Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Ali Karakoç’tan korkunç iddia

Söyledikleri doğruysa durum çok vahim! Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Ali Karakoç’tan korkunç bir iddia geldi

28.08.2020,  YENİÇAĞ

Söyledikleri doğruysa durum çok vahim! Tabip Odası Başkanı Ali Karakoç'tan korkunç bir iddia geldi

Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Ali Karakoç, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı 1500’lü rakamların doğru olmadığını, Ankara’daki rakamın bile daha fazla olduğunu ve pandemi hastanelerinde yoğun bakım servislerinin dolduğunu, vatandaşların kuyrukta beklediğini söyledi.
Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Ali Karakoç, Cumhuriyet gazetesinden Sibel Bahçetepe’nin haberine göre;
“Covid servisinde çalışan arkadaşlarımız her gün yeni servislerin Covid servisine dönüştürüldüğünü ve yetmediğini anlatıyor. Pandemi hastanelerinin önünde hastalar kuyrukta bekliyor. Çalışanlar da yıprandı. Temmuzda anket yaptık. Ankete katılan hekimlerin üçte biri tükendik diyor, sağlıkçıların üçte biri depresyonda olduğunu söylüyor, bütün bunlara rağmen Ankara’da sağlık çalışanlarının hiçbirine ek ödeme iki aydır yapılmıyor.” açıklamasında bulundu.

Türkiye genelinde 18 ölüm bildirilmişti, İYİ Partili Aytun Çıray’dan korkunç bir iddia geldi

Türkiye genelinde 18 ölüm bildirilmişti, İYİ Partili Aytun Çıray’dan korkunç bir iddia geldi

Karakoç, “OECD verilerine göre yüz bin kişiye en az hekim düşen ülke biziz. Oysaki ülkede atama bekleyen hemşire, sağlık memuru, acil tıp teknisyeni, hekim var, halen güvenlik soruşturmaları nedeniyle hekimler atama bekliyor. Kamusal acil sağlık krizi yaşanırken iktidar, halen sağlık emekçilerini atamıyor, hukuk garabeti yaşanıyor.” diye konuştu.

e-027.jpg

“KADEMELİ MESAİYE GEÇİLMELİ”

İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, “Önceden vakalar merkezi hastanelerde yoğunlaşıyordu, şimdi yeni açılan hastanelere gönderiliyor, önemli bir kısmı hastanelere yatırılmıyor, evlerde tedavi ediliyor. İstanbul’da da vakaların arttığını duyuyoruz. 1 Haziran sonrası önlemlerin gevşeltilmesi, Ayasofya Camisi’nin açılışı, sınavlar bunda etkili. Tabii İstanbul nüfusu kent dışına yayıldı, asıl yoğunluk Anadolu’da. Aile sağlığı merkezlerinin yeterli desteği hem eleman açısından yok hem de gerekli şekilde filyasyona planlı ve programlı katılamıyorlar, gereksiz iş yükü bindiriliyor, hasta olduklarında bile performans ücretleri düşünüyor. Emeklilik haberleri sıklıkla geliyor. Yurtdışına gitmek isteyen hekimlerde son 1-1.5 yılda başvuru oranları 10 kat arttı. İşyerlerinde, fabrikalarda sorun var. Önlemler yetersiz. Toplu taşımadaki yoğunluğun azaltılması için aralıkla çalışma sistemine ihtiyaç var, kademeli mesaiye geçilmeli.” ifadesini kullandı.

“İZMİR’DE SAĞLIKÇILAR TÜKENDİ”

İzmir Tabip Odası Başkanı Op. Dr. Lütfi Çamlı, “Pandeminin epidemiyolojik verileri, yani kaç test yapıldı, kaç olguda pozitif çıktı, kaçı hastaneye yattı, kaçı yoğun bakımda gibi bilgiler ısrarla bizimle paylaşılmıyor. İzmir’de özellikle son bir ayda ciddi vaka artışları olduğu şeklinde bilgiler alıyoruz. Böyle devam ederse İzmir’de ciddi bir sıkıntı ortaya çıkabilir. Hastanelerde ve yoğun bakımlarda kritik doluluk yoksa da önceye nazaran bir artış var. İzmir’de 1. dalganın 2. pikini (AS: tepesini) yaşıyoruz. Günde 4500-5000 test yapılıyor. Bunun sonucunda çıkan test pozitifliği 350-400. Fakat bu pozitif çıkan olguların kaçı yeni olgu bilmiyoruz. Sağlıkçılar tükendi. Kentte 550-600 sağlık çalışanının Covid-19’dan etkilenmiş olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Kaynak Yeniçağ: Söyledikleri doğruysa durum çok vahim! Tabip Odası Başkanı Ali Karakoç’tan korkunç bir iddia geldi

İNSANCA YAŞAMAK İÇİN GÜVENCELİ TEMEL GELİR

Ankara Tabip OdasıANKARA TABİP ODASI

İNSANCA YAŞAMAK İÇİN GÜVENCELİ TEMEL GELİR

Pandemi süresince halkın sağlığını korumak için mücadele eden sağlık çalışanları, Haziran ayında gelirlerinde %40-60 oranında kayıp yaşadılar.

Sağlık meslek örgütü olarak; yoksulluk sınırı 7900 TL olan bir ülkede her çalışanın, bu sınırın üzerinde, güvenceli ve emekliliklerine yansıyan temel ücretlendirme ile gelir almaları gerektiğini savunmaktayız.

Sağlıkta dönüşüm programı 2003 yılında uygulanmaya başladıktan sonra da her açıklamamızda insanca yaşam için gerekli temel ücretlendirmeden yana olduğumuzu vurguladık.

Sağlık iş kolunda performansa dayalı, güvenceli olmayan, çalışma barışını bozan ve sağlık hizmetinin bütünselliğine zarar veren ödeme şekline karşı durduk. Parça başı ödeme ve ücretlendirmenin nitelikli sağlık hizmeti sunumunun önündeki önemli engellerden biri olduğunu da vurguladık.

Sağlık Bakanının pandemi sürecinde özveriyle çalışan ve yaşamlarını tehlikeye atarak mesleksel faaliyetlerini yapan her kademedeki sağlık çalışanına tavandan ek ödeme yapılacağı açıklamasının ardından; Mart, Nisan ve Mayıs aylarında sağlık çalışanları arasında eşitsiz bir şekilde ek ödeme dağıtımı yapıldı. Yine Bakan tarafından 1. Basamak sağlık çalışanlarına da ek ödeme yapılacağının duyurulmasına rağmen, ASM’de hiçbir sağlık çalışanına bu dönemde ek ödeme yapılmadı.

Yeniden açılma ile birlikte Haziran ayında ise Ankara’daki pandemi hastanelerinin hiçbirinde ek ödeme yapılmadığı gibi, normal sağlık hizmeti sunan; yeniden açılan hastanelerin önemli bir kısmında da hiçbir sağlık çalışanına ek ödeme yapılmamıştır. Pandemi olmayan 4 hastanede bir miktar ek ödeme yine eşitsizlikler içerecek şekilde dağıtılmıştır.

Bu konuda İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri ve hastane yöneticileri ile yaptığımız görüşmelerde hastane gelirlerinin yetersizliği ve Maliye Bakanlığından ek bir ödeme yapılmamasından ötürü döner sermaye dağıtamayacakları bilgisini aldık.

Her kriz döneminde olduğu gibi bu krizin bedelini de yine emekçiler ödemektedirler.

Pandemi sürecinde yoğun çalışma temposunun yol açtığı fiziksel ve ruhsal yorgunlukların yanı sıra, evlerine bile gidememek sağlık çalışanlarını sosyal açıdan da mağdur etmiş olup; tüm yoğun çabalarına rağmen krizin bedelini hem yaşamları hem de ekonomik kayıplarla ödemeye mahkum edilmişlerdir. Kaldı ki, enfekte olmaları durumunda Covid-19 meslek hastalığı olarak kabul edilmediğinden hak kayıplarına uğramakta, ücretler kesilmekte ve adeta mağduriyetleri cezaya dönüştürülmektedir.

Önümüzdeki süreçte sağlık hizmeti sunumunun, sağlık çalışanlarının motivasyon eksikliği ve tükenmişliği ile birlikte sürdürülebilir olmadığını vurgularken buna yönelik çalışma koşulları ve maddi koşulların düzeltilmesi konusundaki girişimlerin acilen yapılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

Ankara Tabip Odası

Ankara Tabip Odası Yeniden Açılma (“Normalleşme” Haziran-Temmuz 2020) Süreci Değerlendirme ve Anket Analizi Sonuçları

Ankara Tabip Odası Yeniden Açılma (“Normalleşme” Haziran-Temmuz 2020) Süreci Değerlendirme ve Anket Analizi Sonuçları

Ankara Tabip Odası Yeniden Açılma (“Normalleşme” Haziran-Temmuz 2020) Süreci Değerlendirme ve Anket Analizi SonuçlarıCOVID-19 pandemisi sürerken ve salgın tam olarak denetim altına alınmadan 1 Haziran’da başlatılan yeniden açılma süreci ardından Haziran ortasında başlayan Türkiye genelindeki vaka artışları Temmuz ayı boyunca da sürerek bu gün bulunduğumuz vahim noktaya kadar geldi. 1-7 Haziran 2020 tarihlerinde, “yeni normal dönem”in ilk haftasında, günlük doğrulanmış yeni hasta sayısı ortalama 884 iken, 20-26 Temmuz 2020 arasında 923’e yükselmiştir. Benzer biçimde 1-7 Haziran 2020 tarihlerinde yapılan on bin PCR testi başına 207 yeni hasta belirlenirken, bu sayı 20-26 Temmuz 2020 haftasında %36 bir artışla on bin PCR testi başına 282 yeni hastaya yükselmiştir. Bu süreçte en çok vaka artışının yaşandığı iller arasında Ankara; Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca‘nın da basın açıklamalarında dikkat çektiği gibi sürekli olarak ilk 5 il arasında yer aldı.

Sahada aktif çalışan sağlık emekçilerinden (filyasyon ekibinde görevli, poliklinik hizmeti veren ve yoğun bakımda görevli sağlık çalışanlarına kadar) aldığımız bilgiler doğrultusunda Ankara’da günlük pozitif Covid-19 vaka sayısının bine yaklaştığını belirtmek istiyoruz. Son günlerde vaka sayısındaki artışla birlikte Ankara’da salt COVID-19 hastalarına sağlık hizmeti sunan pandemi hastanelerin servis ve yoğun bakım üniteleri %100 doluluk oranlarıyla hizmet vermektedir. Pandemi hastaneleri dışındaki kamu sağlık kuruluşlarının yoğun bakımlarında da ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

Özellikle pandemi hastanelerinde anlık olarak değişmekle birlikte doluluktan dolayı servis ve yoğun bakım birimleri COVID-19 hastası kabul edemez hale gelmiştir. Klinik olarak semptomu olan ve akciğer tomografisinde yaygın pnömonik infiltrasyonu bulunan hastalara yer bulunmamaktadır. Yoğun bakım ünitesinde yatması gereken hastalar acil servislerde sedyeler üzerinde takip edilmektedir. Bu hastanelere başvuran hastalar zaman zaman diğer hastanelere yönlendirilirken, pandemi dışındaki hastaneler,  normal sağlık hizmeti sunan sağlık kuruluşlarında da yer bulunamayınca hastalar evlerine gönderilmektedir. Yeniden açılma döneminde yani 1 Haziran’dan bu yana normal sağlık hizmeti sunumu için planlanan ve pandemi hastanesi olmayan birçok hastane vaka sayılarındaki artış nedeniyle COVID-19 hastası dışında hastaya hizmet verememektedir.

Pandemi hastanelerinde salgının en yoğun olduğu Nisan Mayıs aylarında bile her odaya 1 (+) hasta kabul edilirken, şimdilerde bu odalara 2^’şer hasta yatırılmaktadır. Ankara’da kamu özel işbirliği ile işletilen bir hastane de COVID-19 hastalarının kabul edildiği her biri yoğun bakım biriminin hasta kapasitesi normal koşullarda 16 iken, 8’er hasta eklenmiş, 16 hasta kapasiteli yoğun bakım birimlerinde 24 hastaya hizmet verilmeye başlanmıştır.

Öte yandan sadece COVID-19 hastası kabul etmesi gereken pandemi hastaneleri sağlık kurulu hizmetine de açılarak günlük 100’ün üzerinde Sağlık Kurulu hastasına hizmet verilmeye başlanmıştır. Yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan hastaların, COVID-19 hastalarıyla aynı ortamda sağlık hizmeti almaları büyük bir risk oluşturmaktadır.

Söz konusu yoğunluk, pandemi hastanelerinde fiziksel mesafe ve hijyen önlemlerinin de geri plana itilmesine ve uzayan kuyruklarda bulaş riskinin çok fazla artmasına neden olmuştur.

Yeniden açılma döneminde yaşanan vaka artışları ve hükümetin saydamlıktan uzak politikaları sağlık personeli üzerinde tedirginlik, kaygı artışı, tükenmeye dek varan etkilere yol açmıştır. Pandemi sürecinde 51 sağlık çalışanı, 1 Haziran’dan bu yana ise 8 sağlık çalışanı daha yaşamını yimirş olup, sağlık çalışanları enfekte olmaya devam etmektedir. Ne yazık ki gelinen noktada salgın denetimsiz bir biçimde, gayri ciddi ve bilimsel veriler dışındaki yönetsel kararlarla bastırılmaya çalışılırken, tüm sorumluluk bireylere yüklenmektedir.

Sonuç olarak; salgın döneminde ancak bulaş kaynağına ulaşarak, karantina ve izolasyon sağlanarak bulaş engellenebilir. Temel koruyucu sağlık hizmetinin; epidemiyoloji bilimine uygun yapılmadığı ve hastaların tedavi kurumlarında karşılandığı durumlarda sağlık kuruluşları yetersiz kalabilir ve toplum ve elbette sağlık çalışanları ağır bedeller ödemeyle karşı karşıya kalabilir.

Ankara Tabip Odası olarak anket sonuçlarını açıklarken amacımız sağlık çalışanlarının yeniden açılma dönemine ilişkin görüşlerini alarak durum tespiti yapmak ve sorunların çözümü konusunda sağlık yöneticileri ile iletişime geçerek sağlık çalışanlarının fiziksel, ruhsal, sosyal yönden sağlıklı kalmalarına katkıda bulunabilmektir.

Yasal Meslek örgütü olmanın sorumluluğuyla; sağlık çalışanlarına düzenli tarama testi, çalışma koşullarının pandemiye uygun düzenlenmesi, eksiksiz kişisel koruyucu sağlanması.. başlıca istemlerimizdir.

Sürecin izleyicisi olmaya devam edeceğiz.

Yeniden Açılma Süreci Anket Analizini incelemek için tıklayınız.

Ankara Tabip Odası

İşyerlerinde Koronavirüs Önlemleri

Ankara Tabip Odası

İşyerlerinde Koronavirüs Önlemleri

Değerli Meslektaşımız,

Koronavirüs hastalığından korunmak için sosyal mesafenin korunması, hijyen kuralları ve diğer önlemler çok önemlidir.

  • Fakat öncelikle, ekonomiyi halk sağlığından daha önemli gören bir yaklaşımın
    yanlış olduğunu düşünüyoruz.

Esas olarak salgınla mücadele kapsamında zorunlu, acil ve temel mal ve hizmet üretimi dışındaki işler 3 hafta – 1 ay süreyle toplu olarak tatil edilmelidir. Çalışanların sağlığı temel olarak böyle korunabilir. İşyerlerinde ciddi sağlık riskleri söz konusudur. Sosyal mesafenin korunması zor hatta çoğu zaman imkansızdır. Servisler ve yemekhaneler, alınacak tüm önlemlere karşın ciddi risk oluşturmaktadır. Bu zorunlu evde kalma döneminin asgari barınma ve beslenme şartları sağlanmalıdır. Bu süreçte gıda, sağlık, enerji gibi faaliyetini sürdürmesi zorunlu alanlarda çalışma koşullarının nasıl olması gerektiği belirlenmeli ve uygulanmalıdır.

Çalışanların kendi iradeleri dışındaki ücretsiz izin uygulaması kabul edilemez. Salgın döneminde bu tip uygulamalar geçersiz sayılmalıdır. Salgın nedeniyle zorunlu olarak verilen tüm izinler, yıllık ücretli idari izin olarak sayılmalıdır.

Koronavirüs pandemisi tüm dünyanın en sıcak gündem maddesi haline gelirken, çalışanların işini yitirme korkusunun, koronavirüs korkusunun önüne geçtiği görülüyor. Yani insanlar yaşamını yitirmekten çok işini yitirmekten korkuyor. Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz, olağanüstü önlemler alınmalıdır.

  • Acilen işten çıkarma yasağı getirilmelidir.
  • İşten çıkarma yasağı toplumsal bir felaketi önlemenin ilk adımıdır.

Evde kalmayı geçici bir süre başarabilenlerin bunu ne kadar sürdürebileceği belli değil. Eğer Anayasamızda belirtilen sosyal devlet (AS: md. 2) olmanın gerekleri yerine getirilirse, insanların birkaç gün, birkaç ay evde kalmasının bedelini daha büyük işsizlik ve açlık olarak ödemeleri önlenebilir. Ama halen bugünlerde fabrika, inşaat ve tarlalarda işçiler çalışmak zorundalar ve bu bir süre daha böyle sürecek gibi görünüyor. Dolayısıyla bu koşullarda işyerlerinde ilk olarak yeni koronavirüs salgını dikkate alınarak risk değerlendirmesi ve acil durum planlarının güncellenmesi yapılmalıdır.

Yaşadığımız dijital çağ, çalışma biçimlerinde önemli değişiklikler ve yeni olanaklar yaratıyor. Bu olanaklardan yararlanarak salgın döneminde uzaktan çalışma uygulaması teşvik edilmelidir. Uzaktan çalışma mevzuatta yer alan bir uygulamadır. Uzaktan çalışma çalışanın hak kaybına uğramaksızın işini yapması anlamına gelmektedir. Kamuda ve özelde pek çok alanda uzaktan çalışma mümkündür ve salgından korunmanın en önemli yollarından biridir.

Bütün ülkede toplum sağlığını tehdit eden COVID-19 salgının önlenmesinde, hepimizin bildiği gibi risk grubuna giren kronik hastalıkları bulunan işçilerin işyeri ortamından uzaklaştırılarak korunması yaşamsal öneme sahiptir. Sağlık Bakanlığı kamuda çalışan ve risk grubuna giren kronik hastaların idari izinli sayılması konusunda bazı tedbirler almıştır. Oysa özel sektörde çalışan kronik hastalar da aynı risk altındadır. Kamuda çalışan kronik hastalar idari izinli sayılırken, özelde çalışan kronik hastaların 14 gün rapor verilerek kalabalık ortamlardan uzaklaştırılması ve izolasyonu için Aile Sağlığı Merkezleri ve hastanelere yönlendirilmesi ayrıca bir risk oluşturmaktadır. Hem bu riskin önlenmesi hem de işyeri hekiminin evde izlenmesini uygun göreceği hastalar için; TTB, bu kritik süreçte, 14 gün rapor verme yetkisinin, işyeri hekimlerine de tanımlanması için SGK’ya bir yazı ile başvurmuştur. Bu uygulama gerçekleşinceye kadar bu çalışanlar ücretli izinli sayılmalıdır.

İşyerinin tüm girişleri kontrol altında tutulmalı, girişler mümkün olan en az düzeye indirilmeli, giriş yapan tüm çalışanlar ve diğer kişilerin (ziyaretçi, tedarikçi, vs.) ateşi ölçülmeli, ateşi 37,8 °C üzerinde olanlar alınmamalı, varsa işyeri hekimi tarafından yapılacak muayene sonrasında şüpheliler hastaneye sevk edilmeli ya da evlerinde dinlenmeye gönderilmeli, işyeri hekimi yoksa ALO 184 aranarak süreç izlenmelidir. Bu hastaların değerlendirildiği ve sevk edilmesine kadar bekletildiği İzolasyon Odası oluşturulmalıdır. Ateş ölçenlerin ve sağlık çalışanlarının koruyucu donanımı olmalıdır. Maske, eldiven gibi koruyucu ekipman (AS: donanım) eksiksiz olarak kullanılmalı ve tedariği sağlanmalıdır.

Ateş, öksürük, nefes darlığı ve benzeri yakınması olanların işe gelmemeleri ve doğrudan sağlık kuruluşlarına yönlendirilmeleri sağlanmalıdır. Çalışanlar arasında hastalık kuşkusu taşıyan ya da pozitif çıkan veya ön tanı konarak hastaneye yatırılan çalışan var ise bu kişi ile temas eden işyeri çalışanlarının belirlenmesi, çalışan ile temas etmiş kişilerin iletişim bilgilerinin kayıt altına alınması, İl/İlçe Sağlık Müdürlüğü’nün yönlendirmesine göre hareket edilmesi sağlanmalıdır.

Servis araçlarının sürücüleri, yemekhane, temizlik çalışanları da dahil olmak üzere tüm çalışanlar hastalığın bulaşma ve korunma yolları ile ilgili olarak eğitilmeli, yapılması gerekenlerin afiş ve talimatlar halinde tüm alanlara asılması sağlanmalıdır. Bütün taşeron hizmetlerdeki çalışanların gerekli koruyucu donanımları yönetim tarafından eksiksiz olarak sağlanmalıdır.

Sabun, dezenfektan gibi hijyen ürünlerinin yaygın biçimde olması sağlanmalı, kullanıma ilişkin afişler asılı olmalıdır. Bütün alanların düzenli olarak havalandırılması ve tuvaletler, kapı kolları, merdiven trabzanları, çalışma masaları ve tüm çalışma araçlarının temizlenme sıklığı ve niteliği en üst düzeyde olmalıdır.

Tüm çalışma alanlarında, atölye ve üretim alanlarında, yemek ve diğer hizmetlerde 1,5 m kuralına uymaya çalışma ya da uygun yeni çözümler bulunmalıdır. (Toplu yemek yerine hazır kumanya dağıtılması, ortak kullanım alanındaki su sebilleri ve çay makinalarının mümkün olduğunca kullanılmaması, çalışanlara kapalı şişelerde su sağlanması gibi)

Servislerde özellikle sık temas edilen yüzeyler başta olmak üzere temizlik ve hijyen sık aralıklarla yapılmalı ve araç girişlerine el dezenfektanları konulmalıdır. Servis taşıma kapasitesi en az yarı oranında azaltılmalı, bunun sağlanamadığı zorunlu durumlarda yolculuk süresince araç içinde sürücü ve tüm yolcuların cerrahi maske takmaları sağlanmalıdır.

Sonuç olarak;

  • Çalışanlar salgına karşı korumasız ve zayıftırlar.
  • Bu nedenle, Covid-19 ile mücadele esas olarak; daha fazla sosyal devletçi,
    insani ve toplumcu politikaların yaşama geçirilmesini talep etmek ve
    bunun için mücadele etmekle mümkün olabilecektir.

Ankara Tabip Odası
Yönetim Kurulu

Üretimden Tüketime Gıda ve Sağlık

Ankara Tabip Odası

Üretimden Tüketime Gıda ve Sağlık

Değerli Meslektaşımız,

Ankara Tabip Odası 14 Mart Tıp Haftası etkinlikleri kapsamında “Üretimden Tüketime Gıda ve Sağlık” başlıklı panel düzenlenecektir.

09 Mart Pazartesi günü Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleştirilecek olan panelin konuşmacıları

– Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık ve

– Yazar Abdullah Aysu olacaktır.

Katılımınızı bekler, iyi çalışmalar dileriz.

Saygılarımızla,