20 Ekim 2018’e Güncel Notlar..

20 Ekim 2018’e Güncel Notlar..

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi    profsaltik@gmail.com

Andımızın okunmasını engelleyen yönetmelik Danıştay’da iptal edilince AKP çıldırdı.
Hani siz “yerli ve milli” idiniz?!
Bu andın neresi batıyor size? “Türk” olmak mı? “Doğru” olmak mı… Neresi, neresi batıyor?!
Çünkü siz laik ve uygar “Millet – Ulus” değil; biat eden köle “Ümmet – tebaa” peşindesiniz.

MEB ise kararın kesinleşmediğini söylüyor!? Bu Bakanlığın hukuk danışmanları süs müdür?
İdare hukukunun en temel ilkelerindendir; bu idari yargı (Danıştay 8. Daire) kararı ile söz konusu Yönetmelik değişikliği tüm sonuçlarıyla hukuk dünyasından kalkmıştır.

  • İdare “derhal” 30 günü bekle(t)meden kararın gereği olarak okullarda
    Andımızın okunmasını başlatmak zo-run-da-dır.

Milli Eğitim Bakanlığı Danıştay 8. Daire kararına karşı yine Danıştay’da İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edebilir ancak itiraz kesinleşene dek 8. Daire kararı yürürlüktedir ve herkesi bağlar (Anayasa md. 138/son: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”)
*****

AKP 
hala, 2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğimiz safsatası ile halkı / kendini kandırıyor..

19.10.2018 günü İzmir’de konuşmasında Erdoğan, ilk 10 ekonomi içine girme hedefinden zerrece caymadıklarını söyleyebildi! Bereket bu kez “2023’te” demedi.. Ne zaman, belirsiz! Eğer 2023’te bu hedefe erişilecekse (!), son verilerle (https://www.investopedia.com/insights/worlds-top-economies/) 1,65 Tr $ ulusal geliri olan Kanada’nın önümüzdeki 4-5 yılda aşılması gerek.

İlk 20 ülke (G-20) önümüzdeki 5 yılda olağan tempoyla büyümeyi sürdürürse (“ceteris paribus“), Kanada 2,43 Tr $’a erişecek. Türkiye 2018 sonunda 700 milyar $ GSMH sağlarsa ne ala! (2017 sonu 856 Bn $ idi) Türkiye’nin ulusal gelirinin 5 yıl içinde 2,43 Tr $’ı aşması için ardarda 5 yıl %30 büyümesi gerekiyor! Bunun dünya iktisat tarihinde benzeri, örneği ve olanağı var mı? 5 yıl kadar önce sitemizde yine bu hedef üzerine yayınladığımız makalemizde 10 yıl boyunca kesintisiz %19-20 büyüme gereğini hesaplamıştık.. Şimdi ise 5 yıl ve %30! Serap gibi değil mi?!

Bundan böyle, “balık kavağa çıkarsa” yerine “Türkiye 2023’te ilk 10’a girerse” demeli.

Korkarız, yıl sonunda G-20’den düşeceğiz!
Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oluyoruz, olduk..

  • Yazıklar olsun AKP yönetimine = her şeyi talanına, yalanına ve seçmenleri dahil
    tüm suç ortaklarına!
    ****

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, ihalesiz et alındığı iddiasını soran Fox TV muhabirini azarladı. Bu önemli iddiayı soran gazetecinin ‘ıvır zıvır işler yaptığını‘ iddia eden Pakdemirli, “Gazetecilik değil, maskaralık yapıyorsunuz.” diyerek muhabiri hedef gösterdi. Pakdemirli, verdiği yanıtla etlerin ihalesiz getirildiğini kabul etmiş oldu. Fox TV, aynı iddiayı geçen günlerde yine Pakdemirli’ye sormak istemiş, Bakanın basın müşaviri soruya yanıt verilmesini engellemişti (Birgün internet, 20.10.18).

Erdoğan basını dışlayınca, Sekreteri de (Bakanı da) aynı yolda.

İki adım sonra ne olacak dersiniz??

  • Basın tümden susturulur mu?!
  • AKP, kendi yarattığı ekonomik çöküntüden bunaldıkça “örtük” faşizmden açık faşizme mi geçiyor?

*****
Suudi yazar Cemal Kaşıkçı S. Arabistan İstanbul Başkonsolosluğunda vahşice öldürüldü (02.10.2018).

Uluslararası hukuka göre olağan koşullarda orası S. Arabistan toprağı sayılır.

Ancak bu diplomatik dokunulmazlık statüsü suç işlenmesine izin vermez.
Orada, geçelim “ağır cezalık tasarlanmış (taammüden) cinayeti”,
insanlığa karşı suç işlenmiştir.

  • Ağır cezayı gerektiren suçüstü durumlarında devlet başkanlarının bile dokunulmazlığı kalkar ve kolluk önleyici – ölçülü müdahalede bulunur; bu evrensel bir hukuk kuralıdır.

İşlenen cinayet aynı zamanda Türkiye’nin egemenliğindeki topraklarda, egemen ülkesindedir.

Türkiye gevelemeyi bırakmalı ve bu çağ dışı krallık rejimine Nota vererek kınamalı,
protesto etmeli ve ilgililerin ülkemizde yargılanmasına başlamalıdır.

Gerekirse kaçan Başkonsolosun yargılanmak üzere iadesi ya da kendi ülkesinde saydamlıkla, uluslararası gözlemcilerin katılımıyla yargılanması istenmelidir.

Türkiye ve uluslararası toplum top gezdirmeyi bırakmalı,

  • BM Güvenlik Konseyi bu çağ dışı katil devlete etkili yaptırım uygulamalı, ambargo koymalı, sorunu Uluslararası Ceza Mahkemesine taşımalıdır.

Ama sefil kapitalizm çıkarlarına tutsak :

  1. Trump, birkaç yüz milyar dolarlık yağlı müşterisinden (purchaser!) söz ederek durumu
    idare etmeye, E. Macron bu ülkeye ziyaretini erteleyerek (sahi gündemde miydi?) geçiştirmeye bakıyor.
    Almanya, İngiltere’den… tık yok..

Aman petrol, yaman petrol! Ve de yağlı silah alıcısı Ortadoğu tetikçisi kanlı S. Arabistan..

  • Türkiye, topraklarında insan öldürülen, can güvenliğinin bulunmadığı bir ülke olamaz!

AKP sözcüsü Ömer Çelik, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi için ”Cemal Kaşıkçı olayının ortaya çıkarılması namus borcumuzdur.” buyurdu (basın, 20.10.18). Beylik söz, çok işittik geçmişte.

Anayasa’nın 2. maddesinde ülkemizin “insan haklarına saygılı” olduğu yazılı.

Haydi AKP, görelim! Gündem değişimi çok iyi geldi sanırız.
Sizin yarattığınız diz çökerten ekonomik yangını gündemden düşürmek ilaç gibi değil mi?
Ne var ki, yaşamın somut gerçekliğini on milyonlarca yoksul – dargelirli 7/24 yaşamakta.. Gündem oyunları neye ve nereye dek merhem ola ki!

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 20 Ekim 2018, Ankara

İzmir’deki nükleer atık davası AYM’ye taşındı

İzmir’deki nükleer atık davası AYM’ye taşındı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
İzmir Gaziemir’de, kurşun döküm sahasına nükleer atık bırakan şirket cezasız kaldı. “Zamanaşımı” gerekçesiyle Yargıtay’dan çıkan karar üzerine çevreciler Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. “Yasadışı nükleer atık ticaretini” de içeren olaya ilişkin dilekçede “Zamanaşımından davanın düşürülmesi kararıyla sağlıklı çevrede yaşama hakkı ihlal edilmiştir.” denildi.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Gaziemir’deki alanda 2007 yılında radyoaktif atık saptadı. Bunun da nükleer santrallarda kullanılan nükleer çubukların ergitilmesiyle oluştuğu anlaşıldı. Doğa savunucularının, çevreyi kasten kirletmek, yasadışı tehlikeli madde ticareti yapmak suçlamasıyla açtığı dava 2014 yılında kabul edildi, bir önceki yıl şirket hakkında açılan davayla birleştirildi. İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Aslan Avcı Döküm Sanayi yetkililerinin beraatine karar verdi. Temyiz aşamasında, sanıklardan Yıldırım Mustafa Irvana, “… Bu tehlikeli atıkları 2006 yılı sonunda, yani aralık ayı gibi firma yetkilileri bu radyoaktif madde içeren hurda kurşunları satın aldılar. Benim fabrikaya uğradığım bir gün hurda kurşunların fabrika sahası içinde beton zemine boşaltıldığını gördüm. Dikkatli bakınca radyoaktif madde saklama kapları olan bu hurda kurşunların arasında radyoaktif çubukları gördüm” diye ifade verdi. Ancak Yargıtay, bu ifadeyi de dikkate almayarak, zamanaşımı gerekçesiyle cezasızlığı onadı.

Kararın geçen hafta tebliğ edilmesi üzerine çevreciler, son çare olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Çevreciler adına Avukat Arif Ali Cangı tarafından hazırlanan dilekçede şu görüşlere yer verildi:

Anayasa’ya göre çevre sağlığını korumak ve kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. (AS: md. 56) Bu kararla, sağlıklı çevrede yaşama hakkı yok sayılmıştır. İddianamelerdeki, sevk maddeleri göz önüne alındığında dava zamanaşımının dolma süresi en erken bu yılın aralık ayıdır. Şekilci yargılamalar yüzünden bu dava cezasızlıkla sonuçlanmamalıdır. Dava konuğu nükleer atığın ne zaman, hangi yollarla, nasıl Türkiye’ye sokulduğu araştırılması gerekirken, davanın zamanaşımı sonucu düşürülmesi ciddi güvensizlik yaratmıştır.”
================================
Dostlar,

Benzer çevre yıkımları (faciaları) daha önce da yaşandı bu ülkede.. İstanbul İkitelli çöplüğünde rastlantı ile bulunan hurda metal blok da çevreye radyoaktif ışınım (emisyon) yapmaktaydı. Bu gibi hurda metal artıkları kaşık – çatal yapımında bile kullanılabiliyor ve evlerimize giriyordu çok rahatlıkla.

  • Görülüyor ki, nükleer artık / atık sorun teknik olarak çözülebilmiş değildir.

Bu atıklar, kaynak Batı ülkelerinden uzaklaştırılmaları için kirli bir ticarete – mafya yapılanmasına konudur. Sınırları kevgire döndürülmüş ülkemize çok rahatlıkla sokulabilmekte, sanayi bölgelerinin çöplüklerine atılabilmektedir. Bu hurda metaller, Sr90 gibi uzun fiziksel yarı ömürlü izotoplar içerdikleri için kaynak ülkelerden uzaklaştırılmaktadır. Düşünülebilir mi ki, evdeki ”masum” kaşık – çatal ciddi bir sağlık tehdidi olarak birkaç on yıl boyunca tehlikeli düzeyde radyoaktivite saçmaktadır!

Bu sorun önemli bir çevre ve halk sağlığı sorunudur. Anayasa md. 56 uyarınca Devlet ve yurttaş çevre sağlığının korunmasından – çevrenin kirletilmesinin önlenmesinden ve geliştirilmesinden birlikte sorumludur. Bu gibi olaylardan açıkça izliyoruz ki, Devlet, değinilen görevini yerine getir(e)memektedir Yurttaşlar ise üstlerine düşeni yapmış ve sorunu yargıya taşımışlardır. Ne yazık ki Yargıdan halkın sağlığının korunmasına ilişkin yeter duyarlığı göremiyoruz.

Nükleer olarak kirli (kontamine) malzemeyi bilerek ve isteyerek kirli ve yasa dışı ticarete konu ederek halk sağlığını tehdit etmek Türk Ceza Yasasının kamunun sağlığına kaşı suçları belirleyen 185-196. maddeleri içine hapsedilemez.  Burada daha aşkın bir suç niteliği belirleyerek insanlığa karşı suç kategorisini öne çıkarmak uygun olur kanımızca.. Böylelikle caniler ”zamanaşımı” koruması görmezler. Dileriz AYM aşamasında bu tez savunulur ve Yüksek Mahkeme de uygun bulur..

Bu vesile ile, nükleer güç santrallerinin (NGS) atıklarının ”bir kibrit kutusu” na dek indirgendiği masallarının ne denli gerçek dışı olduğunu kavrama olanağı da buluyoruz. Türkiye’de yapılan – yapılacak olan Akkuyu – Sinop – İğneada NGS‘nin atık sorunu uluslararası sözleşmede bilerek bulanık bırakılmaktadır. Rusya’ya taşınma gibi yüksek bedelli (maliyetli bir yol seçildiğini düşünelim.. Özellikle Akkuyu’dan Rusya’ya deniz yolu ile taşıma Akdeniz, Ege, Marmara, Boğazlar ve Karadeniz açısından önemli risk kaynağıdır.

Kaldı ki, bu tehlikeli nükleer atıkların Sibirya’nın derinliklerine gömülmesi sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Büyük Okyanus’ta 11 bin m derinlikte Mariana çukuruna beton konteynerler içinde bırakıldığında da yok edilemediği gibi.. Aklımıza ”deve kuşu” geliyor bu noktada nedense!

Nükleer atık sorununun yakın erimde çözülmesi pek olası gözükmüyor. Üstelik başta Almanya olmak üzere pek çok ülke bu santrallerden vazgeçerek yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelirken.. Dolayısıyla nükleer atıkların zararsızlaştırılması (bertarafı) bağlamında AR-GE çalışmasının gerekçesi ortadan kalkmaktadır.

Türkiye, epey yol alınmış olmakla birlikte, henüz bütünüyle olanaksız – geri dönüşümsüz aşamaya gelmeden, NGS hovardalığından vazgeçmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 01 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Danıştay’dan İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMA “DUR”

Danıştay’dan İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMA “DUR!

YÜKSEK YARGI MEB’İN İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMINA “DUR” DEDİ

YÜKSEK YARGI, MEB’İN İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMINA “DUR” DEDİ

Sendikamızca, Danıştay’da Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 20.07.2010 tarih ve 76 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Haftalık Ders Çizelgeleri Konulu kararının ve bu karara bağlı olarak düzenlenen Haftalık Ders Çizelgelerinin iptali talebiyle açılan davada, Yüksek Mahkeme, Haftalık Ders Çizelgelerinin iptaline hükmetmiştir. Söz konusu kararda Danıştay; dava konusu çizelgelerde, Mesleki ve Teknik Liseler ile yine meslek lisesi olan
İmam Hatip Liseleri arasında eşit statülerde olmalarına karşın İmam Hatip Lisesi öğrencileri lehine ayrıcalık sağlandığını tespit etmiştir.

Bu anlamda da Mesleki ve Teknik Lise öğrencilerinin bugüne dek mağdur edildiği mahkeme kararı ile ortaya konmuştur. Amacı öğrencilerini mesleğe ve aynı zamanda yükseköğretime hazırlamak olan mesleki ve teknik liselerin, Bakanlıkça uygulanan politika nedeniyle, öğrencilerini yükseköğretime hazırlamaları bakımından mağdur edildiği ifade edilmiştir.

Yargı bu kararı ile:

1-    İmam Hatip Liselerinin de meslek lisesi olduğu gerçeğini bir kere daha vurgulamıştır.
2-    MEB’in İmam Hatip Liselerine fazladan seçmeli ders koyarak AKP iktidarının siyaseten arka bahçesi olarak gördüğü bu okulları kayırdığını, öbür meslek liselerine üvey evlat işlemi yaptığını da ortaya koymuştur.

Danıştay, meslek liseleri için öngörülen seçmeli ders saatinin, İmam Hatip Liselerinde verilen seçmeli ders saatinden çok aşağıda olmasının, yetersiz bir eğitim verilmesine neden olacağını da kararında ayrıca vurgulamıştır.

Eğitim-İş olarak; 2015-16 eğitim-öğretim yılı başlamadan önce mesleksel ve teknik lise öğrencilerinin mağduriyetine neden olan uygulamaların iptaline karar veren Yüksek Mahkeme kararının Milli Eğitim Bakanlığı ve Talim Terbiye Kurulu’nca derhal eksiksiz olarak
yerine getirilmesini bekliyoruz.

Danıştay’ın kararı uygulanmadığı takdirde ilgililer hakkında gerekli yasal girişimlerde bulunulacaktır. (Karar metni için : http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/yksek-yargi-meb-n-mam-hatp-lselerne-ynelk-kayirmaci-yaklaimina-dur-ded#.VdkP5fntmkp, 20 Ağustos, 2015)

EĞİTİM -İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

====================================

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in Danıştay’da açtığı davanın bu yönde sonlanması sevindiricidir. Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımızı, başta Sayın Genel Başkan
Veli Demir olmak üzere kutlamak isteriz.

“Siyaset”, Yüce ATATÜRK ve can yoldaşı Saygın İsmet İNÖNÜ‘den sonra hiç bu denli yozlaşmamıştı. AKP – RTE ikilisi 13 yıla yaklaşan iktidarlarında siyasal tercihleri adına
ne demokrasinin genel kurallarını, ne geleneklerini (teamülleri) ne de yasaları,
hatta Anayasayı engel gördüler! Bilindiği gibi demokrasinin en yaygın tanımlarından biri “gelenekler rejimi(regime of traditions) olmasıdır.

AKP – RTE ikilisi, siyaseten çıkarlarına uygun gördükleri, partilerinin ve yandaşlarının yararına olan hemen her şeyi gözü kara yapageldiler. Son örneği, 7 Haziran 2015 seçimlerini yitirerek iktidardan halk tarafından düşürülmelerine karşın iktidarı bırakmamalarıdır!..

Nichola Makyavelli yaşasa idi, “İl Principe” adlı klasik siyasetbilim yapıtında tiplemeleri eminiz AKP – RTE üzerinden ve onların Makyavelizm‘e taş çıkartacak yoz edimlerinden seçerdi! Çağdaş Makyavelliler herhalde bu “varsıl” (!) kaynakçayı bolca kullanarak
gelecek kuşaklara ders çıkarmaları için malzeme sağlayacaktır.

Değerlerin bu denli ayaklar altına alındığı “keyfilik”lere demokrasilerde asla yer yoktur.
Bunu Bay RTE ve oyuncağı AKP de bal gibi bilmektedir; Opportünizm göklere erişmiştir!
Bu yüzden Başkanlık rejimi ile Türkiye’yi Halife – Sultan müsvettesi bir rejime,
Patagonya / Hotanto ya da Filipinler usulu bir “cici demokraiscilik” maskarasına
dönüştürmek istemektedirler.

Bunun da altında yatan gemlenemeyen ekonomo-politik dürtü (saik) ise, ülkenin kaynaklarını hiçbir hesap vermeden talan edebilmek, peş keş çekebilmektir. 13 yıla yakın zamandır yapılanlar yetmediği gibi, pek çok suç işlendiğinden, bunlardan da hesap vermeden kurtulmak için
totaliter bir rejim kurmak dışında yol yoktur!

AKP-RTE yapışıkları buna zorunlu ve mahkum hatta tutsaktırlar!
Köprüleri atmışlardır, dönüşleri olanaksızdır.
Bu yüzden, neredeyse tüm okulları İmam Hatip yapacaklardır..
Eğitim sistemi hızla ve yaygın olarak dincileştirilmiştir!
4+4+4 için AKP – RTE, TBMM’de gövdelerini koymuşlardır ve anamuhalefet CHP vekillerini Komisyonda tekme-tokat dövmüşlerdir.. Kısa sürede İHL öğrencisi sayısı birkaç kat artarak
1 milyona dayanmıştır! 
Bu sayısal artış hızını beklemediklerini ancak vardıkları başarının (!?) kendilerini çok mutlu ettiğini kamuoyu ile paylaşmaktan geri durmadıklarını da açıklamışlardır.

“AKP – RTE’nin arka bahçesi – fidanlığı IHL’ler” e dönük bitmeyen – gözü kara kayırma
o boyuta vardırılmıştır ki; İHL’ler dışında milyonlarca öğrencinin eğitiminin niteliği bilerek ve isteyerek geriletilmekte, İHL mezunlarına yükseköğretime girişte belirgin haksız avantaj sağlanmaktadır.

Bu apaçık ayrımcılıktır ve Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerine açık aykırılık bir yana;
kapsamlı (milyonları ilgilendiren) bir “diskiriminasyon” suçu olup, insanlığa karşı suçtur,
bir insanlık suçudur! BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden tutunuz, İHEB’ne ve AİHM’nin yerleşik içtihatlarına da aykırıdır. Davalı idare (MEB) bu Kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu katında (nezdinde) temyiz ederse, EĞİTİM-İŞ karşı savunmasında, bu paragrafta
dile getirdiğimiz aykırılık gerekçelerini de ileri sürebilir.

AKP’-RTE’nin gözü öylesine karadır ki; İHL’liler lehine olsun diye milyonlarca öğrencinin eğitimleri bilerek ve isteyerek eksik, daha az nitelikli yapılabilmektedir! Bu boyutuyla
EĞİTİM-İŞ’in kazandığı dava çok önemlidir ve kamuoyu ile paylaşılmalı, halka anlatılmalıdır. AKP’nin yaptığı masum bir siyasal tercih ya da salt yönetsel (idari) yargıda iptaliyle yetinilecek bir işlem değildir. Halka karşı suçtur hem politik yaptırımı – bedeli olmalı hem de Türk Ceza Yasası‘nda karşılığı olmalıdır. Sorun, TBMM gündemine de taşınmalı ve sorgulanmalıdır.

*****

Tek çare; Türk Ulusu’nun 2-3 ay içinde yapılacak “zoraki tekrar seçim“de bu iğrenç “oyun“u görerek AKP-RTE ikilisine kadim tokatını indirip onları siyaset sahnesinden silmektir.

Halkımızın sağduyusuna güveniyor ve 7 Haziran 2015’te oy kullanmayan 9,1 milyon seçmeni Kasım 2015 seçiminde mut – la – ka OY KULLANMAYA çağırıyoruz. Bu kitle AKP yandaşı değildir ve ülkenin yazgısı bir bakıma onların elindedir.. En az yarısının CHP’ye oy vermesi durumunda AKP, oyları % 41’i aşsa bile –ki hiç ama hiç sanmıyouz– tek başına iktidar olamayacaktır! Türkiye böylece 13 yıllık lanetli bir fetret döneminden sıyrılabilecektir..
1402-13 arası Osmanlı Devleti de 2. Beyazıt’ın Timur’a yenilmesi sonucu böylesine bir
karmaşa dönemi geçirmişti.

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ, böylesi zor bir dönemde dimdik ayakta durarak
laik – demokratik rejimin ve onun eğitim sisteminin korunup kollanması için savaşım vermektedir. Gücü sınırlıdır, üye sayısı özlenenin ve Türkiye’nin sahip olduğu aydın kaynağının (potansiyelinin) gerisindedir.

Eğitim – bilim işgörenlerini / çalışanlarını Yüce ATATÜRK’ün yolundan giden
EĞİTİM-İŞ’e üye olmaya çağırıyoruz!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Bilim Kurulu Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi : EGITIM-IS’in_DANISTAY’da_Kazandigi_IHL_Davasi

2014-15 ÖĞRETİM YILI BİTERKEN ÇÖKÜŞ: TAMAM MI – DEVAM MI?

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği, 2014-15 dönemi çalışmalarını tamamlayarak 2 aylı bir yaz dinlencesi arası verdi. Sn. Genel Başkan Nazım Mutlu imzası ile aşağıdaki açıklama kamuoyu ile paylaşılarak.. (biraz gecikmeli de olsa yayımlıyoruz..)

Artık “ulusal” olduğunu söyleme olanağı kalmayan yozlaştırılmış – dincileştirilmiş – gericileştirilmiş eğitim sisteminin mutlaka ve hızla onarıma alınması zorunlu..

Çünkü AKP’nin bu sistemi; partilerine yandaş, ezberci, militan ruhlu ama biat kültürü ile beyni yıkanmış…. milyonlarca diplomalı cahil ve oy deposu yetiştirme hedefli..

İnsanı insan yapan temel öge ÖZGÜRLEŞTİRİLMESİDİR.. İnsanın özgürlüğünü
aldınız mı, orada çoooook yoğun koşullandırıcı dinci eğitim – öğretim yapsanız da,
ahlaklı olamamış, erdemden yoksun yığınlar – kalabalıklar elde edersiniz.
Bu güruh ile göstermelik seçimler de kazanabilirsiniz ancak uygarlaşamazsınız, kalkınamazsınız; insanlarınız, demokrasinin temel gereği olarak yurttaşlaşamaz,
tersine niteliksiz ve kalabalık bir sürü olur..

Murat tam da budur!
Tehlike yakın, açık ve ciddidir..
Hızla savuşturulması zorunluğu vardır..

Ulusal Eğitim Derneğimize bu uğurdaki değerli katkıları için şükran borçluyuz.
Bu nedenlerle direnişi daha da güçlendirmek ve ne yapıp edip
AKP’siz bir koalisyon hükümetine kavuşmak zorundayız…

Sevgi ve saygı ile.
12 Temmuz 2015, Tokat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

========================================

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ
Necatibey Cad. No: 13/13 Sıhhiye/Ankara
Tel: (0312) 229 43 25 Belgeç: (0312) 229 45 26
e- ileti: ogdunyasi@gmail.com
Web: ulusalegitimder.org.tr

2014-2015 ÖĞRETİM YILI BİTERKEN… 
ÇÖKÜŞ: TAMAM MI, DEVAM MI?

Güzel beklentilerle, iyi dileklerle başladığımız; ama ne yazık ki yine karşıtıyla
yüz yüze geldiğimiz bir öğretim yılını geride bırakıyoruz. Yaklaşık 18 milyon anaokulu, ilk ve ortaokul, lise öğrencisinin üç aylık yaz dinlencesi başlarken, geriye bakıldığında görünümü özetleyecek fotoğraf şudur:

1. Yaşadıkları ve karşılaştıklarına bakarak, okul denen yer demek ki böyleymiş diyen öğrenci,

2. Programıyla, kitabıyla, sınavıyla, garip uygulamalarıyla kafası allak bullak olmuş öğretmen,

3. Çocuğunun geleceğini kurtarmak için hangi yola başvuracağını bilemeyen,
şaşkın gözlerle sağa sola bakan veli,

4. Kimisi olup bitenden memnun, kimisi olanı biteni izlemekten öteye gidemeyen
eğitim örgütleri,

5. Bunlarla bir ilgisi yokmuş pişkinliği içinde bir Milli Eğitim Bakanlığı…

Yeni sonuçlanan genel seçimlerle (AS: 7 Haziran 2015) 13 yıllık yükselişi durup artık inişe geçen bir iktidarın hemen her yılı, bir öncekini aratacak biçimde sonuçlandı.
2014-15 öğretim yılı, 2. Dünya Savaşı sonrası koşullarında başlatılan bağımlı, gerici,
bilim dışı ülke ve toplum oluşturma programının 3 Kasım 2002’de yola konmuş
yeni kadrolarla yaratılan yıkımın yeni bir halkası oldu. Bu yıl boyunca da, nitelikten yönteme, araçtan uygulamaya yapılacak bir artılar-eksiler toplamından olumlu, güzel,
iç ferahlatıcı hiçbir kazanımın olmadı.

Özetle             :

  • Bilimi dışlayan, hatta en üst temsilcisi aracılığıyla aşağılayan bir bakışla bu yıl da
    “dinci-kinci nesil” hedefi, iktidarın en çok ilgilendiği meslek olmuştur. Alandaki etkilerini gizlilikten açıklığa çeviren dinci sendika – vakıf ve derneklerin 4+4+4 programıyla başlattıkları az zamanda çok imamhatipli amacına beklenen süreden önce ulaşılmıştır (AS: Bu ders yılında İmamhatiplerde öğrenci sayısı, RTE’nin açıklaması ile 1 milyonu bulmuştur!). Bilal Erdoğan (AS: RTE’nin oğlu), özellikle geçen öğretim yılında, sınırsız iktidar gücünün cesaretiyle okul yöneticilerine doğrudan hükmeder, buyruklarıyla okulları birinci elden yönlendirir/yönetir olmuştur. Yöneticisi olduğu vakfın yeni kurulan üniversitesi, hedefleriyle ilgili son kazanımlarından biridir.
  • Bu çerçevede, din adına içi hurafelerle doldurulmuş “değerler eğitimi”ne hız verilmiştir. Bu adla yürütülen etkinlikler kimi okullarda cami imamları eliyle, kimi okullarda öğrencileri camilere taşıma yoluyla yürütülmüştür. Eğitim sürecine doğrudan dahil edilen bir başka devlet kuruluşu, Diyanet İşleri Başkanlığı, din eğitimini 4-6 yaş dilimine
    indiren uygulamaları başlatmıştır. Mescit açmanın bütün okul binaları için zorunluluğa dönüştürülmesi de bu yoldaki çalışmaların bir parçası olmuştur. (AS: Tümüyle bilim ve hukuk dışı beyin yıkma girişimi olup, bize göre İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR!)
  • Sonbaharda toplanan Milli Eğitim Şûrası’na damgasını vuran, fakat kamuoyu tepkisi nedeniyle karara dönüştürülemeyen “karma eğitime son verme” isteği, yıl boyunca
    kimi okullarda uygulamaya dönüşmüştür. Kız ve erkek öğrencilerinin koridorları, bahçeleri ayrılan okullara bu yıl yenileri eklenmiştir.
  • Önceki yıllarda gerçekleşen kadrolaşma operasyonlarıyla zaten önemli ölçüde “yandaş”laştırılan okul yönetimleri, bu öğretim yılı boyunca sürdürülen yeni operasyonlarla bütünüyle iktidarın yerel örgütlerine dönüşmüştür. 12 Haziran günü Danıştay’ın bu konuyla ilgili verdiği yürütmeyi durdurma kararı, bugüne dek hiçbir yargı kararı ve hukuk kuralı tanımayan iktidarın tutumuna itirazdır. Yönetici atamada
    tek ölçüt, yıllardır olduğu gibi, iktidar yanlısı olup olmamaktan ibarettir.
    Geride bıraktığımız öğretim yılında bunun en somut yansıması, iktidar mensuplarının seçim meydanlarını doldurmak için her düzeydeki eğitim yöneticilerince gizli-açık yürütülen çalışmalardır.
  • Dershanelerle ilgili dönüştürme kararı her ne denli önümüzdeki öğretim yılında uygulamaya geçecekse de, bu işlemin tam anlamıyla eğitimi özelleştirme-kolejleştirme kanalını genişleteceği ortadadır. Üst ve alt gelir dilimleri arasında hızla açılan makas, gelecek öğretim yılında daha çok özel okul-kolej seçeneği olarak karşılığını bulacaktır. Sınav odaklı eğitim süreçlerinin yeni dershaneleri, artık daha fazla maliyetle işleyecek olan özel okullar olacaktır.
  • Sayıca artan, ama niteliği ve işlevi geriletilen öğretmenlik mesleği, bu yıl da birçok olumsuzlukla sürdürülmüştür. Örgütlenme, karar ve yönetim aşamalarında gücü kalmayan öğretmenin sayısal ağırlığının bir işe yaramayacağı, bu öğretim yılında da okullardan yansıyan irili ufaklı olaylarla gözlemlenmiştir. Ataması yapılmayan 300 bini aşkın genç meslektaşımız ise yılı, karın tokluğuna başka işlerde çalışma arayışıyla geçirmiştir.
  • Üzerinde en çok oynanan, sürekli çalınan soruları ve uygulamada karşılaşılan yığınla acemiliklerin sergilendiği alan olan sınavlarla ilgili durumda da olumlu anlamda atılmış herhangi bir adım yoktur. Genel karışıklığın içinde öğrencileri en çok zarara uğratan sınavlarda artık bir “sistem”in değil, sistemsizliğin örnekleri bu yıl da sıkça yaşanmıştır. Bakanlık, giderayak, bu alanda yeni değişikliklere, yani yeni karmaşaya hazırlandığını da duyurdu.

Ana çizgileriyle özetlemeye çalıştığımız 2014-15 öğretim yılıyla birlikte görevi sona eren mevcut hükümet ve bakanlığın yerine gelecek hükümet ve bakanlığa, öncelikle eğitimimizi bu kirden arındırma, bilim ve sanatın ışığına yeniden kavuşturma görevi düşüyor.

Cumhuriyetin laik, aydınlanmacı ve halkçı yurttaş yetiştirme yolunun, bağımsızlığı ve çağdaşlaşmayı amaçlayan yönetimler için her çağ ve koşulda vazgeçilmez yol olduğunu bir kez daha anımsatarak öğrencilerimize ve meslektaşlarımıza iyi bir yaz dinlencesi diliyoruz. (13.06.2015)

Nazım Mutlu
Yönetim Kurulu Başkanı

İSPARTA’da 24 Ocak 2015 Günü Vereceğimiz Konferansın Engellenmek İstenmesi


İSPARTA’da 24 Ocak 2015 Günü Vereceğimiz Konferansın Öğretmen Evi ya da Halk Eğitim Merkezi’nde Yapılmasının Engellenmesi Üzerine..

Isparta il yönetiminde kimi yetkililerin bu konferansımızı şu ya da bu biçimde
ÖĞRETMEN EVİNDE veya HALK EĞİTİM MERKEZİNDE yapmamızı
uygun görmediler!?..

Önceden alınmış izinler geri çekilerek..

Acaba bu konuların tam da konuşulması gereke mekanlarda, yapılma amacı bu tür etkinlikler olan mekanlarda, üstelik usulüne uygun ve zamanında başvuruya karşın ve de
ÜCRETİ ÖDENEREK yapılmasına hangi yöneticiler ve ne gerekçelerle karşı çıkabilirler??

Örn. Vali’nin bilgisi var mıdır? Bir açıklama yapmak ya da düzeltmek ister mi??
Alınmış izin hangi gerekçelerle geri çekilmektedir??
Engel ver idiyse izin vermeden önce neden belirtilmemiştir?
Kamu yönetimi böylesine keyfilik midir?
İslam dininde bu tür davranışların yeri var mıdır??
Uygulana hangi hukuktur?

  • Dar-ül harp hukuku içindeyiz de bizim mi haberimiz yok?

Halkın vergisi ile yapılmış bu kurumlardan insanlarımızın bir bölümünü neredeyse  diskriminasyon düzeyinde ayırarak yararlandırmamak insanlığa karşı suç değil midir?

AKP iktidarının “ileri demokrasisi” bu mudur??

Bu engellemeler yüzünden görsel konferansımız Halı Sarayı Düğün Salonu’na
alınmış ve duyuru posterinde (aşağıda) gerekli düzeltme yapılmıştır.

Isparta_konf._24.01.2015
Biz, her şeye karşın, bu yöneticileri de konferansımıza bekleriz.

Böylelikle bizim ve kendilerinin yaptıklarından hangisinin ülkemiz ve insanımız için
“daha hayırlı” ya da “hayırlı” olduğunu görebilir ve gene de hayal edelim,
belki saflarını bile değiştirmek isteyebilirler.. Yanlışlarını görürler, insandan umut kesilmez.

AKP yönetiminin bu çağdışı – hukuk dışı baskı rejimine son vermesi,
yöneticlerin de daha ilkeli ve hukuka saygılı davranmasında saymakla bitmeyecek yarar vardır.

Konferansı düzenleyen İSPARTA ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ‘nin duyurusu aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
17.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Not : Bu bağlamda sitemizde 13.01.2015 günü aşağıdaki başlıkla bir yazı yayımlamıştık.
Ona da bakılması dileğiyle.. (http://ahmetsaltik.net/2015/01/13/29574/)

TÜRKİYE’de AYDIN CİNAYETLERİ NEDEN DURDURULAMIYOR; KATİLLER KİM?

=========================================

24 OCAK 2015, İSPARTA,
‘AYDINLANMA DEVRİMİ ŞEHİTLERİMİZİ
ANMA’ ETKİNLİĞİ

24 Ocak 1993’te öldürülen gazeteci-yazar Uğur Mumcu ile 31 Ocak 1990’da öldürülen
ADD kurucu genel başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy’un ölüm yıldönümlerini içeren
24 -31 Ocak günleri arasındaki hafta, 21 yıldır  ‘Adalet ve Demokrasi Haftası’ olarak anılmaktadır.

Emperyalizmin kanlı, karanlık ilişki ağlarını halkın anlayabileceği bir dil ve yöntemle
açığa çıkaran aydınlarımız, halkımızın yarınlarını çalan, işbirlikçi, devşirilmiş çetelerin
kumpas ve tertipleri ile birer birer aramızdan alınarak katledilmişlerdir.

“Özgürlüğe adanmış bir top çicek gibi” kanları dökülen aydınlarımızı;

  • Muammer Aksoy, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Çetin Emeç,
    Ahmet Taner Kışlalı, Abdi İpekçi, Esref Bitlis, Gaffar Okkan,
    Necip Hablemitoğlu…. ve aramızdan koparılan
    “AYDINLANMA DEVRİMİ ŞEHİTLERİMİZİ”;

Konuşmacı konuğumuz Sn. Prof. Dr. Ahmet SALTIK‘ın da katılımıyla bir kez daha anacak ve katillerini sorgulayacağız..

22. Adalet ve Demokrasi Haftası‘nda…

KATİLLER KİM ??? diye haykıracağız..

Yanıtını da vereceğiz..

Tüm Kemalist, cumhuriyetçi, devrimci, yurtseverlerle birlikte olmayı diliyoruz…

ISPARTA ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ BİLEŞENLERİ