardan bazılarıdır. 2012 yılında Kaygusuz Abdal Şiir Yarışmasında hece dalında birincilik ödülü aldı. Halkbilimci ve araştırmacı Can YOKSUL “Ozani ve Şiirleri Üzerine” adlı bir inceleme yayınladı. Ozani aynı zamanda halk kültürü üzerine araştırmalarda yapmaktadır.  ‘’Örnekli-Tanıklı Çorum Ağzı’’ sözlüğü ve ‘’Ölüm Var Ayrılık Var-Çorum Manileri’’ adlı derlemesi Çorum belediyesi tarafından yayınlandı. BAHAR TÜRKÜLERİ ise ozanın ilk şiir kitabıdır. Halen Çorum da öğretmen olan ozan evli ve bir çocuk babasıdır.

Ozani halkın arasında yetişmiş, halkın dertlerini sorunlarını yaşayarak öğrenmiştir. Yoksulluğu, ayrılığı, zorlukları yaşayan kişi olduğundan. Şiirlerin mayasını ve hamurunu bu konular oluşturmaktadır. Konuları duyan değil, etinde, kemiğinde yaşayan, hisseden kişidir. Yaşanmış olayları, aydın, ışıklı düşünce ve birikimleri ile birleştirerek ortaya etkili ve olumsuzlukların, haksızlıkların üstüne, balyoz gibi inen şiirler çıkarmıştır.  Şiir bir duygu ve düşünce işidir. Bunu etkili, şiirin kuralları içinde sunmak, okuyucunun düşünce ufuklarında gedikler açmak, onu düşündürmek ve şiiri sevdirmek ise usta ozanların işidir. Ozani bu ustalığı gösteren, kıvrak zekalı, dili etkili kullanan sözcüklerle adeta dans eden usta ozanlarımızdandır. Zengin bir kültürel birikime sahiptir. Çağının hem bilincinde, hem de sorumluluğundadır.  Yaşadığı yerin yöresel ağzını, hem iyi bilmekte hem de etkili kullanmaktadır.   Yer yer hiciv ve mizahi şiirleri ise insanı güldürmekte ve düşündürmektedir. Değerli Ozan Halkbilimci Can YOKSUL; Ozani için şu yorumunda oldukça haklıdır. ‘’Ozani yöresinde olup bitenleri iyi gözlemlemiş, bunları yoğurup bir sentez yaparak kendi dünya görüşünü, bilincini, duygularını katarak çok değerli şiirler üretmiştir.’’  Ozani ve şiirleri üzerine; S.14

                   Hayrettin İVGİN ise, Ozani için haklı olarak şu betimlemeyi yapmaktadır. ‘’Sadece sözcükleri ve deyimleri değil atasözlerini, özlü sözleri, halk yargılarını da şiirlerinde ustalıkla kullanmasını biliyor.’’Bahar Türküleri s, 3

Ozani’nin BAHAR TÜRKÜLERİ kitabında yer alan şiirlerinin yanında Sayın Can YOKSU’un yazdığı ‘’Ozani ve şiirleri üzerine’’ kitabına aldığı seçkilere birlikte bakalım isterseniz.
Ozani seven bir insan, insanı, doğayı, hayatı, uğraşı seven. Sevgisiz ve duygusuz bu dizelerin dökülmesi olanaksızdır.  Şu güzel dizelere söylenecek söz olabilir mi?

Halimden anlarsan ey güzel peri
Usulca ruhumdan süzül içeri
Elleme bağrımda yaktığın yeri
Aşkından kor gibi yansın bir daha

Bahar Türküleri syf. 11

Bir başka dörtlük         :

İçimde bir umut yeşermiş gibi
Uzuyor bir dosta gidermiş gibi
Çölde bir çiçeğe su vermiş gibi
Bir güzele gönül vermek ne güzel

Bahar Türküleri syf. .52

Ozan sevgiyi, aşkı sözcüklerin sihirli gücünü kullanarak adeta bir nakış gibi işliyor.

Günümüz de ham sofuların, din cambazlarının, dini duyguları kişisel ve siyasi çıkarlara
alet ettiği günümüz de, Ozani, şu altın dörtlükleri söylüyor.

Vicdanında yoksa terazi tartı
Kurtarmaz kimseyi dinin beş şartı
Ne gezer cennette yobazın kartı
Cennet diye inileme boşuna

Tanrı yarattığı insanı yakmaz
Götürüp sen gibi çarmıha çakmaz
Ozani tehdide pabuç bırakmaz
Arkam sıra çenileme boşuna

Bahar Türküleri syf,15

İnsanlık bugüne dek ne çektiyse savaşlardan çekti. Savaş ölüm, yıkım, ayrılık, yokluk yoksulluk, gözyaşı demektir. Savaşı Emperyalistler ve egemen güçler çıkarır.
Ancak faturayı yoksullar ve çaresizler öder. Bu gerçeği gören etinde, kemiğinde hisseden ozan, savaşların yıkımına duyarsız kalmıyor. Yüreğinden koptuğu şekilde söylüyor.

Savaşın ektiği yokluk, yoksulluk
Barışın harmanı bereket bolluk
Ne yokluk yoksulluk, ne kula kulluk
Hür büyüsün oğlum kızım barışta

Savaşsız dünyada hayatlar solmaz
Barışsız dünyada insanlık onmaz
Ozani akan kan, kan ile yunmaz
Kanda, kinde değil, çözüm barışta

Bahar Türküleri syf. 18

*****

Cumhuriyet Devrimi ile ülkemiz yönünü batıya dönmüştür.

Batı ise çoktan Reform ve Rönesans devrimlerini geçmiştir. Bizim Cumhuriyetin kazanımlarını genişletmek gibi bir dönemde olmamız gerekirken. Ne yazık ki doksan yıl sonra hala Cumhuriyeti koruma mücadelesi veriyoruz. Aydınlanma devrimi ile birlikte, yok etme duygusunu taşıyanlarla mücadele sürüp gitmektedir. Halkın uyanması, bilinçlenmesi adeta
öcü gibi görülmekte, bunu yüreğinde duyan ozan, bu halk ne zaman uyanacak
diye haykırmakta :

Gece gündüz uykuda hep
Bu halk ne gün uyanacak?
Teneke mi çalsak acep
Bu halk ne gün uyanacak?

Uyanır derken sabaha
Ne oldu ki uyur daha
Kuşluk da savuştu aha
Bu halk ne gün uyanacak?

Bahar Türküleri syf, 47

Emperyalizm; Halkların kanını iliğini emen, sömüren, başta savaş olmak üzere,
çıkarı için her tür yolu meşru sayan rejimin adı.

Emperyalizmin dünya gezegeninde sicili bozuktur. Uzağa gitmeye gerek yok, hemen yanı başımızda komşumuz Irak’ta nükleer silah var diyerek, uydurma yalanlarla Irak’a saldırıp bir milyon insanın ölümüne sebep olduğu, sonrada pardon yanılmışız dediği henüz hafızalarımızda tazedir. Oysa aynı Emperyalizm Hiroşimo’ya atom bombasını kendisi atmıştır. Çağından sorumlu hiçbir ozan Emperyalizmin bu acımasızlığına duyarsız kalamaz. Ozani’de kalamıyor ve diyor ki;

Onca insanoğlu düşmüşken dara
Lüzum var mı daha azsın bu yara?
Silaha, kurşuna, bombaya para/utanmadan yatırana karşıyım

Emperyalist hırsız ile bir olup
Riyayla yalanla milleti soyup
Yoksul yurttaşını aç açık koyup
Adaleti bitirene karşıyım

Bahar Türküleri syf. 59

Ozani’in şiir güzelliğinin ötesinde kimi dizeleri tek başına da veciz anlam ifade etmekte.
İşte bunlardan bazıları : 

Ne yokluk yoksulluk, ne kula kulluk,
Mülke sultan oldu zulmün kralı,
Benim mürşidim insandır, 

Kimsesiz maraba ağa derdinde
Gökten çile yağar, yerden dert biter
Adın dudağımda üç harf bir hece,
İnsandır kıblemiz sevgi dinimiz,’
ygarlığa kapı açar kitaplar,
Yol sorduk yobaza hep kaldık geri,
Okudum, öğrendim özümü bildim
Kıble diye insanlığa yöneldim
Ozan susmaz can bedenden çıkmadan
Meydan düzenbazın paye namerdin
Balyoz et sözünü zalimlere vur..
 

Ve sayabileceğimiz benzeri pek çok söz. İnanıyorum ki her biri tek başına altın değerinde
bu sözler, bir gün çerçeveletip duvarlara asılacak yol boylarına yazılacak değerde ve güzellikte.
Ozani ‘’Bundan Kelli’’ şiiriyle yöresel ağzı iyi gözlemlemiş ve oldukça ustaca işlemiştir. Bununla kendine yeni bir çığır açma yolunda olduğunu da söyleyebiliriz. İşte bu zenginliği
ifade eden bir dörtlük;

Yeter yeliktiğin döme döşünü
Daştan daşa vurma şinnek başını
Şirikli gözünü yoluk gaşını
Cabcık göbellere çat bundan kelli

Ozani’in birbirinden güzel ölçülü, uyaklı, sekiz ve on bir heceli şiirlerini okumazsak,
bir şeyler eksik demektir.  İnanıyorum ki, Ozan bundan sonra da, sorumluluğunun bilincinde olarak ışıklı şiirlerini sunmaya devam edecektir.

Eline yüreğine sağlık Ozani.
Esin pınarların kurumasın.

Kaynak : Bahar Türküleri Kültür Ajans yay.