SEÇİMLER VE KIZGIN DEMİR

SEÇİMLER VE KIZGIN DEMİR

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Haraketli bir seçim süreci geçirdik ama tartışmalar bitmedi. Her zaman muhalefet seçim sonuçlarına itiraz ederdi, bu kez ağırlıklı olarak iktidar itiraz etti. Muhalefetin itirazları çalınan ve mühürsüz oylar, çalınan sandıklar, çöpten toplanan oylar, işin oldu bittiye getirilmesi, ‘Atı alanın Üsküdar’a geçmesi’, trafolara kedilerin girmesi, oy sayma vakti elektriklerin kesilmesi gibi gerekçelerle olurdu.

İktidarın itirazı ise bunların dışında. Gerçekte iktidarın özellikle İstanbul için ısrarcı itirazları ve gerekçeleri, ellerindeki somut kanıtlar toplum tarafından tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Yine de “acaba bir oldu bittiyle seçimi iptal ettirebilir miyim??”, “Sel önünden bir kütük kapabilir miyim??” denemeleri, atakları ve YSK’na dönük psikolojik baskı kesintisiz sürmekte.

AKP Gn. Bşk. Yrd. (Seçim İşlerinden sorumlu) Sn. Ali İhsan Yavuz‘un Hiçbir şey olmasa da kesinlikle bir şey oldu sözleri iktidar güçlerinin şaşkınlık içinde olduklarının kesin kanıtıdır. Daha doğrusu CHP İstanbul İl Örgütünün seçim öncesi listelere, usulsüz seçmen kaydırmalara itirazları, diri gözüken 150 yaşındaki mezardakileri vb. saptamalarının ardılı olarak, ıslak imzalı tutanakları eksiksiz ve zamanında ellerine almaları, bütün hile planlarını suya düşürmüştür. Atı alan Üsküdar’a geçememiş, kediler trafoya girememiş, elektrikler de kesilmemiştir. Kısacası CHP yenile yenile yenmeyi de öğrenmiştir.

İmamoğlu, AKP dahil her kesimden oy almıştır. Millet İttifakı‘nın dışında HDP’nin oylarını azımsamamak gerek. Tüm bu bileşenler İstanbul’daki başarılı sonucu getirmiştir.

  • Kitleler AKP’den hızla uzaklaşmaktadır. Çok geçmez ANAP’ın durumuna dönüşecektir.

Sağdaki yeni oluşumlar boşuna değildir ve bu gerçeği görmektedirler. Beklenen bu boşluğu doldurmaya adaydırlar, çünkü siyaset boşluk kaldırmaz.

İktidar, “en gözde adayı ile” İstanbul’a vargücüyle yüklenmesine karşın çare bulamamıştır. Sonuçta, yitirdikleri seçimi “murdar ve güvensiz” ilan edebilmişlerdir! Oysa kazansalar dünyanın en adil ve güvenli seçimi olacaktı. Bütün iktidar olanaklarına karşın, devlet gücünün olabildiğine kullanılmasına, Devletin Anadolu Ajansı ve TRT’si, onlarca TV – gazete, BBP ve MHP ile koalisyon (ittifak dense de!) … AKP’nin seçim kazanma derdine çare olamadı! Kitlelerin gözünde güven bir kez yitirilince, eğik düzlemde durdurulamayan kayma başlıyor…

Sonuçlara göre seçmen ne diyor?

-Bana parmak sallama,
– Öfke ve savaş dilini, ayrıştırmayı bir yana bırak.
– Kendinden olmayanları terörist ilan etme.
– Ey iktidar ben sana 17 yıl kredi açtım ama sen Cumhuriyet’in bütün birikimlerini sattıktan sonra, beni soğana, hayvanları mı da samana muhtaç ettin.
– Yol yaptım, köprü yaptım diyeceksin, doğru ama hepsi borçla.
– Yurt içinde ve dışında barış dilini unuttunuz.
– Şimdi de “kızgın demiri soğutalım” diyorsunuz. Kederde, kıvançta, tasada bir olan ülkenin bireyleri nasıl olur da birbirine kızgın demir örneği kızarlar? Bu kızgınlığı kimler körükledi?

“Kızgın demiri soğutalım” derken de içten olunmadığı açıktır. Öyle olsaydı, AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan, İstanbul Ticaret Odası eski başkanlarından Atalay Şahinoğlu’nun cenaze töreninde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun elini, ayrım yapmadan sıkardı!?

Kızgın demiri soğutmak için öncelikle “demiri kızdıranların” ateşi körüklemeyi kesmesi gerek. Yoksa bu sözler de boş hamaset söylevinden öteye geçmez ve bu Halk artık kül yutmaz, zamanı geldiğinde sorumlulara faturasını hak ettikleri pahada keser, AKP de partiler çöplüğüne atılır..

Sözün özü                       :

  • İktidar partisi kendisini, -gerektiğinde ve başarabilirlerse Erdoğan’a karşın- hızla toparlamazsa, çöküşü ve dağılması o ölçüde hızlanacaktır; baki olan elbette caaaanım Türkiyemiz’dir!

 

KARANLIĞA IŞIK KÖY ENSTİTÜLÜ

ŞİİR KÖŞESİ…

KARANLIĞA IŞIK KÖY ENSTİTÜLÜ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar
aydinliddo@gmail.com
17 Nisan 2019

 

Kökleri derinde bir ulu çınar
Ülkesine aşık köy Enstitülü
Ona da uygarlık ışığı sunar
Eğitime beşik Köy Enstitülü

Kerpiç odalarda, çamur tarlada
Yurtsever insanlar yetişti burada
Yalan mıdır eserleri ortada
Ülkesine aşık Köy Enstitülü

Bilimsel öğretiyi temel aldılar 
Eğitimde nice anıt kaldılar 
Işık yellerini yurda saldılar
Geleceğe ışık Köy Enstitülü

Kahır ve çileye hepsi alışık
Yirmi bir noktada yirmi bir ışık 
Hepsi ülkesine sevdalı aşık 
Bir sönmeyen ışık Köy Enstitülü

Kepir’den, Cılavuz yanan meşale
Bir ileri adım, bir güçlü kale 
Yıkmak için ağa, patron el ele
Karanlığa ışık Köy Enstitülü

Yok dünyada bu eserin benzeri
Nasıl doldurulur bu gücün yeri
Hepsi birer bilge eğitim eri
Uygarlığa ışık Köy Enstitülü

Işıkları kalır, yıldızlar kayar
Fakir’i Osmanoğlu dahası var
Onlar için vatan bir kutsal diyar
Sonsuzluğa ışık Köy Enstitülü

Hepsi birer bilge işte Enver’i
Daha onlarcası, eğitim eri
Kaftancıoğlu’nun dolar mı yeri
Bir umut, bir coşku Köy Enstitülü

Tonguç Baba bu iş için terledi
Dadaloğlu ozan ruhla gürledi
Ne köşkleri vardı, ne de serveti 
Ülkemize ışık Köy Enstitülü

Taş ile toprakla, ilme ulaştı
Softası, yobazı bu işe şaştı
Yücel ile Tonguç bulunmaz baştı
Karanlığa ışık Köy Enstitülü

Aydınlı onlardan alır ilhamı
O büyük coşkuyla dağıtır gamı
Sönmeyen meşale ışıt dünyamı
Karanlığa ışık Köy Enstitülü

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

İktidar güç, otorite, yetki, olanak demektir. Ülkemizi yöneten siyasal iktidarda bunların hepsi var. İtibar ise saygınlık, adaletli ve adil olmak, insancıl olmak, doğaya, çevreye ve yasalarına saygılı olmaktır. İktidarınızın olması itibarınızın olacağı anlamına gelmez. Sözün özü adil ve sevecen değilseniz itibarlı da değilsiniz.

Sayın Dr. Erdal Atabek bir yazısında “Yerel seçimlerin en önemli sonucu bence bu oldu: İktidar kaybetti, itibar kazandı.” diyor. Doğru diyor. AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise alamadıkları oylar için Demek ki kendimizi iyi anlatamamışız” dedi. Tam aksine, kendinizi çok çok iyi anlattınız. Eğer onlarca TV, onlarca gazete, iktidarın güç ve görkemi ile kendinizi siz anlatamadıysanız kim anlatmış olabilir ki? En küçük ilçelere dek bilbordlarda sizi gördük. TRT’de her açtığımızda sizi gördük. Kendinizi öyle çok ve uzun uzun anlattınız ki, halka parmak sallayışınızdan ürperdik. TV’lerde davudi sesinizle olabildiğine bağırırken, çocuklar bile korkudan yataklarından fırladı. Kulaklarımızla duyduk, gözlerimizle gördük, yüreklerimizle burkularak izledik tüm bunları. Daha nasıl anlatacaktınız ki!?.

Sayın AK parti genel başkanı, hani hep “kandırıldığınızı” söylersiniz ya, oysa siz de halkı kandırdınız. Halka karşı hiç içtenlikli olmadınız. Her şey oya endeksliydi. Bakınız basit ve güncel örnek: Halk yokluk ve yoksulluktan inim inim inliyor, siz de farkındasınız.. toplumun gazını almak için tanzim satış mağazaları açtınız, halk iki kilo soğan ve üç lira tasarruf için saatlerce kuyrukta bekledi. Ama seçim biter bitmez, daha oylar sayılırken o tanzim satış mağazalarını yıktınız. Gereksinim mi kalmadı? Halk doydu mu? Siz de halkı kandırdınız. Artık toplum bunları sorgulamaya başladı. On’u aşkın makam uçağınız varken ve halk kuru soğana muhtaçken siz Katar’dan “uçan saray” aldınız, karşılığında, göz bebeğimiz Sakarya Tank Palet Fabrikasını katarlılara yemlik verdiniz…… Halk da seçimlerde kararını verdi.

Kendinize muhalif olanı hapisle tehdit ettiniz. Tarih adil olmayanın uzun süre ayakta olamayacağına tanıktır. Kendi dışınızdakilere terörist dediniz. Cumhuriyetin tüm varlık ve kazanımlarını tükettiniz, yine de elde avuçta birşey yok. Dış borç gırtlağı aştı (yakl. 500 milyar $!). “Şah” diyenin dilini koparıyorsunuz. Mapushaneler gazeteci ve karşıtlarınızla dolu. Mapushaneler masum insanlarla dolu. Binlerce insan kesinleşmiş yargı kararı olmaksızın işten atıldı. Üstelik yargıya başvurmalarının yolu da tıkandı. Parasız, pulsuz, mağdur aileler. Hiçbiri umurunuzda değil. Ama partinizin içinde FETÖ’nün siyasal ayağı partiniz içinde “nedense” asla ve kat’a sorgulanmadı!? Bedeli sandıktır. Tüm bunlara karşın yine de çok oy aldınız ve ne yazık ki hala 1. partisiniz.

Bir kez düşünün Sayın D. Bahçeli, Sayın N. Kurtulmuş, Sayın S. Soylu hatta Sayın T. Türkeş’le karşılıklı birbirinize söylediklerinizi. Ben burada yinelemeyeceğim. Çünkü o sözleri anmaktan utanıyorum. Söylenen sözün hiç ağırlığı ve samimiyeti yok mu? İlke ve ideallerin hiç önemi yok mu?

Bakın size 3 örnek vereyim İlke, İdeal ve Sözün arkasında durma konusunda : İlki filozof Sokrates (MÖ 469-399) inançları yüzünden  ölüme gönderilirken elleri kelepçeli, eşi kolluk güçlerinin önünü keser. “Eşimi suçsuz yere ölüme götürüyorsunuz” der. Sokrates ise, “Hanım, hanım suçlu olarak ölüme gitsem daha mı iyi olacaktı?” diye tarihe geçen sözünü söyler. Mahkemenin “Vazgeç düşüncelerinden, bağışlayalım..” pazarlığını reddeder.

Öbür örnek : 1600’de İtalya’da engizisyon mahkemesi kararıyla Giordano Bruno adında bir düşünür, diri diri yakılarak öldürüldü. Mahkeme, “sözlerinden vazgeçerek af dilerse bağışlanacağını” söylediğinde, Socrates gibi O da reddetti ve yakılmayı göze aldı.

2000 yılında Giordano Bruno adına “Hoşgörü ve İfade Özgürlüğü” 400 yıl sonra kutlandı.

Pir Sultan Abdal (1480-1550) : Hızır paşa, Pir Sultan’a “Bana bir şiir söyle içinde Şah sözü geçmesin, seni bağışlayayım..” der. Pir Sultan Abdal 7, 6 ve 5 dörtlükten oluşan 3 şiir söyler, hepsinde de “şah” sözcüğü geçer. Hatta kimi dörtlüklerde 2, 3 kez bu yasaklanan sözcük geçer. Ölümü ilke ve idealleri uğruna hiçe sayar. İnanç ve itibar, işte böyle bir şey…

Sözün, ilke ve ideallerin ağırlığı, saygınlığı, itibarıdır; yüzlerce yıl sonra onları dillerden düşürmeyen..

Mevcut iktidar, çeşitli manevralarla Cumhuriyetin temel değerlerini ağır erozyona uğrattı. Ama yerine yeni bir şey koyamıyor, çıkmazda, Türk halkı bu ‘ateşten gömleği’ daha fazla giyemez. Cumhuriyetin değerini ve erdemlerini anlayan Türkiye halkı, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ışıklı yoluna yeniden tutunuyor. Görüyor ki çözüm parlamenter demokraside.. 31 Mart 2019 yerel seçimleri, çıkmaz sokaktan dönüşün ışıklı parıltısıdır.

İktidarlar geçici, saygınlık (itibar) kalıcıdır.
İktidardakiler yolcu, halk hancıdır!
Dünya, söylenceye (efsaneye) göre 900 yıl salatan süren Sultan Süleyman’a bile kalmamıştır!

  • Saygınlığın altın tacı adalettir.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün devrim ve ilkeleri ile gerçek iktidar olalım, itibar edinelim geleceğimizi taçlandıralım; daha çok geç olmadan.. (14.4.19)
=====================================
Dostlar,

Değerli dostumuz ve sitemize içten duygularla yüklü yazılar gönderen Sn. Aydınlı‘ya teşekkür ediyoruz. Ne var ki AKP iktidarının tüm çabalara karşın sağduyuya yanaşmadığını ibretle izliyoruz. İstanbul Maltepe’de ilçe seçim kurulunun kendi sayımlarını iptal ettiğini, yeniden sayıma karara verdiğini dehşetle öğreniyoruz!

  • Bu tablo, iktidarın baskısının sanılandan çooook daha ağır olduğunun açık kanıtı…

AKP İstanbul belediye başkanlığını ne pahasına olursa olsun “kaptırmak” istemiyor. Buna mecbur – mahkum – tutsak hatta! Ama niçin böyle?? Bu sorunun yanıtı gerçekte herkesçe iyi biliniyor..
– Bir yandan yandaşlara ihaleler sürdürülüyor,
– bir yandan “arşiv temizliği” yapılıyor,
– bir yandan da yine yandaşlara ödemeler öne alınarak yapılıyor, kasa boşaltılıyor…

Bütün bu yüz kızartıcı işler, Sn. Aydınlı’nın deyimleriyle “iktidar” adına “saygınlık” ayaklar altına alınarak yapılıyor.. Tüm dünyanın gözleri önünde ve her türlü demokratik – ahlaksal – etik – hukuksal – insani – dinsel … değer ayaklar altına alınarak.. Toplumsal barış – huzur dinamitlenerek..

AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi sesleri ve görüntüleri ile izleyin :
https://youtu.be/KKxkccTS1DI

Başta YSK (Yüksek Seçim Kurulu) olmak üzere il – ilçe seçim kurullarındaki yetkili yargıçların bu çok tehlikeli traji – komik tabloya derhal son vermeleri gerekiyor..
Yiğitçe, gerekirse tüm baskıları topluma açıklayıp reddederek!
Yıkım (tahribat) giderek büyüyor ve onarımı olanaksızlaşıyor..
Halkla ve özgür iradesiyle “alay etmek” ülkemize çok ağır bedeller  ödetebilir..

Lütfen,,, inatlaşmayın, hak yemeyin, zerrece dürüst olun lütfen.. artık yeter..

Sevgi ve saygı ile. 14 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

MİLLİ İRADEYE SAYGILI OLMALIYIZ

MİLLİ İRADEYE SAYGILI OLMALIYIZ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Seçimler biteli bir haftayı geçti. Fakat sayımı bitmedi. AKP kazanana dek biteceği de yok gibi gösteriliyor. Tek adam rejimi işte böyle bir şeydir. Milli irade, gizli oy, açık sayım – döküm sözleri, seçimi yitirirse mevcut iktidara yabancıdır.

  • Seçimle alamazsak sayarak alırız.
  • Sayarak da alamıyorsak, yine sayarız,
  • Olmazsa bir daha sayarız… mantığı geçerlidir.

    Bunun hakla, hukukla demokrasiyle ilgisi yok. “Güç bende, istediğimi yaparım” dayatmasıdır!

Türk halkı bu anlayışa “HAYIR” demiştir. Kanıt mı arıyorsunuz? Altı büyük ilin beşini muhalefet almıştır. Demokrasinin gereği,seçimi yitirince hakkı teslim edebilmektir. Milli iradeye saygı budur. Yenilgiyi kabul etmemek, ısrarcı olmak, iktidarın kendi kendini yadsıması anlamına gelir. Dahası, kendisini de benimsediği kimi ilkeleri ve TBMM’nin koyduğu yasaları çiğnemesi anlamına gelir. Sandık görevlilerine ve kendi gözlemcilerine güvensizlik anlamına gelir. Oysa her şey açıkça ortadadır. İstanbul’da sonuçları normal koşullarda ve hukuksal olarak değiştirme olanağı yoktur. AKP, İstanbul’da 32 bin sandık için 280 bin dolayında Parti üyesini görevlendirdiğini seçim öncesinde açıklamıştır.

İktidarın, yitirdiği İstanbul BŞBB makamını devretmemedeki kör inadı, sağduyu sahibi herkesçe yadırganmaktadır. Böylesi bir seçenek hiçbir biçimde yok! Ama yeniden seçim olsa AKP bu oyu da alamaz, çünkü haksızlık ve hukuksuzluk sağduyulu herkesin tepkisini, hatta vicdan sahibi kendi seçmeninin bile tepkisini çekmektedir. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş gibi seçimin galibidir. Bunu bir an önce kabullenmek hukukun ve milli iradeye saygının, demokratik rejimin doğal ve vazgeçilmez gereğidir.

Gerçekte, 2014 yerel seçiminde muhalefetin ve Mansur Yavaş’ın itirazı dikkate alınmamış ve oylar yeniden sayılmamştı. Açıkça çifte standart uygulanıyor. Seçim yasaları ortada; Yasanın 112. madde­si çok açık; ‘somut delil’ gerekiyor ve ‘somut delili olmayan itirazlar da’ ince­lenemez” diyor. Sandık başında itiraz edilmemiş, şerh düşülme­miş, geçersiz oyların tekrar sayılmasını istemek huku­ken delilsiz itirazdır. YSK’nın 2014 yılında Mansur Yavaş’ın iti­razları karşısında almış ol­duğu 1199 sayılı kararın, şu an tam tersi yönde hareket ettiğini ilmek gerekiyor. Niçin acaba??

Öbür örneklere bakalım; YSK’nın İstanbul ve An­kara kararları, kendisinin geçmiş içtihatları­na, kararlarına aykırıdır. Öte yandan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili İYİ Parti’nin yaptığı itirazların reddi de İstanbul için vermiş olduğu kararların tam

İktidar kazanırsa “Milli İrade” yitiririrse “darbe” söylemi inandırıcı olamaz. Körü körüne ısrar ettikçe iktidar daha da çok yitirecek. Ulusal istence (Milli iradeye) saygılı olmak ve seçilenlerle birlikte İstanbul halkını daha çok mağur etmemek gerekiyor.

Sayın İmamoğlu, bir an önce, demokratik biçimde hak ettiği görevlerine başla(tıl)malıdır.

BARIŞ DİLİ KAZANDI

BARIŞ DİLİ KAZANDI

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Öncesi ve sonrası ile 31 Mart 2019 yerel seçimlerini yaşadık. Seçimler demokrasinin olmazsa olmazıdır. Seçim öncesi ve sonrasında kullanılan politik dil ise uygarlık ölçüsüdür. Seçimler öncesinde özellikle iktidar ve yandaşlarınca kullanılan söylem ne yazık ki uygar toplumların kullandığı türden değildi. Üzücüydü, gerilim ve öfke doluydu, ayrıştırıcı ve toplumu bölen – geren, hakaret eden, aşağılayan hatta dışlayan ve ülkeden kovan (!) türdendi.

Hain, zillet, kafir, adiler, terörist” sözcüklerinin havada uçuştuğu bir seçim kampanyası halkı birleştirici olabilir mi? Ülkenin yarısı bu sıfatlarla anılabilir mi? Kazara böyle ise vah o ülkenin haline. Bununla da kalınmadı; İslamın temel ritüellerinin yapıldığı kimi camilerde, iktidar partisinin şaşkınlık uyandıran ve tepki çeken toplantıları, propagandalarını.. üzüntüyle gözledik. Hatta bu kutsal mekanlardan rakip partilere kin ve nefret söylemleri yağdırıldı.

  • Dahası var; minarelere iktidar partisinin flamaları asıldı!

Kameralara ve videolara yansıdı, camilerde yemekli toplantılar bile düzenlendi. Diyanet’ten  hiçbir açıklama gelmedi. Birileri sürekli öfkeyle halka parmak salladı, tehdit etti, korku salmaya çabaladı.

  • Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun idamı bile yandaş bir gazetenin şaşkın bir muhabirince istenebildi! Artık kimlerin tetikçiliğini yaptı ise??

İYİ Partinin kadın lideri Akşener mahpusla tehdit edilebildi AKP genel başkanınca!?

Üzülerek belirtelim ki, kendi seçmenini “öküz” diye alaya alan vekillere bile tanık olduk bu seçim sürecinde.

Tarih bize gösteriyor ki; özünde adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi, insan hakları, laiklik olmayan hiçbir iktidar uzun ömürlü olamıyor.

Her şeye karşın asla ağzını bozmayan, toplumu bölünme ve gerilim tuzaklarına düşmeyen siyasal liderlerin seçim süreci boyunca barış dili kullandıklarını da unutmamak gerek. Takdirle karşılamak gerekiyor bu olgunluğu. Sayın Kılıçdaroğlu’ndan, Akşener’e, Karamollaoğlu’ndan, İmamoğlu’na, Alper Taş, Selahhattin Demirtaş’a.. Yine hakkını yemeyelim, Binali Yıldırım da -gönülsüz, hatır için katlanıp belli – belirsiz yürüttüğü kampanyasında- toplumu gerecek ve bölecek tutum ve davranışlardan kaçınmışlardır. Burada şunu da belirtelim ki; Yıldırım uzun yıllar Milletvekilliği, Başbakanlık, TBMM Başkanlığı yapmış bir kişidir. Oy sayımları bitmeden “AKP kazandı” açıklaması yapması, işi oldu bittiye getirme girişimi hiç hoş ve şık olmamıştır.

Bu seçimin kazananı öncelikle barış dilini kullananlar, Sayın Ekrem İmamoğlu ve önemli ölçüde de CHP’dir. “Önemli ölçüde” diyoruz, çünkü iktidarın dibe vurduğu, akla gelen – gelmeyen her olumsuzluğun çok yaşandığı, ekonominin battığı bir ortamda buna ancak sınırlı başarı denir.

İstanbul tüm Türkiye’nin bireşimidir (sentezidir). CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’ nun saygın uğraşını asla azımsamamak gerek. Seçim öncesi hazırlıkların tümünü O yaptı. Salt Adalar’da 6 (altı!) bin gerçek dışı seçmen belirledi, yine altı bini aşkın yüz yirmi yaşın üstünde yaşayan seçmenleri saptadı ve dahası; ıslak imzalı seçim tutanaklarının kazaya uğramadan CHP’ye eksiksiz ulaşımını sağladı. İstanbul BŞB Başkanlığı adayı E.  İmamoğlu ise dingin,
serinkanlı, dinamik tutumu ile iyi bir takım (ekip) oluşturdu. Başarı takım işidir. İmamoğlu tüm baskılara karşın pes etmedi. Süreci ustalıkla ve çok iyi yönetti. “Adam kazandı” demedi. “Kimsenin hakkını yemem, hakkımı da yedirmem” söylemi, kararlılığın ve başarının anahtarı olacak gibi; iktidarın bıktırıp – usandıran mızıkçı ve özünde kötücül itirazları sonlandığında…

Kılıçdaroğlu’nun gece CHP genel merkezi önünde toplanan kalabalığa; “Zafer düşmana karşı kazanılır. Zafer değil, bir başarı bu!” sözleri barış dilinin, uygar insana ve lidere yakışan yansımaları, seçim yarışının özü ve özetidir.

O nedenle; ona buna parmak sallama, öfke, tehdit, şantaj, kibir, alaycılık, beka sömürüsü, çadır marketçiliği, en ağırından din ticareti.. yitirmiş; barışı savunarak bu dili kullananlar, özgürlük, hukuk, demokrasi, laiklik, birlikte barış içinde yaşama... yanlıları umut olup kazanmıştır.