Fahrettin katsayısından sonra ‘vaka/hasta’ olayı: Verileri gizlemek neye yarar?

Fahrettin katsayısından sonra ‘vaka/hasta’ olayı: Verileri gizlemek neye yarar?

Ortaya çıkan bu durumun bir boyutu politik:

  • Siyasal iktidar ülkeye ilişkin gerçekleri dünyadan ve kendi yurttaşlarından gizliyor.

Bir başka boyutuysa doğrudan tıp alanında çalışanları ilgilendiriyor: Yanlış verilerle salgın ne kadar sağlıklı yönetilebilir? Salgının yayılmasını doğru ölçmeyen bir sağlık yönetimi ona nasıl engel olabilir. Nitekim görüşüne başvurduğumuz Türk Toraks Derneği Etik Kurul ve Genel Merkez Danışma Komitesi üyesi, Solunum Sistemi Enfeksiyonları Çalışma Grubu Yürütme Kurulu üyesi Profesör Doktor Abdullah Sayıner, Bakanın son açıklamasının sağlık çalışanlarında büyük bir karamsarlık yarattığını düşünüyor. Bir bakıma Covid-19 mücadelesinin ön cephesinde olan bu insanlar toplumdan ve kendilerinden gizlenen, çarpıtılan verilerin varlığını yaşamsal bir tehdit olarak da görüyorlar.

Sayıner’e, açıklamada söylenen değişikliğin Bakanlığın sahadaki uygulamalarında da olumsuz sonuçlarının olup olmadığını, “vaka sayılarını değil hasta sayılarını açıklıyoruz” denilmesinin salgının yayılması konusunda takibi bırakmak anlamına gelip gelmediğini sorduk. Sayıner bu sorumuzu şöyle yanıtladı:

“Salgının takibinin bırakıldığını düşünmüyorum. Bakanlığın filyasyon ekipleri büyük bir özveriyle yoğun çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu nedenle, Bakanlığın elinde bütün bilgilerin olduğunu düşünüyorum. Yani aslında vaka sayısını açıklamıyorlar ama kendileri biliyorlar. Ellerinde var. PCR testi pozitif çıkanlar filyasyona dahil ediliyorlar. Sağlık durumları takip ediliyor, karantinada kalmaları isteniyor, temaslı listeleri onlardan alınıyor. Bakanın açıkladığı sayılarda yer almıyorlar ama diğer hastalarla ilgili yapılan her şey onlarla ilgili olarak da yapılıyor. Bizi temel olarak kaygılandıran, bu filyasyon verilerinin düzenli analizinin yapılmaması, yapılıyorsa da, bu analizlerin sonuçlarının duyurulmaması, salgın yönetimine yansımaması. Oysa, bu verilerin analiziyle, örneğin çocukların ne kadar kolay ya da zor enfekte olduğunu, enfekte olurlarsa , virusu okuldaki arkadaşlarına ya da aile bireylerine ne oranda geçirdiklerini öğrenebiliriz. Benzer şekilde, 65 yaş üstünün ne kadar kolay (ya da zor) enfekte olduğunu, onlara getirilen kısıtlamaların enfeksiyonun yayılmasını ne kadar etkilediğini değerlendirebiliriz. Ya da, virus bulaşının hangi ortamlarda kabaca ne oranda gerçekleştiğine (okullar, düğünler, mitingler, camiler, lokantalar, açık hava pazaryerleri vb.) ilişkin bilgiler edinebiliriz ve tüm bu bilgilere dayanarak gelecek dönem için planlamalar yapabiliriz.

Turkuaz tablonun içeriğinin sürekli değişmesi ve bu değişiklikler ile ilgili mantıklı bir açıklama yapılmaması bizi düşündürüyor ve güven sarsılmasına neden oluyor. Sonunda, zaman zaman bu sayıların gerçeği hiç yansıtmadığını gösteren bulgular ortaya çıkıyor ve bu, kanımca, ülke adına da çok üzücü, rahatsız edici oluyor. .”

Genel bir değerlendirme yapmak için ‘hasta sayısının’ daha önemli olduğu, ‘vaka sayısının’ bu açıdan yanıltıcı olabileceğini düşünüyor olabilir mi bakan? Ya da “vaka sayısı değil hasta sayısı önemli” derken haklı olabilir mi?

Bakanlığın elinde her iki veri de var. Böyle düşünüyorlarsa hem vaka sayısını, hem hasta sayısını açıklayabilirler. Yani PCR pozitif olup da belirtileri göstermeyenlerin sayısını sadece bizden gizlemiş oluyorlar. Bu sayıyı açıklayarak “ama biz hasta sayısına bakıyoruz” demelerinin önünde bir engel yok.

Bu konuda oran nedir? Yani vaka olarak tespit edilmiş ama “hasta” olmayanların sayısı.

Bunu Bakanlık biliyor, biz bilemiyoruz.

Gözlediğiniz bir istatistik veri yok mu?

Tüm dünya üzerinde değişiyor bu. %20 ile 80 arasında.

Yani PCR pozitif olan, Covid-19 bulaşmış ve taşıyıcı olan ama belirtileri göstermeyen Covid’lilerin tüm hastalara oranı %20 ile 80 arasında değişiyor mu?

Evet. Şimdiye dek yayınlanan raporlara bakarsanız kabaca böyle.

Bakanlığın açıkladığı sayılarda bu kriter değişikliğini tamamen politik nedenlerle yaptığı konusunda bir görüş var. Turizm sektörünün talepleri, AB ile seyahat izinleri konusunda yaşanan pazarlıklar. Ama bunun ötesinde salgın yönetiminin toplumsal boyutuyla ilgili bir şeyler de olamaz mı? Yani panik yaratmamak için böyle bir yola gitmiş olabilirler mi? Bu salgın yönetimi açısından kabul edilebilir olur mu?

Tersine. Eğer vaka sayılarıyla hasta sayıları arasında büyük bir fark varsa, bu sayıların açıklanması insanlara moral de verebilir! Yani hastalık şu kadar insana bulaşmış ama bunların sadece şu kadarı hastalığı belirtilerle geçirmiş demenin moral bozucu bir tarafı niye olsun? Diğer yandan, sorunun tüm boyutlarıyla bilinmesi; örneğin, toplumdaki bulaştırıcı özelliği olan gerçek insan sayısının bilinmesi, muhtemelen, tüm bireylerin de daha dikkatli davranmasını sağlayacaktır. Sorunu küçülttüğünüz ölçüde, toplum önlemlerin de o oranda gereksiz olduğunu düşünmeye başlıyor.
* * *
Tartışılan konunun bir tarafı salgın yönetiminin siyasal irade tarafında duranların halktan gerçek sayıları gizlemesiyle ilgili ama sayılar sağlıkçılardan hatta bu konuda akademik araştırmalar yapanlardan da gizleniyor. Hatta mesele bununla da kalmıyor. Bakanlık, sadece kendi elinde biriken verileri gizlemekle kalmıyor, veri oluşturmaya, toplamaya ya da birleştirmeye dönük çalışmalara da engel oluyor. Nitekim Türk Toraks Derneği, önceki aylarda yapmak istediği bir araştırmanın engellendiğini duyurmuştu. Buna göre dernek çalışmaya katılacak hastanelerin hastaları ve  tedavi süreçleri hakkında veri girecekleri bir ortak veritabanı oluşturacak, bu topladığı veriler Covid-19 tedavisiyle ilgili çalışmalara, akademik ürünlere dönüşecekti.

Daha önce yaptığımız görüşmelerde Profesör Sayıner bu tür çalışmaların daha önce mesleki/akademik içeriğiyle sorgulanarak etik kurullardan geçerek başladığını, son salgında Bakanlık onayı olmadan, yani siyasal otoritenin onayı alınmadan yapılamaz hale geldiğini anlatmıştı.

Kuşkular artıyor! Bakanlık toplam 1083 dedi, salt “Ankara’da 1400 olgu var!”

Kuşkular artıyor! Bakanlık toplam 1083 dedi, salt “Ankara’da 1400 olgu var!”

İYİ Parti Milletvekili Dr. Aylin Cesur, Sağlık Bakanlığı‘nın açıkladığı verilerin gerçekleri yansıtmadığını ifade ederek Ankara’da günlük vaka sayısının 1400’ün üzerinde olduğunu söyledi. Cesur, Bilim Kurulu üyelerinin de uyarıları nedeniyle TV kanallarına açıklama yapmasının engellendiğini dile getirdi.

İYİ Parti Isparta Milletvekili Dr. Aylin Cesur, son zamanlarda artan koronavirüs verilerindeki kuşkuları bir kez daha kamuoyuyla paylaşarak tepki gösterdi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ‘Endişeliyiz’ açıklamalarına da değinen İYİ Parti’li Cesur, “Biz 8 aydan beri endişeliyiz, Bakan Bey geç kalmış” dedi.

“HEP GEÇ KALARAK…”

Hükümetin Covid-19’a müdahale aşamasında geç kaldığını ifade eden Aylin Cesur,

  • “Bir de, hükümetler endişe duymaz, çözüm üretir. Covid-19 işinde hep geç kalarak hareket ettiğimiz için halen 1. dalgada boğulan az sayıda ülkeden biriyiz..”
    sözleriyle izlenen politkaları eleştirdi.

“YALNIZCA ANKARA’DA 1450 GÜNLÜK VAKA”

Açıklanan resmi verilerin inandırıcı olmadığını ifade eden İYİ Parti Milletvekili Cesur, “Resmi Covid-19 ölü 5700’lerde, vaka: 233 binlerde, günlük vaka 1000’lerde açıklanıyor. Sağlık Bakanı endişelenmekte haklı; sadece Ankara’da dünkü vaka sayısı 1450’ymiş çünkü. Asıl doktorlar endişeli ve bize ulaşıp bilgi veriyorlar. Daha ne kadar saklanırdı ki; ucunda ölüm var” diyerek Sağlık Bakanlığı’na tepki gösterdi.

BİLİM KURULU ÜYELERİNE SESLENDİ

Bilim Kurulu üyelerinin yaptıkları uyarılar neticesinden TV kanallarında açıklama yapmalarının engellendiğini de vurgulayan Dr. Aylin Cesur, şu soruları yöneltti:

“Değerli Bilim Kurulu üyeleri: Sadece Ankara’da dünkü vaka 1400’ün üstünde midir? Her gün TV’lerdeki bilim kurulu üyeleri, gerçekte sayılar en az 3 kat fazla olduğu için mi artık TV’lerde değiller? Temaslılara bile test yapılmama talimatı ne tür bir normalleşmedir?”

Ankara Tabip Odası Yeniden Açılma (“Normalleşme” Haziran-Temmuz 2020) Süreci Değerlendirme ve Anket Analizi Sonuçları

Ankara Tabip Odası Yeniden Açılma (“Normalleşme” Haziran-Temmuz 2020) Süreci Değerlendirme ve Anket Analizi Sonuçları

Ankara Tabip Odası Yeniden Açılma (“Normalleşme” Haziran-Temmuz 2020) Süreci Değerlendirme ve Anket Analizi SonuçlarıCOVID-19 pandemisi sürerken ve salgın tam olarak denetim altına alınmadan 1 Haziran’da başlatılan yeniden açılma süreci ardından Haziran ortasında başlayan Türkiye genelindeki vaka artışları Temmuz ayı boyunca da sürerek bu gün bulunduğumuz vahim noktaya kadar geldi. 1-7 Haziran 2020 tarihlerinde, “yeni normal dönem”in ilk haftasında, günlük doğrulanmış yeni hasta sayısı ortalama 884 iken, 20-26 Temmuz 2020 arasında 923’e yükselmiştir. Benzer biçimde 1-7 Haziran 2020 tarihlerinde yapılan on bin PCR testi başına 207 yeni hasta belirlenirken, bu sayı 20-26 Temmuz 2020 haftasında %36 bir artışla on bin PCR testi başına 282 yeni hastaya yükselmiştir. Bu süreçte en çok vaka artışının yaşandığı iller arasında Ankara; Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca‘nın da basın açıklamalarında dikkat çektiği gibi sürekli olarak ilk 5 il arasında yer aldı.

Sahada aktif çalışan sağlık emekçilerinden (filyasyon ekibinde görevli, poliklinik hizmeti veren ve yoğun bakımda görevli sağlık çalışanlarına kadar) aldığımız bilgiler doğrultusunda Ankara’da günlük pozitif Covid-19 vaka sayısının bine yaklaştığını belirtmek istiyoruz. Son günlerde vaka sayısındaki artışla birlikte Ankara’da salt COVID-19 hastalarına sağlık hizmeti sunan pandemi hastanelerin servis ve yoğun bakım üniteleri %100 doluluk oranlarıyla hizmet vermektedir. Pandemi hastaneleri dışındaki kamu sağlık kuruluşlarının yoğun bakımlarında da ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

Özellikle pandemi hastanelerinde anlık olarak değişmekle birlikte doluluktan dolayı servis ve yoğun bakım birimleri COVID-19 hastası kabul edemez hale gelmiştir. Klinik olarak semptomu olan ve akciğer tomografisinde yaygın pnömonik infiltrasyonu bulunan hastalara yer bulunmamaktadır. Yoğun bakım ünitesinde yatması gereken hastalar acil servislerde sedyeler üzerinde takip edilmektedir. Bu hastanelere başvuran hastalar zaman zaman diğer hastanelere yönlendirilirken, pandemi dışındaki hastaneler,  normal sağlık hizmeti sunan sağlık kuruluşlarında da yer bulunamayınca hastalar evlerine gönderilmektedir. Yeniden açılma döneminde yani 1 Haziran’dan bu yana normal sağlık hizmeti sunumu için planlanan ve pandemi hastanesi olmayan birçok hastane vaka sayılarındaki artış nedeniyle COVID-19 hastası dışında hastaya hizmet verememektedir.

Pandemi hastanelerinde salgının en yoğun olduğu Nisan Mayıs aylarında bile her odaya 1 (+) hasta kabul edilirken, şimdilerde bu odalara 2^’şer hasta yatırılmaktadır. Ankara’da kamu özel işbirliği ile işletilen bir hastane de COVID-19 hastalarının kabul edildiği her biri yoğun bakım biriminin hasta kapasitesi normal koşullarda 16 iken, 8’er hasta eklenmiş, 16 hasta kapasiteli yoğun bakım birimlerinde 24 hastaya hizmet verilmeye başlanmıştır.

Öte yandan sadece COVID-19 hastası kabul etmesi gereken pandemi hastaneleri sağlık kurulu hizmetine de açılarak günlük 100’ün üzerinde Sağlık Kurulu hastasına hizmet verilmeye başlanmıştır. Yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan hastaların, COVID-19 hastalarıyla aynı ortamda sağlık hizmeti almaları büyük bir risk oluşturmaktadır.

Söz konusu yoğunluk, pandemi hastanelerinde fiziksel mesafe ve hijyen önlemlerinin de geri plana itilmesine ve uzayan kuyruklarda bulaş riskinin çok fazla artmasına neden olmuştur.

Yeniden açılma döneminde yaşanan vaka artışları ve hükümetin saydamlıktan uzak politikaları sağlık personeli üzerinde tedirginlik, kaygı artışı, tükenmeye dek varan etkilere yol açmıştır. Pandemi sürecinde 51 sağlık çalışanı, 1 Haziran’dan bu yana ise 8 sağlık çalışanı daha yaşamını yimirş olup, sağlık çalışanları enfekte olmaya devam etmektedir. Ne yazık ki gelinen noktada salgın denetimsiz bir biçimde, gayri ciddi ve bilimsel veriler dışındaki yönetsel kararlarla bastırılmaya çalışılırken, tüm sorumluluk bireylere yüklenmektedir.

Sonuç olarak; salgın döneminde ancak bulaş kaynağına ulaşarak, karantina ve izolasyon sağlanarak bulaş engellenebilir. Temel koruyucu sağlık hizmetinin; epidemiyoloji bilimine uygun yapılmadığı ve hastaların tedavi kurumlarında karşılandığı durumlarda sağlık kuruluşları yetersiz kalabilir ve toplum ve elbette sağlık çalışanları ağır bedeller ödemeyle karşı karşıya kalabilir.

Ankara Tabip Odası olarak anket sonuçlarını açıklarken amacımız sağlık çalışanlarının yeniden açılma dönemine ilişkin görüşlerini alarak durum tespiti yapmak ve sorunların çözümü konusunda sağlık yöneticileri ile iletişime geçerek sağlık çalışanlarının fiziksel, ruhsal, sosyal yönden sağlıklı kalmalarına katkıda bulunabilmektir.

Yasal Meslek örgütü olmanın sorumluluğuyla; sağlık çalışanlarına düzenli tarama testi, çalışma koşullarının pandemiye uygun düzenlenmesi, eksiksiz kişisel koruyucu sağlanması.. başlıca istemlerimizdir.

Sürecin izleyicisi olmaya devam edeceğiz.

Yeniden Açılma Süreci Anket Analizini incelemek için tıklayınız.

Ankara Tabip Odası

Hızlı normalleşmenin faturası 1-2 haftaya kadar ortaya çıkar

Hızlı normalleşmenin faturası 1-2 haftaya kadar ortaya çıkar

Havaların da ısınmasıyla birlikte İstanbul sahilleri eski kalabalık günlerine döndü, kısıtlamasız ilk pazar günü koronavirüs açısından iyi görüntüler vermedi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, görüntülere Twitter’dan tepki gösterdi: “Çok fazla normalleşmeyelim”..

Sibel Bahçetepe, 08 Haziran 2020, Cumhuriyet

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 5 Haziran’da maske takılmasına ilişkin yeni bir rehber yayımladığını anımsatarak

DSÖ’nün bu rehberi güncelleme amaçları içinde virüsün hastalık yapma yeteneğinin azalmadığı ve yeniden açılmalar sonrasında daha 1. dalgalar bitmeden yeni dalgalanmalar yaşanabileceğini belirtmek var. Önümüzdeki günlerde bir 2. dalga yaşanma ihtimalinin vurgulandığı görülüyor. DSÖ, açık havada yürürken bile eğer birileriyle karşılaşma olasılığımız varsa maske takın diye uyarmaya başladı.” dedi.

Rusya, Brezilya, Meksika’da ciddi olgu artışlarının olduğuna dikkat çeken Pala,

“Türkiye’de sanki sorun çözülmüş gibi davranılması birden hasta sayılarında artış, ölüm sayılarındaki azalmaların duraksaması ya da artması biçiminde karşımıza çıkabilir.

Yurttaşların önlemleri elden bırakmamalarında fayda var.

Kimin hastalık geçirip bağışık olduğunu ya da kimin hastalık geçirmekte olduğunu bilmiyoruz, herkes potansiyel bir hastalık bulaştırıcı olabilir.

Önlemleri ciddiyetle sürdürmemiz gerekir. Türkiye’de henüz salgın bitmedi.” diye konuştu.

65 YAŞ NASIL ENFEKTE OLDU?

Hızlı normalleşmenin etkilerini ufak kıpırdanmalarla perşembe gününden başlayarak görmeye başlandığını anlatan Pala,

Yavaş yavaş artışlar başladı. Özellikle son 3 gündür Türkiye’nin farklı yerlerinde karantina önlemleri geliyor. Bir yandan vaka sayısı 700’e kadar düşmüşken sonra tekrar 900’e kadar çıkış oldu. Önümüzdeki hafta içinde 1 Haziran’daki açılmaların etkilerini daha yakından göreceğiz.” diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı’nın vakaların ve ölümlerin dağılımını açıklamadığını kaydeden Pala, şöyle devam etti: “Sağlık Bakanı toplam ölümlerinin %93’ünün 65 yaş üstü vatandaşlarımız olduğunu açıkladı. DSÖ Avrupa bölgesinde ise tüm ölümlerin %94’ünün 60 yaş ve üzeri kişiler olduğu biliniyor.

Bizde 65 yaş ve üstü nüfus DSÖ Avrupa bölgesindeki öbür ülkelerden daha düşük ama ölüm oranları benzer. İkincisi biz o ülkelerde uygulanmayan 65 yaş üzeri kesimi daha çok evlerinde bırakan bir tecrit uygulaması yaptık. Bütün bunlara karşın ölümlerdeki benzerliği tartışmak gerekir. Bu durumda ülkemizde 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımızın uzun süreli tecrit edilmesinin
Covid-19 ölümlerini nasıl etkilediğinin bilimsel verilere dayalı olarak açıklanması gerekir.”

TORUNLARI BULAŞTIRIYOR

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise maske takılmaması ve
sosyal mesafe kurallarına uyulmamasının sonuçlarının 1-2 hafta içinde görülebileceğini söyledi.

65 yaş üstü aylardır evlerinde, sokağa çıkmıyor ancak virüse yakalanıyor. 65 yaş üzeri insanlar virüsü nereden alıyorlar, bu insanların çoğu yalnız yaşamıyorlar, dışarıdan gelen genç çocuğu ve torunu ile yaşıyorlar, genelde aile içi bulaş oluyor.” değerlendirmesini yaptı.

Katsayı bilmecesi

Katsayı bilmecesi

Sağlık Bakanı’na göre ülkedeki bulaştırıcılık katsayısı 1,56. Ancak ülkedeki vaka sayısı ile virüsün yayılma hızı değeri birbirine uymuyor. Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kara, ülkede R0 değerinin 1’in altında olduğunu söyledi. Prof. Dr. Saltık ise şeffaf yürütülmeyen süreç nedeniyle çelişkili verilerin ortada dolaştığına dikkat çekti

UĞUR ŞAHİN / BİRGÜN
https://www.birgun.net/haber/katsayi-bilmecesi-301290, 18 Mayıs 202018 Mayıs 2020

Sağlık Bakanlığı’nca açıklanan koronavirüsün yayılma hızı verileri ile günlük hasta sayısına dair veriler birbirini tutmaması endişe yaratıyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamaya göre ülkedeki R0 değeri (bulaştırma katsayısı) 1,56. Uzmanlara göre en basit haliyle bir kişinin virüsü bulaştıracağı kişi sayısını gösteren R0 değerinin 1’in üzerinde olması tehlikelinin sürdüğünün işareti.

Peki, Türkiye’nin gerçekte R0 değeri kaç? Bu soruya yanıt aramak için Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Saltık ile görüştük. Prof. Dr. Kara’ya göre güncel R0 değeri 0,8 dolaylarında. Prof. Dr. Saltık ise R0 değerinin 0,8 olarak Türkiye’ye genellenemeyeceği görüşünde.

DIŞARI ÇIKILDIĞINDA VERİLER DEĞİŞİYOR

Prof. Dr. Kara’ya göre ülke virüsün denetiminde ‘başarılı’ bir noktada. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Kara, şöyle dedi: “Yeni tanı konulan vaka sayısında azalma var. Bu azalmada ara ara küçük oynamalar oluyor mu? Oluyor. Hafta sonunun getirdiği sıkılıkla dışarıya çıkıldığında küçük bir oynamaya neden oluyor. Şuna uyulması gerek: Kalabalık bir ortama giriyorsanız maske takılması gerek. Olmazsa olmazımız da mesafe…”

‘GÜNCEL R0 0,8 DOLAYINDA’

Prof. Dr. Kara, ülkedeki R0 değerinin 1’in altında olduğu görüşünde. Prof. Dr. Kara, bunu şöyle açıkladı: “R0’ı hesaplamak için birkaç tane paradigma var. Gerçek R0’ı hesaplamak istiyorsak; yeni bir virüs olması gerek, bunun toplum içinde bilinmiyor olması gerekiyor ve kimseye karşı da önlem alınmaması lazım. O zaman tam R0 sıfır değeri hesaplanabilir. Bizim hesapladığımız R0 değeri o anda virüsün kaç kişiye bulaştığını gösteren, bir miktar da hata payı olan değer… Çünkü biz ‘1 metre kuralı ve maske kuralı’ diyoruz. O nedenle bizim hesapladığımız değerler müdahaleli değerler… R0 değeri vaka sayısı azalmaya başladıysa şu anlama geliyor: Virüs 1 kişiden, 1’den daha az kişiye buluşuyor ki; vaka sayısı azalıyor demektedir. Eğer 1’den daha çok kişiye bulaşsaydı, vaka sayısının hâlâ artıyor olması gerekirdi. Türkiye’de genel olarak bakarsak, R0 hesaplarken 7 ile 10 gün bakmak gerek. 14 günlük dönem içinde bakarsak, Türkiye’nin ortalama R0’ı, 1’in altında. Biz 10 günden fazla süredir vaka sayımızı azaltıyoruz. Bir ara vaka sayısında bin 100’e inmiştik, sonra bin 800 oldu. İşte o 2-3 güne bakarsan da değer 1,56… Aslında değerlerde hata yok ancak baktığın döneme göre değişiyor. Bugün için R0 kaç diye sorarsan, 1’in altında olduğunu söyleyebiliriz. Herhalde 0,8’ler dolayındadır. Ancak vakanın bin 800 olduğu döneme bakarsan da 1,56 gibi orana ulaşırsın.”

BİLGİLENDİRME OLMAYINCA ÇELİŞKİLİ VERİLER AÇIĞA ÇIKTI

Prof. Dr. Ahmet Saltık ise sürecin hâlâ saydam yönetilmediğine dikkat çekti. Prof. Saltık, “Baştan beri saydam bir yönetim sağlanmadı; bir güven bunalımı doğdu” dedi ve ekledi: “Bilim Kurulu’nun kararları kamuoyuna açıklanmadı, ciddi soru işaretleri oluştu. Halka doğru bilgilendirme sağlanmayınca çelişkili veriler ortada dolaşmaya başladı. Bu tablo bizi bu sıkıntıya sürükledi.”

‘NORMALLEŞME’ ADIMLARI İLE VERİLER UYUMLU DEĞİL

Prof. Saltık, ‘normalleşme’ adımlarının Bakan Koca’nın açıkladığı R0 değeriyle uyumsuz olarak atıldığının altını çizdi. Prof. Saltık, şunları dile getirdi:

“Bakan, 1,56 olarak açıkladı ama öte yandan 1,56 R0 değeriyle yani bulaştırıcılık katsayısı ile uyumlu olmayan biçimde de ‘normale dönüş’ ya da gevşeme girişimleri başlatıldı. Gevşeme girişimlerinin ölçüsü R0 1,56 dikkate alındığında, gerçekten aşırıydı. Somut örnek vermek gerekirse Almanya biz 1,56 açıkladıktan birkaç gün önce, R0’ı 0,5’lere dek indirmişti. Birazcık gevşediler, R0 0,9’lara koşuyor, derhal önlemleri artırdılar. Biz 1,56’dayken bunu yaptık, bunun bedeli tabii ki çok ağır oluyor.

  • Daha çok hastalık ve daha çok ölüm oluyor.

‘Ekonomiyi kurtaralım’ derken ödediğimiz bedel çok daha büyük. Bu denli anormal gevşemeseydik salgın eğrisini daha hızlı ve kısa sürede kapatma şansımız olabilirdi,
bu şansı yitirdik. 2’nci dalga için ciddi endişemiz var; yaz geldi, halk, ‘salgını hallettik’ psikolojisine sokuldu. Bunlar maalesef 2’nci dalgayı uyarabilecek risk etmenleri taşıyor.

  • Salgın, epidemiyolojik, bilimsel ilkelere dayalı değil, anonim şirket mantığıyla yönetilmeye çalışılıyor, Bilim Kurulu anlamsızlaşıyor.

Temel sorun demokrasimizin felç, hatta yok edilmiş olmasında ve bunun bedeli de sermayenin çıkarlarına halkın yaşam hakkını gözünü kırpmadan feda etmek oluyor. Türkiye’nin trajedisi budur ve bu tablo anlaşılmadan çözüm de yoktur.”

SAYININ TÜRKİYE’YE GENELLENEBİLECEĞİNİ SANMIYORUM 

Prof. Dr. Ahmet Saltık, ülkenin R0 değeri için şunları kaydetti:

“Türkiye için İstanbul çok özel oldu, Wuhan benzetmesi yapıldı, doğrudur. Wuhan’ın nüfusu 11 milyon, İstanbul’un 16 milyon… Bir bilim kurulu üyesi arkadaşımız, ‘İstanbul’da bağışıklık oranı % 40’lara ulaştı’ dedi. Bu, 16 milyonun 6,4 milyonuna koronavirüsün bulaştığı anlamına gelir. Üstelik bu bir hafta kadar önceydi, yani kabaca % 50’sine vardı dersek, İstanbul’da 7-8 milyona yakın bir insanda toplum bağışıklığı oluştu. Bu bir bakıma sevindirici, olanaklı olan en az hastalık ve ölümle toplum bağışıklığı artabiliyorsa ne ala. Ancak yanılgı şurada: İstanbul’daki değeler, oradaki yangının çok hızlı seyretmesi nedeniyle kısa sürede yükseldi. Bunu Türkiye’ye genelleme şansımız yok. Ülkenin R0’ını hesaplarken, İstanbul’un ciddi ağırlığı var ama İstanbul’da salgın büyük ölçüde yaşandı, bitmeye yakın diyelim.. Fakat ülkenin geneli için bu geçerli değil. O bakımdan 0,8 R0 belki İstanbul’un ciddi ağırlığıyla yakalanmış olması beklenen bir sayı olabilir ama Türkiye’ye genellenebileceğini sanmıyorum.”

AVM’LERE GİDİLMEMELİ

“Önümüzdeki günlerde sağlık turizminin, genel turizmin açılması planlanıyor, ciddi endişelerimiz var” diyen Prof. Saltık, sözlerini yurttaşlara uyarılarda bulunarak sonlandırdı:

“Halkı karamsarlığa itmek istemeyiz ama yersiz cesarete de kapılmasınlar. Siyasal iktidar bu salgını iyi yönetemiyor;

  • Yaptıkları ve söyledikleri arasında ciddi çelişkiler var.
  • Ölüm rakamları konusunda bile halka yeterince dürüst ve saydam davranmadılar.
  • Yurttaşlar kendi kişisel önlemlerini sürdürmeli, hele hele bayramda ziyaret yapılmasın. Yaşlılarımızın hastalanıp ölmesi riski çok ciddidir, onları seviyorsak,
    bu bayram uzaktan kucaklayacağız.
  • AVM ziyaretleri de lütfen yapılmasın, kalabalık yerlere girmekten 1 ay daha kaçınalım.”

Not                : 18 Mayıs 2020 günü BİRGÜN’de yer alan bu demecimizi, web sitemizdeki teknik sorunlar nedeniyle gecikerek paylaşıyoruz hoşgörü dileyerek… Dr. A. Saltık