Sürpriz sonuçlar ve AKP’nin kaybı

Sürpriz sonuçlar ve AKP’nin kaybı

Orhan Bursalı

Cumhuriyet, 25 Haziran 2018

Yazıyı yazarken tartışılan tek bir kurum vardı; AA diye anılan ajans. Ajans her zaman yaptığı gibi, sahibinin sesi olarak davrandı ve % 70’lerden başlattı RTE’nin oy oranını… Bu kadar ekranlarda tartışılırken, AA habercilik namusu adına, verileri hangi yöntemle toplayıp yayımladığı konusunda, yöntemi üzerine bir açıklama bile yapmadı. 
YSK’nin açıkladığı oy oranı henüz %60’ları bulmamışken, AA sonuçlarına göre %97 sandık sayımı ile oyu %52 üzerinde seyreden cumhurbaşkanı %50’nin altına düşer mi, bilinmez, ama zor gözüküyor. AKP’nin genel oyunun %40’ın altına düşebileceğine ve MHP’nin %7’lerde kalacağına ilişkin varsayımlarımız gerçekleşmemiş gözüküyor. Seçim sonuçlarını bu 3-5 puan belirledi.

MHP kilit parti 
İlginç bir şekilde MHP’nin %11’in üstünde oy alması seçimlerin tartışılacak en önemli konusudur. RTE’yi Başkanlığa taşıyan partidir ve AKP’den oy devşirmiş gözükmekte. Bahçeli son günlerde AKP’ye yönelttiği eleştirilerle seçmenini partisine yöneltme başarısını gösterdi ve ayrıca da partisi içinde yerini sağlamlaştırdı. Şimdi MHP içindeki muhaliflerin orada ne kadar kalacakları tartışılabilir. 
İnce’nin % 31’i bulması önemlidir. CHP, HDP ve İyi Parti’ye oy yitirmiş gözüküyor. Bu açıdan oy yitiren parti konumundadır. Bu sonucun CHP yönetimine nasıl yansıyacağı tartışılacak kuşkusuz, ama CHP içinde olabilecekler önümüzdeki yerel seçimlerle birlikte düşünülmeli.
HDP beklendiği gibi barajı aştı. AKP Meclis’te salt çoğunluğu yitirdi, 301’i bulamadı. MHP ile ittifak yapmak zorundadır.

İyi Parti gelişecek 
Ama Bahçeli AKP’ye yem olmayacağını gösterdi. Bunu Meclis’te de göreceğiz. Cumhurbaşkanlığı’nı dengeleme-denetleme görevinin anahtarı MHP’dir. Bu konuda MHP hem muhalefetle hem AKP ile işbirliği yapabilir. Veya AKP’ye yer yer karşı çıkabilir. 
Cumhur İttifakı’nın Meclis’te olaylara göre süreceğini söyleyebiliriz. MHP’nin Meclis’e girmek için AKP’nin ittifakına ihtiyacı olmadığını görmesi, onu daha bağımsız bir hale getirebilir. 
İyi Parti %10 oyuyla politik sahnede yeni bir oyuncu olarak yerini aldı. Bundan sonra daha yükselebilir. Henüz inşa ediliyor. İyi Parti, yeni seçmenlerden oy aldı gibi ve MHP ve AKP oylarından bir bölümünü de çekmiş gözüküyor. 
Saadet Partisi’nin beklenen veya umulan %3’ü aşma başarısı gösterememesi de, AKP ve RTE’nin galibiyetinde rol oynadı. 
RTE ve AKP, YSK seçim sonuçlarını gayri resmi desteklerse, bir dönem daha Türkiye’ye yönetecektir.

Yeni sistem yürürlüğe girdi 
Milletini tercihi böyle gözüküyor. RTE’ye olan seçmen desteğinin, bağlılık derecesinde sürdüğü net olarak ortaya çıktı 
Başkanlık Sistemi yürürlüğe girdi resmen. 
Türkiye zor bir ülke. 
Ekonomiyi nasıl toparlayacaklar, milleti vergilerle ezmeden, bilinmiyor. 
RTE ülkeyi yine bildiği kalıplarla mı yönetmeyi sürdürecek (büyük olasılıkla), veya bu kalıpları ağırlaştırarak mı sürdürecek, bilmiyoruz. 
Ama AKP oy kaybediyor. 
Böylece yeni dönemin ilk sahnesini bu yorumla açmış olalım.

‘Şiddetli maddi yoksunluk’ içinde 7.5 milyon çocuk yarattınız

‘Şiddetli maddi yoksunluk’ içinde
7.5 milyon çocuk yarattınız

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 15.5.18
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Tümüyle devletin resmi kurumundan, (TÜİK) Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri bunu söylüyor: Uluslararası kurumların tüm ülkelerce kabul edilen göstergelerine göre, yoksunluk ve şiddetli maddi yoksunluk kategorilerinde yaşayan milyonlarca insanımız var. Belki de bunlar arasında en önemlisi, 7.5 milyon çocuğumuzun ülkemizde “şiddetli yoksunluk” (dolayısıyla yoksulluk) içinde yaşıyor olmasıdır. Üstelik sayıları durmadan artarak!

Bu iktidarın ülkeye en büyük hediyelerinden biri! Bu kategorideki çocuklarımızın yaşamının önünde büyük engeller olduğunu hemen çıkarsayabiliriz: Ailesi yoksul, çevresi yoksul, beslenmesi yoksul, bunun sonucu beyinsel etkinlik kapasitesi başkalarına göre daha az; dar çevrede yaşadığı ve çocukluğunu çok yönlü ilişkiler – algılamalar – fiziksel temaslar içinde geçiremediği için beyninde nöronal ilişkiler ağı daha zayıf (konnektum eksikliği)…

Tüm eşitsizliklerin anası 
İçinde bulunduğu durum, özellikle eğitimde fırsat eşitsizliğini de anlatıyor zaten. Yalnızca eğitimde mi eşitsizlik? Toplumsal tüm eşitsizlikler, en çok, şiddetli yoksulluk içindeki çocuk sahibi ailelerde başlıyor. Bu aileler, yaşam standartlarının yükselmesi en zor aileler. Sorunların da herhalde en çok çıktığı aile yapısı… İş sorunu çok, çocukların okuması zor… Bu aile yapısı içindeki çocuklar, genellikle ileride yine benzer aile yapılarının de üretildiği kaynaklar oluyor. 
Kuşkusuz bu aile yapılarından gerçekten içinde bulunduğu cendereyi parçalayıp yükselen çocuklar yok mu, var ama sayılarının – oranlarının dikkate alınamayacak derecede az olduğunu varsayabiliriz. Daha pek çok eşitsizlik ve sorun sayabiliriz bu bağlamda.

26 milyondan söz ediyoruz 
Biraz daha ayrıntıya girelim, çünkü AKP iktidarı ülkemizde üç beş kuruş iane ile yoksulları kendi çemberi içinde tutma politikası izlerken, yoksulluğu büyük ölçüde yok edecek önlemler almamıştır. Fotoğraf net ortada… Bu konuda ciddi araştırmayı, TÜİK verilerine dayanarak Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (BETAM) bilgi notu olarak yayımladı. Herkese Bilim Teknoloji yazarı, iktisatçı Bayram Ali Eşiyok, dergide henüz yayımlanmamış yazısıyla, bu konuyu daha geniş çalıştı. Buna göre Türkiye’de şiddetli maddi yoksunluk yaşayanların (çocuk ayrımı olmaksızın) 
* 2014 yılında oranı % 29.4 iken, 
* 2015 yılında %30.3’e,
* 2016 yılında ise 2.6 puanlık artışla %32.9’a yükseldi: 26 milyondan çok.
* Her 3 kişiden biri şiddetli maddi yoksunluk yaşıyor… 

Yani bu iktidar durmadan yoksulluk üretip duruyor

Şiddetli maddi yoksunluğun tanımı :

Aşağıda belirtilen 9 kalemden en az 4’ünü ekonomik nedenlerle karşılayamayan bireylerin şiddetli maddi yoksunluk yaşadığı kabul ediliyor: 
1. Beklenmedik giderler, 
2. Evden uzakta bir haftalık tatil (tüm aile bireyleri için),
3. Ödeme zorluğu (konut kredisi, kira, elektrik, su, doğalgaz vb. faturalar, taksit / borçlar), 
4. İki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek (vejetaryenler için eşdeğer yemek), 
5. Evin ısınma gereksinimi, 
6. Çamaşır makinesi, 
7. Renkli televizyon, 
8. Telefon (sabit veya mobil) ve 
9. Otomobil.

Çocuk işgücü sömürüsü 
Eşiyok diyor ki: TÜİK’in “Çocuk İşgücü Anketi” bulgularına göre 6-17 yaş diliminde yer alan çocukların 8 milyon 396 bini çalışıyor. Çocukların 893 bini ekonomik işlerde (%5.9’u), 7 milyon 503’ü ise ev işlerinde çalıştırılıyor (%49.2). Çocuk işçilerin en çok kayıt dışı sektörlerde çalıştırıldığı göz önüne alındığında, aslında kayıt dışı sektörde büyük ve ağır bir çocuk emek sömürüsü ortada. Onlar, gelecekte hangi toplumsal sınıfı üretecekler? 
Kuşkusuz ki imam hatiplere yönlendirilecek, din sömürgeni vakıfların elinde biçimlendirilecek, ağır sömürü altında ezilecek… Tam da iktidarın istediği seçmen kitlesine zemin hazırlayacak. 
Zaten adamları ne demişti:

  • Eğitimli nüfus iktidarımıza yaramaz, bize karşı oy verir!

Şimdi soralım: Hızla artan milyonlarca yoksul aile, Boğaziçi’ne köprü mü ister, yoksa koşullarının iyileştirilmesini mi? Muharrem İnce, ne dersiniz?!
==============================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sayın Orhan Bursalı‘dan gene gene çok nitelikli (klas!) bir makale. Kendisine ve yazıya temel (esas) verileri üretenlere saygı ile.
Sevgili halkımız da dileyelim yaşadıklarından bir “çıkarım” yapabilsin.
Öngörü” den çoktan vazgeçtik; hiç olmazsa deneme – yanılma üzerinden öğrensin artık.
Ben neden bu durumdayım?” sorusunu kendine yüksek sesle sorsun..
Sonra aynaya bakarak bu soruyu yinelesin..
Sonra… yakınlarına, çevresindekilere, güvendiği dürüst dostlarına yöneltsin bu soruyu.
Son olarak kendisinden “OY” unu isteyen politikacıların yüzüne haykırsın ve nasıl çözeceklerini sorsun bu asla yazgı olmayan insanlık dışı yabanıl (vahşi) sömürü düzenini!

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Doğan Kuban: Umutsuzluk Yakışmaz

Doğan Kuban: Umutsuzluk Yakışmaz

Orhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet, 01.04.2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kırmızı Kedi, “Cumhuriyet Bilgeleri” başlığı altındaki serisinin ilk kitabını Doğan Kuban Hoca’nın yazılarına ayırdı: İflah olmaz iyimser bir bilge olan Kuban Hoca’nın kitabının adı: Umutsuzluk Yakışmaz.
Önce kitabın başlığının çağrıştırdıklarının peşinden gidelim: Doğan Hoca’nın bir umut insanı olduğunu bilirim. Türkiye, Osmanlı ve Rönesans tarihine, Türkiye’nin kuruluşuna ve yarattıklarına ve geleceğe yaklaşımı, derin analizleri hep umut taşır. Kuban, tarihin üzerinden adeta koşar adımlarla geçer, dönemleri birbirine bağlar ve vardığı sonuçların hakikatin bir parçası olmasına ve yeni geleceğin kurulmasında basamaklar oluşturmasına çaba gösterir ve hepimizin önüne ödevler koyar.

Toplumların yönü nereye? 
Kitabın adı Karamsarlığa Yer Yok da olabilirdi. Hocanın bu umudunun kaynağı, tarihe geniş zaman dilimlerinden bakışıdır. Geçmiş gerçekten geriye değil ileriye, kötüye değil daha iyiye, kötümserliğin yoğunlaştığı zamanlarda birden iyimserliğin çiçek açtığı zamanlara doğru ilerler.
“Geçmiş daha iyiydi” sözü bazen özlemle dile getirilir ama gerçekten geçmiş daha iyi miydi ve neye göre, hangi açıdan, yaşamın hangi kalemine göre? Toplumların ve insanlığın gerilediğini mi söyleyeceğiz yoksa ilerlediğini mi… Her ne denli insanlık çok temel sorunlarına henüz kalıcı çözümler ortaya koyamamışsa da ve geleceğin meşalesi gürül gürül yanıyor olmasa da, geleceğe yaklaşımımızın iyimser olmasından vazgeçebilir miyiz?

İyilik ve kötülük birlikte var
İyilik ve kötülük iç içedir. İnsanlığın çabası iyiliğin hep üstün geleceği, ağırlıkta olduğu bir yaşam varlığını hedefler. Felsefe de iyiyi, güzeli, hakikati arayış içindedir. Öyle midir gerçekten, yoksa salt umudu koruma düşüncesinin dışavurumu mudur? Umut, yaşamın, daha iyiyi arayışın ve güzelliğin adıdır. Bundan vazgeçmemiz mümkün mü?
Yitirdiğimiz eleştirel düşünen aydınlarımızdan Ahmet Cemal, Kuban’ın yazıları için “Türkiye’nin yakın kültür tarihinin ender rastlanır bir saydamlıkta çözümlemesidir.” diyordu; “Tarihimizin gerektiğinde en uzak köklerine kadar uzanan bu çözümleme, bütünüyle eleştirel düşünce temeli üzerinde yükselmiştir.”
Kuban’ın haftalık yazıları, önce Cumhuriyet Bilim ve Teknik’de, iki yıldır da Herkese Bilim Teknoloji’de büyük bir merakla okunuyor ve toplumda derhal binlerce paylaşıma konu oluyor. İki Bilge konferanslarının meraklıları tanıktır: Yaşadığımız kötücül siyasi ve toplumsal durumlar karşısında yükselen “Eyvah!” söylemlerine karşı, Doğan Kuban bilgece umudu yeşertmiştir ve çağdaş yaşamı belirleyen ögelerin herkesi birleştireceğini ve kimsenin bunun dışında kalamayacağını söylemiştir.

Umut, yaşamın adıdır 
Kötülükler, önünde sonunda hep yıkılmıştır, bunun nedeni belki de, insanlığın akış yönü iyilikten yana olduğu içindir.
Bu akışın, yazgısal bir yaklaşımda bulunursak büyük bir bilgelik içerdiğini söyleyebiliriz. Yani, tek tek bireylerin düşüncesinden bağımsız, uzun erimde iyiliğe koşan, umudu içselleştirmiş bir bütünsel insaniliğin varlığını belki düşünmeliyiz… Çünkü yıkıntılar arasından toplumların dünyası her zaman yeniden kurulur.
Belki insanlığın geçmiş yaşamından yeterince ders alamadığından veya kötülüğün geçici egemenliğini engelleyemediğinden, sistemde bir yanlışlıktan bahsetmeliyiz.
Umutsuzluk Yakışmaz kitabının konuları ve içerdiği düşünceler üzerine iz sürüyorum kaçıncı kez. Toplum, Çağdaşlık, Kültür, Düşünce, İslam, Kent, Kaos, Cumhuriyet başlıkları altında toplanmış 58 yazının her biri, bir Rönesans insanının eleştirel süzgecinin nasıl çalıştığının ders dolu örnekleridir. Kimi kez cehaleti ele alır yerden yere vurur, kimi kez de kurtuluşun yolu olarak halkın aydınlatılmasını önerir.
Ben ise halkın yüz binlerce öncü kadrosunun adanmışlığıyla toplumun değişebileceğini düşünürüm.
Umutsuzluk dağıtır, bireyi içine kapatır, onun tüm ilişkilerini kopartır ve salgın hastalık gibi yayılmasını sağlar. Kötülüğün sürmesine yarar.
Oysa düşünceye, insana, aydına Umutsuzluk Yakışmaz, hiç mi hiç!
Kuban kitabıyla hepimizi her şeyi yeniden düşünmeye çağırıyor.
=========================================
Dostlar,

Gecenin 04:23’ünde dostumuz sevgili Orhan Bursalı’ya da, bu nefis kitabı yazan hocamız bilge insan Doğan Kuban’a da selam olsun.. Alıp okuyacağız hızla..

Biz de Kuban hoca ve Bursalı gibi iyimseriz..;

Batı emperyalizminin ve yerli maşalarının sömürgeleştirmek istedikleri halkların öncelikle UMUDUNA SALDIRDIĞINI düşünüyoruz. En stratejik hedef budur.. Sömürgelerde UMUT KIRILMALIDIR öncelikle ve hızla.. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir..

Dolayısıyla, sömürgelerde – sömürgeleştirilmek istenen coğrafyalarda ve de post-modern sömürü dizgesinde AYDINA YARAŞAN, umudunu asla ver-me-mek-tir!

  • Umut, direnenlerin en büyük ve etkili silahıdır. O kale “düşmediği” sürece sömürgenlere geçit yoktur..

Savaş bu eksende yürütülür hep..

ODTÜ Felsefe bölümünden Prof. Ahmet İNAM hocamızın da enfes bir kitabı var :

  • UMUTSUZLUK AHLAKSIZLIKTIR!Bu da okunmalı..
    İnsanlık onuru, geç de – güç de olsa hep ama kazanıyor, kazandı ve kazanacak!Mustafa Kemal ATATÜRK‘ten yaklaşık 100 yıl sonra, tuhaf – ilginç bir döngüsellikle gene kuşatmadayız içeriden – dışarıdan; ancak diyalektik bir zorunluk ki; gene biz = AYDINLANMA kazanacağız..

    İnsanlık onurunun bitmeyen enerjisiyle savaşıma devam :

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak..

    Gazi’ye vefa borcumuz, çağcıl Rönesans işlevimiz – yükümümüz bu, 21. yy. şafağında; Türkiye’de, kadim Anadolu’da..

    Kolay gele!

    Sevgi ve saygı ile. 02 Nisan 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Doğan: Bize her türlü kötülüğü yapabilirler

Doğan: Bize her türlü kötülüğü yapabilirler

 
Cumhuriyet, 27 Mart 2018
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Evet “Deniz Feneri” yolsuzluğunun iktidarın eteklerine adamakıllı bulaşması ve davanın Hürriyet’te de iyi takibi bardağı taşıran damla oldu. Havuzlama 2007’de başlamıştı Sabah-ATV’nin TMSF’den iktidar tarafına satılmasıyla. Ethem Sancak medyaya girmiş, Başbakan’a ilanı aşklar ediyordu.
Zaten FETÖ’nün güçlü bir medya ayağı vardı iktidarın yanında. Başbakan, “Bu gazeteleri evlerinize sokmayın” diyerek bir kampanya başlatacaktı. Aynı gün Aydın Doğan iktidarla gerginliğin ne kadar süreceğini hükümetin demokrasiye bağlılığının belirleyeceğini söyledi. 
Bakın neler söylüyordu 7 Eylül 2008’de: 

  • Alman mahkemesinde görülen davada sanıklardan biri toplanan paraların Başbakan’a verilmek üzere biri tarafından alındığını söylüyor, Deniz Baykal bunu açıklıyor, gazetem de Baykal’ı kaynak göstererek bunu haber yapıyor… Başbakan ise beni hedefe alıyor… Bize her türlü kötülüğü yapabilirler.. Devlet bütün kurumlarıyla ellerinde.. Ama hür basını susturmaya kalkışan başbakanı tarih demokrasi defterine değil, diktatörler sayfasına yazar.. Dünkü konuşması, Türk basın tarihinde çok tehlikeli bir dönemin başladığının işaretidir.. 
     
    ‘Sessiz Türkiye istiyorlar’ 
    Çok geçmeyecek, üç ay sonra tehlikeli dönemin anlamı 2009’un başında 6.8 milyar dolarlık inanılmaz bir vergi cezasıyla içerik kazanacaktı. İktidarın lideri, hemen arkasından ülke çapında mitinglerde muhalif medyaya karşı “yalan haber yazıyorlar” kampanyası yürütecekti. 
    Doğan susmadı: Erdoğan sessiz bir Türkiye istiyor. Doğan Holding yöneticisi Nebil İlsevenÖzgür gazeteciliği susturmaya çalışıyorlar, ilkelerimiz doğrultusunda yayın yapacağız.. 
    Yabancı basın, WSJErdoğan medyayı susturan Putin’e benzetiliyorDie WeltTürkiye’de hükümeti eleştiren medya kalmayacak.. 
    Basına yönelen baskı ve sansürü protesto için Cumhuriyet beyaz sayfa çıkacaktı. 
     
    Habercilikten arındırma 
    Burada medyayı baskılama ve yandaşlama politikasının sadece bir kısmını yazdım. Unutmayın, o tarihte Ergenekon kumpas davası başlamıştı, FETÖ’nün Taraf adlı çamur operasyon gazetesi yayımlanıyordu. Daha gazetecilere kumpas davaları gelecekti ve Ergenekon ve Balyoz alçaklığı ile tam bir terör estirilmeye başlanacaktı. 
    Doğan Medya’nın bugün Milliyet patronuna satılmasına varan zincirleme tepkimenin başlangıç tarihini özetledim. 
    Milliyet de 2013’te epey arındırılacak, hükümet icraatlarını eleştiren bazı yazarlar ve haberler, iktidarın baskısıyla artık iyice tırpan yiyecekti… Şüphesiz ki NTV dahil… 
    Doğan Medya, durmadan kurban verecekti.. İstenmeyen yazarların işine bir bir son verilecek, bunların bir kısmı yerini yandaş yazarlara bırakacaktı. Bir kısmı da yandaşlaşacak, bazıları da kendini ağırlıklı olarak magazin haberlere vuracaktı. 
     
    Baskı hiç eksik değil 
    Ama iktidar, sopasını bugüne kadar hiçbir zaman Doğan Medya’nın sırtından eksik etmedi
    Hep bir kurban verildi, en son Mehmet Yakup Yılmaz.. İktidar bırakın eleştiren yazarlara, tarafsız ve dengeli haberciliğe bile tahammül edemiyor:

  • Hep beni yaz, hep beni öv, hep beni sev, hep beni manşetlere çıkar; eleştiriyorsan iktidarı, hain olabilirsin, insan hak ve özgürlüklerinden bahsedersen Batı ajanı olabilirsin (ekran yandaşlarının bu konuda geldikleri felaketi sonra yazacağım..)

    Ergenekon zamanında medya, gazeteci hapishanesine dönüştürüldü. O zamanlar FETÖ’nün alçaklıkları gündemdeydi, ama ortağı iktidar da “Aaa onlar gazetecilikten değil ki, adi suçlardan içerideler” diyecekti. Sonra FETÖ yıkıldı, medya yine gazeteci hapishanesi, Cumhuriyet’e hukuksuz tutuklamalar, Berberoğlu içeride, yargı siyasetin nalıncı keseri olarak çalışıyor ve iktidardan aynı nakarat: Aaaa onlar gazetecilikten içeride değiller, hepsi kriminal suçlu, terörist! 
     
    İktidar hep haklı 
    Evet, iktidarı hep haklı bulan gazetecilik yapacaksınız. Yolsuzluk haberlerine rastlayan var mı? 100 milyara yakın büyük ihalelerin millete küfür eden şirket ve ortaklarına verildiğini yazan çizen “büyük medya”? Bizim Çiğdem’den başka ihaleleri takip edip yazan kimse?

  • Şöyle işliyor ihaleler: Çağır, istediğine ver, payını al. 

    İhale yasaları onlarca kez iktidarın keyfiyetine uygun değiştirildi, mevcut yasalar da göstermelik. 
    Medyayı susturma faaliyetleriyle ihale faaliyetleri eşgüdüm içinde. 
    17- 25 Aralık 2013 büyük yolsuzluklarından bahsetmek bile bugün FETÖ terör örgütü üyeliğiyle suçlanmanıza neden olabilir. 
    Aydın Doğan’ı medyasını satmak zorunda bırakan durum budur. 
    Büyük seçim sürecine girilirken, zamanlama tam.
    ===========================================
    Dostlar,

    Sayın Bursalı’nın bu yazısı tarihe not düşer nitelikte bir metin..
    Halk dilinde zalimler için bir söylem var :

  • Zulmün artsın da seni de boğsun…

    CHP Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu bu gün Grup konuşmasında TBMM’de çok net olarak açıkladı :

  • FETÖ’nün siyasi ayağı, Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zatttır.. Mahkemeye versin, kanıtlayayım..

Bu açıklama son derece ciddi ve ağırdır. AKP’den yanıt ise komiktir : Mitomani vakası..

Öte yandan yine bu gün açıklanan rakamlara göre 4 kişilik ailenin açlık sınırı 1663 TL!
Asgari ücret 1604 TL, 1 Dolar 4 TL, 1 € 5 TL, 1 Pound yaklaşık 6 TL, AB açıkça dışlayarak oyalamakta, ABD iktidarın açıklamasını yalanlamakta, Moody’s Türkiye’de kurumların çöktüğü gerekçesiyle kredi notunu düşürmekte, nüfus her yıl 1 milyon artmakta, yobazlar din adına her türlü ahlaksızlığı yapmakta, Erdoğan her konuşmasında kin ve nefret söylemiyle toplumu kutuplaştırmaktan hala medet umabilmekte, İstiklal marşımıza dek gündem oyunlarına malzeme yapılmakta, işsizlik ve enflasyon 2 basamaklı, Ekonomiden sorumlu Bakan “aman – sakın borçlanmayın..” buyurmakta, meteliğe takla atan Hazine Şeker Fabrikalarını da satışa çıkarmakta, cari açık ve dış ticaret açığı büyümekte, bu yıl 230 milyar $ sıcak paraya mahkum ülke, Zarrab ABD’nin elinde, Afrin operasyonu olabildiğince iç siyasete malzeme yapılmakta, Marmaris’te yüzlerce odalı yazlık saray yavrusu yapımı sürmekte, yargı iktidarın kıkıcını sallamakta, AYM kararları hiçe sayılmakta, aynı AYM kendisini yadsıyarak OHAL KHK’larının yargısal denetimini yapmamakta, yine AYM Cumhuriyet gazetesi yönetmeni Akın Atalay’ın bieysel başvurusunu 15 aydır bekletmekte, 14 Mart’ta Ankara Tabip Odası’nın basın açıklaması OHAL gerekçesiyle engellenebilmekte, sınır ötesi operasyonlara süreklilik kazandırılarak ulusal dayanışma duygularının sömürüsü tasarlanmakta…..

Biz yazmaktan yorulduk..
Siyasal tarihte bir ülkenin bunca kötü yönetildiği, bunca “kötülük toplumu” örneği olduğu durum sanırız yok gibidir.. Hiçbir uyarı işe yaramıyor.. Gözler kör, kulaklar sağır ve gönüller taşlaşmış. Ağızlar ise volkan gibi.. 15 yılda kendilerini de Türkiye’yi de tükettiler.

Kötülüklerinde boğulacaklar… Tarihsel diyalektiğin değirmenleri bağışlamaz!

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Büyük atılım yılı ve Türkiye için büyük boşluk

Büyük atılım yılı ve
Türkiye için büyük boşluk

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 01.01.2018
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1 Ocak 2018 bu gün. Umarım yıl boyunca gündeminizi az çok hazırladınız. 
Bugün bilimden bahsedeceğim. 
2017 müthiş geçti. Bilimsel araştırmalar, buluşlar, tekno gelişmeler fırtına gibi esti. Başdöndürücü. Herkese Bilim Teknoloji, biliyorsunuz haftalık çıkıyor, geçen sayısında geniş bir toparlama yayımladı. Kaçırdıysanız, herkesebilimteknoloji.com sitesinden dijital tek sayı olarak da alabilirsiniz. Bu haftaki dergiyle birlikte geçen yılı toplam değerlendirdiğimde şu gözlemi yapıyorum: 
Bilgi birikimleri, belirli bir süre içinde önemli bir buluş ve tasarım sıçraması yapıyor ve olağanüstü bir bilgi ve teknolojik araç olarak karşımıza çıkıyor. 
İvmesi artarak. Geçen birkaç yılın birikimi, gelecek ve sonraki yıllarda daha kısa süreler içinde büyük patlamalarla karşımıza çıkacak. 
Atom altı düzeyde, kuantum araştırmaları, kuantum bilgisayarları olarak beş yıl içinde dünyanın kullanımına açılacak, tüm hesaplamalar olağanüstü bir hızla gerçekleşecek, bugünkü süper bilgisayarların aylar süresince yaptığını saatler – gün boyunca yapacak. İlk kuantum haberleşmesi Çin ile Viyana arasında gerçekleştirildi, kimsenin kıramayacağı -tek tek fotonların kullanımına dayanan- bir şifreleme ile. Temel bilim ile teknolojinin bu buluşmasında Çin bir adım önde.

Büyük atılım yılı 
Uzayda en büyük olay, iki nötron yıldızının 130 milyon ışık yılı uzaklıkta çarpışarak kaynaşmasıydı. Astrofizikçiler, gökbilimciler, türlü çeşitli teleskoplarıyla bu tür büyük olayları izleyebilme konusunda artık kılıçlarını kuşanmış hazır durumdalar. Bu olay, astrofiziğin en büyük atılım yılı olarak tarihe geçti. Evrenle ilgili bazı modellerin doğruluğu kanıtlandığı gibi, böyle büyük çarpışmaların pek çok ağır elementi doğurduğu ve uzaya saldığı da doğrulanmış oldu. Einstein’in Genel Görelilik teorisinin doğruluğu da bir kez daha test edildi. 
Nötron yıldızları büyük yıldız patlamalarından arta kalan maddenin kendi içine- üzerine çökmesiyle oluşan, evrenin en küçük ama en ağır / yoğun yıldızları, bir kaşığa bir milyar ton sığdırdığınızı düşünün. Kendi çevrelerinde de mesela saniyede defalarca dönerler. 
7 dünya benzeri gezegen de keşfedildi. Hepimiz birer uzaylı olarak, hey başka uzaylılar var mı arayışı sürüyor. Dahi adam Elon Muske uzaya gidip geri gelen roketleriyle, (SpaceX – Falcon 7) uzaya sivil geziler için yeni bir dönem başlattı.

Geninde bozukluk mu var? 
Biyolojide olağanüstü gelişmeler yaşandı. Gen makası (CrIspr yöntemi) ile canlıların genleri rahatça kesilip çıkartılmaya başlandı. Mesela nadir bir hastalık olan

  • Hunter sendromlu 44 yaşında bir hastanın genomu CrIspr kullanılarak başarıyla yeniden düzenlendi ve hastalık kayboldu!

Portland’da araştırmacılar, tek hücreden oluşan insan embriyosunu yeniden düzenlediler. Kalıtsal hastalıklar ve kusurlu genlerin ortadan kaldırılmasında büyük bir aşama. Ayrıca rahmi taklit eden bir yapay rahim, erken doğanlar için yepyeni ve sağlıklı bir umudu doğurdu… 

  • Türkiye bunların hiçbirine hazır değil, ilgisiz ve bilgisiz, olayın tamamen dışındayız. 

İnterneti bir ahlak bozukluğu olarak gören ve dünyanın bilgisini içeren Wikipedia özgür ansiklopedisini ülkemizde hâlâ yasaklı tutan bir anlayışla gidebileceğimiz yer koca bir boşluktur.
=========================================
Dostlar,

KURTULUŞ BİLİM ve TEKNOLOJİDE; TÜRKİYE’nin de!

Cumhuriyet gazetemizin saygın yazarlarından Orhan Bursalı, dostluğu ile övündüğümüz insanlardandır. 2018’in ilk yazısını Bilime ayırdı, hayranlık ve saygı uyandıran gelişmelere. Bize de bu dizeleri çağrıştırdı Sn. Bursalı andığımız makalesiyle. Köşesinde son derece nitelikli yazılar kaleme almakla kalmayıp, uzun yıllar bu gazetenin haftalık BİLİM ve TEKNİK ekinin editörlüğünü üstlendi. O dergiden çook şeyler öğrendik. Ne var ki Cumhuriyet bu dergiyi, başlıca akçalı (parasal, mali) sıkıntılar yüzünden sürdüremedi. Ancak Sayın Bursalı pes etmedi ve bu dergiyi çok değerli yazar dostlarıyla birlikte sanal ortama taşıdı :

  • herkesebilimteknoloji.com

Çok mütevazi ödemelerle sanal ortamda sürdürüm (abonelik) yapılabiliyor. Yeni yıl için sevdiklerimize armağan için indirim bile yapmışlar..

Geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın interneti “zehir” olarak nitelemesi ve “zehir evlere girdi” değerlendirmesi çok ürkütücüdür. Klasik görsel – yazılı basında mutlak iktidar tekeli her yola başvurularak sağlanmıştır. Sıra, toplumsal karşıtlığın (muhalefetin) nefes aldığı sosyal paylaşım ortamlarına (media) mı gelmiştir?

Zaten, –nasıl finanse ediliyorsa– yüzlerce – binlerce ücretli AK-Trol 7/24 “görev” başındadır; ispiyon, ihbar, şantaj, aşağılama, yıldırarak edilgin kılma, küfür, hakaret, linç, iftira, siber saldırılar… sıradan silahlar olmuştur.

Aba altından bu alana da sınırlama – sansür sopası gösterildiğine ilişkin ciddi kuşku uyandı bizde. Zehir olan internet olamaz; “internet bağımlılığı” denen bir davranış bozukluğu eleştirilebilir fakat internet olanakları asla. Böylesi ilkellik, çağdışılık hatta arkaiklik olurdu.

Youtube erişimi ülkemizde epey bir süre engellenmiştir.
Wikipedia erişimi neredeyse 1 yıldır yasaklıdır. Oysa bu ansiklopedik sitede son derece önemli – değerli bilgi hazinesi yüklüdür. Yasakçılık sorun çözmüyor. Eğer bu sitede ülkemiz aleyhine doğru olmayan içerikler varsa, uluslararası hukuk kuralları kapsamında uğraş verilmelidir. Uluslararası tahkim bu olanaklardan biridir. Son 1,5 yıldır OHAL altında inletilen toplumun Anayasal haberleşme gizliliği ve güvencesi de (md. 22) ciddi yara almıştır. Güvenlik birimleri yargı kararı olmadan iletişim içeriğine ulaşabilmektedir. Hatta geçen hafta “kuşkulu” (!?) gönderi zarflarını açma yetkisi de eklenmiştir buna!

Bütün bunları bir araya getirdiğinizde, o ülke rejiminin FAŞİZM olduğunu belirleyebilmek için gerek ve yeter koşulların fazlasıyla sağlandığı söylenebilir. Zaten tarihte hiçbir faşist ya da diktatör böylesi sıfatları kendisine yakıştırmamış hatta en tepkisel biçimde reddetmiştir.
Zihni, algıyı, ussalcılığı (akılcılık – rasyonalite) ortadan kaldıran “tuhaf” bir hal olan bu tablo, son derece trajik gelişmelerle ve ancak “zor” ile sonlandırılabilmektedir…
*****

Öte yandan; 1971’de Hacettepe’de başladığımız tıp eğitimimizin daha başlarında, Türkiye’de çağcıl Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği bilimlerinin – sisteminin kurucusu eşsiz Bilim ve Eylem insanı, Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Prof. Dr. H. Nusret Fişek hocamız daha o yıllarda geleceğin tıbbının koruyucu hekimliğe dayanacağını, genetik sağaltım (tedavi) ve koru(n)ma ile
pek çok sağlık sorununun – hastalığın köktenci (radikal) biçimde iyileştirilebileceğini işliyordu. Ne denli derin bir öngörü değil mi??

Yaşamda en gerçek yol göstericinin “bilim ve fen” olduğunu, bunların dışında başkaca yol gösterici aramanın aymazlık – şaşkınlık – sapkınlık olacağını Büyük ATATÜRK boşuna mı söyledi ve bizlere tinsel kalıt (manevi miras) olarak salt bilimsel akılcılığı bıraktı??

Bu sözleri Sn. Bursalı, uzun yıllar Cumhuriyet Bilim Teknik Cumartesi ekinin başından hiç eksik etmedi sağolsun.. Berlin Teknik Üniversitesinde aldığı “sıkı” eğitim, zekasıyla birleşerek Saygın Orhan Bursalı’yı bizlere armağan etti. Bu dizgeselliğe (sistematiğe) dayalı Uygarlık öylesine bir ateştir ki; karşı çıkan yobazları, yarasaları, omurgasız sürüngenleri, insansıları., Platon’un mağara mitosu adamlarını… yakar, yok eder..

Türkiye bu zorunlu bilim kulvarından ayrılamaz, asla arkasını dönemez, kayıtsız kalamaz..
Böyle de olacaktır ve son yılların siyaset bilimi yazınında (literatüründe) tipik bir “anomali” olarak tanımlanabilecek AKP siyasal notasyonu, zamanın ruhunca deterministik paranteze alınarak etkisizleştirilecektir.

Sevgi ve saygı ile. 02 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com