Geliyorum diyen darbe ve karanlık sayfalar

Geliyorum diyen darbe ve karanlık sayfalar

Orhan Bursalı
, Cumhuriyet, 16.7.2017

Geliyorum diyen bir darbe: 15 Temmuz FETÖ darbesi epey zamandır geliyorum diyordu. Bunun öyküsünü yazıyorum. Bu en az 2010 yılına kadar uzanan bir kesin hesaplaşmanın son perdesiydi. Geriye doğru 10 yılın ilk zamanları büyük bir ittifak ve dayanışma; sonraki 5 yıl içinde de adım adım bir hesaplaşma. Bu hesaplaşmanın şüphesiz cephe liderleri Gülen ve Örgütü ile Erdoğan’dı (ve yanında bazı ikinci – üçüncü adamlar). AKP’nin pek çok kurucu lideri ise çatışmanın daha çok izleyicileri durumundaydı!
Asla inanılmayacak bir dogma, iktidarın, FETÖ’nün askeri darbeye kalkışacağını bilmemesi, inanmamasıydı.
Bunun için tüm işaretler vardı. İşaretler 7 yıl önceden ortaya çıkmaya başlamış, adım adım güçlenmişti. En somut işaret ise darbeden önce gelmeye başlamıştı.

MİT, 2016 başında, belki de 2015’te ByLock meselesini çözmüş; haberleşmeleri incelemeye almış, eğer FETÖ’cüler darbeye kalkışırsa bunun büyük bir kökten temizlik için olağanüstü bir fırsat yaratacağı kanaati AKP ve devlet yönetimine egemen olmuştu.
Cumhurbaşkanı’nın darbeye kalkışmalarını “Bu bize Allah’ın bir lütfu olarak nitelendirdiğini de unutmayın! 250 kişinin hayatı ve binlerce yaralıya mal olan “Allah’ın bir lütfu!”

Darbeden önceki çarpışmalar
Askeri darbe hazırlıklarının ve şiddetli çarpışmaların ön safhaları:
– 2007-8 Ergenekon ve 2010 Balyoz davaları;
– Erdoğan ve iktidarına yönelik olarak da 2011 Şike Davası;
– 2012 MİT’e saldırı;
– 2013 Dershaneler Kapışması;
17 – 25 Aralık 2013’te Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu.
– Ve bunlar Erdoğan’ı yıkmakta işe yaramayınca, 15 Temmuz 2016 Askeri darbe girişimi..
Yani FETÖ örgütü, devlet içinde sahip olduğu tüm güçleri Erdoğan ve iktidarına karşı kullanmıştır. Yani sırasıyla: Emniyet, İstihbarat, Yargı, Asker.
Eğer ilk üçü işe yarasaydı ve RTE bir şekilde iktidardan uzaklaşsaydı, satranç tahtasında asker ileri sürülüp şah denmeyecekti.

FETÖ totaliter iktidarının sivilleri
Bir şey daha söyleyeyim: RTE bir şekilde uzaklaştırılsaydı iktidardan, AKP’nin diğer ileri gelenleriyle bir “sivil iktidar” kurulacak ve “AKP kabuk parti” olarak adım adım FETÖ totaliter iktidarı gerçekleşmiş olacaktı.
“Kontrollü Darbe” betimlemesinin özünde yatan budur. Yani “durup dururken” ortaya çıkan bir darbe girişimi değil bu. Devletin bilgisinin olduğu, incesiyle olmasa bile kabası adım adım izlenen, neredeyse tüm işaretleri alınmış ve bu bilgiler altında, “olursa görürler” şeklinde özetleyebileceğimiz bir duruş.
Hele hele 2016 başından itibaren bu darbenin işaretleri yoğunlaşmıştı. MİT’in darbe olasılığı bilgisini devletin tüm başlarıyla paylaşıldığını da açıkladığı bir durum.

Karanlık sayfalar…
Darbenin hemen öncesinde, bize sunulmayan karanlık bölüm var. Siyasal analizci-gazeteci, sadece açıklanan bilgiler üzerinden bir bütünlük – senaryo oluşturmaya çalışırsa, eksik kalır. Her zaman gizli kalan – açıklanmayan bölümleri sorgulamak zorundadır. Her şeyin anahtarı, düğüm noktası genellikle oradadır.

  • Mesela, hiç açıklanmayan “Hakan Fidan – Hulusi Akar – Erdoğan” üçlüsü arasındaki görüşmeler.

Mesela 10 Temmuz – 16 Temmuz arasında neler oldu? Bu üçlü arasında neler konuşuldu, ne kadar konuşuldu, hangi bilgi alışverişleri yapıldı ve kararları alındı ve uygulandı. Bunların eksiği – fazlası neydi?

  • Siz Erdoğan’ın “darbeyi eniştemden öğrendim” lafıyla oyalanın!

Dikkatinizi çekerim, bu üçlüden ikisi Meclis Araştırma Komisyonu’na gidip ifade vermedi, vermeleri engellendi. Buradan çıkartabileceğimiz akli bir sonuç, Cumhurbaşkanlığı’nın bunu istemediğidir. Cumhurbaşkanı’nın ifadeye çağrılması söz konusu bile olamazdı!
Bu konuda somut bilgiler daha bir süre asla açıklanmayacağı için, Üçlü arasında konuşmalar sırrını koruyacaktır. Ama bu durum neler olmuş olabileceği konusunda senaryolar inşa etmeye engel değil. Eğer Üçlü arasında darbeye karşı önlem için tayin edici konuşmalar yapıldığına kesin inanıyorsanız, senaryolar da inşa edebilirsiniz.

Açıklanmayan gerçeklerin nedeni; 

  • Artık darbe üzerine bundan sonraki tutum ve davranışların tamamen bir siyaset ve iktidar oyununa ait olmasıdır. Şimdi bu politika oyununu yaşıyoruz, üstelik tüm şiddetiyle…
    =======================================0
    Dostlar,
    Erdoğan ve AKP’sine Oscar Wilde’in bir sözünü anımsatalım :
  • “Ne kadar çok kişi benle ayni fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm.”

Sevgi ve saygı ile. 17 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Evrime yasak: Bilime – ülkeye kötülük

Orhan Bursalı


B
irkaç ay önce belli olmuştu, üniversite öncesi eğitimde evrim konusunun ders içeriklerinden çıkarılacağı duyurulmuş, eğitim ve bilim kurum ve kuruluşları ve sendikaları raporlar yayımlamış, sakıncaları anlatılmıştı.

Boşuna çaba.. Adamlar Nuh dedi peygamber demedi..
Çünkü bu onlar için stratejik bir karardı: imam hatipler, din konuları eğitimde temel alınacak, buna aykırı ne varsa ayıklanacaktı.
Devleti, ülkeyi, eğitimi bir inanç iktidarı yönetiyordu, dolayısıyla inandıkları doğrultuda eğitimi düzenleyeceklerdi. Talim Terbiye adı verilen siyasi kuruluşun son kararı:
Evrim yok, boş boş konuşmayın.”

O kurumun başkanlığını yapan Alpaslan Durmuş adındaki zat bakın ne gerekçe ileri sürüyor:

Öğrenciler aptaldır, anlamaz
Tartışmalı konuları öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana sahip olmadıkları kademelerde devre dışı bıraktık. Lise 9. sınıf biyoloji dersindeki ‘hayatın başlangıcı ve evrim’ ünitesi de henüz bu tartışmayı yürütebilecek öncüllere sahip olmadıkları için lisans eğitimine ertelendi.”
Yani eğitimleri sürecinde evrim konusuyla öğrenciler ancak üniversitede tanışabilecekler! Tabii böyle bir durumda ailelere büyük iş düşüyor. Öğretmenler mesela devlet okullarında evrim konusunu sınıfta ağızlarına alacak olurlarsa?
Henüz 15-17 yaşında kavraması mümkün olmayan konuları öğrencilere iletmeye çalıştığı için” başları belaya mı girer?
Evrim gibi, şüphesiz salt biyolojide değil, tüm bilimlerde ana girdi olan bir konuyu devre dışı bırakarak, “bilgi, beceri, yetkinlik, yeterlilik, tutum ve davranışların” çocuklara nasıl aktarılacağı da merak konusu. Üstelik iddialarına bakın, dünyayı çok iyi bilen yurttaşlar yetiştirecekler.
Bizim mesela lise öğrencisi, Avrupalı herhangi bir yaşıtıyla yan yana gelecek, evrim konusu açıldığında bizim gencin tepkisi ne olur:
O da ne?” mi?
Bu din düşmanı bir konu, bizde okutulmaz” mı?
Gel sana Müslümanlığı anlatayım” mı.. diyecek?
Alpaslan Durmuş’a soralım:
• Evrimin “tartışmalı bir konu” olduğunu nereden çıkartıyorsun? Bu konuda bilim çevrelerinden bir “bilirkişi raporu” mu var elinizde?
• İlahiyatçı olmanızdan, mı kaynaklanıyor bu düşünceniz, yoksa Talim Terbiye’deki tüm bulunanların ortak düşüncesi mi?
• Sizi oraya getiren siyasi iradenin talimatlarını mı uyguluyorsunuz yoksa?
• Bize bir Avrupa, ABD, Kanada, İngiltere,.. hatta bilim ve araştırmada adı duyulmuş tüm dünya üniversitelerinden “Evrim, tartışmalı bir konudur, dolayısıyla üniversite öncesi eğitimden çıkartılması doğrudur” konusunda düşünce belirtecek tek bir kurumsal belge, rapor verebilir, gösterebilir misiniz?
• Evrimi reddedecek tek bir üniversite? Avrupa’da ilköğretim, ortaöğretim, lise gibi eğitim kurumlarından sizi destekleyecek bir raporunuz var mı?
• Tabii en önemli soru: Her şeyi bilecek öğrencilerin konuyu kavrayabilecek bir beyne sahip olmadıklarını nereden biliyorsunuz? Sakın bu konu öğrenciler için değil de bu kararı verenler için geçerli olmasın?

Bütünü kavramak zor
Evrim konusu ile tanışmamış bir gencin, beyninin yarısı boştur ve dumura uğramıştır.
Daha da iddialıyım: Evrim, “başta biyoloji olmak üzere, tüm değişimi inceleyen bir daldır” açısından bakacak olursak, evrim düşüncesinden yoksun beyinler, olaylar, olgular, disiplinler, konular arasında, bağlantı kurmakta zorlanırlar, hatta kuramazlar; karmaşıklığı kavrayamazlar, bütünü göremezler..
Onlardan ne bilim insanı olur, ne doğru dürüst bir araştırmacı, ne de dünya ile yarışacak bir birey.
Üniversitede evrim düşüncesi ile tanışacak öğrenciler rekabette nal toplayacak.
Ayrıca üniversitede evrim düşüncesi ile nasıl tanışacakmış? Biyoloji okuyacak veya fizik – kimya – jeoloji okuyacak da aaa evrim diyecek.
Özetle, bilime ve öğrencilere büyük ihanet ediyoruz.
Durmuş, tüm programların başına bir “imam-din değeri” yerleştirmeyi net açıklıyor:
Her bir program unsuru, ders birer tespih tanesiyse bu tespih tanelerinin en tepesinde, hepsinin önünde bir imam olarak veya tespih imamesi olarak değerlerimiz durmaktadır.”

Değerlerimiz, dediklerinin içeriğini de ne güzel anlatmış. İmamın başında durduğu programlarda evrimin işi ne?
Devam: Bu konu ülkemizin, gençlerimizin geleceğidir..
==========================================
Dostlar,

Ne demeli? Sayın Bursalı büyük bir sabır ve ustalıkla demiş diyeceğini.
Yazıklar olsun AKP iktidarına..
Yazıklar olsun bu bilim dışı – çağ dışı siyasete alet olan bürokrasiye..
EVRİM yaşamın gerçeği ta kendisidir.. dilediğiniz kadar devekuşu gibi kafanızı kuma gömerek “yaradılış” yaygarası basınız..
Tüm bilimsel kanıtları ile ortadadır.
Yaşamın, evrenin, bilimin gerçeği SAFSATA ile HURAFE ile ya da aklınıza gelen herhangi bir yol ya da araçla örtülemez, saklanamaz..
Olsa olsa devr-i iktidarlarında –lanetli yıllarda– “bir süre” ertelenebilir.. Hepsi o denli!

Ne demişti aydın din bilgini, yobazlarca katledilen Turan Dursun:

  • Tabu bu.. can çekişiyor..

Sevgi ve saygı ile. 28 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP kaybederse iktidarı teslim eder mi?

AKP kaybederse iktidarı teslim eder mi?

Orhan Bursalı
, Cumhuriyet, 22.6.17

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Üç yazıdır 2019 seçimleri süreci ve Adalet Yürüyüşü üzerine yazıyorum ve dananın kuyruğunun kopacağı zamana dikkatleri çektiğim konuyu nihayet başlıkta yazdım!
Bu, halk içinde ve muhalefette yaygın konuşulan mevzu. Bir iktidar tetikçisi, referandumda sonuçlar iktidar için kötüye gitmeye başlayınca silahlı mücadeleye hazır olun diye twit atmıştı ya (ve ülkede tüm savcılar izine çıkmıştı o gün), aslında yaygın bir kanaati dile getirmişti.
Nisan referandum sonuçlarını mihenk noktası alırsak, iktidar güçlerinin eğrisi, iktidarı kaybetme koşullarını yaratmıştı. Önümüzdeki 20 aylık sürede bu eğrinin yukarıya tırmanma olasılığı mı güçlü, aşağıya inişini sürdürmesi mi?.. Bu konuda yorum yapacak epey zaman var, ben ikinci olasılığı göz önüne alacağım. Başlık konusu bu.

‘AKP iktidarı vermez’ diyenler haklı mı?
Önce seçim güvenliği üzerine: İktidarın referanduma kadar seçimlere, kader değiştirecek bir müdahalede bulunmadığını varsayabiliriz. Çünkü önlerindeki anketler seçimleri kazanacağını söylüyordu. Böylece, “seçim sonuçlarına saygı” – “demokratik yüzlerini” korudular.
Ama referandum öncesi anketleri hiç de öyle göstermiyordu, son ana kadar iktidar oylarını %44 dolayında kestiriyordu. Bu panik yarattı. Kendilerine çalışan ekrandan tanıdık bir anket şirketini “pompala %60’ı yavrum” diyerek feda ettiler. O da kendini ateşe attı! İşe yaramadı. Avrupa’ya açılan savaşın dozunu artırarakgöbeğini kaşıyan” seçmen kesimlerinden oy devşirdiler.
Ve ikinci bir hazırlık yaptılar; sandıkta sahtekârlık. Anlaşıldığı kadarıyla mühürsüz evet pusulaları yüz binlerce hazırlandı, sonra seçim kurulundaki AKP’li üyenin başvurusuyla YSK hukuk ve yasayı çiğneyerek bu pusulaları “seçmen iradesine saygı” gibi bir uydurukluğa imza atarak geçerli saydı. Bu “ya kaybedersek” korkusuna bir tedbirdi, %bir ile kazanmış veya yitirmiş olabilirler.
Ayrıca devletin doğu illerinde müthiş baskısının devreye girdiğine, jandarmanın sandıklardan silme evet çıkması için gücünü kullandığına ilişkin çok sayıda duyum alıyoruz. Zaten bu tür sandıklardaki sonuçlar da “ne edelim, ya can – ya evet” durumunu gösteriyor.

Dananın kuyruğu nerede?
Referandum sonucu ve gösterdiği oy eğilimi sürerse, esas dananın kuyruğunun kopacağı zamanlar yaşayacağız.
1) YSK’nin yasadışı kararı gündemde kalacak mı? Bu karar nasıl iptal edilecek?
2) Seçim kurulları tepeden tırnağa bağlanmış durumda. Tıpkı yargı gibi. İktidar, hukuku, iktidarda kalma mücadelesinin ana aracı olarak kullandığı için, son sözü kullanacak olan hesap vermez – saydam olmayan kurullar ne derse o olacak.
3) Yani milletin iradesinde kaybedeceği seçimi, sandıkta, güttüğü adamlarıyla kazanma şansını tamamen kullanacağına bahse girebilirsiniz. Yani “atı alan Üsküdar’ı geçti” demeci hazırda bekliyor olacak.
4) Oy ve Ötesi, siyasi oluşuma geçme toplantıları yapıyor. Durumdan kendileri için siyasi yarar – görev çıkardı. Oysa seçimlerde sandık meşruiyeti bir no’lu mücadele alanı gözüküyor. Bu konuda “tarafsız gözlemci” statüsünde iyi bir deneyim sahibi olmuşlardı ve bu alanı terk ediyorlar!
5) Referandumdaki oy eğilimi sürerse ve sandıkta olası sahtekârlıklar oldubitti ile “yasal” hale getirilirse dananın kuyruğu kopacak ülkede. Tam bir illegal, meşru olmayan iktidar durumu ortaya çıkacak. Bu durum kesinleştirilince, Türkiye kesin yeni bir döneme girecektir: 2019 öncesi ve sonrası
==================================
Dostlar,

Sayın Orhan Bursalı her zaman olduğu gibi çok önemli yazılar yazmakta.
Yukarıdaki yazı içeriği, sorularıyla, olası yanıtlarıyla ve öngörüsüyle ciddidir.
Gerçek gündemine el konan ve ardışık algı yönetimi operasyonlarıyla şaşkınlaşırılmak istenen Türkiye, bu ciddi sorunsalı ayrımsamalı (farketmeli) ve asıl gündemine sahip çıkmalıdır.
Böyle de olacaktır.
İnsan aklının sonsuza dek, yönlendirilerek tutsak alındığı nerede görülmüştür? Halklar uyanır!
Elbette görülmemiştir ancak bu süre “gereğinden çok uzatılabilir..” Şimdilerde Türkiye’de olduğu gibi.. Son 15 yıldır sonlandırılamayan AKP ile “lanetli yıllar gibi..
Ancak çağın gerçeklerine Donkişot’tan daha akılsızca saldırmayı sürdürüyorlar..
Okulların yetişeklerinden (müfredat) Evrim’in çıkarılması, fakat şeriat düzeninin ceza yaptırımlarının konması gibi.. Çok traji-komik ve eleverici, Araplar bile laikliğe kayarken!

Eski bir AKP’li Bakan’ın vatan ve ülkenin kendileri için 2. sırada geldiğini söylemesi gibi..
Açıkça anlıyoruz ki, ümmete dayalı din devleti, hangi coğrafyada olursa olsun, hangi topluma dayanılırsa dayanılsın ASIL KUTSAL hedeftir. Bu Bakan, partisi AKP’yi 3. sıraya koyarak onu da açıkça araçsallaştırmaktadır.. “Masum, iyiniyetli” yurdum insanı milyonlarca AKP’liye duyurmuş olalım AKP’nin gerçekte nelere araç edildiğini..

Oyun böylesine çıplaktır artık.. Halkın çoğunluğunun bunca çıplaklığı görmeyecek denli akılsız olduğunu varsayıyor olabilirler mi? Bu değilse dayanak nedir? İyice yumuşatıp bir oldubitti ile DİN DEVLETİ İLANI mıdır? Kendilerince sınırlı (?) silahlı iç çatışmayı da göze alarak??

Türkiye’nin bütün bunları düşünmesi, konuşması gerek..
“Çelik harekatı” yargıyı tüketerek başlatılmış sayılabilir.. 2019’a dek “yumuşatmaya” devam, 2019 seçimini öyle ya da böyle MUT – LA – KA almak ve 2023’e dek “işi bitirmek”!?

Ne var ki Türkiye direniyor.. ADALET, ADALET, ADALET…. diye haykırarak yollarda. Reisin başı fena ağrıyor iç ve dış çooook ağırlaşan – yönetilemeyen / yönetemediği sorunlarla. Yavaş yavaş gücü tükeniyor; öfkesinden, jest ve mimiklerinden, bakış ve duruşundan.. öyle rahat okunuyor ki..

  • Artık zaman AKP = RTE’nin aleyhine akıyor ya da işliyor..

    Dün ADALET YÜRÜYÜŞÜ’ne Kılıçdaroğlu’nun koluna girerek katılan 76 yaşındaki üstad Prof. Kongar hocadan ödünç alalım :

  • DİREN TÜRKİYE.. DİREN DEMOKRASİ..

Sevgi ve saygı ile. 23 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Referandum: Bir ihtimal daha var; o da ekonomi mi dersin…

Orhan Bursalı

Referandum: Bir ihtimal daha var;
o da ekonomi mi dersin…

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

“Tek adam olacak Türkiye uçacak” palavrası var ya… Türkiye yıllardır tek adam, tek parti, tek iktidarca yönetiliyor. “Başkanın adamları” ortalıkta, köşelerde, ekranlarda troller gibi bağırıp çağırıyor. Yalan yanlış, palavra ile yarattıkları sadece bir kirlilik. Gözlerini salt başkanlık bürümüş, uğruna her şey mubah.. En keskinlerinden biri, “Şimdi bürokrasi var, o zaman olmayacak” demez mi? Bir de palavra sıktı: “Bir şirket kuracaksınız 127 imza gerekiyor..”
En büyük yalanlardan biri, salla gitsin ekranda! Yani şirket kurmak için Başkan’a mı başvuracak insanlar? Emekli olmak için? Ekranda atmasyon şampiyonluğu yapmak kolay.
Bürokrasi demek devlet demektir. Devlet mi kalkacak Başkan gelince! RTE şimdiden sarayında binlerce kişilik bir bürokrasi, devlet aygıtı daha kurdu!
RTE bir emir veriyor, bakanlar (ve tüm kuruluşlar) hemen yerine getiriyor.
Tek adam olarak yönetiyor, hoşuna gitmeyen başbakanı bile istifa ettiriyor.
Ve bu tek adam tek iktidar döneminde Türkiye neredeyse batmış durumda!

İktidar ekonomik göstergelerde güzelleştirme, makyajlama dönemine girdi. Bu bile kötü gittiğinin siyasi göstergesi: Bugüne kadar buna ihtiyaç duymuyorlardı. Şimdi ise TÜİK örneğin enflasyon sepetinde yiyecek harcamalarının ağırlık oranını düşürerek enflasyonu da düşük gösterme yoluna gidiyor. Böylece hem kamuoyunda bir aldanma var hem de enflasyona göre yapılacak maaş vb. zamlarını da düşürüyor.
Şimdi işsizlik oranında da artışı saklama konusunda başarılı bir işlem beklentisi içindeyiz!
 
Dolar sayesinde iktidar!
Para suyunu çekti, yıllardır dışarıdan gelen para ile Türkiye’yi yönettiler: Tamı tamamına 530.7 milyar dolar dış kaynak girdi ve kullandılar (2003’ten beri yıl yıl akan milyar dolarlara bakın: 7.1; 14.2, 37.3; 38.2; 45.3; 36.5; 9.2; 57.9; 64.3; 69.7; 72.2; 41.6; 11.2; 26 milyar $ -2016-)
Para girerken hiç de dolar teröristliği söz konusu değildi, ama bu parayı har vurup harman savurunca, yollar-köprüler, tüketim tapınaklarına bol keseden harcanınca, ekonomi tıkandı,
para damlamaya – geri çekilmeye başlayınca, bu kez dolar teröristliği gündeme geldi!
Tabii bir de ülkenin mal varlıklarını satıp savurdular: 70 milyar $.. 

Bugün tepetaklak giden bir ekonomi var: Dolar 3.90 TL: Nerede görülmüş? Büyük bir yoksulluk.
Reel sektörün döviz açığı 215 milyar dolar (2009’da 67). Toplumun tüketici kredi banka borcu: 250 milyar TL.

  • Devlet + özel sektör dış borç toplamı: 416.7 milyar dolar.
     
    Siyasal kriz hükümeti
    Reis ve hükümeti, baş aşağı yönelen ekonomiyi, yarattıkları siyasi krizlerle de dibe doğru itiyorlar. Kriz göstergelerimizde dünyada da ya başta ya ilk üç içindeyiz.
    İki ay sonra referandumu hızla millete dayatarak, ülke tarihinin en önemli anayasal rejim değişikliğini ekonominin çöküşünden kaçırma telaşındalar.
    Ne kadar çabuk o kadar iyi kendileri için. Düşünüyorlar ki, “şimdi alıp kaçtık. 6, 9 veya 12 ay sonra iyice batmış bir ekonomi tablosuyla karşı karşıyayız, hepten imkânsızlaşır…”
    Doğru düşünceye ne denir?
    Not: Rakamlar büyük ölçüde Mustafa Sönmez’in “Kriz, AKP’de Tıkanma ve İhtimaller” başlıklı araştırmasından alındı.
    ==================================
    Evet dostlar,

    Çelişkilerin hangi birini saymalı??
    AKP – RTE iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimimden küresel 2008 ekonomik bunalımına dek “düşük kur – yüksek faiz” politikası gütmedi mi? Bu sayede ülkeye Dolar çekerek aldatıcı bir balayı dönemi (Lale Devri gibi) yaşatmadı mı Türkiye’ye? Ülkenin alın teri bu politikayla dışarı akıtılırken Döviz cinsinden iç ve dış borçlar toplamda 221 milyar Dolardan 3 katına (600+ milyar Dolar) tırmandırılmadı mı??

  • On milyonlarca yurttaş, şirketler sorumsuzca ve acımadan kredi=borç batağına itilmedi mi?!

    Dahası : AKP – RTE’nin 15 yıllık tek adam döneminde kişi başına borç artışı kişi başına gelir artışından daha çok olmadı mı??? TÜİK ha bire GSMH ve enflasyon hesap yöntemini değiştirmeye zorlanmıyor mu AKP – RTE tarafından ?? Bu tam devekuşu tutumu değil mi??

Balayı – Lale Devri yıllarında / yılları ile Dolar hovardalığı üzerinden AKP – RTE ülkemize akıl dışı ve sorumsuzca “popülist operasyon” yapar, gelecekten çalarken, arka arkaya seçimler kazanılırken “hoş” tu da; şimdi deniz bitti ve hastalıklı – cılız – çoooooooooook borçlandırılmış – saman bile ithal eden – enerji faturası muazzam ve dışa bağlı – üret(e)meyen ve ithalata bağımlı, aptalca teşvik edilen yüksek nüfus artış hızı ve anormal işsizlik verileri… içinde “Dolar rekora doymuyor” tuzak tümcesi mi doğru (algı yönetimi – retorik tuzak!) çökerttiğiniz ekonominin TL’sinin Dolar – € vd. karşısında direnemeyip kar gibi erimesi mi?? Hangisi, hangisi??
Asgari ücretin 1404 TL olduğu ülkede domates, salatalık, biber 8-9 TL.. Bağırıp çağırarak
fiyatı düşüyor mu?? 15 yıldır kabzımal çetesini halledebildiniz mi, mafyaya ortak mı oldunuz? Başka nasıl açıklanabilir? 15 yıldır tek başına iktidar kabzımal – hal mafyasını çözemez mi??

  • Cari açık – dış ticaret açığı – bütçe açığı şeytan üçgeni Bermuda şeytan üçgeni gibidir;
    BA-TI-RIR! 

Siz de gideceksiniz ama Türkiyemiz çooook ağır bedeller ödüyor, ödeyecek..

  • İstanbul’da sokaklarda insanlar donarak ölüyor!
  • Van’da 38 günlük bebeğe cinsel istismar yapabilen insansılar türedi memlekette!.
  • Yemyeşil dincilikle toplum nereye dek açlığını bastıracak?
    Marks yanlış mı söylemişti “Kapitalizm dini afyon gibi kullanır!” derken..
    …………………..

Şu halkoylaması belasını çekin gündemden, vargücünüzle ekonomiyi toparlayın, iç – dış güvenliği sağlamaya bakın efendiler.. Çooook geç kalmak üzeresiniz, belki de kaldınız..

Sevgi ve saygı ile.
30 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bir insan neden tüm güçleri elinde toplamak ister?

Orhan Bursalı

Bir insan neden tüm güçleri
elinde toplamak ister?

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Harika bir şey! Kadınların sokağa dökülmesi! Trump’ın tam da başkanlığı devraldığı gün, Amerika’nın tüm önemli kentlerinde (ve Avrupa’da) kadınlar sel gibi caddelerde aktı.
Aman ne protestolar! Ne renkli söylevler, pankartlar…

Milyonlarca kadının tüm dünyada böylesine sahneye çıkması, gelecek için umut yaratıyor. Tepede, tüm erkek arkaik kültürü çeşitli derecelerde sepetinde taşıyan erkek siyasetçiler…
Ve kullandıkları müthiş bir devlet gücü, ordu gücü, istihbarat gücü ve polis gücü ile birlikte!

Ama caddeler alanlar kadınların gücü ile dolup taşıyor.
Silahları pankartlar, danslar, sözler, konuşmalar..

Tam asimetrik bir durum. Hangisi güçlü?
 
Demokratik haklar çöp sepetinde !
Kadınların her anlamda ve alanda sahip oldukları gücü kitlesel halde sergileyebildikleri zaman dünyada işler değişebilir. Tabii bizim Meclis’teki “erkek uzantılı güç gösterisi”nden bahsetmiyorum. Bu, siyasette kadın varlığının kanıtı değil, erkek gücünü katmerleştiren bir durum.
Türkiye’de böyle bir protesto gösterisini kaldırabilecek, yasal koruma sağlayacak, barışçı geçmesini kolaylaştıracak iktidar mı var? Lider mi, polis örgütü mü var? Meclis çevresinde başkancı anayasa değişimi hakkında görüş belirtmek için toplananların, CHP’li Vekiler dahil, gazla, suyla, copla dağıtılmasını anımsayın! Ankara Valiliğinin kentte gösterileri yasaklamasını..
Gösteri hakkı, protesto hakkı, yürüyüş hakkı, bildiri okuma – görüş belirtme hakkı, toplanma hakkı… Tüm bunlar anayasa ve yasalarda var. Ama hepsi kullanılmaz kılınarak çöp sepetinde yerini almış durumda.
 
Yüzde 75 geçer selamları
Yasaklar, dayatılan totaliter nitelikli bir rejim değişikliğini kolayca geçirmek için.
Uzun zamandır çeşitli düzeylerde yasaklar hep kullanıldığı için de sessiz, boyun eğer,
güdülen bir toplum oluşturmak için.

Niyet bu, ama sureti haktan görünen bazı köşelerde “yüzde 75 geçer” fetvası ile egemenlere kabul mesajları verilmesine karşın, bu, milletin anayasası olmayacak. Doğal anayasa yapma sürecinin tümden dışında kotarıldığı, toplumsal bir sözleşme niteliği taşımadığı, böyle olması gözetilmediği ve yalnızca bir kesimce dayatıldığı için.
Anayasa mı? Hayır!
Önce anayasal, demokratik hak ve özgürlükler!
Bunların kısıtlandığı bir ülkede anayasa yapmak tam bir lükstür ve özgürlük kırıntılarının da
yok edilmesi sonucu doğurur..

Kadınlar, çocuklar, erkekler, anayasa değişimlerine hayır demek için korkusuzca, güven içinde, yasaların ve anayasanın güvencesi altında caddelerden akabilecek, meydanları doldurabilecekler mi? Peki, ya sonrası?
 
Millet iradesi palavrası
Trump, halkın gücünü iktidara taşıdım, diyor ve gelmiş geçmiş en büyük demagojilerden birine imza atıyor. Sadece o mu?! Çağa uygun bir aldatma, post-hakikat politikası.
Trump, taşısa taşısa muhafazakâr milyarderlerin gücünü iktidara taşır.
Ama bunların arasında halkın gücü olmayacak.

Ayrıca “milletin gücü”, “milletin iradesi” nasıl oluyor da, iktidara taşınıyor? Seçmen kitlesinin, bugünkü yasal, anayasal güç kullanma olanakları dışında, bir başka kurumsal yapı mı oluşuyor da, millet bu araçlarla iktidara, kararlara ortak oluyor. Biri bunu açıklasa da öğrensek!
Milletin gücü-iradesi iktidara geldi, politik söylemi, demagog uydurmasıdır.
Halkın, seçmenin aldatılmasıdır. Her türlü gücü elde toplamaya yöneliktir.
Biraz demokratik sistem, tüm güçlerin tek kişide toplanmasını ebedi yasaklayacak sistemdir.

 
Neden tüm güçleri istiyorsun?
Bir siyasetçi, anayasal ve yasal kendisine tanınan iktidar olma-icraat yapma, güç kullanma olanakları ile yetinmiyorsa..
Doğrudan kendisinin denetleyemediği diğer kurumsal yapıları, özellikle de parlamento, yargı, parti organları, ülkedeki neredeyse tüm ana güç odaklarının karar verme süreçlerini kendine bağlamak istiyorsa, onlara kararlarını dikte ettirme yoluna girmişse, tüm ülke için tehlike kaynağı olup çıkar…
Meclis’ten geçen anayasa değişikliğini cümle cümle inceleyin.. Bu ülkenin 150 yıllık tarihinde görülmeyen bir güç yığılmasının nasıl tek adamda toplandığını göreceksiniz.
Ülke, tehlikeli bir dönemece girdi.

  • Bütün güçleri isteyen yapı otoriterdir, tek kişilik oligarşidir, her türlü keyfi davranışa açıktır…

    Muhalefet nasıl karşı durabilecek iki ay içinde merak konusu..
    ***
    Bu gün 24 Ocak, 1993’te Uğur Mumcu’nun alçakça katledilmesinin 24. yıldönümü.
    Adalet ve Demokrasi Haftası! Türkiye tüm bu acılardan yürüyerek bugünlere geldi ve
    hâlâ özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyor.
    ======================================
    Dostlar, 

Değerli ve birikimli – deneyimli yazar Sayın Orhan Bursalı önemli belirlemeler yapıyor
bu yazısında. Öncelikle yazıya başlık oluşturan soru çok önemli.. Soru sorabilmek başlıbaşına ciddi bir düşünsel eylemdir.. Hele yerinde – akıllı, sorun çözen sorular sorabilmek..

Bursalı, ”Türkiye.. özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyor..”  demekte.
RTE’nin birkaç gün önceki (19.1.17) 35. muhtarlar toplantısı sözlerini duymamış olmalı (!)..

  • “Ey Batı, sizin bu dünyada özgürlük diye bir derdiniz yok, sıkıntınız yok. Özgürlük bu değil ya. Özgürlük, bu insanlara insanca yaşama erdemini huzurlarına getirmek.
  • Özgürlük Marmaray’dan geçer, Avrasya Tüneli’nden geçer,
  • Özgürlük Osmangazi Köprüsü’nden geçer,
    Özgürlük inşallah dünyanın en büyük havalimanından geçer.”
  • “ÇANAKKALE KÖPRÜSÜ’NÜ YAPIYORUZ DİYE ÇILDIRIYORLAR”
  • “DÖVİZ KURU ÜZERİNDEN EKONOMİMİZE DARBE VURULUYOR”

Böylelikle dünya yazınına (literatürüne) Erdoğan’dan olağanüstü değerli,
kendine özgü (sui generis) özgürlük tanımları kazanmış oluyoruz.
Salt tanım değil, ”özgürlüğün nereden geçtiğini de..” öğreniyoruz.
İyi oldu, çünkü rastlaşamıyorduk ”Özgürlük” ile son yıllarda bir türlü.
Nerede karşılaşabileceğimizi ‘mutlulukla’ öğrendik.
İstanbul’a gidip, parasını verip bu görkemli yapılardan geçecek ve ‘özgürlük’ü arayacağız,
belki de yaşayacağız.

Tanrı aklımızı saklaya!

Erdoğan, ”Eyyy Batı” diyerek kafalarına vura vura onlara ‘özgürlüğü’ öğretmekte (!).
Yazılıp söylenecek öyle çok şey var ki, kıyısından dokunsak CB’na hakaret yaftası hemen hazır. Nitekim dün İstanbul’da vapurda gençler halk oylamasına ‘hayır’ şarkısı söylerken gemi güvenlik görevlileri hemen ‘CB’na hakaret’ savıyla baskı kuruyor, gençler gözaltına alınmaya çalışılıyor ancak halk direnerek polise engel oluyor.. Geçtiğimiz günlerde de duvarlara laikliği savunan sözler yazan gençler gözaltına alınmıştı Tayyibistan İslam Cemahiriyesi‘nde!

Tayyip beyin özgürlük anlayışı ne mene birşey acaba?

Bu gereksiz değilse bile, öncelikli olmayan cafcaflı yapılar gerçekte neye hizmet ediyor?
Şehir hastaneleri ve Osmangazi köprüsü ile ilgili yazılarımızda kapsamlı sorgulamıştık
(Isparta Şehir hastanesi Açılıyor ve Osmangazi köprüsü büyük bir soygun eseridir : Eyy AKP’liler.. sizler devleti soyuyorsunuz…).

Deli Dumrul’dan beter biçimde bu milyar dolarlık çooook pahalıya mal edilen (mal olan değil!) projeler aracılığıyla hepimizin vergilerinden yandaşları ve torunlarını zengin etmek midir?
Bu yapıları kullan(a)madığı halde herkesin vergisinden haramzedelere rant aktarmak mıdır?

Şu kadarını olsun söylemek zorundayız                 :

  • Bu gibi söylemler, apaçık hallüsinasyon ürünüdür ve ülkemiz – ulusumuz için çok tehlikelidir.
  • Tüm dünya seyrederken, Türkiye göz göre göre İslami faşist bir rejime kaymak üzeredir.
  • Bu sürükleniş, DNA’sına dek Küreselleştirilmiş bir dünyada salt Türkiye’nin sorunu mudur?

    Kaotik soruna ivedilikle çare bulunması, ülkemizin bir beka sorunu ve en azından bölgenin, giderek küresel toplumun ciddi bir istikrar sorunu durumuna gelmiştir.

Sevgi ve saygı ile.
25 Ocak 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com