KOVİT-19 SALGININDA “YENİ ve EŞİ GÖRÜLMEMİŞ VARYANT” OMICRON

KOVİT-19 SALGININDA
“YENİ ve EŞİ GÖRÜLMEMİŞ VARYANT” OMICRON

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimci (Mülkiye)
ADD Bilim Kurulu 2. Başkanı
www.ahmetsaltik.net profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik twitter : @profsaltik

Bilindiği gibi 09 Kasım 2021 günü Güney Afrika’dan DSÖ’ye (Dünya Sağlık Örgütü) yeni bir varyant bildirildi. DSÖ bu son varyanta OMICRON adını verdi ve yayılma yeteneğinin “yüksek” olduğunu bildirdi. Başlıkta yer verdiğimiz şu betimlemeyi de ekledi.

• EŞİ GÖRÜLMEMİŞ BİR MUTASYON…

Salt dikensi çıkıntı proteininde (Spike protein) 35 dolayında mutasyon var virüsün RNA’sında.
SARS-Cov-2 adı verilen Covid-19 hastalığı etkeni virüsün kendisi de bir mutasyon ürünü idi.
Pangolin ve yarasalar arasında bulaşın (enfeksiyonun) geçişi sırasında SarsCov-2 adı verilen
mutasyon ürünü virüs oluştu ve bir “çevresel zoonotik” hastalık olarak küresel – kıtalararası salgına (pandemiye) neden oldu (2020 yılı başı).

SARS-Cov-2 adlı Covid-19 etkeni virüs, 2020’nin ilk günlerinde bu adı aldıktan sonra, aradan geçen yaklaşık 2 yılda çok sayıda mutasyon geçirdi. Bunlardan salgın açısından önemli olanlar “varyant” olarak adlandırıldı ve DSÖ’nce Grek (Yunan) abecesinden (alfabesinden) harflerle adlandırıldı. İlki “α varyantı” olarak tanıtıldı, Güney Afrika kökenliydi ve İngiltere’de yakalandı. Sonki gene olasılıkla G. Afrika kaynaklı ve bu ülkece 9 Kasım 2021 günü DSÖ’ne duyuruldu.

Son verilerle Kovit-19 salgını nedenli küresel ölüm sayısı 5,270,472; olgu (vaka, hasta) sayısı ise 266,101,055 (05.12.2021). Türkiye’de “resmi” ölüm sayısı 77,830 ve olgu (vaka, hasta) sayısı
8,901,117. Bunlar elbette “resmi” ya da yakalanabilen ve kayda alınabilen / alınan sayılar,
buzdağının ucu. DSÖ’nün uyarılarına göre gerçek sayılar, açıklananların 3 – 3,5 katı dolayında.
***
Mutasyon, bulaş nedeniyle olmakta. Bir insandan bir başka insana bulaş gerçekleşmedikçe
virüs çoğalma davranışı sergileyemediğinden, bu sırada, kendisini klonlarken (replication) yaptığı hatalara bağlı mutasyon da söz konusu değil. RNA’sını kopyalayarak çoğalırken, 36 bin dolayındaki bazdan (nükleotid) birinde ya da birkaçında sıralama hatası (sequencing error) olabiliyor. Bu biyolojik olgu “mutasyon” adını alıyor.

Mutasyon biyolojik bir süreç ve sürekli. Tüm canlılarda beli olasılıklarla (genellikle E-05) gerçekleşmekte. Örn. grip virüslerinin RNA’sı her yıl %7 gibi yüksek bir oranda mutasyona uğramakta ve bu yüzden grip aşıları her yıl güncellenmek zorunda.

Mutasyon, -virüsler dahil- canlıların yaşamda kalma ve uyum sağlama çabalarının ürünü.
Olumlu yönde mutasyonlar canlının değişen yaşam – çevre koşullarına uyumunu ve sağkalımını
(survival) sağlarken, tersi yönde mutasyonlar ise doğal ayıklanma (natural selection) sonucu ile
yaşamdan dışlanma (ölüm!) anlamına geliyor.

Son 2 yılda, SARS-Cov-2 virüsünde (Koronavirüs) gözlemlenen kayda değer (variant of concern, VoC) mutasyon sayısı 10’u aştı.

  • OMICRON varyantı, DSÖ’ne göre “ENDİŞE VERİCİ, EŞİ GÖRÜLMEMİŞ BİR MUTASYON” varyantıdır.

Virüsün insan hücresine girişte kullanılan dikensi çıkıntıda (Spike) yer alan proteinlerin
mutasyon sonucu değişimi, hücrelerimizin bu virüsle daha önce karşılaşmış bile olsa onu
tanıyamaması riski doğuruyor. Bunun uygulamada karşılığı, AŞIDAN KAÇMA ve YENİDEN BULAŞ (re-enfeksiyon)!

Sağlık Bakanı Dr. Koca ülkemizde henüz OMICRON varyantına rastlanmadığını belirtmekte ancak ne oranda gen dizilim incelemesi (sequence analyse) yapıldığı açıklanmıyor. İngiltere’de her hafta pozitif PCR testi sonuçlarının yaklaşık %20’si, ki bu 60 bin dolayında olguya (vakaya) karşılık geliyor, gen dizilimi incelemesine alınıyor. Dolayısıyla varyantları erken yakalama olanağı oluyor.

ABD’de geliştirilen ve FDA’dan, ivedi kullanım onayına ek olarak tam ruhsat (Lisans) da alan
Moderna ve Alman-ABD ortak ürünü BioNTech&Pfizer firmaları, OMICRON’un aşılardan kaçması ve bu aşıların güncellenerek son varyanta karşı da koruyucu / etkili olması için sırasıyla 6 hafta ve 100 (yüz) gün gerekebileceğini açıkladılar. Henüz tam bilinmemekle birlikte,

  • OMICRON varyantı aşılardan kaçabilir ve bu olumsuz senaryoda tüm küresel toplum, iyimserlikle, 3 aya dek uzanan bir süre tümüyle korunmasız kalabilir!

Bu, KARANLIK BİR PENCERE DÖNEMİ’dir ve ürkü (panik) göstermeden Küresel ölçekte hazırlıklı olmayı gerektirir. Çok ciddi bir durum.. 2 yıl boyunca “virüs yaşamımızdan çekip gitmedi”.. Tersine yönde mutasyonlarla varlığını sürdürdü ve salgın savaşımımızı epey güçleştirdi. Henüz bilgilerimiz çok sınırlı. Klinik gidişin örneğin Delta varyanta göre daha hafif olabileceği ancak %40 dolayında daha bulaştırıcı olduğu ön veriler içinde. Daha çok bulaştırıcılık yüzünden, daha hafif klinik tablo yaratsa bile, ölüm sayısında azalma değil tersini beklemek gerek.

En kötü senaryo olarak Aşılardan kaçma durumunda bir karabasan tablosu bekliyor dünyayı.
Moderna 6 hafta, BioNTech&Pfizer ise en az yüz gün gerekeceğini açıkladı aşıların güncellenmesi için. Bu süre bir “karanlık pencere” dönemi oluşturabilir Küresel toplum için. Güncellenme başarılı olsa bile, bu “yeni” aşılarla dünya nüfusunu “sil baştan” aşılamak gerekecek. Çok büyük bir sorunsal..

8 Aralık 2020’den bu yana İngiltere’de başlanan aşılama süreci, 1. yılı bitirdiğinde adeta bir
düşkırıklığı ile yüz yüzeyiz. Temel neden ise tüm Küre nüfusunu bir seferberlik bilinci ile 2-3 ay
içinde AŞILAYAMAMIŞ olmamız. Bunda da hem AŞIYA ERİŞİM HAKKI hem de AŞI KARŞITLIĞI belirleyici rol oynadı. Her 2 sorunun da hızla aşılması gerek ve bu olanaklı.

Küresel aşı adaletsizliği sürüyor.. 8,14 milyar doz aşı yapıldı 1 yılda, Dünya nüfusu 7.9
milyar iken. Ama yoksul ülkelerde en az 1 doz aşılanabilen nüfus hala %6,2!

Neo-liberal yabanıl kapitalizmin utancı!

• Küresel salgın karşısında adeta DENETİMLİ BİR DEHŞET SENARYOSU izleniyor!!??

Dünya nüfusunun %54,9’u en az 1 doz aşılandı ve her gün ortalama 34,41 milyon doz aşı yapılıyor. Ama Kara Kıta Afrika’da aşılanma %5 dolayında. Bardağın boş tarafından bakıldıkta, 1,2 milyar nüfusun %95’inin Kovit-19 aşılarına erişemediği görülüyor hazin biçimde.

Küresel toplumun ağır sınavı sürüyor, özellikle Küresel efendilerin, neo-liberal vahşetin
baronlarının! Salgınla tehlikeli flörtü / valsi / kumarı bir yana bırakıp; BM (Birleşmiş Milletler)
öncülüğünde bir seferberlik kaçınılmaz.. Aşı adaletini sağlayarak, patent vb. akçalı (mali) engelleri aşarak, yoksul ülkelerin borçlarını erteleyip – öteleyerek, hafifleterek, silerek..

• 5 yaş üstünde tüm dünyalıları ETKİN / GÜVENLİ aşılarla 2-3 ay içinde aşılamak…
• Maliyet 1 doz aşı 10 $ alınırsa, 7 milyar 5+ yaş nüfus için 70 milyar $; 2 doz için 140 Bn $!

Asla kaldırılamayacak bir tutar değil. Toplam Küresel gelir 2020’de yaklaşık 80 Tr $. Tüm
Dünyalılara 2 doz aşı bedelini lojistik vb. hizmet giderlerini de katarak 200 Bn $ dersek,
2020 toplam Dünya gelirinin 1/400’ü! Bu yapılmadığında tablo çok yönlü çok ağırlaşıyor ve
İPLERİ ELDEN KAÇIRMA RİSKİ de var!

Aşı karşıtlarının akıl – bilim dışı savlarına teslim olamayız!

• 2-3 haftalık eş zamanlı KÜRESEL KAPANMAYI (global lockdown) gündeme ciddiyetle almak..

Bu arada, klasik korunma önlemlerini özenle sürdürmek her zamankinden daha gerekli :

✓ Uygun / standart maske ve dezenfektanlar; mutlaka sıkı nitelik (kalite) denetimleri
yapılarak,
✓ 1,5 – 2 m fiziksel korunma uzaklığı,
✓ başta el olmak üzere genel hijyen,
✓ kalabalıklardan – sosyalleşmeden olabildiğince kaçınma,
✓ kapalı alanlarda olabildiğince kısa süre kalma ve buraları kışın da etkin havalandırma..
✓ zorunlu olmayan gezi vb. eylemleri erteleyip – öteleme,
✓ toplumsal hareketliliği sınırlama
✓ Devletin sosyal destek programlarını sürdürmesi, eğitimi ve yasal yaptırımları uygulaması..

Örneğin 1593 s. Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nın 94. maddesi çok net yaptırım tanımlamakta : Yinelenen aşılarını belgeleyemeyenler kamu ve özelde, büyük çiftliklerde işe alınmaz ve okullara sokulmazlar..

• Aşı karşıtlığı engelinin üzerine kararlılıkla gidilerek YAŞAM HAKKININ KORUNMASI…

“Türkiye’nin perişan halleri” aşağıda..


4-5 aydır her gün 20 -30 bin yeni hasta ve 200-300 arasında “resmi” ölüm..
Bu kıyımdır ve sürdürülemez, sürdürülmemelidir; daha iyi veriler olanaklıdır.
Türkiye’de salgın “öksüz” bırakılmıştır ve

• AKP iktidarı çok sayıda önlenebilecek hastalık ve ölümden, masum insanların
sağlıklı yaşam hakkından doğrudan sorumludur tarih önünde; yargılanacaktır.

===================================================

chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/viewer.html?pdfurl=https%3A%2F %2F www.add.org.tr%2Fwp-content%2Fuploads%2F2021%2F12%2FKOVIT-19SALGININDA-YENI-ve-ESI-GORULMEMIS-VARYANT-OMICRON.pdf&clen=333975&chunk=true

Covid-19’dan ölen 250 bin kişinin yarısı kurtarılabilirdi | FORUM HAFTA SONU (5 ARALIK 2021) – YouTube

TELE1 TV Konuşmamız – 05 Aralık 2021

 

TELE1 TV Konuşmamız – 05 Aralık 2021

Dostlar,

Bu gün, 5 Aralık 2021 günü, TELE1 TV‘den Sn. Namık Koçak’ın konuğu olacağız / OLDUK.. Program kaçıranlar için erişke (link) yazımızın sonlarında..

Bilindiği gibi 09 Kasım 2021 günü Güney Afrika’dan DSÖ’ye (Dünya Sağlık Örgütü) yeni bir varyant bildirildi.

DSÖ bu son varyanta OMICRON adını verdi ve yayılma yeteneğinin (potansiyelinin) “yüksek” olduğunu bildirdi. Şu betimlemeyi de ekledi.

  • EŞİ GÖRÜLMEMİŞ BİR MUTASYON…

Salt dikensi çıkıntı proteininde (Spike protein) 35 dolayında mutasyon var virüsün RNA’sında.

Bilindiği gibi, SARS-Cov-2 adı verilen Covid-19 hastalığı etkeni virüsün kendisi de bir mutasyon ürünü idi. Pangolin ve yarasalar arasında bulaşın (enfeksiyonun) geçişi sırasında SarsCov-2 adı verilen mutasyon ürünü virüs oluştu ve bir “çevresel zoonotik” hastalık olarak küresel – kıtalararası salgına (pandemiye) neden oldu.

SARS-Cov-2 adlı Covid-19 etkeni virüs, 2020’nin ilk günlerinde bu adı aldıktan sonra, aradan geçen yaklaşık 2 yılda çok sayıda mutasyon geçirdi. Bunlardan salgın açısından önemli olanlar “varyant” olarak adlandırıldı ve DSÖ’nce Grek (Yunan) abecesinden (alfabesinden) harflerle adlandırıldı. İlki “α varyantı” olarak tanıtıldı, Güney Afrika kökenliydi ve İngiltere’de yakalandı. Sonki gene olasılıkla G. Afrika kaynaklı ve bu ülkece 9 Kasım 2021 günü DSÖ’ne duyuruldu.

Son verilerle küresel ölüm sayısı 5,270,472; olgu (vaka, hasta) sayısı ise 266,101,055 (05.12.2021). Türkiye’de ise “resmi” ölüm sayısı 77,830 ve olgu (vaka, hasta) sayısı 8,901,117.
Bunlar elbette “resmi” ya da yakalanabilen ve kayda alınabilen / alınan sayılar, buzdağının ucu.
DSÖ’nün uyarılarına göre gerçek sayılar, açıklananların 3 – 3,5 katı dolayında.
***
Mutasyon, bulaş nedeniyle olmakta. Bir insandan bir başka insana bulaş gerçekleşmedikçe virüs çoğalma davranışı sergileyemediğinden, bu sırada, kendisini klonlarken yaptığı hatalara bağlı mutasyon da söz konusu değil. RNA’sını kopyalayarak çoğalırken, 36 bin dolayındaki bazdan birinde ya da birkaçında sıralama hatası olabiliyor. Bu biyolojik olgu “mutasyon” adını alıyor.

Mutasyon biyolojik bir süreç ve sürekli. Tüm canlılarda beli olasılıklarla gerçekleşmekte. Örn. grip virüslerinin RNA’sı her yıl %7 gibi yüksek bir oranda mutasyona uğramakta ve bu yüzden grip aşıları her yıl güncellenmek zorunda.

Mutasyon, –virüsler dahil– canlıların yaşamda kalma ve uyum sağlama çabalarının ürünü. Olumlu yönde mutasyonlar canlının değişen yaşam – çevre koşullarına uyumunu ve sağkalımını (survival) sağlarken, tersi yönde mutasyonlar ise doğal ayıklanma (natural selection) sonucu ile yaşamdan dışlanma (ölüm!) anlamına geliyor.

Son 2 yılda, SARS-Cov-2 virüsünde (Koronavirüs) gözlemlenen kayda değer mutasyon sayısı 10’u aştı. OMICRON varyantı, DSÖ’ne göre “ENDİŞE VERİCİ, EŞİ GÖRÜLMEMİŞ BİR MUTASYON” varyantıdır. İnsan hücresine girişte kullanılan dikensi çıkıntıda (Spike) yer alan proteinlerin mutasyon sonucu değişimi, hücrelerimizin bu virüsle daha önce karşılaşmış bile olsa onu tanıyamaması riski doğuruyor. Bunun uygulamada karşılığı, AŞIDAN KAÇMA ve YENİDEN BULAŞ (re-enfeksiyon)!

Sağlık Bakanı Dr. Koca ülkemizde henüz OMICRON varyantına rastlanmadığını belirtmekte ancak ne oranda gen dizilim incelemesi (sequence analyse) yapıldığı açıklanmıyor. İngiltere’de her hafta pozitif PCR testi sonuçlarının yaklaşık %20’si, ki bu 60 bin dolayında olguya (vakaya) karşılık geliyor, gen dizilimi incelemesine alınıyor. Dolayısıyla varyantları yakalama olanağı oluyor. 

ABD’de geliştirilen ve FDA’dan, ivedi kullanım onayına ek olarak tam ruhsat (Lisans) da alan Moderna ve Alman-ABD ortak ürünü BioNTech&Pfizer firmaları, OMICRON’un aşılardan kaçması ve bu aşıların güncellenerek son varyanta karşı da koruyucu / etki olması için sırasıyla 6 hafta ve 100 (yüz) gün gerekebileceğini açıkladılar. Henüz tam bilinmemekle birlikte,

  • OMICRON varyantı aşılardan kaçabilir ve bu olumsuz senaryoda tüm küresel toplum, iyimserlikle, 3 aya dek uzanan bir süre tümüyle korunmasız kalabilir!

Bu, KARANLIK BİR PENCERE DÖNEMİ‘dir ve ürkü (panik) göstermeden Küresel ölçekte hazırlıklı olmayı gerektirir.

Çok ciddi bir durum.. 2 yıl boyunca “virüs yaşamımızdan çekip gitmedi”.. Tersine yönde mutasyonlarla varlığını sürdürdü ve salgın savaşımımızı güçleştirdi.

Henüz bilgilerimiz çok sınırlı. Klinik gidişin örneğin Delta varyanta göre daha hafif olabileceği ancak %40 dolayında daha bulaştırıcı olduğu ön veriler içinde. Daha çok bulaştırıcılık yüzünden, daha hafif klinik tablo yaratsa bile, ölüm sayısında azalma değil tersini beklemek gerek.

En kötü senaryo olarak Aşılardan kaçma durumunda bir karabasan tablosu bekliyor dünyayı. Moderna 6 hafta, BioNTech&Pfizer ise en az 100 gün gerekeceğini açıkladı aşıların güncellenmesi için. Bu süre bir “karanlık pencere” dönemi oluşturabilir Küresel toplum için. Güncellenme başarılı olsa bile, bu “yeni” aşılarla dünya nüfusunu “sil baştan” aşılamak gerekecek. Çok büyük bir sorunsal..

8 Aralık 2020’den bu yana başlanan aşılama süreci, 1. yılı bitirdiğinde adeta bir hüsran ile yüz yüzeyiz. Temel neden ise tüm Küre nüfusunu bir seferberlik bilinci ile 2-3 ay içinde AŞILAYAMAMIŞ olmamız bağlı. Bunda da hem AŞIYA ERİŞİM HAKKI hem de AŞI KARŞITLIĞI belirleyici rol oynadı. Her 2 sorunun da hızla aşılması gerek ve bu olanaklı.

  • Küresel aşı adaletsizliği sürüyor.. 8,14 milyar doz aşı yapıldı 1 yılda, Dünya nüfusu 7.9 milyar iken. Ama yoksul ülkelerde en az 1 doz aşılanabilen nüfus hala %6,2! Neo-liberal yabanıl kapitalizmin utancı.
  • Küresel salgın karşısında adeta DENETİMLİ BİR DEHŞET SENARYOSU izleniyor!!??

Dünya nüfusunun %54,9’u en az 1 doz aşılandı ve her gün ortalama 34,41 milyon doz aşı yapılıyor. Ama Kara Kıta Afrika’da aşılanma %5 dolayında. Bardağın boş tarafından bakıldıkta, 1,2 milyar nüfusun %95’inin Kovit-19 aşılarına erişemediği görülüyor hazin biçimde.

Küresel toplumun ağır sınavı sürüyor, özellikle Küresel efendilerin, neo-liberal vahşetin baronlarının! Salgınla tehlikeli flörtü / valsi / kumarı bir yana bırakıp; BM (Birleşmiş Milletler) öncülüğünde bir seferberlik kaçınılmaz.. Aşı adaletini sağlayarak, patent vb. akçalı (mali) engelleri aşarak, yoksul ülkelerin borçlarını erteleyip – öteleyerek, hafifleterek, silerek..

  • 5 yaş üstünde tüm dünyalıları ETKİN / GÜVENLİ aşılarla 2-3 ay içinde aşılamak…
  • Maliyet 1 doz aşı 10 $ alınırsa, 7 milyar 5+ yaş nüfus için 70 milyar $; 2 doz için 140 Bn $! Asla kaldırılamayacak bir tutar değil. Toplam Küresel gelir 2020’de yaklaşık 80 Tr $. Tüm Dünyalılara 2 doz aşı bedelini lojistik vb. hizmet giderlerini de katarak 200 Bn $ dersek, 2002 toplam Dünya gelirinin 1/400’ü! Bu yapılmadığında tablo çok yönlü çok ağırlaşıyor ve İPLERİ ELDEN KAÇIRMA RİSKİ de var!
  • Aşı karşıtlarının akıl – bilim dışı savlarına teslim olamayız!
  • 2-3 haftalık eş zamanlı KÜRESEL KAPANMAYI gündeme ciddiyetle almak..

Bu arada, klasik korunma önlemlerini özenle sürdürmek her zamankinden daha gerekli.

– Uygun / standart maske ve dezenfektanlar; mutlaka sıkı nitelik (kalite) denetimleri yapılarak,
– 1,5 – 2 m fiziksel korunma uzaklığı,
– başta el olmak üzere genel hijyen,
– kalabalıklardan – sosyalleşmeden olabildiğince kaçınma,
– kapalı alanlarda olabildiğince kısa süre kalma ve buraları kışın da etkin havalandırma..
– 0zorunlu olmayan gezi vb. eylemleri erteleyip – öteleme,
– toplumsal hareketliliği sınırlama
– Devletin sosyal destek programlarını sürdürmesi, eğitimi ve yasal yaptırımları uygulaması..

Örneğin 1593 s. Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nın 94. maddesi çok net yaptırım olanağı tanımlamakta :

  • Yinelenen aşılarını belgeleyemeyenler kamu ve özelde, büyük çiftliklerde işe alınmaz ve okullara sokulmazlar.. 
  • Aşı karşıtlığı engelinin üzerine kararlılıkla gidilerek YAŞAM HAKKININ KORUNMASI…

Türkiye’nin perişan halleri” aşağıda..

4-5 aydır her gün 20 -30 bin yeni hasta ve 200-300 arasında “resmi” ölüm..
Bu kıyımdır ve sürdürülemez, sürdürülmemelidir; daha iyi veriler olanaklıdır.
Türkiye’de salgın “öksüz” bırakılmıştır ve

  • AKP iktidarı çok sayıda önlenebilecek hastalık ve ölümden, masum insanların sağlıklı yaşam hakkından doğrudan sorumludur tarih önünde; yargılanacaktır.
    ***
    Bunları ve daha fazlasını konuşacağız / KONUŞTUK TELE1’de Sn. Namık Koçak ile.
    Programı izlemek için lütfen tıklayınız.. (42 dk.)

***
Bu gün, 5 Aralık 1934’ün 87. yıldönümü. Büyük ATATÜRK‘ün kadınlarımıza seçme – seçilme hakkı tanımasının mutlu yıldönümü. Birçok Avrupa ülkesinden daha önce hem de!
Büyük Devrimci Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü ve eşsiz önderliğini şükranla anıyoruz.
Hiç ama hiç unutulmasın; “tüm insanlar haklar ve onur bakımından özgür ve eşit doğarlar“;
Türkiye’nin de kabul ettiği  İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, md. 1.. (10 Aralık 1948)

Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile.
05 Aralık 2021, Ankara


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

 

 

ANAYURT Gazetesine Demecimiz : Kış gelmeden iki doz aşılama bitmeli


Prof. Saltık, aşıların yeni varyantların ortaya çıkması yüzünden bağışıklık edindirme oranlarının düştüğünü, 12 yaş üstü herkesin en az iki doz aşılanmasının zorunlu olduğunu belirterek, Türkiye’nin kış ayları gelmeden aşılama sürecini tamamlayamaması halinde bütün sürecin başa döneceğini söyledi.

Uğur DUYAN

ANKARA (Anayurt) 

Türkiye’nin önde gelen Halk Sağlığı Uzmanlarından Prof. Dr. Ahmet Saltık, aşıların yeni varyantların ortaya çıkması yüzünden bağışıklık sağlama oranlarının düştüğünü ve 2. doz aşılamadan ancak 14 gün sonra kişilerin bağışıklık kazandığını belirterek, 2 doz ve üzeri aşılananlarla birlikte son altı ay içinde hastalığı atlatanlar dahil toplam nüfusun yalnız %22,5’nin Kovid-19’a karşı direnç gösterebilecek durumda olduğunu söyledi. Saltık, “Dibi delik havuz gibi, aşılama ve hastalık geçirme ile erişilen bağışıklık oranı, bağışıklığın zamanla yitirilmesi vb. nedenlerle gereken orana yetişememektedir. Bu amaçla hızla, seferberlik bilinciyle, en geç 1-2 ay içinde, kış gelmeden eldeki etkin aşılarla yaygın aşılama zorunludur.” görüşünde bulundu.

Türkiye’de haftalık Kovid-19 vaka sayısının 45 ilde artmasına karşın 36 ilde azaldığı görüldü. Prof. Dr. Ahmet Saltık, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan haftalık verileri Anayurt‘a değerlendirdi. Sağlık Bakanlığının aşılma hedef kitlesini 18 yaş üstünü oluşturan 61 milyon kişi üzerinden tanımladığını ve bu hedef kitle üzerinde yapılacak olan hesabın yanıltıcı oluğunu söyleyen Saltık, Türkiye’nin resmi nüfusunun 85 milyon olmasına karşın göçmenler ve kaçaklar ile nüfusun 90 milyonu aştığını, bu nedenle de 12 yaş üstü tüm nüfusun aşılanması gerektiğini ifade etti.

‘BİR HAFTALIK VERİLER YANILTICI OLABİLİR’

Saltık, salt bir haftalık verilere dayalı olarak  irdeleme yapmanın yanıltıcı olabileceğini ve sağlıklı sonuç almak için en az iki haftalık hatta ve daha uzun zaman dilimlerini içeren çözümlemeler yapmanın daha güvenilir çıkarımlar sağlayacağını söyledi. Saltık şöyle devam etti:

“Hastalığın kuluçka süresi genel olarak 14 gün olarak biliniyor. Bu yüzden, bulaşı alan bir insan 14 gün boyunca bulaştırıcı, bulaştırıcılığın sonlanması 2 haftayı buluyor. Bu yüzden, Sağlık Bakanlığının haftalık verileri kimi illerde artışı, kimilerinde azalışı açıklamaya elverişli değil. Aşılama oranlarını da bilmek gerek bu illerde ve haftalık insidens (yeni vaka oranı) hızları ile ilişkilendirmek gerek. Son aşı uygulamasından iki hafta sonra erişilebilecek en üst bağışıklığa ulaşıldığı da akılda tutulmalı. Epidemiyolojik değerlendirmelerde bu devingen (dinamik) zamansal özellikler dikkate alınmalı.

Ayrıca Sağlık Bakanlığı takvim haftasını kullanarak güncel olmayan veri paylaşıyor. En son yayınladığı veri 4-10 Eylül 2021 takvim haftasının ve bu da 10 Eylül’de değil, bir hafta gecikmeyle paylaşıldı. Bu haritada 81 ilde 4-10 Eylül 2021 dönemi haftalık insidens hızı veriliyor. Bunun anlamı, o zaman diliminde -örneğimizde haftada- her 100 bin kişi başına yeni tanı konan Kovid-19 (hasta) sayısıdır. Örneğin Ankara’da, anılan zaman diliminde, her yüz bin kişide 283 kişiye ‘yeni’ Kovid-19 tanısı konmuştur.

Ankara nüfusu 6 milyon alınırsa, 60 x 283 = 16.980 kişi. Buradan hareketle 4-10 Eylül 2021 haftası içinde 7 günde bu kadar yeni Kovid-19 tanısı konduğu anlaşılır. Bu hafta içinde Türkiye genelinde yeni olgu (vaka) sayısı 155.346 olup, bu da % 10,9 oranına karşılık gelmektedir. Türkiye’nin ‘resmi’ nüfusu 85 milyondur. Bu 85 milyon içinde Ankara, yaklaşık 6 milyonluk nüfusu ile %7,1 pay sahibidir ve nüfusuna oranla daha yüksek bir yeni olgu (vaka) sayısına / oranına sahiptir. Nitekim Türkiye geneli için haftalık insidens hızının da yüz binde 182,8 olduğu görülmektedir. Ankara’nın değeri olan yüz binde 283’ten yüz puan daha eksiktir. Ya da Ankara, Türkiye ortalaması olan 4-10 Eylül 2021 haftası Kovid-19 insidens hızı yüz binde 183’ten çok daha yüksek bir il insidens hızına sahiptir.”

Bu tür sorulara net bir yanıt verebilmek için elde yeterli verinin olmadığını kaydeden Saltık, oysa Sağlık Bakanlığının veri tabanında tüm verilerin ayrıntılı olarak bulunduğunu belirterek, “Üstelik bu veri tabanında Epidemiyolojik çözümlemelere hızla erişebilecek yazılımlar da yüklüdür. Bu çözümlemeleri yapabilecek Halk Sağlığı Uzmanlarına olanak verilmeli ve sonuçlar kamuoyu ile dürüstçe, saydamlıkla ve güncel olarak paylaşılmalıdır” diye konuştu.

TÜİK VERİLERİ AÇIKLAYACAK: MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI

Saltık, 19 Eylül için açıklanan can kaybının 213 kişi olduğunu ve bu sayının ürkütücü olmasına karşın gerçek verinin bu rakamın yaklaşık 3 katı olduğunu vurgulayarak, bu rakama Dünya Sağlık Örgütü kestirimlerine göre ulaşılabileceğini söyledi. Saltık şöyle konuştu:

“640’a varan günlük Kovid-19 kaynaklı “gerçek” ölüm sayısının açıklanması, halkı önlemlere daha çok uymaya, aşıya daha çok sahip çıkmaya yönlendirebilir. Kaldı ki gerçek ölüm sayısını sonsuza dek saklama olanağı yoktur. 2020 ölüm istatistikleri TÜİK tarafından hala açıklanmamıştır. Oysa her yıl Mayıs başında yayınlanırdı. 2020 içinde olağan koşullarda beklenen 440 bin dolayında ölümün 200 binden çok fazlası söz konusudur ve AKP iktidarı bu fiyaskoyu, acı gerçeği saklamaktadır.

2021 ölüm istatistikleri de açıklanmayacak mıdır? Mızrak çuvala sığar mı? TÜİK’in kendisine ilgili kurumlardan veri gelmediği gerekçesi inandırıcı değildir. Sağlık Bakanlığının bilgi aktarmaması söz konusu değil. Her ölüm, 10 gün içinde kayda alınmak zorundadır yasal olarak. Doldurulan ölüm belgeleri, gömme izinleri otomatik olarak sisteme girilmekte, Sağlık Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü veri tabanına yüklenmektedir. TÜİK, kuruluş yasası gereği bu veri tabanlarına intranet üzerinden eşzamanlı erişebilmektedir.

Güncel olmayan haftalık verilerin açıklandığından söz etmiştik. Katıldığımız TV programlarında kezlerce dile getirdik; geriden gelen ve güncel olmayan takvim haftası yerine Epidemiyolojik hafta kullanılması zorunludur. Yani, diyelim 20 Eylül akşamı açıklanan haftalık tablo, 20 Eylül’den geriye 7 güne ilişkin olmalıdır; 14-20 Eylül 2021 haftası olarak. Bu çok temel bir Epidemiyolojik ilkedir.”

DELTA VE DELTA + VARYANTLARIN BULAŞICILIĞI

Delta ve Delta + varyantlarının önceki mutant tiplere göre daha kolay bulaştığını ve bulaş oranının %60-65 daha fazla olduğunu söyleyen Saltık, “Bu mutant tipleri sıklıkla da hafif klinik bulgularla, örneğin bir yaz soğuk algınlığı gibi seyretmektedir. Burun akıntısı, hafif soğuk algınlığı–nezle bulguları, tat ve koku duyusunun yitirilmemesi, şiddetli öksürük ve nefes darlığı olmayışı insanları aldatabilmektedir. Bu süre içinde de başkalarına bulaştırma daha çok ve daha kolay olabilmektedir. Tam aşılı olanlar daha hafif belirtilerle, belli belirsiz geçirebilmekte ve aşısızlar ölçüsünde olmasa da bulaştırabilmektedirler. Bu 2 varyant aşıdan da kaçabilmekte, tam aşılı insanlara da bulaşabilmekte ve hafif de olsa hastalık yapabilmektedir. Ancak ağır hastalık, hastaneye yatma, yoğun bakım gereksinimi ve ölüm riski kezlerce kat daha düşük olmaktadır aşısızlara ya da eksik aşılılara göre” açıklamasında bulundu.

Saltık, “Güncel verilerin üzerinden konuşarak gidersek: 20 Eylül saat 01:34’teki Sağlık Bakanlığı aşılama tablosundaki veriler şöyle:

Toplam yapılan aşı sayısı 105 milyon 152 bin 920, 1. doz uygulanan kişi sayısı, 52 milyon 686 bin 951 ve 2. doz uygulanan kişi sayısı 42 milyon 48 bin 514, 3. doz uygulanan kişi sayısı 10 milyon 417 bin 455. İlk yani tek doz aşının koruyuculuğu yok gibidir. 2. ve 3. çok sınırlı da olsa 4. doz alanları hesaba katmak gerek. Bu sayı 42 milyon 48 bin 514’e dahildir ve Bakanlık, 18+ yaş dilimi yani 61 milyon nüfusu hedef kitle almakta, bu hesapla (42 milyon / 61 milyon) %69’a varan bir tam aşılılık kabul etmektedir” ifadelerini kullandı.

HEDEF KİTLE HESABINDAKİ 6 YANLIŞ

Sağlık Bakanlığının temel aldığı hesabın 6 nedenle çok yanlış olduğunun altını çizen Saltık şöyle konuştu:

1. neden: Türkiye’nin resmi nüfusu 85 milyon, eylemli (de facto) nüfusu 90 milyon üstüdür. Geçici koruma konumunda (statüsünde) olanlar, kaçaklar, düzensiz göçmenler… Üstelik bu son sayılan vatandaş olmayanlara aşı için erişim pek çok nedenle oldukça güçtür (başta Türkçe bilmemeleri yüzünden). 90 milyon yerine 61 milyonu hedef kitle almak tam aşılı oranının yaklaşık 1/3 oranında yüksek kabul etmektir. %69’un 1/3’ü olan 23 puan düşülürse, tam aşılılık %46’ya iner.

2. neden: 16-18 yaş arasına aşılama yeni başlamıştır. 12-16 yaş arası aşılama görmezden gelinecek orandadır. 18 + yaş diliminde ve yurttaş olmayanları görmezden gelerek abartılı aşılama oranı halkı ve salgın yönetimini aldatıcı devekuşu tutumudur. 12 yaş altı çocukların halen aşılmaya dahil olmayışı salgın yönetiminde ciddi bir eksikliktir ancak çocuklarda Kovid-19 giderek artmaktadır. ABD’de %26’yı geçmiştir, o yaş dilimlerinde kurallı tarama testleri ile yakalanan PCR pozitifliği oranı. Üstelik 6 Eylül’de 12 yıllık temel örgün eğitim açılmıştır Ülkemizde.

  • Son haftada olgu sayısında artış bakımından Türkiye dünyada 4. sıraya tırmanmıştır!

3. neden: İrdelediğimiz aşı oranları “an“a ilişkindir. Oysa bağışık yanıt, 14 gün sonra o aşı için erişilebilecek en üst düzeye varmaktadır. Toplum bağışıklığı için 14 gün önceki tam aşılılık oranına bakılmalıdır. Bu da yaklaşık 10 puan geride verilerdir ve yukarıda hesapladığımız %46 olan oran %36’lara gerilemektedir.

4. neden: Ülkemizde yaygın yoksulluk ve beslenme bozukluğu, yetersizliği nedeniyle aşılara ideal bağışık yanıt beklenmesi olanaksızdır. Bu gerekçeyle kabaca %10 dolayında bir fire, yetersiz bağışıklama varsayılabilir. Böylelikle, 3. nedende belirttiğimiz beklenebilecek toplum bağışıklığı oranı %26’lara düşmektedir.

5. neden: Son olarak, yaygınlaşan ve çeşitlenen varyantlar nedeniyle aşıya direnç, aşıdan kaçabilme oranı yükselmiş, aşı etkililiği ülkemizde uygulanan BioNTech&Pfizer aşısı için %70’lere dek eksilmiştir. Dolayısıyla, 4. nedende belirttiğimiz %26 oranının %70’ini almak gerekebilir ki, bu da %18,2 etmektedir.

6. neden: Bu orana hastalığı geçirerek doğal bağışık olanları katmak gerekir. Salgının başından beri toplam resmi olgu sayısı 6,8 milyondur. Ancak son 6 ayda hastalanan sayısı dikkate alınmalıdır çünkü bağışık direnç zamanla sönümlenmektedir. 6 milyon 820 bin 861 kişiden 2 milyon 950 bin 603 kişiyi düştüğümüzde, bu rakam 3 milyon 870 bin 258 kişidir ve son 6 ayda hastalananlardır. 90 milyon nüfusta %4,3’e karşılık gelmektedir. 5. nedende elde edilen %18,2 oranına eklendiğinde %22,5 bulunur ki, ülkemizdeki gerçek biyolojik toplum bağışıklığı bu orandır.

Açıkça söylemek gerekirse, ülkemizin 90+ milyon nüfusunun yalnızca %22,5’i gerçek anlamda Kovid-19’a karşı şu anda bağışıklık kazanmıştır, dirençlidir!”

“HAYDİ TÜRKİYE, UZAT KOLUNU, KOŞA KOŞA AŞIYA”

Bu denli bir düşük toplum bağışıklığının olduğu Türkiye’de turizmin açılmasının, ülkenin transit bir coğrafyada yer almasının ve nüfusun dörtte birini bulan aşı karşıtlığı yüzünden, gereken gerçek biyolojik toplum bağışıklığına erişilemediğini söyleyen Saltık, sözlerini şöyle bitirdi:

“Dibi delik havuz gibi.. aşılama ve / veya hastalığı geçirme ile erişilen toplum bağışıklığı oranı, zamanla bağışıklığın yitirilmesi vb. nedenlerle gereken orana yetişememektedir. Bu amaçla

Hızla, seferberlik bilinciyle, en geç 1-2 ay içinde, kış gelmeden eldeki etkin aşılarla yaygın aşılama zorunludur. Tersi kısır döngüdür, yeni varyantlardır, daha çok hastalık, daha çok ölüm, salgının uzaması ve sosyal-ekonomik ağır bedellerdir.

  • İktidar, aşı karşıtlığını hoş göremez!

Bu davranış kişiler açısından da hak değil, insanlığa karşı suçtur. Umumi Hıfzıssıhha Yasasının 57., 64., 72. ve 94. maddeleri çok net olarak zorunlu aşıya olanak vermektedir. Anayasa’da boşluk yoktur; 2., 5., 12., 17., 56., 65. ve 90. maddeler aşıyı devlete yüküm, yurttaşa ödev vermektedir. AİHM ve AYM kararları da bu yönde.

Temel eğitim ve üniversitelerde gerekli tüm yapısal önlemler hızla ve eksiksiz tamamlanmalıdır. Halk sürekli ve etkin eğitilmeli, aşı karşıtlığı yaptırımları kararlılıkla uygulanmalıdır.
ABD Başkanı J. Biden geçtiğimiz hafta, ABD halkının %25’inin (1/4’ünün) aşılı olmaması yüzünden salgınla baş edemeyeceklerini açıkladı. Fransa, aşıyı reddeden üç bin sağlık çalışanını işten çıkardı. Benzer kararlı adımları atan ülke sayısı artıyor.

  • Haydi Türkiye, uzat kolunu, koşa koşa aşıya!
    =============================

Bu önlemler ölümleri engelleyemez

Dr. Güray KILIÇ
İSTANBUL TABİP ODASI YÖNETİM KURULU ÜYESİ

Cumhuriyet, 27 Ağustos 2021

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrası salgınla ilgili yaptığı açıklamalar hayal kırıklığı yarattı. Özelikle okulların açılması için alındığı ifade edilen önlemler sorunu çözmeyecek kısıtlama yerine getirilen PCR testi zorunluluğu bir dizi ek soruna yol açacaktır. Bu önlem paketi ile giderek artan vaka ve ölümleri azaltmak mümkün değildir.

  • Önlenebilir ölümlerin sorumlusu salgını yönetemeyenlerdir.   

Salgının gelmiş olduğu bu aşamada vakaların tespiti, temaslı takibi, izolasyon, karantina çalışmalarının iyice zayıflatıldığı, bulaşı engelleyecek toplumsal hareketlilikte kısıtlama vb. halk sağlığı önlemlerinin rafa kaldırıldığı, kişisel olarak da maske takmak, mesafeyi korumak türünden uygulamaların ise isteğe bağlı olduğu ve giderek de azaldığı herkesin malumudur.

AŞI YURTTAŞA GİTMELİ

Aşılamada sürecin başından bu yana yapılan yanlışlar nedeniyle toplumun önemli bir bölümünün hâlâ aşıyla buluşamadığı bilinmektedir. Uzunca bir süre yeterli aşı tedarik edilememiş olması, Sağlık Bakanı’nın aşı türleri konusunda yaptığı kafa karıştırıcı açıklamalar ve toplumun küçük bir bölümünde var olan aşı karşıtlığı buna katkı yapmışsa da esas sorun bu değildir. Yeterli aşının tedarik edildiği koşulda aşıyı toplumla buluşturmak ancak tüm boyutları ile tasarlanmış bir aşı kampanyası ile mümkündür.

Ülkemizde esas mesele aşıya erişimdeki sıkıntıdır. Aslında Türkiye’nin sağlık altyapısı ve sağlık çalışanları aşı konusunda fevkalade tecrübelidir (son derece deneyimlidir). Aşılamadaki bu karmaşa ve gecikme esas olarak organizasyon bozukluğundan kaynaklanmaktadır. Devlet vatandaşı bizatihi (doğrudan) bulup aşılamak yerine vatandaşın akıllı telefonuna girip, internete bağlanıp e-nabızdan randevu almayı başarıp aşı olmasını beklemektedir. Oysa ülkemizde özellikle çocuk aşılama kampanyalarından edilen deneyimi, salgın döneminde yetişkinleri aşılamada kullanmak mümkündü. Bunun için, 1. Basamak sağlık kurumlarının, başta Aile Hekimliği olmak üzere etkin biçimde devreye sokulması gerekmektedir. Oysa bu merkezler aynen özel ve kamu hastaneleri gibi sadece başvuranın aşısının yapıldığı yerler olarak değerlendirildi. Oysa aile hekimliği birimlerinin, bağlı nüfuslarının aşılarını takip edip, sorgulayıp aşı olmaya teşvik etmesi, gerektiğinde bizzat aşı olmayanlara ulaşarak belli lokalizasyonlarda toplayıp aşı yapmaları gerekmektedir. Sağlık Bakanlığının kampanya tarzında belli bir dönem için 1. Basamağı etkin biçimde harekete geçirmesi, özellikle ülkenin aşı ilgisizliği gösteren yoksul, gelişmekte geri kalmış bölgelerinin aşıya erişimini artıracağı kuşkusuzdur.

GERÇEKÇİ DEĞİL

Aşı olmayanlara getirilecek kısıtlamalar ancak bu çerçevede devreye sokulabilir. Bizzat aşıyı etkin biçimde ve teşviklerle toplumla buluşturduktan sonra hâlâ birtakım kişisel kaygılarla

  • aşı yaptırmayanların toplum sağlığını tehlikeye atma hakları yoktur.

Salgın sona erinceye kadar bu önlemler devam etmelidir. Özellikle sağlık ve eğitim alanında çalışanlar olmak üzere kamu görevlileri için aşı uygulaması zorunlu olmalı, bundan imtina edenler (kaçınanlar) de salgın dönemi boyunca görevlendirilmemelidir.

Tayyip Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada belirttiği aşı yaptırmayanlardan özellikle eğitim çalışanları için getirilen haftada iki kez PCR testi yaptırma, uçak, otobüs yolculukları, konser, sinema vb. toplu etkinlikler için negatif PCR gösterme koşulu bir dizi sakıncası yanında uygulanabilir de değildir. Temaslılar başta olmak üzere yaygın test yapmaktan imtina eden (kaçınan) bir sağlık yönetimi anlayışının bu türden önlemler için ücretsiz olarak PCR temin edeceğini (sağlayacağını) düşünmek doğrusu biraz fazla iyimser bir düşüncedir. Hızlıca PCR borsasının/piyasasının oluşacağı, hatta “sahte” testlerin temin edileceğini öngörmek zor olmasa gerektir. PCR maliyetinin ülkeye getireceği maddi yükün aşıdan çok daha yüksek olmasının yanı sıra, test sonuçlarının geç çıkmasının yaratacağı olumsuz sonuçları da cabasıdır. PCR testinin öncelikle filyasyonda kullanılması gerekmektedir.

ACİL EYLEM PLANI

Yetkililer, özellikle toplum hareketliliğinin artacağı güz aylarında salgının ulaşacağı düzeyi de düşünerek bir an önce kapsamlı bir program açıklamalıdır. Baştan beri başarı öyküsü yazmak adına gerçekleri gizleyerek yanlış strateji uygulayan iktidar, ülkenin son günlerde karşılaştığı bir dizi felaket sonrasında pandemiyi de olağan bir sorun boyutuna indirgemek isteyebilir.

1. Okulların açılması zorunludur, ancak bu insan yaşamı pahasına olamaz. Bu nedenle geç kalınmış da olsa eğitim alanındaki tüm bileşenlerin (12 yaşına kadar olan öğrenciler de  dahil olmak üzere) aşılarını tamamlamış olmaları zorunlu olmalıdır.

2. Aşılarını tamamlanmamış öğrenciler için hızlı testler ücretsiz olarak okul girişlerinde yapılabilir.

3. Okulların halk sağlığı önlemleri alınarak açılması gereklidir. Havalandırma, sınıf düzeni, ders saatleri, teneffüslerin süreleri teması olabilecek kadar azaltarak gerçekleştirilmelidir.

4.  Aşılama kampanyası belirli bir süre için özellikle 1. Basamağı etkin biçimde devreye sokarak ve ciddi kaynak ayırarak gerçekleştirilmelidir.

5. Aşı olmayanlara kısıtlamalar mutlaka yaşama geçirilmeli ve aşı kartında aşılarını tamamladığını gösterebilenler toplumsal hayata girebilmelidir.

6. Aşı tereddüdü yaratacak söylemlerden başta Sağlık Bakanı olmak üzere ilgili ve yetkililer vazgeçmeli.

Kötü yönetimden kaynaklanan önlenebilir ve fazladan ölümler kanıksanamaz.

HALK TV Programımız – 21 Ağustos 2021

Dostlar,

Türkiye gündem kor alev. Her yan ağır sorun.
Neden çok açık, AKP = RTE iktidarı; bilerek – bilmeyerek ülkemizi tükettiler!

Konuşmamızın 1. ve 2. bölümünü izlemek için tıklayınız (toplam 26 dk):
https://www.youtube.com/watch?v=fBlWEcYqjEM
https://www.youtube.com/watch?v=lkUGzpOHhoU

İlk 3 çeyrek saatte katıldığımız program derecelemede (rating) gene 1. oldu! Ulusumuza gerçekleri anlatacağız hep. HALK TV ve Sn. Fatih Ertürk’e her hafta bizi bu programa ilk ve sürekli konuşmacı aldıkları için ve destekleyen halkımıza içten teşekkür ediyoruz. AYDINLANMA kazanacak!

***
– Ülke nüfusunun 1/10’una tırmanan görülmemiş “yurttaş olmayan nüfus”.
Bu insanlara Uluslararası Hukuk diliyle mülteci de, sığınmacı da göçmen de denemez. O yüzden, “geçici koruma statüsü“ne alınan “yurttaş olmayan nüfus” nitelemesini yeğliyoruz.

AKP = RTE iktidarının göçmen politikası demografik yapıyı dönüşümsüz ve çok ağır biçimde alt üst edecek nitelikte, üstelik orta erimde.. 1-2 onyıl içinde! 19 yıldır iktidarda olan bir siyasal kadronun bu olağanüstü ağır bedelleri öngör(e)memesi olanak dışı. Öngör(e)miyor ise GAFLET, tersi İHANETTİR!

– 28 Temmuz’da başlayan ve 3 haftayı geçen önlenemeyen / söndürülemeyen yaygın orman yangınları..

– Ekonomideki kara delikler, ülke kaynaklarının yurtdışına akıtılması, yüksek enflasyon, işsizlik, yoksullaşTIRma..

– Demokratik – laik- sosyal Hukuk devletinin neredeyse bitirilmesi; temel hak ve özgürlüklerin OHAL’den öte eylemli olarak (fiilen, de facto) sınırlandırılması.

– Dış politikada süren beceriksizlikler, düzeysizlikler, ağır fatura.. Etyopya Başbakanının Mustafa Kemal ATATÜRK hakkında olumlu sözlerinin sözde çevirmenlik yemini etmiş bir şarlatan tarafından çeviride kasıtlı olarak atlanması ve bu sözcüklerin herkesçe duyulduğunu bile hesap edemeyen zeka fukaralığı.

– Yurttaşların can ve mal güvenliğinin kalmaması.

– AKP döneminde yapılan yolların çökmesi, köprülerin yıkılması, havaalanı pistlerinin çatlaması, HES’lerin patlaması…. imar rantı iştahının doymazlığı ile talan edilen doğal çevre ve geleceğimiz.

– Eğitimdeki bilinçli çökertme ve üniversite giriş sınavlarında dökülen yüzbinlerce genç.. buna karşın yurt dışına nitelikli beyin göçü; yeni sömürgeleştirme!

– Nüfus artışının akıl almaz biçimde teşviki ile Ulusun kalabalık – niteliksiz bir sürüye yozlaştırılmak istenmesi ve zavallı ve ilkel çobanlık hevesleri.

– Yandaşlara ihale, vergi bağışıklığı, birkaç maaşlı işler, kamuda kritik konumlar..

75-80 yaş üstü emekli generallerini hapse atan bir ülke.. Oysa 28 Şubat 1997 kararları resmen MGK Kararına dönüşmüş hukuksal belge, devlet arşivinde. 28 Şubat MGK kararlarını Başbakan N. Erbakan ve Yardımcısı T. Çiller imzaladı. Bu kararlar Abdullah Gül tarafından bir genelge işle işleme kondu. Başına “28 Şubat Kararları” denmeksin halk onayına sunulsa ne denli oy alır acaba?

Veee, yönetilemeyip sokağa bırakılan sahipsiz, ÖKSÜZ – YETİM SALGIN! Ölüm sayısının günde 200’leri aştığı, her gün 20 binler dolayında yeni hasta..
***
Yanıtı verilmesi gereken yakıcı soru, Türkiye’nin bu lanetli ve kurgulu kuşatmaya nereye dek dayanabileceği, tüm koşulları fazlasıyla oluşan MEŞRU DİRENME HAKKINI ne zaman ve nasıl kullanacağıdır.

  • Ulusa önderlik, öncülük edilmesi ve örgütlenmesi kaçınılmaz ve ertelenmez bir tarihsel yükümlüktür. TBMM içi ve dışı toplumsal muhalefet hızla organize olmak durumundadır.
  • Yarın çok geç” uyarısını hak edecek güncel topludurumdan (konjektürden) daha tipik olanı deneyimlenmemiş olsa gerektir ancak günümüz Türkiye’sinde yaşanmaktadır.
    ***
    Tüm bunlar en çok 30 dakikalık bir TV programında nasıl konuşulabilir ki!? 20 Ağustos 2021 akşamı verileri aşağıda. Günlük ölüm sayısı 200 gibi devasa bir rakamı aşkın. Günlük yeni olgu / vaka / hasta sayısı 20 bin! Hastalığa yakalanan her 100 kişiden 1’i ölüyor (%0.9). Bu oran nedense dünya ortalamasının yarısı!

Dünyada günlük tanı alan yeni olgu sayısı tırmanıyor.. Bu rakam 20 Ağustos 2021 günü 700 bine çok yaklaştı. Türkiye’ye, nüfusuna göre bu toplamın kabaca %1,1’ü düşmesi beklenirken, nerdeyse 3 katı düşmekte. Evet, dünyada da tırmanış var ama bizde 3 kat daha hızlı! Niçin ?? Bunca aşılama (?!) varken?? Delta varyantı yaygınlığının %93’lere vardığını Dr. Koca’dan daha yeni öğrendik!

6,2 milyona varan toplam olgu / vaka / hasta sayısı ile dünyada 7. sıradayız ama nüfusumuz bakımından 17. sıradayız. Hastalık yükü dünya otalamasının üstünde! Komşumuz İran Dünya 2.si, Rusya ise dünya 8. si.. İran’dan Afgan göçmen akıyor, Rusya’dan da turist..

Almanya ve İngiltere Türkiye’yi kırımızı listede tutmakta, ABD ise en üst düzey olan 4 / Kırımızı alarm kümesine koydu ülkemizi ve yurttaşlarına “gitmeyin” dedi!

Geçtiğimiz hafta, önceki haftaya göre dünyada Kovit-19 ölümleri yaklaşık %1 azalırken, bizde %42 arttı! Niçin? Neler oluyor??

Aktif hasta sayısı 441,472’ye ulaştı! Yani iyileşenden çok yeni hastamız var!
1 Temmuz 2021’de tüm kısıtlar kaldırıldığında toplam aktif hasta sayısı 80 bin idi, 50 günde 442 bine vurdu, 5,5 kat büyüdü! Neyi seyretmekteyiz?
Ölümler, 1 Temmuz 2021’de tüm kısıtlar kaldırıldığında 42 idi, 50 günde 232’ye erişerek neredeyse 6’ya katlandı. Salgını yönetebiliyor muyuz gerçekten??

Alttaki çizimde (grafikte) 4. dalga çok net olarak görülmekte, 2. dalgayı aşmak üzere. 1 Temmuz 2021 kararı ile tüm kısıtları kaldırarak bu sonucu bile bile iktidar politik seçimini yapmıştır.


Salgın Epidemiyolojik ilkelerin gereği olarak değil, politik – popülist – ekonomik – turistik gerekçelerle sözde yönetilmekte, özde sahipsiz bırakılmaktadır, ÖKSÜZDÜR!

Ölenlerin resmi toplamı 54 bini geçmiştir ve Dünya Sağlık Örgütü bu sayıları 3 ile çarpma gereğini vurgulamaktadır. Nitekim TÜİK, hala 2020 ölüm istatistiklerini açıkla(ya)mamıştır, siyaset kurumu gerçekleri saklamaktadır.
***
Zaman ölçüsünde bunları, yeni gelişmeleri, aşı karşıtlığını konuşacağız / KONUŞTUK

Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 21 Ağustos 2021

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net          profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik