Mülteci sorunu böyle çözülmez

Mülteci sorunu böyle çözülmez

Deniz Yıldırım
Cumhuriyet, 04.03.2020
İdlib’de askerlerimizin şehit edilmesinin ardından iktidarın ilk tepkilerinden birisi, Avrupa’ya kaçak geçişlerin önünü açmak oldu. Mesaj da belliydi: “Batı bize bu konuda destek vermezse, aynı sorunu kapısında bulur.” O günden beri İçişleri Bakanlığı neredeyse saat saat, kaç mültecinin Türkiye’den Avrupa’ya geçtiğinin bilgisini paylaşıyor. Son sayı yüz yirmi binin üzerindeydi.

Diyelim ki böyle. Bu yöntem sorunu çözer mi? Yine verilerle konuşalım. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü yıllara göre Türkiye’ye giriş yapan düzensiz göçmenlerin (özellikle doğu sınırımızdan giren Afganistan, Pakistan göçmenleri) ve geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin sayısını yayımlıyor. Epey de düzenli; bunun için teşekkür edelim. Biz Batı sınırını açıyoruz da; Doğu sınırındaki durum ne olacak dedirten cinsten veriler. 2015’te 146 bin 485 göçmen kaçak yollarla giriş yapmış. Bu sayı 2018’de ise 268 bine yükselmiş. Tahmin edin, 2019’daki durum nasıl? Ben söyleyeyim: 454.662’ye yükselmiş. Bu elbette yakalanıp kayıt altına alınanların sayısı. 4 yıl öncesine göre 3 kat; geçen yıla göre neredeyse %70 artış. Son 15 yılın rekoru. İllegal sınır geçişleri, “sınır güvenliği” konusunun en çok vurgulandığı dönemde katlanarak artmış. Özetle iktidar Yunanistan’a geçişleri açsa da çoğu kişi gitmiyor, gidenlerin çoğu da sınırdan çevriliyor. Batı’dan gidebilenlerden çok sayıda insansa Doğu’dan gelmeyi sürdürüyor.

Ağırlık noktası da belli. 2018’de kaçak yollarla girenlerin 100.841’i Afganistan uyrukluydu; 2019’da ise 201.437’si. Üstüne bir de Türkiye’de geçici koruma statüsünde yaşayan 3 milyon 588 bin Suriye vatandaşını ekleyin; tablo ortada.

  • 4 milyonun üzerinde sığınmacı Türkiye’de, yıldan yıla da bu sayı artıyor. 

Kaç yıldır Almanya ile, AB ile benzer sürtüşmeler yaşanıyor. O sürtüşmelerden beri Türkiye’nin barındırdığı mülteci sayısı arttı mı, azaldı mı? Sorunu Türkiye lehine çözmeye yetti mi bu politika tarzı? Hayır.

Dolayısıyla yapılan iş daha çok iç politikaya dönük kanımca. Onlarca askerimizin bir başka ülkede şehit edilmesi sonrasında milli tepkiyi yönetmekte zorlananların, toplumsal huzursuzluğun başka bir yansıması olan mülteciler kartı üzerinden, Batı’ya kafa tutulduğu izlenimi de yaratarak milliyetçi rüzgârı yeniden kendi lehine çevirme girişimi olarak da görülebilir yapılanlar. Etkisi oldu mu? Oldu; iç kamuoyunun odağını başka bir alana kaydırdı.

Batı’nın rolü ve ‘ne yapmalıyız’ ?

  • Oysa mülteciler sorunundan dünyada en çok etkilenen ülkeyiz.

Akılcı hareket etmeli, yalnızlaştıracak eylemlerden kaçmalıyız. Tek başımıza çözemeyiz. İktidarın mültecilerle ilgili olarak Batı’yı sorumluluk paylaşmaya çağırması doğru. Ancak izlenen yöntem de, politika da yanlış.

Peki iktidarın yanlışları, Batı’yı aklar mı? Hayır. Bu noktada özellikle emperyalist merkezlerin ikiyüzlü tutumunu not etmekte yarar var. Batı ne diyor? “Parasını verelim, bize yollamayın”. Sonuç mu? BM Mülteci Örgütü’nün 2018 verisine göre dünyadaki sığınmacıların yalnızca %16’sı gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilmiş. Yani sorumluluğu yeterince paylaşmıyorlar.

Ne yapsın gelişmiş ülkeler? Sınırlarını korumasınlar mı?” Sınırlarını korumak için, başka ülkelere sınır ötesi harekâtlar, emperyal müdahaleler yapmaktan vazgeçebilirler öncelikle. Bir başka veri… AB’den bu kez. Avrupa Birliği ülkelerine en çok sığınma başvurusu yapan mülteciler hangi ülkelerin vatandaşı? Sırasıyla Suriye, Afganistan, Irak.

Binlerce km öteden Suriye Savaşı’na dahil olanlar, şimdi mülteciler söz konusu olunca, “biz yokuz” diyorlar.

Afganistan, 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD tarafından işgal edildi. NATO ittifakı bu işgale ortak oldu; çatışmalar, iç savaş, bitmeyen kavgalar sonunda mülteci akını oluştu.

Irak, Afganistan’dan sonra işgal edildi. ABD öncülüğündeki “koalisyon” tarafından. Talan edilmiş, günlük yaşamın altüst olduğu, işgal ve iç kavgalarla geleceksizleştirilmiş bir ülkeden kaçışlar arttıkça arttı. Nerede şimdi o “koalisyon” güçleri?

Kimse kusura bakmasın. Dünyada en çok göç veren ülkeler, Batılı devletlerle ortaklarının petrol, para, jeopolitik üs hevesleriyle işgal ettiği, iç savaş ihraç ettiği ülkeler.

Göç veren ülkelerin çoğu otoriter rejimlere sahip, refah düzeyi düşük, ama kaynakları zengin ülkeler; göçü daha da tetikleyen ülkelerin çoğu ise, gelişmiş, refahı yüksek, kendine demokrat ülkeler.

  • Göçleri, yol açan nedenleriyle önlemek gerek. 

Askeri yöntemler çözüm değil!

Çare;

1. İç işlerinde demokratik, müreffeh (AS: gönençli) ülkelerin çoğalmasından;
2. uluslararası ilişkilerde ise emperyalist müdahaleciliğin olmadığı bir dünya düzeninin inşasından geçiyor.

Bir ülkenin tek başına başaracağı şeyler değil bunlar. Yalnızlaştıran değil, çevresinde geniş bir blok toplayan siyaset gerektiriyor.

Geldik mi yine, “Yurtta barış dünyada barış” programına.
Yaşam dört koldan dayatıyor. Particilikle, hamasetle uğraşanlar anlamaz bunu.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2019

Sayı: 33705           04 Şubat 2020           Saat: 10:00

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2019

Suriyeliler meselesine hukuki yaklaşım

Suriyeliler meselesine hukuki yaklaşım

Prof. Dr. Sibel ÖZEL
Marmara Üniv. Hukuk Fak. 
Milletlerarası Özel Hukuk Anabilimdalı Bşk.
Cumhuriyet, 29.7.19

Suriyeliler sorununun insan hakları ile ilgili sloganlar, faşistlik ithamları ve siyasal çıkarların ötesinde sağlıklı bir biçimde tartışılması ancak konuya ilişkin uluslararası ve ulusal hukuk normlarının algılanması ile mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin yükümlülükleri de hukuk kurallarıyla belirlenmiştir. Suriyeliler hukuken mülteci statüsünde değildir.

Geçici koruma statüsü 

  • Suriyelilerin statüsü Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m. 91’e göre
    geçici koruma statüsüdür.

AB Kosova krizinde Kosova Arnavutlarına 1951 Sözleşmesi kapsamında mülteci statüsü vermemek için geçici koruma statüsü tesis etmiştir. Zira geniş kitlelerin mülteci olarak kabulü AB için bir tehdit olarak algılanmıştır. YUKK (AS: Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu) m. 91’e göre;

  • Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya geçen yabancılar geçici koruma altına alınır.
  • Geçici koruma statüsü, Suriyelilere Türkiye’de koruma sağlarken, şartlar düzeldiğinde vatanlarına dönmelerini zorunlu kılan bir statüdür.

Dolayısıyla yılın belli dönemlerinde Suriye’deki akrabalarını ziyaret edip, Türkiye’ye dönüp yaşamını burada südürmek, statünün anlamı ile bağdaşmaz. Bu durum, mülteci statüsü ya da uluslararası koruma statüsü ile de bağdaşmaz. Kaçtığı ülkeye kendi rızasıyla dönen ve sonra sığındığı ülkeye geri gelen kişi uluslararası hukuk anlamında mülteci de değildir, uluslararası koruma kapsamında da değildir. Geçici koruma statüsü de anlamını yitirmiştir. Bu durum hukuki değil, tümüyle siyasi bir karardır. Geçici koruma statüsünden yabancılar için öngörülen öbür statülere geçiş söz konusu değildir.

  • Öte yandan bu statünün T.C. vatandaşlığına alınma yoluyla sonlandırılması da ulusal ve uluslararası hukuka aykırıdır.

Kurallara uyma borcu
Vatandaşlık kişinin devlet ile olan hukuki bağını ifade eder. Vatandaşın yabancıdan farklı olarak devletine sadık olma borcu bulunmaktadır. Yabancının borcu, bulunduğu ülkenin kurallarına uymasıdır. Bu nedenle Uluslararası Adalet Divanı vatandaşlık iktisabının (AS: edinmenin)  yalnızca sözlü tercih olmadığını; yeni bir devlete sadakat borcu doğurduğunu açıkça vurgulamıştır. Vatandaşlığa alınacak kişinin yeni millet kimliğinin parçası olması yani dil, kültür ve geleneksel değerleri paylaşması gerekmektedir. Sadece uzun dönem mülteciler (en az bir kuşağın geçmesi durumu) için uluslararası hukukta kabul edilen vatandaşlığa alma yöntemi, geçici koruma altında olan Suriyeliler için hukuksal bir istem olarak ileri sürülemez.

  • Öte yandan Türkçe konuşup yazamayan, Türk tarih ve kültürünü bilmeyen ve özümsemeyen Suriyelilerin kitlesel olarak vatandaşlığa alınmaları hukuka aykırı olduğu gibi, kamu düzenini bozan ciddi sosyolojik ve siyasal sorunların doğumuna yol açacaktır.

Hukuk devleti olmanın gerekleri
Türkiye bir hukuk devleti olarak bütün yabancılara ayrım gözetmeksizin hukuku uygulamak zorundadır. Bu kuralların kimi kez uygulanıp kimi kez göz ardı edilmesi Türkiye Cumhuriyeti’ni kamuoyu önünde zor durumda bırakmaktadır. Suriyeliler geçici koruma statüsünde olmasına karşın çıkarılan yönetmeliklerle çalışma ve sosyal haklar kazanmışlardır. Ancak bu durum Türkiye’de kalıcı olmalarının altyapısı olarak değerlendirilemez. AB ile yapılan Geri Kabul Anlaşması ile Türkiye üzerinden Avrupa’ya giden yasa dışı göçmenler Türkiye’ye iade edilecektir. Bir başka anlatımla mülteci ve göçmen sorununda Türkiye AB’yi korumakta ve duvar görevi üstlenmektedir. Öte  yandan Türkiye, hiçbir gelişmiş ülkenin yapmadığı biçimde, 5 milyondan çok sığınmacıya ülkesinde güvenlik ve aş sağlamaktadır. Demografik yapıyı kökten değiştiren, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara neden olan bu sorunda hukukun uygulanması, ırkçılık ya da faşizm olarak değerlendirilemez. Sorunun Almanya’ya işçi olarak, Almanya’nın davetiyle denetimli sayılarla giden ve Alman ekonomisine büyük katkı yapan Türk işçilerle ilişkilendirilerek konuşulması da olanaklı değildir.

Olayın sosyolojik boyutu

Geçici koruma statüsü kaldırıldığında Türkiye’de ikamet etmek isteyenler için öbür yabancılara uygulanan hukuksal rejimin uygulanması veya genel T.C. vatandaşlığına alınma koşullarına göre vatandaşlığın verilmesi söz konusu olabilir. Ancak istisnai (AS: ayrıksı) vatandaşlığa alınma yöntemiyle

  • Türkiye’nin değerler sistemini kabul etmeyen bir Suriyelinin vatandaşlığa alınması mümkün değildir.
  • Türkiye’nin değerler sisteminin laiklik ve kadın-erkek eşitliği noktasında temsil edildiğini vurgulamak gerekir.

– Şiddet eylemlerine katılmış,
– laik hukuk düzenini kabul etmeyen,
– çokeşliliği kimliğinin bir parçası olarak gören

Suriyelilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alınmaları hukukça olanaklı olmadığı gibi, siyasal nedenlerle bu yola gidilmesi çok ciddi sosyolojik sorunlara yol açacaktır.

Duygusal tavırları ve AB çıkarlarını korumayı bir kenara bırakarak, hukukun istisnasız uygulanması gerekmektedir.