Perinçek’ten bayram hediyesi

Perinçek’ten bayram hediyesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İsviçre’de “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diyen Doğu Perinçek’in “soykırımı inkar suçu” işlediği gerekçesi ile İsviçre’deki Vaud Kanton Mahkemesi’nin verdiği mahkumiyet kararını Federal Mahkeme bozdu.

İsviçre Federal Mahkemesi Kararı:

“Vaud Kantonu, Doğu Perinçek’e tazminat olarak 3000 İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmiştir.”

“Vaud Kantonu ve İsviçre Ermeni Derneği, Doğu Perinçek’e temyiz süreci tazminatı olarak 2500’er İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmişlerdir.”

“Doğu Perinçek’in dava gideri olarak ödediği 4000 İsviçre Frangı kendisine geri ödenecektir.”

“Doğu Perinçek’in temyiz başvurusu kabul edilmiştir.”

“Vaud Kantonu Ceza Temyiz Mahkemesi’nin 13 Haziran 2007 tarihli kararı bozulmuştur. Dava, belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak yani bir karar alınmak üzere Kanton Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.”

“Karar, Vaud Kantonu İstinaf Mahkemesi’ne, İsviçre Konfederasyonu Devlet Bakanlığı’na ve taraflara bildirilecektir.”

Doğu Perinçek, Vaud Mahkemesi’nin kararına AİHM (Avrupa İnsan hakları Mahkemesi) nezdinde itiraz etmişti. AİHM 2. Daire, İsviçre Mahkemesi’nin kararının Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi‘ne aykırı olduğu, parlamentoların ve mahkemelerin 1915 olaylarını değerlendirmeye yetlilerinin olmadığı, Uluslararası Soykırım Sözleşmesine göre soykırıma karar verme yetkisinin olayın yaşandığı yerdeki yerel mahkemelere veya Uluslararası Ceza Mahkemesine ait olduğu yönünde karar vermişti.

İsviçre ve Ermenistan’ın bu karara itirazı üzerine dosya AİHM Büyük Daire‘ye gönderilmişti.
AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Büyük Daire de 15 Ekim 2015’te verdiği kararla İsviçre Mahkemesi’ni haksız bulmuştu.

Fransa Anayasa Konseyi, Yahudi Soykırımı Yasası’na Ermeni Soykırımı’nın eklenmesi için yapılan başvuruyu reddetmişti.

Almanya Hükümeti, Alman Parlamentosu’nun aldığı soykırım kararının hukuki bir geçerliliği olmadığını geçtiğimiz günlerde açıklamıştı.

Şimdi İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararla bu konu Türkiye Devleti lehine kalıcı olarak kapanmıştır.


Aydınlık, 10 Eylül 2016

===================================

Dostlar,

Tabloyu sevinç ve gururla karşılıyoruz..

Sayın Dr. Doğu PERİNÇEK ve dava – yol arkadaşlarını gönülden kutluyoruz..
Av. Mehmet Cengiz‘in sonuç alıcı katkısı olmuştur, kutlamayı O da hak etmektedir.

Son derece büyük bir Uluslararası başarıya imza atmışlardır..

Türkiye’nin başını çoook ağrıtacak bir dertten kurtaran ululsal kahraman olmuşlardır.

Tarih yerli yerinde bu olayı dileriz yazacaktır.
Bu Ulusal davada AKP iktidarının Sayın Perinçek’e ne ölçüde destek – köstek olduğunu da!

Evet, gür sesle tüm insanlığa haykırıyoruz..

  • “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır”

Sevgi ve saygı ile.
11 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“Ankara hızlı davranmazsa Türkiye darmadağın edilecek!”

“Ankara hızlı davranmazsa
Türkiye darmadağın edilecek!”

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Portresi

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’deki gelişmeleri Ceyda Karan’a değerlendirdi. İşte o haber:

http://www.vaziyet.com.tr/siyaset/husnu-mahalli-ankara-hizli-davranmazsa-turkiye-darmadagin-edilecek-h5845.html, 23.8.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Haseke’de yaşanan çatışmaları ‘beklenmeyen bir gelişme’ olarak yorumlayan Mahalli, bölgenin hem IŞİD’in kalesi Rakka’nın hemen üstünde olması hem de Kürtlerin başkent ilan etmek istemesinden ötürü önemli olduğunu söyledi.

Mahalli’ye göre, ABD, Türkiye’nin İran ve Rusya ile olası yakınlaşmasına bir tepki olarak müttefiki olan Kürtlerin belirleyiciliğindeki YPG’yi harekete geçirdi. Mahalli, Suriye bağlamında bir Ankara-Tahran-Moskova ittifakı olup olmadığının yanıtını görebilmek için ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ankara ziyareti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beklenen Tahran ziyaretini beklemek gerektiğinin altını çizerek şu yorumu yaptı:

Türkiye samimiyse İran ziyareti sonrası bu çok net gözükecek. O zaman ABD’liler bölgede çuvallamış olacak. ABD bu çuvallamanın öncesinde Kürtleri harekete geçirerek bir ön adım atmış oluyor.” yorumunu yaptı.

‘SURİYE’YE BAKARKEN IRAK’I GÖZARDI EDEMEYİZ’

Suriye’de yaşanan gelişmeleri Irak’tan bağımsız okumanın doğru olmayacağını belirten Mahalli, geçen hafta Peşmerge’nin Irak ordusuna rağmen Musul’da bağımsız giriştiği operasyonlara dikkat çekti:

“Suriye’yi konuşurken bir noktayı hep gözardı ediyoruz. O nokta Irak. Geçen hafta Barzani’ye bağlı Peşmerge güçleri Musul’un doğusunda hareketi geçti ve küçük köyleri IŞİD’den aldı. Üstelik bunu Irak ordusunun uyarılarına rağmen yaptı. Zira ordu Musul’a yönelik bir operasyon hazırlığı içinde. Fakat Peşmerge, Irak ordusu ile hareket etmeden, fırsat bu fırsat, o köylerde de Kürtler yaşıyor diyerek birkaç köyü işgal edip Kürdistan’a bağlama hevesindeydi. Onların Fransız ve ABD’li danışmaları olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem ABD’lilerin varlığı, hem İran’ın oradaki etkinliği, hem de Irak’ın Suriye’nin komşusu olması ve İran’ın malzeme uçaklarının Irak’tan kalkması itibarıyla Irak faktörü çok önemli.”

‘PYD VE YPG İÇİN TARİHSEL BİR BİR HATA OLUR’

Rusya ve İran’ın PYD’nin şimdiye dek Şam ile olan dostluğunun garantörü olduğunu söyleyen Mahalli, “PYD’lilerin ABD’yi tercih etmesi tarihsel bir talihsizlik. Bugün Salih Müslim’in bazı açıklamalarını gördüm ve açıkçası hiç sempatik değildi. PYD ve YPG eğer koşullardan yararlanarak Suriye’de bir şeyler yapalım düşüncesindeyse her şeyi, büyük bir kırımı göze almış demektir. Bunu hem Türkiye, hem Suriye, hem de Irak açısından söylüyorum. Bu tarihsel bir yanlışlık olup bunun telafisi mümkün değildir. Tarihte de bunun örnekleri görülmüştür. ABD’liler bölgede hep kazık atmışlardır. Destek alırsın, konuşursun, silah alırsın, bunlar başka şeyler. Ancak ABD’liler hep söyler ya ‘Suriye’de bir B planımız var’ diye. Belki de B planları bu. Ama bu blöf olsun, gerçek olsun Kürtleri kırıma sürmek istiyorsa o başka bir şey. Bu endişeyi de taşıyorum.” tespitinde bulundu.

‘HEDEF BAŞINDAN BERİ TÜRKİYE’

Tahran-Moskova ile anlaşmanın Ankara için ‘okları üzerine çekmek’ anlamına gelip gelmeyeceğini sorusuna “Hedef zaten Türkiye” yanıtını veren Mahalli, “Suriye, Irak bunlar dandik ülkeler. Batı’nın esas büyük oyunları bağlamında da Kürtler bağlamında da hedef Türkiye” dedi ve şu tespiti yaptı:

“Suriye’de 3, Irak’ta 8 milyon Kürt varsa bu Türkiye’de 15-20 milyon. IŞİD konusunda da İslamcıların hedefinde Türkiye var. Beş yıldır Arap Baharı vesilesiyle her türlü islamcı grupla iç içe girmiş İslamcı söylemleri olan bir parti. Suudiler zaten nefret eder AKP’den. Bu tarihsel bir meseledir. Hele hele bu işi anlamazsanız, danışmanlarınızda iş yoksa, size yol gösterecek kimseniz yoksa, öngörüleriniz doğru çıkmazsa oturup ‘Yeter, bu kadar yanlış yaptık. Artık hızlı davranmamız gerekir’ demeniz gerekir.”

‘ENDİŞEM TÜRKİYE’NİN DARMADAĞIN EDİLMESİ’

AKP iktidarının çözümü hızlı davranmakta araması gerektiğinin altını çizen Mahalli,

“Eğer ABD seçimlerini bekleyeceklerse Türkiye’nin ne hale geleceğini herkes görecek. Öyle bir endişe taşıyorum ki, Türkiye darmadağın edilecek. Dört ay bekleyeceklerse eğer neler yaşanacak bu coğrafyada görecekler. Eğer Batı kafasına koymuşsa ve bu oyun böyle oynanıyorsa -ki bunu Haseke’ye bakarak söylüyorum- herkes görecek ne olacağını. Bu coğrafya böyle bir coğrafyadır. Her şey bir günde tepetaklak olur. Yarın öbür gün Haseke’den çok büyük bir kalkışma olursa ya da Suriye uçakları orada beş bin insanı öldürürse bunun kontrolünü kim sağlayacak? PKK ayaklanıp, halk ayaklanması çağrısı yaparsa bunu kim durduracak? Irak ne olacak? Yani karşı taraf kafasına koymuşsa bunu yapar. Biz bu coğrafyada bunları gördük. Irak’ta ABD işgalinden bu yana neler yaşandı. Ama kim hatırlıyor? Suriye de böyle olsun. Türkiye de.. Kimin umurunda ki? Batı’nın böyle bir hesabı yok..” uyarısı yaptı.

==================================

Dostlar,

Sayın Hüsnü Mahalli‘nin Ortadoğu’un politik sorunları hakkında uzmanlığı tartışma dışıdır. Yazdıkları hep isabetli öngörüler olmakta. Bu bakımdan, Dışişleri çevrelerince ve AKP – RTE tarafından özenle izlenmesi, danışılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

Ortadoğu belalı bir coğrafyadır..
Kan ve entrika deryasıdır..
Türkiye’nin bu gayya kuyusundan korunmasının temel aracı, Büyük ATATÜRK‘ün koyduğu altın dış ve iç politika ilkesidir :

  • YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!

Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 2005 yılnda yaşamının en büyük hatasını yapmış ve Türkiye için müthiş bir kumar oynamıştır : BOP EŞBAŞKANLIĞI!

BOP_haritasi

Başımıza gelen bunca badire, ABD – AB’nin emperyalist maşası olan onur kırıcı hatta sefil bir dış politika izlememizdendir. Türkiye, hiçbir ülkenin içişlerine asla karışmamalıdır. Hele hele kadim komşularımız Iak ve Suriye üzerinde bölücü, kanlı emperyal planlara geniş kapsamlı araç olmak çok vahim bir hatadır. 2011 ilkbaharından beri, 5+ yıldır Türkiye, Suriye’de iç savaş ve parçalanmanın ne yazık ki en aktif taraflarındandır. Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmak üzere şikayet edilmiştir! Gelinen yer ülkemizin kan – revan içinde perişanlığıdır.

Hala Suriye konusunda ikircikli ve yarım ağız konuşuyor AKP – RTE.. Hala “Esed” diyerek dünkü aile dostu – birader Esat, Amerikan ağzıyla telaffuz ediliyor. Hala “geçiş dönemi Esed ile olabilr ama sonra hayır..” denebiliyor!?.. Adama sorarlar, siz kim oluyorsunuz da Suriye’ye devlet başkanı belirlemeye kalkıyorsunuz?! Yetki ve egemenlik hakkı Suriye halkınındır. Türkiye’nin bu tutumu uluslararası hukuk ve BM Anlaşmaları bağlamında suçtur. Yarın Batılılar sütten çıkmış ak kaşık gibi sıyrılır ve Türkiye’yi “haydut devlet” bile ilan edebilirler!

Bir an önce Atatürk’ün dış politikasına dönünüz.. Koskoca bir ülkenin kişilikli – namuslu – erdemli, ilkeli, karşılıklı çıkarlara saygılı ve içişlerine karışmayan, barışçıl bir dış politikası olsun; maşa – piyon – taşeron vb. utandırıcı işlevlere asla soyunmasın!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Rusya; ‘Türkiye-IŞİD ilişkileri’ raporunu BM’ye sundu (ve çağrışımlarımız..)

Rusya, ‘Türkiye-IŞİD ilişkileri’
raporunu BM’ye sundu

  • Kapsamlı irdelememeiz haberin sonundadır…

Rusya, Türkiye-IŞİD ilişkileri raporunu BM’ye resmen sundu.
Türkiye ise, düşürülen Rus uçağındaki pilotu Suriye’de öldüren Türk vatandaşını gözaltına aldı.

Türkiye ile Rusya arasında, düşürülen Rus uçağı ile gerilen ilişkilerde, hem Moskova’dan, hem dem Ankara’da çok önemli iki adım geldi. Rusya, Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği iddiasıyla, içinde “çeşitli kanıtlar olduğunu” söyleyen bir dosyayı resmen Birleşmiş Milletlere sundu. Türkiye ise, Rusya’nın BM’ye yaptığı başvuru ile aynı gün, düşürülen Rus uçağının pilotunu Suriye’de “öldürdüğünü” açıklayan Alparslan Çelik adlı Türk vatandaşını, İzmir’de gözaltına aldı. “Yasa dışı ateşli silah bulundurmak” suçuyla gözaltına alınan Çelik’e Savcı, öldürülen Rus pilotu da sordu.

RUSYA’DAN BM’YE “TÜRKİYE-IŞİD İŞBİRLİĞİ” DOSYASI

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vitaliy Çurkin, Türkiye’nin Suriye’de IŞİD’in denetimi altında bulunan bölgelere “yasa dışı yollardan silah ve mühimmat gönderdiğine” ilişkin bir dosyayı, BM Güvenlik Konseyi’ne sundu. Haberi, Rus ajansı Sputnik verdi. Sputnik’in haberine göre, dosyada Milli İstihbarat Teşkilatı’nın da (MİT) adı geçiyor. Sputnik’e göre, Rus dosyasında şu iddialar yer aldı:

* Dosya, Türkiye’nin Rus uçağını düşürdükten sonraki dönemi, yani “Kasım 2015 ile Ocak 2016 arasını” kapsıyor.

* Dosyada, Türkiye’den “IŞİD militanlarına gönderildiği” öne sürülen, silah ve mühimmatın yan ısıra, yiyecek ve lojistik desteklerine ilişkin bilgiler de yer alıyor.

* Rus iddiaları, Türkiye’deki Hak ve Özgürlükleri Koruma Vakfı, İyilikler Vakfı ile Beşar Vakfı üzerinden IŞİD’e, Suriye’deki Türkmenler üzerinden “silah, ekipman ve yardım” gönderildiğini içeriyor. Ruslar dosyada, MİT’i ise bu vakıfların ardındaki “gizli sponsor” olmakla suçluyor.

* Dosyada yer alan bir başka Rus iddiası ise, Türkiye’nin Suriye’ye “kimyasal silah” göndermesi. Ruslar, Azez, Kamışlı ve Cerablus’taki sınır hattı üzerinden Suriye’ye “patlayıcı madde ve kimyasal madde gönderildiğini” iddia ediyorlar.

“RUS PİLOTU ÖLDÜRDÜM” DİYEN KİŞİYE GÖZALTI

Rusya’nın, Türkiye hakkındaki bu iddiaları BM’ye taşıdığı dönemde ise, Rus uçağının düşürülmesinden hemen sonra, Suriye’deki Türk gazetecilere “düşen uçaktan atlayan Rus pilotu öldürdüm” diyen Türkiye vatandaşı Alparslan Çelik, gözaltına alındı. Çelik ve beraberindekiler, İzmir-Hatay’da, bir restoranda yemek yerken, ihbar üzerine, “üzerlerinde yasadışı silah bulunduğu” gerekçesiyle gözaltına alındılar. 

KALAŞNİKOFLA İZMİR’DE YEMEĞE GİTMİŞ

Çelik, beraberindeki 14 kişinin üzerinde yapılan açıklamada polisin 1 Kalaşnikof marka tüfek ve 2 tabanca ile çok sayıda mermi ele geçirildiği açıklandı. 

SAVCI RUS PİLOTU DA SORDU

Ancak gözaltı alınma gerekçesinin “yasadışı silah bulundurmak” olmasına karşın, Çelik’i sorgulayan Savcı’nın kendisine, Suriye’de ölen Rus pilot hakkında soru sorması da dikkat çekti. Savcı’nın Rus pilotu sorduğunu ise, bizzat Çelik’in avukatı Naci Tataç açıkladı. Tataç, “Savcı en son soruda ’Rus uçağının düşürülmesiyle uçaktan atlayan pilotları öldürdüğünüzü açıkladınız. Bunu anlatır mısınız?’ dediler. İyi de gözaltına alındığı olayla bu sorunun ne ilgisi var. Bu sorunun sorulmasına gerek yok.. diye cevap vermedik.” dedi.

ERDOĞAN DA RUSYA’YA “İŞBİRLİĞİ” ÇAĞRISI YAPTI

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, ABD’de olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Rusya’ya “işbirliği” çağrısı yapması dikkat çekti. Washington ziyareti sırasında Brookings Enstitüsü’nde konuşan Erdoğan, uçak hadisesinden sonra Rusya ile sıkıntılı bir dönem yaşadıklarını vurgulayarak, şöyle dedi:

  • “Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bu ülke ile ilişkilerimizi itina ile geliştirmiştik. Ancak ilişkilerimiz, Rus yönetiminin son yıllarda izlediği politikalar yüzünden zaten yıpranmaya başlamıştı. Uçak hadisesinin ardından Moskova tarafından uygulamaya konulan sert ve tepkisel uygulamalar ilişkilerimizi iyice sarsmış durumda. Biz bu hadisenin arkasından Rus tarafının anlam vermekte zorlandığımız aşırı tepkilerine rağmen itidali elden bırakmadık.Türkiye ve Rusya aynı coğrafyadaki yüzyıllardır birbiriyle etkileşim içinde olmuş önemli ülkeler. Bölgede yaşanan sorunların iki ülke arasındaki işbirliğini zorunlu kıldığını görüyoruz. Rus muhataplarımızın da bu gerçeği görmelerini, ilişkilerimizi bu bağlamda değerlendirmelerini bekliyoruz.”
    (http://www.sozcu.com.tr/2016/dunya/rusya-turkiye-isid-iliskileri-raporunu-bmye-sundu-1164702/, 
    SÖZCÜ haber kapısı, 2.4.16).
    ======================================

    Dostlar,

    Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.. Eğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BM-GK) savları yerinde bulursa, Türkiye, BM hukuku çerçevesinde “terörist devlet” ilan edilebilir, ekonomik – politik ambargo başta olmak üzere, ülkemize BM gözlemcileri hatta askeri gücü gönderilebilir, en uçta ise oluşturulacak “koalisyon gücü” ile Türkiye’ye fiilen askeri müdahalede bulunulabilir.

    Türkiye’de bu kararları veren siyasal kadrolar ile uygulayan bürokratların (en başta MİY Müsteşarı “sadık” Hakan Fidan!) yargılanarak cezalandırılması istenebilir. Daha da ötesi, sorumlu siyasilerin, başta R.T. Erdoğan olmak üzere, her ne denli Türkiye Uluslararası Ceza Mahkemesi‘nin yargılama yetkisini kabul etmemiş olsa da (Roma Statüsü), asıl siyasal sorumlu olarak Erdoğan’ın bu mahkemede yargılanması istenebilir. 

    R.T. Erdoğan’ın Can Dündar – Erdem Gül davasına vargücüyle abanmasının ardında yatan müthiş korku budur. Dündar – Gül “casuslukla” suçlanmalı ve hüküm almalıdırlar ki, Bay RTE’nin uluslararası suçu örtbas edilebilsin.. O yüzden, bir Cumhurbaşkanı, görülmemiş biçimde bu davaya “sanıklar aleyhine müdahil” olmuştur.. MİT de! İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu istemleri onamış, ancak duruşmanın açıklıkla yapılabileceği büyük bir salonu nedense Avrupa’nın en büyük Adliyesi olan Çağlayan Adliyesinde sağlayamaştır !? Adalet Bakanlığı da sahibinin sesi görevini yerine getirerek, RTE lehine “paralel” açıklamalarını sürdürmektedir ve görülmekte olan bir davanın sonucunu açıkça etkileme amaçlı bu çabalar hukuk devletinin en temel ilkeleri çiğnenerek pervasızca sürdürülmektedir..

MİT TIR’larının silah – cephane dolu olduğu fotoğraflarla belgelenmiştir.

MIT_TIRLARI1_SILAH_DOLU_Cumhuriyet_29.5.12

Mahkemede RTE ve MİT artık bu açık gerçeği red edememekte ancak bu eylemi haberleştirmenin “basın özgürlüğü kapsamında olmadığını”, Dündar – Gül’ün terör örgütüne  üye – destek olduklarını savlamaktadır. RTE – MİT’in eylemi açıkça ulusal ve uluslararası hukukta suçtur. Evrensel hukuk kuralı ise, geçelim gazeteci olarak olayları özgürce haberleştirme ve yorum hakkını; suçu bildirmek (ihbar etmek) yasal yükümlülük, tersi ise suçtur. 

Erdoğan, AKP hükümeti ve MİT, Türk Ceza Yasası’na göre en azından aşağıdaki suçları işlemişlerdir :

MIT_TIRLARI2_SILAH_DOLU_Cumhuriyet_29.5.12Türk Ceza Yasası
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: DEVLETİN GÜVENLİĞİNE KARŞI SUÇLAR

  • DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAK (Md. 302)
    DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPMAK (Md. 303)
    DEVLETE KARŞI SAVAŞA TAHRİK (Md. 304)
    TEMEL MİLLİ YARARLARA KARŞI FAALİYETTE BULUNMAK İÇİN
    YARAR SAĞLAMA 
    (Md. 305)
    YABANCI DEVLET ALEYHİNE ASKER TOPLAMA (Md. 306)
    ASKERÎ TESİSLERİ TAHRİP VE DÜŞMAN ASKERÎ HAREKETLERİ YARARINA ANLAŞMA (Md. 307)
    DÜŞMAN DEVLETE MADDÎ
    VE MALÎ YARDIM 
    (Md. 308)
    Açıkça görülüyor ki, sanık sandalyelerinde Dündar – Gül değil, RTE – Fidan ve öbür politik – bürokratik sorumlular oturtulmalıdır. Tersyüz edilmiş bir traji – komik yargılama süreci yaşıyoruz..

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tüm gerçekleri ortaya koymasını bekliyoruz.  Buna bir yurttaş olarak hakkımız vardır. Ayrıca ülkemizin selameti açısından da bu davada gerçeklerin ortaya konması yaşamsal önemdedir. Bu silahlar – mühimmat yüzünden ölen, engelli kalan, evi – barkı yıkılan ve yurdundan sürgün olan binlerce, belki de onbinlerce insanın, ülkemizin bu hukuk dışı – düşmanca Suriye politikası yüzünden uğradığı muazzam maddi – manevi zararın bir sorumlusu – sorumluları olmalıdır mutlaka.. Söz konusu dava bu bakımlardan canalıcı önemdedir. Mahkeme kurulu, Çağlayan Adliyesinde büyük salonlar ayarlamalı ve yargılamayı hızlı, adil, saydam, açık, dürüstçe, hukuka uygun ve hiç kimsenin kafasında – gönlünde en küçük bir kuşku bırakmayacak netlikte yapmak zorundadır. Sanıkların kutsal savunma hakkı asla sınırlanmamalıdır. Salon kapasitesi gibi gülünç gerekçeler hepimizi üzmektedir. 

Bu Davanın sonucu, ülkemizin geleceği, esenliği ve güvvenliği açısından büyük önem taşıyor.

Bay RTE için çember giderek daralıyor…  ABD’de tek bir ABD yetkilisi, nezaketen de olsa havalanında kendisini karşılamaya gitmiyor.. Bizim Dışişleri Bakanımız M. Çavuşoğlu bu “kritik” teşrifat görevini elinde çiçeklerle yapıyor.. Dünyaya komik hatta rezil oluyoruz.. Obama ile müthiş “zorlamalardan” (!?) sonra, kerhen – lütfen 50 dakikalık bir ikili görüşme.. Gerçekte bu süre 12,5 dakika çünkü 2 yanlı çeviri var.. Görüşmede canlı 2 çevirmen görüyoruz.. eşzamanlı çeviri – kulaklık yok! 50 dakikayı 4 kişi kullanıyor.. Obama, RTE’yi basın özgürlüğü – demokratik rejimi baskıcılaştırması.. konusunda uyardığını söylüyor; bizimki ise böyle birşey söylenmediğini, eğer söylense idi yanıtını vereceğini aktarıyor.. Obama yalan söylemediğine – söyle(ye)meyeceğine göre, kim yalan söylüyor?

Bay RTE’nin diyabet ve epilepsi hastası olduğunu biliyoruz..
Acaba belleğinde boşluklar mı oluşuyor? 

Çaresi var                                                                                           :

  • Görüşmenin resmi tutanaklarını (varsa görsel) ses kaydı, tapeleri
    kamuoyuna açıklarsınız, herkes gerçeği görür.. Ya bunu Beyaz Saray yaparsa??
    Ya da şantaj malzemesi olarak tutarsa???

Yazık değil mi bu ülkeye ve halka?
Artık bıktık bu ayak oyunlarından. Devlet başkanının halka yalan söylemesi olasılığı bile yeterince mide bulandırıcı.. TBMM’de muhalefet bu kayıtların açıklanmasını istemelidir. Bay RTE’nin halka doğru söylemediği ortaya çıkarsa bunun çok ciddi sonuçları olur.. Gidin üzerine!

Dışişlerini, yasal olarak zorunlu kayıt yapma yükümü nedeniyle, bu tutanakları açıklamaya davet ediyoruz. Hiç öyle üzerine uyduruktan “gizli” kaydı falan koyup yıllar sonrasına ötelemeyin. Neresi gizli bu görüşmenin? Ya da tarafların farklı ifadelerinin olduğu görüşme bölümünün neresi gizli olabilir??

Türkiye, büyük bir hızla AKP – RTE sorunundan kurtulmak zorundadır. Bu ikili Türkiye ve bölge için ciddi bir güvenlik sorunu ve barış – demokrasi tehdididir.. Bu ikilinin iktidarının sürmesine doğrudan – dolaylı destek veren, göz yuman …. herkes ama her-kes suça ortaktır! Ve bu suç her geçen gün giderek ağırlaşmakta, katlanıl(a)maz, sürdürülemez kerteye erişmektedir..

Sevgi ve saygı ile.
03 Nisan 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : ERDOGAN’in_SUCLARI_ERDOGAN_mi_OBAMA_mi_YALAN_SOYLUYOR

Rifat Serdaroğlu : DİLİNİZİ Mİ YUTTUNUZ?!

 

DİLİNİZİ Mİ YUTTUNUZ?!

portresi_gulen

 

Rifat Serdaroğlu

 

 

Hayırlar olsun Reis’im?
Siz bizim her şeyimize karışırdınız. Ne oldu size böyle?

– Kaç çocuk yapacağımızı, nasıl giyineceğimizi,
– kadın-erkek eşitliğinin yaradılışa ters olduğunu,
– içki içmeyip yerine üzüm yememiz gerektiğini,
– balenin belden aşağı bir iş olduğunu,
– siyasetçilerin devletten çalmayıp başkasından çalarsa bunun “yolsuzluk” olmayacağını,
– Türkiye’de artık Anayasa’nın rafa kalktığını ve
– kendi kendimize “Yarı Başkanlık Sistemine geçtiğimizi”,
– Bilal oğlanın koca-koca gemilerinin “gemicik” olduğunu,
– nasıl sıfırlama yapıldığını ve
daha nicelerini hep sizden öğrendik…

17/25 Aralık 2013 Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olayları patlayıp,
pislikler ortaya dökülünce, Reza Zarrab adlı yardımseveriniz de tutuklanmıştı.
Siz o zaman Reza Zarrab için aynen şunları söylemiştiniz :

  • “Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum.
    Hayırsever biridir. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum, ortada yolsuzluk yoktur, milletin malına devletin, malına yönelik bir şey var mı?”

Şimdi sizin bu hayırsever işadamınız Amerika’da tutuklandı. Amerikan Savcı, 21 sayfalık
öyle bir iddianame hazırlamış ki; bırakın okuyanı, iddianameye dokunan kudurur!
Savcı sizin dört Bakanınızı, onların çocuklarını parayla-rüşvetle maymuna çeviren yardımseveriniz için 75 yıl ceza istemiş!

Reis’im, siz dostlarınızı özellikle yardımsever dostlarınızı asla yarı yolda bırakmazsınız.
Bunu Yasin El-Kadı’ya kefil olduğunuzu televizyondan ilan ederek göstermiştiniz.

Reza Zarrab’ın başına gelen felaketten sonra bu konuda hiç konuşmadınız!
Hâlbuki O’nu hep korumuş, takdir etmiştiniz!
Hatta O’nu içeri tıkan Savcıları-Polis Müdürlerini darmadağın etmiş ve meslekten attırmıştınız. Reza hapisten çıktıktan sonra O’nu damadınızın televizyonuna çıkartmıştınız. Hatta arkasına
fon olarak büyük bir Türk Bayrağı koymuşlardı! Ekonomiden sorumlu Bakan gibi
havalı-havalı konuşuyordu!

Hepimiz merak içindeyiz! Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ne bizlere bir şey söylediniz, ne Reza ’ya ne Ebru Yengeye bir geçmiş olsun telefonu ettiniz!
Eşbaşkanınız Obama’ya bu konuda bir mektup yazıp, bu çocuğa da kefil olduğunuzu söyleyecek misiniz?
Ya da CNN Internasyonal televizyonuna çıkıp, tüm dünyaya bu olayın da montaj ve
bizim kalkınmamızdan rahatsız olan üst akılların işi olduğunu anlatacak mısınız?

Lütfen ya siz bir şeyler deyin ya da Först leydi Emine yengemiz bizlere anlatsın.
Bu olay ve benzerleri 90 yıllık enkazın içinde var mıydı?

Anlat be Reis’im, dilinizi mi yuttunuz…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
25 Mart 2016

======================================

Evvvettt..

Bay RTE… konuşunuz…
AKP Genel Başkan yardımcısı Ömer Çelik‘i sahibinin sesi gibi kullanmak ve de “istikşafi” oyalamalar yerine, o yiğidim afra tafranızla 120 DbA’dan aşağı olmamak üzere, adeta kulakları sağır edecek düzeyde gök gürültüsü gibi gürleyin ki; taaa Okyanus ötesinden duyulsun,
o yaramaz – haddini bilmez Savcı da işitsin, Başkan Obama da, öbür Başkan adayları da… Duysunlar da titreyip kendilerine gelsinler ve “hadlerini bilsinler..”

Sen hep öyle söylerdin ya, “herkes haddini bilecek..” diye buyurur, azarlardın hepimizi..
Onlara haddini bildir gecikmeden, sonra daha ileri giderler bakarsın..
Bir de “ya senden olacaklar” ya da “bertaraf ya da terörist” değil mi?
Böyle buyurmuştun.. O kefereleri de uyar, derhal seçimlerini yapsınlar..
Ya senden yana olacaklar ya da onları terörist ilan et, ya da yargıya talimatını ver
Uluslararası Ceza Mahkemesinde dava açılsın ve onları bertaraf et Kasımpaşalı,
ne duruyorsun? Sen de davanın savcısı olursun Ergenekon kumpasında yaptığın gibi..
Hayda bre.. gün de saat de geldi çattı..
*****
“Sepet havaları” Kaf dağının ardından da olsa epey duyulur oldu..
Hele kulağımızı bir “yere” dayar dinlersek..
O da ne, hiç bu denli yakından ve net duymamıştık!
Hayırdır inşallah..

Sevgi ve saygı ile.
26 Mart 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

‘Erdoğan ve ailesinin IŞİD ile bağlantısı var’!

‘Erdoğan ve ailesinin
IŞİD ile bağlantısı var’!

Suriye muhalefetinden Heysem Menna, Can Dündar ile Erdem Gül’ün tutuklanmasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında ‘teröre destek’ suçlamasıyla açtıkları uluslararası davada, ‘kanıt’ olarak mahkemeye sunacaklarını söyledi.

'Erdoğan ve ailesinin IŞİD ile bağlantısı var'
Yurt Gazetesihttp://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/erdogan-ve-ailesinin-isid-ile-baglantisi-var-h101210.html23 Aralık 2015 Çarşamba 17:13

Sputnik, Heysem Menna ile yaptığı röportajın 2. bölümünde Suriye’ye silah ve para akışı,
IŞİD petrolünün satışı ve Türkiye’nin rolü kısımlarını yayınladı. Menna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında AİHM’de yaptıkları yasal girişime ilişkin önemli bilgiler paylaşırken,  Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmasının ‘Türkiye yönetiminin teröre destek verdiğinin kanıtlarından biri’ olarak değerlendirdi.

‘ELİMİZDE DÜNDAR ve GÜL’ÜN YAYINLADIKLARINDAN DAHA ÇOK
KANIT VAR’

Menna, ellerindeki pek çok kanıttan sadece birinin, Dündar ve Gül tarafından yayımlandığını belirtiyor. Hem Ankara’da hem Lahey’de ‘adalet ve güç’ kavramlarının birbirinden ayrı tutulmadığını ifade eden Menna’ya göre, bu ayrım yapıldığı takdirde, Erdoğan hakkında çok sayıda dava açılabilir. AB’nin bir kararı sayesinde IŞİD’in petrol satabildiğine dikkat çeken Menna, Erdoğan ve ailesinin bu ticaretle bağlantılı oldukları yönündeki iddialar için ise ‘Tümüyle reddetmek imkânsız’ diyor. Panama Devlet Başkanının bir dönem IŞİD petrolünün satışı için oluşturulan ağa benzer bir şebeke de yer aldığını anımsatan Menna’nın Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’ye de bir uyarısı var:

– Çok fazla mayının üzerinde yürüyor.

Menna’nın Sputnik’te yer alan röportajı şöyle:

‘MÜSİAD VE AKP İLE GÖRÜŞTÜK’  

Suriye’de çatışmalar başladığından bu yana sizinle temasa geçen istihbarat servisleri ve diplomatlar olduğundan bahsetmiştiniz. Sizden neler istendi ve karşılığında neler vaat edildi?   İstihbarat misyonu taşıyan herhangi bir tarafla temas kurmayı ve görüşmeyi başından itibaren reddettim. Örneğin Suudi Arabistanlı Bender Bin Sultan’ın Suriye dosyasından sorumlu olduğu dönemde onunla görüşmeyi reddettim. Onlara eski Dışişleri Bakanı Suud el Faysal’la görüştüğümü bildirdim. Çünkü ben Suriye muhalefetinin güvenlik sorumlusu değil siyasetçiyim. Dolayasıyla güvenlik ya da istihbarat yetkilisiyle görüşmem. Diplomatik ve siyasi taraflara gelince; İsrail dışında farklı ülkelerin diplomatları ve siyasetçileriyle temas ve görüşmelerimiz oldu. Birçoğuyla da dolaylı ya da dolaysız diyaloğumuz oldu. Türkiye’de AKP’ye yakın MÜSİAD‘la, krizin ilk iki yılında AKP’li yetkililerle, bazen de muhalif siyasetçilerle temaslarımız oldu ve Türkiye muhalefetiyle ilişkilerimiz hala devam ediyor. Lübnan’dan ise
8 Mart ve 14 Mart hareketleri bizimle temaslar kurdu. Bölge ülkelerinin devlet başkanları ve dışişleri bakanlarının da bizimle temasları oldu.

‘TEHDİTLERE MARUZ KALDIK, ABD ELÇİSİ GİTTİ BİZ YERİMİZDEYİZ’

Bazı talepler sunulduğu gibi bazı tehditlere de maruz kaldık. Örneğin ‘bunu önerip gündeme getirmezseniz’ ya da ‘bunu yapmazsanız’ ya da ‘Doha’ya gelip ulusal koalisyona katılmazsanız dışlanacaksınız’ dediler. Biz de ‘dışlayın’ dedik. Amerika’nın eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford’a ‘Suriye’de Paul Bremer’in Irak’ta oynadığı role benzer bir rol oynamak istiyorsan eğer, beni görmene ve görüşmene gerek yok’ dedim. Dolayısıyla o gitti ve yerine başka biri geldi ve biz hala yerimizde duruyoruz. Fransa’nın, İngiltere’nin ve diğer ülkelerin elçileri gitti ve biz hala demokratik ve laik Suriye için mücadele etmeye devam ediyoruz.

‘YARDIM VEREN EMİR DE VERİR’

Suriye’ye ağırlığını cihatçıların oluşturduğu binlerce yabancı militan nasıl geldi ve kimler tarafından silahlandırıldılar? Bildiğiniz gibi biz silaha ve silahlanmaya karşıyız ve hala Suriyeliler olarak silahlanma meselesini elimizden kararı alan büyük bir felaket olarak görmekteyiz. Bunu her zaman bir cümleyle özetledim: Siyasi güç olarak toplam yıllık bütçemiz seyahat, bölge ve dünya ülkelerine ziyaretlerimiz dâhil, 10 Kalaşnikof’un fiyatından daha azdır. Dolayısıyla biz Kalaşnikof istiyorsak, şu ya da bu ülkeden para isteyip alabiliriz. Bir Fransız atasözü ‘yardım veren emir de verir’ der. Kimse sana karşılıksız bir şey vermez. Ne yazık ki silahlanma elimizden kararımızı aldı.

‘ASLAN PAYINI CİHATÇILAR ALDI’

Silahlanma öncelikle Libya’dan başladı. Libya’dan militanlar Suriye’ye geçti, Libya’dan gemilerle silahlar taşındı.  Ardından Trablus’tan cihatçı selefi gruplar ve silahlar geldi. Şu an birçoğu ya öldü ya da tutuklandı. Daha sonra Körfez ülkelerinden ve özellikle Suudi Arabistan ve Katar’dan para ve silah gelmeye başladı. Kuveyt’ten para geliyordu. Bununla birlikte selefi şahıslar, tankların başına geçip ‘Ben Suriye devriminin yanındayım’ demeye başladı. Daha sonra güneyde, kuzeyde operasyon odaları kuruldu. Bu operasyon odalarını bölge ve dünya ülkeleri yönetiyordu. Bu ülkeler de silah akışını, kimin yardım alacağı ya da almayacağını kontrol ediyordu. Özgür Suriye Ordusundaki komutanlar ve Suriye ordusundan ayrılan subaylardan öğrendiğimiz kadarıyla aslan payını alanlar ılımlılar değil İslami cihatçı akımlardı.  Bu da cihatçı, selefİ, tekfirci grupların ılımlı tarafların zayıflaması pahasına güçlenip palazlanmasına yol açtı. Sonunda doğuda İŞİD, İdlib’de Nusra Cephesi’nin komutasındaki Fetih ordusu ortaya çıktı.

‘DÜNDAR VE GÜL’ÜN TUTUKLANMASI TERÖRE DESTEĞİN KANITI’

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında “teröre destek verdiği” iddiasıyla dava açtınız.

Elinizde kanıtlar olduğunu söylemiştiniz. Bu ithamınıza kaynaklık eden ne gibi kanıtlar var elinizde ve dava şu an hangi aşamada? Türkiye ‘Roma Statüsü’ne taraf olmadığı için davayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde değil, merkezi Strazburg’da olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtık. Bir sonuca ulaşacağımıza inanıyoruz. Şu an Türk yargısının bu konuda aktif olup olmadığı aşamasındayız. Konunun Türkiye yargısı tarafından tartışılmasının önünde engel teşkil eden yargı sorunları var. Elimizde Türkiye’de bu konuda konuşan herkesin soruşturma ve kovuşturmaya maruz kaldığına ilişkin deliller var.

Son dönemde Cumhuriyet gazetesinden iki gazetecinin, elimizde bulunan birçok delilden birini yayımlamaları nedeniyle uzun bir tutukluluk ve yargılanma süreciyle karşı karşıya olduklarına ilişkin bir kanıt var. Bu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Erdoğan’ın teröre destek verdiğine ilişkin sunacağımız kanıtlardan biridir. Çünkü mahkeme ulusal aşamayı yani
Türk yargısını beklemeden davayı başlatma ve dosyayı açma imkânına sahip. Şu an elimizde Türk yargısının bu konuda hiçbir şey yapmadığı ve hiç kimsenin girişimde bulunmasına izin vermediğine dair kanıtlar var.

‘ADALET VE GÜÇ BİRBİRİNDEN AYRILIRSA ERDOĞAN YARGILANIR’

Türkiye muhalefeti, Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye’de çok sayıda savaş suçu işlediğini
ve bir gün bu nedenden ötürü yargılanacağını söylüyor. Sizce Erdoğan savaş suçu işledi mi
ve yargılanabilir mi? Şu ana kadar devam eden temel sorun adalet ve güç kavramlarının birbirinden ayrılmamasıdır. Bu ayrılık sadece Ankara’da değil, Lahey’de de yapılsaydı Erdoğan’a karşı çok sayıda yargı süreci başlatılır ve davalar açılabilirdi. Fakat Erdoğan şu an iktidarda. Erdoğan döneminde değiştirilen, bağımsızlığı ortadan kaldırılan ve kısıtlanan yargı otoritesinin bu işi yapamayacağını biliyoruz. Bazı davalara ilişkin soruşturma açmaya çalışan savcıların nasıl uzaklaştırıldıklarını, dışlandıklarını ve görevden alındıklarını da biliyoruz.
Bu tür girişimlerde bulunan gazetecilere büyük baskı uygulandı ve kuşatma altına alındılar. Kanımca demokrasinin adalete üstün gelmesi, yargının bağımsızlığını isteyen demokratların sesini pekiştirecek herhangi bir değişim, bize Suriye konusunda işlenen, teröristlerin Türkiye topraklarında barındırılması, eğitilmesi, terör gruplarının finanse edilmesi ve onlardan
maddi kazanç elde edilmesi gibi suçlardan hesap sorulduğunu görme olanağı sağlayacaktır.

‘TÜRKİYE IŞİD’LE BAĞLANTI KURMAK İÇİN YASA ÇIKARDI’

Uluslararası toplum, BM Güvenlik Konseyi kararları ve hatta Türk kanunları bu suçları kınamakta ve cezalandırılmasını öngörmektedir. Bir noktaya dikkat çekmek isterim;
Türkiye’de, MİT Müsteşarının terör gruplarıyla temas kurmasına olanak sağlamak amacıyla özel bir yasaya ihtiyaç duyuldu. Fakat bu yasa, Türkiye’deki toplumsal bileşenler arasındaki birlik ve bütünlüğün korunmasına hizmet etme, Kürt halkıyla toplumun diğer bileşenleri arasında barışın sağlanması yönünde kullanılacağı yerde, İŞİD’le bağlantı ve ilişki kurmak için kullanıldı.

‘ERDOĞAN AİLESİ İLE IŞİD PETROLÜ BAĞLANTISI TÜMÜYLE REDDEDİLEMEZ’

IŞİD’in Suriye’den çaldığı petrolün dünya pazarına nasıl ve kimler tarafından satıldığına ilişkin Birleşmiş Milletler’e bir rapor sundunuz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin IŞİD petrolünden dolaylı yollardan kazanç elde ettiğine ilişkin iddialar için ne söylersiniz?
Bu iddiayı tümüyle reddetmek mümkün mü? Doğrusunu söylemek gerekirse, bu iddiaları tümüyle reddetmek mümkün değil. Suriye’nin tarihi eserlerinin satıldığına dair deliller de var. Aynı zamanda elimizde Suriyeli işadamlarının bunu Suriye’de yaptıklarına ve Kuzey Irak Kürdistan Bölgesi’nden dört Kürt işadamının bu işe bulaştıklarına dair deliller var. Bunlar Halep’teki fabrikaların yağmalanıp satılması, tarihi eser kaçakçılığı ve petrol ticaret dâhil her işe bulaşmışlardır.

‘IŞİD PETROLÜ AB YASASI SAYESİNDE SATILIYOR’

IŞİD petrolü hangi güzergâhlardan, nasıl geçiyor? Satın alan ülkeler, bunun IŞİD petrolü olduğunu ya da kaynağının şaibeli olduğunu bilmiyorlar mı? Ne yazık ki Avrupa Birliği, Suriye hükümetinden petrol satın alınmasını yasaklayan ve Suriye muhalefetinden alınmasına izin veren bir karar çıkardı. Biz buna karşı çıktık ve iki taraftan da satın alınmasının yasaklanması gerektiğini belirttik. Siz Suriye’ye çok sayıda yaptırım uyguladınız ve bu yaptırımlar muhalefet için de geçerli olmalı. Yaptırım kararı açık ve net değildi. ‘Silahlı muhalefetin içinde teröristler, radikal İslamcılar ve daha ılımlılar var’ dedik. Buna rağmen karar bu konulara açıklık getirmeden günümüze kadar olduğu gibi kaldı. Karar AB açısından kara bir lekedir.
Petrol, Orta Amerika’daki uyuşturucu gibi bir maddedir. Satışı doğrudan değil, birbirine bağlı zincir halkaları aracılığıyla gerçekleşiyor. Örneğin benim 100 varil petrolüm varsa bunu bir aracıya teslim ediyorum. Aracı da petrol varillerini bir başka aracıya teslim ediyor ve ikinci aracı petrolü herhangi bir ülke ya da tanınan bir şirkete ulaştırıyor. Petrolü son olarak teslim alan ülke ya da şirket, terörle alakası olmayan bir işadamından aldığını söylüyor. Bilinen bu şebeke, Avrupa’da mafya içinde para aklama meselesinde ‘Fransız Bağlantısı’ olarak adlandırılıyor. İtalya mafyası parasını Marsilya ve Monte Carlo’da aklıyor ve bu paranın Fransa’dan geldiğini iddia ediyordu. Bölgede olduğu gibi biri petrol aldığını söyler, fakat bu petrol YPG’den de gelmiş olabilir. Kaynağını bilmiyoruz çünkü bir işadamından, Suriye toprakları ve İŞİD’in kontrolü altındaki topraklar dışında satın aldı.

PANAMA DEVLET BAŞKANI HATIRLATMASI  

Bugün, bu hırsızlık ve sahtekârlığın kolaylıkla geçiştirilmesi mümkün değil. Bildiğiniz gibi ABD bu tip bir şebeke kuran Panama Devlet Başkanını kaçırmıştı. Panama Devlet Başkanı mafyadan alıp Panamalı iş adamlarına satıyor, işadamları da mafyanın mallarını normal pazarda satıyordu. Bugün de aynı mekanizmayla karşı karşıyayız ve buna sessiz kalmamız mümkün değil. Satılan bu petrolün parasıyla sadece Suriye’de, Humus’ta ve Paris’te değil, Ankara’da da çocukları öldürmek için silah ve militan satın alındığını biliyoruz. Powertrans şirketinin bu petrol ticaretiyle herhangi bir şekilde bağı var mı? Barzani’ye yakın olan bir işadamının da adı gündeme gelmişti…   Yargı mücadelesi verdiğimiz için şu an isim vermeyi uygun bulmuyorum ve tüm bunların yargı yoluyla ortaya çıkmasını tercih ediyorum. Ayrıca davanın şahsi olarak benim adımla değil, sekiz İnsan Hakları Örgütü tarafından açıldığına da dikkat çekmek istiyorum. Şu an elimizdeki tüm bilgileri açıklamaktan yana değiliz. Fakat şunu söylemek isterim; Interpol ve terörle mücadeleden sorumlu BM komisyonunun elinde bu işe bulaşmış isimlerle ilgili uzun listeler var.

Konuyla ilgili BM’ye rapor sunmanızın üzerinden ne kadar vakit geçti?
Bu raporla ilgili süreç hangi aşamada?

BM’ye sunduğumuz rapor, IŞİD petrolünü dünyaya satan kişileri de içeriyor. Tek bir cepheden değil, tüm taraf ve cephelerden isimler var. Şu ana kadar BM’ye altı rapor gönderdik. Son olarak da Ekim ayının sonlarına doğru, Ahrar’uş Şam’a ilişkin bir rapor göndermiştik. Bizden Ahrar’uş Şam’a ilişkin bilgiler istendi ve Riyad toplantısına davet edilen bu örgüte ilişkin rapor hazırladık.

‘BARZANİ MAYIN ÜZERİNDE YÜRÜYOR’  

Irak Kürt Bölgesi Yönetimi’nin IŞİD petrolünün satın alınmasındaki rolü, bu konuda tedbirsiz davrandığı sık sık dile getiriliyor. Buna karşın, özellikle son dönemde ABD, Suudi Arabistan
ve Türkiye’nin Barzani yönetimiyle ilişkileri daha da ilerlemiş durumda. Bu ülkeler IŞİD petrolünün satılmasında rolü olduğu iddialarına rağmen neden Barzani yönetimine karşı
sert tedbirler almıyorlar? Bence Barzani birden fazla mayının üzerinde yürüyor. Bölgesel ve uluslararası ittifaklarının koruması altında görünüyor. Fakat bu koruma uzun sürmeyecek.
Kürt davasının savunucuları olarak Kürdistan bölgesinin bir model oluşturmasını, adının birçok meseleyle anılmamasını ve bağlantılı olmamasını umardık ve hala umuyoruz. Çünkü Kuzey Irak Kürdistan Bölgesi Barzani’den ibaret değil. Barzani’nin yeniden başkan seçilmesi konusunda sorunlar olduğunu biliyoruz. Demokratik ilkeler pahasına, başkanlık koltuğunda kalmak için
her yola başvuruyor. Bugün bir şekilde bölgesel bir saflaşmada yer almakta. Bu bölgesel saflaşmanın yalnızca kendisine ve hükümetine değil Kürdistan bölgesine de olumsuz yansımaları olması kaçınılmaz.

===============================

Dostlar,

Savlar çok ciddi.. Bakalım, göreceğiz gelişmeleri.
Dileriz RTE bu işlere bulaşmamış olsun..
Ama öyle çok bulgu ve sav var ki..
Örneğin Damat Albayrak neden Bakan ve neden Enerj ve Doğal Kaynaklar Bakanı??

Sevgi ve saygı ile.
24 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com