İŞİD ve EL NUSRA AKP’nin Askeri Kanadıdır

İŞİD ve EL NUSRA AKP’nin Askeri Kanadıdır

SEFA M. YÜRÜKEL
Sosyal Antropolog ve Etnograf
Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı
13 Haziran 2014 (09 Eylül 2018’de yeniden gönderilmiştir.) 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

  • BOP proje birimleri İŞİD ve EL Nusra AKP’nin Askeri Kanadıdır.

Bunlar hiçbir zaman ABD ve İsrail e karşı eylem yapmamışlardır. Bizzat Müslüman ülkelerde, kaos çıkarma, halkı terörize etme, Müslümanları bombalama, Müslüman değerlerini yok etme ve insanlık dışı infaz eylemleri ile, sünni mezhebini de kullanarak aynen AKP gibi Alevi, Şii, İran, Türk düşmanlığı üzerine stratejisini üreterek hareket etmektedir.

Bu terörist örgütler, ABD ve İsrail projesi olan BOP’un Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP tarafından, ABD ile birlikte, palazlandırılmışlardır. AKP’nin mezhepçi düşmanlık yaratarak saldırılarıyla bire bir örtüşen eylemlilikleri, ideolojik yapıları birdir. Beraber petrol ticareti yapmaktadırlar. ABD ve İsrail bu yapıyı Ortadoğu ve dünyadaki Müslümanları ve devletleri mezhep ekseninde bölmek ve parçalamak ve zayıf düşürmek, milli devletlerini imha etmek ve ülkeleri, bölgede yeni haritaları dizayn etmek (AS: tasarlamak) için kullanmaktadır. Bunu bu son gelişmelerle de incelediğimizde, durum gün yüzüne çıkmaktadır.

Son Suriye, Libya ve Irak saldırısı ile
– AKP bir terör örgütü niteliği kazanmıştır.
– Yani AKP, El Nusra ve İŞİD aynı PKK. PYD, HDP ve BDP ne ise, işte o anlamda o da budur.
– Yani AKP, İŞİD ve El Nusra aynı örgüttür.
– Şu an T.C.’ni yönetmekte ve Suriye ve Irak’ı da kendilerine katmak için harekete geçmişlerdir.

Bölgedeki İran, Suriye, Lübnan Hizbullahı, Irak’taki Irakı güçler ve Türkiye’deki T.C. yanlısı laik güçler, Atatürkçü Sünniler, Aleviler, Caferiler, Kürtlerin T.C. yanlısı olan büyük bir kesimi, bu gidişata dur diyecek olanağı çıkartana kadar, El Nusra, İŞİD yani AKP Türkiye ve bölgenin başına bela olmaktan başka bir iş yapmayacaklardır.

BOP’cu AKP’yi yöneten kadro, hem Sünni hem de Alevi, Şii ve tutucu dindar kesimin düşmanı olan bir yapı, yani Müslümanlığın düşmanı olarak tarihte yerini almıştır. 

Bunlar kan, kin, katliam, terör, soykırım, kaos ve nefretten beslenmektedir. Buna karşı mezhepleri ne olursa olsun, Tüm Müslümanların ve bölgedeki diğer dini, etnik, milli ve siyasi-ideolojik yapıların birlikte hareket ederek, AKP yani El Nusra ve İŞİD belasından kurtulmaları gerekir. Yoksa kan ve revan bütün bölgeyi kaplayacaktır.

  • Yıllardır, Uluslararası hukuka göre, AKP liderinin ve O’nun hukuksuz emirlerine uyanların terörizmi desteklediği ve savaş suçlarına ortak olduğu ve teşvik ettiği bilgileri dosyalanmaktadır.

AKP’nin ve Lideri Tayyip Erdoğanın yüzünden, Türkiye nin Irak ve Suriye’deki faaliyetleri, Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılamaya tabi tutulma riski gittikçe artmaktadır.

Türk Milleti bu vebalin altında kalmamak için AKP ve Tayyip Erdogan’dan, hukuksuzluğa meydan veren bürokratlardan bir an önce kurtulmalıdır.

Saygılarımla.

Sefa M. Yürükel
Sosyal Antropolog ve Etnograf
Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı
13 Haziran 2014

5 fotoğrafa bakınız (BELGE)
1)-İçişleri Bakanlığı’ndan Hatay Valiliği’ne talimatın belgesi: Nusracı mücahitleri resmî kurumlarda barındırın!
2)-Hatay’da hastanede tedavi gören IŞİD Komutanı
3)-AKP’li bakan Suat Kılıç IŞİD liderleriyle
4)-Erdoğan’ı alnından öpen El Kaide teröristi
5)-Bilal Erdoğan IŞİD liderleriyle

Otomatik alternatif metin yok.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor
5 belge ve yazının özgün adresi :
https://www.facebook.com/photo.phpfbid=2146743168693672&set=pcb.2146749642026358&type=3&theater
=====================
Dostlar,

Sayın Yürükel’in yazısı ciddi savlar içeriyor.  Dileyelim gerçek olmasın.. Hiç olmaza bir bölümü ya da bir derece..
Ancak 5 adet belge eklenmiş yazıya ve bu ciddi savları destekliyor.
Bir e-ileti olarak ulaştı. 13 Haziran 2014’te yazılıp yayınlanmış bir yazı. Günümüze dek AKP’den bir girişim olmadığı belli ki, 4,5 yıl sonra Sn.Yürükel, gelişelerin bu yazdıklarını doğruladığını görerek bir kez daha paylaşma gereği duymuş olmalıdır. 

e-iletide eklenen görsel tıklandığında, yukarıda verdiğimiz facebook adresine yönlendiriliyor ve 5 belge teker teker görülebiliyor. Biz o adresi kopyalayıp yukarıda görselin altında verdik.
İdlib’teki son gelişmeler gerçekten kaygı verici boyuta erişmiştir ve 7 Eylül Tahran doruğunda Putin, Erdoğan’ın ateşkes istemi üzerine açık açık; .. göç bahanesiyle İdlib’teki terörstleri korumaya kalkmasın kimse… uyarısında bulunmuştur ve 12 maddelik anlaşma metninde Erdoğan’ın son andaki ateşkes istemi yer almamıştır. Bu bir fiyaskodur Türkiye açısından ve AKP = Erdoğan’ın bilinçaltı kodlarını da elevermektedir. Gelişmeler, Sn. Yürükel’in 4,5 yıl önce yaptığı çok ciddi suçlamaları doğrular yönde olmuştur aradan geçen 4,5 yılda da.. Erdoğan hala ABD – İsrail ağzıyla konuşarakEsed‘ demekte, Atlantik hattının ‘ateşkes’ söylemlerinin sözcülüğünü yapmaktadır adeta..

Son günlerde İdlib sorunu konusunda sitemizde ciddi yazılar yayınlıyoruz.. (üstünde tıklanarak çağrılabilir..)

Bu yazıların altında bizim de kapsamlı katkılarımız oluyor.. Dileriz ülkemizi sağduyulu politikalara yönlendirmeye, kamuoyunu doğru bilgilendirmeye katkısı olsun..
– İç politikada ekonomik yangından bunalan siyasal iktidar, dışarıda sıcak çatışma serüveninden mutlaka ama mutlaka kaçınmalı, aklından bile geçirmemeli! Bu artık felaketin eşiği değil kendisi olur!
Az önce Sn. A. Kılıçaslan Aytar’ın ‘FELAKETİN EŞİĞİNDE‘ başlıklı önemli makalesini yayınladık. Sn. Aytar eklemelerle ve biz şöyle bağlamıştık o yazıyı :
(Tümü için : http://ahmetsaltik.net/2018/09/11/felaketin-esigi/)
  • Türkiye, I. Dünya Savaşı’ndan sonra kaderini karara bağlayan uluslararası antlaşmaların yalnızca bir adım uzağında bulunuyor. 
  • Türk Halkının buna asla izin vermemesi gerekiyor.
  • Doğrusu Suriye’den çıkmaktır

Dikkat buyurulsun; ilk saptama Mondros ve Sevr Anlaşmasına gönderme yapmaktadır adını vermeden.. Bu 2 Anlaşma’nın Osmanlı’yı nasıl işgal ve parçalama ile bitirdiği herhalde belleklerdedir..

Sürüklendiğimiz yer felaketin eşiğidir, dolayısıyla bir kez daha uyaralım :

  • AKP = Erdoğan, Suriye’de ateşle oynamayı derhal bırakmaya, tarihsel olarak zo-run-lu-dur!

Sevgi ve saygı ile. 11 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AMERİKAN AMBARGOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

AMERİKAN AMBARGOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Onur Öymen

Amerika’nın Türkiye’ye uygulamayı kararlaştırdığı ambargolarla ilgili olarak medya kuruluşlarının ve Bloomberg Televizyonunun bu sabahki (2 Ağustos) programında sorularına karşılık özetle şunları söyledim:

Amerika’nın Türkiye’ye karşı ambargo uygulama kararı çok yanlıştır. Bu karar yalnız Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilere değil, NATO’nun temelini oluşturan dayanışma ilkesine de büyük zarar verecektir.

Geçmişte de Türkiye’ye Amerikan ambargosunun örneği vardır. 1975 yılında Amerikan Kongresi Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesine tepki olarak ve baskı yapmak amacıyla ülkemize silah ambargosu uygulamıştı. O zaman Türkiye Kıbrıs konusundaki haklılığının verdiği güçle baskılara direnmiş ve ülkemizdeki üs ve tesislerden Amerikan askerlerinin yararlanması yasaklamıştı. Üç yıl süren ambargo sırasında Türkiye hiçbir taviz vermemiş, sonunda Amerika geri adım atarak ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştı. Bu defaki ambargolara karşı da haklılığımızı kanıtlayarak etkili bir tepki göstermek gerekmektedir.

Amerika’nın şikayet ettiği konularda çözüm diplomatik müzakere veya uluslararası hukuk yoludur. Türkiye’ye yönelik eleştirilere diplomasi yoluyla cevap vermek, haklılığımızı kanıtlamak gerekmektedir.

Demokrasi, adalet ve insan hakları alanında başka ülkeleri eleştirerek yön vermeye çalışan Amerika aynı alanda başka ülkelerin eleştirilerine kapalıdır. Böyle eleştirilere muhatap olmamak için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonundan çekilmiştir.

Amerika, gene aynı nedenlerle 123 ülkenin katıldığı Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Sözleşmesini onaylamamıştır. Çeşitli ülkelerle, Amerikan askeri ve sivil yetkililerini bu mahkemeye şikayet etmeyecekleri taahhüdünü almak için görüşmelerde bulunmuştur.

Amerika, Economist Intelligence Unit’in, ülkeleri demokratik standartlarına göre sıralayan listesinde “eksiksiz demokrasiler” arasında yer almamaktadır. Türkiye de maalesef eksiksiz demokrasiler arasında geçmemektedir. Türkiye’nin bu alandaki eksiklerini gidermek bizim iç sorunumuzdur ve başka ülkelerin baskısıyla çözüm aramak doğru değildir.

  • Her halde Amerika’nın ambargosunu haklı bulmak mümkün değildir.

Saygılar, sevgiler. 02.08.2018

 

Suriye’li Sığınmacılara 30 Milyar Dolar Yardım Yapılmadığı İddiasına İlişkin Görüşüm

Suriye’li Sığınmacılara 30 Milyar Dolar Yardım Yapılmadığı İddiasına İlişkin Görüşüm

Mahmut Esen ile ilgili görsel sonucuMahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

(AS: Bizim katkıkımız yazının altındadır..)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu gün (AS: 28.11.2017) gerçekleştirilmiş TBMM Grup Toplantısında:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı yakınlarının; yurt dışında, vergi cenneti olarak adlandırılan Man Adasında kurulmuş bir şirket hesabına, yüklü miktarda para transferi yapmış olduklarına yönelik (önemsenmesi gereken) iddialarının yanı sıra, ayrıca Suriyeli sığınmacılar için (Hükümet tarafından ifade edilmiş olan) 30 Milyar Dolar tutarında harcamanın yapılmadığı iddiasına da yer vermiş olduğu  görülmüştür.

Ancak Suriyeli sığınmacılara yardım konusunda gündeme hemen/ayrıca getirilmiş olmasının vakitsiz olduğu; ilk (esas) iddiayı gündemden uzaklaştırabilecek/ gölgeleyebilecek nitelikte olduğu; diğer yandan konuya ilişkin iddiaların somut olmaktan ziyade, soyut ve genel nitelikte kaldığı değerlendirilmektedir.

Zira, Hükümetin bazı platformlarda dile getirdiği Suriye’li sığınmacılar için Türkiye tarafından yapıldığı ifade edilen 30 Milyar Dolar yardım miktarının:

  1. a)Sadece merkezi yönetim bütçesinden yapılmış olanları değil; yerel yönetimler, STK vb. kurumu ve kuruluşlar tarafından da yapılmış her türlü ayni/nakdi yardımları kapsadığı; bu yüzden rakamın yer yer tahminlere dayalı olmasının normal olduğu; yardımlar konusunda duyarsız kalan AB/ABD  vb. devlet ve diğer uluslararası kuruluşların dikkatini çekmek bağlamında propaganda amaçlı olarak bu rakamlarda bir miktar abartı olabileceğinin kabul edilmesi gerektiği;
  2. b)Diğer yandan Suriyeli sığınmacılara yapıldığı ifade edilen harcama tutarının halen Türkiye de  altı yıldır bulunan 3.402.808 kişiye bölünmesi halinde; sığınmacıların yer yer Devlet tarafından karşılanan (iaşe/barınma/giyecek/sağlık/eğitim/ısınma vb.) her türlü giderleri için aylık olarak (30 000.000.000/3.402.808/6/12=122,44) ABD Doları rakamına ulaşılacağı; ortalama döviz kuru üzerinden aylık (3.9344 +1.8665/2=2.90) 2.90x 122,44= 355 TL kişi başına harcama isabet edeceği;

Bazı somut bazı durumlar dışında bu miktarın altında harcama yapıldığının (yapılmış gerçek harcama miktarının) tespitini kolay olmadığı;

Düşünülmektedir.
=================================
Dostlar,

Sayın Esen, Mülkiye Başmüfettişi olmanın ustalığı ile pratik bir hesaba girişmiş.
Tabii oldukça kaba bir hesap.. Örneğin nüfusu 6 yıldır 3 402 808 kişi sabit olarak kabul etmek olanaksız. 2011 ilkbaharında Suriye emperyalizm eliyle karıştırıldığında ülkemize başlayan zorunlu göç rakamı 6,5 yılda hızlı bir çoğalma ile bu sayıya erişti. Ayrıca 1 $ = 2.90 TL, ilgili zaman diliminin ağırlıklı ortalamasını ne ölçüde temsil ediyor??

Bunlar da bir yana, emperyalizm ile birlikte davranarak Suriye’de Alevi ve laik Esad’ı devirmek ve Mısır’daki gibi İhvan (Müslüman Kardeşler!?) rotasında bir Sünni Mezhepçi İslami rejim kurma hevesi değil miydi bunca kan dökülmesine yol veren??
Birkaç güne varmaz, Türkiye – Suriye sınırından yüzlerce km içerideki Şam’a kolaylıkla erişilir ve bu kadim kentteki Emevi camisinde namaz kılınırdı öyle mi!? (Muaviye çirkefliği!)

Atlantik ötesi emperyalist patronun / ağabeyin pohpohlaması ile ilahlara kurban edilmesi planlanan Suriye toprakları ve halkı altarda (sunakta) yakılacak, parçalanarak paylaşılacaktı. Güneydeki İhvancı İslami rejim de Türkiye’de benzer bir düzen kurma hülyasına payanda olacaktı.. 1 değil 1’den çok ham meyve yemeye kalkınca işte böyle karnınız fena ağrıyor.

Ürkünç olan bir başka boyut da bu süreçte küresel güçlerin size suç işletmeleri (kriminalize etmeleri) ve ileride Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanma zemini yaratmalarıydı. Bunu da başardı Batılı stratejik müttefikler.. Metal halka buruna geçirilmiştir. Salt o kişinin değil ülkemizin de. Şimdilerde örneğin Dolar operasyonu ile (son derece kırılgan ekonomimiz manivela yapılarak!) bu metal halkanın zinciri çekilmektedir. Kimi ufak – orta boy mali yolsuzlukların da belgeleri sızdırılmaktadır. Son günlerin Man Adası kara hesapları 2 basamağı bulmayan birkaç milyoncuk Dolar ya da Avro aktarımlarıdır ki (transfer), dişi kovuğunu bike doldurmaz.. Buzdağının dibinde milyarlarca Dolar yolsuzluk olması beklenir..

Reis, Jonathan Swift’in “Güliver” i konumundan hallice sayılır / sayılmaz..

Az kaldı “hal” le! Bunca telaş – öfke – bunaltı – küfür…. boşuna değil..

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com 

Perinçek’ten bayram hediyesi

Perinçek’ten bayram hediyesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İsviçre’de “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diyen Doğu Perinçek’in “soykırımı inkar suçu” işlediği gerekçesi ile İsviçre’deki Vaud Kanton Mahkemesi’nin verdiği mahkumiyet kararını Federal Mahkeme bozdu.

İsviçre Federal Mahkemesi Kararı:

“Vaud Kantonu, Doğu Perinçek’e tazminat olarak 3000 İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmiştir.”

“Vaud Kantonu ve İsviçre Ermeni Derneği, Doğu Perinçek’e temyiz süreci tazminatı olarak 2500’er İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmişlerdir.”

“Doğu Perinçek’in dava gideri olarak ödediği 4000 İsviçre Frangı kendisine geri ödenecektir.”

“Doğu Perinçek’in temyiz başvurusu kabul edilmiştir.”

“Vaud Kantonu Ceza Temyiz Mahkemesi’nin 13 Haziran 2007 tarihli kararı bozulmuştur. Dava, belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak yani bir karar alınmak üzere Kanton Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.”

“Karar, Vaud Kantonu İstinaf Mahkemesi’ne, İsviçre Konfederasyonu Devlet Bakanlığı’na ve taraflara bildirilecektir.”

Doğu Perinçek, Vaud Mahkemesi’nin kararına AİHM (Avrupa İnsan hakları Mahkemesi) nezdinde itiraz etmişti. AİHM 2. Daire, İsviçre Mahkemesi’nin kararının Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi‘ne aykırı olduğu, parlamentoların ve mahkemelerin 1915 olaylarını değerlendirmeye yetlilerinin olmadığı, Uluslararası Soykırım Sözleşmesine göre soykırıma karar verme yetkisinin olayın yaşandığı yerdeki yerel mahkemelere veya Uluslararası Ceza Mahkemesine ait olduğu yönünde karar vermişti.

İsviçre ve Ermenistan’ın bu karara itirazı üzerine dosya AİHM Büyük Daire‘ye gönderilmişti.
AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Büyük Daire de 15 Ekim 2015’te verdiği kararla İsviçre Mahkemesi’ni haksız bulmuştu.

Fransa Anayasa Konseyi, Yahudi Soykırımı Yasası’na Ermeni Soykırımı’nın eklenmesi için yapılan başvuruyu reddetmişti.

Almanya Hükümeti, Alman Parlamentosu’nun aldığı soykırım kararının hukuki bir geçerliliği olmadığını geçtiğimiz günlerde açıklamıştı.

Şimdi İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararla bu konu Türkiye Devleti lehine kalıcı olarak kapanmıştır.


Aydınlık, 10 Eylül 2016

===================================

Dostlar,

Tabloyu sevinç ve gururla karşılıyoruz..

Sayın Dr. Doğu PERİNÇEK ve dava – yol arkadaşlarını gönülden kutluyoruz..
Av. Mehmet Cengiz‘in sonuç alıcı katkısı olmuştur, kutlamayı O da hak etmektedir.

Son derece büyük bir Uluslararası başarıya imza atmışlardır..

Türkiye’nin başını çoook ağrıtacak bir dertten kurtaran ululsal kahraman olmuşlardır.

Tarih yerli yerinde bu olayı dileriz yazacaktır.
Bu Ulusal davada AKP iktidarının Sayın Perinçek’e ne ölçüde destek – köstek olduğunu da!

Evet, gür sesle tüm insanlığa haykırıyoruz..

  • “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır”

Sevgi ve saygı ile.
11 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“Ankara hızlı davranmazsa Türkiye darmadağın edilecek!”

“Ankara hızlı davranmazsa
Türkiye darmadağın edilecek!”

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Portresi

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’deki gelişmeleri Ceyda Karan’a değerlendirdi. İşte o haber:

http://www.vaziyet.com.tr/siyaset/husnu-mahalli-ankara-hizli-davranmazsa-turkiye-darmadagin-edilecek-h5845.html, 23.8.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Haseke’de yaşanan çatışmaları ‘beklenmeyen bir gelişme’ olarak yorumlayan Mahalli, bölgenin hem IŞİD’in kalesi Rakka’nın hemen üstünde olması hem de Kürtlerin başkent ilan etmek istemesinden ötürü önemli olduğunu söyledi.

Mahalli’ye göre, ABD, Türkiye’nin İran ve Rusya ile olası yakınlaşmasına bir tepki olarak müttefiki olan Kürtlerin belirleyiciliğindeki YPG’yi harekete geçirdi. Mahalli, Suriye bağlamında bir Ankara-Tahran-Moskova ittifakı olup olmadığının yanıtını görebilmek için ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ankara ziyareti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beklenen Tahran ziyaretini beklemek gerektiğinin altını çizerek şu yorumu yaptı:

Türkiye samimiyse İran ziyareti sonrası bu çok net gözükecek. O zaman ABD’liler bölgede çuvallamış olacak. ABD bu çuvallamanın öncesinde Kürtleri harekete geçirerek bir ön adım atmış oluyor.” yorumunu yaptı.

‘SURİYE’YE BAKARKEN IRAK’I GÖZARDI EDEMEYİZ’

Suriye’de yaşanan gelişmeleri Irak’tan bağımsız okumanın doğru olmayacağını belirten Mahalli, geçen hafta Peşmerge’nin Irak ordusuna rağmen Musul’da bağımsız giriştiği operasyonlara dikkat çekti:

“Suriye’yi konuşurken bir noktayı hep gözardı ediyoruz. O nokta Irak. Geçen hafta Barzani’ye bağlı Peşmerge güçleri Musul’un doğusunda hareketi geçti ve küçük köyleri IŞİD’den aldı. Üstelik bunu Irak ordusunun uyarılarına rağmen yaptı. Zira ordu Musul’a yönelik bir operasyon hazırlığı içinde. Fakat Peşmerge, Irak ordusu ile hareket etmeden, fırsat bu fırsat, o köylerde de Kürtler yaşıyor diyerek birkaç köyü işgal edip Kürdistan’a bağlama hevesindeydi. Onların Fransız ve ABD’li danışmaları olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem ABD’lilerin varlığı, hem İran’ın oradaki etkinliği, hem de Irak’ın Suriye’nin komşusu olması ve İran’ın malzeme uçaklarının Irak’tan kalkması itibarıyla Irak faktörü çok önemli.”

‘PYD VE YPG İÇİN TARİHSEL BİR BİR HATA OLUR’

Rusya ve İran’ın PYD’nin şimdiye dek Şam ile olan dostluğunun garantörü olduğunu söyleyen Mahalli, “PYD’lilerin ABD’yi tercih etmesi tarihsel bir talihsizlik. Bugün Salih Müslim’in bazı açıklamalarını gördüm ve açıkçası hiç sempatik değildi. PYD ve YPG eğer koşullardan yararlanarak Suriye’de bir şeyler yapalım düşüncesindeyse her şeyi, büyük bir kırımı göze almış demektir. Bunu hem Türkiye, hem Suriye, hem de Irak açısından söylüyorum. Bu tarihsel bir yanlışlık olup bunun telafisi mümkün değildir. Tarihte de bunun örnekleri görülmüştür. ABD’liler bölgede hep kazık atmışlardır. Destek alırsın, konuşursun, silah alırsın, bunlar başka şeyler. Ancak ABD’liler hep söyler ya ‘Suriye’de bir B planımız var’ diye. Belki de B planları bu. Ama bu blöf olsun, gerçek olsun Kürtleri kırıma sürmek istiyorsa o başka bir şey. Bu endişeyi de taşıyorum.” tespitinde bulundu.

‘HEDEF BAŞINDAN BERİ TÜRKİYE’

Tahran-Moskova ile anlaşmanın Ankara için ‘okları üzerine çekmek’ anlamına gelip gelmeyeceğini sorusuna “Hedef zaten Türkiye” yanıtını veren Mahalli, “Suriye, Irak bunlar dandik ülkeler. Batı’nın esas büyük oyunları bağlamında da Kürtler bağlamında da hedef Türkiye” dedi ve şu tespiti yaptı:

“Suriye’de 3, Irak’ta 8 milyon Kürt varsa bu Türkiye’de 15-20 milyon. IŞİD konusunda da İslamcıların hedefinde Türkiye var. Beş yıldır Arap Baharı vesilesiyle her türlü islamcı grupla iç içe girmiş İslamcı söylemleri olan bir parti. Suudiler zaten nefret eder AKP’den. Bu tarihsel bir meseledir. Hele hele bu işi anlamazsanız, danışmanlarınızda iş yoksa, size yol gösterecek kimseniz yoksa, öngörüleriniz doğru çıkmazsa oturup ‘Yeter, bu kadar yanlış yaptık. Artık hızlı davranmamız gerekir’ demeniz gerekir.”

‘ENDİŞEM TÜRKİYE’NİN DARMADAĞIN EDİLMESİ’

AKP iktidarının çözümü hızlı davranmakta araması gerektiğinin altını çizen Mahalli,

“Eğer ABD seçimlerini bekleyeceklerse Türkiye’nin ne hale geleceğini herkes görecek. Öyle bir endişe taşıyorum ki, Türkiye darmadağın edilecek. Dört ay bekleyeceklerse eğer neler yaşanacak bu coğrafyada görecekler. Eğer Batı kafasına koymuşsa ve bu oyun böyle oynanıyorsa -ki bunu Haseke’ye bakarak söylüyorum- herkes görecek ne olacağını. Bu coğrafya böyle bir coğrafyadır. Her şey bir günde tepetaklak olur. Yarın öbür gün Haseke’den çok büyük bir kalkışma olursa ya da Suriye uçakları orada beş bin insanı öldürürse bunun kontrolünü kim sağlayacak? PKK ayaklanıp, halk ayaklanması çağrısı yaparsa bunu kim durduracak? Irak ne olacak? Yani karşı taraf kafasına koymuşsa bunu yapar. Biz bu coğrafyada bunları gördük. Irak’ta ABD işgalinden bu yana neler yaşandı. Ama kim hatırlıyor? Suriye de böyle olsun. Türkiye de.. Kimin umurunda ki? Batı’nın böyle bir hesabı yok..” uyarısı yaptı.

==================================

Dostlar,

Sayın Hüsnü Mahalli‘nin Ortadoğu’un politik sorunları hakkında uzmanlığı tartışma dışıdır. Yazdıkları hep isabetli öngörüler olmakta. Bu bakımdan, Dışişleri çevrelerince ve AKP – RTE tarafından özenle izlenmesi, danışılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

Ortadoğu belalı bir coğrafyadır..
Kan ve entrika deryasıdır..
Türkiye’nin bu gayya kuyusundan korunmasının temel aracı, Büyük ATATÜRK‘ün koyduğu altın dış ve iç politika ilkesidir :

  • YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!

Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 2005 yılnda yaşamının en büyük hatasını yapmış ve Türkiye için müthiş bir kumar oynamıştır : BOP EŞBAŞKANLIĞI!

BOP_haritasi

Başımıza gelen bunca badire, ABD – AB’nin emperyalist maşası olan onur kırıcı hatta sefil bir dış politika izlememizdendir. Türkiye, hiçbir ülkenin içişlerine asla karışmamalıdır. Hele hele kadim komşularımız Iak ve Suriye üzerinde bölücü, kanlı emperyal planlara geniş kapsamlı araç olmak çok vahim bir hatadır. 2011 ilkbaharından beri, 5+ yıldır Türkiye, Suriye’de iç savaş ve parçalanmanın ne yazık ki en aktif taraflarındandır. Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmak üzere şikayet edilmiştir! Gelinen yer ülkemizin kan – revan içinde perişanlığıdır.

Hala Suriye konusunda ikircikli ve yarım ağız konuşuyor AKP – RTE.. Hala “Esed” diyerek dünkü aile dostu – birader Esat, Amerikan ağzıyla telaffuz ediliyor. Hala “geçiş dönemi Esed ile olabilr ama sonra hayır..” denebiliyor!?.. Adama sorarlar, siz kim oluyorsunuz da Suriye’ye devlet başkanı belirlemeye kalkıyorsunuz?! Yetki ve egemenlik hakkı Suriye halkınındır. Türkiye’nin bu tutumu uluslararası hukuk ve BM Anlaşmaları bağlamında suçtur. Yarın Batılılar sütten çıkmış ak kaşık gibi sıyrılır ve Türkiye’yi “haydut devlet” bile ilan edebilirler!

Bir an önce Atatürk’ün dış politikasına dönünüz.. Koskoca bir ülkenin kişilikli – namuslu – erdemli, ilkeli, karşılıklı çıkarlara saygılı ve içişlerine karışmayan, barışçıl bir dış politikası olsun; maşa – piyon – taşeron vb. utandırıcı işlevlere asla soyunmasın!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com