Evrimi yurttaşlarına yasaklamak, demokrasi ve insan hakları sorunudur

Evrimi yurttaşlarına yasaklamak, demokrasi ve insan hakları sorunudur

Orhan Bursalı

Cumhuriyet, 01.08.2017

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

 “Evrim okutursak, çocuklar ateist olurlar..” Böyle diyordu biyoloji bilimi “üstadı”. Biyoloji okudu, biyoloji üzerine araştırmalar yaptı ve yayımladı, evrimi de okudu ve şimdi hem biyolojinin en temel yasasına ihanet ediyor hem de “Evrimi öğretmek ateizmi öğretmek demektir” diyor.

Ama kendisi ateist olmamış (çok şükür!). Felsefi açılımlar ve derinlikler gerektiren konularda “ateist olurlar” gibi üstünkörü laf ebeliği yapmak, ancak siyasi arka planda birtakım niyetlere, beklentilere sahip olmak demektir. Bakıyoruz, iktidar partisinden milletvekili adayı olmuş. Rektörlüğe adaylığını koymuş. Eh, bugün evrim meselesine bu tür yaklaşımının, şüphesiz ki siyasi iktidarın dikkatini çekecek, siyasette ve üniversite tepesine gelmek gibi hırslarına yardımcı olacak başlı başına etken olacağını düşünmektedir.
Evrim okuyan herkes ateist olsaydı, dünya bambaşka olurdu! “Şunu okursan, böyle olursun..” tam bir zırva yaklaşımdır.

Evrim meselesini yurttaşına yasaklarsan:
a) İnsanlarına büyük haksızlık yapmış, dünyada olan bitenlere karşı onu hazırlıksız, bilgisiz bırakmış olursun. Belki de evren ve dünyanın oluşumu, yerkürede hayatın (insanın değil!) 3.5 milyar yıllık yolculuğu konusunda, hatta bugün evrimsel biyoloji ve antropoloji konusunda dünya çapında işlere, araştırmalara imza atacak ve kendisine ve ülkeye büyük kazanımlar sağlayacak insanlarımıza yolu, kapıyı kapatmış olursun.
Bu temel insan haklarına aykırıdır. Öğrenme hakkına tecavüzdür. İnsanın neyi nasıl seçeceğine ilişkin seçme hakkını ortadan kaldırmaktır. Bu demokrasiye aykırıdır. Bazılarının “Evrim meselesinin demokrasiyle ne ilgisi var” gibi, şeyler arasında bağlantı kurmada sıfır yeteneğine rağmen!
Avrupa Birliği bu nedenle evrimin öğretilmesiyle demokrasi arasında birebir ilişki kurmuştur!

Milli Eğitim’e dava açılmalı

Evrimi yasaklamak, anayasaya, insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır. Bu gerekçelerle eğitim müfredatı yapıcı ve uygulayıcılarına, Milli Eğitim’e, Bakan’a hızla ve burada belirttiğim ciddi gerekçelerle dava açılmalıdır.
Hiçbir iktidar, tüm dünyada okutulan (İran’da bile! Suudiler ve Afganistan dışında) çok temel bir konuyu yurttaşlarına siyasi, dini, ideolojik nedenlerle yasaklayamaz ve yurttaşlarının çağdaş bilgi edinme, öğrenme, araştırma yapma hakkını gasp edemez.
Bu konu salt demokrasi ve insan hakları konusu değildir.

b) Avrupa’nın, Amerikalı Evangelist kreatoristlerin başlattığı, bilimin öğretilmesine karşı açtıkları bu saldırıyı püskürtmede duyarlı olmalarının çok ciddi bir nedeni daha var: Biyoloji, evrim dünyanın en büyük araştırma ve bilgi üretme alanlarından biri… Bu alan, AB’nin yakın ve uzak geleceğini doğrudan etkileyeceği için. Bu alan aynı zamanda dünyada bir bilgi gücü ve egemenlik kurma alanıdır.

Olay yeri yerküredir!
Çünkü dünyada üstünlük ve zenginlik yaratmanın günümüzde en önemli ve belki de tek yolu, bilim ve teknolojiyi ilgilendiren her alanda dünyada başa güreşmektir.

  • Avrupa zaten bu amaçla kiliseyi, Papa’yı Vatikan’a hapsetmiş,
  • Hıristiyanlığın siyasi karar verici niteliğini yok etmiş ve onu
  • bir kültürel yaşanan olay, insanların dini gereksinimlerine yardımcı olmakla sınırlandırmıştır.

Bu Avrupa’nın en büyük devrimidir ve tüm Kıta’da gelişmenin yolunu açmıştır!
Çünkü her şey (tüm olaylar!) yerküre üzerinde geçmektedir!

Bunu görmeyen, ıskalayan, bu olaya katılmayan ülkelerin, yerkürede yeri yoktur.
Hayır hayır vardır: Yerküre oyuncularına kölelik, onların sömürgesi olmak.. Sefalet, yoksulluk, parçalanmak ve sürekli dayak yemek.
Size İslam dünyasının hali pür melalini anlattığımın farkındasınız.
Evrim konusunu ve yerkürenin gelişiminin dört dörtlük anlatılmasını önlemek, aynı zamanda ülkemizin de gelişimini, bilim ve teknolojide başa güreşmesini önlemek anlamına gelir.
Açılacak davanın en can alıcı ikinci yönü de budur..
Tabii ki sürdüreceğiz…
=========================================
Dostlar,

Bravo sevgili dostumuz Orhan Bursalı…
Dünkü yazınızı da yayımladık..
Daha önce de yer vermiştik Evrim bağlamındaki yazınıza..

Biz de sizin tümcenizi kullanalım :
Tabii ki sürdüreceğiz siz yazdıkça…..

Bu yazınızla yakaladığınız ciddi hatta kritik bir makro boyutudur Evrim kuramı öğretiminin yasaklanmasının.

Sevgi ve saygı ile. 02 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Evrim: İnsanın kökeni 3.5 milyar yılda küçük bir ayrıntıdır

Evrim: İnsanın kökeni
3.5 milyar yılda küçük bir ayrıntıdır

Cumhuriyet, 31.07.2017
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Harran Üniversitesi’nde profesör, üstelik biyoloji profesörü. Ve botanikçi, araştırma makaleleri var; araştırmalarında evrimsel gelişmeyi de net görürsünüz. Mesleki dergilerde yayımlanan bu makalelerin hiçbirinde ne evrime bir saldırı var ne de yaratılışçılığı övenlerle ilgili bir yorum. Böyle bir şey yapsa hiçbir bilim dergisinde makalesinin tekini bile yayımlatamaz, nal toplar ancak. Bunu biliyor, akademik unvanını elde edebilmesi için de bu makalelerin uluslararası bilimsel kurallara uygun olması gerekir.
Bir kongre düzenliyor: “1. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi”. Yani Evangelist vb. kreatoristlerin (AS: Yaradılışçılar) bir araya geldikleri yer olacak. Bilime karşı bildik tezlerin bu kez Türkiye’de tekrarlanacağı bir arena.
Sahtekârlıkları almış başını gidiyor. Mesela Prof. Aziz Sancar’ı alet ediyorlar, güya demiş ki: “Ben Müslümanım, evrime inanmıyorum…” Sancar’ın böyle bir sözü yok. Dediği şu:

  • “Ben Allah’a inanıyorum, evrim ise bir inanç konusu değil bir gerçek, güneşi balçıkla sıvayamazsınız. Kreatoristlerle de bir ilgim yok.”
    Bunu oradan çıkarmadıkları sürece, hepsini sahtekâr ilan etmeyi sürdüreceğim. Üstelik Sancar’la konuşmamı içeren Evrim bir gerçek yazımı okudukları halde. Kongre parasını da Harran Üniversitesi ile bölgenin devlet yönetim birimleri vb. karşılıyor.

‘Bizim çocuklar aptal, anlamaz’
Diyor ki: “Evrimi üniversite öncesi eğitim müfredatından çıkardık. Çocuk okulda evrim okuyacak, eve gelince de seccadeyi rafa kaldıracak, bu çelişkiyi yaşatamayız çocuklara.. Bizim kültürümüzde evrim diye bir şey yok.”
Kültürümüz dediği, ülkenin büyük çoğunluğuna dayatılan “evrim yanlıştır” inancı. Bu ülkenin bilimine, aydınlığına, geleceğine en büyük ihanetlerden birini yapıyorsunuz. Gelişmiş ülkelerin köleliğini dayatıyorsunuz hâlâ.
Yok soyut bir şey evrim, çocuklar anlamaz gerekçeleri de bir başka yalan. İranlı çocuklar üniversite öncesi sayfalar dolusu evrim okuyor.
İran’da ilköğretim beşinci sınıftan itibaren fosiller öğretiliyor; ortaokul son sınıfta Yaşamın Kökeni ana başlığı altında Türleşme ve Evrim, Popülasyon Genetiği, Popülasyon Dinamikleri gibi başlıklar altında Evrim konusunda 60 sayfalık kapsamlı bilgiler veriliyor… Darwin’in evrim kuramına da 11 sayfa ayrılıyor.
Avrupa’da tüm okullarda evrim, bilimin en önemli gerçeği diye okutuluyor, onların hepsi anlıyor.. Ama bizim çocuklar aptal, öyle mi? Evrimin zerre kadar bir soyut yönü yok. Hepsi kanıtlara dayalı. Hayatın Kökeni pek çok bilimin ana dayanağıdır. Ve çok somuttur. En soyut matematiktir. Matematiği öğrencilerimiz anlıyor, ama evrim gibi çok somut bir gerçeği anlamaz.. Türkiye’yi aptal yerine koymanın diz boyu…
Yalanın bir yönü de şu: Evrim, “nihayetinde insanın oluşumuna ilişkin bir akılyürütme biçimi”.. 200 yıllık evrim araştırma müktesebatına, sen kalk “bir akıl yürütme biçimi” diye, cahil bile denemeyecek, kahvehane kültüründe bile insanların destur diyecekleri bir şekilde saldır.
Evrimin üniversitede okutulacağı da başka yalan. Evrim konusunu ancak biyoloji öğrenimi görecekler okur (AS: Biz Hacettepe Tıp’ta 1. sınıfta okuduk 1971-72). Başka hemen hiçbir bölümde sözü bile edilmez. Ne yani iktisat, finans, halkla ilişkiler, hukuk vb. okuyanlar evrim mi okuyacaklar?

İnsanın kökeni sadece bir ayrıntı
Evrim teorisi içinde insanın kökenleri, son derece küçük bir detay! Teori, canlıların aşağı yukarı 3.5 milyar yıl önce ortaya çıkmasından beri, maya hücrelerinden dinozorlara kadar bütün yaşam biçimlerinin birbiri ile ilgisini ortaya koyan bir bilimsel çerçeve. DNA deşildikçe bu çerçevenin içi çok daha incelikle dolup duruyor. Aşağıdaki İngilizce metin, maya hücreleri ile insan DNA’sı arasındaki ortak yönleri anlatan sıradan bir yazı:
www.sciencemag.org/ news/2015/05/yeast-can-livehuman- genes

Bir bilimci dostum gönderdiği notta diyor ki: “Tesadüfen dünyada insanlar olmasaydı -aslında 300.000 yıl öncesine kadar yoktular- evrim, Darwin’in anahatları ile çizdiği, Mendel, Crick ve Watson’un ise mikroskopik mekanizmalarını açıkladığı senaryoya göre gerçekleşecekti. İnsanlar sahneden çekilince de süreç devam edecek, zaten ediyor. Bunun ‘nihayetinde insanın oluşumu’ konusuna indirgenebileceğini düşünmek için bütün bunlardan bihaber olmak lazım…”
Bilginin sınırı olmadığı gibi, cehaletin de yok.. Tabii, ülkeye kötülüğün de…
============================
Dostlar,

Teşekkürler değerli dostumuz Orhan Bursalı!
Eskilerin “fikri takip” dedikleri işte budur..
Evrim konusunda Türkiye’ye – Türk insanına kurulan hain tuzağın peşini bırakmıyor.
Bursalı, Berlin’de mühendislik eğitimi almış, pozitif bilim terbiyeli nitelikli bir aydındır.
Bu bağlamda (Evrim) yazdıkları tümüyle doğrudur; biyolojik bilimler temelli (+ Fiziksel + Kimyasal ve de Matematik temelli!) Tıp bilimleri eğitimi almış bir akademisyen olarak biz de Evrim’in eksiksiz fosil serileriyle kanıtlandığını, hiçbir kuşku kalmadığını bilimsel yetkimizle vurgulayalım.

AKP = RTE Türkiye’ye ve özellikle genç kuşaklara çok büyük zarar veriyor.
Türkiye çağdaş bilim dünyasından koparak din – dindarlık adına hurafe – gericilik – yobazlık batağına saplanmamalıdır.

  • Hiç kimsenin, hiç bir gerekçeyle böylesine bir insanlığa karşı suç işleme hakkı, yetkisi, ayrıcalığı yok-tur!

Bu vahim hatadan, yersiz – anlamsız – akıl ışı kör inattan yol yakınken geri dönülmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 01 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Geliyorum diyen darbe ve karanlık sayfalar

Geliyorum diyen darbe ve karanlık sayfalar

Orhan Bursalı
, Cumhuriyet, 16.7.2017

Geliyorum diyen bir darbe: 15 Temmuz FETÖ darbesi epey zamandır geliyorum diyordu. Bunun öyküsünü yazıyorum. Bu en az 2010 yılına kadar uzanan bir kesin hesaplaşmanın son perdesiydi. Geriye doğru 10 yılın ilk zamanları büyük bir ittifak ve dayanışma; sonraki 5 yıl içinde de adım adım bir hesaplaşma. Bu hesaplaşmanın şüphesiz cephe liderleri Gülen ve Örgütü ile Erdoğan’dı (ve yanında bazı ikinci – üçüncü adamlar). AKP’nin pek çok kurucu lideri ise çatışmanın daha çok izleyicileri durumundaydı!
Asla inanılmayacak bir dogma, iktidarın, FETÖ’nün askeri darbeye kalkışacağını bilmemesi, inanmamasıydı.
Bunun için tüm işaretler vardı. İşaretler 7 yıl önceden ortaya çıkmaya başlamış, adım adım güçlenmişti. En somut işaret ise darbeden önce gelmeye başlamıştı.

MİT, 2016 başında, belki de 2015’te ByLock meselesini çözmüş; haberleşmeleri incelemeye almış, eğer FETÖ’cüler darbeye kalkışırsa bunun büyük bir kökten temizlik için olağanüstü bir fırsat yaratacağı kanaati AKP ve devlet yönetimine egemen olmuştu.
Cumhurbaşkanı’nın darbeye kalkışmalarını “Bu bize Allah’ın bir lütfu olarak nitelendirdiğini de unutmayın! 250 kişinin hayatı ve binlerce yaralıya mal olan “Allah’ın bir lütfu!”

Darbeden önceki çarpışmalar
Askeri darbe hazırlıklarının ve şiddetli çarpışmaların ön safhaları:
– 2007-8 Ergenekon ve 2010 Balyoz davaları;
– Erdoğan ve iktidarına yönelik olarak da 2011 Şike Davası;
– 2012 MİT’e saldırı;
– 2013 Dershaneler Kapışması;
17 – 25 Aralık 2013’te Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu.
– Ve bunlar Erdoğan’ı yıkmakta işe yaramayınca, 15 Temmuz 2016 Askeri darbe girişimi..
Yani FETÖ örgütü, devlet içinde sahip olduğu tüm güçleri Erdoğan ve iktidarına karşı kullanmıştır. Yani sırasıyla: Emniyet, İstihbarat, Yargı, Asker.
Eğer ilk üçü işe yarasaydı ve RTE bir şekilde iktidardan uzaklaşsaydı, satranç tahtasında asker ileri sürülüp şah denmeyecekti.

FETÖ totaliter iktidarının sivilleri
Bir şey daha söyleyeyim: RTE bir şekilde uzaklaştırılsaydı iktidardan, AKP’nin diğer ileri gelenleriyle bir “sivil iktidar” kurulacak ve “AKP kabuk parti” olarak adım adım FETÖ totaliter iktidarı gerçekleşmiş olacaktı.
“Kontrollü Darbe” betimlemesinin özünde yatan budur. Yani “durup dururken” ortaya çıkan bir darbe girişimi değil bu. Devletin bilgisinin olduğu, incesiyle olmasa bile kabası adım adım izlenen, neredeyse tüm işaretleri alınmış ve bu bilgiler altında, “olursa görürler” şeklinde özetleyebileceğimiz bir duruş.
Hele hele 2016 başından itibaren bu darbenin işaretleri yoğunlaşmıştı. MİT’in darbe olasılığı bilgisini devletin tüm başlarıyla paylaşıldığını da açıkladığı bir durum.

Karanlık sayfalar…
Darbenin hemen öncesinde, bize sunulmayan karanlık bölüm var. Siyasal analizci-gazeteci, sadece açıklanan bilgiler üzerinden bir bütünlük – senaryo oluşturmaya çalışırsa, eksik kalır. Her zaman gizli kalan – açıklanmayan bölümleri sorgulamak zorundadır. Her şeyin anahtarı, düğüm noktası genellikle oradadır.

  • Mesela, hiç açıklanmayan “Hakan Fidan – Hulusi Akar – Erdoğan” üçlüsü arasındaki görüşmeler.

Mesela 10 Temmuz – 16 Temmuz arasında neler oldu? Bu üçlü arasında neler konuşuldu, ne kadar konuşuldu, hangi bilgi alışverişleri yapıldı ve kararları alındı ve uygulandı. Bunların eksiği – fazlası neydi?

  • Siz Erdoğan’ın “darbeyi eniştemden öğrendim” lafıyla oyalanın!

Dikkatinizi çekerim, bu üçlüden ikisi Meclis Araştırma Komisyonu’na gidip ifade vermedi, vermeleri engellendi. Buradan çıkartabileceğimiz akli bir sonuç, Cumhurbaşkanlığı’nın bunu istemediğidir. Cumhurbaşkanı’nın ifadeye çağrılması söz konusu bile olamazdı!
Bu konuda somut bilgiler daha bir süre asla açıklanmayacağı için, Üçlü arasında konuşmalar sırrını koruyacaktır. Ama bu durum neler olmuş olabileceği konusunda senaryolar inşa etmeye engel değil. Eğer Üçlü arasında darbeye karşı önlem için tayin edici konuşmalar yapıldığına kesin inanıyorsanız, senaryolar da inşa edebilirsiniz.

Açıklanmayan gerçeklerin nedeni; 

  • Artık darbe üzerine bundan sonraki tutum ve davranışların tamamen bir siyaset ve iktidar oyununa ait olmasıdır. Şimdi bu politika oyununu yaşıyoruz, üstelik tüm şiddetiyle…
    =======================================0
    Dostlar,
    Erdoğan ve AKP’sine Oscar Wilde’in bir sözünü anımsatalım :
  • “Ne kadar çok kişi benle ayni fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm.”

Sevgi ve saygı ile. 17 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Evrime yasak: Bilime – ülkeye kötülük

Orhan Bursalı


B
irkaç ay önce belli olmuştu, üniversite öncesi eğitimde evrim konusunun ders içeriklerinden çıkarılacağı duyurulmuş, eğitim ve bilim kurum ve kuruluşları ve sendikaları raporlar yayımlamış, sakıncaları anlatılmıştı.

Boşuna çaba.. Adamlar Nuh dedi peygamber demedi..
Çünkü bu onlar için stratejik bir karardı: imam hatipler, din konuları eğitimde temel alınacak, buna aykırı ne varsa ayıklanacaktı.
Devleti, ülkeyi, eğitimi bir inanç iktidarı yönetiyordu, dolayısıyla inandıkları doğrultuda eğitimi düzenleyeceklerdi. Talim Terbiye adı verilen siyasi kuruluşun son kararı:
Evrim yok, boş boş konuşmayın.”

O kurumun başkanlığını yapan Alpaslan Durmuş adındaki zat bakın ne gerekçe ileri sürüyor:

Öğrenciler aptaldır, anlamaz
Tartışmalı konuları öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana sahip olmadıkları kademelerde devre dışı bıraktık. Lise 9. sınıf biyoloji dersindeki ‘hayatın başlangıcı ve evrim’ ünitesi de henüz bu tartışmayı yürütebilecek öncüllere sahip olmadıkları için lisans eğitimine ertelendi.”
Yani eğitimleri sürecinde evrim konusuyla öğrenciler ancak üniversitede tanışabilecekler! Tabii böyle bir durumda ailelere büyük iş düşüyor. Öğretmenler mesela devlet okullarında evrim konusunu sınıfta ağızlarına alacak olurlarsa?
Henüz 15-17 yaşında kavraması mümkün olmayan konuları öğrencilere iletmeye çalıştığı için” başları belaya mı girer?
Evrim gibi, şüphesiz salt biyolojide değil, tüm bilimlerde ana girdi olan bir konuyu devre dışı bırakarak, “bilgi, beceri, yetkinlik, yeterlilik, tutum ve davranışların” çocuklara nasıl aktarılacağı da merak konusu. Üstelik iddialarına bakın, dünyayı çok iyi bilen yurttaşlar yetiştirecekler.
Bizim mesela lise öğrencisi, Avrupalı herhangi bir yaşıtıyla yan yana gelecek, evrim konusu açıldığında bizim gencin tepkisi ne olur:
O da ne?” mi?
Bu din düşmanı bir konu, bizde okutulmaz” mı?
Gel sana Müslümanlığı anlatayım” mı.. diyecek?
Alpaslan Durmuş’a soralım:
• Evrimin “tartışmalı bir konu” olduğunu nereden çıkartıyorsun? Bu konuda bilim çevrelerinden bir “bilirkişi raporu” mu var elinizde?
• İlahiyatçı olmanızdan, mı kaynaklanıyor bu düşünceniz, yoksa Talim Terbiye’deki tüm bulunanların ortak düşüncesi mi?
• Sizi oraya getiren siyasi iradenin talimatlarını mı uyguluyorsunuz yoksa?
• Bize bir Avrupa, ABD, Kanada, İngiltere,.. hatta bilim ve araştırmada adı duyulmuş tüm dünya üniversitelerinden “Evrim, tartışmalı bir konudur, dolayısıyla üniversite öncesi eğitimden çıkartılması doğrudur” konusunda düşünce belirtecek tek bir kurumsal belge, rapor verebilir, gösterebilir misiniz?
• Evrimi reddedecek tek bir üniversite? Avrupa’da ilköğretim, ortaöğretim, lise gibi eğitim kurumlarından sizi destekleyecek bir raporunuz var mı?
• Tabii en önemli soru: Her şeyi bilecek öğrencilerin konuyu kavrayabilecek bir beyne sahip olmadıklarını nereden biliyorsunuz? Sakın bu konu öğrenciler için değil de bu kararı verenler için geçerli olmasın?

Bütünü kavramak zor
Evrim konusu ile tanışmamış bir gencin, beyninin yarısı boştur ve dumura uğramıştır.
Daha da iddialıyım: Evrim, “başta biyoloji olmak üzere, tüm değişimi inceleyen bir daldır” açısından bakacak olursak, evrim düşüncesinden yoksun beyinler, olaylar, olgular, disiplinler, konular arasında, bağlantı kurmakta zorlanırlar, hatta kuramazlar; karmaşıklığı kavrayamazlar, bütünü göremezler..
Onlardan ne bilim insanı olur, ne doğru dürüst bir araştırmacı, ne de dünya ile yarışacak bir birey.
Üniversitede evrim düşüncesi ile tanışacak öğrenciler rekabette nal toplayacak.
Ayrıca üniversitede evrim düşüncesi ile nasıl tanışacakmış? Biyoloji okuyacak veya fizik – kimya – jeoloji okuyacak da aaa evrim diyecek.
Özetle, bilime ve öğrencilere büyük ihanet ediyoruz.
Durmuş, tüm programların başına bir “imam-din değeri” yerleştirmeyi net açıklıyor:
Her bir program unsuru, ders birer tespih tanesiyse bu tespih tanelerinin en tepesinde, hepsinin önünde bir imam olarak veya tespih imamesi olarak değerlerimiz durmaktadır.”

Değerlerimiz, dediklerinin içeriğini de ne güzel anlatmış. İmamın başında durduğu programlarda evrimin işi ne?
Devam: Bu konu ülkemizin, gençlerimizin geleceğidir..
==========================================
Dostlar,

Ne demeli? Sayın Bursalı büyük bir sabır ve ustalıkla demiş diyeceğini.
Yazıklar olsun AKP iktidarına..
Yazıklar olsun bu bilim dışı – çağ dışı siyasete alet olan bürokrasiye..
EVRİM yaşamın gerçeği ta kendisidir.. dilediğiniz kadar devekuşu gibi kafanızı kuma gömerek “yaradılış” yaygarası basınız..
Tüm bilimsel kanıtları ile ortadadır.
Yaşamın, evrenin, bilimin gerçeği SAFSATA ile HURAFE ile ya da aklınıza gelen herhangi bir yol ya da araçla örtülemez, saklanamaz..
Olsa olsa devr-i iktidarlarında –lanetli yıllarda– “bir süre” ertelenebilir.. Hepsi o denli!

Ne demişti aydın din bilgini, yobazlarca katledilen Turan Dursun:

  • Tabu bu.. can çekişiyor..

Sevgi ve saygı ile. 28 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP kaybederse iktidarı teslim eder mi?

AKP kaybederse iktidarı teslim eder mi?

Orhan Bursalı
, Cumhuriyet, 22.6.17

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Üç yazıdır 2019 seçimleri süreci ve Adalet Yürüyüşü üzerine yazıyorum ve dananın kuyruğunun kopacağı zamana dikkatleri çektiğim konuyu nihayet başlıkta yazdım!
Bu, halk içinde ve muhalefette yaygın konuşulan mevzu. Bir iktidar tetikçisi, referandumda sonuçlar iktidar için kötüye gitmeye başlayınca silahlı mücadeleye hazır olun diye twit atmıştı ya (ve ülkede tüm savcılar izine çıkmıştı o gün), aslında yaygın bir kanaati dile getirmişti.
Nisan referandum sonuçlarını mihenk noktası alırsak, iktidar güçlerinin eğrisi, iktidarı kaybetme koşullarını yaratmıştı. Önümüzdeki 20 aylık sürede bu eğrinin yukarıya tırmanma olasılığı mı güçlü, aşağıya inişini sürdürmesi mi?.. Bu konuda yorum yapacak epey zaman var, ben ikinci olasılığı göz önüne alacağım. Başlık konusu bu.

‘AKP iktidarı vermez’ diyenler haklı mı?
Önce seçim güvenliği üzerine: İktidarın referanduma kadar seçimlere, kader değiştirecek bir müdahalede bulunmadığını varsayabiliriz. Çünkü önlerindeki anketler seçimleri kazanacağını söylüyordu. Böylece, “seçim sonuçlarına saygı” – “demokratik yüzlerini” korudular.
Ama referandum öncesi anketleri hiç de öyle göstermiyordu, son ana kadar iktidar oylarını %44 dolayında kestiriyordu. Bu panik yarattı. Kendilerine çalışan ekrandan tanıdık bir anket şirketini “pompala %60’ı yavrum” diyerek feda ettiler. O da kendini ateşe attı! İşe yaramadı. Avrupa’ya açılan savaşın dozunu artırarakgöbeğini kaşıyan” seçmen kesimlerinden oy devşirdiler.
Ve ikinci bir hazırlık yaptılar; sandıkta sahtekârlık. Anlaşıldığı kadarıyla mühürsüz evet pusulaları yüz binlerce hazırlandı, sonra seçim kurulundaki AKP’li üyenin başvurusuyla YSK hukuk ve yasayı çiğneyerek bu pusulaları “seçmen iradesine saygı” gibi bir uydurukluğa imza atarak geçerli saydı. Bu “ya kaybedersek” korkusuna bir tedbirdi, %bir ile kazanmış veya yitirmiş olabilirler.
Ayrıca devletin doğu illerinde müthiş baskısının devreye girdiğine, jandarmanın sandıklardan silme evet çıkması için gücünü kullandığına ilişkin çok sayıda duyum alıyoruz. Zaten bu tür sandıklardaki sonuçlar da “ne edelim, ya can – ya evet” durumunu gösteriyor.

Dananın kuyruğu nerede?
Referandum sonucu ve gösterdiği oy eğilimi sürerse, esas dananın kuyruğunun kopacağı zamanlar yaşayacağız.
1) YSK’nin yasadışı kararı gündemde kalacak mı? Bu karar nasıl iptal edilecek?
2) Seçim kurulları tepeden tırnağa bağlanmış durumda. Tıpkı yargı gibi. İktidar, hukuku, iktidarda kalma mücadelesinin ana aracı olarak kullandığı için, son sözü kullanacak olan hesap vermez – saydam olmayan kurullar ne derse o olacak.
3) Yani milletin iradesinde kaybedeceği seçimi, sandıkta, güttüğü adamlarıyla kazanma şansını tamamen kullanacağına bahse girebilirsiniz. Yani “atı alan Üsküdar’ı geçti” demeci hazırda bekliyor olacak.
4) Oy ve Ötesi, siyasi oluşuma geçme toplantıları yapıyor. Durumdan kendileri için siyasi yarar – görev çıkardı. Oysa seçimlerde sandık meşruiyeti bir no’lu mücadele alanı gözüküyor. Bu konuda “tarafsız gözlemci” statüsünde iyi bir deneyim sahibi olmuşlardı ve bu alanı terk ediyorlar!
5) Referandumdaki oy eğilimi sürerse ve sandıkta olası sahtekârlıklar oldubitti ile “yasal” hale getirilirse dananın kuyruğu kopacak ülkede. Tam bir illegal, meşru olmayan iktidar durumu ortaya çıkacak. Bu durum kesinleştirilince, Türkiye kesin yeni bir döneme girecektir: 2019 öncesi ve sonrası
==================================
Dostlar,

Sayın Orhan Bursalı her zaman olduğu gibi çok önemli yazılar yazmakta.
Yukarıdaki yazı içeriği, sorularıyla, olası yanıtlarıyla ve öngörüsüyle ciddidir.
Gerçek gündemine el konan ve ardışık algı yönetimi operasyonlarıyla şaşkınlaşırılmak istenen Türkiye, bu ciddi sorunsalı ayrımsamalı (farketmeli) ve asıl gündemine sahip çıkmalıdır.
Böyle de olacaktır.
İnsan aklının sonsuza dek, yönlendirilerek tutsak alındığı nerede görülmüştür? Halklar uyanır!
Elbette görülmemiştir ancak bu süre “gereğinden çok uzatılabilir..” Şimdilerde Türkiye’de olduğu gibi.. Son 15 yıldır sonlandırılamayan AKP ile “lanetli yıllar gibi..
Ancak çağın gerçeklerine Donkişot’tan daha akılsızca saldırmayı sürdürüyorlar..
Okulların yetişeklerinden (müfredat) Evrim’in çıkarılması, fakat şeriat düzeninin ceza yaptırımlarının konması gibi.. Çok traji-komik ve eleverici, Araplar bile laikliğe kayarken!

Eski bir AKP’li Bakan’ın vatan ve ülkenin kendileri için 2. sırada geldiğini söylemesi gibi..
Açıkça anlıyoruz ki, ümmete dayalı din devleti, hangi coğrafyada olursa olsun, hangi topluma dayanılırsa dayanılsın ASIL KUTSAL hedeftir. Bu Bakan, partisi AKP’yi 3. sıraya koyarak onu da açıkça araçsallaştırmaktadır.. “Masum, iyiniyetli” yurdum insanı milyonlarca AKP’liye duyurmuş olalım AKP’nin gerçekte nelere araç edildiğini..

Oyun böylesine çıplaktır artık.. Halkın çoğunluğunun bunca çıplaklığı görmeyecek denli akılsız olduğunu varsayıyor olabilirler mi? Bu değilse dayanak nedir? İyice yumuşatıp bir oldubitti ile DİN DEVLETİ İLANI mıdır? Kendilerince sınırlı (?) silahlı iç çatışmayı da göze alarak??

Türkiye’nin bütün bunları düşünmesi, konuşması gerek..
“Çelik harekatı” yargıyı tüketerek başlatılmış sayılabilir.. 2019’a dek “yumuşatmaya” devam, 2019 seçimini öyle ya da böyle MUT – LA – KA almak ve 2023’e dek “işi bitirmek”!?

Ne var ki Türkiye direniyor.. ADALET, ADALET, ADALET…. diye haykırarak yollarda. Reisin başı fena ağrıyor iç ve dış çooook ağırlaşan – yönetilemeyen / yönetemediği sorunlarla. Yavaş yavaş gücü tükeniyor; öfkesinden, jest ve mimiklerinden, bakış ve duruşundan.. öyle rahat okunuyor ki..

  • Artık zaman AKP = RTE’nin aleyhine akıyor ya da işliyor..

    Dün ADALET YÜRÜYÜŞÜ’ne Kılıçdaroğlu’nun koluna girerek katılan 76 yaşındaki üstad Prof. Kongar hocadan ödünç alalım :

  • DİREN TÜRKİYE.. DİREN DEMOKRASİ..

Sevgi ve saygı ile. 23 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com