Aşı Karşıtlığı

SAĞLIK YAZILARI / DR. CAVİT IŞIK YAVUZ

Aşı Karşıtlığı

Ülkemizde de aşı yaptırmama konusunda dikkat çekici bir artış var. 2016’da çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısı 11 bin iken, 2017 yılında bu rakam 23 bine çıkmış durumda.

Aşı tartışması giderek alevleniyor. Aşı yaptırma konusunda yayılan kaygılar, korkular ve karşıt tutumlar bulaşıcı hastalıklarla mücadeleye zarar verecek noktaya gelmiş gibi görünüyor. Aşıyla korunulabilir bulaşıcı hastalıklar için endişeler ve bu hastalıkların sayıları artıyor. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktör Yardımcısı Nedret Emiroğlu’nun ifade ettiklerinden anlaşılan, Avrupa’da bir kızamık salgınının kol gezdiği:

Avrupa ülkelerinin üçte ikisinde kızamık ortadan kalkmış olsa da bölgedeki bazı ülkelerde geçen yıl büyük kızamık salgınları gözlemledik. Bu yılın ilk iki ayında Avrupa Bölgesi ülkeleri toplam 11 bin kızamık vakası bildirdi. Hastalığın daha çok yayılmasını önlemek ve aşılanma oranlarını artırmak amacıyla bu hastalıklardan etkilenen ülkelerle sıkı bir işbirliği içinde çalışıyoruz”.

Ülkemizde de aşı yaptırmama konusunda dikkat çekici bir artış var. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap’ın yaptığı açıklamaya göre, 2016’da çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısı 11 bin iken, 2017 yılında bu rakam 23 bine çıkmış durumda.

Konuyla ilgili uluslararası tartışmalar da yoğunlaşıyor. Öyle ki bilim insanları “halk sağlığının en büyük kazanımlarından birisi olan aşılar, nasıl oldu da anne ve babaları korkutan tıbbi bir işleme dönüştü?” diye soruyorlar.  Aşıya ilişkin bu tartışmalarda üç başlığın öne çıktığını görüyoruz: Aşı konusunda tereddüt edenler, aşıyı reddedenler ve aşıya karşıt olanlar. (Ayrıntılar için bakınız; Aşı Reddinin Bağlamı ve Sonuçları. Feride Aksu Tanık, Toplum ve Hekim 2018/2.sayı).

Konuyu ilk olarak “Dinin Siyasallaştırılması ve Sağlık” başlıklı dosyada Prof. Dr. Feride Aksu Tanık’ın “Aşı Reddinin Bağlamı ve Sonuçları” başlıklı yazısıyla  gündeme getiren Toplum ve Hekim Dergisi 2018 yılının üçüncü sayısını da bu konuya ayırdı ve bir aşı karşıtlığı dosyası hazırladı .

Dosyada yer alan sekiz yazıda aşı karşıtlığı çeşitli yönleriyle inceleniyor. Dosyanın sunuş yazısında konunun piyasa ve piyasalaşma faktörünü göz ardı etmeksizin ele alındığı belirtiliyor. Bu perspektifle ilk yazı da bu konuda: “Bağışıklamayı Kim Tehdit Ediyor: Aşı Karşıtları? Aşı Piyasası? (Şafak Taner). Yazıda aşı karşıtlığının bilimsel temellere dayanmadığı ancak aşının piyasalaşması ve piyasa dinamiklerine bırakılmasının güvensizlik ve endişe ortamı yarattığı vurgulanarak piyasalaşma üzerinden bu ortamın oluşumu inceleniyor.

Aşı Karşıtlığı (Alp Aker) başlıklı yazıda aşı karşıtı fikirlerin medyada ve internette özellikle sosyal medya aracılığıyla hızla yaygınlaştığı buna karşı mücadelenin bilimsel temelli argümanlar yanında farklı stratejiler de gerektirdiği belirtiliyor.

Aşı Karşıtlığının Tarihçesi (Melike Yavuz) başlıklı yazıda aşı tarihçesi ele alınırken karşıtlığı oluşturan gelişmeler ve süreç de inceleniyor. Bu karşıtlığın gerek tarihsel gerek sınıfsal farklılıkları vurgulanıyor. Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialara Yanıtlar (Işıl Arıcan) yazısında, özellikle sosyal medyada sıklıkla rastlanılan aşı karşıtı savları ayrıntılı olarak irdelenerek bu savların aslını ortaya koymak ve özellikle “aşı karşıtı” aileleri ikna etmek isteyen hekimlere bir kaynak oluşturmak amaçlanıyor.

Ebeveynlerin (AS: anababanın) Aşı Kararı (Hatice İkiışık) başlıklı yazıda anne babaların aşı konusunda yaşadığı çekinceleri aşmanın önemli yollarından birinin “Aşıları tavsiye eden ve yöneten sağlık çalışanlarına, aşılarını sağlayan sisteme, aşı programlarına karar veren politika belirleyicilerine güven ve medyada yer alan aşılarla ilgili farklı türdeki bilgiler” olduğunun altı çiziliyor.

Otizm ve Aşılar Arasında Bir İlişki Var mı? (Işık Karakaya) aşıyla ilgili en çok dillendirilen endişe kaynağı olan aşı-otizm ilişkisine ilişkin araştırmaları ve yayınları özetlerken Aşı Karşıtlığının Toplumsal Sonuçları (Alpay Azap) başlıklı yazıda aşı karşıtlığına bağlı düşen aşılama oranları nedeniyle oluşan salgınlara dikkat çekiliyor.

Dosyanın son yazısı ise Aşılanmama, Aşılatmama ve Türkiye’de “Aşı Reddi” Tartışmasına Kısa Bir Katkı (Muzaffer Eskiocak) başlığında. Yazıda “Bilimin ve modern tıbbın toplum sağlığına en önemli katkılarından bağışıklama hizmetleri, neoliberal hegemonyanın bilime, kurumlara ve yaşama yönelik saldırısından etkilenmekte” olduğuna dikkat çekiliyor ve aşı oranlarının düşmesiyle salgın endişelerinin dile getirilmeye başlandığı bir ortamda Türkiye’de 2010 yılından bu yana kızamık hastalığının bir şekilde gündemde olduğunu rakamlarla ve aşılama oranlarıyla ortaya koyuyor.

Kırk yaşındaki dergi Toplum ve Hekim’in bu özel dosyası için yazıların özetlerine, eski sayıların içeriğine ve abonelik bilgilerine derginin web sayfasından ulaşabilirsiniz. (CIY/HK)

Yazar : Cavit Işık Yavuz
Tıp doktoru, Halk Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uzmanı. 1993’te Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Halk Sağlığı Uzmanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Çevre Sağlığı uzmanlığı eğitimleri aldı. Türk Tabipleri Birliği’nin çeşitli Kol ve yayın organlarında çalışıyor.
==============================================
Dostlar,

Ne yazık ki sorun sür – dü – rü – lü – yor..
Anayasa Mahkemesi’nin 2 davada bireysel başvuruculara zorla aşı yapılamayacağı / tersinin hak ihlali olacağı kararından sonra “aşı reddi” her yıl birkaç yüz bile olmazken 23 binleri aştı 2017’de. Sağlık Bakanlığından “tık” yok.. Bu sitede çok yazdık sorunu. Tek maddelik bir yasal düzenleme sorunu çözmeye yeterli..

Ama AKP iktidarı bunu yap – mı -yor! Çocuklarımız aşısız kalıyor.  Yalnız aşılanmayan çocuklar değil tüm toplumun sağlığı tehlikeye atılıyor.

Böylesi ağır bir sorumluluğun gereğini yapmamak için herhalde istisna bir iktidar, AKP iktidarı olmak gerek..

Yazıklar olsun..

TOPLUM ve HEKİM Dergimizin 40. yılında bu önemli tırmanan AŞI KARŞITLIĞI sorunu özel konu – özel sayı yapan meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’ne ve dosyaya emek veren meslektaşlarımıza, sevgili Cavit’e teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Prof. Dr. Nusret H. FİŞEK : Radyoaktif Serpintiler


Dostlar
,

Çernobil nükleer santral kazasının yarattığı facianın 27. ylındayız.

Türkiye’ye modern anlamda Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği bilimlerini getiren ve bizleri Hacettepe Tıp Fakültesi‘nde öğrenciliğimizde ve asistanlığımızda yetiştiren efsane hekim  Prof. Dr. Nusret H. FİŞEK, emekli olduktan sonra (1983) Türk Tabipleri Birliği
Genel Başkanlığı 
görevine seçilmişti.

Kendisi bu görevde iken Rusya’da (Ukrayna’da) Çernobil kazası yaşanmıştı.
Hocanın bu konuda, Türk Tabipleri Birliği‘nin düzenli yayın organı
Toplum ve Hekim‘de 26 yıl önce yazdığı ve geçerliğini bu gün de koruyan
özlü makalesini “Radyoaktif Serpintiler” başlıklı paylaşmak istiyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 26.4.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

================================

Prof. Dr. Nusret H. FİŞEK
Türk Tabipleri Birliği Genel Başkanı

portresi

Radyoaktif Serpintiler*
http://www.ttb.org.tr/n_fisek/kitap_3/36.html

Nükleer enerji santralleri konusunda en geniş ölçüde deneyimi olan ülkelerde bile nükleer kazaların önlenememesi, dünya kamuoyunda nükleer güç santralleri konusunda büyük bir kuşku ve tepki yaratmıştır. Ülkemizde bu sorunun iki yönden incelenip değerlendirilmesi gerekir.

İlk sorun, dış kaynaklardan hava, su ve yiyecekler yoluyla tüm yurdumuzda ya da kimi bölgelerimizde yayılacak radyoaktif izotoplardan halkımızın korunmasıdır.
Bunun için yurdumuzun her bölgesinde radyoaktif serpintiler (fall-out) sürekli olarak ölçülmelidir. Radyoaktif serpintilerde artış görülürse, su ve yiyeceklerde
radyoaktif izotop miktarını ve türlerini ölçerek gerekli önlemler alınmalıdır.

Radyoaktif serpintilerin sürekli ölçümü için örgütlenmenin yanında halka radyoaktif izotoplar, neden olacağı hastalıklar ve korunma konularında bilgi verilmeli ve alınan önlemler açıklanmalıdır. Gazete haberlerinden, bu hizmetin Atom Enerjisi Komisyonu tarafından yürütüldüğünü öğreniyoruz. Ancak, bu hizmetin yürütülmesi için
nasıl örgütlenildiği hususunda ve hizmetin uygulama programı konusunda halka
ve hekimlere yeterli bilgi verilmediğini de biliyoruz. “Halk anlamaz; niye söyleyelim?” görüşü yanlıştır. Sorunlar, halk bilinçleştiği ölçüde çözülebilir.

İkinci önemli sorun, Türkiye’de nükleer enerji santrali kurulması sorunudur.
Bu sorun yalnızca Türkiye’de değil, halkı toplumsal sorunlarda bilinçli olan her ülkede tartışma konusudur. Bir gurup düşünür nükleer enerji santrallerinin kurulmasına ve işletilmesine karşıdır. Bir başka gurup ise, sanayileşen ülkelerin enerji gereksinmelerini karşılamak için atom enerjisinin kullanılmasının zorunlu olduğu görüşündedir.
Türk Tabipleri Birliği, Türkiye’de nükleer enerji santrali kurulmasının halkın sağlığı yönünden sakıncalı olduğu görüşündedir. Ancak Türk Tabipleri Birliği, ülkemizin
hızla artan enerji gereksinmesinin karşılanması zorunluluğunun da bilincindedir.
Bu konuda karar vermek politikacılara bırakılamayacak denli önemlidir.
Hükümet, aralarında Türk Tabipleri Birliği temsilcisinin de bulunduğu bir bilim kurulunun kararına göre davranmalıdır. Bu konuda karar verecek olanlar, ülkemizde kimi kişilerin sorumsuzca davranışı bir alışkanlık haline getirdiğini göz önünde tutmalıdır.

Sanayide, -örneğin döküm kalite kontrolünde- röntgen ışınları kullanılmaktadır.
Hükümet bu uygulamanın sağlık yönünden denetimini etkin bir biçimde  yürütememektedir. Sanayinin çevreyi kimyasal yönden kirletmesi karşısında da hükümetler ilgisiz ve güçsüz, işverenler ve işletmeciler sorumsuz bir davranış içindedir. Nükleer enerji santrallerine izin verilirse, görevlilerin aynı sorumsuz tutum içinde olmaları olasılığı biz hekimlerde kuşku yaratmaktadır.

* Toplum ve Hekim, sayı:43, Haziran 1987