Etiket arşivi: koronavirüs

KOVİT-19’un GÜNCEL DURUMU ve EKONOMİ – POLİTİĞİ

SOL TV PROGRAMIMIZ : Gökhan KAZBEK ile

  • KOVİT-19’un GÜNCEL DURUMU ve EKONOMİ – POLİTİĞİ



İzlemek için lütfen tıklayınız (46 dk.) : https://youtu.be/Mmhhwr647iw

Sevgi ve saygı ile. 03 Aralık 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Kimse yemiyor artık

Zafer Arapkirli
Zafer Arapkirli
23 Nisan 2021, Cumhuriyet

 

İstediğiniz kadar bağırın çağırın. İstediğiniz kadar tehdit edin, parmak sallayın.

İstediğiniz kadar üsttenci söylemlerle insanları aşağılamaya çalışın.

İstediğiniz kadar gece gündüz YÜM’ünüzde (Yalan Üretim Merkezleri) harıl harıl senaryolar yazın…

Millet size inanmıyor, sizden korkmuyor, size boyun eğmeye zerre kadar da niyeti yok.

Geldiğiniz ilk günden, ilk saatten itibaren niyetinizi ve planlarınızı gayet iyi bildiğimiz için hep uyardık. Hem sizi uyardık hem de size iyi niyetle ya da çıkarlarını düşündüğü için inananları uyardık.

“Planınızı gayet iyi biliyoruz” dedik.

“Manevi değerleri istismar ederek, aslında bugüne kadar yapılanlardan daha büyük bir rant ve kötülük düzeninin temellerini atıyorsunuz” dedik. “Yapmayın” dedik. Hem ülke insanı için hayırlı olmayacak, ülkeyi yoksulluğa ve perişanlığa sürükleyeceksiniz hem de “derinde gizli” (aslında yüzeyde bas bas bağıran) emelleriniz yüzünden, “kurucu değerlerin dibine dinamit koyup patlatmayı amaçladığınızı biliyoruz. Etmeyin, eylemeyin. Bu ülke o değerler üzerine kuruldu. Berhava etmeyin. Yazıktır” dedik.

Dinletemedik. Siz tabii ki dinlemeyecektiniz de, başkalarını da ikna edemedik. Ama artık, deniz çoktan bitti. Bu koronavirüs, ipliğinizi iyice pazara çıkardı. Derdinizin insanlar olmadığı, bu ülkeye ve millete hizmet olmadığı, har vurup harman savurduğunuz milletin parası ve milli serveti üzerinden edindiğiniz ranttan başka bir şey düşünmediğiniz iyice ortaya çıktı. Millet de anlamaya başladı artık.

  • Günde, artık neredeyse 400 kişi ölüyor bu ülkede, sadece bu hastalık yüzünden.

Salgının başından beri neredeyse günde ortalama 90 kişinin cenazesi kalkıyor. O da sizin gizlediğiniz, utanmadan “mıncıkladığınız” istatistiklere göre. Milletin paralarını buharlaştırıp kim bilir kimlerin cebine aktardığınız rezervler ve har vurup harman savurduğunuz vergilerle az da olsa “ticari yaşama destek” olmak varken, tam kapanmaya gitmeyip göz göre göre ülkeyi “lebaleb” bir yaşama mahkûm ettiğiniz için ölüyor insanlar.

Sağlık sistemi çökmüş, hastaneler gelen sedyelere yetişemiyor artık. Başka krizler bir yana, bu kriz karşısındaki çaresizliğiniz nedeniyle, başta sağlık emekçileri olmak üzere insanlar “sapır sapır” ölüyor. Bağıra bağıra. Ciğerleri neredeyse patlayarak.

  • Hiç kılınız kıpırdamıyor. 

Ele (millete) verdiğiniz “talkına” rağmen, kendi toplantılarınızı, kendi cenazelerinizi geniş kalabalıklar halinde yapmanız ve “salkım”ı yutmanız, artık olağanüstü bir lanetle karşılanıyor. Kendinizi ve çevrenizi, şürekânızı öncelikli ve imtiyazlı olarak aşılattığınız (yaygın) inancı yüzünden bu lanet giderek büyüyor.

Bir yandan da eleştirenlerin üzerine olanca kin ve nefretinizle gitmeye uğraşıyorsunuz. İstiyorsunuz ki kimse yanlışınızı yüzünüze haykırmasın. İçinden bile söylenmesin. Sussun otursun.

Yok öyle yağma!..

Medya yazıp çizmesin, ekranlarda konuşmasın, sıradan insanlar sosyal medyada, çarşıda, pazarda, meydanda, okulda işyerinde sesini yükseltmesin. Anında devletin şiddetini en ağır biçimde üzerlerinde uygulamaya kalkışıyorsunuz.

FETÖ ile mücadele yalanınızı da kimse yemiyor artık. Alenen kurulduğu anlaşılan “borsa”lar üzerinden o hain teşkilatın, sözde askeri ile medya maşaları dahil, it kopuk sürüleri birer birer salıveriliyor. Kumpasçıların ve gerçek elebaşlarının kaçtığını (kaçırıldığını), siyasi ayağın güç odakları içinde “cirit attığını” bilmiyoruz sanarak milleti aptal yerine koymanız artık gizlenemiyor.

Yüce önder Mustafa Kemal ATATÜRK’e küfretmenin, büstlerine ve ilkelerine saldırmanın, Nutuk’unu yasaklatmanın bile adeta serbest olduğu bir ortamda, bir grup emekli amiral, bir grup emekli büyükelçi sesini yükseltti diye insanları demir parmaklık ardına atma ve kelepçe vurma ayıbına bile imza attınız. Bunlar da laneti ve öfkeyi büyütüyor.

Susup, kafanızı öne eğip “anahtarları” bırakıp gideceğinize, yani milletin önüne sandığı koyacağınıza, bir de utanmadan höreleniyor, önünüze geleni, ağzını açanı “darbecilikle” suçlayacak kadar gözünüzü karartıyorsunuz. Yetmedi mi bu “darbe” yalanından medet ummanız?

Yetmedi mi “Menderes mi diyorsun lan sen bize?” diye eski defterler üzerinden “siyasi rant” devşirme aymazlığınız? Kim darbeci, kim değil bu millet artık gördü.

Darbe eğer, “hukuksuz yöntemlerle milletin iradesini hiçe sayarak güce ve otoriteye çökmekse, darbe eğer hukuku yok sayıp her türlü geçerli yöntemi ayaklar altına almak”sa “darbeci”nin tillahısınız siz.

Yetmedi mi bu yalanı hem uydurup hem kendiniz inanıp hem de milleti aptal yerine koyarak inandırmaya çalışmanız? 128 milyar doların hesabını veremediğiniz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını ele güne rantiyeye, ballı müteahhide, yabancı rant ortaklarınıza peş keş çektiğiniz yetmiyormuş gibi her geçen gün artan vergi ve maliyetlerle inim inim inlettiğiniz millet, ne bu darbe yalanlarını yiyor ne de ekonomiye ilişkin masalları.

Bari bugün, bu ülkenin, bu Cumhuriyetin temelinin atıldığı, ulusal egemenliğin inşa edildiği bu 23 Nisan günü utanın ve aklınızı başınıza devşirin de…

Düşün artık milletin yakasından. 

Feza meza

Feza meza

Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 12 Şubat 2021
Malum “Aya… Yaya…” geyiklerinden herkese gına geldi, biliyorum.

O muhabbete girmeyeceğim tabii ki.

Ama muhteremler… Her sıkıştığınızda da “Uçak uçuracağız, fezaya gideceğiz, ayı fethedeceğiz…” gibi ucuzluklardan da bıkmadınız mı yahu?

Ucuzluk sizin bileceğiniz iş tabii. Zaten siyasette, uzunca bir süredir “seviyenin ve ağırlığın” artık mumla aranır olduğu bir dönem yaşattınız bizlere. Yaşatmaya da devam ediyorsunuz. Ama bu kadarı da olmaz ki! Devlet, bu kadar da gayri ciddi yönetilmez ki!

Bu millet bir yandan açlığın, sefaletin, yokluğun pençesinde inim inim inlerken, sofraya koyacak bir tas çorbayı zor kaynatırken, 11 aydır koronavirüs belası ile gırtlak gırtlağa savaş verirken, üç tane “kâğıt mendil büyüklüğünde maskeyi” koskoca devlet olarak o insanlara dağıtamamışken biraz ayıp olmuyor mu, hanımlar/beyler?

Koca koca adamlar, milletin karşısına geçip de “Gökyüzüne bakın. Ay’ı göreceksiniz” demekten hiç mi hicap duymuyorsunuz?

Korona belasına karşı hâlâ aşılamayı yaygın hale getirememişken, üstelik de “gelen kısıtlı dozda aşıyı kendinize ve eşinize dostunuza, utanmazca imtiyazlı yönetici klik ve şürekâsına yaptırdığınız”, hatta ve hatta gelen ikinci, üçüncü parti aşıları da yine bu “fevkalade kayrılmaya mazhar” azınlık elitine “ikinci doz” olarak yaptığınız yolundaki yaygın kanaat bu kadar güçlü iken, hiç mi yüzünüz kızarmıyor?

Yeni yürürlüğe giren simit zammının bile (misal) hep yapılan o klasik hesapla “günde kabaca 3 simit 3 çay” toplamı üzerinden, asgari ücretin bile önemli bir kısmı ile ancak karşılanabileceği gerçeğini millet unutuyor mu sanıyorsunuz?

Sizde hiç mi vicdan yok?

İngiliz dilinde bu durumları çok güzel anlatan bir deyim vardır:

“To add insult to injury” derler.

“Yaralı bir insana bir de hakaretler yağdırmak” gibi çevrilebilir. Tam o hesap.

Bir gün “Yerli ve milli tank” yapacağız yalanı ile milyonlarca dolarlık bir “peşkeşi” pazarlamaya, bir başka gün “Yerli ve milli uçağımız iki yıla kadar göklerde” yalanı ile oy devşirmeye çalışmaya, bir sonraki aşamada “Yerli savaş uçağımız, düşmana aman vermeyecek” rüyasını gördürmeye doyamamışken, ardından bir de “Yerli roketimizle Ay’a yerli astronot göndereceğiz” komikliklerini artık kimse yemez.

Vazgeçin bunlardan. Sadece mizah yazarlarına, karikatürcülere ve bugünlerin siyasi tarihini kasıklarını tuta tuta gülerek yazacak tarihçilere malzeme çıkar bunlardan.

Yapmayın demiyorum. Ama bari gündemi meşgul etmeyin. Kendi parti mahfillerinizde anlatıp anlatıp eğlenin.

Milleti rahat bırakın! Derdimiz başımızdan aşkın zaten!

BOĞAZİÇİ DİRENİŞİ

Öğretim üyesi ile öğrencisi ile emekçileri ile velileri ve mezunları ile koskoca bir kitleyi karşılarına aldıkları yetmiyormuş gibi, bir de dünyanın dört bir yanındaki akademi camiasına da rezil olduğumuzu hiç düşündünüz mü? Bu kadar saygın bir eğitim kurumunun, hatta “Kalite abidesi” niteliğindeki pırıl pırıl bir okulun, bir camianın, bir ailenin yüzüne adeta “nanik” yapar gibi ısrar ediyorsunuz.

Direnen onurlu insanları “Hain, sapkın, sapık, terörist” gibi sıfatlarla insafsızca nitelendirerek, çocukları okuldan alıp kodese tıkarak, bir yandan da hem yandaş medyanızda linç ettirmenin hem de yandaş akademisyenlerinize (Trakya Üniversitesi’nin saldırgan-seviyesiz İlahiyat Dekanı örneğindeki gibi) ağız dolusu hakaretler yağdırabilmesinin zeminini hazırlıyorsunuz.

Yazıktır. Bu ayıptan da bir an önce geri adım atın.

Yanlışı düzeltmek erdemdir.

Melih Hoca, (Prof. Bulu) size büyük bir görev düşüyor.

Çıkıp, “Bu yükü artık taşıyamayacağınızı” ilan edin. “Emir-komuta zincirini” kırın ve bu görevi iade edip, gerilimin tırmanmasına daha fazla müsaade etmeyin.

Hâlâ vakit var. Bu ülkenin bin türlü derdi tasası varken. Bir de bu mesele uzamasın.

Hep birlikte “ülkenin her alandaki saygınlık puanları”nın düşmesinden yorulduk.

ENİS BERBEROĞLU

Bu satırları yazdığım saatlerde; 45 yıllık dostum, okul arkadaşım (Boğaziçi Üni.), meslektaşım, Cumhuriyet (Gazetesi) okulundan “sıra” arkadaşım, sevgili kardeşim İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na yapılan hukuksuzluk nihayet sona erdirilmişti.

Mahkeme kararının Meclis’e iletilmesi ve genel kurula sunumu sonucu, resmen yanlış düzeltildi ve Berberoğlu yeniden “Milletvekili” olarak yasama görevine dönmüş oldu.

Dileyelim, yeni bir ayıba imza atılıp da “Bir an önce hakkındaki dokunulmazlık fezlekesini yeniden gündeme getirelim de yine kapı dışarı edelim. Güç kimde, gösterelim şunlara” acizliğine tevessül etmezler.

“Acizlik” diyorum. Çünkü milletin verdiği “anasının ak sütü gibi helal” oyların karşısında duyulan acizliktir, bu “küstah muktedirlerin” yaptığı.

Bırakın bu ülke, hukukun, adaletin kol gezdiği, “tepelerden aldıkları” buyruklarla karar veren mahkemelerin, insanların kaderleri ile oynamadığı bir diyara dönüşsün.

Geçmiş olsun Enis kardeşim…

HALK TV Programımız – 06 Şubat 2021

Dostlar,

HALK TV’de Sn. Fatma Nur AK’ın konuğu olduk.. (Yaklaşık 23 dakika)

Aşı kıtlığını – yoksunluğunu irdeledik.
Buna ek 3 m doz ilk bölüm aşının 14 Ocak’tan bu yana 24 günde bitirilemediğini, günde ortalama 110 bin doz uygulama yapılabildiğini, bu durumun kabul edilemezliğini vurguladık. Oysa yaygın – hızlı aşılama için mutlaka “seferberlik” mantığı ile düzenleme gerekliydi, AKP iktidarı bunların hiçbirini yapmadı. “Yavaş” gitmek işine geliyor galiba!? “Elimizde aşı var, sırası gelene yapıyoruz, gelen insanlar bu denli..” denmek isteniyor galiba!? Hiç aşı teşviki kamu duyuruları (spotları) göremiyoruz TV’lerde!?

Ama yeterli toplum bağışıklığına hızla erişme olanağı yok bu gidişle.
Bunu sağlayamazsanız, geçelim sönümlendirmeyi, salgını denetleyemezsiniz bile. Öte yandan Türkiye’de uygulanan Çin kökenli SİNOVAC aşısının hastalığa yakalanmayı önleme gücü %50,65 olarak açıklandı ilgili firma tarafından, kıl payı %50 üstünde. Makale The LANCET‘te yayınlandı (Evre 3 ara raporu). DSÖ ve CDC, salgın nedeniyle, %50 koruyucu aşıya bile ivedi (acil) kulanım onayı vereceğini açıklamıştı.

Oysa Sağlık Bakanlığı, bu aşının Türkiye ayağında yürütülen Evre3 çalışmasını çooooook erken sonlandırdı Çin kökenli aşıyı uygulamaya geçmek için. %91,25 koruyuculuk oranı açıklandı. Bu oranın tümüyle bilim dışı, geçersiz, yok hükmünde olduğunu, ülkemizde söz konusu aşının koruyuculuk oranını bilmediğimizi duyurmuştuk o gün(lerde). Bilimsel,matematik temelli tartışma çağrısı yapmıştık ancak karşımıza çıkan ol(a)madı..

Bu arada, yaygın ve ciddi mutasyonlar nedeniyle ( 3 varyant tip 70’i aşkın ülkede görülmekte), mRNA aşıları ve viral vektör aşıların henüz bilinmeyen / açıklanmayan ama ciddi oranda koruyucu etkinlikleri azalmış olabilir. Zaman aleyhimize, mutasyonlar istenmeyen yönde. Öte yandan 100 doz aşıdan 75’i, 10 varsıl ülkece gasp edilmiş durumda! Küresel ölçekte salgın nasıl denetlenir bu durumda??

DSÖ’nün çabaları yetersiz kalıyor, BM ise suskun. Bu tablo nasıl açıklanabilir? BM etkin rol üstlenmeli ve salgının küresel ölçekte yönetimine hakkaniyet temelli dayanışma için ağırlık koymalı. Hep söyledik 24 Ekim 2020’den bu yana; BM Genel Kurulu, 2-4 hafta eşzamanlı bir küresel kapanma çağrısı yapmalı. Ancak böylelikle yangının azgınlığı baskılanabilir salgınla savaşım sürdürülebilir.

Zaman geçtikçe aşılara direnç, dezenfekten – antiseptiklere direnç, sağaltımda (tedavide) kullanılan destek ilaçlara (anti-viral birkaç antibiyotik) direnç; üstüne üstlük daha kolay yayılabilen – bulaştırıcılığı artmış, daha öldürücü yeni varyantlar..

  • Çözümsüzlüğe sürükleniyoruz.

Okullar bu koşullarda açılabilir mi?

Pek çok ülkede sıkı sıkıya kapalı iken.. Türkiye’de böylesi bir yol, yangına benzin dökmek anlamına gelebilir.. Aklınızdan bile geçirmeyin.. Bu yarıyıl böyle gitsin.. bir giderim (telafi) yolu bulunur ama giden canlar geri gelmez!

Sağlık Bakanlığına Çağrı

Ayrıca, Çin firması SİNOVAC’ı yeter hız ve miktarda üretemiyorsa, lojistik tedarik sıkıntılı ise, -ki apaçık öyle- Reis Hazretleri Çin’li mevkidaşını telefonla arayıp desin ki:

  • Türkiye’de uluslararası yetkilendirilmiş (akredite) GMP ve GLP standartlı farmasötik ürün kuruluşlarımız var, sizin lisansınız altında burada da üretelim, hız kazanalım…

O halde yapılacak daha çoook iş var.. Çok özetle :

  1. Aşılamayı hızlandırmak ve 0-18 yaş dilimi dışında 70 milyon tüm nüfusu hedeflemek zorunludur çünkü %50 koruyucu aşı ile ancak 35 milyon insanı bağışık kılabilirsiniz.
  2. Okulları bu ortamda açmak yangına benzin dökmektir, bu yarıyıl böyle kapanmalıdır.
  3. İlaç devi Merck-S&D bile aşı geliştiremedi havlu attı; Çin’e Sinovac lisansıyla Türkiye’de üretim önerilmeli GMP-GLP standartlı ilaç fabrikalarımızda.
  4. 2-4 hafta tam kapatma hala zorunlu, direnmek boşuna!

Ayrıntılara ve daha çoğuna aşağıdaki erişkeden (linkten) ulaşabilirsiniz.

İzlenmesi, paylaşılması ve gereğinin hızla yerine getirilmesi dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile. 07 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Saat zamanı adımlıyor

Saat zamanı adımlıyor

Her yılın başında olduğu gibi umutla baktık 2020’ye. Türkiye Komünist Partisi’nin yüzüncü yaşıyla, Nazım’ın “övünüyorum” dediği yirminci asrın şiiriyle, “Ve ölen ve doğan / ve son gülenleri güzel güzel gülecek olan” 21. yy  her şeye karşın “güneşli olacak” dizeleriyle başladık yıla ve 21. yy’a. Başladık ama koronavirüsün, pandeminin, yaşama endişesinin etkisi altında herkes, her şey altüst oldu. Ve düzen de ona uydu. Azgın kapitalizm tüm güçleriyle ve araçlarıyla emekçi halkın üzerine çullandıkça çullandı. Ne piyasa frene bastı ne de gericilik… Ne devlet sosyalleşti ne de hukuk… Ne işçi cinayetleri durdu ne kadın cinayetleri…

Emperyalizmin kıskacı, sermayenin tahakkümü sınırsızca çalışırken emekçiler de sınırsızca, güvencesiz olarak ve düşük ücretle çalışmaya zorlandı ya da işsiz bırakıldı. Hukuk hukuksuzluğun, keyfiliğin ve baskının metni olmaya yargı da siyasi iktidar bağımlılığına devam etti. Tek tük olumlu karar siyasal iktidarın tepkisiyle karşılaştı, tepkiler arttıkça olumlu kararlar azaldı.

Sınıfsallığın yönetim organizasyonundaki ifadeleri olan devletle hukuk otoriterleşmenin kurum ve kuralları olarak emre amade olurken, düzen muhalefeti de hesap sorma yetisini yitirerek siyasal eylemsizliği kabul etti. Medya, yazar ve sanatçılar, demokratik örgütler, akademisyenler, yurtseverler, aydınlar ve emekçiler üzerindeki baskı zaten bir türlü kendine gelemeyen toplumsal denetimi de sıfırladı. Sermaye sınıfının, siyasi iktidarının ve gericiliğin çıkarları, hortumlamaları toplumun çıkarı olarak sunuldu.

Siyasal eylemsizliğin dikkati çeken yansımalarından biri AKP-MHP ittifakı dışındaki düzen partilerinin aynı sınıfsal siyasette buluştukları “Türkiye ittifakı” söylem ve özlemleri oldu. Yan yana olamazlar denilenler kol kola buluştu. Demokrasi deniyor ya adına, genel oyun ve özgürlüklerin çalındığı,  hakların gasp edildiği, eşitsizliğin eşitlik diye sunulduğu anti-komünizm yüklü demokrasi… 2020’nin tarihine not düşürürcesine ve koronavirüsü kıskandırırcasına, demokrasinin olmazsa olmazı siyasal parti çıktı ortaya mantar gibi. Faaliyette olan siyasal parti sayısı 15.12.2020’de 100’e çıkarken bunların 23’ü 2020 yılında kuruldu.

Partilerine koydukları; Anadolu Birliği, Aydınlık Gelecek, Merkez Ana, Barış ve Eşitlik, Güç Birliği, Demokrasi ve Atılım, Toplumsal Özgürlük, Yeniden Birlik,  Umut, Yeni Yol, Değişim ve Demokrasi, Yenilik, Cumhuriyet ve İstiklal, Güzel, Cesur Düşünce, Kuvayı Milliye, Doğru, Bizim, Milli, Devlet, Milliyetçi Cumhuriyet, Devrim Hareketi, Uyanış adlarıyla umut dağıtmaya çabalayan siyasal partiler egemen sınıfın ideolojisi ve siyasetinde buluşurken, adaletsiz seçim sistemi içinde neyi nasıl yapacakları, halkı nasıl oyalayacakları 2021 ve devamının ilginç konusu olacağa benzer.

Halk umutsuzluğunu anlatmak için “işimiz piyangoya kaldı” derken Milli Piyango büyük sermayenin eline geçti. Siyasal partiler çoğalırken tek siyasetin dayanağı olarak siyaset ve ekonomi, doğal kaynakların kullanımı, devlet, hukuk, sağlık, eğitim, dinsellik, adaletsiz seçim sistemi ve işgücü sermayenin denetiminde. Aydınlanma, laiklik, demokrasi, sosyal devlet, adalet, eşitlik, hak ve özgürlük… Hepsi yanılsama bu düzende, düzen siyasetinin görevi de yanılsamaları sürdürme.

2020 hak ihlalleriyle, gasplarıyla geçti. Yasaklar ve baskılarla, sona eren yaşamlarla geçti. 2021’e ihlalleri, gaspları, adaletsizlikleri, baskıları, sınırsız yetkileri, savunmasızlığı, keyfilikleri, örgütlere ve savunmaya el koymayı kural haline getiren, adının arkasına saklanan yasama belgesiyle (7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun) giriyoruz. Meclis içi muhalefet de vermediği oya sığınmakla yetiniyor. Devleti ve hukuku başkalaştırırken yaşam tarzını da başkalaştırdılar. Kimileri bu başkalaştırmada tahterevallinin tepesinde yer alırken emekçi halk onları yukarıda tutmak için aşağıya itiliyor.

Siyasi partilerden meslek oda ve birliklerine, dernek ve vakıflardan sendikalara örgüt çok ama gerçek örgütlenme hepsinde yaşanamıyor.

Gerçek örgütlenme kimi bireylerin ilkesiz olarak aynı siyaseti savunan çıkarcı başka bireylerin peşine takılması değil, emekçi halkın sınıf bilinciyle toplum yararı için örgütlenmesidir. Birinciler, sınıflı toplumda düzen içinde kalır, sermayenin halk üzerindeki egemenliğini savunur ve emeğin sömürülmesini kaygı bile etmeden rekabet peşine düşerler. İkinciler, sınıfsız ve sömürüsüz dünya için mücadele eder ve insanın insanı sömürmesine karşı çıkarak sömürücü düzeni yıkmaya yönelirler.

Gerçek örgütlenme düzen içinde tek siyasetin parçaları olan siyasal partilere üye olmakla, sömürücülerin saflarına katılmakla, piyasacı ve gericilere payanda olmakla, sömürü düzenini uzlaşma kılıfıyla meşrulaştırmakla ve onun kulu olmakla değil, işçi sınıfının devrimci mücadelesine katılmakla yaşama geçer.

Ostrovski’nin “Ve Çeliğe Su Verildi”de söylediği gibi saat mühür basarcasına adımlıyor zamanı.

Gerçek örgütlenme, saatin zamanı emekçiler adına adımlamasıdır; emek ister, emek için emek ister.

2021 başta sağlık emekçileri olmak üzere tüm emekçiler için, insanlık için esenlik dolu olsun; Aydınlanma ve laikliğin ayağa kalktığı örgütlü sınıfsal mücadele yılı olsun.