Yüzde 25-30 kitle bağışıklığı oluşmuş görünüyor

Bilim Kurulu Üyesi:

%25-30 kitle bağışıklığı oluşmuş görünüyor

Güncelleme notu                                                  :
27 Nisan 2020 sabah 10:32’de Sn. Muharrem Sarıkaya ile yaptığımız görüşmede, sorumuz üzerine, S. Prof. Alpay Azap’ın sözlerini yanlış anladığını söyledi. Alpay hoca COVID19 için tanı testi olan PCR testinin %25-30 yanlış / hatalı sonuç verdiğini söylemiş ama Sarıkaya yazının başlığındaki gibi anlamış her nasılsa.. Bu yazısını geri çektiğini belirtti bize.. Yeni başlık aşağıdaki gibi.. 26.04.2020, saat 02:00’de güncellemiş 21:00’de yayınladığı yazısını. (https://www.haberturk.com/yazarlar/muharrem-sarikaya/2659302-pik-goruldu-egri-yatayda-karari-mayis-sonu-belirler)

Pik görüldü, eğri yatayda… Kararı Mayıs sonu belirler

Ne diyelim, Sarıkaya gibi çoook deneyimli yazrlar da ciddi yanlış anlamalara düşebiliyormuş..

Dr. Ahmet SALTIK (27.04.2020, 16:55)
==========================

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap, sosyal medyada bir hesap tarafından paylaşılan grafik-analizlerin kendi ellerindeki verilerle örtüştüğünü söyledi. Azap ayrıca, Tükiye’de %25-30’luk bir kitle bağışıklığının olduğunu söyledi.

Bilim Kurulu Üyesi: Yüzde 25-30 kitle bağışıklığı oluşmuş görünüyorKoronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap, Türkiye’deki koronavirüs rakamlarını günlük olarak analiz ederek paylaşan @lagaribey adlı Twitter kullanıcısının vardığı sonuçlarla kendi ellerindeki verilerin benzeştiğini söyledi. Azap ayrıca, Tükiye’de % 25-30’luk bir kitle bağışıklığının olduğunu söyledi.

Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya, bugünkü yazısında Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap’la yaptığı sohbeti yazdı. Yazısında, Azap’ın sohbet sırasında bir Twitter hesabından bahsettiğini belirten Sarıkaya, “Kendilerindeki veriler ile burada yapılan hesaplamaların benzeştiğine dikkat çekti” ifadelerini kullandı. Sarıkaya, yazısının devamında şunları söyledi:
“Matematiksel modellemede hem lojistik hem de SIR yönteminin kullanan @lagaribey isimli sitenin yayınlarına dikkat çekti. Belirli bir eğilimin yakalandığını, en küçük bir gevşetmenin ikinci bir dalgaya yol açabileceğini belirtip uyarısını da yaptı:
‘Her şey yavaş yavaş olmalı. Seyahatte, bazı yerlerin açılmasında olabilir ama ikinci dalgaya neden olmadan…’
Prof. Dr. Alpay Azap’ın verilerini gösterdiği twitter hesabının modellemesi de aslında Türkiye’de iyi bir yöne doğru direksiyon kırıldığını gösteriyor.”

@lagaribey‘in paylaştığı grafiklerden bazıları şöyle:

bilim-kurulu-uyesi-yuzde-25-30-kitle-bagisikligi-olusmus-gorunuyor-722672-1.

bilim-kurulu-uyesi-yuzde-25-30-kitle-bagisikligi-olusmus-gorunuyor-722674-1.

‘%25-30 KİTLE BAĞIŞIKLIĞI OLUŞMUŞ GÖRÜNÜYOR’

Yazıda Azap’ın söz ettiği bir başka dikkat çekici konu ise kitle bağışıklığının oluşumuna ilişkin. Sohbetin söz konusu kısmını Sarıkaya şöyle aktardı:

“Prof. Dr. Azap’ın dünkü sohbetimizde dikkat çektiği nokta ise toplumda bağışıklık oluşumunun henüz çok yüksek bir düzeye çıkmamış olması…

‘%25-30 düzeyinde kitle bağışıklığı oluşmuş görünüyor, bu bir yandan üzücü ama ölüm vakasının azlığı da avantajlı’ deyip sözlerini sürdürdü:

‘Türkiye’nin geneline bakıldığında toplam vakada azalma var ama iller bazında (AS: ölçeğinde) alındığında durum biraz daha farklı. Ankara 2-3 hafta geriden İstanbul’u takip ediyor gibi. Diğer bazı illerde de yasaklara çok dikkat edilmiyor gibi bir manzara var, gevşeme olmamalı. 65 yaş üstü evde sıkıldı biliyoruz, bazıları alışverişini yapmak için AVM’ye gitmek istiyor ama hastalık bunların hepsinin önünde bir durum…’”
=============================

Dostlar,

TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI %25-30’u BULDU NE DEMEK??

Birkaç TV programımızda, toplam hasta sayımızın kayıtlara giren olgu (vaka, hasta) tanısının 10 (on) değil 100 (yüz!) katı olduğunu, toplumda saklı kaldığını belirttik.

COVID19 salgınında, klasik buzdağı örneği / modeli geçerli değil.. Saklı olgular, tanı konanın 1/10’u değil..

Toplumda milyonlarca olgu birikiyor sağlık kuruluşlarına başvurmayan… yönünde açıklamalar yapmıştık..

Milyonlarca başvurmayan hasta” ya da resmen kayda alınanın 100 (yüz) katı ayakta geçirilen bulaş (enfeksiyon) var… savımız kimilerini ürkütüyordu..
****
Prof. Azap %25-30 düzeyinde toplum bağışıklığından söz etmekte..
Türkiye nüfusu halen 83 + 5 milyon sığınmacı ile 88 milyon dolayındadır..
Bu nüfusun %25’inde yeni koronavirüse bağışık yanıt oluştu ise, 88 m X .25 = 22 milyon insanımızın COVID19’a yakalandığı ve bunlardan ancak 110 bininin kayda alındığı anlaşılır..

Dikkat buyurulsun, 22 milyon ayakta geçiren COVID19 olgusu!

Toplum bağışıklığı %30’a erişti ise, 88 m X .30 = 26,4 milyon insanımızın COVID19’a yakalandığı ve bunlardan ancak 110 binine tanı koyduğumuz anlaşılır.. (PCR + olanlar)

Rakamlar üzerinde bir kez daha düşünmek ve yüzleşmek gerekir..

  • Gerçekten 22 – 26,4 milyon arasında insanımız bu hastalığı geçirerek bağışık olmuş mudur?

Bizim kestirimimiz, resmi olgu sayısı X 100 idi.. Yani son veri 110 bin hasta dikkate alınırsa 11 milyon dolayında, bulaşı hastaneye başvurmadan geçiren insanımız olduğunu öngörmekteydik..
***
Şimdi yapılacak iş, yaklaşık son 10 gündür dile getirdiğimiz ANTİKOR ARAŞTIRMASIDIR..

Toplumsal bağışıklığın ne düzeye eriştiğini kestirmek üzere uygun büyüklük ve bileşimde bir örneklem üzerinde yeni koronavirüs antikorlarına bakılmalıdır (sero-prevalans çalışması). COVID-19’un serodinamisi iyi bilinmediğinden, bağışık (anti-korona antikor seropozitif) olanlarda bağışıklığın hızla sönümlenebileceği (sero-negatif konversiyon) dikkate alınarak, bu saha araştırması için gecikilmemelidir. Ayrıca kazanılan bağışıklığın koruyucu gücü de bilinmediğinden, salgın yönetiminde bu noktalar gözönünde tutulmalıdır.

Ek olarak; yaygın beslenme sorunları / yetersizliği (PKM, PEM) dikkate alınırsa, korona enfeksiyonunu her nasılsa geçirmiş ama yeter bağışık yanıt verememiş nüfus hiç de az değildir Türkiye’de.. Bir kısıttır toplum bağışıklığı hızını (rate, prevalance) hesaplamada.

Saptanacak bağışık kişilerin plazma bağışçısı (donörü) olarak arşivlenmesi, kritik işlerde iseler göreve başlatılması… bakımlarından ek kazanım olacaktır. 

Türkiye’de dolaşan yeni koronavirüs serotiplerinin moleküler olarak izlenmesi ve gen diziliminin tanımlanması son salgın yönetiminde derece önemlidir.

Sevgi ve saygı ile. 27 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

KORONA VİRÜS SALGINI İLE NASIL BAŞETMELİ??

Değerli site okurlarımız,

KORONA VİRÜS SALGINI İLE
NASIL BAŞETMELİ??

Bu gün, 23 Mart 2020 Pazartesi günü, akşam saat 21:00 – 23:00 arası Halk TV‘nin konuğu olacağız.. Duyuru posteri aşağıda..

Eski Ekonomi Bakan Sn. Ufuk Söylemez yönetiminde 2 hekim ve 1 ekonomist, ülkemizin ve dünyanın ciddi sorunu KORONAVİRÜS SALGINI ile nasıl başedebileceğimizi konuşacağız..

Prof. Dr. Alpay AZAP, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalışma arkadaşımız.
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolji uzmanı.
Ayrıca KLİMİK Uzmanlık Derneği Başkanı ve Sağlık Bakanlığı’nının Korona Bilim Kurulunda Tıp Fakültemizin 2 temsilcisinden biri.

Bizi bu siteden… tanıyorsunuz. HALK SAĞLIĞI TIP UZMANLIK ALANI, salgınlarla savaşımda orkestranın başı.. Epidemiyoloji yandal uzmanlığı varsa daha da doyurucu.
Tıbbi orkestranın vazgeçilmez 2. elemanı Enfeksiyon Hastalığı uzmanları..
(Epidemiyoloji yan dal uzmanlığı yalnızca bu 2 ana tıp dalı için olanaklı ve eğitimini
Halk Sağlığı Anabilim Dalı veriyor) )

Salgının nedenine, etkenine, klinik tablosuna göre öbür tıp dalları da vazgeçilmez bu takım çalışmasında.

HALK TV’ye teşekkür ederiz bu fırsat için. Kendilerinin hazırladığı kısa tanıtım videosunun erişkesi (linki) aşağıda.. Tıklanmasını dileriz..

Halk_TV_program_tanitimi_23.3.2020

Korona salgınında göğüs hastalıkları, yoğun bakım, anestezi ve reanimasyon, iç hastalıkları ön saflarda sorumluluk üstlenmiş durumdalar.
Temel Tıp Bilimleri alanlarındaki görünmez kahraman meslektaşlarımızı da unutmayalım :
Özellikle Temel Mikrobiyoloji – Viroloji ve vazgeçilmez Laboratuvar desteği..
Tıbbi Genetikçi, Farmakolog arkadaşlarımız ve 1. Basamağın omurgası Aile Hekimlerimiz, Psikyatristlerimiz..

Ayrıca hemşirlerimiz, cankurtaran çalışanlarımız, sağlık teknisyenlerimiz..
Acil servislerde hasta gören her daldan meslektaşlarımız..

Türkiye’mizin 1 milyona yakın sağlık çalışanı var.
Kabaca her 80 kişiden 1’i sağlık çalışanı. Gelişmiş ülke standartlarının epey gerisindeyiz ama gelişmemiş bir ülke de değiliz.

160 bin hekim, 160 bin hemşiremiz var. 30 bini aşkın diş hekimi ve yine 30+ bin eczacımız var.
240 bini aşkın hasta yatağımız, on bin nüfusa 28 yatak düzeyinde.

  • Gerekirse İngiltere gibi biz de 65+ yaş hekim ve öbür sağlık çalışanlarımızı seferberlik bilinci ile göreve çağırırız.Sayısı 1530’u geçen hastanemiz ve toplam yatak sayısının 1/10’u düzeyinde yoğun bakım yataklarımız var. (650 hastane özel sektörün).
  • Salgını iyi yöneterek zamana yayabilirsek, bu eldeki kapasite ile başedebiliriz.
  • Dikkatli olmaz ve patlayıcı bir epidemi (salgın) yaşarsak sağlık altyapımız yetersiz kalabilir.

Bu potansiyeli en optimal düzeyde yönetmek de siyaset kurumunu işi.
Bu çok büyük, ağır ve tarihsel bir sorumluluk. Temel koşulları bellli :

1. Zerrece tartışmasız ve ödünsüz biçimde BİLİMSEl AKILCILIK!

2. Demokratik, katılımcı, saydam, halktan bilgi saklamayan politikalar.

3. Kesinlike liyakata dayalı istihdam ve kamucu sağlık hizmetleri.

4. Uluslararası işbirliğine açık, dayanışmacı salgın yönetimi

5. Salgın nedeniyle zedelenebilir toplum kesimlerine; yoksullara, işsizlere, yaşlılara, engellilere, ülkemizdeki sığınmacılara, küçük esnafa – işletmelere… çok yönlü destek politikaları;
SOSYAL DEVLET!

6. Kısa – orta – uzun erimde tartışılmaz öncelikle HALK SAĞLIĞINI KORUMAK, ardından ülkemizin çok yönlü çıkarlarını korumak, potansiyel sorunlarla başetmek siyasal iktidarın işi;
ulusumuzun Meclisi TBMM ile.. Bu amaçla bir ULUSAL KORONA KRİZ YÖNETİM MERKEZİ kurulmalı, toplumun katılımını da mutlaka sağlayarak Ulusu BÜTÜNLEŞTİRİCİ yaklaşımlarla kriz yönetimi aşamasına geçilmelidir.

OHAL yönetimine asla gerek yoktur. Yürürlükteki mevzuat, yönetime yeterli yetkileri fazlasıyla vermektedir. (Hekim, Kamu Yöneticisi ve Sağlık Hukuku uzmanı olarak bu net bilgiye sahibiz..)

Bunları da Mülkiye’li şapkamızla söylemiş olalım..

Orkestra tüm Türkiye‘dir ve yaşamda tek yol gösterici olan AKIL VE BİLİM YOLUNDAN AYRILMAZSAK, biraz sabırla bu ulusal sorunun da üstesinden geleceğiz.

Panik ve karamsarlık doğru değildir..

  • Salgın ile savaşım (mücadele) asla günlük siyasete alet edilmemeli; kesinkes bir ulusal dava olarak sonuna dek siyaset üstü tutulmalıdır.

Haydi Türkiye, hepimize kolay gelsin!

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 23 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Koronavirüs (Covid-19) Hakkında bilgilendirme videoları

Değerli Site Okurlarımız,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi, sevgili arkadaşımız – meslektaşımız Prof. Dr. Alpay Azap Hocamızın, Koronavirüs (Covid-19) Hakkındaki bilgilendirme videolarına aşağıdaki bağlantılara tıklanarak ulaşılabilir.

Sevgi ve saygı ile. 12 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Aşı Karşıtlığı

SAĞLIK YAZILARI / DR. CAVİT IŞIK YAVUZ

Aşı Karşıtlığı

Ülkemizde de aşı yaptırmama konusunda dikkat çekici bir artış var. 2016’da çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısı 11 bin iken, 2017 yılında bu rakam 23 bine çıkmış durumda.

Aşı tartışması giderek alevleniyor. Aşı yaptırma konusunda yayılan kaygılar, korkular ve karşıt tutumlar bulaşıcı hastalıklarla mücadeleye zarar verecek noktaya gelmiş gibi görünüyor. Aşıyla korunulabilir bulaşıcı hastalıklar için endişeler ve bu hastalıkların sayıları artıyor. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktör Yardımcısı Nedret Emiroğlu’nun ifade ettiklerinden anlaşılan, Avrupa’da bir kızamık salgınının kol gezdiği:

Avrupa ülkelerinin üçte ikisinde kızamık ortadan kalkmış olsa da bölgedeki bazı ülkelerde geçen yıl büyük kızamık salgınları gözlemledik. Bu yılın ilk iki ayında Avrupa Bölgesi ülkeleri toplam 11 bin kızamık vakası bildirdi. Hastalığın daha çok yayılmasını önlemek ve aşılanma oranlarını artırmak amacıyla bu hastalıklardan etkilenen ülkelerle sıkı bir işbirliği içinde çalışıyoruz”.

Ülkemizde de aşı yaptırmama konusunda dikkat çekici bir artış var. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap’ın yaptığı açıklamaya göre, 2016’da çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısı 11 bin iken, 2017 yılında bu rakam 23 bine çıkmış durumda.

Konuyla ilgili uluslararası tartışmalar da yoğunlaşıyor. Öyle ki bilim insanları “halk sağlığının en büyük kazanımlarından birisi olan aşılar, nasıl oldu da anne ve babaları korkutan tıbbi bir işleme dönüştü?” diye soruyorlar.  Aşıya ilişkin bu tartışmalarda üç başlığın öne çıktığını görüyoruz: Aşı konusunda tereddüt edenler, aşıyı reddedenler ve aşıya karşıt olanlar. (Ayrıntılar için bakınız; Aşı Reddinin Bağlamı ve Sonuçları. Feride Aksu Tanık, Toplum ve Hekim 2018/2.sayı).

Konuyu ilk olarak “Dinin Siyasallaştırılması ve Sağlık” başlıklı dosyada Prof. Dr. Feride Aksu Tanık’ın “Aşı Reddinin Bağlamı ve Sonuçları” başlıklı yazısıyla  gündeme getiren Toplum ve Hekim Dergisi 2018 yılının üçüncü sayısını da bu konuya ayırdı ve bir aşı karşıtlığı dosyası hazırladı .

Dosyada yer alan sekiz yazıda aşı karşıtlığı çeşitli yönleriyle inceleniyor. Dosyanın sunuş yazısında konunun piyasa ve piyasalaşma faktörünü göz ardı etmeksizin ele alındığı belirtiliyor. Bu perspektifle ilk yazı da bu konuda: “Bağışıklamayı Kim Tehdit Ediyor: Aşı Karşıtları? Aşı Piyasası? (Şafak Taner). Yazıda aşı karşıtlığının bilimsel temellere dayanmadığı ancak aşının piyasalaşması ve piyasa dinamiklerine bırakılmasının güvensizlik ve endişe ortamı yarattığı vurgulanarak piyasalaşma üzerinden bu ortamın oluşumu inceleniyor.

Aşı Karşıtlığı (Alp Aker) başlıklı yazıda aşı karşıtı fikirlerin medyada ve internette özellikle sosyal medya aracılığıyla hızla yaygınlaştığı buna karşı mücadelenin bilimsel temelli argümanlar yanında farklı stratejiler de gerektirdiği belirtiliyor.

Aşı Karşıtlığının Tarihçesi (Melike Yavuz) başlıklı yazıda aşı tarihçesi ele alınırken karşıtlığı oluşturan gelişmeler ve süreç de inceleniyor. Bu karşıtlığın gerek tarihsel gerek sınıfsal farklılıkları vurgulanıyor. Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialara Yanıtlar (Işıl Arıcan) yazısında, özellikle sosyal medyada sıklıkla rastlanılan aşı karşıtı savları ayrıntılı olarak irdelenerek bu savların aslını ortaya koymak ve özellikle “aşı karşıtı” aileleri ikna etmek isteyen hekimlere bir kaynak oluşturmak amaçlanıyor.

Ebeveynlerin (AS: anababanın) Aşı Kararı (Hatice İkiışık) başlıklı yazıda anne babaların aşı konusunda yaşadığı çekinceleri aşmanın önemli yollarından birinin “Aşıları tavsiye eden ve yöneten sağlık çalışanlarına, aşılarını sağlayan sisteme, aşı programlarına karar veren politika belirleyicilerine güven ve medyada yer alan aşılarla ilgili farklı türdeki bilgiler” olduğunun altı çiziliyor.

Otizm ve Aşılar Arasında Bir İlişki Var mı? (Işık Karakaya) aşıyla ilgili en çok dillendirilen endişe kaynağı olan aşı-otizm ilişkisine ilişkin araştırmaları ve yayınları özetlerken Aşı Karşıtlığının Toplumsal Sonuçları (Alpay Azap) başlıklı yazıda aşı karşıtlığına bağlı düşen aşılama oranları nedeniyle oluşan salgınlara dikkat çekiliyor.

Dosyanın son yazısı ise Aşılanmama, Aşılatmama ve Türkiye’de “Aşı Reddi” Tartışmasına Kısa Bir Katkı (Muzaffer Eskiocak) başlığında. Yazıda “Bilimin ve modern tıbbın toplum sağlığına en önemli katkılarından bağışıklama hizmetleri, neoliberal hegemonyanın bilime, kurumlara ve yaşama yönelik saldırısından etkilenmekte” olduğuna dikkat çekiliyor ve aşı oranlarının düşmesiyle salgın endişelerinin dile getirilmeye başlandığı bir ortamda Türkiye’de 2010 yılından bu yana kızamık hastalığının bir şekilde gündemde olduğunu rakamlarla ve aşılama oranlarıyla ortaya koyuyor.

Kırk yaşındaki dergi Toplum ve Hekim’in bu özel dosyası için yazıların özetlerine, eski sayıların içeriğine ve abonelik bilgilerine derginin web sayfasından ulaşabilirsiniz. (CIY/HK)

Yazar : Cavit Işık Yavuz
Tıp doktoru, Halk Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uzmanı. 1993’te Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Halk Sağlığı Uzmanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Çevre Sağlığı uzmanlığı eğitimleri aldı. Türk Tabipleri Birliği’nin çeşitli Kol ve yayın organlarında çalışıyor.
==============================================
Dostlar,

Ne yazık ki sorun sür – dü – rü – lü – yor..
Anayasa Mahkemesi’nin 2 davada bireysel başvuruculara zorla aşı yapılamayacağı / tersinin hak ihlali olacağı kararından sonra “aşı reddi” her yıl birkaç yüz bile olmazken 23 binleri aştı 2017’de. Sağlık Bakanlığından “tık” yok.. Bu sitede çok yazdık sorunu. Tek maddelik bir yasal düzenleme sorunu çözmeye yeterli..

Ama AKP iktidarı bunu yap – mı -yor! Çocuklarımız aşısız kalıyor.  Yalnız aşılanmayan çocuklar değil tüm toplumun sağlığı tehlikeye atılıyor.

Böylesi ağır bir sorumluluğun gereğini yapmamak için herhalde istisna bir iktidar, AKP iktidarı olmak gerek..

Yazıklar olsun..

TOPLUM ve HEKİM Dergimizin 40. yılında bu önemli tırmanan AŞI KARŞITLIĞI sorunu özel konu – özel sayı yapan meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’ne ve dosyaya emek veren meslektaşlarımıza, sevgili Cavit’e teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com