Türk Tabipleri Birliği Uyarıyor

Erinç Yeldan

Türk Tabipleri Birliği Uyarıyor

09 Eylül 2020, Cumhuriyet
İnsan mı, ekonomi mi?
Covid-19 salgınının patlak verdiği günlerden bu yana yedi ay geçti. Siyaset, bu ortamda hâlâ insan yaşamının her tür çıkar kaygısının üstünde olduğu ve olması gerektiği gerçeğini kabullenebilmiş değil. Bu satırların yazıldığı sırada dünyada toplam olgu sayısı 27 milyon 436 bin kişiyi aşmış; virüs nedeniyle yaşamını kaybedenlerin sayısı 896 bin kişiye ulaşmış idi. 7 Eylül itibarıyla, Sağlık Bakanlığınca yayımlanan resmi verilere göre, ülkemizdeki aktif olgu sayısı 281 bin 509 kişi; yaşamını kaybedenlerin sayısı ise 6 bin 730 idi.
Türkiye, dünyanın en kalabalık 17. ülkesidir. Aynı tarih itibarıyla, ülkemiz dünyada Covid-19 doğrulanmış¸ olgu sayısında 18. sırada, Covid-19 doğrulanmış¸ ölüm sayısında 22. sırada, milyon kişi başına düşen doğrulanmış¸ olgu sayısında 76. sırada (3331), milyon kişi başına düşen doğrulanmış¸ ölüm sayısında ise 58. sırada (80) yer almaktaydı.

Covid-19 pandemisinin ülkemizde de görülmeye başlandığının resmi olarak açıklanmasının üzerinden yaklaşık altı ay geçmiş durumda. Ancak, özellikle haziran başından bu yana izlenmiş bulunan resmi yaklaşım, salgının yayılmasına karşı alınmış olan önlemlerin “ekonominin gerçekleri doğrultusunda” gevşetilerek, hastalıkla mücadelede vatandaşın birincil derecede sorumlu ilan edilmesi ve salgınla baş başa bırakılması stratejisine dönüştü. Nitekim, bu gerçekler ışığında Türk Tabipleri Birliği (TTB) ne yazık ki bizimle şu satırları paylaşmak zorunda kalmış idi:

“… ülkemiz genelinde ne çalışma yaşamı, ne sağlık, ne eğitim ne de üniversite vb. herhangi bir alana yönelik olarak bütünlüklü, bilimsel bilgiye dayalı ve toplumsal gereksinimleri önceleme özelliklerini birlikte taşıyan herhangi bir kamusal düzenleme gerçekleştirildi.” 

TTB, 26 Ağustos tarihinde Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan “COVID-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik Tedbirler” genelgesine yönelik olarak, Salgın Çalışma Yaşamında Ayrım Yapmıyor! uyarısını yapıyor ve şu tespitleri bizlerle paylaşıyordu:

“Genel bütçeden doğrudan kamusal mali destek kararıyla işverenler öncelenirken, tüm emekçiler, esnaf ve işsizler görmezden gelindi. Çalışma koşullarına ve çalışanlara yönelik düzenlemelerde de özel sektör, tarım sektörü ve kayıt dışı alanlar yok sayıldı. 

Hükümet, sorumluluğunu yerine getirmekten, sermaye gruplarıyla karşı karşıya gelmekten salgının yayılması, ölümlerin artması pahasına ısrarla kaçınıyor. … Çalışma koşulları ile çalışanlara yönelik olarak, pandeminin gerektirdiği nitelik ve nicelikteki düzenleme ile denetimler özel sektör söz konusu olduğunda yok sayılmaya devam ediliyor.” 

Türk Tabipleri Birliği, salgının ülkemizde denetim altına alınamamasının önemli nedenlerinden bir tanesinin bu tutumun sürdürülmesi olduğunun altını çizmektedir. TTB “… hem çalışma koşulları hem de çalışanların özlük haklarına ve sağlıklarına yönelik bütünlüklü, bilimsel bilgiye dayalı ve toplumsal gereksinimleri önceleme özelliklerini birlikte taşıyan düzenlemelerin zaman geçirilmeden yapılması” gerekliliğini vurgulamakta; sağlık emekçilerine yönelik olarak da şu tedbirlerin ivedilikle alınmasını talep etmektedir:

1. COVID-19 hastalarıyla ilgili birimlerde görevli çalışanların çalışma saatleri ve iş yükleri fiziksel ve ruhsal sağlıklarını koruyacak şekilde düzenlenmelidir.

2. Sağlık çalışanı ebeveynlere, çocuğunun bakımı ve sağlığı ile mesleğini icra etme ve geçimini sağlayabilme arasında seçim yapmaya zorlamadan ücretsiz kreş, çocuk bakım desteği ya da ücretli idari izin gibi olanaklar sağlanmalıdır.

3. Temel ücretlerinde emekliliğe de yansıyacak şekilde düzenleme yapılmalı; performans ödemeleri Ocak 2021’e kadar en üst seviyeden ödenmeli, çalışanların hastalık izni ve rapor nedeniyle ücretlerinde kesinti uygulamasına son verilmelidir.

4. COVID-19 hastalığı, bütün sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir. Düzenleme geriye dönük olarak da geçerli olmalıdır.

Yazımızı bitirirken ilk satırlara geri dönmek elzem: Önce insan!

Döviz sorunu

Erinç Yeldan
05 Ağustos 2020, Cumhuriyet

  • Dövizin fiyatının ucuz kılınması on yedi yıllık AKP hükümetlerinin en önemli kaygısı olageldi. Dövizin fiyatının (Dolar ya da Avro kurunun) ucuzluğu bir yandan tüketim talebini kamçılayarak genişleyici bir konjonktür yaratıyor, bir yandan da ithal edilen ara ve yatırım mallarının fiyatlarını ucuzlatarak, enflasyonist baskıların hafifletilmesi işlevi görüyordu. Yerli sanayinin çökertilmesi ve işsizliğin yapısal olarak kalıcı hale dönüştürülmesi pahasına yaratılan bu sanal genişleme, AKP’nin ekonomik mucize öyküsünün temelini oluşturmaktaydı.

Okumaya devam et Döviz sorunu

İstihdamın Çöküşü

İstihdamın Çöküşü

Ulusal ekonomide sanayi üretiminin nisan ayında % 40 ile 60 arasında daralmış olduğu, 3.5 milyon işçinin “kısa çalışma ödeneği” programı altında “istihdam ediliyor” diye nitelendirildiği koşullar altında TÜİK’in paylaşmakta olduğu “açık” işsizlik verileri, işgücü piyasalarında yaşananları açıklamaktan uzaktır. Türkiye ekonomisi ne yazık ki karşılaştırmalı gelişmekte olan piyasa ekonomilerine görece Covid -19 salgınının yarattığı ekonomik ve sosyal krizden en derin etkilenen ülkeler arasındadır. Resmi veriler ise “Avrupa standartları” ve benzeri savlarla ulusal ekonomide yaşanan tahribatı istatistik tanımlarının ardına gizlemektedir.

İşgücü piyasalarına ilişkin alternatif istatistiksel hesaplamalar, bağımsız araştırmacılar yanında DİSK’in Araştırma Dairesi tarafından da düzenli paylaşılmaktadır. DİSK-AR uzmanları en son olarak Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Covid -19 salgınının yarattığı iş kayıplarını yakından izlemek üzere geliştirdiği metodolojiyi kullanmaktadır. Buna göre Covid -19 nedeniyle çalışılmayan su¨reler istihdam kaybı olarak hesaba katılmakta ve salgın nedeniyle meydana gelen toplam fiili iş kayıpları bulunmaktadır.

Bu metodolojinin ulaştığı sonuçlar çarpıcıdır:

  • Covid -19 nedeniyle meydana gelen fiili iş kaybı 9.4 milyon kişidir. Böylelikle, nisan ayı itibarıyla yeniden hesaplanan geniş tanımlı işsiz sayısı (tam zamanlı istihdam kaybı dahil) son bir yılda 10 milyon 759 artış göstermiş ve 17 milyon 722 bin kişiye yükselmiştir.  

  • İstihdamdaki daralma cinsiyet eşitsizliklerini de beraberinde yansıtmaktadır. DİSK uzmanlarının bulgularına göre geniş tanımlı işsizlik oranı erkeklerde Nisan 2019’da %16.5 iken 2020’de %25.9’a, kadınlarda ise Nisan 2019’da %26.5’ten 2020’nin nisan ayında %34.1’e yükselmiştir. 

  • Kadın emeği, işgücüne katılmaktan giderek vazgeçerken bir yandan da evde artan sosyal sorumluluklarla baş etme uğraşındadır. Nitekim kadınlarda Nisan 2019’da toplam işgücüne katılma oranı %52.9 iken, Nisan 2020’de bu oran % 47.2’ye değin gerilemiş durumdadır.

Resmi verilere geri dönersek, son derece dar kapsamlı tanımlamalar altında dahi TÜİK verileri Nisan 2019’da 28 milyon 199 bin olan toplam istihdamın, son bir yılda 2 milyon 585 bin kişi azalarak 25 milyon 614 bine gerilemiş olduğunu belgelemektedir. Gerçekten işbaşında olanların sayısı ise bir yılda tam 7 milyon 100 bin kayba uğrayarak, 20 milyon 456 bin kişiye gerilemiştir.

  • 80 milyon nüfuslu “yeni” Türkiye, nüfusunun sadece dörtte birini işbaşında tutabilmektedir!

Cin şişeye sığmıyor

Cin şişeye sığmıyor

Erinç YELDAN
Cumhuriyet, 17 Haziran 2020

Geçen hafta içinde TÜİK 2020 Hanehalkı İşgücü Araştırması (HİA) şubat-mart-nisan ayları ortalaması sonuçlarını açıkladı. Buna göre işsizlik oranı 0.9 puanlık azalış ile % 13.2 düzeyinde gerçekleşti. TÜİK’in resmi verileri Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısının 2020 Mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 573 bin kişi azalarak 3 milyon 971 bin kişiye gerilemiş olduğunu dile getirmekteydi.

Resmi verilerde paylaşılan işsizlik oranı ve sayısı, Covid-19’un yarattığı depremi yansıtmamaktadır.

Ancak sözlerimize devam etmeden önce, 13 Mayıs tarihli yazımızda da özetlediğimiz üzere, resmi istatistiklerde geçen “işsiz” tanımını anımsamamızda yarar var. TÜİK uluslararası düzeyde kabul alınan biçimiyle, işsiz nüfusu şu şekilde tanımlıyor: “Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan (kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiçbir işte çalışmamış ve böyle bir iş ile bağlantısı da olmayan) kişilerden iş aramak için son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan 15 ve daha yukarı yaştaki fertler işsiz nüfusa dahildirler.”

Dolayısıyla, işsiz sayılmak için iş arıyor ve işbaşı yapmaya hazır olmak gerekiyor. İş aramaktan vazgeçen ve işgücüne katılmayan nüfus “işsiz” tanımına dahil değil. Böylelikle TÜİK’in yöntemine göre, kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği alan işçiler iş aramadıkları için işsiz kapsamında sayılmamaktadır. Ancak, İŞKUR verileri bugüne değin 3.5 milyon işçi için kısa çalışma ödeneği başvurusu yapıldığını ve 1 milyona yakın işçinin de ücretsiz izin ödeneği almakta olduğunu belgeliyor. Dolayısıyla bu tanımlar dahilinde hesaplanan işsizlik verileri, krizin istihdam ve iş kaybına yönelik olumsuz etkilerini doğru olarak yansıtamamaktadır.

Nitekim, DİSK Araştırma Dairesi Haziran 2020 İstihdam Raporu’nda TÜİK verilerinde istihdamın Mart 2019’dan bu yana 1 milyon 662 bin azalmış olduğunun altını çizmektedir. Ancak bunun da ötesinde DİSK araştırmacıları ILO tarafından kullanılan eşdeğer tam zamanlı istihdam kaybı yönetimi aracılığıyla Covid-19 döneminde yaşanan istihdam kaybını daha açık ve kapsamlı olarak hesaplamaktadır. DİSK’in, ILO metodolojisinden yararlanarak “geniş tanımlı işsizlik” kavramı altında hesaplamış olduğu verilere göre Covid-19 nedeniyle meydana gelen eşdeğer iş kaybı 5.6 milyon olarak gerçekleşmiştir.

Bu arada Mart 2019’a görece, revize edilmiş geniş tanımlı işsiz sayısı (tam zamanlı istihdam kaybı dahil) 13 milyon 385 bine yükselmiş durumdadır. 33 milyon 966 bin olarak kabul edilen geniş işgücüne göre hesaplandığında, geniş tanımlı işsizlik (istihdam kaybı dahil) oranının %39’a ulaştığı görülecektir.”
***
Diğer yandan, Cumhurbaşkanlık Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nca (SBB) TÜİK’ten derlenmiş olan veriler, üretim sektörlerinde yaşanan kayıpların boyutunu ortaya koyuyor. SBB verilerine göre nisan ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre toplam sanayi üretimi %31.4, imalat sanayii ise %33.2 daralma göstermiştir. Sanayi sektörlerindeki gerileme, ara mallarında %27.8; yatırım mallarında % 42.5; dayanıklı tüketim mallarında ise %49.3’e ulaşmıştır.

  • Türkiye, aynı bundan önce 2009 küresel finans krizinin yansımalarında da olduğu üzere, dünya ölçeğinde Covid-19 krizinden en derin olarak etkilenen ekonomiler arasındadır.

Bu olgu Türkiye ekonomisinin yıllardır uğratılmış olduğu neoliberal tahribatın ve kırılganlığın doğrudan sonucudur.

  • Aksine tüm resmi söylemlere karşın, cin şişeye sığmamaktadır.

***
Not  : Covid-19 salgınının yaratmış olduğu ekonomik krizin işsizlik ve üretim tahribatının boyutları ODTÜ’den Profesör Ebru Voyvoda ile ulaşmış olduğumuz öngörülerle örtüşmektedir. Salgının ekonomik etkilerinin geniş ölçekli bir makro ekonomik modelleme ile incelendiği ve krize karşı geliştirilebilecek emek yanlısı ekonomi politikalarının daha geniş bir sunumunun yer aldığı rapora, Bilim Akademisi yayın organı Sarkaç sitesinden başvurulabilir:  https://sarkac.org/2020/06/ salgin-turkiye-ekonomisi-ve-gercekci-bir-kamu-politikasi-onerisi/  

İŞSİZLİK

İŞSİZLİK

Erinç YELDAN
Cumhuriyet, 20.11.19

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) her ayın 15’inde Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklamakta olduğu “Hanehalkı İşgücuü Araştırması” sonuçları üzerine “İşsizlik ve İstihdam Raporu”nu kamuoyu ile paylaşmakta. Türkiye’de sürekli olarak yayımlanmakta olan ve kanımca en kapsamlı ve güncel veriler ile donatılmış söz konusu raporun 15 Kasım tarihli sayısı Türkiye ekonomisinin en derin sorununu açıklıkla ele almakta. Satırbaşlarıyla özetlemek gerekirse;

  • Krizin 1. yılı geride kalırken işsizlik artmaya devam ediyor, istihdamdaki azalış sürüyor. Ağustos 2018’de 3 milyon 666 bin olan mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsiz sayısı, Ağustos 2019’da 976 bin artarak 4 milyon 642 bine yükseldi.
  • Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 2.9 puan artarak %11.3’ten % 14.2’ye yükseldi.
  • İşsizlikte en yoğun artış ise genç ve kadın işsizliğinde gerçekleşti. Genç kadın işsizliği Ağustos 2018’de %26.4 iken 8.2 puan artarak % 34.6 oldu.
  • Türkiye işgücü piyasalarındaki tıkanma yalnızca işsizlik oranları ile sınırlı değil. İstihdamda da büyük bir daralma yaşanmakta. Ağustos 2018’de 28 milyon 830 bin olan mevsim etkisinden arındırılmış istihdam, 762 bin kişi azalarak Ağustos 2019’da 28 milyon 68 bine geriledi. Aktif sigortalı olarak çalışanların sayısı son bir yılda 413 bin kişi azaldı.

2018 Ağustosu’ndan, 2019’a…

DİSK-AR raporunun işsizlik türlerinin özetlendiği grafiği ise bir eylem afişi niteliğinde. Türkiye ekonomisinde derinleşmekte olan reel üretim ve sistemsel krizin emekçileri ilgilendiren en temel boyutu olan istihdam tahribatı ve işsizlik sorununu aşağıda paylaşıyorum.

Şekilde, elimizdeki son veri olan Ağustos 2019 (temmuz-ağustos-eylül ayları ortalaması) ile 2018’in aynı döneminin karşılaştırılması var. DİSK-AR çalışanları tarafından TÜİK’in resmi verilerinden derlenen şekil, ekonomide giderek derinleşmekte olan işsizlik sorununu tüm çıplaklığıyla özetlemekte. İsşizlik sorununun artık yapısal ve sistematik bir boyutta olduğunun en çarpıcı göstergesi, “ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı”. Bu rakam %34 ile OECD ülkeleri arasında en yüksek orana ulaşmış konumda. Atıl olarak sistemin dışına itilmiş gençlerin, tüm genç nüfusun üçte birine ulaştığını belgeleyen bu rakam, Türkiye’nin gelecek potansiyeline ilişkin kaygılarımızı derinleştiriyor.

Kaynak: DİSK-AR, İşsizlik ve İstihdam Raporu, Kasım 2019.

Türkiye’de “toparlanma / dengelenme” gibi söz oyunlarıyla geçiştirilmeye çalışılan ekonomik ve sosyal krizin en somut göstergesi işsizlik ve “insan onuruna yakışan işin tahribatı” olarak gözleniyor. İşsizlik sorunun yapısal nitelikli boyutları ise finans burjuvazisinin spekülatif dünyasının çıkarlarına indirgenen ve “önce enflasyonu düşürelim gerisi hallolur” mantığına dayandırılan kemer sıkma politikalarıyla çözülemeyecek ölçüde derin ve ciddi.
===================
Dostlar,

Bu gün gazetelerde BASİSEN‘in tam sayfa ilanları vardı. Banka – Finans ve Sigorta İşçileri Sendikası, deyim yerinde ise “feryat” ediyor, işten çıkarmalara isyanını haykırıyordu. Bu sektörün patronlarının, “değişen müşteri davranışı ve teknolojik gelişmeler” i gerekçe göstererek işten çıkarmaları yaygınlaştırmışlardı..

Sendika, patronları banka emekçilerinin ekmeğiyle oynamamaya çağırıyor, “fesihin son çare olması” ilkesini anımsatıyor. Bu yakıcı olay bize, 1760 Sanayi Devrimi ile üretimin makineleşmesiyle işsiz kalan emekçilerin “makine kırma eylemleri” ini anımsattı..

AKP iktidarının başı, nüfusun artmasını, her ailenin 3,4, 5.. çocuk yapmasını istiyor. Öte yandan, Türkiye nüfusu geçen yıl (2018’de) %1,47 hızla büyüdü ve net olarak 1,2 milyon kişi daha arttı. Nüfus artış hızının Dünya ortalaması ise %1,1 (UNFPA, 2018). Bankacılık – finans sektöründe işverenlerin emekçileri işten çıkarma gerekçesi “değişen müşteri davranışı ve teknolojik gelişmeler” olup, yakıcı da olsa, acı da gelse bir gerçektir.

Öte yandan robotlar giderek üretimde yaygın yer almaktalar. Yapay zeka yüklenen son kuşak robotlar, yazında (literatürde) MER kısaltmasıyla tanımlanmaktadır : Men Equivalent Robot.. / İnsan Eşdeğeri Robot! Bu teknolojik sıçramalara koşut olarak MER‘ler, önümüzdeki birkaç on yıla kalmadan, 800 milyon dolayında insanı işsiz bırakacaktır. Şimdiden, simgesel birkaç canlı işçi ve gerçek mühendis dışında üretimin tümüyle robotlara dayandığı dev fabrikalar vardır. Mercedes, BMW fabrikaları tipik örneklerdendir.

Hele fabrikalardaki bu yapay zekalı akıllı robotlar hatta insansı Androidler ve öbür üretim gereçleri birbiriyle internet üzerinden iletişim kurabilir aşamaya ulaştıklarında, IOT devrimi ile (nesnelerin interneti) kol gücüne gereksinim iyice azalacaktır.

Türkiye’de AKP iktidarı ve bu iktidarın başı muktedir, andığımız güncel çarpıcı gelişmelerden tümüyle habersiz midir? Neden hala nüfusun hızla artmasını akıl almaz biçimde teşvik etmektedirler? AKP = Erdoğan neden “..3, 4 hatta 5 çocuk, Allah ne verdiyse yapın..” diyebilmektedir? 2018’de nüfus artış hızımız %1,47 ile dünya ortalaması %1,1’in (UNFPA 2018) neredeyse 1,5 katıdır ve net olarak 1,2 milyon artmıştır. Aynı sürede 1 milyona yakın insan işsiz kalmıştır (istihdam yitimi). Artık AKP’nin de yadsıyamadığı biçimde işsizlik %14 gibi korkunç bir orana varmıştır. 7 milyonu aşkın insan işsizdir! Bu tablo hiçbir zırva ile tevil edilemez.

Aşırı hızlı, gereksiz ve akıl dışı nüfus artışı frenlenmek zorundadır. HER AİLEYE BİR ÇOCUK SEFERBERLİĞİ başlatılmalıdır hemen.. Sayıları 200’ü aşan her ile 1 “üniversite” (!?) poitikası çirkin bir popülizm örneği idi ve ülkemize anlamlı hiçbir katkısı olmamıştır. Oysa maliyet korkunç büyüktür. Yükseköğrenimde 8 milyona yakın genç vardır ve 18. yılında tek başına iktidarda olan partini başı, üniversite bitiren herkes iş güvencesi olmadığını / olamayacağını belirtebilmektedir.

Türkiye İHO – İHL – İlahiyat Ön lisans / Lisans kuşatması ile eğitimde – yaşamda dincileştirmeye son vermek zorundadır. Gençler, iş sahibi olabilecek biçimde günümüzün ağır rekabetçi küresel koşulları gözetilerek eğitilmelidir. Geçerli meslekler edinmeli, yetkin bilgi – beceri kazanmalı, temel yabancı dilleri öğrenmelidirler.

Türkiye neden bu denli kötü yönetilmektedir?

Bunca ağır tabloya sürükleniş “rastlantı” olabilir mi?

Yöneticiler bu denli aymaz (gafil) – sapkın (dalalet içinde) hatta hıyanet içinde olabilir mi? Böylesi bir kritik sorunun akla gelmesi bile başlı başına ürkünç (vahim) bir durumdur.

Böylesine katlanılmaz ve artık sürdürülemez politikalarda ısrar edilirse, Türkiye’yi içinden çıkılmaz çok daha ağır sorunlar, bunalımlar (katastrofi) beklemektedir. Siyasal tarihte benzer örnekler yok değildir. Böylesi bir tabloda AKP’nin molekülleri bile kalmaz. Örn. 2001 bunalımı sonrası siyasal yaşamdan silinen partiler gibi.. AKP yönetimini bir kez daha sağduyuya, bilimsel akılcılığa çağırıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 21 Kasım 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com