Türkiye için ne yapmalı?

Yılmaz ÖZDİL

SÖZCÜ, 17.7.2021

Memleketini seven her yurttaş gibi, her dost sohbetinde aynı karamsarlığa kapıldığınızı, çocuklarınızın torunlarınızın geleceğine dair dile getirmeye bile korktuğunuz endişelere sahip olduğunuzu, umut ışığı göremediğinizi, dönüp dolaşıp “ne yapmalı?” sorusuna cevap aradığınızı biliyorum.

Yüreğinizi ferahlatmak için bağımsız tabir edilen televizyonları seyrettiğinizi, ama her gece fotokopi gibi aynı tiplerle karşılaştığınızı, klişe cümleler duyduğunuzu, muhalif gazeteci ayaklarına yatan, habire sorunu anlatan, çözüme kafa yormayan, size bilgi vermeye uğraşmak yerine, muhalefet yöneticilerinin gözüne girmeye çalışan bu tipler yüzünden, yüreğinizin daha da daraldığını biliyorum.

Çünkü…
Size gerçekten çözüm yolu gösterecek liyakat sahibi insanlarımıza, tıpkı Akp medyasında olduğu gibi, bağımsız tabir edilen medyada da ambargo uygulandığını, kasıtlı olarak ekrana çıkarılmadıklarını, bağımsız medyaya rutubet gibi sızan mutant gazetecilerin, liyakat sahibi insanların size ulaşmasını engellediğini de biliyorum.

Bu çerçevede size bir önerim var : Bedel ödemeyi göze alarak, fırsat buldukları her platformda Türkiye Cumhuriyeti için mücadele veren 32 aydınımız, ortak bir kitap yazdı.
İsmi…
Türkiye İçin Ne Yapmalı?

Mesleğinde zirveye ulaşmış aydınlarımızın, kanaat önderlerimizin, kendi alanlarındaki dörder sayfalık görüşlerinden oluşan bu kitap, Boğaziçi Aydınlar Topluluğu kurucusu Profesör Ahmet Ercan‘ın koordinasyonuyla, Sözcü Kitabevi’nden yayınlandı.

Kimler var derseniz?
Bedri Baykam var, “Türkiye sevdası için ölmeye değer, ama aslında yaşayacak ve yaşatacak kadar cesur olmamız lazım” diyor.

Önay Alpago var, partilerde partiiçi demokrasi olmadan, ülkede demokrasinin olamayacağını örnekleriyle anlatıyor.

Ataol Behramoğlu var, tee 1980’de kaleme aldığı şiiriyle omuz veriyor…

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
boynu bükük ay çiçeği, şiirin ve aşkın geleceği
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
dağ rüzgarı, portakal balı, alçakgönüllü, hünerli, sevdalı
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
harlı bir ateş gibi derinde yanan, haramilerin elinde bunalan
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
bozlak, ağıt, halay ve zeybek, dumanı üstünde ekmek
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
zinciri altında kımıldayan, bitecek sanıldığı yerde başlayan.

Hüsamettin Cindoruk var, Akp tarafından “eski Türkiye” denilen Türkiye’yi adeta ders gibi anlatıyor.

Benim canım Muazzez İlmiye Çığ var, memleketin ancak “sahiplenmek duygusu”yla düze çıkabileceğini, bunun öğretilmesi gerektiğini anlatıyor.

Onur Öymen var, çağdaş uygarlık düzeyiyle bağımsızlık arasındaki olmazsa olmaz ilişkiyi anlatıyor.

Profesör Ümit Özdağ var, futbol maçında basketbol oynayarak sonuç alamayacağımıza dikkat çekiyor, Akp stratejilerine hizmet eden “sarı muhalefet”e dikkat çekiyor.

Uluç Özülker var.
Fikri Sağlar var.
Ufuk Söylemez var, ulusal çıkarlarımızı, milli ekonomiyi, ideolojik saplantılardan uzak, içinde “insan” olacak şekilde hayata geçirebilmemizin yollarını anlatıyor.

  • Profesör Ahmet Ercan, Cumhuriyet devrimlerinin kasıtlı olarak aşındırıldığını, köy enstitüleri başta olmak üzere, eğitim sistemini kuruluş ayarlarına döndürmek gerektiğini izah ediyor.

Türkiye’nin kahramanı Nasuh Mahruki var, “kök sorun” kavramına dikkat çekiyor, geriye kalan tüm sorunlarımızın Atatürk’ün ilerici vizyonundan vazgeçmekle başladığını anlatıyor.

Profesör Osman Korkut Kanadoğlu var, Profesör Kemal Alemdaroğlu, Profesör Coşkun Özdemir, Profesör Mehmet Tevfik Özcan var.

Mavi vatan” kavramının mucidi Cem Gürdeniz var.

Can Ataklı, gerçekten ilham verici bir açılım yapıyor, seçime “kazanacak bir aday”la girmek yerine, “kazanacak bir kavram”la girmemiz gerektiğini anlatıyor.

Namık Tan var, ihtiyacımız olan sadece gerçekçilik ve akılcılık diyor, hatalarımızla yüzleşmeden, yüzleşmeyi idrak etmeden toparlanmanın mümkün olmadığını özetliyor.

Profesör Tolga Yarman var, altını çize çize okumamız gereken bir tarif yapıyor, “son yirmi yıl, dincilerden memlekete hiçbir yarar sağlanamayacağını göstermiştir, ama şu da var ki, bu dincileri başımıza, gardrop Atatürkçüleri, samimi inananları küstüren, görenekten nasibini alamamış, Cumhuriyet’i anlamamış, Atatürk’ü hiç anlamamış, halka tepeden bakan, kibirlerinden geçilmeyen, sözde ilerici gabiler bela etmiştir” diyor.

Sedef Kabaş var, 3T formülüne vurgu yapıyor; Teknoloji, Tarım, Turizm diyor.

Ümit Zileli var, Şahin Mengü var, Salim Şen var, Arslan Bulut var, Deniz Kutluk, Tarık Özkut, Ertuğrul Kumcuoğlu, Mustafa Duman, Haluk Dural, Orhan Eraslan, Ümit Ülgen var.

Kitap diyoruz ama, 160 sayfalık “kurtuluş reçetesi” demek daha doğru.
Memleket için endişeleniyor, karamsarlığa kapılıyor ve acaba ne yapmalı diye kafa yoruyorsanız, “Türkiye İçin Ne Yapmalı?” kitabını okuyarak başlamanızı öneriyorum.

 

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 21 Nisan 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Haftanın tüm iğneleri Çorlu tren kazasına sebep olanları yargı önüne çıkarmayanlara ve oğlunu yitiren Mısra Öz’e acı çektirenlere…

TÜKENMEYİZ!

Açıklama yapan amirallere orduevi yasağı getirilmiş, Kuvvet Komutanlığı yapmış olanların koruma düzeyi düşürülmüş ve lojmanı boşaltmaları için beş gün süre verilmiş. İfadesi alınanların ayaklarına elektronik kelepçe takılmış.

Adalarımızı işgal edenlere yapmazlar.

Vatanı sevmek, savunmak, geleceğini düşünmek suç ise gözaltına almakla tükenmeyiz…

MONTRÖCÜLÜK

  1. Tümamiral Soner Polat ne demişti?
  • “Montrö’ye karşı çıkmak, dolaylı olarak Lozan’a meydan okumaktır! Montrö’yü dillerine dolayanlar gerçekte kimin borazanını üflediklerini iyi bilmelidir. Montrö bir kere sallanmaya başladı mı nerede duracağını kimse tahmin edemez!”

Montrö üzerinden amirallere saldıran ve Amiral Polat’ı aynı görüşteki kardeşlerinin / silah arkadaşlarının karşısına koymaya çalışanlara anımsatırım…

SİHA

Kanada, Türk SİHA’larının Karabağ’da kullanılmasından dolayı ihraç ettiği ürüne ambargo koyduğunu açıkladı.

Bayraktar, söz konusu ürünün yerli üretiminin olduğu yanıtını verdi.

Yerli ve milli budur. Gururumuzdur…

YANDAŞLIK

AA, 2018’de Fatih Erbaş’ın kaleme aldığı “ABD şimdi de Montrö’yü zorluyor” başlıklı analizini son tartışmalar sürecinde sitesinden kaldırdı. Yazıda, “Karadeniz’de askeri varlık göstermek suretiyle Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni esnetmeye ve zorlamaya yönelik alışıldık tavırlarını sürdürüyor” ifadelerine yer almakta.

Yandaşlık kolay değil. Sürekli rüzgarı izleyip yön ayarı gerektirir…

MADALYA

Çok aydınlatıcı gazete, Amirallerin açıklamasında imzası olan E. Kora. Işık Biren’in Washington Lobisi (Türk-Amerikan İş Adamları Konseyi)’nden ödül aldığını yazdı.

Kankanız Akar’ın boynunda Türk askerine çuval geçiren Amerikalı generalin geçirdiği madalya asılı duruyor…

UFUK

2013’ten bu yana Aydınlık’ta yazan ve amirallere destek veren Eski Devlet Bakanı Ufuk Söylemez,  ”… bugün itibarıyla ben laikliği, yolsuzluğu, akraba kayırmacılığını yok sayamam. AKP’ye destek vermem mümkün değil. Dolayısıyla fikir ayrılığımız derinleştiği için nezaketen el sıkışıp ayrıldık” dedi.

Ufku görenlerin yolu bellidir…

AŞI

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Libya’ya 150 bin doz koronavirüs aşısı verildi.

Ne demiş eskiler: Gündüz bitti gece mi kaldı, kendim yedim koca mı kaldı?…

RAMAZAN

Alparslan Kuytul’un başını çektiği Furkan Vakfı, koronavirüs önlemleri kapsamında Ramazan’da uygulanacak kısmi kapanmaya karşı “Ramazanıma dokunma” kampanyası başlattı.

Giresun-Altınordu maçında bazı futbolcular sahada oruç bozdu.

Müslümanlık mı, gösterişçi soytarılık mı?..

PATATES

İhraç yasağı nedeniyle çürümeye yüz tutan patatesler ücretsiz olarak vatandaşlara dağıtılmaya başlandı.

Vatandaştan tasarruf isteyen saraya 3 mersedes araç (52 milyon TL.) daha alındı.

Özet Engin Altay’dan, “vatandaşa patates, saraya mersedes”…

BECERİKSİZ

Şanlıurfa ve Ditarbakır’da patates dağıtımında izdiham yaşandı.

Her şeyi kötü yapmak zorunda mısınız?…

İTTİFAK

Cübbeli Ahmet, ”Perinçek ile siyaseten uyuşuyoruz”

Ne mutlu!…

YAVRU

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Anayasa Mahkemesi, ülkedeki Kuran kurslarının laiklik ilkesine karşı olduğuna karar verdi.

RTE, “AYM Başkanı’nın laikliği öğrenmesi gerek. Laiklik anlayışı onların anladığı gibi değildir” dedi. KKTC’yi tehdit etti.

Yavru anasından önde,

KKTC’yi tanımayanlara RTE’den belge…

TARAF

YCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cezaevinden tahliye edilen Ahmet Altan’ı telefonla arayarak geçmiş olsun dileğinde bulundu.

TARAF‘ın pompaladığı kumpasın mağduru bir vatanseveri aramış mıdır?..

MİLİTAN

AKP Diyarbakır Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Vedat Demirtaş, Twitter hesabından kalaşnikoflu paylaşım yaparak, “Emekli amiraller bekliyoruz” diye yazdı.

Bu yiğit AKP’li dağ kadrosundan olsa gerek…

Savcılarımız silahı göremez, görse de ifade özgürlüğünün kuvvetli bir parçası olarak değerlendirirler…

KAÇAKÇI

AKP’li bazı belediyelerin insan kaçakçılığı yaptığı ortaya çıktı.

Halka hizmette sınır yok!…

DOĞRU

Doğu Perinçek, “Ben hükümetimizin Ukrayna’nın NATO’ya girmesine ‘biz taraftarız’ demesini hayretle, üzüntüyle karşılıyorum” dedi.

AKP’nin antiemperyalist olamayacağını önünde – sonunda kabullenecek. Oyun o gün bitecek…

ETİK

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve eşi Hasan Pekcan’a ait dezenfektan şirketlerinin ürettiği malları kendi Bakanlığı’na sattığı açıklandı.

Ticaret on, etik sıfır…

YALAN

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Başkanı E. Tuğg. N.K. Çalışkan’ın evi arandı ve ifadeye çağrıldı. TESUD Yönetim Kurulu İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırıldı.

TESUD, Bakanlığa yapılan ziyaretle ilgili Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB), 104 amiralin bildirisini kınadılar” açıklamasını reddederek, “Emekli amirallerin bildirisine yönelik herhangi bir kınama ifadesi kullanılmamıştır.” demişti.

Yalan darbesi…

TEHDİT

Erkeklere boşanmak yerine ikinci eş çağrısı yapan, medeni hukuku hedef gösteren sosyal medya paylaşımları nedeniyle GATA başhekim yardımcılığı görevinden alınan Ali Edizer, “128 milyar nerede?” diye soranlara ölüm” tehdidinde bulundu.

Adam olup fikir üretemeyince…

BAŞARI

Çiftçi sayısı 2 milyon 800 bin iken AKP döneminde 700 bin azaldı.

Çiftçi borçları 2.5 milyar TL’den 72 kat artarak 180 milyar TL’ye çıktı.

Çifte başarı!…

NEREDE?

Bakan Elvan, 128 milyar dolarlık rezerv tartışmasına ilişkin “Hiç kimsenin burada bir yolsuzluk yapması söz konusu değildir” dedi.

Hiç kimse yapmamışsa dahi birileri yapmıştır…

ŞEYH

Sakarya’da Milli Eğitim Müdürü, Gençlik Spor Müdürü, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü ve Müftü, Irak kökenli Şeyh Muhammed Hüseyni’yi ağırladı. Ardından heyet olarak şeyhi İstanbul’daki tekkesinde ziyaret etti.

  • Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, müritler, mensuplar ülkesi olmaktadır.

Birileri devrimci geçinip karşı devrimcilere kuyruk olmuş, birileri aymazlıkla “laiklik tehlikede değil” demektedir.

KORONA VİRÜS SALGINININ EKONOMİ-POLİTİĞİ

KORONA VİRÜS SALGINININ
EKONOMİ-POLİTİĞİ


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı   
profsaltik@gmail.com

Sn. Ufuk Söylemez (eski Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı), 23 Mart 2020 gecesi bizi HALK TV‘deki programına davet etti. Korona salgını Bilim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniv. Tıp Fakültesinden çalışma arkadaşımız Sn. Prof. Dr. Alpay AZAP ile birlikte güncel salgını 3 saate yakın süre kapsamlı irdeledik. Sn. Söylemez Ekonominin son derece zor – ağır – kırılgan koşullarda olduğunu programda zaman zaman söyledi ise de, özveri göstererek sözü daha çok biz 2 hekime bıraktı. Biz de bu konuyu yazmasını rica ettik ve “Zor zamanlar Olağandışı kararlar!” başlıklı makalesini yayınladık (http://ahmetsaltik.net/2020/03/27/zor-zamanlar-olagandisi-kararlar/).

Söz konusu makale zarif eleştiriler içeriyor, yol da gösteriyor. Emisyon = Para basma öneriyor Sn. Söylemez.. Çünkü devlet tahvillerimize uluslararası pazardan %7-8 dolayında Dolar olarak faiz ödemeyi üstlenmemize (taahhüt etmemize) karşın istem yok, borç veren yok ülkemize! Oysa karşılıksız para basmanın faturasını biliyoruz, enflasyon.. Bunun bedelini de gene yoksullar – orta sınıf ödüyor..

Yukarıda değindiğimiz HALK TV programında (23 Mart 2020, saat 21:00 – 24:00, 1. bölüm : https://youtu.be/NeX0QtFuib4 veya https://youtu.be/NeX0QtFuib4?t=34  2. Bölüm : https://youtu.be/4lV1oYGtWS0   3. bölüm : erişemedik.. site okurlarımız erişir ve bize bildirirse seviniriz..) biz ise, Mülkiyeli şapkamızla, üst gelir dilimlerinden ek vergi alınmasını önerdik. Örnek olarak 2010 Nisan’ında ABD Başkanı Obama’nın OBAMACARE olarak adlandırılan sağlık reformu programını verdik.

Hemen hemen hiçbir sağlık güvencesi olmayan 50 milyon (6 kişiden 1’i o dönemde) hiç olmazsa çok altta kalan 30 milyonu için, sınırlı da olsa sağlık güvencesi sağlanması düşünülmüştü. Kişi başına 3 bin $ /yıl kaynak gerekiyordu oldukça sınırlı bir sağlık güvencesi için. O sıralar ABD’de kişi başına ortalama yıllık sağlık gideri 10 bin $ p.c./p.a. (kişi başına / yıllık; per capita / per annum) idi. 10 yıl boyunca gereksinim duyulan kaynak 3 bin $ x 30 m nüfus x 10 yıl süre.. 900 milyar $ ya da 0,9 trilyon $ idi. Üst gelir dilimlerine %1-2 ek vergi kondu. Para babaları, Kongre’de Başkan Obama hükümetinin yıllık bütçesini engelleyerek devleti felç ettiler..
****
Biz, benzer bir öneri ile, bu olağanüstü dönemde Türkiye’nin zenginlerinden bir tür servet vergisi / varlık vergisi alınmasını önerdik bağış kampanyası önerisine karşılık Sn. Söylemez’in.

– Halkın çok yoksullaştırıldığını,
– işsizliğin aşırı yüksek ve
– gelir dağılımının olağanüstü adaletsiz olduğunu ekledik.

Ek olarak, Türkiye’nin Dolar milyarderlerinin bu servetlerini Türkiye’de kazandıklarını, içinde bulunduğumuz çok zor dönemde kendilerinin de ellerini taşın altına sokmalarının gerekli olduğunu belirttik.

  • 1 Dolar milyarderi = 1 milyon yoksul!

Ayrıca, 1942’de İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken 2. Dünya Paylaşım Savaşı’nın bunaltıcı koşullarında da Türkiye’nin bekası için Varlık Vergisi Yasası’nın çıkarıldığını, uygulamada kimi yanlışlar yapılmış olsa da ilke olarak o politikanın tek seçenek ve doğru olduğunu ekledik.

  • AKP iktidarında son 20 yılda ülkemizden 3 Tr $ kaynak çıktığını ancak 1 Tr $ girdiğini ve 2 Tr $ gibi muazzam bir ulusal servetimizin yurt dışına bu iktidar tarafından rant olarak aktarıldığını (Prof. Dr. Bilsay Kuruç, 19 Mart 2020, Cumhuriyet, M. Balbay ile söyleşi),

bu yaşamsal sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğin vurguladık. Sağlık sektörüdeki rant aktarımı da dahil.. her yıl birkaç on milyar $.

Tasarruf, SOSYAL DEVLETkamucu sağlık hizmeti ve KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE MUTLAK BİR ÖNCELİK gerekliliğinin altını çizdik..

25 Mart 2020 akşamı KRT‘deki programda da Türkiye’nin Dolar milyarderi sayısı bakımınan dünyada çok önlerde geldiğini, son 20 yılda özellikle bu sayının çok büyüdüğünü anımsatarak, 45 dolayında Dolar milyarderinin 100’er milyon $ gönüllü bağış yapmasını önerdik. Yaklaşık 4,5 milyar $ kaynak, günümüz kuru ile 1 $ = 6,4 TL’den hesaplanırsa yaklaşık 29 milyar TL yapar ki, devasa kaynak gereksinimine bir merhem olur..

Benzer finansal önerileri dün (26 Mart 2020) sabahı VERYANSIN TV’de de seslendirdik.
(KORONAVİRÜS YANGINI İÇİN İÇİN SÜRÜYOR | ÇÖZÜM NE?
https://youtu.be/x0HcoRv2KvY)

Ne hazindir ki, dün, 26 Mart 2020 günü, Türkiye ve Dünya küresel salgın ile (Pandemi) boğulurken / boğuşurken, AKP = Erdoğan / TEK ADAM rejimi, “huylu huyundan vazgeçer mi?” dedirtircesine, toplumun sinir uçlarıyla oynayarak, İstanbul Kanalı kapsamında 2 köprünün taşınması ihalesini yaptı!?

Gerçekten ibretliktir, AKP kendi ayağına neden bu denli sıkar, anlaşılmaz..
***
Bağlarsak; bu sitede hep yaptığımız gibi, test sayısını artırarak taşıyıcı – hasta bulmayı hızlandırmayı ve gerekli tıbbi hizmeti de vererek salgını çok uzatmadan sonlandırmayı hedeflemeyi öneriyoruz. Uzayan salgın, zaten olağanüstü hasta / kırılgan ekonomiyi, ayağa kaldırılamayacak derecede çökertebilir!

Ne var ki, ilk olgunun Çin’den bildirildği 31 Aralık 2019’dan günümüze 3 aya yakın bir zaman geçmesine karşın hala şu testi uygulayalım / bu testi uygulayalım aşaması geride bırakılabilmiş değildir.. Birkaç sahra hastanesi de yapılmadı.. Ya da boş tatil köyleri, dev otellerin hastane – karantina yerleri olarak kiralanması, satılamayıp boş bekleyen yüzbinlerce konut fazlası ve TOKİ evleri de..

Hala temel tıbbi lojistik sıkıntısı yaşanıyor daha başında salgının.. Caaaaaanım Türkiye’miz etil alkolü bile dışarıdan satın alıyor! Tıbbi maske kıtlığı üzüntü verici..

Korona salgınını AKP = Erdoğan iktidarı iyi yönetemiyor.. başından beri, 18 yıldır Türkiye’yi çoooooooooooooooooooooooook kötü yönettiği gibi.. Sözde toplantı yapıp görüş alıyor toplumdan ama yasal kurum Türk Tabipleri Birliği’ni akıl almaz biçimde dışlıyor!?

Ekonomi yangın yeri, ama Anayasal bir Kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey (AY md. 166) bir türlü toplantıya çağrılmıyor!? Damat Hazine Bakanı Albayrak, 2019 için 2,5 milyon istihdam yaratılacağını buyurmuştu ama, TÜİK geçen yıl 932 bin yeni işsiz oluştuğunu açıkladı!

AKP = Erdoğan rejimi, anamuhalefet CHP’nin 13 maddelik ciddi ve akılcı önerilerine kör ve sağır!

Bu hazin ve ağır tablo da AKP iktidarını BİLİMSEL AKILCILIK zemini ve eksenine çek(e)meyecekse ne çekebilir?

Geriye ağır yaralı ama mutlaka iyileşecek bir Türkiye ve seçim sandığına gömülerek tarihin çöp sepetine atılan bir yığın siyasal parti gibi, AKP mevta kalır..

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2020, Ankara

KORONA VİRÜS SALGINI İLE NASIL BAŞETMELİ??

Değerli site okurlarımız,

KORONA VİRÜS SALGINI İLE
NASIL BAŞETMELİ??

Bu gün, 23 Mart 2020 Pazartesi günü, akşam saat 21:00 – 23:00 arası Halk TV‘nin konuğu olacağız.. Duyuru posteri aşağıda..

Eski Ekonomi Bakan Sn. Ufuk Söylemez yönetiminde 2 hekim ve 1 ekonomist, ülkemizin ve dünyanın ciddi sorunu KORONAVİRÜS SALGINI ile nasıl başedebileceğimizi konuşacağız..

Prof. Dr. Alpay AZAP, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalışma arkadaşımız.
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolji uzmanı.
Ayrıca KLİMİK Uzmanlık Derneği Başkanı ve Sağlık Bakanlığı’nının Korona Bilim Kurulunda Tıp Fakültemizin 2 temsilcisinden biri.

Bizi bu siteden… tanıyorsunuz. HALK SAĞLIĞI TIP UZMANLIK ALANI, salgınlarla savaşımda orkestranın başı.. Epidemiyoloji yandal uzmanlığı varsa daha da doyurucu.
Tıbbi orkestranın vazgeçilmez 2. elemanı Enfeksiyon Hastalığı uzmanları..
(Epidemiyoloji yan dal uzmanlığı yalnızca bu 2 ana tıp dalı için olanaklı ve eğitimini
Halk Sağlığı Anabilim Dalı veriyor) )

Salgının nedenine, etkenine, klinik tablosuna göre öbür tıp dalları da vazgeçilmez bu takım çalışmasında.

HALK TV’ye teşekkür ederiz bu fırsat için. Kendilerinin hazırladığı kısa tanıtım videosunun erişkesi (linki) aşağıda.. Tıklanmasını dileriz..

Halk_TV_program_tanitimi_23.3.2020

Korona salgınında göğüs hastalıkları, yoğun bakım, anestezi ve reanimasyon, iç hastalıkları ön saflarda sorumluluk üstlenmiş durumdalar.
Temel Tıp Bilimleri alanlarındaki görünmez kahraman meslektaşlarımızı da unutmayalım :
Özellikle Temel Mikrobiyoloji – Viroloji ve vazgeçilmez Laboratuvar desteği..
Tıbbi Genetikçi, Farmakolog arkadaşlarımız ve 1. Basamağın omurgası Aile Hekimlerimiz, Psikyatristlerimiz..

Ayrıca hemşirlerimiz, cankurtaran çalışanlarımız, sağlık teknisyenlerimiz..
Acil servislerde hasta gören her daldan meslektaşlarımız..

Türkiye’mizin 1 milyona yakın sağlık çalışanı var.
Kabaca her 80 kişiden 1’i sağlık çalışanı. Gelişmiş ülke standartlarının epey gerisindeyiz ama gelişmemiş bir ülke de değiliz.

160 bin hekim, 160 bin hemşiremiz var. 30 bini aşkın diş hekimi ve yine 30+ bin eczacımız var.
240 bini aşkın hasta yatağımız, on bin nüfusa 28 yatak düzeyinde.

  • Gerekirse İngiltere gibi biz de 65+ yaş hekim ve öbür sağlık çalışanlarımızı seferberlik bilinci ile göreve çağırırız.Sayısı 1530’u geçen hastanemiz ve toplam yatak sayısının 1/10’u düzeyinde yoğun bakım yataklarımız var. (650 hastane özel sektörün).
  • Salgını iyi yöneterek zamana yayabilirsek, bu eldeki kapasite ile başedebiliriz.
  • Dikkatli olmaz ve patlayıcı bir epidemi (salgın) yaşarsak sağlık altyapımız yetersiz kalabilir.

Bu potansiyeli en optimal düzeyde yönetmek de siyaset kurumunu işi.
Bu çok büyük, ağır ve tarihsel bir sorumluluk. Temel koşulları bellli :

1. Zerrece tartışmasız ve ödünsüz biçimde BİLİMSEl AKILCILIK!

2. Demokratik, katılımcı, saydam, halktan bilgi saklamayan politikalar.

3. Kesinlike liyakata dayalı istihdam ve kamucu sağlık hizmetleri.

4. Uluslararası işbirliğine açık, dayanışmacı salgın yönetimi

5. Salgın nedeniyle zedelenebilir toplum kesimlerine; yoksullara, işsizlere, yaşlılara, engellilere, ülkemizdeki sığınmacılara, küçük esnafa – işletmelere… çok yönlü destek politikaları;
SOSYAL DEVLET!

6. Kısa – orta – uzun erimde tartışılmaz öncelikle HALK SAĞLIĞINI KORUMAK, ardından ülkemizin çok yönlü çıkarlarını korumak, potansiyel sorunlarla başetmek siyasal iktidarın işi;
ulusumuzun Meclisi TBMM ile.. Bu amaçla bir ULUSAL KORONA KRİZ YÖNETİM MERKEZİ kurulmalı, toplumun katılımını da mutlaka sağlayarak Ulusu BÜTÜNLEŞTİRİCİ yaklaşımlarla kriz yönetimi aşamasına geçilmelidir.

OHAL yönetimine asla gerek yoktur. Yürürlükteki mevzuat, yönetime yeterli yetkileri fazlasıyla vermektedir. (Hekim, Kamu Yöneticisi ve Sağlık Hukuku uzmanı olarak bu net bilgiye sahibiz..)

Bunları da Mülkiye’li şapkamızla söylemiş olalım..

Orkestra tüm Türkiye‘dir ve yaşamda tek yol gösterici olan AKIL VE BİLİM YOLUNDAN AYRILMAZSAK, biraz sabırla bu ulusal sorunun da üstesinden geleceğiz.

Panik ve karamsarlık doğru değildir..

  • Salgın ile savaşım (mücadele) asla günlük siyasete alet edilmemeli; kesinkes bir ulusal dava olarak sonuna dek siyaset üstü tutulmalıdır.

Haydi Türkiye, hepimize kolay gelsin!

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 23 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Bunları ekonomi götürecek!

Bunları ekonomi götürecek!

Ufuk Söylemez
Ufuk SÖYLEMEZ
Aydınlık Gazetesi
, 15.5.2018

Ekonominin bugün içine sürüklendiği vahim halin siyasi sorumluluğunun faturası kuşkusuz ki iktidara çıkarılacaktır. Çünkü ekonomik sıkıntı, çalkantı ve krizler her daim siyasi iktidarların sorumluluğuna fatura çıkartır ve çıkartmıştır. Bakmayın siz “manifesto” açıklayıp, enflasyonu, faizleri, işsizliği azaltacağız diyerek hamasi nutuklar atıp konuşan T. Erdoğan ve hempalarına. Bunları söyleyerek, işsizliğin-enflasyonun ve faizlerin çift haneli rakamlara fırlamasına neden olan politikalarla ekonomide bugünkü yangını çıkartanlara, şimdi itfaiyeci rolü mü vereceğiz diye sorarlar adama!

Bir yandan Afrin’de PKK/PYD terör örgütlerine karşı, TSK ve güvenlik güçlerimizin şehitler ve gaziler vererek yürüttüğü kahramanca mücadeleye karşı, Londra’da PKK/PYD çizgisinde ve görüşlerinde faaliyet gösteren DPI’a (Democratic Progress Institute) 3 AKP’li eski bakanı geçen günlerde niye gönderdiğini T. Erdoğan’a sormayacak mıyız?

Ya da, Kıbrıs’ta Türk askerlerinin çekilmesi ve Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılmasını içeren Guterres planını durup-dururken M. Akıncı’nın gündeme getirme gayretlerine karşı sus-pus olan, T. Erdoğan ve iktidarın bu tutumunu görmezden mi geleceğiz?

ARJANTİN’E BENZEMEYELİM!

Bakın bizim gibi sözde gelişmekte olan ve/fakat yıllardır bir türlü gelişemeyen bir ekonomisi olan Arjantin bugün yine-yeniden IMF kapısına düşmüş vaziyette. Üstelik faizlerini 10 gün içinde 3 kez artarak %40’lara yükseltmesine rağmen, rezervlerinin erimesini, kurların yükselmesini ve sermaye kaçışını önleyemedi.

Bizim en büyük endişemiz Türkiye’nin ideolojik saplantılı, dar ufuklu ve kifayetsiz bir zihniyet tarafından sürüklendiği neo-liberal kumarhane kapitalizmi çukurundan, iradesiyle çıkamayarak, yine IMF’ye muhtaç hale getirilmesidir. Olmaz-olmaz demeyin. Bu satırların yazıldığı saatlerde dolar 4.35 TL’yi, avro ise 5.20 TL’yi aşmıştı. Fiili devalüasyon son 1 ayda %6’ya yaklaştı maalesef. Bu kur seviyesi ile Türkiye’de hem talep, hem maliyet kaynaklı enflasyon daha da kötüleşiyor, T. Erdoğan hala emir-komuta ile faizlerin indirilebileceğini sanıyor. Hala faizin bir sebep değil, sonuç olduğunu kabullenemiyor bir türlü.

Neyin sonucu; yüksek enflasyonun, ağır borç yükünün, rekor cari açığın, yarı yarıya azalan yabancı sermaye girişlerinin, hukuk devletinden uzaklaşmanın, siyasal İslamcı-otoriter zihniyetin mezhepçi politikaları yüzünden Ortadoğu bataklığına sürüklenmesinin ve tüm bunların sonucu olarak da yatırım ikliminin ortadan kaybolmasının sonucudur yüksek faiz oranları!

Çok adayla gidilecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, 2. tura kalacağı bugünden görülüyor. 8 Temmuz’dan yaklaşık 8 ay sonra ise yerel seçimler var. Hele Cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluğu farklı partilerden oluşursa, bu da başka bir gerilim olacak. Yani seçimlerden sonra, ekonomi için gerekli ve doğru olan, etkin önlemlerin alınması, acı reçetelerin (zam, vergi artışı vb.) ve şok faiz artışlarının yapılmasının toplumsal ve siyasal bedeli de olacak mutlaka.

Hal böyleyken, gelir yaratma kapasitesi sınırlı olan yol-köprü vb. ve beton ekonomisine dayanarak yaklaşan ekonomik tsunamiyi aşabileceklerini zannediyorlar hala. Türkiye’de bir Erdemir, bir PETKİM, bir TÜPRAŞ benzeri gerçek sanayi ve üretim tesisi kuramamış olan, yap-sat ve rantçı, dar görüşlü, miyop bakış açılı zihniyetin Türkiye’yi Arjantin’e benzer bir girdaba sürüklemesinden doğrusu son derecede endişe ediyorum. Öte yandan, bu uyarılarımız sadece T. Erdoğan için değil, seçim süreci nedeniyle ekonomik popülizmin dozunu giderek artırmaya eğilim gösteren tüm adaylar ve partiler için de geçerlidir…