‘Yeni Türkiye’den notlar

‘Yeni Türkiye’den notlar

Ergin Yıldızoğlu

Cumhuriyet, 09 Ekim 2018

 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Yeni Türkiye”nin, ekonomisinden ve siyasetinden gelen sinyaller, adeta, bir Çin bedduasının gerçekleşmesindeki gibi, “ilginç zamanlarda” yaşadığımızı doğruluyor. 

Enflasyon verileri krizin (artık diyebiliriz, çünkü Cumhurbaşkanı krizi fırsata çevirmekten söz etti) derinleşmekte olduğunu gösteriyor. Buna karşılık, krizin nasıl hangi modele dayanılarak yönetileceği hâlâ belirsiz. Cumhurbaşkanı “Biz bize yeteriz” dedikten sonra McKinsey ile yapılan anlaşmanın kaderi de artık belli değil. Siyasetin ufku da karanlık. Cumhurbaşkanı AKP’ye muhalefetin “vatan hainliği” olacağını; medyanın, demokrasinin işleyişi açısından gereksiz olduğunu savunuyor.

Kriz yönetimi 

Merkez Bankası, YTL’nin değer kaybetme eğilimine karşı döviz işlemlerinin yanı sıra faizleri de artırmıştı. YTL kısa bir toparlanmadan sonra yeniden gerilemeye başladı. Faiz artışının etkisini yitirdiği düşünülürken gelen enflasyon verileri, krizin sanılandan daha ağır olduğunu gösterdi. Üretici fiyatlarındaki enflasyonun, tüketici fiyatlarındaki enflasyonun iki katına yakınlaşması, enflasyonun artmaya devam edeceğini gösteriyor. Bunu ekonomik yavaşlamayla birleştirince, bir stagflasyon alanına girildiğini söylemek gerekiyor. Bu “alanda” para ve maliye politikalarının etkilerinin zayıfladığını düşünürsek, ilginç zamanların daha da ilginçleşmesini bekleyebiliriz.

Uluslararası koşullar da kriz yönetimine yardımı olacak gibi görünmüyor. Jeopolitik riskler bir yana, YTL dolar karşısında değer yitirirken, dünya ekonomisinde, dolar üzerinden oluşan petrol, doğalgaz fiyatları artıyor. Türkiye’nin enerji tedarikinde iki önemli kaynağı Rusya ve İran’dan yerel paralarla ithalat yapması söz konusu olsa bile, fiyatların dünya piyasalarında dolar üzerinden oluşan düzeyde şekillenmesi kaçınılmaz. YTL ile yapılacak dış ticareti karşılamak için YTL üretilirse bunun enflasyonist baskısının döviz işlemleri alanında elde edilecek avantajları yok edebileceğini de düşünmek gerekiyor. 

ABD Merkez Bankası faizleri artırdı; bu yıl bir kez daha artırması bekleniyor. Bu gelişmenin, dolarla borçlanmış yükselen piyasaların dış dengelerinde, Türkiye’nin de borçlanma kapasitesi üzerinde olumsuz etki yapması kaçınılmaz. 

AKP yönetimi, 15 yılı borçlanmaya dayanan bir ekonomik büyümeyle (Özel sektör ve hane halkı borçları, sırasıyla 10 kat ve 83 kat artmış) yalnızca erteleyerek değil, aynı zamanda inşaat sektöründeki aşırı büyümeyle, mega projelerle, bir rantiye ekonomisi üzerinde derinleştirerek geçirdi.

Buradan nereye?

Saray rejiminin izlediği toplumsal politikalara bakınca, “hayırlı bir yere doğru değil”… Geçen hafta, iki haberin gösterdiği gibi, kaynakların, siyasal İslamın rejim inşa etme sürecinde, AKP iktidarına “siyasi-kültürel sermaye” (Bourdieu) üretecek, ancak ekonomik olarak en iyi ifade ile anlamsız, ideolojik aygıtlara, kurumlara dağıtılmış olması krize yol açan dinamikleri daha da ağırlaştırdı. Örneğin 2017’de Diyanet İşleri’ne ayrılan 7.8 milyar YTL ile siyasal İslamın, dernek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık gibi taban örgütlerine aktarılan 3.7 milyarın toplamı, 2018 bütçesinde öngörülen savunma harcamalarının %19.3’üne, eğitime ayrılan kaynağın %11.4’üne, Sağlık Bakanlığı bütçesinin %28’ine karşılık geliyor. 

  • Stagflasyon içinde, “pastanın” küçülmesine paralel, siyasal İslamın tabanında, genel olarak halk arasında hoşnutsuzluğun artması kaçınılmaz.
  • Bu koşullarda Saray yönetiminin muhalefeti baskı altında tutmaya özellikle özen göstereceğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Bunun işaretlerini daha şimdiden, sosyal medyayı susturma çabalarında, Cumhurbaşkanı’nın en yakın danışmanlarının ifadelerinde görebiliyoruz.

Cumhurbaşkanı’nın “Allah korusun AK Parti’nin yıkılması, Türkiye için felaket olacaktır” sözleri, herkesin AKP’yi desteklemesi gerektiğini, desteklemeyenlerin Türkiye’nin yıkılmasından yana olduğunu söylüyor. 

“Halk varsa demokrasi var, yoksa yoktur. Medya ile falan demokrasi olmaz” ifadeleriyse, “ben bir kez seçildikten sonra, icraatımın demokrasi adına sorgulanmasını kabul edemem” anlamına geliyor. 

Siyasal baskı, fiyat denetimleri muhalefeti bir ölçüde bastırabilir, ama yeni kaynak yaratmaz.
Cumhurbaşkanı’nın, bunun ayırdında olan danışmanlarının birinin 

  • “Türkiye ekonomisindeki en önemli sorunlardan birinin tekelci-oligopol,rekabetten uzak yapılanmalar ve bunların çarpık fiyatlaması…” olarak saptaması,

siyasal İslamı destekleyen burjuvazisinin dışında kalan holding yapılarının elindeki kaynakların hedef alınacağını düşündürüyor.

Gerçekten ilginç zamanlarda yaşıyoruz…
===========================================
Dostlar,

Sayın Ergin Yıldızoğlu gerçekten “sıra dışı” makaleler yazarak ufkumuz açıyor ve Türkiye’ye yol gösteriyor. O’nu dikkatle izlemek gerek. Özellikle Saray danışmanlarının, ekonomiden sorumlu olanların..

Sn. Yıldızoğlu bu seçkin makalesini “Gerçekten ilginç zamanlarda yaşıyoruz…” tümcesiyle bağlamış. Tümcedeki “ilginç” sözcüğünün gerçekte “çooook zor” olması belki daha uygun. Çünkü AKP = Erdoğan, akıl almaz biçimde, demokrasinin temel kuramını bir yana iterek  medyayı dışlamakla kalmadı; bir de “moderniteye- modernliğe” karşı çıktı geçen hafta!

Cami cemaatının sayıca azaldığını ve yaşlandığını belirtti ve bunu “moderniteye- modernliğe” bağladı; reddetti ve buyruğunu da net olarak verdi :

  • Daha çok cami merkezli – odaklı bir yaşam…

16 yıldır baştan ayağa yeşile boyanan, İslamileştirilen, laik – seküler yapı ve dokunun çok ağır biçimde zedelendiği ve içinin boşaltıldığı yetmiyormuş gibi…

4 bin imam – hatip okulu ve birkaç milyona varan mezunu yetmiyormuş gibi..

Tüm akıl – hukuk ve insanlık zorlamalara karşın bu yıl bu okullar doldurulamadı..

Çünkü dayatma zamanın ruhuna aykırı..

Bir saptama daha yapmak gerek hatta zorunlu :

Köşeye sıkışma ve çaresizliği algılama çoook daha tehlikeli – irrasyonel davranışlara sürüklemesin dileriz iktidarı..

  • AKP = Erdoğan zamanın yeldeğirmenlerine saldırmıyor mu sizce??
  • Aman sağduyu, aman akl-ı selim, aman teenni, aman bizzat Erdoğan’ın Türkiye’den istediği gibi “sabır”… En küçük yanlışı kaldıracak yedek gücümüz yok; bu sakın ama sakın unutulmasın..

Sevgi ve saygı ile. 10 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Dünya Bankası’ndan çarpıcı Türkiye saptamaları

Dünya Bankası’ndan
çarpıcı Türkiye saptamaları

(AS: Bizim oldukça kapsamlı katkımız haberin altındadır..)
Dünya Bankası (WB), ‘Türkiye Düzenli Ekonomi Notu’nda önümüzdeki günlerde yeni zamların başlayacağı, alım gücünün düşeceği ve şirketlerin kurlar yüzünden sıkıntıya düşeceğini belirtti. WB bunlarla birlikte Türkiye için 5 kritik uyarıda daha bulundu.

Dünya Bankası, ‘Türkiye Düzenli Ekonomi Notu’ Şubat 2017 sayısını yayımladı. Banka, turizm gelirlerinin azalması ve başarısız darbe girişiminin tüketici ve reel sektör güvenini düşürmesi nedeniyle Türkiye’nin büyüme hızının yavaşladığını belirtirken, Türkiye’nin 2016 yılı büyüme kestirimini %2.5’ten % 2.1’e, 2017 yılı büyüme kestirimini de %3’ten % 2.7’ye düşürdü.

Raporda, artan üretim maliyetlerinin yeni zamlara yol açacağını göstermesi açısından endişe verici olduğu, dövizdeki şok artışın da fiyatlara bu yılın ilk çeyreğinden başlayarak zam olarak yansıyacağı uyarıları yapılırken, hem TL’nin değer yitirmesi hem de zamlar nedeniyle halkın satın alma gücünün azalacağı ifade edildi. Raporda, dövizdeki artışın özellikle net döviz borcu olan şirketlerin hem mali yapılarının zayıflamasına hem de yatırımlarını kısmalarına
neden olduğu belirtilirken, bu durumdan bankaların da dolaylı olarak olumsuz etkileneceğine işaret edildi. (SÖZCÜ, 03.02.2017)

MERKEZ BANKASI TATMİN ETMEDİ

Rapordaki, “Bazı sanayi şirketleri bir yandan satışlarının düşmesi öbür yandan net döviz borçları nedeniyle dövizdeki artışa dayanma konusunda güçlükler yaşıyor” ifadesi ise, şirket iflaslarına ilişkin uyarı olarak algılandı. Dünya Bankası, döviz kurundaki tırmanışı durdurmak için faizleri artırmak yerine iç piyasaya verdiği TL’yi kısma yoluna giden Merkez Bankası’nın beklentileri tatmin etmediğini belirtti. Bu yöntemin piyasada dövizin yanı sıra finansman sorununu da tetikleyerek şirketleri daha da zor durumda bırakabileceği uyarısını yapan banka, Merkez’in bu yıl faizleri önemli ölçüde artıracağı kestiriminde bulundu.

Raporda ayrıca, yurt dışından kredi girişinin azalması nedeniyle banka kredilerinde azalma yaşanabileceği uyarısı da yapıldı.

İŞTE KORKUTAN UYARILAR

– Dövizdeki artış önümüzdeki günlerde fiyatlara yansıyacak
– Fiyat artışları halkın satın alma gücünü erozyona uğratabilir.
– Olumsuz havalar hasada zarar verip gıda fiyatlarını artırabilir.
– Artan kur, şirketler için doğrudan bankalar için dolaylı riskler yaratabilir.
– Bazı şirketler satışların düşmesi ve döviz borçları nedeniyle güçlükler yaşıyor.
– Dış kredilerin azalması içeride kredi artışını sınırlayabilir.
– Merkez’in faizleri önemli ölçüde artırma ihtimali var.
– Güvenlik endişeleri turist ziyaretlerini sınırlamaya devam edebilir.
=======================================
Dostlar,

Merkez Bankası bu gün Ocak 2017 enflasyonunu ve 2016 yılı ÜFE ve TÜFE verilerini açıkladı.
İlki % 2,46! Enflasyon yeni yılın ilk ayında yüksek çıktı.
Dikkat buyurulsun, 1 aylık enflasyon %2,46!.. Böyle giderse 12 ay sonunda %30 enflasyon demektir ki hiperenflasyon anlamındadır, tam bir felakettir.
Ayrıca halkın alımgücünün belirgin düşmesi ile birlikte “durgunluk” da beklenebilir ki;
böyle olması “stagflasyon” demektir; durgunluk içinde enflasyon..

TÜFE 2017 Ocak ayında %2,46 ile beklentilerin çok üzerinde. Ekonomistler TÜFE’de %1,78 artış bekliyordu. Enflasyon aylık olarak Ekim 2011’den beri en yüksek artışı gösterdi.
Yıllık TÜFE %9,22’ye yükselerek son bir yılın zirvesine çıktı.
Yurtiçi ÜFE de Ocakta %3,98, yıllık ölçekte %13,69 olarak gerçekleşti.
ÜFE (üretici fiyatları endeksi) büyümesi TÜFE’den yüksek; bunun da anlamı, üretim maliyetleri artıyor, bu mal ve hizmetlere yansıyacak : Zamlar!…
ÜFE ve TÜFE ortalamasını alırsak (13,69 + 9,22) /2 =%11,46 rakamı, 2016’nın yıl sonu
resmi enflasyon düzeyidir. Yaşamın gerçeği kaçtır acaba??
Ancak memur ve işçilerin aylıklarında 2016 içinde bu düzeyde artış yapılmamıştır.
2017 enflasyonunu MB şimdiden %6,5’ten %8’e, gıda enflasyonun ise %9’a yükseltmiştir.
Oysa memura Ocak 2017’de %3, işçiye ise 2017’nin tümü için %8 zam verilmiştir.
Üstelik iktidar TÜİK’e baskı yaparak hem ulusal gelir (GSMH) hesap yöntemini değiştirtip toplam geliri ve kişi başına düşen geliri gerçekte olduğundan çok yüksek göstermiştir..
Tam bir Devekuşu tavrı diye bu bilim dışı, siyaset etiğine uymayan ve halkı kendince aldatmaya kalkan davranışı kınamıştık sitemizde.

OCAKTA EN ÇOK GIDA FİYATLARI ARTTI

TÜFE’de aylık en yüksek artış %6,37 ile gıda ve alkolsüz içeceklerde görüldü.
Endekste yer alan gruplardan sağlıkta % 4,66, çeşitli mal ve hizmetlerde %4,25, ulaştırmada %3,24 ve eğlence ve kültürde %2,39 artış gerçekleşti. Aylık ölçekte düşüş gösteren tek grup %6,99 ile giyim ve ayakkabı oldu.
Buna karşın, yoz siyaset kurumunun oyuncağı olan / yapılan TÜİK, enflasyon hızı hesaplamasında gıda sepetinin ağırlığını azaltarak gerçek enflasyonu olduğundan düşük göstermeye çabalıyor. Ulusal ve dolayısıyla kişi başına gelir hesabında oynanmasına ek!

AKP – RTE tam bir panik içinde..
Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.. Halkoylamasını geçirene dek tam seferberlikteler.
Son rüşvet, KDV ve ÖTV oranlarının beyaz eşya, konut gibi kimi kalemlerde azaltılması.
Çoğu 2 aylık geçici indirimin Bütçeye vergi yitiği maliyeti yaklaşık 1 milyar TL..
Salt halk oylamasının kamuya maliyeti ise 190 milyon TL..

Öte yandan yine bu gün Erdoğan Mersin’de

  • “şehir hastanesini” = sağlıkta talan-soygun kurumunu

açarken konuşmasında 2023’te Dünyada ilk 10 ekonomi içine girmeyi hedeflediklerini söyledi bir kez daha.. Yıllardır bu masalı anlatıyorlar ancak yıllardır bir serap gibi o hedeften uzaklaşıyor ülkemiz ne yazık ki.. İlkokul düzeyinde matematik bilenler bile bu hedefin
her bakımdan olanaksız olduğunu görür. Bu hesabı kezlerce yazdık bu sitede..
(TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?http://ahmetsaltik.net/2015/11/06/top-10-biggest-economies-in-the-world-2013/)
(Şehir hastaneleri talanı – soygunu hakkında yazılan 5 makalemiz için lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2017/01/15/isparta-sehir-hastanesi-aciliyor/ 
Şehir Hastaneleri’nde Skandal İtiraf
– SAĞLIKTA KAMU-ÖZEL ORTAKLIĞI VE ŞEHİR HASTANELERİ
Şehir Hastaneleri İçin “Yargı Engelini Aşma Yasası” Çıkarılıyor
http://ahmetsaltik.net/2017/01/27/sehir-hastanelerinin-yuksek-maliyeti-gizleniyor/

*****
2023 hayalinin = kandırmacasının 4-5 yıl önce matematiksel olanaksızlığı hesaplayarak gösterdik. Aradan geçen 4-5 yılda yerini almayı hedeflediğimiz 10. sıradaki Hindistan gitti,
5. sıraya yükseldi.. Ulusal geliri 3 trilyon dolara koşarak İngiltere’yi geçti..

Bütün varsayım halkın az eğitimli oluşu, siyasetçiye inanma iyiniyeti ya da inadı!?
Bunları çirkin siyasetçiler sonuna dek kullanarak halkın umutlarını yıllardır çalıyor..

Dünya Bankası Türkiye’nin 2016 büyüme kestirimini %2.5’ten % 2.1’e, 2017 büyüme kestirimini de %3’ten % 2.7’ye düşürdü. Buna göre, yıllık %1,35 olan akıl dışı biçimde kışkırtılmış nüfus artış hızını düşersek 2016’da gerçekte %0.75 büyüdük! 2017’da net olarak %1,15 büyüyebileceğimiz umuluyor. Bu komik “büyüme” (!?) hızlarıyla hiçbir yere varılmaz..
Örneğin İŞSİZLİK SORUNU KESİNLİKLE ÇÖ-ZÜ-LE-MEZ!
Hele hele % 13,5 gibi anormal bir nüfus artış hızı ile her yıl en az 1 milyon yersiz – gereksiz nüfus artış hızı teşvik edilirse..
1 milyon kişiye iş yaratmak, en az 50 milyar Dolar yatırım gerektiriyor..
Bunun yapılamadığı hem yatırım rakamlarından belli, hem de artan resmi işsizlik oranından!

  • Bu akıl dışı kasıtlı politika kalabalık – niteliksiz bir sürü yaratır başka hiçbir şey değil!

Çare nedir?? Çare HALKI AYDINLATMAKTIR!
Durmadan, yılmadan, gerçekleri aktarmaktır.. Her olanağı kullanarak…
O zaman çirkin siyasetçi halkı aldatarak iğrenç siyaset oyunlarını kullanamayacak..
Siyaset kurumu halkın – ülkenin gönencini artırmak, barış ve güveni, adaleti sağlamak.. için kullanılacak.. Elbet o günler de gelecek. İnsanlık onuru hep ama hep yengin (galip) olacak.

Son bir not düşelim : 1923-38 arası en zor yıllarda 15 yıllık ekonomik büyüme toplamda %98, yani ülke ekonomisi Atatürk yönetiminde yokluklar içinde, Sevr – Lozan borçlarını ödeyerek,
2. dünya savaşı yaklaşırken ortalama %6,6 büyüme hızı sağlamış, enflasyonu ise 15 yıllık toplam (dikkat 15 yıllık toplam!) % 2,2’de tutmuşlardır. AKP – RTE yönetiminde salt Ocak 2017 ayı enflasyonu %2,46! Batılılar bu inanılmaz başarıya ATATÜRK’ün EKONOMİ MUCİZESİ demişlerdi..

AKP – RTE’nin 15 yılda yaptıklarına ne demeli??
Adını koyamıyoruz ki; sansür var, baskı var, hemen hakaret davası açılması var, demokratik hiçbir ülkede görülmeyen “hemencecik cumhurbaşkanına hakaret etmiş olma” hatta “örgüt üyesi olma” suçlaması var… Üstelik iddianame bile hazırlanıp mahkemece kabul edilip yargılanmadan aylarca hapse atılmak var! Cumhuriyet‘in yazar – çizerleri 3 ayı aşkı süredir hapiste ve daha savcı idddianamesi yok; yani neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar…
Gazetenin genel yayın yönetmeni Can Dündar aylardır yurt dışında sürgünde!

Böylesi bir rejime dünyada ne ad koyarlar?? Apaçık ve çıplak, çırılçıplak FAŞİZM!
Keyfi OHAL sürdürülüyor ve ülke halkoylamasına sürükleniyor bu koşullarda.
Başbakan, devlet dairelerinde çalışanların ve yurttaşların içinde “hayır” geçen sözcüklerle selamlaşıp bunları kullanmasını bile yasaklayan genelge yayımlayabiliyor panik içinde!

Türkiye tam anlamıyla aklını – sağduyusunu yitirmiş bir sosyal şizofreniye sürükleniyor..
İvedi ve vazgeçilmez ilk çözüm adımı, Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliğini iptal etmezse,

HALKOYLAMASINDA “HAYIR” demek... başka hiçbir yakın çözüm ufukta yok!

Sevgi ve saygı ile.
03 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com