Delta Varyantı Bize Ne Anlatıyor?

Prof.Dr. Bekir Sami KOCAZEYBEK | AVESİSProf. Dr. Bekir S. KOCAZEYBEK
İÜC CTF TIBBİ MİKROBİYOLOJİ ANA BİLİM DALI
İBB BİLİMSEL DANIŞMA KURULU ÜYESİ

10 Temmuz 2021, Cumhuriyet

Aralık 2019’dan Temmuz 2021’e kadar milyonlarca insanı enfekte eden ve ölümlere neden olan COVID-19 etkeni SARS-CoV-2 kendini sönümlemeye götürecek mutasyonlar yerine yapısını değiştirerek etkinliğini daha farklı varyantlarla hız kesmeden sürdürmektedir. Aralık 2019’daki ilk Çin/Wuhan tipi varyantla başlayan pandemide (birinci pik) (AS: tepe) yeni bir varyant Güney İngiltere’de ortaya çıktı ve Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada Nisan-Eylül 2020 tarihlerinde etkili oldu (ikinci pik). (AS: tepe)

2020 yılının şubat ayında yine İngiltere’de tanımlanan ve bildirilen Alfa varyantı (V1=B107= İngiltere varyantı) üçüncü pikini (AS: tepesini) halen devam ettirmektedir. Aynı şekilde Beta (V2=B1.351= Güney Afrika) ve Gama (V3=P1= Brezilya) varyantları da tüm ülkeleri ciddi olarak etkilemektedir.

En çok aşılanan ülkelere ek olarak Rusya ve İsrail’de de son iki ay öncesine kadar düşüş gösteren vaka ve ölüm sayılarında son iki ay içinde belirgin bir artış dikkati çekmeye başlamıştır. Bunun en büyük nedeni bu ülkelerden bildirilen Delta varyantıdır.

WHO Avrupa Direktörü Hans Cluge ve Avrupa E-CDC Direktörü Dr. Andrea Anmon, önümüzdeki süreçte ağustosun sonuna kadar, dolaşımda olan varyant SARS-CoV-2 virüslerinin %90’ının Delta varyantı olacağını bildirmiştir. Önümüzdeki süreçte de dördüncü pikin (AS: tepenin) nedeni olarak etkinliğini göstereceğini ifade etmiştir. Bu ifadelere, 16 aydan beri COVID-19 pandemisini dikkatle takip eden bir klinik mikrobiyolog olarak, bilimsel veriler ışığında aynen katılıyorum.

DELTA VARYANTININ OLASI ETKİLERİ

Delta varyantı ilk kez 2020’de Hindistan’da bildirilmişti. 4 Nisan 2021’de WHO tarafından VOI (variants of interest: izlenmesi gereken varyantlar) olarak tanımlanan virüs, 11 Mayıs 2021’de VOC (variant of concern: endişe verici varyant) olarak tanımlandı.

Delta varyantı çift mutasyon özelliğine sahip (E 484Q, L452R mutasyonları) süper bulaştırıcı özelliğiyle (Örneğin R0=4 yani bir kişinin 4 kişiye bulaştırması ve kapalı alanlarda ise 3-4 dakikada bulaştırıcılığı söz konusuyken, bu bulaştırıcılık Alfa varyantında 10-12 dakikadır. Ayrıca Alfa varyantına göre bulaştırıcılığı %60 fazladır, diğer hiçbir varyantta olmayan özelliklere sahiptir.

Diğer varyantlarda görülen klinik belirtilerden (ateş, halsizlik, koku ve tat kaybı) farklı olarak belirgin boğaz ağrısı, burun akıntısı ve ciddi baş ağrısı söz konusudur.

Şu andaki üçüncü pikin (AS: tepenin) etkeni olan Alfa varyantına göre 4.9 kat ölüm riski gösterirken pnömoni (zatürree) riski ise VOC olmayan varyantlara göre yaklaşık iki kat fazladır.

CT (Cycle Treshold: Enfekte virüsün vücuttaki miktarını indirekt gösteren değer) düzeyi düşük değerde (düşük düzey virüsün vücuttaki fazlalığı gösterir) çok yüksek olarak insan vücudunda 18 gün aynı düzeyde kalırken, diğer VOC olmayan varyantlar ise 13 gün kalabilmektir.

Delta varyantıyla ilgili yalnızca BioNTech ve AstraZeneca aşılarının etkinlik çalışmaları literatürde vardır. Buna göre BioNTech aşısında etkinlik %91.3’ten %88’e ve AstraZeneca’da % 76’dan %67’ye inmiştir.

Kısıtlı sayıdaki Delta varyantıyla ilgili BioNTech ve AstraZeneca aşı çalışmalarında Delta varyantına karşı bu iki aşıda ciddi olarak orta düzeyde semptomatik hastalık ve enfeksiyonu önlemede azalma görüyoruz. BioNTech aşısıyla başarılı bir aşılama süreci geçiren ve COVID-19 vaka sayılarını oldukça düşüren İsrail’de bile, BioNTech aşısının COVID-19 hastalığına etkinliğinin %60-70’ler civarında (AS: dolayında) olması, yeni COVID-19 vakalarının % 51′ inin aşılı olması ve bunların da %90’ının Delta varyantlı olması pandeminin bugünkü boyutu bakımından çok endişe vericidir.

Bununla birlikte özellikle Sinovac aşısının ilk sırada rutin olarak uygulandığı Endonezya (Son bildirilen 26 sağlık personeli ölümünde 10’unun Sinovac aşılı olması düşündürücüdür) ve Brezilya’da Delta varyantının artışını daha belirgin olarak görebiliyoruz. Peki Sinovac aşısının % 18 civarında en yaygın kullanıldığı Türkiye’de Delta varyantı sıklığı ve aşı etkinlik durumu nedir?

TÜRKİYE’DE KONUYA İLİŞKİN BİR ÇALIŞMA YOK

Çalışmalar tatmin edici boyutta değildir. Şöyle ki; Sağlık Bakanı en son 26 ilde 224 vaka olarak bildirdi. Tabii ki ülkemizde en yaygın varyant olan Alfa (İngiltere) varyantına karşı en çok kullanılan Sinovac aşısının etkinlik çalışması olmadığı gibi, Delta varyantıyla ilgili de bir çalışma yoktur. Bu sorun salt ülkemizin değil. Uluslararası literatürde de VOC adıyla bilinen endişe veren varyantlarda Alfa, Beta ve Gama’ya karşı Sinovac aşı etkinlik verisi olmadığı gibi; son günlerin en ciddi potansiyel varyantı Delta’ya karşı da etkinlik çalışması henüz yoktur.

Dünyada 3. tepeyi yaşadığımız bu süreçte Hindistan kaynaklı Delta varyantının yüksek bulaştırıcılık oranı ciddi bir klinik hastalık aktivasyonu (ölüm, yoğun bakım birimi ve pnömoni riskleri) ve eldeki mRNA temelli aşılara ve konvalesan (AS: nekahet) serumlara (immün plazmalara) karşı gösterdiği orta düzey direnç ve küresel düzeyde insanlığın %70’lerden uzak toplum bağışıklığı karşısında

  • 4. pikin (AS: tepenin) gelişmesi yüksek olasılıktır!

Bu gelişmeyi artıran bir başka önemli faktör (AS: etmen) ise ülkemizde 1 Temmuz’da yürürlüğe konan kademeli (bana göre hiç de öyle değil) normalleşme kararlarıdır.

ÖNLEM ALINMAZSA TEHLİKE KAPIDA

16 aylık, tahammül (AS: dayanç) sınırlarını zorlayan, kısıtlamalara meydan okuyan tavırların Delta varyantının olağanüstü bulaştırıcılığı ile birleşmesi önümüzdeki sürecin nasıl olabileceğini şimdiden bize göstermektedir.

Bunlara ek olarak;
– Delta varyantının çok yaygın olduğu ülkelerden (Rusya, İngiltere ve son günlerde İsrail gibi) gelecek turistlerin ciddi olarak izlenememesi halinde ve
– yaz aylarının kendine özgü insan davranışlarının engellenememesi ve
– izin, tatil gibi etkinliklerle insan davranışlarının gelişigüzelliği ve
– ciddi boyutlu bölgesel insan taşınmaları ile

  • gelişebilecek bu 4. dalgada Delta varyantının ülkemiz insanlarına ciddi yaşam kayıpları verdirebileceği ve sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim öğretim yaşamına daha da darbe vurabileceği akıldan hiç çıkarılmamalıdır.

Eğer bu varyant virüsün yayılımının önlenmesini başaramazsak, bugün için Delta önümüzdeki günler için Delta-plus ve Lambda (Peru ve Güney Amerika kaynaklı) varyantlarının kapımızda olduğunun bilinmesinde yarar vardır.

‘Salgının sonu’nun düşündürdükleri

authorÇAĞHAN KIZIL

BİRGÜN, 2021.05.23

Türkiye geçen hafta içinde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir basın açıklamasında 120 milyon doz mRNA aşısı alacağını açıkladı. Basın açıklamasında yapılan anlaşmayı, Bakan kendi inandırıcılığı yüksek olmayacağını düşündüğü için olsa gerek, BioNTech şirketinin kurucularından Uğur Şahin’i canlı yayına bağlayarak duyurdu.

Pandemiyi bir seneyi aşkın süredir vaka artışları, aşılama, toplumsal mesafe, kapanma gibi kavramlarla tüm dünya olarak iç içe yaşadık. Aralık ayından itibaren aşılamanın başlaması ile bazı coğrafyalarda aşılama hızına bağlı olarak vaka sayılarında ve pandeminin gidişatında iyileşmeler gözlüyoruz. Son birkaç haftadır dünyada vaka ve ölüm sayılarında düşüş devam ediyor. 170 milyona yaklaşan resmi vaka sayısı ve 3,5 milyona yakın Covid’e bağlı ölüm sayısı sadece tespit edebildiklerimiz. Dünya Sağlık Örgütü hafta içinde yaptığı bir açıklamada ölümlerin gerçek sayısının normalin 2-3 katı olabileceğini yani 6-8 milyona yakın kişinin yaşamını bu hastalık nedeniyle kaybetmiş olabileceğini belirtti. Pandeminin başından beri, bu hastalığı reddeden, ciddiyetsizleştiren, bilimsel çalışmaları karalayan, maske karşıtlığını dillendiren geniş bir kitlenin var olduğunu biliyoruz.

Pandemi süresince yaşanan bilimsel gelişmeler, bu kayda değer olmayan fikirleri bastırmış durumda. Dünya, akıl, bilim ve vicdanla imtihanında yol almaya devam ediyor. Yaşadığımız dünyada etkisi gösterilmiş birçok aşımız var ve bu teknolojiler hastalıkla mücadelede insanlığın yardımına koşmuş durumda. Elbette dünya üzerindeki eşitsizliğin ve sınıfsal yapının bir yansıması olan pandemi sürecinde olduğu gibi, aşılama sürecinde de eşitsizlik gözle görülür durumda. Buna rağmen, aşılanan toplumlar ve kişilerde hastalığın azalmasının sağlandığı da bir gerçek. Aşıya ilk ulaşabilen ülkeler yurttaşlarını yüksek düzeyde aşıladı örneğin Amerika Birleşik Devletleri % 49, Avrupa Birliği %34, Birleşik Krallık %56 oranında nüfusa aşı yapmış durumda. Aşı teknolojilerinin ortaya çıkmaya başladığı bu sene başında birçok aşının etkinliği ve uzun vadeli koruyuculu tartışıldı, klinik çalışmalarla etkililik gösterildi, yeni varyant virüslerde etkinlik çalışmaları gerçekleştirildi. Pandemi, bilime ve insanlığa mRNA aşılarının etkin ve güvenli bir metot olduğu bilgisini sağladı. Halen bu teknolojiye karşı çekinceler olmasına rağmen, dünya üzerinde yüz milyonlarca kişiye bu aşı uygulandı ve etkili olduğu gösterilmiş durumda. Türkiye geçen hafta içinde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir basın açıklamasında 120 milyon doz mRNA aşısı alacağını açıkladı. Basın açıklamasında yapılan anlaşmayı duyuran Bakan kendi inandırıcılığı yüksek olmayacağını düşündüğü için olsa gerek bir BioNTech şirketinin kurucularından Uğur Şahin’i canlı yayına bağlayarak bu bilgiyi ona teyit ettirdi.

Aşı stratejisi ve tedarik sorunları

Öncelikle şunu net olarak söylememiz gerekiyor ki bu, Türkiye için pandemiyi kontrol altına alma ve insanları koruma açısından çok güzel bir gelişme. Çok geç kalan, aşı bulunamadığı ve yapılamadığı için yaşamını kaybeden birçok insanın varlığını düşündüğümüzde önlenebilir ölümleri önleyemeyen pandemi yönetimi, bu aşılamayı doğru strateji ile yaparsa yakın gelecekte toplum bağışıklığına ulaşma şansına sahip olan bir Türkiye ile karşılaşacağız. Türk Tabipleri Birliği’nin açıklamasına göre geçen sene Türkiye’de önceki yılların ölüm ortalamalarının yaklaşık 100.000 üzerinde ölüm gerçekleşmiş durumda. Bu ölümlerin hepsi Covid’e bağlı olmasa bile pandemi, insanların yaşamını kaybetmesine neden oldu ve resmi sayıların çok daha üzerinde bir can kaybıyla Türkiye’yi baş başa bırakmış durumda. Aşılama, çok daha önceden etkili bir şekilde gerçekleştirebilirdi. Yapılan ilk anlaşmaların bilimsellikten uzak bir mecrada gerçekleşmesini düşündüğümüzde aşı stratejisi ve tedarikte yaşanan sorunlar Türkiye’ye çok zaman kaybettirdi. Haziran ayı sonuna kadar gelmiş olacak olan 120 milyon doz belli bir aşılama planı dahilinde birkaç ay içinde topluma uygulanabilir. Sağlık Bakanı hafta içinde “salgının sonu görünüyor” derken, bir bakıma haklı ancak aklımızdan çıkarmamamız gereken bir nokta şu ki;

  • salgın kendi başına ve sadece aşılamayla ortadan kalkabilecek bir süreç değil.
    Eğitimde eşitsizlik katmerlendi

    Türkiye’ye gelecek etkili aşıların düşündürdüğü iki ana alan var. Birincisi bilimsel noktalar. Sağlık Bakanı, geçen sene içinde yaptığı açıklamalarda inaktif aşılar dışındaki aşıların güvensiz olduğunu, şu anda Türkiye gelecek 120 milyon aşının teknolojisi olan mRNA aşılarının henüz yeni olduğunu ve uzun vadeli güvenliğinin kanıtlanmadığını söylemişti.

  • Türkiye pandemi yönetiminin ana karakteri, alınan kararların bilime dayanması değil politikaların bilimsel bir kılıfa sokulmaya çalışılarak devam edilmesiydi. Aşı konusundaki bu açıklamalar ve bu bilimsizlik de ülkeyi yaşadığımız duruma getiren sebeplerden bir tanesi. Önlenebilir ölümlerin, aşı olmadığı durumlarda toplumsal yayılım dinamiklerini azaltmaya yönelik tedbirlerle ortadan kaldırılması süreci Türkiye’de neredeyse hiç işletilmedi. Salgının yüksek devam ettiği zamanlarda kongreler, toplantılar, çifte standartlı buluşmalar organize eden resmi makamlar, genetik dizin analizini yapılmadığı için Türkiye’de dolaşımda olan virüs biçimlerinin etkinliğini bilemediğimiz ve yaygın yapılmayan testler nedeniyle gerçek vaka sayılarını ortaya çıkartamadığımız bir sürecin mimari oldular.

    Gelecek olan aşılarla aşılamanın planlı bir şekilde yürütülmesinin yanında yayılım dinamiklerini azaltacak toplumsal tedbirlerine de pandemiden kurtulana kadar devam etmek zorundayız. Tam kapanma sürecinde bile aslında tam kapanamayan Türkiye’de, aşılama planlamasında da nasıl bir yol izleyeceği dikkatle oluşturulmalı. Örneğin, tüm dünyada eğitimin devam etmesi ve okulların açık kalması üzerine bir öncelik stratejisi var. Bazı dönemlerde salgının çok yüksek seyrettiği zamanlarda okullar da kapanmak zorunda kaldı ancak ilk önce okulların açılması en son okulların kapanması stratejisi önemliydi.

    Türkiye’de ise ilk önce okullar kapandı, AVM’ler açıldı, hâlâ okullar kapalı.

    Eğitimde zaten fırsat eşitsizliği ön planda iken pandeminin getirdiği bir eşitsizlik de bu süreci katmerlemiş oldu. Bu nedenle, aşılamada ilk önce öğretmenlerin, aşıya ulaşamayan risk gruplarının, kamu hizmetinde olan ancak aşılanmamış kişilerin aşılanması gerekmekte. Bu şekilde, sosyal yaşamda çok fazla insanla temas eden kişilerin ve eğitimde yer alanların yayılımı izlemekle toplum içinden çıkartılması mümkün olabilir. Eğitime başlamak ana hedef olmalı.

    Bilimsizlik bu noktaya getirdi

    Türkiye’ye gelecek aşıların bize düşündürdüklerin içinde bir de toplumsal yön var. Türkiye’de sokağa çıkma yasağı olarak tanımlanan süreç otoriter bir durumu pekiştirmiş görünüyor. Türkiye’de, yayılımın azalması için kontrollü kısıtlamalar ve kolektif korunma olarak tanımlanması gereken süreç, üretimin devam etmesi ve bu koşulların sağlamlaştırılması için bir araç olarak kullanıldı ve ne tam kapanma sürecinde ne de daha önceki kısıtlamalar sürecinde çok etkili bir azalışa yol açtı. Bunun yanında,

saklanan vaka sayıları, saklanan ölümler, yanlış verilen veriler, yapılmayan testler bize şu anda pozitif bir tablo gösterse de Türkiye’de salgın devam ediyor

ve önümüzdeki dönemde aşılama etkili şekilde yapılana kadar devam edeceğini gösteriyor.

Yaşadığımız bunca ölüm, önlenebilir ölüm olarak tanımlanabilir.

– Türkiye’de, dünyada etkisizliği gösterilmiş ilaçların tedavide kullanılması,
– aşılamanın etkili şekilde gerçekleştirilememesi,
– elimizde aşı olmadığı dönemlerde yayılımın azaltılması için gerekli tedbirlerin alınamaması,
– sağlık personelinin korunamaması,
– insanlara kapanma süreçlerinde ekonomik yardım yapılamaması

gibi birçok süreç pandeminin etkisini artırdı. Bu yaşananlar, elbette yönetimin başarısız uygulamalarının sonucudur. Pandeminin devam etmesini, yaşadığımız bir sürecin yıkıcı etkilerinin artmasını istemiyoruz. En başından itibaren bilim insanlarının söyledikleri yapılsaydı bu noktaya gelmeyecektik. Pembe tablo çizmek elbette umut verici bir yöntem olarak düşünülebilir ancak aslında gerçeğin üzerini örtmesi nedeniyle faturayı daha da ağırlaştıran bir süreç. Geçen hafta içinde İstanbul’da yapılan resmi bir açıklamayla nisan ayından itibaren vaka sayılarında %600 azalış olduğu söylendi. İşte Türkiye’yi yaşadığımız noktaya getirenler bu bilimsizlik, ben yaptım oldu tavrı, yapılamayanların ve eksikliklerin üzerini örtmek, alınan politik ve kişisel kararların bilimsel kılıfa sokulmaya çalışılması oldu.

Sağlık Bakanı’nın “salgının sonu görünüyor” açıklaması, maalesef kendilerinin başardığı değil bilimsel çalışmaların ve etkili aşıların doğru uygulandığında gerçekleşebilecek bir süreç.

Umuyoruz ki, salgında gerçekten son düzlüğe giren bir Türkiye vardır. Etkili aşılama toplumsal tedbirler ile birleştiğinde vaka sayılarını bilgisayar başında değil toplumun içinde fiilen düşüren bir süreci hep beraber yaşamak umuduyla.

Aklımızda elbette sorular var :

– Yeni sağlık sorunlarına hazırlıklı olacak mıyız?
Bilimi önceleyen bir yönetimi yaratabilecek miyiz?
– Yaşamı, eşitlikçi ve insanı ön plana koyan bir sisteme değiştirebilecek miyiz?
– Tüm suçlulardan hesap sorabilecek miyiz?

Şahin ve Türeci’nin aşı devrimi sürüyor: Sırada MS tedavisi var

Şahin ve Türeci’nin aşı devrimi sürüyor: Sırada MS tedavisi var

Orhan BursalıOrhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr

Science dergisinde yayımlanan araştırmalarında, koronavirüs aşı teknolojisi mRNA ile ürettikleri yeni aşının, MS fare modellerinde hastalığı durdurucu, engelleyici ve iyileştirici olduğunu gösterdiler. Klinik araştırmalarda da benzer sonuçlar elde edilirse, MS’in ötesinde, diğer otoimmün hastalıklar için de büyük bir umut ışığı yanmış olacak.

mRNA teknolojisine, kanser aşısı geliştirmek için sarılmışlardı büyük bir inanç ve azimle. O da sırada! Aşıda 2020 yılı ile birlikte yeni bir çağa girdik!

Toplumsal büyük karmaşa

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Araştırmalar Grubu-Global Akademi ortaklığında gerçekleştirilen “Türkiye Eğilimleri Araştırması”nda bir dizi ilginç bulgu var. Prof. Mustafa Aydın ile yapılan dijital toplantıda veriler tabii ki ağırlıklı ekonominin kötüye gittiği ile dolu.

Araştırmanın siyaset ve yönetimle ilgili bazı verilerini epey tartışmalı bulsam da en ilgi çekici bir sonucu, en güvendiği kurumlar sıralamasında ilk üç sırada Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), jandarma ve polisin olmasının yanı sıra, iktidarın iki de bir defterlerini dürmek istediği Türk Tabipleri Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, en güvenilen kurumlar listesinin üst sıralarında yer aldı. RTÜK, TÜİK, ÖSYM ve medya kuruluşları da en güvenilmez kurumlar

Güvenilmez medya yaratmak, iktidara uygun istatistikler üretmek, iktidara muhalif basın ve TV’leri karartmak, ceza vermek, dava açmak ve susturmaya çalışmak, iktidarın başlıca işlevlerinden olduğu için halk tarafından güvenilmezler olarak etiketlenmeleri sürpriz değil. İktidar bu temel kurumları başarıyla felç etti.

Ayrıca araştırma, siyasal kutuplaşmanın en üst düzeye çıktığını vurguluyor. Özdemir İnce’nin dünkü Cumhuriyet’teki söyleşisinde “AKP’nin yaptığı, silahsız iç savaştır” sözleri, bu kutuplaşmayı tarif ediyor. Canan Kaftancıoğlu’na karşı en üst düzeyde yapılan saldırılara bakın, CHP’yi düşmanlaştırma politikalarına bakın ve iktidarın 2.5 yıllık bir seçim sürecinde bu kutuplaştırmayı nerelere tırmandırabileceğini hesap edin artık.

Eksik bilgi

31 Aralık tarihli “Koronavirüs sözlüğü denemesi” başlıklı yazıda, öne çıkan konularda bazı bilim insanlarımızın adını vermiştim, böyle birkaç isimle geçiştirmenin haksızlık olacağını bile bile. Toplumu doğru bilgiyle aydınlatan daha pek çok ismi saymamız gerekirdi, hepsinden özür dilerim, bunlar arasında Prof. Ahmet Saltık var. Canla başla çalıştı. Bu çerçevede Prof. Kayıhan Pala’yı anmalıyım. Özellikle bu iki bilim insanını, bağımsız tavır ve anlatımlarından dolayı.