ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 8 Eylül 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

DEĞİŞİM

  1. Perinçek, Millet İttifakı’nın adayını ABD’nin belirlediğini söyledi.

2015 seçimleri öncesinde CHP ile yapılan görüşmede kendisi Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını desteklediklerini ifade etmişti.

  1. Kulağına ABD mi üflemişti?
  2. ABD o zamanlar emperyalist değil miydi?
  3. Kılıçdaroğlu aynı kişi değil miydi?
  4. Kim veya ne değişti?..

ADALET

RTE, “Devletin dini adalettir” dedi.

AKP iktidarı Cumhur İttifakı belediyelerine %97, Millet İttifakı belediyelerine %3 destek verdi.

Din ile aldatanların adaleti?..

ADALETSİZ

Adalet Bakanlığı meslekte yükselme sınavına giren 350 katipten sınavda yüksek puan alanlar yerine mülakatta yüksek puan verilerek öne çıkarılan düşük puanlılar müdür yapıldı.

Bakanlığın adı ile işlevi uyumlu değil…

VESAYET

Adalet Bakanı Gül, 28 Şubat süreciyle ilgili, “Milletimize o karanlığı yaşatanlara da, millet iradesine vesayet ve darbe vuranlara da yine adaletle cevap verdik”

İktidar vesayetindeki yargının adaletiyle…

DUA

Yargıtay binası açılış töreninde DİB yargıçlara dua okuttu.

  1. Resmi törende okunan her dua laikliğin ruhunadır.
  2. Yargıya din girdikçe adalet çıkmaktadır…

ÇUVAL

Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar, 17-25 Aralık 2013 döneminde kendisi ile ilgili dosyadaki bilgilerin ve telefon konuşmalarının doğru olduğunu açıkladı. “Reis Cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalına attı” dedi.

  1. Doğruluğu zaten biliniyordu.
  2. Üç Bakana resmen hırsız dedi.
  3. Hırsız çuvalı iktidar gücüyle kapatıldı.
  4. Zırhla kaplansa da açılacak, hırsızlar ve işbirlikçileri yargılanacak…

BÜYÜME

RTE, TÜİK’e belirlettiği ekonomik büyüme rakamları ile övünüyor.

Mutlu azınlık dışındaki halk pahalılıktan/yoksulluktan dövünüyor…

SANSÜR

Avrupa şampiyonasında harika maçlar çıkaran kadın voleybol milli takımının maçtan sonra gururla söylediği İzmir Marşı, vergilerimizden geçinen TRT tarafından sansürlendi.

  1. İlahi okusalardı,
  2. Yunan marşı daha iyi olurdu…

NUTUK

AKP Ordu Ulubey İlçe Başkanı S. Özdemir, “Nutuk okuyanlar barda kafa çekerken, Kur’an okuyanlar göklerde SİHA uçuruyordu” diye yazmış.

Nutuk okuyanların dedeleri ülkeyi kurtarma savaşında canlarını ortaya koyarken, Özdemir’in dedeleri neredeydi acaba?..

YETİŞME

RTE, Rize’deki törende kurdele kesiminde acele eden küçük çocuğun kafasına vurarak uyardı.

Bildiğini uyguluyor…

KOMÜNİST

RTE, Rize’nin İkizdere ilçesindeki İşkencedere Vadisi’nde açılması planlanan taş ocağına karşı yapılan eylemler hakkında, “Türkiye’nin değişik yerlerinden ne kadar sol varsa, komünist varsa alıp buraya geliyorlar.” dedi.

Erdoğan’ın bu sözlerine İkizdereliler, “Burada komünist momünist falan yoktur. Ben, malımı, vadimi koruyorum.” yanıtını verdi.

Cumhurun mu, patronun mu başkanı?…

İTİBAR

Kılıçdaroğlu, “İskilipli Atıf Hoca’ya nasıl iadeyi itibar verilmiş ise tabii ki Çerkez Ethem’e de iadeyi itibar verilmeli, daha ötesi mezarı da Türkiye’ye getirilmeli, bunlar bizim değerlerimiz.”

  • Kılıçdaroğlu’nun itibarı da bunlarla ölçülür…

AY-YILDIZ

Gnkur. Bşk.lığı ve Kuvvet Komutanlığı binaları ABD usulü (Pentagon) birleştiriliyor.

Emir komuta birliği yerine binaların birliği dönemi…

DOLDURMA

Konya İl Sağlık Müdürü Mehmet Koç, müdürlüğün koltuklarına AKP’li siyasetçilerin eş-dost-akrabalarını doldurmuş.

AKP’li olmanın, AKP ile iş tutmanın doğal sonucu…

SORUYORUM                                 :

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. Bakan Ruhsar Pekcan ve diğer bakanların / yakınlarının devlete mal satmasının (hem de bozuk)soruşturulması neden engelleniyor?
  3. Sedat Peker’in suçlamaları kamuoyunda karşılık bulmasına karşın niçin araştırılmıyor? Suçlanalar niçin kendini savunmuyor? Cumhurbaşkanlığı niçin sessiz kalıyor?
  4. Orman yangınlarına karşı gerekli önlemleri almayarak yurdumuzun cayır cayır yanmasına, uygunsuz imara izin vererek sel felaketine sebep olanlar ne zaman hesap verecek?..

 

 

“İlga/imha/inkar/iğfal/ihlal” beşlisini aşmak…

Temmuz 2016’da başlayan olumsuzluklar hız kesmeden sürüyor:

-On yıl süren ortak yönetimde iktidar kavgasının açığa çıkışı (17-25 Aralık 2013) ve darbe girişimi (16 Temmuz 2016).

– Anayasa değişikliği (16 Nisan 2017) ile Osmanlı-Cumhuriyet siyasal mirasının reddi.

-Parti başkanının Devleti temsil ve yürütme yetkilerini tek başına üstlenmesi (9 Temmuz 2018).

-Trakya anakarasını parçalama girişimi (26 Haziran 2021).

Aslında, ana halkalarına değinilen olumsuz işlemler ve eylemler dizisi çok uzun. Amaç, Türkiye ülkesi, ulusu ve devleti olarak içine sürüklendiğimiz süreci elden geldiğince doğru tanılamak.

  • Beş sözcük özetliyor: ilga/imha/inkâr/iğfal/ihlal.

İLGA (bir şeyin varlığını ortadan kaldırma):

  • 2017’de Anayasa değişikliği ile “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti” ilga edildi.

Hükûmet ve parlamenter rejimle ilgili bütün anayasal kurallar kaldırıldı. Tek gerekçe: -gemi kaptanı benzetmesi ile- çift başlı yönetime son vermek. Oysa Avrupa demokrasileri, tek başlı (monist) yönetimden çift başlı (düalist) yönetime doğru evrimle kuruldu.

İMHA (yok etme): Kanal İstanbul, Trakya’da 134 milyon hektar tarım arazisini yok edecek; Trakya ve Marmara bölgesinin ekolojik dengesini bozacak. Çevresel kamu düzeni bozulacak; kentsel kamu düzeni ve başkaca olumsuzluklar saymakla bitmez. Daha genel olarak Covid-19 döneminde bile, tarihsel, kültürel ve doğal miras yağması hız kesmiyor.

İNKAR (yadsıma): Ne var ki, ilga ve imha süreçleri, inkâr söylemi ile yürütüldüğü için İĞFAL (aldatma) ile sonuçlanıyor. Nasıl? Sürekli İHLAL (çiğneme) ve bilgi kirliliği yaratılarak.

Bilgi kirliliği o denli yaygın ve süreklilik taşıyor ki, kendilerinin İLGA ettikleri anayasal kurum ve kavramlar sanki varmış gibi kullanılıyor:

– bakanlar kurulu, hükümet,
– kabine toplantısı, toplantıda alınan/alınacak kararlar vb.

Oysa bunlar vb. hiçbir kurum ve kavramın anayasal temeli yok.

İĞFAL (aldatma): Daha düşündürücü olanı, olmayan anayasal kavramlar kullanılarak, Anayasa değişikliği ile kaldırıldığı halde toplumda varmış algısı yaratılıyor. İşin tehlikeli yanı ise, “parti başkanlığı yoluyla Devleti temsil ve yürütmenin tek kişide toplanmasını sakıncalı bulan kimi siyasetçiler, basın-yayın mensupları ve öğretim üyeleri bile, bilgi kirliliği aracı olmakla, tarihsel mirası ilga edenler ile “toplumu iğfal” kervanına katılmakla, Atatürk’ün deyişiyle, “hem kendilerini hem de milleti iğfal etmiş” oluyorlar.

İHLAL (çiğneme): Anayasa ve yasa kurallarının ihlalini sürekli alışkanlık haline getirenler, esasen (AS: gerçekte) kendi deyimleri ile “paralel yönetimi” bizzat kurmuş bulunuyor. Nasıl? Anayasa hükümleri dışında bir fiili yönetim suretiyle.

Öyle ki, her yerde hazır ve her şeye nâzır görüntüsü veren kişi, sürekli konuşuyor; bakanlar gibi kendisinin atadığı zevat ise, amirlerinin sözlerini düzeltmekle meşgul. Her şeyi bilme iddiasındaki kişi, meselâ, “3600 ek gösterge tamam” diyor; yardımcısı ise, “bu iş bakanlığın” yanıtını veriyor. İlgili makamlar, yüz bini aşkın “öğretmen ihtiyacı” bildirimlerine karşın, kendisi, “ihtiyaç yok” diyebiliyor, üstelik ayak üstü.

“Kanal İstanbul’a 5 kuruş ödemedik” diyen aynı kişi, Anayasa’ya aykırı olarak acele kamulaştırma sonucu 5-6 milyar TL’yi kimin ödediğini açıklamıyor.

İHDAS (kurma): “ilga/imha/inkâr/iğfal/ihlâl” beşlisi failleri, pişkin oldukları kadar korkak. “Biz Osmanlı-Cumhuriyet anayasal ve siyasal mirasını; kurumları, kuralları ve değerleri ilga için reddettik” deme cesareti yerine, iktidarlarını iğfal, ihlal ve inkâr yoluyla sürdürmeye çalışıyorlar.

Dürüstlüğün yerini korkuya bıraktığı bir ortamda, yurtseverlere, yeniden kuruluş” için hiç olmadığından daha çok görev düşüyor:

  • Tarih ve ülkeyi kurtarmak, hukuku ve geleceği kurtarmak için.

Bu nedenle, siyasal partiler ve sivil toplum örgütleri arasında örülecek yeni dayanışma ve direnme halkaları, “ihdas” için yaşamsaldır. İhdasın yolu ise Anayasa’dan geçer.

  • CHP’nin öncü işlevi, tarihseldir.

Saray’ın seçim stratejisi: Her şeye reddiye… Biz tertemiziz

Orhan Bursalı
Orhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr 
Cumhuriyet, 10 Haziran 2021

 

Cumhurbaşkanı’nın dünkü konuşması iki yıllık seçim propagandasının ana hatlarını içeriyordu. Tüm suçlamalara reddiye ve muhalefete, tabii esas CHP’ye cepheden saldırı. Reis, esas bildiğini uyguluyor: Kamplaştırma ile AKP’ye oy verecek seçmeni konsolide etme.

Neden böyle derseniz, sanırım çaresizlikten ve başka bir stratejinin kendi ideolojisine, anlayışına, iktidar pratiğine uymaması.

Tüm suçlamalara reddiye!

Saray ve partisi bir saflık abidesidir ve ruhani olarak arınmıştır. Kendisi ve arkadaşları Allah’ın yolunda iman etmiş bir İslami partidir. Böyle bir partinin yolsuzluk, rüşvet, milletin hazinesini ve belediye kaynaklarını iç etmesi mümkün değildir. Kendisine, partisine ve yakın çevresine, arkadaşlarına yöneltilecek her türlü suçlama, AKP’ye değmez, yalandır, iftiradır…

BİLDİĞİMİZİ OKURUZ

Bir aydır ortalık suçlamalardan kan revan. Hepsini dinledi, seyretti, suçlamaların doğrudan kendisine de yöneldiğini gördü ve karşı saldırıya geçme kararı aldı.

Bir suç örgütünün, mafya liderinin iftiralarına boyun mu eğilecekmiş? Muhalefetin bu iddiaları Meclis’e taşıması üzüntü vericiymiş… Biz bu iftiralarla mı uğraşacakmışız?

CHP belediyeleri ortalığı mahvetmişmiş. Buna göz yumamayacaklarmış (Hepsine kayyum mu atayacaklar, belediyeleri tamamen işlevsiz mi kılacaklar, bilinmiyor! Ama seçimlere giderken böyle bir girişim beklenir (mi)?)

Lider, 17-25 Aralık 2013’te ortalığa dökülen rüşvet ve yolsuzluk hikâyelerini de silip süpürmüştü. O FETÖ’nün işiydi, uydurmasıydı, ama olayın içindeki dört bakanını da harcamıştı…

AKP’li belediyelerde dönen olayların da hepsi yalandı. Belediyelerin kırk parası peş keş çekilmemişti. İhaleler bildik şirketlere, eşe dosta verilmiyordu, kim bunları dile getiriyorsa belki de kâfirdi, dış düşmanlarla işbirliği halinde ülkenin yerli ve milli hükümetini yıkma girişimleriydi.

GÖRMEM, İŞİTMEM, BİLMEM

Peki, bir lider olan biten karşısında bu kadar mı gözlerini kapar ve bildiğini okur?

Ne yani, gençlik arkadaşının, Sedat Peker ile mafiyöz işbirlikleri yaptı, para aldı, seçim kampanyalarında yenildi içildi diye, ipini mi çeksindi? Ne yaptıysa AKP için yapmamış mıydı, arada sırada kendi çıkarlarını da ön plana çektiyse de… O zaman seçmen kendisine güveni yitirmez, bu adamları nasıl en yakınlarına kadar yükselttin demez miydi?

2007 seçimlerinde kendisine en büyük yardımı yapmış, iki sağ partinin birleşmesini ve bir güç odağı olmasını engelleyerek oyların AKP’ye akmasını sağlamış Mehmet Ağar’ı şimdi arenada aslanların ağzına mı atsındı?

“Eski Türkiye”nin elemanlarının şimdi iktidarın elemanlarına dönüşmesi kötü bir şey olur muymuş.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK Mİ?

Her neyse… İlgileneceğimiz nokta, AKP liderinin, her şey bu kadar ayan beyan ortalığa serilmişken, neden stratejisini tüm bunları yok sayma, görmeme, reddetme ve iftira kabul etme noktasına geldiğidir.

Artık yerine koyacağı başka bir yol haritası koyamamaktan mı, yoksa ben tüm bunların yalan olduğunu seçmenime kabul ettiririm, gibi kendine olan Himalaya güveni mi; veya ne?!

  • Öyle bir güven ve kibir ki, eskiden AKP’ye oy vermiş herkesin oyunu alarak yeniden cumhurbaşkanı seçilecek ve Meclis’te çoğunluğu elde edecek havasında…
  • Öyle bir güven ki, insanların yoksullaştığını yadsıyacak, aç gezenin olmadığını söyleyebilecek kadar adeta siyasi olarak kendinden geçmiş bir siyasi lider.

Kızgınlığından mı böyle söyledi, kısa çalışmada evde oturan işçilere İşsizlik Fonu’ndan ödenen ayda önce 1100 sonra 1500 TL ile geçinebileceğini mi sandı, esnafa, bir kısmına verdiği 1500 – 3 bin TL ile gözlerini ve karnını doyurduğunu mu düşündü, TÜİK’in, yoksulluk sınırının altındaki halkın %27 olduğuna ilişkin bilgisinin yalan mı olduğunu düşündü…

Bilmiyoruz. Ama bildiğimiz siyaseti dişe diş noktasına sürükleme kararlılığı içinde olduğu. Ve söylediği şeyler arasında reddiyeden başka iler tutar bir bilgi kırıntısının bulunmadığı…

Yoksa öğrenilmiş çaresizlikten mi böyle?

NEDEN SUSTULAR, ANLADIK…

Günlerdir yazıp çiziliyordu yargı neden harekete geçmedi diye. Geçti, ama iddialara karşı değil, bu iddiaları dillendiren Cumhuriyet’e karşı. Bir de tabii ki Sedat Peker’e karşı. Tehlikesiz işler…

Çünkü Cumhuriyet’e dava açmanın hiçbir siyasi sakıncası bulunmuyor, hatta getirisi var: Terfian daha önemli yerlere atanmak gibi.

Açamazlardı, çünkü siyasi iradeden bir işaret gelmemişti. Açsalardı başlarına gelebilecekleri, RTE’nin bu konudaki tutumunu dünkü açıklamasıyla anlayacaklardı.

  • Yaşadığımız bir ay, nasıl büyük ve total bir vesayet altına girildiğinin yeni belgesidir.

Tüm ülke, tüm Cumhuriyet, tüm devlet…

Kılıçdaroğlu darbenin başındaki ismi açıkladı!

Kılıçdaroğlu
darbenin başındaki ismi açıkladı!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu;

  • Mehmet Dişli darbeyi yöneten kişidir.
    Mehmet Dişli’yi Genelkurmay Karargahı’nda tutan siyasi irade;
    Türkiye’yi darbeye hazırlayan iradedir.’ 
    dedi”.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk TV‘de soruları yanıtladı. Kılıçdaroğlu başkanlık tartışmaları için “Türkiye’yi ateşe atmak istiyorlarsa, siyaseten de bölünme noktasına taşımak istiyorlarsa ‘evet’ oyu verebilirler. Türkiye’nin bölünmesi söz konusu olabilir. Siyasal yapı tamamen değişecek. Sorun Türkiye’nin bekaası sorunudur” dedi.

Kılıçdaroğlu’ndan canlı yayında Erdoğan ve Binali Yıldırım’a ‘Mağdur’ yanıtı – VİDEO

Mehmet Dişli’nin Genelkurmay Karargahı’nda bilinçli bir şekilde tutulduğunu belirten Kılıçdaroğlu “Darbeyi yöneten kişidir. Mehmet Dişli’yi Geneklkurmay Karargahı’nda tutan siyasi irade, Türkiye’yi darbeye hazırlayan iradedir” diye konuştu.

“ADİL ÖKSÜZ KELEPÇELENMEDİ”

Kılıçdaroğlu, Adil Öksüz’ün gözaltı sırasında kelepçelenmediğini söyleyerek “Adil Öksüz sıradan bir insan değil. Öksüz’ün gözaltı sırasında kelepçelenmediğini öğrendim. Öksüz yakalandığında Akıncılar Üssü’ndeymiş. Bir pilotun açıklaması, ‘Biz talimatı Adil Öksüz’den alıyoruz’ diyor. ‘Arsa almaya geldik’ diyen iki kişi tutuklanıyor. Ama Adil Öksüz’ün dosyaları boşaltılıyor ve serbest bırakılıyor. MİT ‘Bizim elemanımız değil’ diye açıklama yapıyor zaten açıklamaz. Adil Öksüz giderken GPS cihazının götürmesin izin verildi. Bu cihazı Türkiye’ye kim ithal etmiştir? Oradaki herkesi tutukluyorsun ama Adil Öksüz’ü serbest bırakıyorsun” dedi.

BAHÇELİ’YE ‘BAŞKANLIK’ SORUSU

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine ilişkin ‘Fiili bir durum var’ sözlerini eleştiren Kılıçdaroğlu “Fiili durum nedir, şu an başkanlık sistemini yaşıyoruz demektir. Bu durum hangi sorunu çözdü? Tam tersine Türkiye sorunlar yumağının içine itildi. Sorumsuzluğu anayasa ile güvence altına alınmış bir kişi, başbakanın görevlerini kullanıyorsa, o başbakan nasıl oturabiliyor o koltukta?” diye sordu.

GÜLTAN KIŞANAK’IN GÖZALTINA ALINMASI

Kılıçdaroğlu, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmalarına ilişkin “Bizim görüşümüz şu, seçimle gelenin seçimle gitmesi demokrasinin temel kuralıdır. İkincisi, seçimle gelenin hukuk kurallarının öngördüğü sınırlar içinde hareket etmesi gerekiyor. Hukuka aykırı hareket ediyorsa yargılanması gayet doğal dedi”ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının satırbaşları şöyle:

“GÜÇLERİN BİRLEŞMESİNE KARŞIYIZ”

Bir ülkenin sistemini o ülkenin kültürü, tarihi belirler. Türkiye’de gerçek anlamda sağlıklı işleyen bir demokrasi istiyorsak, o zaman sorun kalmaz. ABD’nin yaşadığı tarihsel koşulları içerisinde başkanlık sistemi var. Başkan en zayıf halkadır. Almanya’da da eyaletler var. Parlamenter sistem içinde gayet güzel gidiyor. Diğer ülkelerde de tek adam rejimine dayalı sistemler. Biz parlamenter sistemi kurduk, ne şikayetimiz var? ‘Bununla istediğimiz tarzda yasaları çıkaramıyoruz.’ ‘Yasama, yargı benim için ayakbağıdır diyor’ Cumhurbaşkanı. Yani güçlerin ayrılığı değil, güçlerin birleşmesi. Sağlıklı işleyen demokrasilerde güçler ayrılığı vardır. Bütün yetkiler bende olsun dersen, biz buna karşıyız. Binali Yıldırım neden başkanlık istediğini bir anlatsın.

“SEÇİM BARAJI %1’e DÜŞÜRÜLMELİ”

12 Eylül döneminde çıkan yasaları tam demokrasi bağlamında ele alıp düzenlememiz gerekiyor. %10 seçim barajı var, dünyada örneği yok. Asker, % 10 seçim barajını HDP Meclis’e girmesin diye yaptı. Şimdi HDP giriyor. Ama diğer partiler giremiyor. Milli irade diyorsanız, buna izin vermeniz gerekiyor. %1 oy alan partinin genel başkanı parlamentoya gelsin. Parlamenter sisteme darbe vuran birinci nokta budur. İkincisi darbe döneminde çıkan yasalar. Sayın Davutoğlu beni ziyaret ettiğinde şu örneği verdim: ‘Basın hürdür.’ Basın şimdi hür mü? Anayasa böyle diyor da basın üzerindeki baskı nereden kaynaklanıyor, 12 Eylül döneminde çıkan yasalardan kaynaklanıyor.

“MİLLETVEKİLİ SEÇİMİNDE ÖNSEÇİM ŞARTI GETİRİLMELİ”

TBMM Başkanı’na bir mektup yazdık. Biz kendi görüşlerimizi aktardım. Anayasa değişikliği evet ve Türkiye’nin tam demokrasiye ihtiyacı vardır, diye. Lider sultasının kalkmadığı bir yerde parlamento, milletvekilleri özgür iradelerini kullanamıyorlar. Milletvekillerinin özgür iradelerini yerine getirmesi için önseçim getirilmeli. Türkiye’deki bütün STK’ları davet ettik, Ankara’da güçlü bir parlamenter sistem için neler yapılmalıdır diye 16 maddede anlattık. Bizim kadar açık ve net bu konuya yaklaşan ikinci bir parti yok.

“FİİLİ DURUM HANGİ SORUNU ÇÖZDÜ?”

Sayın Bahçeli, güçlü bir parlamenter sistem için ne öngörüyor? Bugün yapılan hükümet açıklaması var, parlamentoya gelecek maddeler 60 ila 100 arasında olacakmış. Nedir bunlar? Bu siyasi irade ve halkı kandırmaya yönelik adımdır. Bunları hükümet hazırlamıyor, Saray’da hazırlanıyor. Bir hükümetin iradesi olmazsa olmaz. Sayın Bahçeli ‘Fiili bir durum var’ diyor. Fiili durum nedir, şu an başkanlık sistemini yaşıyoruz demektir. Bu durum hangi sorunu çözdü? Tam tersine Türkiye sorunlar yumağının içine itildi. Sorumsuzluğu anayasa ile güvence altına alınmış bir kişi, başbakanın görevlerini kullanıyorsa, o başbakan nasıl oturabiliyor o koltukta? Demokrasiyi sindiremeyenler kendilerine özel rejim istiyorlar.

“ERDOĞAN TARAFSIZLIĞINI BOZMADIĞI DÖNEMDE ELEŞTİRMEDİK”

Bizim Erdoğan’la bir sorunumuz yok. Halkın oylarıyla seçilmiştir, tarafsızlığını bozmadığı sürece eleştiri almamıştır. Tarafsızlığını bozunca eleştirdik. Sen Anayasa’da yemin ettin. Ettiği yemine sadık kalmaması son derece tehlikeli bir durumdur. Hukuka örnek olması gereken Sayın Cumhurbaşkanı’dır. Bizim muhatabımız Sayın Başbakan. Bizim muhatabımız Başbakan’dır. O nedenle Sayın Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzluğu esastır. O makam sadece bir partiyi temsil etmiyor.

“BAHÇELİ’NİN NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ ANLAYAMADIK”

Türkiye’nin bu kadar sorunu varken, başkanlık sistemi tartışmaları ötelenmişken, bunun tekrar getirilmesini anlamış değilim. Önümüzdeki süreç için de Sayın Bahçeli daha ayrıntılı bilgi verebilir. Sayın Bahçeli’nin ne düşündüğünü bilmiyoruz. Şu aşamada Bahçeli ile görüşmemiz olmayacak.

“SORUN TÜRKİYE’NİN BEKA SORUNUDUR”

Türkiye’yi ateşe atmak istiyorlarsa, siyaseten de bölünme noktasına taşımak istiyorlarsa “evet” oyu verebilirler. Türkiye’nin bölünmesi söz konusu olabilir. Siyasal yapı tamamen değişecek. Sorun Türkiye’nin bekaası sorunudur. Sayın Bahçeli de Türkiye’nin bekaasını benim kadar savunuyordur. Yarın bir kişi başkan olup, ‘Bu bölgeyi size veriyorum’ dese ne olacak? Biz Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü düşünüyoruz. Bizim rejim sorunumuz yok.

REFERANDUMA GİDİLİRSE…

Halk bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, geleceğini düşünmez mi? Türkiye’nin geleceğini önemseyen herkes oturup düşünmeli. Halk iç savaştan mı yoksa barıştan mı yana? Şimdi başkanlık sistemi, niçin, muhalefet olmasın. Dünyada böyle bir sistem yoktur.

ERKEN SEÇİM Mİ YAPILACAK?

Biz her koşulda seçime hazırız. Tek başına iktidarken niçin seçime gidiyorsun? İçlerindeki Bylockçuları elemek için. Haziran’dan sonra bir koalisyon ortamı çıkmıştı, o dönemi anlarım. Şimdi, tek başına iktidarlar ve ‘Biz Türkiye’yi yönetemiyoruz’ diyorlar. 550 milletvekili çıkarsalar bile Türkiye’yi yönetemezler. Çünkü yönetme erkini kaybetmişlerdir. Kendi içlerinde de ciddi sorunlar var. FETÖ’cü olan, olmayan var. Bir Cumhurbaşkanı milletin yarısına nasıl hain der. Bir Cumhurbaşkanı konuşurken kelimeleri dikkatle seçer.

FETÖ MAĞDURİYETİ

Darbe ile doğrudan ilişkisi olmayan kişilere yönelik yaptırımları mağduriyet kabul ederiz. Mağdur sayısı 1 milyonu aşkın. Bir KHK çıkarıyorsunuz, 10 binlerce kamu görevlisinin işine son veriyorsunuz. Şüphe üzerine hukuk oluşturulmaz. İdare suçluyu belirlemez, hukuk karar verir. Bu süreçte kolektif suç yaratıldı. Bir kişi suçluysa, bütün aileyi suçluyorsunuz. Suratli bir şekilde bu Meclis’i kim bombaladıysa, Akıncı Üssü’nde kim talimat verdiyse yakalayın, yargılayın ve bu işi bitirin. Er ve erbaşlar ne yaptı, emre uydular. Öğrenciyi, eri, erbaşı hapse atıyorsunuz. Hapse atacağın adam o talimatı veren adam. Bu ayrımı bilmiyorsanız siz devleti kinle, öfkeyle yönetiyorsunuz demektir. Şimdi bana mağdur edebiyatı yapma. Ben zalimi mi savunacağım, mazlumu mu?

17-25 ARALIK 2013

17-25’te FETÖ’nün elinde silah mı vardı? Niye 17-25? Rıza Sarraf, ayakkabı kutularında paralar, Bakan çocuklarının evlerinde para kasaları, 700 bin liralık kol saati vardı. Kendi yolsuzluklarını örtme çabası içindeler. Hilmi Özkök açıklama yaptı, ‘Biz hükümeti uyardık’ diye. Devlet uyarıyor, raporları var, ‘Yapmayın’ diyor. Hiçbir önlem alınmıyor, tam tersi yapılıyor. Fatura ere, erbaşa, hakime, savcıya, akademisyene çıkıyor. Barış bildirisini imzalayanlar niye üniversiteden atıldı bunların FETÖ ile ne ilgisi var? Merkez Bankası’nın bastığı paranın üstüne Türkçe Olimpiyatları’nı çıkaran da sizsiniz. Paralel sözcüğü doğrudur. Biri Fethullah Gülen, diğeri Erdoğan.

Kılıçdaroğlu: AKP içinde bylock kullananlar var – VİDEO 

BYLOCK KULLANAN VEKİLLER

Kesinlikle var. Bunlar uçaklarla Pensilvanya’ya hacca gider gibi gitmiyor muydu? Onlar konuşuyordu. Bylock kullananların çözülen isimleri seçilerek söyleniyor. Kontrollü. Savcılığa bu kişilerin isimleri bildirilmiyor. Programı bağımsız bir kuruluş incelesin. CHP içinde 1 kişi için söylendi, araştırıldı çıkmadı.

“ADİL ÖKSÜZ KELEPÇELENMEDİ

Adil Öksüz sıradan bir insan değil. Öksüz’ün gözaltı sırasında kelepçelenmediğini öğrendim. Öksüz yakalandığında Akıncılar Üssü’ndeymiş. Bir pilotun açıklaması, ‘Biz talimatı Adil Öksüz’den alıyoruz’ diyor. ‘Arsa almaya geldik’ diyen iki kişi tutuklanıyor. Ama Adil Öksüz’ün dosyaları boşaltılıyor ve serbest bırakılıyor. MİT ‘Bizim elemanımız değil’ diye açıklama yapıyor zaten açıklamaz. Adil Öksüz giderken GPS cihazının götürmesin izin verildi. Bu cihazı Türkiye’ye kim ithal etmiştir? Oradaki herkesi tutukluyorsun ama Adil Öksüz’ü serbest bırakıyorsun.

DARBEYİ DİŞLİ YÖNETTİ!

  • Mehmet Dişli, darbeyi yöneten kişidir. Mehmet Dişli’yi Geneklkurmay Karargahı’nda tutan siyasi irade, Türkiye’yi darbeye hazırlayan iradedir.Türkiye bilinerek ve bilinçli bir şekilde darbe ortamına hazırlanmıştır. Mehmet Dişli TSK’da görevini tamamlamadan Genelkurmay Merkez’e getirilmiştir, siyasi iradeyle. Sonra terfi eder ve kıtaya gitmesi lazım, sırf karargahta kalsın diye o dairede tutulur. Mehmet Dişli’yi Genelkurmay karargahında tutan irade, darbeye ortam hazırlayan siyasi iradedir.

    Darbe yargılamalarının televizyondan canlı verilmesi lazım. Mağdurlar var, mağdurları sonuna kadar savunacağım.

    GÜLTAN KIŞANAK – FIRAT ANLI’NIN GÖZALTINA ALINMASI

    Bizim görüşümüz şu iki cümle; Seçimle gelenin seçimle gitmesi demokrasinin temel kuralıdır. İkincisi, seçimle gelenin hukuk kurallarının öngördüğü sınırlar içinde hareket etmesi gerekiyor. Hukuka aykırı hareket ediyorsa yargılanması gayet doğal.
    ============================================
    Dostlar,

    CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları son derece önemlidir..
    AKP iktidarının ne tür ciddi, mide bulandıran komplolar içinde olduğu ortadadır.
    Dileriz halkımız da yaygın olarak dinlemiş ve çıplak gerçekleri öğrenmiş olsun..
    Biz de not düşelim burada.. Haber Türk TV’nin haber arşivinden tekrar tekrar izlenmelidir.
    (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/622737/Kilicdaroglu__darbenin_basindaki_ismi_acikladi.html, 28.10.2016)

    İki dakikaya yakın çok önemli bir bölüm için lütfen tıklar mısınız??
    https://www.youtube.com/watch?v=hlnnQ8yy0rY

15 Temmuz’u izleyen günlerde Darbe girişimi ile ilgili birkaç makale yayımladık sitemizde :

AKP – RTE, OHAL, 15 Temmuz Darbe Girişimi ve 2023 Hedefleri www.ahmetsaltik.net 
site manşetinde yayımlandı
21.07.2016
Anlı Şanlı 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi http://ahmetsaltik.net/2016/07/23/anli-sanli-15-temmuz-2016-darbe-girisimi/ 23.07.2016
3 OHAL Kararnamesi ile Hukuk Devletinin Kalıntıları da Süpürüldü .. Ya Bundan Sonra ?? http://ahmetsaltik.net/2016/07/31/4-ohal-kararnamesi-ile-hukuk-devletinin-kalintilari-da-supuruldu-ya-bundan-sonra/ 31.07.2016
OHALKararnamelerinin
Anayasa Yargısına Taşınması
www.ahmetsaltik.net
site manşetinde
yayımlandı
03.08.2016
OHAL Kararnameleri ile Fiili Sivil Darbe http://ahmetsaltik.net/2016/09/04/672-673-ve-674-sayili-yeni-khkler-ne-getiriyor/ 04.09.2016

Siyasal iktidarın (AKP!) 15 Temmuz darbe girişimini haber almamasının olanaksız olduğunu, önceden öğrendiklerini ancak önlemlerini alarak, Darbeyi kökten engellemek yerine bilerek ve isteyerek birkaç saat Darbecilere fırsat verdiklerini; o birkaç saatte yaşanan acı olayları ise sonradan yapmayı tasarladıklarına gerekçe kıldıklarını… açık – seçik yazdık..

Tayyip bey sonradan “Bu darbe bize Alllahın lütfudur!” demedi mi??

Onlarca yıllarda yapamayacalarını, akıllarından bile geçiremeyeceklerini, hayal bile edemeyeceklerini… Darbe kurgusuna dayandırdıkları hukuk ve Anayasa dışı azgın OHAL kararnameleri ile fütursuzca sergilemekteler. Olay budur!

Şimdilerde ise, Musul vb. büyük laflarla sanal bir dış politika zaferine oynanmakta, baskın seçimle 400 vekil hedeflenmektedir. Gerisi malumdur. Zor dostum zor… Çooook zor..

AKP – RTE, dışgüdümlü MHP oyunuyla eliyle kumpasa düşürülmesin!?
“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” ya örnek verilecektir kitaplarda..
RTE – AKP son kez “.. bu kez de MHP bizi kandırdı..” demek durumunda kalabilir!

En büyük bayramımız kutlu ve mutlu olsun!
YAŞASIN ATATÜRK – TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZ!

Sevgi ve saygı ile.
28 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

OHAL KHK’leriyle kalıcı sonuçlara varılamaz

OHAL KHK’leriyle kalıcı sonuçlara varılamaz

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)
Eski Aksaray Şube Başkanı Av. Songül Beydilli,
OHAL kararnamelerinin hukuksal yönünü inceledi.

Dosya: OHAL kararnameleri

Hazırlayan:  Av. Songül BEYDİLLİ (SES Eski Aksaray Şube Başkanı)

Süresi içinde (30 gün) Mecliste onaylanmayan KHK’lere dayanılarak yapılan göreve son verme işlemleri, bu KHK’ler bağlayıcılığını yitirdiğinden, tümüyle yok hükmünde olduğu gibi; KHK ile göreve son verme işlemi hukuka aykırıdır. Göreve  son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceği hükmü de hukuken geçersizdir.
Nitekim, E. 1988/6, K. 1989/4, T. 7.12.1989 Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararı ile, Sıkıyönetim Komutanlığının istemi üzerine görevine son verilen davacının daha sonra sıkıyönetim kalkması dolayısıyla görevine iade edilmesi isteminin reddi kararının iptali istemiyle açılan davada;
“Kendilerine savunma olanağı verilmemiş ve haklarında suçluluklarına ilişkin herhangi bir yargı kararı bulunmadığı,
-Sıkıyönetim ilanını gerektiren nedenlerin ortadan kalkmış ve normal yönetim sürecine girilmiş olmasına karşın, yasaklama hükmünün sürdürülmesinin, ilgililer hakkında toplumda olumsuz değer yargılarına neden olacağı, onların manevi kişiliklerini zedeleyeceği,
-Bu tür bir uygulamanın Türkiye’nin de taraf olduğu ve onayladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 5’inci, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin (AS : AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ – AİHS) 3. maddesinde açıklanan

  • “Hiç kimse haysiyet kırıcı ceza ve muameleye tabi tutulamaz” kuralı ile bağdaşmayacağı,-OHAL yasasının, kabul ve yürürlük tarihi itibariyle Anayasa’nın geçici 15. maddesi kapsamında olduğu için, Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülemeyecek olmasının, onun mümkün olduğu ölçüde Anayasa’ya uygun olarak yorumlanmasına engel olmadığı,
    Anayasa Mahkemesi‘nin 28.9.1984 günlü, 1 sayılı kararında da belirtildiği gibi, Anayasa’nın 15. maddesi kapsamına giren yasalardaki kuralların, “Anayasa’nın temel ilkelerine ve bu ilkelere egemen olan hukukun ana kurallarına (AS : jus cogens)  olabildiğince uygun düşecek biçimde yorumlanmalarının” hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu;
    -Yürürlüğe konulan sıkıyönetimin geçici bir nitelik taşıması, dolayısıyla sıkıyönetim komutanlığınca alınan önlemlerin de sıkıyönetim süresi ile sınırlı bulunması;
    -Anayasa’nın 15. ve 122. maddelerinde sıkıyönetim halinde temel hak ve özgürlüklerin durumun gerektirdiği ölçüde kısıtlanabileceğinin veya durdurulabileceğinin, 13. maddesinde de bu sınırlamaların Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun olması gerektiğinin, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacaklarının ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamayacaklarının açıklanmış olması nedenleri ile, Sıkıyönetim Kanunu’nda yer alan “…Bir daha kamu hizmetlerinde çalıştırılamazlar” ibaresini, sıkıyönetim süresiyle sınırlı bir hüküm olarak değerlendirmek ve bunun sadece sıkıyönetim süresince hukuki sonuç doğurabileceğini kabul etmek gerektiği, işlerine son verilen memurların, diğer kamu görevlilerinin ve kamu hizmetlerinde görevli işçilerin, ilk kez kamu görevine girdikleri tarihte bu görev için yasa ve yönetmeliklerde öngörülen nitelikleri kaybetmemiş olmaları koşuluyla, işlerine son verildiği bölgede sıkıyönetim kalktıktan sonra, kurumlarınca eski görevlerine iade edilmeleri gerekeceği” gerekçeleri ile hüküm kurulmuştur.

OHAL kararnameleri Anayasa ve hukuka aykırıdır

İŞLEM İPTAL EDİLECEK ve
TAZMİNATA HÜKMEDİLECEK

Bu  durumda, OHAL sona erdiğinde, kesinleşmiş bir yargı kararı ile, kişinin memuriyete engel bir suç ve ceza ile cezalandırılmasına karar verilmediği halde; OHAL KHK’sinin geçerliliği kalmadığından, dayanağı olmayan işlem iptal edilecek, tazminata hükmedilecektir.
Ayrıca, OHAL KHK’leri ile yapılan meslekten veya kamu görevinden çıkarma işlemi; TCK’de tanımlanan suç gerekçe gösterilirken, kişilerle ilgili kesinleşmiş mahkeme kararına dayanmadığı gibi; “Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırma amacı” iddiası ile ve “olağanüstü tedbir” olarak düzenlenmekle birlikte; tedbir niteliğini aşan, geçici olmayan ve kalıcı  sonuç doğuran bir işlemdir.

İDARİ MAKAMLAR YARGININ YERİNE GEÇEREK
SUÇ İŞLEMEKTEDİR

İşten atılan kişiler hakkında yapılan “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirmesi” özneldir (subjektiftir), yargı kararına dayanmamaktadır. İddia edilen suç ve ögeleri Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Anayasa’nın 38. maddesinin

  • “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
    Ceza sorumluluğu şahsidir..”

hükümlerine göre; Ceza Kanunu kapsamında olan suçlama ile ilgili kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığı dikkate alındığında; kimse, Ceza Kanunu’nda  suç sayılmayan fiilleri gerekçe gösterilerek, ya da yakınlarının fiilleri, ya da amirlerinin kanaati gerekçe gösterilerek  “Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunmakla” suçlanamaz.

Başta 17-25 Aralık (2013) tarihinin milat olarak kabul edilmesi olmak üzere, belirlenen  ölçütler tümüyle nesnel (objektif) dayanaktan yoksun olduğu gibi, sendika üyeliği ve sendika eylemlerine katılma, düşünce ve kanaat açıklamalarının suç olarak gösterilmesi, açıkça hukuka Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Bu durum, aynı zamanda, Türk Ceza Kanunu’nun “madde 2- (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz” hükmüne de açıkça aykırıdır. İdarenin görevi,  söz konusu suçun işlendiğine ilişkin somut bilgi/belge ve kanıt bulunduğunu iddia ettiği kamu görevlileri hakkında, suç duyurusunda bulunmaktan ibarettir. Kaldı ki; söz konusu suç nedeniyle yapılacak ceza yargılaması sonunda, cezalandırılmasına kesin olarak karar verilenler hakkında, zaten TCK 53. madde gereğince, kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakma kararı verilecektir. İdare, bu arada, söz konusu kişi hakkında disiplin soruşturması başlatabilir. Ancak bilinmelidir ki, soruşturma sonucunda göreve son verme kararı verilirse; ceza  yargılaması  sonucunda, kişinin  devlet memurluğuna engel bir suç nedeni ile ve memurluğa engel olacak nitelikte, kesinleşmiş bir ceza almadığı takdirde; açılacak iptal davasında, görevden çıkarma kararı iptal edilecektir.
Memurluğa  son vermek, meslekten çıkarmak esasen bir disiplin cezası niteliğindedir. OHAL ilanı ile Anayasa’nın tümü askıya alınmadığı gibi,  Hakimler ve Savcılar Kanunu, YÖK Kanunu, Askeri Personel Kanunu, 657 sayılı Kanun ve  İş Kanunu hükümleri de yürürlüktedir.

KHK’LERLE GÖREVDEN ÇIKARMA CEZASI VERİLEMEZ

Emredici  nitelikte olan bu  özel kanunlarla düzenlenen usul ve esaslara uyulmadan, haklarında bir soruşturma yürütülmeden, suçlama konusu kanıt ve belgeleri inceleme hakkı tanınmadan, savunmaları alınmadan, kesinleşmiş bir yargı kararı ile, kişinin memuriyete engel bir suç ve ceza ile cezalandırılmasına karar verilmediği halde; düzenleyici işlem olan KHK’lerle meslekten ve kamu görevinden-devlet memurluğundan çıkarma cezası verilemez.
Zira, Anayasa’nın 128. maddesi ile, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin niteliklerinin, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği” görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturmasında güvence başlıklı 129. madde ile; “

  • Memurlar ve diğer kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği. Disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağı” 130. maddesi “Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanlarının; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamayacağı…. Yükseköğretim kurumlarının …öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme…, disiplin ve ceza işleri, mali işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesinin, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere devletin sağladığı mali kaynakların kullanılmasının kanunla düzenleneceği”, hakimlik ve savcılık teminatı başlıklı 139. madde ile “Hakimler ve savcıların azlolunamayacağı”, madde 140 ile “Hakim ve savcıların, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işlerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre yasayla düzenleneceği” hükümlerinden anlaşılacağı üzere, sözü geçen kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği gibi, disiplin cezası vermenin usul ve esasları ilgili yasalarında açıklanmıştır. (657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve YÖK, Hakimler ve Savcılar Kanunu, Askeri Personel Kanunu, İş Kanunu)..

(https://www.evrensel.net/haber/290299/ohal-khkleriyle-kalici-sonuclara-varilamaz, 27.9.16)

=================================================

Dostlar,

Sn. Av. Songül BEYDİLLİ (SES Eski Aksaray Şube Başkanı) büyük ölçüde hukuksal gerçekleri kaleme almış durumda..

AKP öncelikle evinin içini ve kapısının önünü süpürmek zorunda..

Buna ise ne AKP cesaret edebiliyor ne de Tayyip beyin gücü yetiyor..
Sonuç; bu tehlikeli oyuncak elinizde patlar, önünde sonunda bumerang gibi kullananı vurur.

Yineleyelim : AKP öncelikle evinin içini ve kapısının önünü süpürmek zorunda..

Sonra da, ihraç edeilecek vekiller yüzünden salt çoğunluğu yitireceği için,
bir ulusal koalisyona gidilmelidir.

  • Sorunlar, yaratıcısı olan AKP’nin aklıyla ve tek başına iktidarı lle çözülemeyecek ölçüde ciddi, ağır, kapsamlı, ivedi ve kuşatıcıdır..

Batı emperyalizmi “artık” sonuç almak istemektedir ve bir meydan okuma (challenge) sahnededir.. Tükiye’nin Ulusal savunması ise topyekun olmak zorundadır. AKP, içindeki FETÖ’cüleri koruyarak olsa olsa kısa bir süre daha ayakta kalabilir; dağılma çöküş kaçınılmazdır. Ancak gangren olan kolunu keserse, siyasal yaşamını sürdürebilir.. RTE de..

Sevgi ve saygı ile.
27 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com