Delta varyantının daha hızlı yayılmasının sebebi

authorÇAĞHAN KIZIL

Bilim insanlarının sorduğu soru şu:
  • Neden Delta varyantı diğer virüs formlarından hızlı ilerliyor? Bunun yanıtı şu an için net değil ancak elimizde bazı bilgiler var.

Pandemide yeni bir dalganın yükselişi ile karşı karşıyayız. Bir önceki dalgadaki en yüksek günlük ortalama vaka sayısı 830 bin civarında iken şu andaki yükselen dalgada günlük 640 bin sınırını aşmış durumdayız.(1) Yaz ayları içinde azalması öngörülen vaka sayılarına rağmen yaşanan hızlı yükseliş, sonbaharın yüksek bir virüs yüküyle başlayacağının işaretçisi. Önceki dalgalardan farklı olarak, elimizde aşılar ve aşıların koruyuculuğu var. Ancak aşılamanın dünya üzerindeki yaygınlığı düşünüldüğünde henüz genel bir bağışıklığa ulaşmaktan çok uzak olduğumuzu söyleyebiliriz. Dünya nüfusunun %31i en az 1 doz aşı oldu, %16’sı tam aşılandı. Günlük 36 milyon doz aşı yapılmasına rağmen, dünyada düşük gelirli ülkelerdeki aşılama oranı sadece %1,2.(2)

  • Bu düşük aşılamanın ve virüsün yeni dalgalar halinde dünya üzerinde kendini çoğaltmasına izin vermemizin bize getireceği sonuç, yeni virüs formlarının ve varyantların ortaya çıkması olacak.

Hâlihazırdaki pandemi dalgasının en önemli bileşeni Delta varyantı olarak adlandırdığımız virüs biçimi. Önceki virüslerden ve diğer varyantlardan Delta‘yı ayıran özellik, daha hızlı yayılması. Salgının hız aldığı bölgelerde Delta varyantının oranı % 100’e yaklaşmış durumda. Bilim insanlarının sorduğu bir soru su:

  • Neden Delta varyantı diğer virüs formlarından daha hızlı ilerliyor?

Bunun yanıtı şu an için net değil ancak elimizde bazı bilgiler var. Öncelikle Delta varyantı daha hızlı yayılmasına karşın, hastalık şiddetinde bir artış sağlamıyor. Bu iyi haber. Önceki Alfa varyantına benzer bir hastalık seyri gerçekleşiyor. Ancak Delta‘nın en önemli özelliklerinden bir tanesi bu virüsle enfekte olanlarda virüs yükünün insan vücudunda daha hızlı artırması. Çin’de yapılan çalışmada, Delta varyantı ile enfekte olan kişilerde virüsün vücutta yüksek seviyelere ulaşıp bulaştırıcılığın başlaması dört gün sürerken diğer SARS-CoV-2 varyantlarıyla hastalanan kişilerde bu süre altı gün (3). Delta varyantıyla enfekte olan kişilerde viral RNA değerlendirmesinde de Delta varyantının genetik yapısı olan RNA’sı, diğer varyantlara oranla 1000 kat daha fazla. (3) RNA analizi virüsün kendisi ve enfekte etme kapasitesi ile birebir örtüşen bir değerlendirme değil ancak bu gözlemlerin bize anlattığı, Delta varyantı bir şekilde diğer varyantlara oranla kendini vücuda girdikten sonra daha hızlı üreterek yüksek seviyelere ve bulaştırıcılığa ulaşabiliyor. Bu nedenle, semptomatik hastalığın ortaya çıkmasından önce bulaştırıcılık seviyesi ve süresi de Delta varyantı için diğer virüs çeşitlerine oranla yaklaşık iki kat daha fazla.

AVANTAJ SAĞLIYOR

Peki, Delta varyantı neden önceki virüslere oranla bu avantaja sahip? Bunun nedeni tam bilinmemekle beraber Delta varyantında bulunan bazı mutasyonların insan hücresine girmekte ve kendini çoğaltmakta virüse avantaj sağladığını düşündürüyor. Bu avantaj, virüsün yaşam döngüsündeki fizyolojik bazı olayların daha etkin şekilde gerçekleştirilmesi ile ilgili olabilir. Bunlardan bir tanesi virüsün hücreye girmek için kullandığı S proteininin kesilmesi ile ilişkilendirilmiş durumda. Virüs, S proteinini ile insan hücrelerindeki yüzeyi tanıyor ve bu protein ikiye kesilip kendi RNA genetik materyalini insan hücresi içine aktarılıyor. Bu kesim ne kadar etkiliyse  virüsün genetik yapısının hücre içine aktarılması o kadar etkin hale geliyor. (4) Bazı deneylerde gösterildiği üzere Delta varyantının taşıdığı bir mutasyon olan P681R, orijinal virüsten daha etkili bir kesim mekanizmasına işaret ediyor. (5) Bu etkin mekanizma ise solunum yollarında daha fazla virüs oluşabilmesine imkân tanıyor. Bazı virologlara göre ise bu mutasyonun tek başına Delta‘nın daha hızlı yayılmasını açıklaması mümkün değil. Örneğin bu mutasyon önceki Alfa varyantında da var ancak yayılımın daha hızlı gerçekleştiği Delta’da farklı bazı mutasyonların da bu hızlı yayılma ve daha etkili enfekte etme surecine katkıda bulunması imkan dahilinde. Bunun yanında, Delta varyantının, önceki varyantlarda görülmeyen ve akciğer içinde öbeklenen virüs parçacıkları oluşturduğu da gösterildiği düşünülünce, var olan mutasyonlar ile yeni biyolojik özellikler kazanan Delta varyantının patojenik etki mekanizması da çeşitleniyor olabilir.(6)

AŞILILAR DA ETKİLENİYOR

Delta varyantı, aşılanmış kişilerde de enfekte ettikten sonra semptomatik hastalık gösterebiliyor. Bu oran oldukça düşük olmasına rağmen, Delta varyantının aşı etkinliğine karşı küçük de olsa bir avantaj sağladığını gösteren bir durum. Amerika Birleşik Devletleri‘nde yapılan çalışmada 156 milyon aşılanan kişiden 153 bininde virüs enfeksiyonu gözlendiği bildirildi. Bu, yaklaşık %0.09 oranına eşit.(7) Enfekte olma oranına bakıldığında ABD’de virüsle hastalanma oranı tüm nüfusun yaklaşık %10’u.

  • Bu, aşılamanın, hastalanma oranını 100 kata yakın düşürdüğünü gösteriyor.
  • Bir diğer pozitif gösterge ise, aşılanan ve enfekte olan kişilerdeki hastaneye yatma ve ölüm oranlarının çok daha düşük olması.

Bu bize şunu anlatmakta: Delta varyantı, önceki varyantlara oranla kendine daha hızlı yayılma ve daha etkili enfekte etmek için bir avantaj sağlamış durumdaŞu anda dünyada yaşadığımız dalganın ana etkisini bu avantaj sağlamış gibi görünüyor. Ancak aşılar özellikle mRNA aşıları, bu varyanta karşı da oldukça etkili.(8) Burada aşılamanın Delta varyantını nasıl etkilediğine de değinmek gerek. Aşılamadan sonra vücut bir antikor tepkisi gerçekleştiriyor ve uzun vadede bu antikor tepkisi azalırken bağışıklık hafızası yaratılarak virüsle tekrar karşılaşıldığında vücudun daha hızlı hareket etmesi sağlanıyor. Aşılama, hastalanmadan bu hafızaya sahip olmamızı sağlıyor. Ancak Delta varyantı, bu antikorların ana saldırısından kendini sıyırabilecek bazı mekanizmaları da geliştirmiş durumda.(9,10) İşte bu nedenle aşılanan bazı kişilerde de yeniden semptomatik enfeksiyonlar görülebiliyor ancak belli etmekte yine fayda var ki

  • aşılar bu enfeksiyonları rağmen hastaneye yatışlar ve ölümleri yüksek oranda önlüyor.

Fakat Delta varyantının aşılanmamış kişilerdeki etkisi ve aşılanmamış toplum kesimlerindeki yayılıma etkisi önceki virüslerden daha fazla. Bu nedenle, aşılanmamış kişilerde daha şiddetli hastalığa yol açmasa bile daha fazla insanı enfekte edeceği, daha fazla insanın hastaneye yatıp daha fazla insanın yaşamını kaybedeceğini öngörmek maalesef yanlış olmayacak.

Önümüzde;
– etkili aşılama ile ulaşılan toplum bağışıklığı,
– toplumsal yayılım dinamiklerinin önlenmesi için
– virüs varlığının dikkatlice kontrol edildiği bir kapalı alan hareketliliği ve
– dünyada henüz sadece %16 olan tam aşılanmanın hızlı şekilde artırılması sorumluluğu var.

Delta varyantı şu anda mücadele ettiğimiz varyant ve kendi biyolojik özellikleri dışında toplumsal hareketliliğin de büyük etkisi ile yayılıyor.(11)

  • Eğer pandeminin devamına izin verirsek, yeni varyantlara da imkân vermiş olacağız.

Aşılama ve bağışıklık için bunun ne anlama geldiğini de o varyantların biyolojik yapılarını anlayabildiğimizde söyleyebileceğiz.

(1) https://www.worldometers.info/coronavirus/
(2) https://ourworldindata.org/covid-vaccinations
(3) https://virological.org/t/viral-infection-and-transmission-in-a-large-well-traced-outbreak-caused-by-the-delta-sars-cov-2-variant/724
(4) https://www.cell.com/molecular-cell/fulltext/S1097-2765(20)30264-1
(5) https://doi.org/10.1101/2021.06.30.450632
(6) https://doi.org/10.1101/2021.06.17.448820
(7) https://www.kff.org/policy-watch/covid-19-vaccine-breakthrough-cases-data-from-the-states/
(8) https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa2108891
(9) https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2021.07.14.21260307v1.full.pdf
(10) https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2021.07.28.21261295v1
(11) https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(21)01358-1/fulltext

Aşısızların pandemisi

authorÇAĞHAN KIZIL

Birleşik Krallık, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri gibi bölgelerde vaka sayıları Delta varyantı nedeniyle artsa da bu sayılar ölümlere önceki dalgalardaki oranlarda yansımıyor. Bunda aşılamanın başarısı var.

  • mRNA ve vektör aşıları hastalığa karşı etkili koruma sağlarken,
  • ağır hastalık ve ölümleri de büyük oranda düşürüyor.
Aşı karşıtlarının argümanları aksini söylese de gerçek dünya verisinin bu çarpıtma argümanların yanlış olduğunu net şekilde kanıtladı.

Aşıyı bulmakla beraber aşılamanın yavaş ilerleyeceğini de öngörüyorduk. Aşı tedarik zinciri, tüm dünyayı yeterince ve toplum bağışıklığına ulaştırabilecek kadar aşılamaktan hâlâ uzak ve bunun yanında aşıya erişimdeki eşitsizlik ise pandeminin önümüzdeki dalgalarının ölümcüllüğünün değişik ülkelerde değişik oranlarda yaşanacağını gösteriyor. Yine de son bir sene içinde aşılama ve toplumsal yayılmayı önleme metotları ile vaka artışını düşürmekte önemli bir aşama kaydedildi. Fakat bu süre içinde mutasyonlar virüslerin değişmesini beraberinde getirdi. Aşılamanın yetersiz olması ya da etkisi düşük aşıların kullanılması, virüsün kişileri tekrar enfekte edebilmesi ya da yayılıp ve bu süre içinde kendini değiştirme fırsatı yakalaması için ona imkân tanıdı.

Şu anda bildiğimiz birçok virüs varyanıtı var. Orijinal virüs genetik dizinindeki değişiklikler, SARS-Cov-2’nin farklı özellikler kazanmasına ve en önemlisi de oluşan bağışıklık tepkisinden kaçarak kendini çoğaltabilme yetisine sahip olmasını beraberinde getirdi. Birkaç ay öncesinde, Alfa varyantının yaygınlığını konuşurken, şimdi Delta varyantının yayılmasını konuşuyoruz. Alfa, orijinal virüsten %50 daha hızlı yayılırken, Delta ise Alfa’ya göre %60 civarında daha hızlı yayılıyor. Delta varyantının neden fazla yayıldığını dair çalışmalar bize şunu gösterdi:

İnsan hücresine girdiğinde Delta virüsü, orijinal virüsten 1000 kata yakın fazla parçacık üretiyor ve dolayısıyla bir kişinin bulaştırabileceği insan sayısı ve virüs yükü de çok daha fazla oluyor. Ayrıca Delta varyantı, kazanılmış bağışıklık tepkisini de aşabilecek bazı değişikliklere sahip. Bu nedenle, 4. ana dalga diyebileceğimiz vaka artışını Avrupa’da ABD’de, Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde görüyoruz. Elimizdeki en etkili aşı olan mRNA aşıları, Alfa varyantına karşı %93 koruma sağlarken Delta’ya karşı %88 koruma sağlıyor. Vektör aşıları ise %70 seviyesine kadar korumaya sahip. İnaktif aşıların daha düşük korumaya sahip olduğunu söylersek hata yapmayız. Yani, aşılanmamış 100 kişi hasta olurken, mRNA aşıları sonrasında bu sayı 12’ye, vektör aşıları sonrasında 27’ye düşüyor. Ayrıca, aşılanmamış kişiler içinde ağır hastalıklar ve ölümlerin görülmesi aşılanmış kişiler içinde çok daha düşük. Özellikle mRNA aşıları %95’ten fazla oranda ağır hastalığa ve ölüme karşı koruyor. Şu anda dünyada gördüğümüz vaka sayılarının artışının, ölümlere önceki dalgalar kadar yansımaması şansınız var. Ancak bu şans, sadece aşılama gerçekleşen insanlarda gün yüzüne çıkabilir. Bu nedenle 4. büyük dalganın, aşısızların pandemisi olarak adlandırılması da buna dayanıyor.

Pandeminin bu dalgasının önceki büyük dalgalara göre farklı bir dinamiği olması, süreçle yakından ilgisi olmayan ya da aşı karşıtlığını meslek edinmiş kişilerin belli yanlış argümanları da dillendirmesini sağlıyor. Elbette aşı kimseyi %100 hastalanmaktan korumuyor. Bu zaten en başında aşıların hastalığı semptomatik hastalığı önleme oranlarının yüzdelerle ifade edilmesinden anlaşılabilirdi. Bir hastalanmayı %90 önleyen aşı, 100 yerine 10 kişinin semptomatik hastalanmasını sağlıyor demektir. Dolayısıyla evet, aşılanan kişiler de yeniden hastalanabilir. Ancak bu hastalanmaların çok büyük bir kısmı asemptomatik geçiyor, geri kalan kısmı da hafif olarak atlatılıyor. Çok az bir oranda, aşılanan kişiler ağır hastalık kapabilir ve yaşamını kaybedebilir. Yani

  • aşılar hastalığın her aşamasında koruma sağlıyor ve ölümleri çok büyük oranda düşürüyor.
  • Aşılanmayan kişilerde ölüm oranları aşılananlara göre çok daha yüksek olacak.

Bir aşıyı değerlendirirken dikkat etmemiz gereken belli parametreler var. Öncelikle hangi aşıdan bahsettiğimiz önemli. Eğer bir aşı özellikle mRNA aşıları %88 semptomatik hastalıklara karşı korumaya ve ölümleri önlemede %95 etkiye sahipse, başka bir aşı %70 hastalığı önleme ve % 90 ölümleri azaltma gücüne sahipse iki aşının pandemi faturasını etkileme kapasitesinde elbette farklılık olacak. Türkiye için konuşmak gerekirse, inaktif virüs aşısının önceki varyantlara etkisi de düşüktü. Orijinal virüse %83 koruma sağlayan inaktif aşı, Delta varyantına karşı daha düşük koruma sağlayacak. İşte tam da bu nedenle güçlü bir aşıyla aşılanan kişilerdeki aşılanma oranı ve yaygın varyantın biçimi beraber düşünüldüğünde bir ülkenin pandemiden çıkış rotasının doğru olup olmadığı anlaşılabilir.

  • İkinci olarak aşılansak bile tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.

Virüs yayılımı ne kadar az olursa, aşılama düşük olsa da ölümler azalacak. Bu nedenle aşı karşıtlarının “aşılanan insanlar da hasta oluyor ve ağır hastalık geçebiliyormuş, bu nedenle asla işe yaramıyor” söyleminin bir geçerliliği yok, aksine aşıların elimizden gelenin en iyisi düzeyinde pandemiyi önlemede bize yardımcı olduğunu söyleyebiliriz.

ÖLÜM ORANLARINA YANSIMIYOR

Son olarak; Birleşik Krallık, İsrail, ABD gibi bölgelerde vaka sayıları Delta varyantı nedeniyle artsa da, bu sayılar ölümlere önceki dalgalardaki oranlarda yansımıyor. Bunda aşılamanın başarısı var. Ancak halen aşılanmayan kişiler var ve bu varyantlar onları çok daha fazla etkileyecek.

  • Özetle, aşılar etkili; yeterince aşılama gerçekleştiğinde toplum bağışıklığı, Covid’in daha az ölümcül olduğu bir sürece evrileceğimizi gösteriyor.

Ancak o güne kadar hâlâ pandemideyiz ve hâlâ gerekli önlemleri almak şart.

Fütursuzca ve serbestçe virüs yayılımını tetikleyecek tüm uygulamaları bırakıp, eğitimin devam edebilmesi için okulların açılmasına katkıda bulunacak vaka düşüşünü sağlamakla ve aşılamayı artırmakla yükümlüyüz.

Pandemi başından beri söylediğimizi tekrarlayalım :

  • Riskleri gerçekçi şekilde analiz edip ona göre tedbirler almak gerekiyor;
    – vaka sayılarını saklayıp,
    – testleri düşürüp,
    – aşılamayı yüksekmiş gibi gösterip
    – insanları daha fazla rehavete kaptırmak değil.

Delta Varyantı Bize Ne Anlatıyor?

Prof.Dr. Bekir Sami KOCAZEYBEK | AVESİSProf. Dr. Bekir S. KOCAZEYBEK
İÜC CTF TIBBİ MİKROBİYOLOJİ ANA BİLİM DALI
İBB BİLİMSEL DANIŞMA KURULU ÜYESİ

10 Temmuz 2021, Cumhuriyet

Aralık 2019’dan Temmuz 2021’e kadar milyonlarca insanı enfekte eden ve ölümlere neden olan COVID-19 etkeni SARS-CoV-2 kendini sönümlemeye götürecek mutasyonlar yerine yapısını değiştirerek etkinliğini daha farklı varyantlarla hız kesmeden sürdürmektedir. Aralık 2019’daki ilk Çin/Wuhan tipi varyantla başlayan pandemide (birinci pik) (AS: tepe) yeni bir varyant Güney İngiltere’de ortaya çıktı ve Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada Nisan-Eylül 2020 tarihlerinde etkili oldu (ikinci pik). (AS: tepe)

2020 yılının şubat ayında yine İngiltere’de tanımlanan ve bildirilen Alfa varyantı (V1=B107= İngiltere varyantı) üçüncü pikini (AS: tepesini) halen devam ettirmektedir. Aynı şekilde Beta (V2=B1.351= Güney Afrika) ve Gama (V3=P1= Brezilya) varyantları da tüm ülkeleri ciddi olarak etkilemektedir.

En çok aşılanan ülkelere ek olarak Rusya ve İsrail’de de son iki ay öncesine kadar düşüş gösteren vaka ve ölüm sayılarında son iki ay içinde belirgin bir artış dikkati çekmeye başlamıştır. Bunun en büyük nedeni bu ülkelerden bildirilen Delta varyantıdır.

WHO Avrupa Direktörü Hans Cluge ve Avrupa E-CDC Direktörü Dr. Andrea Anmon, önümüzdeki süreçte ağustosun sonuna kadar, dolaşımda olan varyant SARS-CoV-2 virüslerinin %90’ının Delta varyantı olacağını bildirmiştir. Önümüzdeki süreçte de dördüncü pikin (AS: tepenin) nedeni olarak etkinliğini göstereceğini ifade etmiştir. Bu ifadelere, 16 aydan beri COVID-19 pandemisini dikkatle takip eden bir klinik mikrobiyolog olarak, bilimsel veriler ışığında aynen katılıyorum.

DELTA VARYANTININ OLASI ETKİLERİ

Delta varyantı ilk kez 2020’de Hindistan’da bildirilmişti. 4 Nisan 2021’de WHO tarafından VOI (variants of interest: izlenmesi gereken varyantlar) olarak tanımlanan virüs, 11 Mayıs 2021’de VOC (variant of concern: endişe verici varyant) olarak tanımlandı.

Delta varyantı çift mutasyon özelliğine sahip (E 484Q, L452R mutasyonları) süper bulaştırıcı özelliğiyle (Örneğin R0=4 yani bir kişinin 4 kişiye bulaştırması ve kapalı alanlarda ise 3-4 dakikada bulaştırıcılığı söz konusuyken, bu bulaştırıcılık Alfa varyantında 10-12 dakikadır. Ayrıca Alfa varyantına göre bulaştırıcılığı %60 fazladır, diğer hiçbir varyantta olmayan özelliklere sahiptir.

Diğer varyantlarda görülen klinik belirtilerden (ateş, halsizlik, koku ve tat kaybı) farklı olarak belirgin boğaz ağrısı, burun akıntısı ve ciddi baş ağrısı söz konusudur.

Şu andaki üçüncü pikin (AS: tepenin) etkeni olan Alfa varyantına göre 4.9 kat ölüm riski gösterirken pnömoni (zatürree) riski ise VOC olmayan varyantlara göre yaklaşık iki kat fazladır.

CT (Cycle Treshold: Enfekte virüsün vücuttaki miktarını indirekt gösteren değer) düzeyi düşük değerde (düşük düzey virüsün vücuttaki fazlalığı gösterir) çok yüksek olarak insan vücudunda 18 gün aynı düzeyde kalırken, diğer VOC olmayan varyantlar ise 13 gün kalabilmektir.

Delta varyantıyla ilgili yalnızca BioNTech ve AstraZeneca aşılarının etkinlik çalışmaları literatürde vardır. Buna göre BioNTech aşısında etkinlik %91.3’ten %88’e ve AstraZeneca’da % 76’dan %67’ye inmiştir.

Kısıtlı sayıdaki Delta varyantıyla ilgili BioNTech ve AstraZeneca aşı çalışmalarında Delta varyantına karşı bu iki aşıda ciddi olarak orta düzeyde semptomatik hastalık ve enfeksiyonu önlemede azalma görüyoruz. BioNTech aşısıyla başarılı bir aşılama süreci geçiren ve COVID-19 vaka sayılarını oldukça düşüren İsrail’de bile, BioNTech aşısının COVID-19 hastalığına etkinliğinin %60-70’ler civarında (AS: dolayında) olması, yeni COVID-19 vakalarının % 51′ inin aşılı olması ve bunların da %90’ının Delta varyantlı olması pandeminin bugünkü boyutu bakımından çok endişe vericidir.

Bununla birlikte özellikle Sinovac aşısının ilk sırada rutin olarak uygulandığı Endonezya (Son bildirilen 26 sağlık personeli ölümünde 10’unun Sinovac aşılı olması düşündürücüdür) ve Brezilya’da Delta varyantının artışını daha belirgin olarak görebiliyoruz. Peki Sinovac aşısının % 18 civarında en yaygın kullanıldığı Türkiye’de Delta varyantı sıklığı ve aşı etkinlik durumu nedir?

TÜRKİYE’DE KONUYA İLİŞKİN BİR ÇALIŞMA YOK

Çalışmalar tatmin edici boyutta değildir. Şöyle ki; Sağlık Bakanı en son 26 ilde 224 vaka olarak bildirdi. Tabii ki ülkemizde en yaygın varyant olan Alfa (İngiltere) varyantına karşı en çok kullanılan Sinovac aşısının etkinlik çalışması olmadığı gibi, Delta varyantıyla ilgili de bir çalışma yoktur. Bu sorun salt ülkemizin değil. Uluslararası literatürde de VOC adıyla bilinen endişe veren varyantlarda Alfa, Beta ve Gama’ya karşı Sinovac aşı etkinlik verisi olmadığı gibi; son günlerin en ciddi potansiyel varyantı Delta’ya karşı da etkinlik çalışması henüz yoktur.

Dünyada 3. tepeyi yaşadığımız bu süreçte Hindistan kaynaklı Delta varyantının yüksek bulaştırıcılık oranı ciddi bir klinik hastalık aktivasyonu (ölüm, yoğun bakım birimi ve pnömoni riskleri) ve eldeki mRNA temelli aşılara ve konvalesan (AS: nekahet) serumlara (immün plazmalara) karşı gösterdiği orta düzey direnç ve küresel düzeyde insanlığın %70’lerden uzak toplum bağışıklığı karşısında

  • 4. pikin (AS: tepenin) gelişmesi yüksek olasılıktır!

Bu gelişmeyi artıran bir başka önemli faktör (AS: etmen) ise ülkemizde 1 Temmuz’da yürürlüğe konan kademeli (bana göre hiç de öyle değil) normalleşme kararlarıdır.

ÖNLEM ALINMAZSA TEHLİKE KAPIDA

16 aylık, tahammül (AS: dayanç) sınırlarını zorlayan, kısıtlamalara meydan okuyan tavırların Delta varyantının olağanüstü bulaştırıcılığı ile birleşmesi önümüzdeki sürecin nasıl olabileceğini şimdiden bize göstermektedir.

Bunlara ek olarak;
– Delta varyantının çok yaygın olduğu ülkelerden (Rusya, İngiltere ve son günlerde İsrail gibi) gelecek turistlerin ciddi olarak izlenememesi halinde ve
– yaz aylarının kendine özgü insan davranışlarının engellenememesi ve
– izin, tatil gibi etkinliklerle insan davranışlarının gelişigüzelliği ve
– ciddi boyutlu bölgesel insan taşınmaları ile

  • gelişebilecek bu 4. dalgada Delta varyantının ülkemiz insanlarına ciddi yaşam kayıpları verdirebileceği ve sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim öğretim yaşamına daha da darbe vurabileceği akıldan hiç çıkarılmamalıdır.

Eğer bu varyant virüsün yayılımının önlenmesini başaramazsak, bugün için Delta önümüzdeki günler için Delta-plus ve Lambda (Peru ve Güney Amerika kaynaklı) varyantlarının kapımızda olduğunun bilinmesinde yarar vardır.

Optimal Strategy for a COVID-19 Vaccine Roll-out

Science in the News

The pandemic caused by the novel coronavirus Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus 2  (SARS-CoV-2) has arguably been the single most devastating global crisis in recent history. As of December 2020, the virus claimed the lives of 1.7 million people, and healthcare systems around the world have been stretched to their limits. Notably, the U.S. has been exceptionally hard hit, accounting for one in five cases worldwide, even though the U.S. only makes up 4.25% of the global population. This means that Americans have been infected at five times the per-capita rate of the global average. Behavioral modifications such as social distancing and mask wearing have helped curb the spread. Still, the only clear solution to suppressing widespread infections and achieving herd immunity – where the entire population is protected from a pathogen through immunized individuals – is for a vaccine that is effective and widely available to be distributed.

Figure 1. The average number of contacts (left), rate of hospitalizations (middle), and deaths (right) by age group, the latter two taking 18-29 year-olds as reference. Data from Mossong, et. al., 2008 and CDC.

Vaccines are here, but available only to a few

Pfizer-BioNTech and Moderna have recently received emergency use authorization by the U.S. Food and Drug Administration (FDA) for their COVID-19 vaccines, which the companies report to have over 94% efficacy. Yet, due to their limited availability, these vaccines are currently only administered to health care providers and long-term care residents. As production ramps up, the vaccines will become available to a gradually increasing fraction of the general public. Throughout this process, it is vital to optimally allocate the vaccines to particular demographic groups in order to minimize the pandemic’s many devastating impacts on public health, as well as on the social and economic fabric of society.

From a health policy standpoint, there are two main strategies for mitigating the worst effects of the pandemic on society:

  1. minimizing the number of deaths and
  2. slowing the rate of infections.

Unfortunately, while young adults drive most of the transmission of the virus, it is seniors above the age of 60 who are most at risk of dying from COVID-19 (Figure 1).

The discrepancy between the most vulnerable age group and the age group mainly responsible for the spread of infection in the community positions the public health objectives at odds with one another.

During the initial vaccine roll-out when the number of available vaccines is much smaller than the total population, if older people are prioritized this vulnerable demographic group will be protected, but infections will continue to spread through the unvaccinated 20-49 year-olds.

On the other hand, vaccinating younger people first will help curb the spread but will leave the older population unprotected (Figure 2).

In order to achieve overall maximum positive impact to society,

– where deaths due to COVID-19 are minimized
– while the prevalence of the virus is also curtailed,

an effective vaccine distribution strategy must be deployed.

Figure 2. Two approaches to vaccine distribution: Vaccinating older individuals (depicted with canes), or younger (without canes). Individuals are either susceptible but uninfected (black), vaccinated (blue), infected (red boundary), or dead (red). (icon credit: Adrien Coquet/Noun Project)

Using mathematical models to find an optimal vaccination strategy

The intricacies of such a strategy have prompted mathematicians to build models to capture the complex dynamics of disease spread across the different age groups in a population. One such study utilized a classical model for infectious diseases called SEIR, where the letters stand for Susceptible, Exposed, Infected, and Recovered. In this model, the infection spreads within the population with a rate dependent on factors such as the number of infected and susceptible people, and how infectious the disease is. Through the transmission of the pathogen, a susceptible individual becomes exposed. Though infected with the pathogen, this person might not immediately be contagious, during a term described as ‘incubation.’ For SARS-CoV-2, this duration is estimated to be around three days. After becoming infectious, the individual either recovers or dies. The recovered population is assumed to be immune to the disease. The likelihood of the outcomes are dependent on risk factors related to age and other health conditions of the individual.

  • Vaccination helps shrink the susceptible population through immunization, with a rate dependent on the efficacy of the vaccine (Figure 3).
Figure 3. A schematic diagram for an SEIR (Susceptible-Exposed-Infected-Recovered) model. 

In their model, the authors adjusted the mortality rates, infection prevalence, and contact structure to correspond to the current estimates for the various age groups. While mortality and transmission rates came from current estimates, the contact structure, or how frequently people in a certain age group interact within and outside their own group, has been studied for over a decade. The landmark study on societal contact patterns conducted in 2008 tracked thousands of peoples’ social interactions. Scientists collected data on the age and sex of anyone the subject had any physical (e.g. shaking hands) or non-physical (e.g. talking) in-person interaction with over the course of a day (Figure 1).

Though school-age children were found to have more contacts than other age groups, partial or full closure of schools can reduce this number dramatically, leading to 20-49 year-olds having the highest average number of contacts.

With these values in hand, the authors estimated the effect of age group-selected vaccine administration in reducing deaths and infections for varying vaccine efficacy.

For all possible scenarios, administering only to seniors aged 75 years and up resulted in the highest reduction of deaths as well as ICU hospitalizations, while vaccinating adults aged 20 to 49 years produced the highest reduction in infections and non-ICU hospitalizations.

Thus, the authors concluded that, for a highly effective vaccine with over 70% efficacy, seniors over 75 years should be vaccinated first to reduce deaths, followed by a complete shift to prioritize adults aged 20 to 49 years to curb transmission, after enough vaccines to cover about half the population became available.

Using a modified framework, a different group drew parallel conclusions.

In one case, they consider a high vaccine efficacy and a basic reproductive rate – which describes the average number of people one infected individual is expected to infect – of 1.3.

This assumes a relatively low transmission rate of the virus. In comparison, measles is a highly infectious disease that has a basic reproductive rate of 12-18. In this case, the authors recommended vaccinating 60+ year-olds first, then switching to 20 to 49-year-olds, and then switching back to seniors again after about 20% of the total population was vaccinated.

In another study, Buckner et al. stressed the importance of dynamic prioritization. Since social contacts are mainly concentrated within the respective age groups, they argued that the benefits to vaccinating individuals solely within a demographic group diminish as more people within that group become immune to the virus. Adding years of life lost (standard life expectancy of individuals at a certain age times the number of deaths at that age) as another optimization constraint, their results suggested starting with seniors to reduce deaths, then moving onto younger seniors to minimize years of life lost, then vaccinating school-age children to curb infections.

While the different models generally agree, they remain rudimentary in capturing the intricate social dynamics of the U.S. For instance, neither geographical variation in population size and make-up, nor systematic healthcare and social inequities experienced by black, indiginous, and people of color (BIPOC) have been included in any of these models. These considerations, as well as others such as occupation, health conditions, and multigenerational households, provide additional complexities for prioritizing optimal vaccine distribution.

What are the U.S. government’s plans?

The first coronavirus shot was given on Monday, December 14, 2020, and millions more will be administered the vaccine in the upcoming months. The U.S. federal government will allocate doses to each state in proportion to their population, but the decision on how to distribute the vaccines will be left up to the individual states. The Centers for Disease Control and Prevention (CDC) have released guidelines outlining a ‘phased approach to COVID-19 vaccination‘ in which they highlight four demographic groups to prioritize for initial vaccination:

1. healthcare personnel,
2. non-healthcare essential workers,
3. adults with high-risk medical conditions, and
4. people over 65 years of age.

During phase 1, expecting limited vaccine supply, the CDC recommends starting with those who have a risk of direct or indirect exposure to infectious patients or materials, and then vaccinating all who belong to the four demographic groups highlighted above, as well as individuals who might belong to other populations deemed critical by the CDC.

In an effort to balance the goals of preventing deaths and preserving societal functioning, an advisory committee for the CDC recommends vaccinating those aged 75 years and older as well as the 30 million frontline essential workers, such as grocery store, public transit, and postal service workers, in phase 2.

When a large number of doses become available, which is expected to happen by the summer of 2021, the next cohort of individuals recommended to receive the vaccine consist of critical groups that were not covered in the previous phases, such as those with occupations essential to the functioning of society and others at an increased risk of exposure, as well as the general population. After a significant ramp up of vaccine production, when more doses than the size of the entire population become available, the CDC emphasizes the need for ensuring equitable access to the vaccine for all.

Though country-wide vaccination of high-risk health care workers and residents in long-term care facilities has already begun, the CDC guidelines for a vaccine rollout are highly general and nonbinding, meaning that if states choose not to follow the recommendations, they will not face any consequences. Thus, the exact timeline and approach to geographic or demographic prioritization each state will take in immunizing its residents is likely to differ.

556,000 doses were administered in the first week of the Pfizer-BioNTech vaccine release, but the path to herd immunity through widespread vaccination (estimated to be around 60-70% of the population) will be a long and arduous process. In addition to those discussed in this piece, there are many logistical issues to solve, such as transportation of the Pfizer-BioNTech vaccine requiring -94 degree Fahrenheit temperatures, the success rate of administering both doses (as both of the currently approved vaccines need to be administered twice in order to reach the quoted efficacy levels), and what percentage of the population will be willing to get the vaccine due to concerns about their efficacy or safety. Lastly, unresolved questions such as how long immunity from a vaccine lasts and whether the developed vaccines will be effective against mutants places further pressure on creating an effective and rapid vaccine roll-out strategy.

Until herd immunity is achieved, we must continue adhering to social distancing guidelines, wear masks, and when the time comes, receive the vaccine, for ourselves, our families, and our communities.

Melis Tekant is a Ph.D. student in the Physics Department at Massachusetts Institute of Technology. You can find her on Twitter as @melistekant.

Aparna Nathan is a fourth-year Ph.D. student in the Bioinformatics and Integrative Genomics Ph.D. program at Harvard University. You can find her on Twitter as @aparnanathan.

Cover image: “Syringe and Vaccine” by NIAID is licensed under CC BY 2.0

For More Information:

 

COVID-19’dan Korunma Kılavuzu

COVID-19’dan Korunma Kılavuzu

Sevgili sağlık çalışanları,

Bu rehber 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde bilgilere yer verilmiş, 2. bölümde bu bilgileri kullanarak, akılda kalması kolay şekilde korunma önerileri sunulmuştur. 3. bölümde ise püf noktaları yer almaktadır. Rehberi yalnızca hekimler için değil, bütün sağlık çalışanları için hazırladım. Açık ve basit bir şekilde yazmaya çalıştım ki, sağlık çalışanı olmayanlar da okursa faydalanabilsin. Umarım yararlı olur. Sağlık ve esenlik dileklerimle…

Prof. Dr. Müge Özcan

Prof. Dr. Müge Özcan
KBB Hastalıkları Uzmanı
16.09.2020/ Ankara
***

BÖLÜM 1: BİLGİLER

BİLGİ 1: Covid-19 etkeni olan SARS-CoV-2 size 3 yerden bulaşır:
Ağız
Burun
Göz
Virüsün size bulaşması için ya virüslü havayı solumanız ya da virüsle kontamine olmuş ellerinizi veya başka bir objeyi ağız, burun veya gözünüzle temas ettirmeniz gerekir.

BİLGİ 2: SARS-CoV-2, hastanın soluğuyla vücut dışına çıkan minik tükürük/su parçacıklarının üzerinde havaya taşınır, bir müddet (kapalı ortamda 5-6 dakika kadar) havada alçalır, sonunda yere veya odadaki eşyaların üstüne düşer. Solukla dışarı verilen havanın ne kadar uzağa gidebildiğini, sigara içen bir insanın dumanının hangi mesafeye gittiğini düşünerek tahmin edebilirsiniz. Hasta konuşursa, bu tükürük parçacıkları biraz daha fazla miktarda salınıp, biraz daha uzağa gider; bağırırsa, her ikisi de artar. Öksürür veya hapşırırsa, hem salınan partikül sayısı hem de mesafe çok çok daha fazla artar.

BİLGİ 3: Cerrahi maskeler, cerrahın ağız-burun florasının cerrahi alana geçmemesi için tasarlanmıştır; solunum/konuşmayla havaya salınan tükürük partiküllerini tutar. Birisi covidli, diğeri sağlıklı iki bireyin karşı karşıya gelmesi durumunda:

Sadece covidli kişi cerrahi maske takıyorsa, sağlıklı kişinin korunma şansı yaklaşık %70
Sadece sağlıklı kişi cerrahi maske takıyorsa, sağlıklı kişinin korunma şansı yaklaşık %30
Her ikisi de cerrahi maske takıyorsa, sağlıklı kişinin korunma şansı yaklaşık %97’dir.
Uygun şekilde kullanılması durumunda cerrahi maskeler 4 saat koruyucudur. Islanması, yırtılması veya hastanın sekresyonuyla kontamine olması durumunda hemen değiştirilmelidir.

BİLGİ 4: Respiratuar maskeler (N95 olarak biliniyor), yapıları ve kumaşlarının elektrostatik özellikleri sayesinde cerrahi maskelere göre daha küçük partikülleri (0,3 mikron ve üzeri) tutarlar. Brown prensibi ile daha küçük partikülleri de tutabildikleri gösterilmiştir.
FFP2 özellikli olanlar solunan havadaki partiküllerin %95’ini, FFP3 özellikli olanlar solunan havadaki partiküllerin %99’unu tutar. Sızdırmaz özellik taşıdıkları için yüze sıkı bir şekilde oturur, soluk alıp vermeyi bir miktar zorlaştırırlar.

Bu maskeler ventilli (valvli) veya ventilsiz (valvsiz) olabilir. Ventilli maskelerin valvi soluk verirken açılır, soluk vermeyi kolaylaştırır, karbondioksit retansiyonunu önler. Ancak, VENTİLLİ MASKELER DIŞARI VERİLEN HAVAYI SÜZMEZ, YANİ COVİDLİ KİŞİNİN TAKMASI DURUMUNDA, VİRÜS DİREKT OLARAK HAVAYA SALINIR.

Respiratuar maskeler 8-12 saat kadar kullanılabilir. Üstüne cerrahi maske takılması durumunda, bu süre birkaç saat daha uzayabilir.

BİLGİ 5: Lateks/polivinil eldivenler sınırlı da olsa geçirgendir; o nedenle cerrahlar ameliyata başlamadan ellerini yaklaşık 5 dakika dezenfektanla yıkarlar. Bu eldivenlerin geçirgenliği ellerin terlemesi, eldiveni giydikten sonra geçen süre ve kimyasal maddelere (alkol vb.) temasla artar. Söz ettiğim geçirgenlik çift taraflıdır (içten dışa ve dıştan içe).

BİLGİ 6: SARS-CoV-2 %80 alkolle 60 saniyede, %10’luk çamaşır suyuyla 2 dakikada, deterjanla 5-10 dakikada denatüre olur. Bu süreler, virüs sekresyonların içindeyse geçerli değildir, çünkü sekresyon, virüsün bu maddelerle temasını engeller. Bu nedenle, elleriniz/dezenfekte edilmesi gereken yüzeylerde sekresyon olduğunu düşünüyorsanız, ellerinizi su ve sabunla en az 20-30 saniye yıkamanız, yüzeyleri dezenfektan uygulamadan önce sekresyonlardan temizlemeniz gerekir.

El dezenfeksiyonu için en az %70’lik alkol içeren bir dezenfektan kullanmalısınız.
Yeterli dezenfeksiyon için elinize 2-3 ml dezenfektan almanız, ellerinizi kuruyana kadar sabunla yıkar gibi, dezenfektan değmemiş yer kalmayacak şekilde ovuşturmanız gerekir.

BİLGİ 7: Covid-19 bulaşan kişilerin %30-60’ı hastalık süresince asemptomatik olmaktadır. Asemptomatik hastaların viral yükü, semptomatik olanlarla benzerdir. Kesin veri olmamasına rağmen, asemptomatik vakaların bulaştırıcı olduğunu, ancak öksürüp aksırmadıkları için, semptomatik olanlara göre daha az bulaştırıcı olabileceğini düşündüğümü söyleyebilirim.

BÖLÜM 2: COVID-19 BULAŞINDAN KORUNMA

1. GÖZ KORUYUCU SEÇİMİ:

Bu amaçla alın ve zigoma (AS: elmacık kemiği) ile arada boşluk bırakmayan gözlükler veya yüz siperleri kullanılmalıdır. Bence yüz siperliği daha iyi. Çünkü maskenizin üstünü de kapatır, ayrıca farkında olmadan elinizi yüzünüze/maskenize değmenize engel olur.

2. KİŞİSEL KORUYUCU EKİPMAN (AS: Donanım) SEÇİMİ:

Bilinen covidli hasta: Respiratuar maske, üstüne cerrahi maske (respiratuar maskenin kirlenmesini engellemek, kullanım süresini uzatmak için) + göz koruyucu + önlük + bone + eldiven
Covid semptomları olmayan hasta:
– Muayene sırasında hasta maske takabiliyor / burun-ağız-boğaz muayenesi yapılmıyor: Cerrahi maske + göz koruyucu + eldiven
– Muayene sırasında hasta maske takamıyor / burun-ağız-boğaz muayenesi yapılıyor: Respiratuar maske + göz koruyucu + önlük + bone + eldiven

3. KİŞİSEL KORUYUCU EKİPMANLARIN GİYİLMESİ:

Ellerinizi yıkayın/dezenfekte edin
Cerrahi maskenizi henüz çıkarmayın
Önlüğünüzü giyin
Bonenizi takın
Maskenizi lastiklerinden tutarak çıkarın
Ellerinizi yıkayın/dezenfekte edin
Yeni maskenizi takın
Siperliğinizi takın
Ellerinizi yıkayın/dezenfekte edin
Eldivenlerinizi takın

4. KİŞİSEL KORUYUCU EKİPMANLARIN ÇIKARILMASI

Uzun çalışma saatlerinden sonra, yorgunken, kişisel koruyucu ekipmanlar çıkarılırken yeterli özen gösterilmezse, ne yazık ki bulaş riski fazla olacaktır. Bu nedenle, acele etmemeniz ve kişisel koruyucu ekipmanlarınızı uygun şekilde çıkarmanız önemlidir.

Önlüğünüzü çıkarın
Eldivenlerinizi çıkarın
Ellerinizi yıkayın
Siperliğinizi arkasından tutarak çıkarın. Önündeki şeffaf kısma değmeyin
Ellerinizi yıkayın/dezenfekte edin
Bonenizi kulaklarınızın üstündeki kısımdan tutarak çıkarın. Bonenin dış kısmını yüzünüze veya saçlarınıza değirmemeye dikkat edin
Ellerinizi yıkayın/dezenfekte edin
Maskenizi çıkarın
Ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın
Yeni maskenizi takın

5. ORTAK ALANLAR VE DİNLENME ODALARINDA KORUNMA

Yapılan çalışmalarda, sağlık personeline bulaş riskinin bu alanlarda yüksek olduğu gösterilmiştir. Çünkü yeme-içme nedeniyle maskesiz oturulmakta, ve sohbet edilmektedir. “Bilgi 2”de belirttiğim gibi, konuşma sırasında solukla salınan virüs miktarı ve kişinin ağzından uzaklaşma mesafesi artar. Bazı hastanelerde dinlenme odalarındaki pencereler açılmadığı için, bu konu daha da önem kazanmaktadır.

Ortak alanlarda dinlenirken şunlara dikkat edin:

Dinlenme odasına girerken ve çıkarken ellerinizi uygun şekilde yıkayın/ dezenfekte edin
Bu mekanlarda toplu halde bulunmamaya gayret edin
Yalnız değilseniz, mümkünse maskenizi çıkarmayın, birbirinizden 1,5 metre mesafede oturun
Yeme-içmeyi sırayla yapın. Böylece herkes maskesini aynı anda çıkarmamış olur
Maskeniz takılı değilken konuşmayın (Bilgi 2)
Tek kullanımlık bardak, tabak vb. tercih edin, bu eşyaların ortak kullanımından kaçının
Dinlenirken yeme-içme ihtiyacınızı mümkünse açık havada giderin
Bunlara uymanın, özellikle yoğun çalışma saatlerinden sonra ne kadar güç olduğunun farkındayım. Dinlenme odalarının biraz olsun gevşemeye ihtiyacı olanlar için ne kadar değerli olduğunu, birlikte sohbet etme ve yemek yemenin ne kadar rahatlatıcı olduğunu da biliyorum. Ancak şu bir gerçek ki, covid size en savunmasız anınızda, en beklemediğiniz kişiden bulaşacak. En yakın iş arkadaşınız asemptomatik bir covidli olabilir, hastanelerin çoğunda tarama testi yapılmadığı için bunu bilme imkanımız yok…

BÖLÜM 3: PÜF NOKTALARI

1. Maskenizi kısa bir süre için çıkarıp yine takmak:

Yeni maskeyi taktığınız andan itibaren, maskenizin dış yüzü ENFEKTEDİR
İdeal olan, maskeyi her çıkardığınızda yeni bir maskeyle değiştirmektir, ama sağlık çalışanlarının çoğunun böyle bir imkanı olmadığını biliyorum
Maskeyi herhangi bir nedenle çıkarıp yeniden takmanız gerektiğinde bu işi maskenin dış yüzüne ASLA dokunmadan yapın
Maskeyi lastiklerinden veya ipinden tutarak çıkarın, ellerinizi dezenfekte edin
Maskenizi ön ve arka yüzüne dikkat ederek bir kağıt peçeteye sarın, takana kadar ellemeyin
Maskeyi bir kulağınızdan çıkarıp diğerine asılı bırakmak, iç yüzünün dış ortamla temasına ve enfekte olmasına neden olabilir
Maskeyi dış yüzü masaya gelecek şekilde masaya koymak masanın kirlenmesine ve maske masada dururken iç yüzünün enfekte olmasına neden olabilir
Maskeyi çenenize indirmek, çeneniz daha önce maskeyle kapalı olmadığı için buradaki virüslerin maskenin iç yüzüne bulaşmasına neden olabilir
Maskenizi bilek veya dirseğinize takmak çok risklidir; bu işi yaparken maskenin dış yüzeyindeki virüsler vücudunuzun başka yerlerine bulaşabileceği gibi, el-kolunuzdaki virüsler de maskenin iç yüzeyine bulaşabilir
2. Klavikulalarınızın (AS: Köprücük kemiği) üstünde kalan yerlerinizi “steril alan” olarak düşünün:

Ameliyathanedesiniz ve steril değilsiniz. Boyun ve başınız ise steril alan. Bu alana dokunursanız sterilite bozulacak. Böyle düşünmeniz, bir müddet sonra istemsiz bir şekilde ellerinizi yüzünüze götürmenize engel olabilir.

3. Sigara içiyorsanız:

Sigarayı bırakabiliyorsanız bırakın. Sigara içmek covid-19’u ağır geçirmenize neden olabileceği gibi, bu aktivitenin kendisi de bir risk faktörüdür.

Sigara içeceğiniz alana giderken kapı kolu, asansör düğmesi gibi yerlere değmeniz gerekiyor olabilir. Maskenizi çıkaracaksınız. Daha sonra sigarayı elinizle tutup ağzınıza götüreceksiniz. Yanınızda küçük bir kolonya şişesi taşıyın, ellerinizi dezenfekte edin, sigarayı daha sonra kutusundan çıkarın. Arkadaşınıza kutudan sigara verecekseniz, o da ellerini dezenfekte etsin, veya ağıza değecek yerine dokunmadan sigarayı siz çıkarıp verin.
Sigara içerken sigara içen diğer maskesiz insanlardan en az 2 metre uzakta durun
Sigara içmeden önce ve sonra ellerinizi dezenfekte edin. Maskenizi el dezenfeksiyonundan sonra takın. Maske taktıktan sonra ellerinizi yeniden dezenfekte edin

4. Eldiven geçirgendir:

Öncelikle, hastayla ilgilenmediğiniz ortamlarda eldiven kullanmak size sahte bir güvenlik hissi verebilir. Eldivenli ellerinizle (ellerinizin temiz olduğu hissine kapılarak) maskenizi veya yüzünüzü elleyebilirsiniz. Buna sıklıkla şahit oluyorum. Eldivenle değdiğiniz yüzeylerdeki bütün mikroplar eldiveninizin dış yüzünde mevcut olduğu gibi, eldivenin sınırlı da olsa geçirgen yapısı nedeniyle ellerinizde de vardır
Yüz siperliği, istemeden ellerinizi yüzünüze götürmeyi büyük ölçüde engeller
Eldivenli elleri yıkamak, dezenfektan sürmek eldivenin geçirgenliğini artırıp dış yüzeydeki mikropların içeri geçmesini kolaylaştırır
Eldivenler çıkarıldıktan sonra, eller mutlaka yıkanmalı/ dezenfekte edilmelidir.

5. Alkolün elinizi dezenfekte etmesi için en az 60 saniyeye ihtiyacınız var:

Bir spreyden elinize az miktarda dezenfektan/ kolonya sıkınca elleriniz anında dezenfekte olmaz. 2-3 mililitre alkollü dezenfektan / kolonyayı elinize almanız, alkol tümüyle uçana kadar ellerinizi sabunla yıkar gibi, ıslanmamış yer kalmayacak şekilde ovuşturmanız gerekir.

6. Hastane formalarını eve götürüp yıkamanız gerekiyorsa:

Hastaneye giderken giydiğiniz forma/giyecekleri hastanede, hastanede giydiğiniz forma/giyecekleri eve giderken, yolda giymeyin
Hastaneden çıkarken, formalarınızı yüzünüze temas ettirmeden çıkarın, ellerinizi temizleyin
Formaları önce bir bez torba veya yastık kılıfına koyup ağzını bağlayın, sonra bir plastik poşete koyun.
Formaları evde çamaşır makinesine atarken bez torbayla birlikte atın. Bu şekilde, eğer üstlerinde virüs varsa, makineye koyma sırasında evinize bulaşı önlemiş olursunuz
Formalarınızı en az 60 derecede, deterjanla ve uzun programda yıkayın

7. Hastaneden eve gelince            :

Ellerinizi yıkayın
Kıyafetlerinizi çıkarın, çıkarırken yüzünüze değmemesine ve kıyafetleri sallamamaya özen gösterin
Ellerinizi yıkayın
Duş yapın
İdeal olan, evinizde bir kirli alan olması (kapalı balkon, oda, kullanılmayan tuvalet), üstünüzdekileri burada çıkarmanız, ellerinizi burada dezenfekte etmeniz, ve daha sonra duşa girmenizdir.