Ankara’da Gölbaşı Ahiboz Köyünde Şarbon Hastalığı ve Karantina Uygulaması Ankara Tabip Odası Ön İnceleme Raporu

Ankara’da Gölbaşı Ahiboz Köyünde Şarbon Hastalığı ve Karantina Uygulaması Ankara Tabip Odası Ön İnceleme Raporu

Ankara Tabip Odası, 31/08/2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Ankara’nın Gölbaşı ilçesi, AHİBOZ  ile GÜLALAN KÖYÜ arasındaki KİPMAN firmasına ait alanda (alanın yarısında iş makinelerinin bulunduğu) yeni yapılan çiftlikte Brezilya’dan ithal edilen 3959 büyükbaş hayvan Kurban Bayramı için hazırlanırken; kontrol yapan veteriner hekimler ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri hayvanlarda şarbon hastalığı tespit ederek, bölgeyi karantinaya almışlardır. Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Vedat Bulut, Dr. Muharrem Baytemür ve Dr. Ercan Yavuz’dan oluşan heyetimiz bölgeye giderek inceleme yapmışlar ve yetkililerle görüşmüşlerdir.

Görüşmede yetkililerce “Hijazi Group aracılığıyla Brezilya’dan Et ve Süt Kurumu için ithal edilen 3959 adet büyükbaş kesimlik hayvan, Kurban Bayramı öncesinde Gölbaşı’nda Ahiboz’a 2, Günalan’a da 3 kilometre uzaklıkta bulunan bir tesise koyuldu. Hayvanlardan bazılarının ölmesinin ardından Gölbaşı Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından hayvanlarda şarbon hastalığı saptandı. Bunun üzerine işletme ve çevresinin önceki akşam karantinaya alınmasının ardından 60’a yakın hayvan itlaf edildi.” denilmiştir. Et ve Süt Kurumu’ndan dün yapılan açıklamada da “söz konusu etlerin piyasaya sürülmesi gibi bir durum söz konusu değildir.” denildi.

Karantinaya alınan tesise yaklaşık 3 km uzaklıkta bulunan Ahiboz ve Günalan mahallelerinde hayvancılıkla uğraşanlar, hayvanların koyulduğu tesisin yaklaşık 20 gün önce kurulduğunu ve şarbon hastalığını bayramın 2.  günü duyduklarını söylemişlerdir. Ankara merkeze 41 km uzakta Gölbaşı İlçesi Ahiboz mahallesinden Günalan mahallesine gidiş yolunda  kontrol noktaları oluşturulduğu, kontrol alanı çapının 3 km ve gözleme alanı çapının 7 km olarak tutulduğu öğrenilmiştir.

Bölgede yaptığımız incelemede, çiftlikte çalışan personelin ve Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin iş güvenliği önlemlerini aldıkları, kişisel koruyucu giysi giydikleri ve de 3M maske kullandıkları gözlenmiştir. Hayvanların izleme ve muayenelerinin yapıldığı, sağlam hayvanlara aşılama faaliyetlerinin yürütüldüğü görülmüştür. İlçe Tarım ve Orman Müdürü, İl Tarım ve Orman Md. Yardımcısı ve Koruma Şube Müdürü ile birlikte veteriner hekimlerin şarbon belirlendiği günden bu yana karantina başlattıkları ve ilgili mevzuat uyarınca önlemleri aldıkları anlaşılmaktadır.

Hayvanların toplama alanından 300 m uzaklıkta çalışma ortamı kurulduğu, hayvanlardan örnekler alınarak analizleri için gönderildiği görülmüştür. Bölgeye 100 ton kadar kireç getirildiği, şarbon hastalığı saptanan hayvanların gömülerek kireçlendiği anlaşılmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileriyle görüşmemizde yurt dışından ithal edilen hayvanların denetiminin 3 noktada gerçekleştiği, 1. noktanın gümrüklerde olduğu, hayvanların yurt dışından getirilişinde hastalığın kuluçka döneminde 1. incelemede anlaşılmazsa bile, hayvanların çiftlikte yeniden muayenelerinin yapıldığı ve hastalığın bu aşamada saptandığı ifade edilmiştir. Hayvanların kesim sonrası etlerinden alınan örneklerin yeniden PCR testlerine sokulduğu ve bu şekilde bir seri kesimde 2 hayvanda test sonucu pozitif olduğu için, karkas halindeki 10 hayvanın imha edildiği belirtilmiştir. Hayvanlarda kullanılan aşının Etlik-Ankara’da bulunan Tarım ve Orman Bakanlığı Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü’nden yeterli miktarda sağlandığı öğrenilmiştir. Çiftlikten hayvan satışının bulunmadığı ve şarbonlu ürünlerin piyasaya çıkarılmadığı ifade edilmiştir. Çiftliğin 300 m yukarısında bulunan ”Bu mahallede şarbon hastalığı var’’ levhası dışında başkaca uyarıcı yönlendirme levhaları ve kolluk güçleri denetim noktaları görülmemiştir.

Gözlemlerimizde Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin gerekli önlemleri aldıkları ve hayvanlarla doğrudan teması olan kişilerin koruyucu güvenlik önlemlerinin alındığı kanısına varılmıştır. Bu konuda yetkililerle görüşmelerin ve bölgede incelemelerin sürdürülmesine, konunun uzmanı olan meslektaşlarımız ve ilgili kurumlarla bağlantıya geçilerek, insan sağlığı yönünden çiftçilerde aşılamaların ve sağlık denetimlerinin yapılmasının sağlanmasına karar verilmiştir.

Bundan sonraki süreçte de toplum sağlığını koruma için; bu hayvanların ne denli karantinada kalacağını, sonlarının ne olacağının ve bu hayvanlarla birlikte ülkemizin öbür bölgelerine getirilen hastalıklı hayvan olup olmadığının izlemcisi olacağımızı belirtiriz.

Bu konuda uzmanlarına hazırlattığımız Şarbon hastalığı ve korunma yöntemleri broşürümüz basılarak bölgedeki çiftçilere ve aile hekimlerine Ankara Tabip Odası tarafından dağıtımı sağlanacaktır.
=============================================
Dostlar,

KURBAN BAYRAMI ARMAĞANI ŞARBON!

Öncelikle bu ön raporu hazırlayan ATO Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut, Dr. Muharrem Baytemür ve Dr. Ercan Yavuz meslektaşlarımıza çoook teşekkür borçluyuz.

Hemen bir toplantı yapılması ve toplumun bilgilendirilmesi amaçlı toplantı çağrısı yaptılar bizlere ancak çoğunluk tatil için Ankara dışında olduğundan, böyle bir toplantı yapılamadı.
İş başa düştü diyerek 3 kıdemli meslektaşımızın yerinde yaptığı inceleme değerlidir..

3 Eylül sonrası haftada böylesi bir bilimsel toplantının yapılabileceği ve gerekli raporların çıkacağı umudu içindeyiz. Biz de sorunu izliyor ve katkı vermeye çalışıyoruz. Sitemizde önceki gün, TTB (Türk Tabipleri Birliği) basın açıklamasını paylaştıktan sonra, yazının altında Şarbon hastalığı ile ilgili önemli noktaları bir Halk (Toplum) Sağlığı Uzmanı sorumluluk ve yetkisiyle yazmıştık :

TTB basın açıklamasının ve altında bizim eklediklerimizin bir kez daha özenle okunmasını dileriz.

Öte yandan, D . Bulut – Dr. Baytemür – Dr. Yavuz 3’lüsünün ön raporunda dikkat çeken noktalar ve bağlantılı çağrışımlarımız var :

  1. Ankara – Gölbaşı köylerinde kurulan bu tesis, yöre köylülerinin belirtmesi ile ”yeni” dir. Kurban Bayramı öncesi kurulduğu / kurdurulduğu anlaşılmaktadır.
  2. Yeni kurulan / kurdurulan grubun adı ”Hidjazi” dir, okunuşu ”Hicazi” olup, ”Hicaz” kodlaması ile özel bir iletisinin (mesajının) olup – olmadığını bilmiyoruz.
  3. ‘Hidjazi” grubunun, ESK adına yurt dışından kurbanlık hayvan dışalımına (ithaline) aracılık ettiği anlaşılmaktadır.
  4. Dört bine yakın büyükbaş kurbanlık hayvan Brezilya’dan, bu aracı ticaret şirketi eliyle ESK için ithal edilmiştir. Buradan da anlıyoruz ki, bir kamu kurumu olan ESK, bu dışalımı kendisi yapma gücünden yoksundur ve bu hizmeti ihale ile aracı şirketlere ücreti karşılığında gördürmektedir. Bu ihalenin yapılma koşulları, bedeller, Hidjazi adlı şirketin kaç günlük olduğu, ticari sicili, ortakları… açıklanırsa pek çok sorun aydınlatılabilir. Yoksa Şartname ticari sırdır denilip HALKIN SAĞLIĞI bir kez daha yandaş şirketlerin kârları uğrun feda edilecek midir?
  5. Türkiye’nin kurbanlık hayvan gereksinimini bile karşılayamadığı, dışarıdan et ve ürünleri satın aldığı bir kez daha kanıtlanmıştır.
  6. Olmadık konularda fetvalar üreten Diyanet, dış borç bunalımında inim inim inleyen ülkede, bu bayram kesim yapılmaması çağrısını neden yapmamıştır? Kişiler borçlanarak kurban kesemezken, ülkenin borçlanarak kurbanlık ithali için İslam’da bir çözüm üretilememiş midir? Öyle ya, İmam Gazali 1200’lü yıllarda İslamda İçtihat kapısını kapatarak İslami hükümleri dondurmuştu. Kendini yenileyemeyen İslam, Kuran – Allah – Cehennem – İman  gücüyle tabulaştırmayı ve çağın kendisine uymasını dayatmayı sürdürüyor.. Nereye dek, çok uzak değil herhalde..
  7. En çok 4 günde 4 milyon dolayında hayvan kesimi; insan – çevre – hayvan sağlığı açısından ciddi bir halk sağlığı riski hatta tehdididir. Gelişmiş ülkelerin bile böylesine ağır bir yükün altından kalkması hiiiç kolay değildir. Acaba; İslam dini, bilim böyle söylerken, gene de kulak tıkayarak, 3’lü tehdidin göze alınmasına izin vermekte midir; hangi kaynaklara dayanarak??
  8. Bir kez daha yazalım : Dünya Sağlık Örgütü, İnsan ve Hayvan sağlığını ayırmadan, TEK TIP – TEK SAĞLIK (Single Medicine – Single Health!) vurgusu yapmaktadır ancak Türkiye’de son adıyla, ”Gıda, Hayvancılık” sözcüklerinin bile adında bulunmadığı Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı sözde birlikte bu alandan sorumludur. Ancak ilgili 5179 sayılı yasa ile 663 sayılı KHK’de 2 Bakanlığın eşgüdüm – işbirliğine ilişkin açık – net düzenlemeler yoktur. AB ve ABD’de bu amaçla özerk bilimsel kurumlar oluşturulmuştur (sırasıyla EFSA ve FDA) ve başarılı biçimde süreç yönetimi sürdürülmektedir. Her 2 Bakan ayrı ayrı açıklama yapmaktadır. İlki, insanlarda ”deri lezyonları” görüldüğünü söyleyerek açıkça ”6 kişide ŞARBON tanısı konmuştur” demekten kaçınmakta; ikincisi ise Şarbon’un Türkiye’de önceden de varolduğuna sığınarak önceki yıllarda benzer olguların basında yer almadığından yakınarak kendini aklamaya çalışmaktadır. Şarbonu yaz(a)mayan Basın görevini mi yapmadı, iktidar tarafından sansürlendi mi!? Hazindir, traji-komiktir Tarım Orman Bakanının sözleri.
  9. Herrrrr bir şeyin başı Erdoğan’dan tık çıkmamaktadır.. Devr-i AKP’de müslüman Türk halkı, Kurban Bayramında, kurban görevini yerine getirirken Şarbon yakalanmaktadır. Hâşâ, Cenab-ı Allah da mı Batılıların safına geçmiş ve ”kötülük toplumuna dönüştüğü” söylenen Müslüman Türk Milletini cezalandırmaktadır!?
  10. Biz, bu Şarbon belasının da Batılı şer odaklarının bayrak ve ezanımıza saldırısı olarak Erdoğan tarafından halka açıklanmasını bekliyorduk ki; Tarım Orman bakanı olacak zat Dr. Pakdemirli, ciddi bir politik – stratejik hata yaparak, Şarbonun Türkiye’deki otlardan kaynaklandığını açıklama gafletinde bulundu.. Erdoğan’ın eli böğründe ya da ağzı açık kaldı korkarız.. Bakan / Sekreter Pakdemirli adına gerekli not alınmıştır Saray’daki üst Kabine tarafından sanırız..
    *****Bir dahaki bayrama kalmaz, bu da geçer inşallah ya hûûûûûû;..
    Hamdedin, dininizi ve kininizi sakın eksik etmeyin elhamdülüllah..
    Onların şarbonlu sığırları varsa bizim de Allahımız var..
    Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemimiz sayesinde
    bu mel’un saldırıyı da, 3 vakte kalmaz, süratle defedeceğiz inşaallah..

Sevgi ve saygı ile. 02 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Not : Konuya ilişkin doğru – bilimsel bilgiye erişim için Dünya Sağlık Örgütü‘nün ve CDC’nin aşağıdaki web siteleri erişimlerini tıklayınız..  Google, hiç de fena olmayan çeviri de yapıyor biliyorsunuz.

http://www.who.int/csr/resources/publications/anthrax/WHO_EMC_ZDI_98_6/en/
(Guidelines for the Surveillance and Control of Anthrax in Human and Animals)

https://www.cdc.gov/anthrax/basics/how-people-are-infected.html

 

 

Sağlıkçılar 14 Mart’ta İstemlerini Yineledi

Sağlıkçılar 14 Mart’ta İstemlerini Yineledi

14/03/2017, http://www.ato.org.tr/news/show/163 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır…)

Sağlıkçılar 14 Mart'ta Taleplerini Yineledi

Ankara’da her yıl düzenli olarak sürdürülen 14 Mart Resmi töreni Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Her yıl uygulanan program kapsamında dekanlar, öğretim üyeleri, hekimler, öğrenciler ve Ankara Tabip Odası yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla yapılan Anıtkabir ziyaretinin ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdulkadir Noyan Salonu’nda ülkenin sağlık ortamı ve eğitimin durumu üzerine konuşmalar yapıldı.

Törene; Ankara, Hacettepe, Gazi, Başkent, TOBB ETÜ, Yüksek İhtisas, Yıldırım Beyazıt Tıp fakültesi dekan ve dekan yardımcıları, Ankara Tabip Odası Başkanı
Dr. Vedat Bulut, ATO Genel Sekreteri Dr. Mine Önal, Yönetim Kurulu Üyeleri
Dr. Metin Baştuğ, Dr. Zafer Çelik, hekimler ve tıp fakültesi öğrencileri katıldı.

Törende sırasıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Dr. Şehsuvar Ertürk, ATO Başkanı Dr. Vedat Bulut, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. Dönem öğrencisi,
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlisi tarafından sağlık ortamını,
tıp eğitiminin son durumunu ve sorunlarını kapsayan konuşmalar yapıldı.

Dr. Vedat Bulut 14 Mart Tıp Bayramının kutlamadan ziyade Türkiye’deki sağlık politikalarının ve sağlık çalışanlarının sorunlarının masaya yatırıldığı bir hafta haline geldiğini belirterek “Geçmişimizin gururla andığımız izleri, yerini geleceğimizin endişesine bıraktı” dedi.

Dr. Vedat Bulut konuşmasında emekli hekimlerin sorunlarına, sağlıkta şiddete, kamudan ihraçlara, sağlıkta dönüşüm süreciyle yaşanan performans baskısına da değindi.

Resmi törenin ardından Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Türk Hemşireler Derneği üye ve yöneticileri Hacettepe Üniversitesi bahçesinde biraraya gelerek
sağlık emekçilerinin taleplerini dile getirmek için Sağlık Bakanlığı’na yürümek istedi.

Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının önlükleri ile Bakanlık önüne yürünmesi polisler tarafından engellendi. Sağlık emekçilerinin önlüklerini çıkarmadan yürüyüşe izin vermeyeceğini belirten polislere gerekçe sorulduğunda, “2911’e göre önlüklerinizle yürüyemezsiniz” yanıtının verilmesi tepki çekti. Uzun süren tartışmaların ardından önlüklerini çıkarmayı kabul etmeyeceklerini belirten meslek odası üye ve yöneticileri Hacettepe Üniversitesi bahçesinde basın açıklaması düzenledi.

Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Türk Hemşireler Derneği üye ve yöneticileri “14 Mart Tıp Bayramında
sağlıkta taşerona,
sağlıkta dönüşüme,
sağlıkta şiddete,
şehir hastanelerine,
piyasalaşan sağlık sistemine,
OHAL’e, KHK’lere, hukuksuz ihraçlara
Hayır diyoruz”
pankartı açtı.
Eylemde, “Sağlıkta Şiddet Sona Ersin”, “Yaşamak, Yaşatmak İstiyoruz” sloganları atıldı.

Ortak açıklamayı yapan Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Bulut,
14 Mart Tıp Bayramının kutlamadan ziyade bir anma haline dönüştüğünü söyledi.
OHAL sürecinde 2761 hekim ve 10 binin üzerinde sağlık çalışanının kamu görevinden çıkarıldığını belirten Bulut, “Adil ve demokratik yargılama usullerine uyulmadan
keyfi bir şekilde işlerine son verilen sağlık çalışanlarıyla sorunlarını tartışmak ve çözüm önerileri üretmeyi, meslek örgütlerimizin bu dönemdeki temel sorumluluğu olarak görüyoruz. Sağlık çalışanlarının görevlerine bir an önce kavuşabilmeleri, 14 Mart’a giderken öncelikli talebimizdir.” diye konuştu.
Bulut, “Hekimler kısa sürelerde çok sayıda hastaya bakmaya zorlanıyor, bu durum acilen düzeltilmelidir. Çalışma koşulları iyileştirilmeli, örgütlenme özgürlüğü, çalışma ortamının demokratikleştirilmesi, emekliliğe yansıyan güvenceli ücret ve mesleki gelişim hakkı, uluslararası normlara uygun olarak çalışma süreleri düzenlemelidir. ‘Hekim-Emekli Hekim Ücretleri’ ile ilgili önerilerimizi içeren çalışma koşullarımız iyileştirilmeli, ‘Fiili Hizmet Zammı Yasa Tasarısı’ ve sağlık çalışanlarının hakları verilmelidir” diyerek taleplerini sıraladı.​

Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Dr. Sinan Adıyaman da TTB’nin 1980 yılından beri 14 Mart’ı bir bayram olarak kutlamadığını belirtti. Sağlık alanındaki keyfiliğin, hoyratlığın ve despotluğun günbegün arttığına dikkat çeken Dr. Sinan Adıyaman dört talep sıraladı. Çalışma koşullarının iyileştirilmesini, emeklilikte insanca yaşanacak bir ücreti, sağlıkta şiddetin sona ermesini, yıpranma hakkını ve haksız ihraçlara son verilerek sağlık çalışanlarının görevlerine iade edilmelerini istediklerini kaydeden Dr. Adıyaman “Özlük haklarımızdan ve demokrasi isteğimizden asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden de konuşmasında “Uzun zamandır bizimle görüşmeyen Sağlık Bakanı’na kamuoyu aracılığıyla sorunlarımızı iletecektik, önlüklerimiz bahane edilerek engellendik. 14 yıldır sağlıkta dönüşüm adı altında biraz daha krize sürüklenen bir ortamda 14 Mart Tıp Haftasına girdik” sözlerini kaydetti.

Devrimci Sağlık İş adına konuşan Gürsel Kaya da “Bu ülkeyi yönetenler sağlıkta devrim yaptık diyor, biz halkımıza gerçekleri anlatmakla yükümlüyüz. 14 yılda yapılan bir devrim değil kaos”  dedi.

Basın açıklamasının tamamını okumak için tıklayınız.
====================================
Dostlar,

Biz de oradaydık Ankara Tabip Odası üyesi olarak.. (Sabah da Anıtkabir’de..)
Polis, “Ankara Tabip Odası”, “SES”, “DİSK”, “Türk Hemşireler Derneği”.. yazan yeleklerin ve pankartların yürümemize
engel olduğunu söyledi!?
Tüm çabalar iknaya yetmedi. 50-60 kişi kaldırımdan, slogan atmadan Sağlık Bakanlığı önüne yürüyecek ve orada basın açıklaması yapacaktık. Bunun için Valilikten ayrıca izin almamız gerektiğini söylüyordu çok öfkeli polis şefi.. Sesini yükseltiyor ve bağırarak azarlıyordu adeta bizleri. Kendisiyle konuşan hekimlere “sen” diye hitap ediyordu.
Hiç ama hiç nezaketli olma yükümü duyumsamıyordu.
Bizim sayımızdan çok polis vardı. Ne çok korkuyorlardı..
Kimi polisler boş boş bakıyordu, her şeye yabancılaşmış gibiydiler..
Kimilerinin gözlerinde açık ve bol kin – nefret – öfke ve kızgınlık okunuyordu..
Şırnak İdil’de IŞİD militanlarının devlete meydan okuyan yürüyüşlerini seyreden polis, Ankara’da 50-60 sağlıkçıyı yürütmüyordu.. Geçen yıl yürümüştük oysa,
AKP çemberi daraltıyor her geçen gün.. OHAL bahane – FAŞİZM ŞAHANE!

IŞİD İdil'de yürüdü ile ilgili görsel sonucu

FAŞİZMİ BİR KEZ DAHA DÜN ANKARA’DA GÖRDÜK..

Yazıklar olsun ülkemizi hukuksuz – demokrasisiz bırakanlara ve
onlara bilerek – bilmeyerek alet olanlara..

Sevgi, saygı ve kaygı ama UMUT ile.
15 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ŞEHİR HASTANELERİ SEMPOZYUMU

ŞEHİR HASTANELERİ SEMPOZYUMU

ŞEHİR HASTANELERİ SEMPOZYUMU

Bilkent ve Etlik Şehir Hastaneleri Vesilesiyle, 11 Mart 2017 – Ankara

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Ankara Tabip Odası,13 Ocak 2016’da “Mimarlar ve Doktorlar Entegre Sağlık Kampüslerini Masaya Yatırıyorlar-
Sağlıkta Dönüşüm / Entegre Sağlık Kampüsleri Tartışmaları
 -1”
başlığında bir araya gelerek şehir hastaneleri hakkında bilgi paylaşmışlardı.
Toplantıda kamu özel ortaklığıyla yapılacak bu hastanelerin kente, sağlığa, halka,
sağlık emekçilerine ve ülke ekonomisine etkilerini değerlendirmişlerdi.

Sağlıkta dönüşümün, hukukla, iktisatla, finansmanla, kentle, yaşamla, sağlık çalışanlarına ve sağlık hizmeti alacaklara etkilerini bütünlüklü olarak ele almak gerektiği açık. Bilgi alışverişi ve tartışmaya devam etme kararı verildi. Ankara’da yapılacak ve “dünyanın
en büyük sağlık tesisleri” olacağı söylenen Etlik ve Bilkent şehir hastaneleri üzerinden
ülke ölçeğine bakmanın konuyu anlamayı kolaylaştıracağı düşünüldü.

Hastanelere kilit, yollarımıza kilit, şehrimize kilit

Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yaptığı incelemeye göre ruhsat sorunu olduğu, kaçak inşaat olabileceği değerlendirilen Bilkent Şehir Hastanesi 1 milyon metrekare alanda giderek yükseliyor, büyüyor. Mega projeler, kimilerine göre kalkınmanın ifadesi. Ama bütüncül planlama ilklerinden yoksun, kent hayatını al üst edecek ve kentsel ulaşımı tıkayacak bir mekansallığın karşılığı olarak ortada duruyor. Şehir hastanelerine ulaşılacak yol yok.Böylesine büyük metrekareleri kaldıracak alt yapı yok. Şehir hastaneleri, kentimizi kilitlemeye, yollarımızı işgal etmeye, ormanlarımızı yok etmeye aday mekanlar olarak şehirlerimizi hapishaneye, sağlığımızı bozmaya aday. Etlik Şehir Hastanesi de yine 1 milyon metrekare alan büyüklüğüne sahip, yine binlerce odalı…Ama oraya da gidecek yol, oluşacak yükü alacak kapasite yok.

Hasta garantili hastane!

Kentin üzerine gelen bu plansız yük işin bir yanı. Şehir hastaneleri, var olanları yutan bir canavar aslında. Etlik ve Bilkent açılınca, Ankara kent merkezindeki Cumhuriyetin tarihsel ve planlı döneminin izlerini taşıyan bir çoğu tescilli kültür varlığı olan 13 erişimi kolay devlet hastanesi kapatılacak. Sağlık Bakanlığı, şehir hastaneleri için şirketlere yüzde 70 doluluk oranı garantisi verdi. Hastalıkları önlemek değil Sağlık Bakanlığı’nın işi, hasta vaat ediyor artık şirketlere.

Maliyeti Ticari Sır!

Kalkınma Bakanlığı, Dünyada ve Türkiye’de Kamu-Özel İşbirliği Uygulamalarına İlişkin Gelişmeler başlıklı Ocak 2016 tarihli raporunda, ilk defa şehir hastanelerinin maliyeti resmi olarak açıkladı. Tabii bir de kamu özel ortaklığının imtiyaz/özelleştirme uygulaması olduğunu Kalkınma Bakanlığı da itiraf etti bu raporda. O tarihe kadar maliyete dair sorularımız “ticari sır” denilerek yanıtsız bırakıldı. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamaktan imtina ettiği rakamlar bu rapor ile gün ışığına çıktı. Gerçi bugün hala bakanlıkların açıkladıkları rakamlar birbirini tutmuyor.

Özelleştirme 40 yıla yaklaşan “savaşında” sağlığın, kentlerin, hastaların,
sağlık çalışanlarının ve kenti paylaşan herkesin atardamarına dişini dayadı.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Ankara Tabip Odası dünden başlayarak bugüne, bugünden başlayarak yarına bakmak için sorular sormaya ve yanıtları birlikte bulmaya davet ediyor.

Şehir Hastanelerinin bir bütün olarak masaya yatırılacağı Sempozyum’da;

  • Bir hastanenin adı “şehir hastanesi” olunca ne değişir? 
  • Bir hastane kamu özel ortaklığıyla yapılırsa aslında ne olur?
  • Bir hastane hem sağlığa, hem kente, hem çevreye hem hastalara hem sağlık çalışanlarına hem Hazine’ye hem bütçeye zararlı olabilir mi?
  • Bir hastane yaptırabilmek için gelecek üç kuşak borçlandırılabilir mi?
  • Bir hastane yaptırmak için sırf şirketler istiyor diye defalarca kanun değiştirilir mi?
  • Arazisi devletten, kirası çalışanların hakkı olan döner sermayeden, kur farkı garantili, aldığı kredisi Hazine garantili, tüm hizmetlerin de şirketten satın alındığı, devletin kiracı şirketin mülk sahibi olduğu, şirketlere otoyollar gibi doluluk garantisi verilen hastane yaptırılabilir mi?

Yukarıda sayılanlar sadece örnekler… Evet, tüm bunlar ve çok daha fazlası
“şehir hastaneleri” diye diye geliyor… Devlet sağlığa yatırım yapmıyor!
Devlet, sağlığı özelleştirip şirketlerin hayal bile edemeyeceği olanaklar sunuyor!
Bunların hiçbiri haber olmuyor, konuşulmuyor. Peki, bu işin aslı esası ne?
Şehir hastanelerinin gerçeği ne?
Gerçekleri konuşmak için mimarlar, doktorlar, hukukçular, iktisatçılar ve bu konuda sözü olanlar bir araya geliyor. Şehir efsanelerine karşı gerçekler ortaya çıkıyor.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi              Ankara Tabip Odası
===========================================
Dostlar,

11 Mart 2017 günü 10:00 – 19:00 saatleri arasında gün boyu bu kurultayda idik.
Sitemiz okurları anımsayacaklar, bu sitede 10’a yakın yazı yayımlandı “şehir hastaneleri” hakkında. Örn. bir yazımız aşağıdaki erişke (link) ile çağrılabilir :

  • ŞEHİR HASTANELERİ BİR SOYGUN – TALANDIR..

    Biz de oturumlar boyunca 3 kez söz alarak kapsamlı katkılar verdik.
    Tüm etkinlik kamera kaydına alındı. Yakında kitaplaştırılacağını umuyoruz.
    Metin elimize geçtiğinde, bu sitede sizlerin bilgisine (pdf olarak) sunacağız.
    ****
    Vatan Partisi’nin 10. Genel Kurultayı

    Bu dizeleri yazarken bir yandan da TV’de Vatan Partisi’nin 10. Genel Kurultayını izlemeye çalışıyoruz. Her şeyden önce tam bir sanat şöleni izliyoruz. Sahne performansı, dekor, kostümler, arka fonlar, ışıklandırma, koreografi, effekt müzik, seslendirme ve sözler (içerik), verilen iletiler son derece başarılı, coşku verici, sürükleyici, güç verici ve düşündürücü.. Bu boyutuyla yapımcı ve sergileyici sanatçıları içtenlikle kutlarız. Elbette Kurultaya böylesi bir yaratıcı boyut katan
    Vatan Partisi yöneticilerini de..
    Arena salonunu dolduran, yurdun her yerinden özveri ile koşan 10 bini aşkın yurtseveri de.. Biz profesyonel sorumluluğumuz ağır basınca Şehir Hastaneleri Kurultayına katıldık. Önceki yıl aynı salonda yapılan Vatan Partisi kongresinde bulunmuştuk. Anadolu Otelinde sürecek olan Kurultaya içtenlikle başarı diliyoruz. Genel Başkan Sayın Dr. Doğu Perinçek önderliğinde Vatan Partisi’nin ülkemizi – halkımızı bütünleştirici sorumlu ve ağırbaşlı politikalarını saygı ile selamlıyoruz.

*****
46 Yıl Sonra Gene 12 Mart..

Tarih 12 Mart 2017… 46 yıl önce 12 Mart 1971‘de Hacettepe Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencisi idik. Ülkede askeri darbe yapılmış, tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmişti..
9,5 yıl sonra 1 kez daha, 12 Eylül 1980’de yine askeri darbe yapılmış ve tüm ülkede gene sıkıyönetim ilan edilmişti..
Aradakileri geçersek… 15 Temmuz 2016’da bir “tuhaf” darbe girişimi (!?) ve
20 Temmuz 2016’dan bu yana neredeyse 8 aydır Türkiye OHAL rejimi altında
AKP iktidarınca inletiliyor
..
Ve akıl dışı biçimde, adına “anayasa değişikliği halkoylaması” (!?) denerek
zihni tuzaklanmak istenen Türk Ulusu, en az 100 yıl geriye savrularak,
büyük ATATÜRK sayesinde kan ve canla kazandığı egemenliğini Beştepe sarayına devretmesi isteniyor.. Bir karabasan (kâbus) gibi.. “Hayır” dır inşallah..

Sevgi ve saygı ile. 12 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Dr. Benan Koyuncu’ya destek

ttb_logosu

Dr. Benan Koyuncu’ya destek

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Asistan Hekim Kolu Üyesi Dr. Benan Koyuncu’nun açığa alınmasına karşı görev yaptığı Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nin önünde bir basın açıklaması düzenlendi. Ankara Tabip Odası Asistan Hekim Komisyonu’nun çağrıcılığını yaptığı basın açıklamasına Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, ATO yöneticileri ve hekimler katıldı. Açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir de destek verdi.

Dr. Sinan Adıyaman, Dr. Benan Koyuncu’nun açığa alınmasına ilişkin olarak Üniversite Rektörü ile yapılan ve olumlu geçen görüşmeye vurgu yaparken, Dr. Murat Emir, bir hekimin hiçbir soruşturma yapılmadan açığa alınmasının kabul edilemez olduğuna dikkat çekti.

BASINA VE KAMUOYUNA

Bundan tam bir hafta önce asistan arkadaşımız Dr. Benan Koyuncu acil serviste görevli olduğu saatlerde KHK’nın 4. maddesi gereğince açığa alındı. Hakkında daha önce herhangi bir soruşturması olmayan arkadaşımızın apar topar görevinden alınması bizler açısından kaygı ile karşılanmıştır.

Yalnızca DR. Benan Koyuncu değil, kısa bir süre önce de Dr. Mihriban Yıldırım arkadaşımız da benzer iddialarla görevinden alınmıştır. Haklarında belki birçok şey duymuşsunuzdur! Ama gelin bir de bizden dinleyin; kimdir bu arkadaşımız, kimdir Asistan Hekim Komisyonu üyeleri?

“Önce okulunu bitir sonra bu işlerle uğraşırsın” diyenlere inat, okurken de çalışırken de “bu işler”le uğraştılar. Öğrenciyken de asistanlıklarında da halkın sağlık hakkının yanında tavır aldılar. Yeri geldiğinde öğrenci, yeri geldiğinde hekim ve sağlık hizmeti alan hasta olarak halkın sağlık hakkının yanında oldular. Emeğimize yabancılaşmamızı isteyenlere inat, sağlık politikalarının üretiminin de yönetiminin de uygulanışının da izleyicisi olmayı seçtiler.

Asistanlıkları boyunca arkadaşlarını sorunlarında yalnız bırakmadılar; “Eğitim değilse işimiz değil” (!) deyip nitelikli uzmanlık eğitiminin peşine düştüler, “Gına geldi” dediler, asistanlık eğitimi adı altında angaryaya ve mobbinge karşı durdular.
Savaşa karşı barışı, yaşam hakkını savundular.

Bu asistan arkadaşlarımızdan ikisi 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası başlatılan cadı avına maruz bırakıldılar. Haksız kadrolaşmalara karşı çıkan; bilimsel, demokratik, laik eğitim, sağlıklı bir ülke isteyen aydınlık yüzler iktidarın hedefine oturtuldular.

En çok soruşturma konusu edilen sosyal medya paylaşımları açığa alınma nedeni gösterildi, yetmedi; daha yaşanılabilir bir dünya hayalinin ifadesi olan bu paylaşımlar üzerinden çeşitli internet sitelerinde hedef gösterildiler, asılsız haberler ile masumiyet karinesini çiğnediler.

KHK’lar aracılığıyla işten atılan bu denli çok kamu emekçisinin bulunması ve bunların hatırı sayılır bir bölümünün, sözü geçen asistan arkadaşlarımızın suçlanmasında sendikal grev ve eylemler gibi anayasal haklar dışında hiçbir gerekçe bulunmaması, aslında bu KHK’ların esas amacını göstermektedir.

Dr. Benan Koyuncu arkadaşımız yalnız değildir.
Bu haksız uygulamalara karşı birbirimizi yalnız bırakmayacağız!
Dayanışmayı büyüteceğiz. (07 Ekim 2016)

Ankara Tabip Odası Asistan Hekim Komisyonu
=======================================
Dostlar,

Bu hazin hukuk katliamları katlanılmaz boyutlara ulaştı.
Tek 1 kişinin hukuku bile, uğruna dünyaları vermeye değer..
AKP iktidarının bu OHAL sürecini bahane ederek yıllardır gizli gündeminde olan SİVİL DARBEYİ açıkça sahnelediği değerlendirmeleri yaygınlaşmaya başladı ve biz de buna kuvvetle katılıyoruz.

Devlet memurlarının – kamu görevlilerinin disiplin ve ceza soruşturmaları ve yargılanmaları özel mevzuata ve hukuk kurallarına tabidir. Oysa OHAL Kararnamaleri ile tüm bu kamu görevi güvence hakları görmezden gelinerek hukuk ayaklar altına alınmaktadır.

Hukukun yaygın kabul gören, yerleşik en genel ilkelerinden biri, yaptırımların ölçülü – zorunlu olmasıdır. Koşullar gerektiriyorsa = yeterli somut kanıt varsa önce geçici olarak görevden el çektirme (açığa alma),

– suç ve cezanın kişisel olduğu ve
– kesin hükme dek herkesin masum olduğu karinesi evrensel ilkeleri asla unutulmaksızın

bu süre içinde özlük haklarının başta aylık – maaş – ücret olarak kısıntılı ödenmesi (asla toptan kesilmemesi!), oturuyorsa kamu lojmanından çıkarılMAması… ve hızla adil bir soruşturma ile, vazgeçilmez ve evrensel olan kutsal SAVUNMA HAKKI mutlaka usulüne uygun kullandırılarak.. işlem yürütülmesi gerekir. İdari işlemle kamu görevine son verilecekse, mutlaka idari yargı yolu açık kalmalıdır (Anayasa md. 125/1). Ceza yargılamasını gerektirecek hukuka uygun toplanmış kanıtlar varsa, konu yetkili – görevli yargı yerine dosyasıyla sunulmalıdır.

R.T. Erdoğan’ın “mağdur yok!” sözü dehşet vericidir.. (Basın, Hakim – Savcı kura çekimi töreni, 12.10.16) Erdoğan 241 şehidin hesabını sorarken “yüzlerce kez 241 kişi” yaşarken ebedi ölüme mahkum edilebilmektedir. Bunun savunulabilecek yanı yoktur. Erdoğan’ın zerrece hukuk – insan hakları nosyonu yok mudur ki; böylesine sorumsuz ve hukuku katleden, Yargı dahil Yasama ve İdareye açık talimat anlamına gelebilecek sözler etmektedir kamuoyu önünde?? Aynı Erdoğan Ergenekon – Balyoz vd. kumpas davaların savcılığını açıkça üstlenmiş; Anayasa Mahkemesi’nin bu davalarda sanıkların haklarının çiğnendiği (ihlal edildiği) kararını ise “tanımadığını – saygı duymadığını” ileri sürecek derecede hukuk ve Anayasa dışına düşmüştü.. Ağır Ceza Mahkemelerine Anayasa Mahkemesi’nin kararına direnerek uygulamamaları telkininde dahi bulunabilmişti! Kaymakamlara, mevzuatı bir yana bırakın anlamında açıkça suç işlemeye azmettiren konuşmaları da olmuştu. Hedef açıkça, az eğitimli seçmen kitlesi olmalı!

Erdoğan’ın bu söz ve davranışları, ne yazık ki, Türkiye için büyük bir risk, handikap ve talihsizliktir..

Yineleyelim : Kin ve intikam ile devlet yönetilmez..
Yalnız Ülkenin değil, insanlığın da temeli ADALETTİR!

Suça bulaştığı kanıtlanan her-ke-se, hukuka uygun – bağlı kalmak koşuluyla hak ettiği yaptırım elbette  uygulanmalıdır. Buna kimsenin itirazı ol(a)maz, olsa da hükmü olmaz. Ancak;

Herkes, başta Hükümet edenler olmak üzere sağduyulu, hukukun üstünlüğüne sonuna dek ve sadakatle bağlı kalmak zorundadır. Bu tutum hepimizin kısa erimde de uzun erimde de en yüksek yararına olacak tek yoldur.

Sevgi ve saygı ile.
12 Ekim 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Not : Yazımızın pdf biçimi için tıklayınız..
ohal_kararnameleri_-ile_akp-_insan_haklarini_bicmeyi_surduruyor