Betona 551 milyar dolar

Betona 551 milyar dolar

Erinç Yeldan
07 Nisan 2018, Cumhuriyet

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye son 7 yılda yarım trilyon Doları aşan inşaat yatırımı yaptı. 

Alınan dış borç betona gömüldü

[Haber görseli]

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2017 yılına ait “büyüme” istatistiklerini yayınladı. Milli gelirimizin 2017’de %7.4 ile yeni bir rekor kırdığını ve dünya ekonomisinin önemli başarı öykülerinden birisi olduğunu öğrendik. 
2017’nin “göz kamaştırıcı” büyüme olgusunun ardındaki etkenleri kamuoyundaki tartışmalardan biliyoruz: hanehalkı ve devletin tüketim harcamalarındaki hızlı artış; “net” ihracatın olumlu katkısı; sabit sermaye yatırım harcamalarındaki sıçrama, … Ancak bu değerlendirmeler daha çok milli geliri oluşturan parçaların incelenmesiyle sınırlı kaldığından, büyümenin niteliği ve yapısal kaynakları hakkında sağlıklı bir sonuca ulaşmamıza yeterli olmuyor. Bunun için, TÜİK’in veri eksikliklerine rağmen, daha derine inmemiz gerekiyor. 
Üstteki tabloda, küresel krizin olumsuz etkilerinin (görece) atlatıldığı ve AKP ekonomi yönetiminin artık “çıraklık” dönemini geride bırakarak, “ustalık” dönemine girdiğini ilan ettiği 2010 sonrasına ilişkin üç temel veri var. İlki Türkiye’nin dış borç stokuna ilişkin. İkinci sütunda “inşaat” sektörü katma değeri ve nihayetinde milli gelir rakamları ABD doları bazında sergileniyor. 
Türkiye’nin 2010 yılında dış borç stoku 291 milyar dolar iken, milli geliri 772 milyar dolar idi. İnşaat sektörü bu rakamın %6.2’sini oluşturmaktaydı ve dolar cinsinden hesaplandığında 47 milyar dolarlık bir katma değer üretmekteydi. 2010’lı yıllar boyunca Türkiye’de konut inşaatına dayalı bir yatırım ve büyüme stratejisini uygulamaya konuldu. Milli gelir, dolar kurundaki iniş çıkışlara da duyarlı olarak, 772 milyar dolardan 2017 sonunda 851 milyara yükseldi (toplam 78.6 milyar dolarlık artış). İnşaat sektörünün payı %8.6’ya değin yükseldi ve yarattığı katma değer 2017 sonunda 73.2 milyara ulaştı (birikimli olarak 26.1 milyar $). 
Yani söz konusu yedi yılda inşaat sektöründeki büyüme, milli gelirin toplam büyümesinin üçte birini kendi başına sağlamaktaydı. Dolayısıyla, her bir dolarlık milli gelirimizin üçte biri inşaat faaliyetiydi! 
Şimdi bu harcamaların kaynağına bakalım. Türkiye’nin 2010’da 291 milyar dolar olan dış borç stoku, 2017’nin üçüncü çeyreği sonunda 437 milyara ulaşmış. Bu rakama göre dış borçlarımızın yıllık ortalama artış hızı %5.8’e ulaşıyor. Halbuki dolar bazında milli gelirimizin yıllık artış hızı sadece yüzde 1.4!

İnşaat YUTTU

Yedi yılda milli gelirde toplam artış 78.6 milyar dolar iken, dış borçtaki artış bunun neredeyse iki katı, 146 milyar dolar.

  • Türkiye her bir dolarlık milli gelir üretirken, yaklaşık iki dolar dış borç üretmiş.

Bunun üçte birini de inşaata “yatırmış”. İnşaat yatırımlarının yedi yıllık toplamı 551 milyar doları buluyor.

  • Tam yarım trilyon dolarlık beton yatırımı yapılmış.

Bu rakamın inşaat yerine, eğitim, sağlık, sosyal altyapı ve araştırma geliştirmeye dayalı hizmet sektörlerine dönüştürülebileceği bir Türkiye’yi mevcut konjonktürde sadece tahayyül edebiliyoruz. Türkiye, yakın tarihimiz boyunca bu tür dış borçlanmaya dayalı büyüme senaryolarını sıkça izledi. 

  • Yurt içinde katma değer üretmek yerine, dış borçlanmaya dayalı ve ithalata bağımlı bu tür büyüme süreci her defasında dış ticaret açıkları, işsizlik ve yüksek enflasyon ile birlikte yaşandı.

“Bu sefer her şey değişik” diye geçiştirilen sorunlar her defasında sürdürülemez dengelerin yarattığı krizler ile son buldu.
======================================
Dostlar,

İşte bir AKP klasiği daha…

Prof. Erinç Yeldan, son derece önemli bir makro denge – dengesizlik sorununu işliyor.
Yazık oldu yarım trilyon dolar borca!
İstanbul’da depreme karşı binaların dönüşümü ne yazık ki 1999’dan bu yana 19 yılda tamamlanamadı!.

Ülkemizin taşını toprağını satan AKP iktidarı, TOKİ’yi bir kamu kurumu olarak asla elden çıkarmadı. Vahşi kapitalist bir ekonomide Devlet eliyle inşaatlar sürdürüldü. Çok rahat arsa sağlandı TOKİ’ye.. Yasal mevzuat desteği de. TOKİ sosyal konuttan giderek lüks konuta ve işyerleri, cami inşasına yöneldi. Yandaş yükleniciler zengin edildi. 1 milyona varan konut fazlası üretildi, satılamayıp TOKİ’nin elinde şişti! Konutta net arz fazlası yaratıldı!

Ancak öğrenci yurtları sorunu ülkemizde çözül(e)medi!?
Tarikatlar, cemaatlar, vakıflar, dernekler.. bu alandaydı çünkü.
Bu yurt yangınlarında masum çocuklarımız yandı!
Bu yurtlarda masum çocuklarımızın ırzına geçildi!
Durdurulamıyor da! Ciddi yatırım, bağlantılar, süren inşaatlar, stoklar, makine parkı ve inşaat işçileri.. Ne yapmalı?? Yurtdışı pazarlar ülkemizdeki aşkın kapasiteyi emecek düzeyde değil.
Bu gün frene bassanız, yıllar sonra etkili olacak..
Bir de inşaat sektöründe yaşanan İŞ CİNAYETLERİ var ödenen acı bedel kapsamında.
Bari deprem bölgelerinde yapı stokları tümüyle yenilenebilse!

Bunlar devr-i AKP’de yaşandı ve iktidar değişmedikçe ne acı ki sürecek!
Bir delinin kuyuya taş atması örneği!

Sevgi ve saygı ile. 10 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ege CANSEN : Müteahhitler zenginleşirken Mehmetler nasıl fakirleşir


Müteahhitler zenginleşirken Mehmetler nasıl fakirleşir
?

portresi

 

 

Ege CANSEN
SÖZCÜ,
2.11.14

 

Önce milli geliri tanımlamaya çalışalım.

Milli gelir, bir ülke vatandaşlarının yurt içinde ve dışında yarattığı katma değerlerin toplamıdır.

Dikkat edin. Milli gelir “satış hasılatları” toplamı değildir. Yani Türkiye’nin milli gelirinin
2 trilyon TL olduğu bir yılda, filanca holdingin toplam satış hasılatı 100 milyar TL ise,
o holding milli gelirin %5’ni yaratmış demek değildir. O holdingin milli gelire katkısı, ödediği ücret, kira, faiz ile elde ettiği kârın toplamıdır. Sıkça yapılan bu propagandayı yutmayın.

RANTLARLA ZENGİNLEŞME

Bir de “rant” denilen beşinci gelir türü daha vardır. Ama rant, (sözlük anlamı kiradır; çünkü ilişi mülkiyeti sayesinde elde edilir) muhasebe tablolarında bu isim altında
yer almaz. Çoğunlukla kayıt dışı olan bu gelir, eğer kayda alınmışsa, patronlar için kâr (müteşebbis geliri) aracılar için “komisyon” geliri olarak gözükür. Yandaş bir müteahhidin arsasına, emsaline göre fazla inşaat yapma izni verilir veya buna
göz yumulursa, o müteahhidin kârı artar. Artan miktar esasında “yaratıcı girişimciliğin” hakkı olan kâr değil, ranttır.

Rant da “milli geliri artırmayan kişisel gelir”dir.
Hiçbir şey yoktan var edilmediğine göre, rant da yoktan var edilmemiştir.

Rant bir hortumlamadır.

  • RANT, Hükümet veya belediyeler tarafından milletin yarattığı katma değerden, “usulüne uygun olarak” imtiyazlı kişilere aktarılan gelir veya servettir.

MİLLİ GELİR VE MİLLİ HARCAMA

Milli Gelir yukarıda tanımlanmıştı. Milli gelire o yılın “cari açık” miktarı eklenirse
“milli harcama” bulunur. Milli harcama yalnızca tüketim değildir, yatırım harcamaları da buna dahildir. Aynı cebirsel eşitlik “cari fazla” veren ülkeler için de geçerlidir.

  • Bir ülke “cari fazla” veriyorsa, o millet milli gelirinden az harcamıştır.

Vatandaşın milli gelirden anladığı da aslında milli harcamadır.
“Cari açıkla milli harcamaları artırmak” siyaseten doğru, iktisaden yanlıştır.

CARİ AÇIK DÜŞERKEN BÜYÜME

Bir ülkede, cari açık artarken de azalırken de milli gelir artabilir. Ancak, cari açık azalması, milli gelir artışından büyükse, milli harcamayı azaltır. Halk bundan hoşlanmaz. Mesela 2012 yılında, milli gelir 12 milyar $ artarken, cari açık 27 milyar $ azaldığı için milli harcama 15 milyar $ düşmüştür. Halk milli gelir azaldı sanmıştır.

Son söz: Borç zevk, ödemek acı verir.