IŞIK

IŞIK

Suay Karaman 

Ülkemizde 27 Mayıs 1960 Devrimi ile getirilen 1961 Anayasası ile ilk kez Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Türk demokrasi tarihinin en önemli kurumları arasında olan Anayasa Mahkemesi’nin görevi yasaların ve TBMM içtüzüklerinin (AS: ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin) anayasaya uygunluğunu denetlemek ve Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmaktır. Demokrasiye darbe denilen 27 Mayıs 1960 İhtilali öncesinde Anayasa Mahkemesi olsaydı, adından başka hiçbir şeyi demokrat olmayan Demokrat Parti’nin demokrasi dışı tutum ve davranışları önlenebilirdi.

Seçimle işbaşına gelen kimi siyasetçiler, kendilerini anayasanın ve yasaların üzerinde görerek istediklerini yapmaktadırlar. Böyle siyasetçiler demokratik seçimleri kullanarak faşizmi getirmişler, hatta kimisi “ileri demokrasi” diyerek, ileri faşizmi yaratmışlardır. Bunun pek çok örneğini tarihte de günümüzde de görmek olanaklıdır.

Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi, karayollarında gösteri ve yürüyüş yapmanın yasaklanmasının, anayasaya, temel hak ve özgürlüklere aykırı olduğunu açıklamıştı. Bunun üzerine İçişleri Bakanı da Anayasa Mahkemesi Başkanı için; “madem böyle bir karar verildi, öyleyse işe resmi araba ile değil, bisikletle gitsin” gibi konuyla ilgisi ve amacı belli olmayan bir açıklama yapmıştır. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım ise sosyal medyada bisikletini göstermişti.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’nin CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na ilişkin verdiği hak ihlali kararını tanımaması, hukuksal çürümemizin gözler önüne serilmesidir. Anayasanın 153. maddesinde “Anayasa Mahkemesi’nin kararları kesindir” yazmasına karşın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ilginçtir. Anayasa Mahkemesi rejimi koruduğu için, yalnızca bütün mahkemeler değil, bütün devlet kurumları Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymak zorundadırlar. Bu karar üzerine, Prof. Dr. Engin Yıldırım yine sosyal medyada “ışıklarımız yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi binasının resmini (AS: fotoğrafını) paylaştı. Ardından İçişleri Bakanlığı da sosyal medyada, Bakanlık binasının resmini (AS: fotoğrafını)ışıklarımız hiç sönmüyor” diye paylaştı ve yeni bir tartışma ortamı yaratıldı. Yıllardır devletin ciddiyeti bitirildiği için, ortalık toz dumandır. Anayasa Mahkemesi üyesinin yaptığı yanlış olduğu gibi, İçişleri Bakanlığı’nın tüzel kişiliği kullanılarak mesaj atılması da onaylanamaz.

Anayasa Mahkemesi’nin ışıkları yanıyormuş, İçişleri Bakanlığı’nın ışıkları hiç sönmüyormuş.

Bu tablonun sorumlusunu hepimiz biliyoruz; 12 Eylül 2010 yılında ve mühürsüz oyları geçerli sayarak 16 Nisan 2017 halkoylamalarında anayasa değişikliğini yapanlar ve bu değişikliği destekleyenlerdir. Böylece yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmış, Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu siyasetçilerin emrine verilmiş ve yetkileri sınırlandırılmıştır. Aynı dönemde Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nda Adalet Bakanı ile bürokratların ağırlığı artırılarak (AS: böyle bir şey yapılmadı; Bakan ve 1 yardımcısı HSK üyesi), siyasi iktidarın istemediği kararları veren yargıçların görev yerleri anında değiştirilmeye başlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi üyesinin sosyal medyadaki olay yaratan paylaşımı Anayasa Mahkemesi’ni değiştirmek ya da ortadan kaldırmak isteyenlerin çok işine geldi; AKP ve MHP bir anda Anayasa Mahkemesi’ne saldırmaya başladılar. Toplumun algısı bu yöne çevrilince, adalet, hukuk, yargı, hak ve özgürlükler unutuldu. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın tartışılması bile engellendi.

Ülkemizdeki hukuk dışı uygulamalar için iki örnek yeterlidir: Anayasa Mahkemesi’nin 30 Temmuz 2008 tarihinde verdiği karara göre, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu belgelenen ve hazine yardımı (AS: yarı oranında) kesilen AKP, anayasaya aykırı olmasına karşın laik cumhuriyeti yönetmeye devam etmiştir. AKP Genel Başkanı 28 Ocak 2016’da Anayasa Mahkemesi’nin kararını beğenmemiş ve şunları söylemişti:

  • “Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım, o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim ve verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum.”

Görevine başlarken anayasaya bağlı kalacağına dair yemin edenler böyle davranınca, ülkede hukuk da kalmaz, bağımsız yargı da kalmaz, demokrasi de kalmaz. Bugün yaşadığımız durum açıkça bir sivil darbedir.

  • Hukukun üstüne ampul takılarak, hukukun üstünlüğü yok edildi.

Muhalefet partileri tepkisiz, demokratik kitle örgütleri suskun; bu sivil darbe sürecini film gibi izliyorlar. Her önümüze çıkan ışık yakıyor ama ülkemiz karanlıktan kurtulamıyor. Bizleri çağdaşlaşmaya ulaştıracak hiç sönmeyen ışığımız var. Hepimiz için yaşam kaynağı olan, Atatürk’ümüzün sönmeyen ışığı, bizleri dün olduğu gibi, bugün de, yarın da aydınlatacaktır. Yeter ki bu ışıktan yararlanmayı öğrenelim.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 14 Eylül 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 14 Eylül 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

KOYUN
Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, 2020’de koyun sayımızın %70 arttığını açıkladı.
O kadar da değildir canım…

SAYIŞTAY
Gün geçmesin ki kamuda yolsuzluk ortaya koyan bir Sayıştay raporu ortaya çıkmasın.
Sayın Bahçeli’ye soru,
Hükümete/sisteme ne uydurulur?
Sayan-ı Üç Maymun uygun mudur?

NORMAL
Menzilci Dr. Ali Edizer için Eski Bakan Recep Akdağ, “Bana 8 ay özel kalem müdürlüğü yaptı. Verimli bulmadım. Bu arkadaş anormal.” ifadelerini kullandı.
Adamın özel kalem müdürü olması, sekiz ay yanında kalması, Bakanlığa Menzilcilerin doldurulması normal…

AŞI
Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, hayvan deneyleri tamamlanan aşı adayları için GMP (İyi İmalat Prosedürleri) sertifikasyonu bulunan tesiste ilk aşı için üretim aşamasına geçildiği bildirildi.
Hastalar için mi, vakalar için mi, vatandaşı oyalamak için mi?..

TOPRAK
Putin, ”Çatışmalar Ermeni toprağında yapılmıyor” diyerek Ermeni işgalini resmen kabul ettiğini açıkladı.
Haydi gardaşlar!…

SABIR
RTE, kötü gidişe karşı çareyi açıkladı, “Gerçek müminin görevi yoklukta sabretmektir”
Gerçek müminler sabretsin ki; saraylar yapılmaya, uçaklar alınmaya, mümin kılıklılar kesesini doldurmaya devam etsin…

BİSİKLET
TÜGVA Adıyaman’da sağlık için pedal çevirmeye davet ederken kadınların katılamayacağını belirtti.
Kadınlar hamur yoğurarak katkı verebilir…

YUTTURMACA
Semptom göstermeyen vakaların korona tablosunda gösterilmediği açıklamasıyla tepki çeken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Bu ayın 15’inden itibaren bütün rakamları açıklayıp bildireceğiz” dedi.
Yeni kandırma düzeni ayarlanıyor…

DÜZEY
15 Temmuz’dan önce Bank Asya’da yönetici olan Oğuz Köktaş’ın 2017 yılında Diyanet Vakfı Yurtlar ve Sosyal Tesisler İktisadi İşletmesi Müdürü olarak atandığı ortaya çıktı.
Fetöcülük AKP ile ilişkiye bağlı olup, partiye çıkar sağlayan FETÖ’cü değildir…

ÜÇGEN
Şanlıurfa’da bazı din adamlarının 3-5 bin dolara insanlara peygamber soyundan geldiklerini gösteren sahte ‘seyitlik belgesi’ düzenledikleri iddia edildi.
Sahte üniversite diploması oluyor da seyitlik neden olmasın…

DİVAN
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, “gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası alan ve Anayasa Mahkemesinin (AYM) hak ihlali kararı verdiği Enis Berberoğlu‘ nun yeniden yargılanmasına yer olmadığına hükmetti.
AYM’yi takmıyor, DİVAN-I ALİ’yi bekliyorlar…

KUMPAS
FETÖ kumpasıyla yıllarca hapis yatan A.Z. Üçok’un açtığı davada Hazine avukatı, “Ortada haksız, hukuka aykırı bir tutuklama işlemi yoktur” diye dilekçe verdi.
Belli ki Damat Bakan paraları ödemekten kaçıyor.
Damat Bakan’ın avukatı FETÖ’yü yok sayıyor.
AKP, FETÖ’yle mücadelede harikalar yaratıyor…

KOMİK
Fuat Avni haberlerinden yargılanan Bir Gün yazarları berat etti.
FETÖ’ye yardımdan SÖZCÜ yazarlarının aldığı ceza onandı.
Ergenekon/Balyoz yargıçları “Türk milleti adına bağımsız yargılama yapıyoruz” derdi, gülerdik…

 

FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA

FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA

Zafer ARAPKİRLİ
Cumhuriyet, 05.06.2020

Uzunca bir süredir bekleniyordu böyle bir adım. Çözmesi gereken hiçbir sorunu çözemeyen, bununla da kalmayıp her geçen gün hatta her geçen saat ülkenin sorunlarına yeni bir sorun eklemek için 7/24 çaba gösteren siyasi iktidar, kendi hatalarının üzerini örtüp muhalefete (aklınca) “hata yaptırmak” için her türlü kumpas hazırlığı içindeydi.

Bunlar, siyasi ve hukuki meşruiyetini yitirmiş tüm iktidarların “tipik” davranış kalıplarıdır. En başta da “hukuksuzluk” üzerinden siyaset mühendisliği yapmak, bu tür dönemlerin en vazgeçilmez “gereçlerinden” biridir. En tipik örneğini, bundan önceki “dokunulmazlık kaldırma” çıkışında gördük zaten. Cumhuriyet Halk Partisi liderliğinin, “Bize sirayet etmez. Nasıl olsa HDP’yi ilgilendirir” saiki ile vahim bir hata sonucu el kaldırdığı ama sonradan Enis Berberoğlu hadisesinde de görüldüğü üzere “kendi kucağında” bulduğu “istimlak hamlesi”ydi bu. Dokunulmazlık kaldırma silahı, bir yandan iktidarın demokrasi dışına çıkmaktan asla çekinmediğinin göstergesi, bir yandan da aynı “Sandıkta kaybettiği belediyeleri kayyım yolu ile ele geçirme” pratiğinin milli irade çatısı altına uyarlanmış farklı bir versiyonudur.

Siyasi iktidar, dün Enis Berberoğlu (CHP), Leyla Güven (HDP) ve Musa Farisoğulları’nın (HDP) milletvekilliklerini düşürme adımını, parlamento sandalye çoğunluğunu kullanarak atmış, yani halkın verdiği oylara karşı apaçık bir “darbe” yaparak, muhalefeti “demokratik olmayan yöntemlerle demokratik siyasi zeminin dışına çekebilme” çabasıdır.

Bununla amaçlanan başka şeyler de vardır.

15 Haziran 2017’de Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yine Enis Berberoğlu ile ilgili olarak alınan mahkeme kararının hemen ertesi günü başlattığı “Adalet Yürüyüşü” adımının, bu kez tekrarlanıp tekrarlanamayacağı “test edilmek” istenmektedir. Öyle ya, o gün o adımın atıldığı şartlardan ve olaydan, bir hatta birkaç “tık” daha vahim bir durum söz konusudur. İktidar, “Bakalım kalkışabilecek mi?” saiki ile CHP’nin yeniden sokağa çıkmasını arzulamakta, hatta “kışkırtmaktadır”.

“Sokağa çıkmanın” suç olduğunu, ya da anayasal bir hak olmadığını ima etmiyorum. Ama, uzun bir süre CHP’yi ve onunla bir şekilde yan yana duran siyasi unsurları “Kalkışma, ayaklanma, darbe” imaları ile adeta “dürtmeye” kalkışan siyasi iktidar, bugün “Hah işte bakın. Biz demedik ki?..” demeye hazırlanmaktadır. Daha günler önce İzmir’de, Yüreğir’de ve başka yerlerde sergilenmeye çalışılan ve her defasında “CHP’nin üzerine bir şeyleri yıkmayı” amaçladığı besbelli olan provokasyonlar, bu tezgâhın ilk ve çok yüksek sesli adımları değil miydi?

Dün TBMM’de, Berberoğlu’nun yanında iki HDP’li milletvekilinin de (Güven ve Farisoğulları) aynı akıbete uğratılmasının ardında da yine “sinsi” bir başka plan yattığı açık seçik okunabilir.

O plan da TBMM sıralarında hep bir ağızdan ve dayanışma içinde “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganı atılmasına zemin hazırlamak ve bu (bence son derece yerinde) “Dayanışmayı” aklınca (negatif bir muhteva yükleyerek) istismar edip, “Gördünüz mü? Terör yancısı bir siyasi oluşumla (HDP kastediliyor) CHP kol kola girmiş diyorduk da inanmıyordunuz” diyerek buradan ucuz bir siyasi çıkar ummaktır.

Daha da öteye giderek “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganı atan bu iki partiyi, zaten bir süre önce genel başkanları “HDP – PKK sözcüklerini aynı cümlede kullanmış olan” İYİ Parti’yi de o “bileşim”den ayrıştırmak, böylece olası bir erken ya da baskın seçim ortamında, “Bunlarla kol kola girmeyeceksiniz herhalde” diye sıkıştırmaktır.

Bu utanç verici kumpas ve apaçık “Sivil Darbe”nin (aslında elinde asker ve polis, jandarma bekçi gücü bulunduran bir gücün yaptığı darbe, bal gibi de askeri sayılır da.. Orasına girmeyeyim şimdi) karşısında şimdi yapılması gereken şudur.

  • Cumhuriyet Halk Partisi şapkasını artık iyice önüne koyup ciddi bir durum saptaması yapmalı ve başlıktaki sloganın arkasından yürümeli, altını iyice doldurmalıdır.

“Faşizme Karşı” gerçekten, omuz omuza vereceği herkesle omuz omuza vermeli, bu darbeye karşı durmalıdır. Hukukun dışına çıkmaktan zerre kadar utanmayan ve sıkılmayan siyasi karşıtlarına bunun hesabını anayasal zeminde sorabilmenin bin bir türlü yolu vardır.

Yargıtay’ın kararı kesinleşmeden, Anayasa Mahkemesi beklenmeden, üstelik anayasanın 83’ncü maddesinin ilgili bendi ortada iken, hatta ve hatta TBMM Başkanlığı yasama dönemi sona ermeden okutulmayacağı konusunda zımmen söz vermişken, bu “kâğıt”ların TBMM’ye Saray tarafından sevki ve okutulması, bal gibi “Darbe”dir. Darbeye karşı durmak da bal gibi “demokratik” bir haktır.

CHP, hiçbir şeyden korkmadan yeni bir Adalet Yürüyüşü başlatmalıdır. Bu Adalet Yürüyüşü, ille de konvoy oluşturup Ankara – İstanbul arasındaki yolu katetmek değildir. Bu yürüyüş, antifaşist tüm güçleri direnişe çağırmak olarak algılanmalıdır. Bunun bin türlü başka yolu vardır.

CHP bugüne kadar yaptığı (ama geçen kez Adalet Yürüyüşü’nde aştığı) üzere, “sokak” lafından umacı gibi korkmaktan vazgeçmelidir. Anayasada toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Sokakta gösteri, miting, yürüyüş yapmak, “provokasyon” ve “terörizm” olarak algılatılması çabaları tersine döndürülmelidir. “Bizi sokağa çekmek istiyorlar. Oyuna gelmeyelim” söylemi terk edilmeli, iktidarın “Susss” işareti yaparak parmağını dudaklarına götürme tavrına meydan okunmalıdır.

Darbe önlenmeli, boşa çıkarılmalıdır.

Suay Karaman : YÜRÜYÜŞ SONRASI

YÜRÜYÜŞ SONRASI

Suay Karaman

CHP İstanbul Milletvekili ve gazeteci Enis Berberoğlu’na, silah yüklü MİT TIR’ları haberleri nedeniyle casusluk suçundan 25 yıl hapis cezası verilmesi üzerine, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “bıçak kemiğe dayandı” denilerek, “adalet yürüyüşü” başlatıldı. Oysa bıçağın kemiği parçaladığının farkında olmayanlar, Ankara’dan şimdilik Enis Berberoğlu’nun tutuklu bulunduğu İstanbul Maltepe Cezaevi’ne doğru yol almaya başladılar. 11 gündür süren (AS : 3 Temmuz 2017’de 19. gün tamamlandı) yürüyüş, kendi halinde bazen coşkulu, bazen durağan bir tempoda devam etmektedir. Toplumun CHP Genel Başkanı’na güveni kalmamıştır, bu yüzden inandırıcılığını yitirmiş bir parti başkanına destek sınırlıdır.

Bugünün Türkiye şartları düşünüldüğünde CHP gibi bir partinin düzenleyeceği yürüyüşe yüz binlerin hatta milyonların katılması gerekirdi. Ancak sürekli yapılan hatalar, yanlış tercihler, dışlanan ulusalcılar, itilen Atatürkçüler nedeniyle, cılız bir yürüyüş gerçekleşmektedir. Adaletin ve hukukun bitirilmesinde payı olanların da, bu yürüyüşü desteklemesi ise çok ilginçtir.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanması büyük bir hukuksuzluktur. 16 Nisan halk oylaması sonuçları da, çok büyük adaletsizlikti ve ülkemizdeki rejimin değişmesine neden olmuştur. O gün adalet için, hukuk için, yargı bağımsızlığı için yürüyemeyenler ya da cesareti olmayanlar, bugün bir cemaatle yakın ilişkisi olan ve CHP’nin ilkeleriyle ilgisi olmayan bir milletvekilinin özgürlüğü için yürümektedirler. Kaldı ki bu yürüyüşe Ergenekon, Balyoz gibi sahte davalarda önemli rol alanların da katılması, genel başkanın Kavurmacı Damat ve Nazlı Ilıcak gibilerin neden tutuklandığını anlamadığı şeklindeki açıklamaları da, akıllardaki kuşkuların büyümesine neden olmaktadır.

Günlerdir devam eden bu yürüyüş Maltepe Cezaevi’nde son bulacaktır; sonra ne olacağı, ne yapılacağı hakkında şimdilik bir plan yoktur. Yürüyüş sona erince herkesin dağılıp, evine gidecek bir hareket olmaması için bu yürüyüşün kalıcı sonuçları ortaya çıkartılmalıdır. Demokratik bir hak kullanımı olan bu adalet yürüyüşü kuşkusuz ki çok önemlidir
ancak yetmez,

  • Bu yürüyüşün sonunda Ankara’da Müdafaayı Hukuk’a sahip çıkan
    seçimsiz bir Cumhuriyet kurultayının toplanması gerekir.

Bu kurultaya CHP delegelerinden başka, gerçekten Cumhuriyete sahip çıkan kişi ve kuruluşların katılımı da sağlanmalıdır. Ülkenin bugün getirildiği durum, rejimle ilgili kaygılar, tüm hukuksuzluklar, terör, eğitim ve sağlık sorunları başta olmak üzere geleceğimizi ilgilendiren bütün sorunlar görüşülmelidir. Kıbrıs konusu ile işgal edilen adalarımız ve 25 Eylül 2017 tarihinde Kerkük’te halk oylaması yapılıp, bağımsız Kürdistan kurulması da, bu kurultayın gündeminde yer almalıdır. Ayrıca emperyalist projelere dur denilerek, ülkemizin Misakı Milli sınırlarının korunması için nelerin, nasıl yapılması gerektiği de tartışılmalıdır. Ülkemizi aydınlanma yoluna götürecek ulusal projeler ele alınmalıdır.

İşte böyle bir kurultay, cumhuriyetin ilke ve değerlerine sahip çıkılması ve tüm toplumun beklentisine yanıt vermesi açısından, çok büyük bir ilgi ve destek de görecektir. Şimdi adalet yürüyüşü yapan CHP yöneticilerine ve milletvekillerine büyük görev düşmektedir; hakların korunması ve hukukun üstünlüğünün savunulması için Cumhuriyet kurultayının toplanmasına öncülük etmeleri gerekmektedir. Böyle bir kurultay gündeme alınmalı ve ivedilikle hazırlıklara başlanılmalıdır.

CHP’nin, Kuvayi Milliye ruhu içinde düzenlenecek böyle bir kurultay ile, 14 Ocak 1959 tarihindeki 14. Kurultayı’nda benimsenen “İlk Hedefler Beyannamesi” gibi bir iktidar seçeneği ortaya koyması ve bu doğrultuda demokratik bir çıkış yapması, tüm toplumun beklentisidir. Tarihinin en ağır bunalımını yaşayan ve rejim değişikliğinin gündemde olduğu bu sancılı günlerde, CHP yöneticileri Müdafaayı Hukuk’a sahip çıkan Cumhuriyet kurultayı önerisini dikkate alarak, gereğini yapmalıdırlar. (26.6.17)

15 TEMMUZ DARBE KOMİSYONU RAPORUNA CHP MUHALEFET ŞERHİ

15 TEMMUZ DARBE KOMİSYONU RAPORUNA CHP MUHALEFET ŞERHİ

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

Basın toplantısında CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu,
“15 Temmuz hain darbe girişimi
– öngörülen,
– önlenmeyen ve
– sonuçları kullanılan
– bir kontrollü darbe olarak tarihe geçmiştir.” dedi.FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun CHP’li üyeleri Erdoğdu, İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu,
Zeynel Emre ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek, komisyonun taslak raporuna ilişkin partilerinin muhalefet şerhini açıkladılar.Erdoğdu, konuşmasına muhalefet şerhini, 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında şehit düşen yurttaşların aziz hatırasına ve gazilere adadıklarını belirterek başladı. Darbe girişiminin memleketin masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişme olduğunu ancak bu hain girişimin olacağını bilen ve bekleyenlerin bulunduğunu ileri süren Erdoğdu,

“15 Temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan kontrollü bir darbedir.” ifadesini kullandı.

Erdoğdu, aylar önce yazılan bazı yazıların darbe girişimininin bilindiğini, hatta hazırlık sürecinin takip edildiğini ortaya koyduğunu iddia ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce Fuat Uğur’un Türkiye gazetesinde 24 Mart 2016, 2 Nisan 2016 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır. Fuat Uğur’un yazılarında kamuoyuyla paylaştığı bilgiler 15 Temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir. Fuat Uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar MİT için açık istihbarat kaynağı olup, Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez. Kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen savcılık iddianamelerinin incelenmesinden cemaatin darbe hazırlıklarına 2015’in son aylarından itibaren başladığı anlaşılmaktadır. Darbeye hazırlık faaliyetleri Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş tarafından yürütülmüştür. Adil Öksüz ve diğer planlayıcılar, darbe girişiminden çok önce cemaat bağlantısı devlet tarafından bilinen isimlerdir. MİT’in ’TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı’ savunması geçerli kabul edilmemektedir. Çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken ’cemaatin hususileri’ olarak adlandırılan başta Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş asker değil sivil kişilerdir. Darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış ve binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir.”

MİT Müsteşarlığının TBMM Araştırma Komisyonuna yönelik yazdığı 22 Mayıs 2017 tarihli yazısında “MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini, ancak TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı’’ bilgisinin yer aldığını belirten Erdoğdu, bunun darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar ettiğini savundu.

Erdoğdu, bu durumun darbe girişiminin öngörülen bir olay olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak ortaya koyduğunu öne sürdü. Erdoğdu, darbe girişiminden bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı 4. Dönem Özel Kuvvetler İhtisas Kursu Mezuniyet törenine katıldığının, önceki yıllarda bu törene katılma geleneği olmadığı halde tören sonrası Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğünün ifadelerle ortaya çıktığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Kara Kuvvetleri Komutanı’nın 15 Temmuz günü İzmir programını erken keserek rutin YAŞ görüşmeleri için Ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin başındaki en yüksek rütbeli subay olan Org. Akın Öztürk’ün olması ve aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur. İhbarcı O.K. ’aynı cemaatten’ vurgusuyla ’kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi’ olduğunu açıkça söyleyerek durumun vahametini ortaya koymuştur. Bu koşullar altında MİT Müsteşarı’nın Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a derhal bilgi vermesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.”

Genelkurmay Başkanı Akar’ın savcılığa verdiği ifadesinde ve TBMM Araştırma Komisyonuna gönderdiği yazısında, olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirdiğinin altını çizen Erdoğdu, “Ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve Genelkurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanlarının darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. TSK’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. Bu durum izah edilememektedir.” değerlendirmesinde bulundu. Erdoğdu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Öngörülen darbe girişimi 15 Temmuz günü öğleden sonra saat 14.20 itibarıyla öğrenilmiş, ancak belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmaller zinciri sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir. 15 Temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit, 2 bin 301 yurttaşımız gazi olmuştur.”

Erdoğdu, darbe girişimi sonrası gelişmelere de değinerek, iktidarın darbe tehdidini bertaraf ettikten sonra bütün muhalefeti dışlayarak bir olağanüstü hal darbesi yarattığını ileri sürdü. Raporda bu konuya ilişkin de detayların bulunduğunu belirten Erdoğdu, darbe girişiminin sonuçlarından faydalanılan ve kullanılan bir olay olduğunu iddia etti. Erdoğdu, “Sonuç olarak muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 Temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan bir kontrollü darba olarak tarihe geçmiştir.” diye konuştu.

Komisyonun bir diğer CHP’li üyesi İstanbul Milletvekili Zeynel Emre de son 15 yılda Türkiye’de çok şeyin değiştiğini ifade ederek, darbelerle hesaplaştığını söyleyenlerin bugün canhıraş bir şekilde, göstere göstere darbeleri örtbas etme çabası içinde olduklarını öne sürdü. Emre, “Yıllarca bizi, ’Eski Türkiye’ diye bir hayaletten koruduğunu söyleyenler, bugün uçan kuşa parmak sallar hale gelmişlerdir. Bugün burada kamuoyuna sunulan bu rapor, işte tam da bu 15 yıllık değişimin eşsiz bir belgesi, muhteşem bir serencamıdır. AKP iktidarının sonu 16 Nisan referandumu ile başlamıştı. İşte bu rapor tam da bu başlangıcın tarihi belgesidir. Bu rapor görevlerini sorumluluklarını yerine getirmeyen, yaptıklarının hesabını vermeyen, vaatlerini yerine getirmeyen, sözlerinin arkasında durmayan, seçimle gelen fakat halkın oylarını zapt eden bir iktidarın tam bir röntgenidir.” şeklinde konuştu. Emre, CHP’nin muhalefet şerhinin baskı ortamına rağmen kimsenin önünü alamayacağı türde bulguları içerdiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Darbe komisyonu görevini bu raporla tamamlamıştır. Komisyon kurulduğu günden bu güne geçen 11 ay boyunca yapması gerekenleri CHP tek başına yapmış ve darbe girişimini fırsata çeviren iktidarın niyetlerini ifşa etmiştir. Raporun her sayfası önemli tespitler ve beyanları içeriyor. Bu bakımdan burada bir kısmını işaret etmek yerine herkesi bu raporu titizlikle okumaya davet ediyoruz ve bilinmesini istiyoruz ki darbe komisyonu her ne kadar resmi görevini tamamlamışsa da komisyonun CHP’li üyeleri olarak bizler bu sorumluluğu bir memuriyet ya da sade bir görev olarak değil bir ödev olarak ele almaya devam edeceğiz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin, “Kontrollü darbeyi tiyatro gibi algılamak isteyenler var. Hayır, öyle bir şey yok.
Bir darbe girişimi oldu. Kontrollü darbe ile kastımızı üç başlıkta özetliyoruz;
1. öngörülen,
2. önlenmeyen ve
3. sonuçlarından yararlanılan.
Delillerimizi ortaya koyduk. Bu üçü bir araya geldiğinde kontrollü darbe tanımını oluşturuyor.” dedi.

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun CHP’li üyeleri ile Erdoğdu, İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu,
Zeynel Emre ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray
, parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek, komisyonun taslak raporuna ilişkin partilerinin muhalefet şerhini açıkladılar.

Çıray, toplantıda yaptığı açıklamada, 15 Temmuz FETÖ’nün darbe girişiminin, vatandaşların ezici çoğunluğu açısından hiçbir şekilde hiç beklenmeyen bir olay olduğunun altını çizdi. Darbe girişiminin, başta TSK olmak üzere bütün kurumlarına duyduğu güveni sarsacak bir mahiyet taşıdığını belirten Çıray, “darbe girişiminin iktidar eliyle tek adam devletine ulaşılmasını hızlandıracak bir katalizör” olarak görüldüğünü ileri sürdü. Darbe girişiminin yarı karanlıkta bırakılmak istendiğini iddia eden Çıray, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın bilgi vermek üzere komisyona gelmemesinin de bunun bir göstergesi olduğunu söyledi. Komisyon çalışmalarının iktidar eliyle etkisizleştirildiğini savunan Çıray, şunları söyledi:

“Bu darbe, kalkışma teşebbüsü neticesinde 249 vatandaşımız şehit olmuş, binlercesi kalıcı izlerini ve etkilerini ömürleri boyunca taşıyacak şekilde yaralanmıştır. Üstelik bu bir ulusun kendi iç ve dış güvenlik kurumlarına, yargısına, devletine duyduğu güvenin neredeyse tamamen yok edildiği bir şekilde yaşanmıştır. Bu yönüyle hiç tartışmasız bedeli zaman içinde daha da ağırlaşarak hissedilecek tarihi bir sosyal travmadır. İşte Türk milletine, benzerine Hollywood filmlerinde bile rastlanmayacak dehşet verici bir travma yaşatan bu hain kalkışmanın diğer hukuki ve adli sorumlusu AKP iktidarlarıdır. Kamuoyuna açıkladığımız CHP raporunu işte bu utanç verici duruma demokratik bir reddiye olarak düşünün; tabii Meclis’in onurunu korumaya ve kurtarmaya yönelik bir naçizane çaba… Aynı zamanda 15 Temmuz’da kaybettiğimiz veya yaralanan insanlarımıza karşı bir vicdani sorumluluğun yerine getirilmesi çabası…”

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da konuşmasına “Darbe girişimi Türkiye’nin kanlı cumasıdır. Tıpkı kırmızı pazartesi gibi” diyerek başladı.

“Her şey önceden biliniyordu. Katil belli, maktul belli. Ama hiç kimse müdahale etmiyordu” diyen Tanrıkulu, darbe girişimi sonrasında Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin daha güçlü hale getirilmesinin gerektiğini, ancak iktidarın bunun tam tersi bir yol izlediğini savundu.

Darbe girişimi sonrası ülkede olağanüstü hal rejiminin inşa edildiğini, ülkenin otokratik bir rejime sürüklendiğini ifade eden Tanrıkulu, hak ihlallerinin arttığını savundu. Tutuklanmanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürüldüğünü, “Atın zindana, sonra bir suç buluruz” anlayışı ile hareket edildiğini iddia eden Tanrıkulu, yaşananların hiçbir darbe döneminde yapılmadığını kaydetti.

Tanrıkulu, “Dört siyasi partinin ortak iradesiyle kurduğu komisyon, Türkiye’de demokrasinin ve hukuk devletinin yeniden inşası için bir fırsat olabilirdi. Ama maalesef olmadı. Şu anda toplumumuz ortak acıları, ortak zeminleri ve ortak köprüleri büyük ölçüde kaybetmiş bir topluma dönüştü. Bu kadar yaygın mağduriyet, Türkiye’nin ilerideki toplumsal barışını onarılamayacak bir biçimde yeni örgütlerle karşı karşıya bırakabilir. Parlamentoyu ve hükümeti uyarıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Komisyonun CHP’li üyeleri, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladılar.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, darbe girişiminin siyasi ayağı ve ByLock kullanımına ilişkin bir soruyu yanıtlarken, şunları dile getirdi:

“Bu rapor tümüyle zaten darbenin siyasi ayağına işaret etmektedir. Bu darbenin siyasi ayağı Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Ancak biz, bireyleri tek tek suçlayarak tarihi muhalefet şerhini bir suçlama metnine dönüştürmedik. Bu bilgilerin hepsi savcıların ve hükümetin de elinde var. Bunlar da savcılıklar tarafından açığa çıkarılacak.”

Erdoğdu, “kontrollü darbe” ifadesini açmasının istenmesi üzerine, bu ifadeyi bir tiyatro gibi algılamak isteyenler olduğunu belirterek, buna tepki gösterdi.

“Bir darbe girişimi oldu. Birçok şehit verdik, gazilerimiz var.” diyen Erdoğdu, şöyle devam etti:

“Kontrollü darbe ile kastımızı üç başlıkta özetliyoruz; öngörülen, delillerimizi koyduk; önlenmeyen, delillerimizi koyduk; sonuçlarından yararlanılan, delillerimizi koyduk. Bu üçü bir araya geldiğinde kontrollü darbe tanımını oluşturuyor.”
Muhalefet şerhinin hukuki bir başvuruya zemin oluşturup oluşturmayacağı sorusuna ise CHP milletvekilleri, bu girişimi yapması gerekenin savcılıklar olduğu yanıtını verdiler.

CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ise bir başka soruyu yanıtlarken, partilerinin darbe girişimiyle ilgili tüm davaları takip ettiğini belirterek, “Bizim komisyonda sıklıkla karanlık noktaların ortaya çıkmasına yönelik bazı taleplerimiz hep yargılama süreçleri gerekçe gösterilerek reddedilmişti. Ancak yargılamalar aşamasında o çelişkilerin daha fazla gün yüzüne çıktığını görüyoruz.” diye konuştu.

Sanıkların bir kısmının da suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarda bulunduklarının farkında olduklarını söyleyen Emre, CHP’nin kamuoyunu doğru şekilde bilgilendirmeye çalıştığının altını çizdi.

İstanbul Milletvekili Tanrıkulu, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damatlarının serbest bırakılmasıyla ilgili soruyu yanıtlarken şu değerlendirmede bulundu:

“Eskiden ’Ankara’da dayın varsa işin görülür’ denirdi. Şimdi artık dayılar değil kayınbabalar dönemi başladı. Hiç kimsenin suçsuz yere tutuklanmasını istemem ama adaletin sadece damatlar üzerinden işlemesi de kamuoyu vicdanını yaralamaktadır. İçeride suçsuz yere yatan binlerce mağdur var. Hepsinin sabit ikametgahı var. Bunları sokaktan toplamadılar.”

Aykut Erdoğdu, toplantının sonunda, sözlerini, “Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarına ve emniyet yetkililerine baskı olduğunu biliyoruz. Ama bunların tamamını, bildiğimiz her şeyi açıklayacak değiliz. Çünkü bir; bilginin kaynağı bizim için çok önemlidir, iki; bu bilginin açıklanmasında toplumsal fayda olup olmadığını ölçüp biçecek kadar birikimli bir partiyiz. Ancak cumhuriyet savcılarını ve araştırmayı yürüten emniyet mensuplarına yönelik baskı olduğunu biliyoruz.” şeklinde tamamladı.

-MUHALEFET ŞERHİ-

1) Bu Muhalefet Şerhi 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Sırasında Şehit Düşen Yurttaşlarımızın Aziz Hatıralarına ve Gazilerimize Adanmıştır.
2) 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan Kontrollü Bir Darbedir
3) 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen kanlı ve hain kalkışma bu memleketin masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişme olmuştur. Ancak bu hain darbe girişiminin olacağını bilen ve bekleyenlerde vardır.
4) 15 Temmuz darbe girişiminden aylar önce yazılan yazılardan darbe girişiminin bilindiği hatta bu girişimin hazırlık sürecinin takip edildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce Fuat Uğur’un Türkiye Gazetesinde 24 Mart 2016, 2 Nisan 2016 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır.
5) Fuat Uğur’un yazılarında kamuoyuyla paylaştığı bilgiler 15 Temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir.
6) Fuat Uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar MİT için açık istihbarat kaynağı olup, Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez.
7) Kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen Savcılık iddianamelerinin incelenmesinden Cemaatin darbe hazırlıklarına 2015 son aylarından itibaren başladığı anlaşılmaktadır.
8) Darbeye hazırlık faaliyetleri Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş tarafından yürütülmüştür. Adil Öksüz ve diğer planlayıcılar darbe girişiminden çok önce Cemaat bağlantısı devlet tarafından bilinen isimlerdir.
9) MİT’in “TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” savunması geçerli kabul edilmemektedir.
10) Çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken “Cemaatin Hususileri” olarak adlandırılan başta Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş asker değil sivil kişilerdir. Darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış ve binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir.
11) MİT Müsteşarlığı TBMM Araştırma Komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisiyle darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar etmiştir. Bu durum 15 Temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak önümüze çıkarmaktadır.
12) 14 Temmuz 2016 tarihinde yani kalkışmadan bir gün önce Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la birlikte Özel Kuvvetler Komutanlığı 4. Dönem Özel Kuvvetler İhtisas Kursu Mezuniyet törenine katıldığı, önceki yıllarda böylesine bir törene katılma geleneği olmadığı, bu tören sonrası MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde 18:00 – 00:30 arası yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğü ifadelerle ortaya çıkmıştır.
13) Kara Kuvvetleri Komutanının 15 Temmuz günü İzmir programını erken keserek rutin YAŞ görüşmeleri için Ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin başındaki en yüksek rütbeli subay olan Org. Akın Öztürk’ün olması ve aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur.
14) İhbarcı O.K. “aynı cemaatten” vurgusuyla “kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi” olduğunu açıkça söyleyerek durumun vahametini ortaya koymuştur. Bu koşullar altında MİT Müsteşarının Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a derhal bilgi vermesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.
15) Genelkurmay 2. Bas¸kanı Org. Yas¸ar GÜLER’in beyanından MİT Müsteşarının Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmek istediği ancak ulaşamadığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında Cumhurbaşkanı Koruma Müdürü Muhsin Köse’ye “Muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?” sorusuyla durumun vahametini anlattığı ancak detay bilgi vermediği anlaşılmaktadır.
16) Bu soru hayatın olağan akışı içerisinde sorulabilecek bir soru değildir. Bu durumda Hakan Fidan ve Muhsin Köse tarafından Cumhurbaşkanı’nın bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususu karanlıkta kalmakta ve makul şüpheler artmaktadır.
17) Genelkurmay Başkanı gerek Savcılığa verdiği ifadesinde gerek TBMM Araştırma Komisyonu’na gönderdiği tarihsiz yazısında olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirmektedir. Ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve Genelkurmay Başkanı ve bazı Kuvvet Komutanların darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
18) Genelkurmay Başkanı’nın tüm kuvvet komutanlıklarına 18:30’da hareket merkezleri aracılığıyla ilettiği emirler saat 19:26’da adreslerine ulaşmıştır. Bu emirlere rağmen TSK’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. Bu durum izah edilememektedir.
19) Özel Kuvvetler Komutanı Korg. Zekai Aksakallı’nın Ankara’da görülen darbe davasının duruşmasında dile getirdiği “TSK’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘personel kışlayı terk etmesin’ emri verilir. Birlik komutanları kışlalarında, mesaiye devam edilir. Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 Temmuz’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. Uygulansaydı darbe girişimi baştan açığa çıkardı” şeklindeki ifadesi şüpheleri artırmıştır.
20) Kara Kuvvetleri Komutanı, Kara Havacılık Komutanlığındaki yaklaşık 2 saat süren incelemelerinde durumu hiç belli etmeden dikkatli incelemeler yaptığını ve personele sorduğu sorularla bilgi almaya çalıştığını, incelemeleri sırasında herhangi bir hareket hazırlığı görmediğini ve 21:25 sıralarında Kara Havacılık Komutanlığından ayrıldığını beyan etmektedir. Ancak Kara Kuvvetleri Komutanı’nın hiçbir hareket görmediği Güvercinlik Kara Havacılık Okul Komutanlığından Kara Kuvvetleri Komutanının ayrılmasından dakikalar sonra helikopterlerin havalanarak hain darbe girişimine katılabilmiş olması izah edilememektedir.
21) MİT’in bildiği ve dış makamları bilgilendirdiği Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın öngörülen bu darbe başladıktan sonra Cumhurbaşkanı’nın “darbeyi eniştemden öğrendim” demesi Başbakan’ın “eşten dosttan öğrendim” demesi ve sanki hiç bilmedikleri ve beklemedikleri şok edici bir gelişmeyle karşılaşmış gibi davranmaları anlaşılamamaktadır.
22) Öngörülen darbe girişimi 15 Temmuz günü öğleden sonra 14:20 itibariyle öğrenilmiş ancak yukarıda belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmaller zinciri sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.
23) 15 Temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit 2301 yurttaşımız gazi olmuştur.
24) Darbe sonrası oluşan milli birlik ruhuna “Yenikapı mitingi” adı verilmiş ve darbe tehlikesi atlatılıncaya kadar bu uzlaşma sürdürülmüştür. Darbe tehlikesi sürerken ilan edilen OHAL’in geçici olduğu söylenmiş ve TBMM’de bulunan 4 siyasi partinin ortak iradesi ile bir Araştırma Komisyonu kurulmuştur.
25) Darbe tehlikesinin atlatılmasıyla birlikte Erdoğan tarafından Yenikapı süreci bozulmaya başlamıştır. Darbe tehlikesini atlatıncaya kadar olduğu söylenen OHAL kalıcılaştırılarak TBMM devre dışı bırakılmış ve Erdoğan’ın karşı darbe süreci başlamıştır.
26) Darbe araştırma komisyonu fiilen lağvedilmiş ve komisyon darbeyi girişimini araştıran değil Erdoğan’ın karşı darbesini aklayan bir kara propaganda aracına dönüşmüştür.
27) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbeye karşı direnen bütün kişi ve kurumları aldatarak başlattığı karşı darbe sürecinin hukuki silahı OHAL olmuştur. OHAL KHK’larıyla devlet tarumar edilmiş ve TSK’nın emir komuta sistemi parçalanmıştır.
28) Gerek 15 Temmuz darbe girişimi gerek Erdoğan darbesi karanlıkta tutabilmek ve halkımızın bilgi almasını engellemek için gazeteci tutuklayarak, gazete, televizyon, radyo ve haber siteleri kapatılarak basın susturulmuş ve sansür edilmiştir.
29) Özellikle yayın hayatları Cemaatle mücadele etmekle geçen ve bu mücadelede ağır bedeller ödeyen Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerine Cemaat suçlamasıyla yapılan adaletsizlikler karşı darbe sürecinin güç gösterisine dönüşmüştür.
30) Cemaatle mücadele bahane edilerek içlerinde cemaatle hiç ilgisi olmayan on binlerce kamu görevlisinin de olduğu yüzbinlerce insan gözaltına alınmış, tutuklanmış veya ihraç edilmiştir. Tutukluluk ve ihraç işlemleri aileleri özellikle çocukları da kapsayacak şekilde fiili cezaya dönüşmüştür.
31) Tescilli Cemaatçiler yurt içinde ve yurt dışında serbestçe dolaşırken en alt düzeyde on binlerce kamu görevlisi hiçbir savunma hakkı tanınmadan açlığa ve sefalete mahkum edilmiştir.
32) Hayatları cemaatle mücadeleyle geçen on binlerce kamu görevlisi de sırf muhalif oldukları için AKP’nin gadrine uğramış, işlerinden ve aşlarında olmuşlardır.
33) Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere hiçbir yargı kuruluşunun ve hiçbir yargıcın hakim güvencesi kalmamış hakim ve savcılar OHAL silahıyla rehin alınarak AKP’nin emir erine dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bu duruma direnen ve Cemaatle hiçbir ilgisi olmayan hakim ve savcılar terörist damgasıyla Cemaat çuvalına atılmışlardır.
34) Karşı darbe sürecinde kadroları boşaltılan kamu görevlilerinin yerine AKP yandaşları doldurulmuş, Erdoğan parti devleti inşası süreci başlamıştır. OHAL olağanlaşmış KHK’lar kanunlaşmıştır.
35) En son yapılan haksız, hileli ve mühürsüz referandumla parlamenter rejim rehin alınmış yerine gayri meşru bir Başkanlık rejimi kurulmuştur.
36) Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere 15 Temmuz hain darbe girişimini sonuçları kullanılmış ve karşı darbe gerçekleştirilmiştir. Bu sebeplerle 15 Temmuz darbe girişimi karşı darbe yapmak amacıyla sonuçları kullanılan bir darbe girişimidir.
37) Muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan bir Kontrollü Darbe olarak tarihe geçmiştir.
38) Bu Muhalefet Şerhi 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Sırasında Şehit Düşen Yurttaşlarımızın Aziz Hatıralarına ve Gazilerimize Adanmıştır.
=========================================
Dostlar,

Bu çalışma son derece önemlidir. Dün (14 Haz. 2017) konuyu web sitemizde işlemiştik.
313 sayfalık, içerdiği belge ve irdelemelerle tarihsel önem ve değer taşıyan bu metnin tümüne erişmek için erişke (link) adresi vermiştik. Bu yazımızı ve 313 sayfa eki okumak için tıklayın.

CHP’den TBMM FETÖ Komisyon Raporuna 313 Sayfa Karşıoy

Yukarıdaki metin, basın açıklamasında yapılan özettir.
Gn. Bşk. Sn. Kılıçdaroğlu‘nun 14 Haziran 2017 gecesi CNN TÜRK’te yaptığı açıklamaya göre ellerinde birkaç bin sayfa belge – bilgi vardır ancak 313 sayfa ile şimdilik yetinilmiştir.
Bu kritik açıklama ve siyasal hamlenin deyim yerinde ise ödülü, ertesi gün gelmiş ve CHP’nin gazeteci kökenli milletvekili Enis Berberoğlu, MİT TIR’ları ile ilgili Cumhuriyet’te yapılan haberde devlet sırrını açıklamaktan suçlanarak, 25 yıl hapse mahkum edilmiş ve hemen İstanbul Maltepe cezaevine konarak infaza geçilmiştir… Oysa seçilmiş miletvekilinin cezasının dönem sonuna ertelenmesi gerekir.

CHP’ue böylelikle ‘‘haddini bil” gözdağı verilmiş olması çok güçle olasıdır.

Yaklaşık 9 saat kadar sonra, 15 Haziran 2017 Perşembe günü, CHP Gn. Bşk. Sn. Kemal
Kılıçdaroğlu
, Ankara Güven Park’tan saat 11:00’de İstanbul Maltepe cezaevine,
Enis Berberoğlu’na doğru bir ADALET YÜRÜYÜŞÜ başlatacaktır.

Türkiye son derece sıcak bir dönem yaşamaktadır.
Tek ve kesin sorumlu ve sorunlu olan AKP = RTE’dir!
15 yıldır ülkeyi tek başına yönetme gücü – olanağı – ayrıcalığı yetmemiştir bu ikiliye!
Daha fazla ne istediklerini anlamak kolay değildir.
Ancak gelinen yer, tam anlamıyla ‘‘KADİR-İ MUTLAK TEK ADAM” rejimidir.
Ülke OHAL altında inletilmekte ve son derece katı bir despotizm – totalitarizm dayatılmaktadır.
Yapılan ağır hatalar saymakla bitmez. AKP = RTE’nin derin çelişkilerini E. Tümg. Sn. Naci Beştepe‘nin yazısından okuyabilirsiniz. (http://ahmetsaltik.net/2017/06/14/rteakp-iktidari-ve-ikilemler/)
Bu sitede yıllardır yazıyoruz…

* ÜLKENİN HIZLA NORMALLEŞTİRİLMESİ – DERHAL HUKUK DEVLETİNE DÖNÜLMESİ..

27 Mayıs 1960 askeri darbesinin (bir Devrim ile sonuçlanmıştır..) hemen öncesinde DP – Menderes’in CHP hakkında anayasayı tümüyle çiğneyen Tahkikat Encümeni kurması (15 DP vekili) akıllara gelmektedir. Bu Encümen’in mahkeme yetkisi olup (!), hedef CHP’yi kapatarak mallarına el koymaktır. Tarihsel kişilik İsmet İNÖNÜ TBMM’de tarihsel önemde bir uyarıda bulunmuştur :
– … Bunu yaparsanız sizi ben bile kurtaramam…
Sonrası malum.. Meşruluğunu yitiren bit iktidar ve halkın meşru direniş hakkını kullanması..AKP = RTE ne yapmak istiyor?? Ya da ne yaptığının gerçekten ayırdında mı????
Türkiye’yi uçurumun eşiğine sürüklediklerini hala görmüyorlar mı, intihar mı edecekler??? Şimdi bu sözlerimizden ”darbe kışkırtıcılığı” yorumu zorlanmasın..Darbeyi AKP = RTE yaptı, OHAL ile perçiniyor 20 Temmuz 2016’dan bu yana..

Bu kanlı bataktan nasıl çıkacağız, onun kaçınılmaz aranışı içinde Türkiye ve dünya!

Sevgi, saygı ve ciddi endişe ile. 15 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com