Feza meza

Feza meza

Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 12 Şubat 2021
Malum “Aya… Yaya…” geyiklerinden herkese gına geldi, biliyorum.

O muhabbete girmeyeceğim tabii ki.

Ama muhteremler… Her sıkıştığınızda da “Uçak uçuracağız, fezaya gideceğiz, ayı fethedeceğiz…” gibi ucuzluklardan da bıkmadınız mı yahu?

Ucuzluk sizin bileceğiniz iş tabii. Zaten siyasette, uzunca bir süredir “seviyenin ve ağırlığın” artık mumla aranır olduğu bir dönem yaşattınız bizlere. Yaşatmaya da devam ediyorsunuz. Ama bu kadarı da olmaz ki! Devlet, bu kadar da gayri ciddi yönetilmez ki!

Bu millet bir yandan açlığın, sefaletin, yokluğun pençesinde inim inim inlerken, sofraya koyacak bir tas çorbayı zor kaynatırken, 11 aydır koronavirüs belası ile gırtlak gırtlağa savaş verirken, üç tane “kâğıt mendil büyüklüğünde maskeyi” koskoca devlet olarak o insanlara dağıtamamışken biraz ayıp olmuyor mu, hanımlar/beyler?

Koca koca adamlar, milletin karşısına geçip de “Gökyüzüne bakın. Ay’ı göreceksiniz” demekten hiç mi hicap duymuyorsunuz?

Korona belasına karşı hâlâ aşılamayı yaygın hale getirememişken, üstelik de “gelen kısıtlı dozda aşıyı kendinize ve eşinize dostunuza, utanmazca imtiyazlı yönetici klik ve şürekâsına yaptırdığınız”, hatta ve hatta gelen ikinci, üçüncü parti aşıları da yine bu “fevkalade kayrılmaya mazhar” azınlık elitine “ikinci doz” olarak yaptığınız yolundaki yaygın kanaat bu kadar güçlü iken, hiç mi yüzünüz kızarmıyor?

Yeni yürürlüğe giren simit zammının bile (misal) hep yapılan o klasik hesapla “günde kabaca 3 simit 3 çay” toplamı üzerinden, asgari ücretin bile önemli bir kısmı ile ancak karşılanabileceği gerçeğini millet unutuyor mu sanıyorsunuz?

Sizde hiç mi vicdan yok?

İngiliz dilinde bu durumları çok güzel anlatan bir deyim vardır:

“To add insult to injury” derler.

“Yaralı bir insana bir de hakaretler yağdırmak” gibi çevrilebilir. Tam o hesap.

Bir gün “Yerli ve milli tank” yapacağız yalanı ile milyonlarca dolarlık bir “peşkeşi” pazarlamaya, bir başka gün “Yerli ve milli uçağımız iki yıla kadar göklerde” yalanı ile oy devşirmeye çalışmaya, bir sonraki aşamada “Yerli savaş uçağımız, düşmana aman vermeyecek” rüyasını gördürmeye doyamamışken, ardından bir de “Yerli roketimizle Ay’a yerli astronot göndereceğiz” komikliklerini artık kimse yemez.

Vazgeçin bunlardan. Sadece mizah yazarlarına, karikatürcülere ve bugünlerin siyasi tarihini kasıklarını tuta tuta gülerek yazacak tarihçilere malzeme çıkar bunlardan.

Yapmayın demiyorum. Ama bari gündemi meşgul etmeyin. Kendi parti mahfillerinizde anlatıp anlatıp eğlenin.

Milleti rahat bırakın! Derdimiz başımızdan aşkın zaten!

BOĞAZİÇİ DİRENİŞİ

Öğretim üyesi ile öğrencisi ile emekçileri ile velileri ve mezunları ile koskoca bir kitleyi karşılarına aldıkları yetmiyormuş gibi, bir de dünyanın dört bir yanındaki akademi camiasına da rezil olduğumuzu hiç düşündünüz mü? Bu kadar saygın bir eğitim kurumunun, hatta “Kalite abidesi” niteliğindeki pırıl pırıl bir okulun, bir camianın, bir ailenin yüzüne adeta “nanik” yapar gibi ısrar ediyorsunuz.

Direnen onurlu insanları “Hain, sapkın, sapık, terörist” gibi sıfatlarla insafsızca nitelendirerek, çocukları okuldan alıp kodese tıkarak, bir yandan da hem yandaş medyanızda linç ettirmenin hem de yandaş akademisyenlerinize (Trakya Üniversitesi’nin saldırgan-seviyesiz İlahiyat Dekanı örneğindeki gibi) ağız dolusu hakaretler yağdırabilmesinin zeminini hazırlıyorsunuz.

Yazıktır. Bu ayıptan da bir an önce geri adım atın.

Yanlışı düzeltmek erdemdir.

Melih Hoca, (Prof. Bulu) size büyük bir görev düşüyor.

Çıkıp, “Bu yükü artık taşıyamayacağınızı” ilan edin. “Emir-komuta zincirini” kırın ve bu görevi iade edip, gerilimin tırmanmasına daha fazla müsaade etmeyin.

Hâlâ vakit var. Bu ülkenin bin türlü derdi tasası varken. Bir de bu mesele uzamasın.

Hep birlikte “ülkenin her alandaki saygınlık puanları”nın düşmesinden yorulduk.

ENİS BERBEROĞLU

Bu satırları yazdığım saatlerde; 45 yıllık dostum, okul arkadaşım (Boğaziçi Üni.), meslektaşım, Cumhuriyet (Gazetesi) okulundan “sıra” arkadaşım, sevgili kardeşim İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na yapılan hukuksuzluk nihayet sona erdirilmişti.

Mahkeme kararının Meclis’e iletilmesi ve genel kurula sunumu sonucu, resmen yanlış düzeltildi ve Berberoğlu yeniden “Milletvekili” olarak yasama görevine dönmüş oldu.

Dileyelim, yeni bir ayıba imza atılıp da “Bir an önce hakkındaki dokunulmazlık fezlekesini yeniden gündeme getirelim de yine kapı dışarı edelim. Güç kimde, gösterelim şunlara” acizliğine tevessül etmezler.

“Acizlik” diyorum. Çünkü milletin verdiği “anasının ak sütü gibi helal” oyların karşısında duyulan acizliktir, bu “küstah muktedirlerin” yaptığı.

Bırakın bu ülke, hukukun, adaletin kol gezdiği, “tepelerden aldıkları” buyruklarla karar veren mahkemelerin, insanların kaderleri ile oynamadığı bir diyara dönüşsün.

Geçmiş olsun Enis kardeşim…

IŞIK

IŞIK

Suay Karaman 

Ülkemizde 27 Mayıs 1960 Devrimi ile getirilen 1961 Anayasası ile ilk kez Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Türk demokrasi tarihinin en önemli kurumları arasında olan Anayasa Mahkemesi’nin görevi yasaların ve TBMM içtüzüklerinin (AS: ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin) anayasaya uygunluğunu denetlemek ve Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmaktır. Demokrasiye darbe denilen 27 Mayıs 1960 İhtilali öncesinde Anayasa Mahkemesi olsaydı, adından başka hiçbir şeyi demokrat olmayan Demokrat Parti’nin demokrasi dışı tutum ve davranışları önlenebilirdi.

Seçimle işbaşına gelen kimi siyasetçiler, kendilerini anayasanın ve yasaların üzerinde görerek istediklerini yapmaktadırlar. Böyle siyasetçiler demokratik seçimleri kullanarak faşizmi getirmişler, hatta kimisi “ileri demokrasi” diyerek, ileri faşizmi yaratmışlardır. Bunun pek çok örneğini tarihte de günümüzde de görmek olanaklıdır.

Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi, karayollarında gösteri ve yürüyüş yapmanın yasaklanmasının, anayasaya, temel hak ve özgürlüklere aykırı olduğunu açıklamıştı. Bunun üzerine İçişleri Bakanı da Anayasa Mahkemesi Başkanı için; “madem böyle bir karar verildi, öyleyse işe resmi araba ile değil, bisikletle gitsin” gibi konuyla ilgisi ve amacı belli olmayan bir açıklama yapmıştır. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım ise sosyal medyada bisikletini göstermişti.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’nin CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na ilişkin verdiği hak ihlali kararını tanımaması, hukuksal çürümemizin gözler önüne serilmesidir. Anayasanın 153. maddesinde “Anayasa Mahkemesi’nin kararları kesindir” yazmasına karşın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ilginçtir. Anayasa Mahkemesi rejimi koruduğu için, yalnızca bütün mahkemeler değil, bütün devlet kurumları Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymak zorundadırlar. Bu karar üzerine, Prof. Dr. Engin Yıldırım yine sosyal medyada “ışıklarımız yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi binasının resmini (AS: fotoğrafını) paylaştı. Ardından İçişleri Bakanlığı da sosyal medyada, Bakanlık binasının resmini (AS: fotoğrafını)ışıklarımız hiç sönmüyor” diye paylaştı ve yeni bir tartışma ortamı yaratıldı. Yıllardır devletin ciddiyeti bitirildiği için, ortalık toz dumandır. Anayasa Mahkemesi üyesinin yaptığı yanlış olduğu gibi, İçişleri Bakanlığı’nın tüzel kişiliği kullanılarak mesaj atılması da onaylanamaz.

Anayasa Mahkemesi’nin ışıkları yanıyormuş, İçişleri Bakanlığı’nın ışıkları hiç sönmüyormuş.

Bu tablonun sorumlusunu hepimiz biliyoruz; 12 Eylül 2010 yılında ve mühürsüz oyları geçerli sayarak 16 Nisan 2017 halkoylamalarında anayasa değişikliğini yapanlar ve bu değişikliği destekleyenlerdir. Böylece yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmış, Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu siyasetçilerin emrine verilmiş ve yetkileri sınırlandırılmıştır. Aynı dönemde Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nda Adalet Bakanı ile bürokratların ağırlığı artırılarak (AS: böyle bir şey yapılmadı; Bakan ve 1 yardımcısı HSK üyesi), siyasi iktidarın istemediği kararları veren yargıçların görev yerleri anında değiştirilmeye başlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi üyesinin sosyal medyadaki olay yaratan paylaşımı Anayasa Mahkemesi’ni değiştirmek ya da ortadan kaldırmak isteyenlerin çok işine geldi; AKP ve MHP bir anda Anayasa Mahkemesi’ne saldırmaya başladılar. Toplumun algısı bu yöne çevrilince, adalet, hukuk, yargı, hak ve özgürlükler unutuldu. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın tartışılması bile engellendi.

Ülkemizdeki hukuk dışı uygulamalar için iki örnek yeterlidir: Anayasa Mahkemesi’nin 30 Temmuz 2008 tarihinde verdiği karara göre, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu belgelenen ve hazine yardımı (AS: yarı oranında) kesilen AKP, anayasaya aykırı olmasına karşın laik cumhuriyeti yönetmeye devam etmiştir. AKP Genel Başkanı 28 Ocak 2016’da Anayasa Mahkemesi’nin kararını beğenmemiş ve şunları söylemişti:

  • “Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım, o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim ve verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum.”

Görevine başlarken anayasaya bağlı kalacağına dair yemin edenler böyle davranınca, ülkede hukuk da kalmaz, bağımsız yargı da kalmaz, demokrasi de kalmaz. Bugün yaşadığımız durum açıkça bir sivil darbedir.

  • Hukukun üstüne ampul takılarak, hukukun üstünlüğü yok edildi.

Muhalefet partileri tepkisiz, demokratik kitle örgütleri suskun; bu sivil darbe sürecini film gibi izliyorlar. Her önümüze çıkan ışık yakıyor ama ülkemiz karanlıktan kurtulamıyor. Bizleri çağdaşlaşmaya ulaştıracak hiç sönmeyen ışığımız var. Hepimiz için yaşam kaynağı olan, Atatürk’ümüzün sönmeyen ışığı, bizleri dün olduğu gibi, bugün de, yarın da aydınlatacaktır. Yeter ki bu ışıktan yararlanmayı öğrenelim.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 14 Eylül 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 14 Eylül 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

KOYUN
Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, 2020’de koyun sayımızın %70 arttığını açıkladı.
O kadar da değildir canım…

SAYIŞTAY
Gün geçmesin ki kamuda yolsuzluk ortaya koyan bir Sayıştay raporu ortaya çıkmasın.
Sayın Bahçeli’ye soru,
Hükümete/sisteme ne uydurulur?
Sayan-ı Üç Maymun uygun mudur?

NORMAL
Menzilci Dr. Ali Edizer için Eski Bakan Recep Akdağ, “Bana 8 ay özel kalem müdürlüğü yaptı. Verimli bulmadım. Bu arkadaş anormal.” ifadelerini kullandı.
Adamın özel kalem müdürü olması, sekiz ay yanında kalması, Bakanlığa Menzilcilerin doldurulması normal…

AŞI
Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, hayvan deneyleri tamamlanan aşı adayları için GMP (İyi İmalat Prosedürleri) sertifikasyonu bulunan tesiste ilk aşı için üretim aşamasına geçildiği bildirildi.
Hastalar için mi, vakalar için mi, vatandaşı oyalamak için mi?..

TOPRAK
Putin, ”Çatışmalar Ermeni toprağında yapılmıyor” diyerek Ermeni işgalini resmen kabul ettiğini açıkladı.
Haydi gardaşlar!…

SABIR
RTE, kötü gidişe karşı çareyi açıkladı, “Gerçek müminin görevi yoklukta sabretmektir”
Gerçek müminler sabretsin ki; saraylar yapılmaya, uçaklar alınmaya, mümin kılıklılar kesesini doldurmaya devam etsin…

BİSİKLET
TÜGVA Adıyaman’da sağlık için pedal çevirmeye davet ederken kadınların katılamayacağını belirtti.
Kadınlar hamur yoğurarak katkı verebilir…

YUTTURMACA
Semptom göstermeyen vakaların korona tablosunda gösterilmediği açıklamasıyla tepki çeken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Bu ayın 15’inden itibaren bütün rakamları açıklayıp bildireceğiz” dedi.
Yeni kandırma düzeni ayarlanıyor…

DÜZEY
15 Temmuz’dan önce Bank Asya’da yönetici olan Oğuz Köktaş’ın 2017 yılında Diyanet Vakfı Yurtlar ve Sosyal Tesisler İktisadi İşletmesi Müdürü olarak atandığı ortaya çıktı.
Fetöcülük AKP ile ilişkiye bağlı olup, partiye çıkar sağlayan FETÖ’cü değildir…

ÜÇGEN
Şanlıurfa’da bazı din adamlarının 3-5 bin dolara insanlara peygamber soyundan geldiklerini gösteren sahte ‘seyitlik belgesi’ düzenledikleri iddia edildi.
Sahte üniversite diploması oluyor da seyitlik neden olmasın…

DİVAN
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, “gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası alan ve Anayasa Mahkemesinin (AYM) hak ihlali kararı verdiği Enis Berberoğlu‘ nun yeniden yargılanmasına yer olmadığına hükmetti.
AYM’yi takmıyor, DİVAN-I ALİ’yi bekliyorlar…

KUMPAS
FETÖ kumpasıyla yıllarca hapis yatan A.Z. Üçok’un açtığı davada Hazine avukatı, “Ortada haksız, hukuka aykırı bir tutuklama işlemi yoktur” diye dilekçe verdi.
Belli ki Damat Bakan paraları ödemekten kaçıyor.
Damat Bakan’ın avukatı FETÖ’yü yok sayıyor.
AKP, FETÖ’yle mücadelede harikalar yaratıyor…

KOMİK
Fuat Avni haberlerinden yargılanan Bir Gün yazarları berat etti.
FETÖ’ye yardımdan SÖZCÜ yazarlarının aldığı ceza onandı.
Ergenekon/Balyoz yargıçları “Türk milleti adına bağımsız yargılama yapıyoruz” derdi, gülerdik…

 

FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA

FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA

Zafer ARAPKİRLİ
Cumhuriyet, 05.06.2020

Uzunca bir süredir bekleniyordu böyle bir adım. Çözmesi gereken hiçbir sorunu çözemeyen, bununla da kalmayıp her geçen gün hatta her geçen saat ülkenin sorunlarına yeni bir sorun eklemek için 7/24 çaba gösteren siyasi iktidar, kendi hatalarının üzerini örtüp muhalefete (aklınca) “hata yaptırmak” için her türlü kumpas hazırlığı içindeydi.

Bunlar, siyasi ve hukuki meşruiyetini yitirmiş tüm iktidarların “tipik” davranış kalıplarıdır. En başta da “hukuksuzluk” üzerinden siyaset mühendisliği yapmak, bu tür dönemlerin en vazgeçilmez “gereçlerinden” biridir. En tipik örneğini, bundan önceki “dokunulmazlık kaldırma” çıkışında gördük zaten. Cumhuriyet Halk Partisi liderliğinin, “Bize sirayet etmez. Nasıl olsa HDP’yi ilgilendirir” saiki ile vahim bir hata sonucu el kaldırdığı ama sonradan Enis Berberoğlu hadisesinde de görüldüğü üzere “kendi kucağında” bulduğu “istimlak hamlesi”ydi bu. Dokunulmazlık kaldırma silahı, bir yandan iktidarın demokrasi dışına çıkmaktan asla çekinmediğinin göstergesi, bir yandan da aynı “Sandıkta kaybettiği belediyeleri kayyım yolu ile ele geçirme” pratiğinin milli irade çatısı altına uyarlanmış farklı bir versiyonudur.

Siyasi iktidar, dün Enis Berberoğlu (CHP), Leyla Güven (HDP) ve Musa Farisoğulları’nın (HDP) milletvekilliklerini düşürme adımını, parlamento sandalye çoğunluğunu kullanarak atmış, yani halkın verdiği oylara karşı apaçık bir “darbe” yaparak, muhalefeti “demokratik olmayan yöntemlerle demokratik siyasi zeminin dışına çekebilme” çabasıdır.

Bununla amaçlanan başka şeyler de vardır.

15 Haziran 2017’de Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yine Enis Berberoğlu ile ilgili olarak alınan mahkeme kararının hemen ertesi günü başlattığı “Adalet Yürüyüşü” adımının, bu kez tekrarlanıp tekrarlanamayacağı “test edilmek” istenmektedir. Öyle ya, o gün o adımın atıldığı şartlardan ve olaydan, bir hatta birkaç “tık” daha vahim bir durum söz konusudur. İktidar, “Bakalım kalkışabilecek mi?” saiki ile CHP’nin yeniden sokağa çıkmasını arzulamakta, hatta “kışkırtmaktadır”.

“Sokağa çıkmanın” suç olduğunu, ya da anayasal bir hak olmadığını ima etmiyorum. Ama, uzun bir süre CHP’yi ve onunla bir şekilde yan yana duran siyasi unsurları “Kalkışma, ayaklanma, darbe” imaları ile adeta “dürtmeye” kalkışan siyasi iktidar, bugün “Hah işte bakın. Biz demedik ki?..” demeye hazırlanmaktadır. Daha günler önce İzmir’de, Yüreğir’de ve başka yerlerde sergilenmeye çalışılan ve her defasında “CHP’nin üzerine bir şeyleri yıkmayı” amaçladığı besbelli olan provokasyonlar, bu tezgâhın ilk ve çok yüksek sesli adımları değil miydi?

Dün TBMM’de, Berberoğlu’nun yanında iki HDP’li milletvekilinin de (Güven ve Farisoğulları) aynı akıbete uğratılmasının ardında da yine “sinsi” bir başka plan yattığı açık seçik okunabilir.

O plan da TBMM sıralarında hep bir ağızdan ve dayanışma içinde “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganı atılmasına zemin hazırlamak ve bu (bence son derece yerinde) “Dayanışmayı” aklınca (negatif bir muhteva yükleyerek) istismar edip, “Gördünüz mü? Terör yancısı bir siyasi oluşumla (HDP kastediliyor) CHP kol kola girmiş diyorduk da inanmıyordunuz” diyerek buradan ucuz bir siyasi çıkar ummaktır.

Daha da öteye giderek “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganı atan bu iki partiyi, zaten bir süre önce genel başkanları “HDP – PKK sözcüklerini aynı cümlede kullanmış olan” İYİ Parti’yi de o “bileşim”den ayrıştırmak, böylece olası bir erken ya da baskın seçim ortamında, “Bunlarla kol kola girmeyeceksiniz herhalde” diye sıkıştırmaktır.

Bu utanç verici kumpas ve apaçık “Sivil Darbe”nin (aslında elinde asker ve polis, jandarma bekçi gücü bulunduran bir gücün yaptığı darbe, bal gibi de askeri sayılır da.. Orasına girmeyeyim şimdi) karşısında şimdi yapılması gereken şudur.

  • Cumhuriyet Halk Partisi şapkasını artık iyice önüne koyup ciddi bir durum saptaması yapmalı ve başlıktaki sloganın arkasından yürümeli, altını iyice doldurmalıdır.

“Faşizme Karşı” gerçekten, omuz omuza vereceği herkesle omuz omuza vermeli, bu darbeye karşı durmalıdır. Hukukun dışına çıkmaktan zerre kadar utanmayan ve sıkılmayan siyasi karşıtlarına bunun hesabını anayasal zeminde sorabilmenin bin bir türlü yolu vardır.

Yargıtay’ın kararı kesinleşmeden, Anayasa Mahkemesi beklenmeden, üstelik anayasanın 83’ncü maddesinin ilgili bendi ortada iken, hatta ve hatta TBMM Başkanlığı yasama dönemi sona ermeden okutulmayacağı konusunda zımmen söz vermişken, bu “kâğıt”ların TBMM’ye Saray tarafından sevki ve okutulması, bal gibi “Darbe”dir. Darbeye karşı durmak da bal gibi “demokratik” bir haktır.

CHP, hiçbir şeyden korkmadan yeni bir Adalet Yürüyüşü başlatmalıdır. Bu Adalet Yürüyüşü, ille de konvoy oluşturup Ankara – İstanbul arasındaki yolu katetmek değildir. Bu yürüyüş, antifaşist tüm güçleri direnişe çağırmak olarak algılanmalıdır. Bunun bin türlü başka yolu vardır.

CHP bugüne kadar yaptığı (ama geçen kez Adalet Yürüyüşü’nde aştığı) üzere, “sokak” lafından umacı gibi korkmaktan vazgeçmelidir. Anayasada toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Sokakta gösteri, miting, yürüyüş yapmak, “provokasyon” ve “terörizm” olarak algılatılması çabaları tersine döndürülmelidir. “Bizi sokağa çekmek istiyorlar. Oyuna gelmeyelim” söylemi terk edilmeli, iktidarın “Susss” işareti yaparak parmağını dudaklarına götürme tavrına meydan okunmalıdır.

Darbe önlenmeli, boşa çıkarılmalıdır.

Suay Karaman : YÜRÜYÜŞ SONRASI

YÜRÜYÜŞ SONRASI

Suay Karaman

CHP İstanbul Milletvekili ve gazeteci Enis Berberoğlu’na, silah yüklü MİT TIR’ları haberleri nedeniyle casusluk suçundan 25 yıl hapis cezası verilmesi üzerine, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “bıçak kemiğe dayandı” denilerek, “adalet yürüyüşü” başlatıldı. Oysa bıçağın kemiği parçaladığının farkında olmayanlar, Ankara’dan şimdilik Enis Berberoğlu’nun tutuklu bulunduğu İstanbul Maltepe Cezaevi’ne doğru yol almaya başladılar. 11 gündür süren (AS : 3 Temmuz 2017’de 19. gün tamamlandı) yürüyüş, kendi halinde bazen coşkulu, bazen durağan bir tempoda devam etmektedir. Toplumun CHP Genel Başkanı’na güveni kalmamıştır, bu yüzden inandırıcılığını yitirmiş bir parti başkanına destek sınırlıdır.

Bugünün Türkiye şartları düşünüldüğünde CHP gibi bir partinin düzenleyeceği yürüyüşe yüz binlerin hatta milyonların katılması gerekirdi. Ancak sürekli yapılan hatalar, yanlış tercihler, dışlanan ulusalcılar, itilen Atatürkçüler nedeniyle, cılız bir yürüyüş gerçekleşmektedir. Adaletin ve hukukun bitirilmesinde payı olanların da, bu yürüyüşü desteklemesi ise çok ilginçtir.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanması büyük bir hukuksuzluktur. 16 Nisan halk oylaması sonuçları da, çok büyük adaletsizlikti ve ülkemizdeki rejimin değişmesine neden olmuştur. O gün adalet için, hukuk için, yargı bağımsızlığı için yürüyemeyenler ya da cesareti olmayanlar, bugün bir cemaatle yakın ilişkisi olan ve CHP’nin ilkeleriyle ilgisi olmayan bir milletvekilinin özgürlüğü için yürümektedirler. Kaldı ki bu yürüyüşe Ergenekon, Balyoz gibi sahte davalarda önemli rol alanların da katılması, genel başkanın Kavurmacı Damat ve Nazlı Ilıcak gibilerin neden tutuklandığını anlamadığı şeklindeki açıklamaları da, akıllardaki kuşkuların büyümesine neden olmaktadır.

Günlerdir devam eden bu yürüyüş Maltepe Cezaevi’nde son bulacaktır; sonra ne olacağı, ne yapılacağı hakkında şimdilik bir plan yoktur. Yürüyüş sona erince herkesin dağılıp, evine gidecek bir hareket olmaması için bu yürüyüşün kalıcı sonuçları ortaya çıkartılmalıdır. Demokratik bir hak kullanımı olan bu adalet yürüyüşü kuşkusuz ki çok önemlidir
ancak yetmez,

  • Bu yürüyüşün sonunda Ankara’da Müdafaayı Hukuk’a sahip çıkan
    seçimsiz bir Cumhuriyet kurultayının toplanması gerekir.

Bu kurultaya CHP delegelerinden başka, gerçekten Cumhuriyete sahip çıkan kişi ve kuruluşların katılımı da sağlanmalıdır. Ülkenin bugün getirildiği durum, rejimle ilgili kaygılar, tüm hukuksuzluklar, terör, eğitim ve sağlık sorunları başta olmak üzere geleceğimizi ilgilendiren bütün sorunlar görüşülmelidir. Kıbrıs konusu ile işgal edilen adalarımız ve 25 Eylül 2017 tarihinde Kerkük’te halk oylaması yapılıp, bağımsız Kürdistan kurulması da, bu kurultayın gündeminde yer almalıdır. Ayrıca emperyalist projelere dur denilerek, ülkemizin Misakı Milli sınırlarının korunması için nelerin, nasıl yapılması gerektiği de tartışılmalıdır. Ülkemizi aydınlanma yoluna götürecek ulusal projeler ele alınmalıdır.

İşte böyle bir kurultay, cumhuriyetin ilke ve değerlerine sahip çıkılması ve tüm toplumun beklentisine yanıt vermesi açısından, çok büyük bir ilgi ve destek de görecektir. Şimdi adalet yürüyüşü yapan CHP yöneticilerine ve milletvekillerine büyük görev düşmektedir; hakların korunması ve hukukun üstünlüğünün savunulması için Cumhuriyet kurultayının toplanmasına öncülük etmeleri gerekmektedir. Böyle bir kurultay gündeme alınmalı ve ivedilikle hazırlıklara başlanılmalıdır.

CHP’nin, Kuvayi Milliye ruhu içinde düzenlenecek böyle bir kurultay ile, 14 Ocak 1959 tarihindeki 14. Kurultayı’nda benimsenen “İlk Hedefler Beyannamesi” gibi bir iktidar seçeneği ortaya koyması ve bu doğrultuda demokratik bir çıkış yapması, tüm toplumun beklentisidir. Tarihinin en ağır bunalımını yaşayan ve rejim değişikliğinin gündemde olduğu bu sancılı günlerde, CHP yöneticileri Müdafaayı Hukuk’a sahip çıkan Cumhuriyet kurultayı önerisini dikkate alarak, gereğini yapmalıdırlar. (26.6.17)